Re: [TÜRKİYE:17403] Turkiye-icin-el-ele@googlegroups.com adlı grubun özeti - 25 Konu konuda 25 İleti ileti

62 views
Skip to first unread message

Necati Çavdar

unread,
Jun 7, 2013, 8:50:41 AM6/7/13
to Turkiye-i...@googlegroups.com



5 Haziran 2013 22:06 tarihinde <Turkiye-i...@googlegroups.com> yazdı:

Grup: http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/topics

    "M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com> Jun 05 09:26PM +0300  

    Firavunları kim yarattı?
     
    *04 Haziran 2013, 12:51*
     
    [image: Firavunları kim yarattı?]
     
    *Yaşar Nuri Öztürk
    in...@yasarnuri.com*
     
    *
    *
     
    *Firavun sözcüğü, büyük harfle yazıldığında eski Mısır'ın ünlü krallarını,
    küçük harfle yazıldığında tüm zorbaları, tüm diktatörleri ifade eder. *
     
    *Kur'an, firavun sözcüğünü bu iki anlamda da kullanır. *
     
    *
    *
     
    *İkinci anlamda 'tâğut' sözcüğü de kullanılır ki, o da azmış diktatör,
    kendini ilahlaştıran zorba demektir. *
     
    *
    *
     
    *Hz. Peygamber bu anlamda olmak üzere, 'meliki adûd' (azmış krallar)
    tabirini kullanmış ve kendisinden otuz yıl sonra gelmeye başlayacak
    'halife' unvanlı zorbaları bu tabirle nitelemiştir. *
     
    *
    *
     
    ***Bu demektir ki, Emevî zorbalığının kurucusu olan Muaviye ile başlayıp
    Müdafaai Hukuk devrimiyle yıkılan halife saltanatları dönemi baştan başa
    bir meliki adûdlar dönemidir. *
     
    *
    *
     
    *Haçlı emperyalizmle onun dincilik adına uşaklığını yapanların meliki
    adûdlar saltanatını tarihe gömen Müdafaai Hukuk zihniyetiyle o zihniyetin
    başbuğu olan Atatürk'e düşmanlığı boşuna değildir.
     
    Kur'an'a göre, firavunları üretenler, zulme, diktatörlüğe tepkisiz kalarak
    zalimlere uşaklık edenlerdir. *
     
    *
    *
     
    ***Hz. Peygamber, din adamlarının sözlerini dokunulmaz-eleştirilmez
    kılanların da onları rableştirdiğini yani ilah-kral haline getirdiğini
    söylemiştir. Buradan bakıldığında, genelde dinler tarihinin, özel olarak da
    İslam tarihinin bir 'rableştirilmiş zorbalar tarihi' olduğu rahatlıkla
    görülecektir.
     
    İslam tarihinde zulme isyanın öncü isimlerinden biri olan İmamı Âzam (ölm.
    150/767) , Müslüman ümmetin firavun yaratan zihniyeti sona erdirmesini,
    İslam imanının temel icabı olarak görmekteydi.*
     
    *
    *
     
    ***Şehit imama göre, diktacı yönetime isyan yoksa hiçbir ibadet bir anlam
    taşımayacaktır. Ve hiçbir zalim, kendisine sessiz kalan bir kitlenin
    dolaylı desteği olmadan yaşayamaz.
     
    Kur'an'dan öğreniyoruz ki, mazlum bildiğimiz birçok halk aslında pasif
    zalim oldukları için ezilip horlanmıştır. *
     
    *
    *
     
    *Mazlum gerçek mazlumsa zalimin uzun süre egemen olması söz konusu
    değildir. *
     
    *
    *
     
    *Zulüm, din veya dinsizlik adı altında uzun süre devam ediyorsa bunun
    sebebi zalimlere uşaklığı hüner sanan bir halkın, en azından bir
    satılmışlar ekibinin varlığıdır. *
     
    *
    *
     
    *Bu ekip, 'pasif zalimler ekibi'dir. Pasif zalimlik; zulme başkaldırması
    gerekirken, küçük çıkarlar yü-zünden zalimlere karşı sessiz kalan, böylece
    onlara dolaylı destek veren kişi ve toplumların sıfatıdır. *
     
    *
    *
     
    *Kur'an'ın bu noktadaki tezi şudur:*
     
    *
    *
     
    *Aktif zalimlerin birçoğunu, pasif zalimler, yani zulme bir biçimde uşaklık
    edenler yaratmıştır.
     
    Kur'an'ın bu anlamda devrim yaratan tespiti Zühruf suresinin 54-56.
    ayetlerinde verilmiştir. *
     
    *
    *
     
    *(**İşte toplumunu böyle küçümsedi**, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü
    onlar yoldan sapmış bir toplum idiler**.** Onlar bizi bu şekilde
    öfkelendirince, biz de onlardan öç aldık; hepsini suya gömüverdik. Onları,
    sonra gelecekler için eski bir örnek yaptık. 43 / ZUHRUF / 54- 56. ayet
    meali - MKA)*
     
    *
    *
     
    *Ne var ki, geleneksel tefsirlerin büyük kısmı, Arabizmin İslam'a ve
    Müslümanlara egemen olduğu dönemlerde yazıldığı için anılan ayetlerin
    mesajını bütün açıklığıyla ortaya konamadı. Bu mesajı ortaya koymak, ölüm
    fermanını imzalamakla eş anlamlıydı. Nitekim fetvalarıyla bu ayetlerin
    mesajını hayata geçirmeye kalkan İmamı Âzam Ebu Hanîfe, bunun faturasını
    hayatıyla ödemiştir.*
     
    *
    *
     
    *Bu ayetlerin devrim niteliğindeki mesajı üzerinde hakkıyla konuşmak için
    dinin saltanat aracı olmaktan çıkarılmış olması gerekir. Aksi halde, o
    mesajı telaffuz eden, o coğrafyadaki yönetimlere isyan etmiş sayılır. *
     
    *
    *
     
    *Hem o mesajı açıklamak hem de isyan etmiş sayılmamak ancak laik bir
    sistemin egemen olduğu ülkede mümkündür. *
     
    *
    *
     
    *Saltanat dincisi firavun yamakları, bunu bildikleri için, temel
    uğraşlarının başına, laiklikle mücadeleyi koymuşlardır.
     
    Firavunları yaratan halkların uşaklık psikolojilerini deşifre edip bu
    psikolojinin Allah'ı nasıl öfkelendirdiğini, pasif zalimlerden intikam alma
    kararına nasıl vardırdığını ifade eden Zühruf 54-56. ayetler, emperyalizmin
    hapishanesine dönüştürülmüş ibadethanelere, mescitlere hapsolmayı din sanan
    bir kitlenin Allah tarafından Allah'ın düşmanı gibi algılandığını
    göstermektedir. *
     
    *
    *
     
    ***Unutmayalım, Kur'an, iki tür namazdan söz etmektedir:
     
    1. İnsanı Allah'a yaklaştıran, rahmet vesilesi namaz,
     
    2. İnsanı Allah'ın düşmanı haline getiren lanet vesilesi namaz. (Mâûn
    suresi, 4-7)
     
    Kur'an'a saygımız varsa bu namazların ikisini de gündem yapmalıyız. Birini
    sakladığımızda biz de Kur'an'ın lanetine çarpılırız. *
     
    *Çünkü bu iki namazın biri saklandığında namazın gerçek anlamını kavramamız
    mümkün olmaktan çıkar ve saltanat dincisi firavunlarla onlara uşaklık
    edenler kitleyi mahveder. *
     
    *
    *
     
    ***İslam tarihi, bu kahırlı kaderin yarattığı tablolarla doludur.*
     
     
    **
    http://www.sanalbasin.com/goster/23864/?href=http://www.yurtgazetesi.com.tr
     
    *
    *
     
    *DİP NOT:*
     
     
     
    *Referansınız (başvuru kaynağınız) "İslam" ise; **Doğruyu bulacağınız,
    Doğru Kitap Kuran'dır.*
     
     
    *Konularına Göre Kuran Mesajı derlemesi, Ana dilimizde** **"Doğru Bilgi Ana
    Kaynağı" nın kullanılmasına imkan ve katkı sağlayabilmek amaç ve niyetiyle,
    Kuran'ın ışığında bir kısım "Kitap" bilgisini, yorumsuz olarak doğrudan
    Kuran ayetleriyle, zandan azade, aklını ve gönlünü işleten "Nasip
    Sahipleriyle" paylaşabilmek için yapılmıştır.*
     
    * *
     
    *Allah Kelamın algılanıp anlaşılmasında , gerçeğe ulaştıran yollardan bir
    yol, hakikate açılan kapılardan bir kapı olması umulmaktadır.*
     
     
     
    *RESUL KUR'AN'IN TEBLİĞİ olan on E- Kitap ve Kuran Işığında Yorumlar E-
    Kitabı ile "HASENAT 4.0 KUR'AN ARAŞTIRMA PROGRAMIN" dan oluşan***
     
    * *
     
    *"KONULARINA GÖRE KURAN MESAJI" nı,*
     
    * *
     
    *bilgisayarınıza indirmek ve arşivlemek istiyorsanız:*
     
     
     
    *Yenilenen ve güncellenen aşağıdaki linki tıklayınız. 30 saniye geri
    sayımı takiben gözükecek "download" yazılı kutucuğu da tıklayınız. (Reklamları
    ve başka kutucukları tıklamayın) *
     
    *Ve yaklaşık bir dakika sonra bilgisayarınıza indirmiş olacağınız dosyanın
    içindeki "önce beni oku" belgesine bakıp, istediğinizi yapınız: *
     
    *
    *
     
    http://s3.dosya.tc/server5/qlFSIk/KONULARINAGOREKURANMESAJ_-MKA.rar.html
     
     
     
     
     
    *BU LİNK ÇALIŞMADIĞINDA İNDİRME YAPILABİLECEK UYGUN LİNK VE KONULARINA
    GÖRE KURAN MESAJI HAKKINDA ÖZET BİLGİ, AŞAĞIDAKİ YAZIDA MEVCUTTUR:*
     
     
     
    http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=5747
     
     
    * *
     
    *Allah'ın Selam, Rahmet ve Bereketi ile Mağfiret ve Hidayeti, Dileyenin
    üzerine olsun.*
     
    * *
     
    *"**Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir
    şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır.**Allah her şeye, herkese
    gıda ulaştırır, Mukît'tir."* 4. sure (NİSA) 85. ayet
     
     
     
     
    MİRAÇ KANDİLİNİZ KUTLU VE HAYIRLARA VESİLE OLSUN
     
     
     
    --
    Selam...
    T.C. / M. Kemal Adal

     

    Abdullah Mustafa <abdullah...@gmail.com> Jun 05 07:42PM +0300  

    Toplumsal düzen ve hukuk - 109
     
     
    B. Hukuk - 52
     
     
     
     
    3. Özel hukuk - 7 a)Evlenme ve Boşanma (Nikâh-Talak) -7
     
     
    (2) Evlilik - 3 (a) Evlilik, Genel- 3
     
    Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah, insanların
    bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol
    harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah'ın kendilerini
    koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve
    iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları
    yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın / bulundukları
    yerden başka yere gönderin! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık
    onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca
    büyüktür. Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından endişe ederseniz, bir
    hakem erkek tarafından, bir hakem de kadın tarafından gönderin. Bunlar,
    barıştırmak isterlerse Allah, kadınla erkeğin aralarını düzeltmede onları
    başarılı kılacaktır. Allah Alîm'dir, her şeyi bilir; Habîr'dir, her şeyden
    haberdardır. 4. sure (NİSA) 34-35. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)
     
     
    Senden kadınlar hakkında fetva soruyorlar. De ki: "Onlar hakkında fetvayı
    size Allah veriyor." Yazılmış hakları olanı kendilerine vermeyip de
    kendileriyle nikâhlanmak istediğiniz kadınların yetimleri hakkında, ezilip
    horlanan çocuklar hakkında, yetimler için adaleti yerine getirmeniz
    hakkında. Kitap'ta olup da yüzünüze karşı okunan şeyler var. Hayır olarak
    yaptığınız her şeyi Allah, hakkıyla bilmektedir. Eğer bir kadın kocasının
    sadakatsizliğinden, yahut kendisine sırt çevirmesinden endişe ederse
    aralarını bir barış girişimiyle düzeltmelerinde kendileri için bir sakınca
    yoktur. Ve barış hep hayırdır. Nefisler, cimrilik ve doymazlığa hazır hale
    getirilmiştir. Güzel davranır, sakınıp korunursanız Allah, yapmakta
    olduklarınızdan haberdar olacaktır. Tutkunluk derecesinde isteseniz de
    kadınlar arasında adaleti sağlamaya asla güç yetiremezsiniz. O halde tam
    bir eğilimle bir yana yönelip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Barışı
    esas alıp sakınırsanız, Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır. Eğer
    ayrılırlarsa Allah, geniş nimetinden her birini zenginleştirir. Allah
    Vâsi'dir, genişler ve genişletir; Hakîm'dir, hikmeti sınırsızdır. 4. sure
    (NİSA) 127-130. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)
     
    *Bitmedi nasipse devam edecek.*
     
    *DİP NOT:*
     
     
     
    *Referansınız (başvuru kaynağınız) "İslam" ise; **Doğruyu bulacağınız,
    Doğru Kitap Kuran'dır.*
     
     
    *Konularına Göre Kuran Mesajı derlemesi, Ana dilimizde** **"Doğru Bilgi Ana
    Kaynağı" nın kullanılmasına imkan ve katkı sağlayabilmek amaç ve niyetiyle,
    Kuran'ın ışığında bir kısım "Kitap" bilgisini, yorumsuz olarak doğrudan
    Kuran ayetleriyle, zandan azade, aklını ve gönlünü işleten "Nasip
    Sahipleriyle" paylaşabilmek için yapılmıştır.*
     
    * *
     
    *Allah Kelamın algılanıp anlaşılmasında , gerçeğe ulaştıran yollardan bir
    yol, hakikate açılan kapılardan bir kapı olması umulmaktadır.*
     
     
     
    *RESUL KUR'AN'IN TEBLİĞİ olan on E- Kitap ve Kuran Işığında Yorumlar E-
    Kitabı ile "HASENAT 4.0 KUR'AN ARAŞTIRMA PROGRAMIN" dan oluşan***
     
    * *
     
    *"KONULARINA GÖRE KURAN MESAJI" nı,*
     
    * *
     
    *bilgisayarınıza indirmek ve arşivlemek istiyorsanız:*
     
     
     
    *Yenilenen ve güncellenen aşağıdaki linki tıklayınız. 30 saniye geri
    sayımı takiben gözükecek "download" yazılı kutucuğu da tıklayınız. (Reklamları
    ve başka kutucukları tıklamayın) *
     
    *Ve yaklaşık bir dakika sonra bilgisayarınıza indirmiş olacağınız dosyanın
    içindeki "önce beni oku" belgesine bakıp, istediğinizi yapınız: *
     
    *
    *
     
    http://s3.dosya.tc/server5/qlFSIk/KONULARINAGOREKURANMESAJ_-MKA.rar.html
     
     
     
     
     
    *BU LİNK ÇALIŞMADIĞINDA İNDİRME YAPILABİLECEK UYGUN LİNK VE KONULARINA
    GÖRE KURAN MESAJI HAKKINDA ÖZET BİLGİ, AŞAĞIDAKİ YAZIDA MEVCUTTUR:*
     
     
     
    http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=5747
     
     
    * *
     
    *Allah'ın Selam, Rahmet ve Bereketi ile Mağfiret ve Hidayeti, Dileyenin
    üzerine olsun.*
     
    * *
     
    *"**Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir
    şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır.**Allah her şeye, herkese
    gıda ulaştırır, Mukît'tir."* 4. sure (NİSA) 85. ayet
     
     
     
     
    MİRAÇ KANDİLİNİZ KUTLU BE HAYIRLARA VESİLE OLSUN
    --
    Selam ...
    Abdullah Mustafa

     

    "TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ" <toplumsaldu...@gmail.com> Jun 05 07:24PM +0300  

    *"Ne mutlu TÜRK'ÜM" diyenler, *
    *diyemeyenler, her kesim ve herkesin, *
    *"adalet, emniyet, huzur, güven, karşılıklı saygı, anlayış ve barış" içinde
    "iyi insan ve iyi vatandaş formunda" yaşadıkları; *
    *yönetme / yönetilme sorunu olmayan; *
    *Adalet Ahlâkı, Evrensel Hukuk ve Demokrasi ile "Namuslu, Dürüst, Onurlu,
    Sorumlu ve Demokrat" İNSAN'larca yönetilen; *
    *Zengin, ÖZGÜR, güçlü, TAM BAĞIMSIZ ve mutlu,*
    *"bir Türkiye" dileğiyle; *
    *"MİRAÇ Kandili'niz" hayırlı, kutlu ve mübarek olsun... *

     

    "Mustafa Nevruz Sınacı" <mustafane...@gmail.com> Jun 05 07:05PM +0300  

    *"Ne mutlu TÜRK'ÜM" diyenler, *
    *diyemeyenler, her kesim ve herkesin, *
    *"adalet, emniyet, huzur, güven, karşılıklı saygı, anlayış ve barış" içinde
    "iyi insan ve iyi vatandaş formunda" yaşadıkları; *
    *yönetme / yönetilme sorunu olmayan; *
    *Adalet Ahlâkı, Evrensel Hukuk ve Demokrasi ile "Namuslu, Dürüst, Onurlu,
    Sorumlu ve Demokrat" İNSAN'larca yönetilen; *
    *Zengin, ÖZGÜR, güçlü, TAM BAĞIMSIZ ve mutlu,*
    *"bir Türkiye" dileğiyle; *
    *"MİRAÇ Kandili'niz" hayırlı, kutlu ve mübarek olsun...
    *
    *Mustafa Nevruz SINACI*
     
     
    --
    *______________________________________________
    Mustafa Nevruz SINACI*
    *Siyaset Bilimci-Hukukçu, Araştırmacı-Yazar*
    *e.mail (özel)*, gercek....@hotmail.com
    *Yazışma Adresi*: *P.K. 118 [06 442] Yenişehir-ANKARA*
    *WEB* ::: http://www.mustafanevruzsinaci.blogspot.com

     

    Mustafa Nevruz SINACI <gercek....@hotmail.com> Jun 05 02:38PM  

    "Ne mutlu TÜRK'ÜM" diyenler, diyemeyenler, her kesim ve herkesin, "adalet, emniyet, huzur, güven, karşılıklı saygı, anlayış ve barış" içinde "iyi insan ve iyi vatandaş formunda" yaşadıkları; yönetme / yönetilme sorunu olmayan; Adalet Ahlâkı, Evrensel Hukuk ve Demokrasi ile "Namuslu, Dürüst, Onurlu, Sorumlu ve Demokrat" İNSAN'larca yönetilen; Zengin, ÖZGÜR, güçlü, TAM BAĞIMSIZ ve mutlu,"bir Türkiye" dileğiyle; "MİRAÇ Kandili'niz" hayırlı, kutlu ve mübarek olsun... Mustafa Nevruz SINACI

     

    "KERİM ÖZBEKLER" <kerimoz...@gmail.com> Jun 05 05:41PM +0300  

    ARAŞTIRMACI YAZAR OĞUZ ÇETİNOĞLU İSTANBUL'DA ''TÜRKLER NASIL VE NİÇİN
    MÜSLÜMAN OLDU ?'' KONUSUNDA 1 KONUŞMA
    YAPACAK...<http://kerimozbekler34.blogspot.com/2013/06/arastirmaci-yazar-oguz-cetinoglu.html>
     
    ARAŞTIRMACI YAZAR OĞUZ ÇETİNOĞLU İSTANBUL'DA ''TÜRKLER NASIL VE NİÇİN
    MÜSLÜMAN OLDU ?'' KONUSUNDA 1 KONUŞMA YAPACAK...
     
    KERİM ÖZBEKLER
    GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
     
    9 HAZİRAN 2013 PAZAR GÜNÜ, SAAT.10.00-12.15 ARASINDA;HOCA AHMET YESEVİ
    VAKFI-KÜÇÜK AYASOFYA CADDESİ, KÜÇÜKAYASOFYA CAMİİ YANI SULTANAHMET-İSTANBUL
    ADRESİNDE 15 GÜNDE 1 YAPILAN KAHVALTILI YESEVİ TOPLANTILARININ 77.NCİSİ
    YAPILACAKTIR, MUSTAFA ÖZKURT'UN İKRAM SAHİBİ OLDUĞU TOPLANTI SIRASINDA
    ARAŞTIRMACI-YAZAR OĞUZ ÇETİNOĞLU ''TÜRKLER NASIL VE NİÇİN MÜSLÜMAN OLDU?''
    KONUSUNU İŞLEYECEKTİR. İLGİLENENLERE, ÖNEMLE DUYURULUR.
     
    NOT.SİZ DE BULUNDUĞUNUZ İL-İLÇE-KASABA VE KÖY'DE BU TÜR TOPLANTILAR
    DÜZENLEYEBİLİRSİNİZ...
    Bunu E-postayla
    Gönder<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=6102225020295903356&target=email>
    BlogThis!<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=6102225020295903356&target=blog>Twitter'da
    Paylaş<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=6102225020295903356&target=twitter>Facebook'ta
    Paylaş<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=6102225020295903356&target=facebook>
    BAĞIMSIZ YAZARLAR VE ŞAİRLER DERNEĞİ (BAYŞAD) DERİNCE ÇINARLIDERE PİKNİK
    ALANINA GEZİ DÜZENLEDİ...<http://kerimozbekler34.blogspot.com/2013/06/bagimsiz-yazarlar-ve-sairler-dernegi.html>
    BAĞIMSIZ YAZARLAR VE ŞAİRLER DERNEĞİ (BAYŞAD) DERİNCE ÇINARLIDERE PİKNİK
    ALANINA GEZİ DÜZENLEDİ...
     
    KERİM ÖZBEKLER
    GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
     
    İZMİT'TE Kİ BAĞIMSIZ YAZARLAR VE ŞAİRLER DERNEĞİ (BAYŞAD) BAŞKANI HAFIZ
    OSMAN SARAÇ TARAFINDAN BAYŞAD ÜYELERİ VE MİSAFİRLERİNİN İŞTİRAK EDEBİLECEĞİ
    ÜCRETSİZ BİR PİKNİK GEZİSİ DÜZENLENMİŞTİR, 8 HAZİRAN 2013 CUMARTESİ GÜNÜ
    YAPILACAK OLAN ETKİNLİK İÇİN İZMİT'TE Kİ SEKA CAMİİ ÖNÜNDEN. SAAT.10.00'DA
    ARABA KALKACAKTIR. DERİNCE ÇINARLIDERE PİKNİK ALANI'NA GİDİLECEK OLAN GEZİ
    SIRASINDA, ATIŞMA-TÜRKÜ-ŞİİR DİNLETİSİ DE YAPILACAKTIR. BUNUN İÇİN SEYYAR
    ANFİ İLE SES DÜZENİ DE KURULACAKTIR, PİKNİK GEZİSİNE İŞTİRAK ETMEK
    İSTEYENLERİN İMKANLARI ORANINDA PASTA-BÖREK-TAVUK-ET-BUT-COLA-FANTA VB.GİBİ
    YİYECEKLERİ EVLERİNDE YAPIP GETİREBİLECEKLERİ BİLDİRİLİYOR. GEZİYE İŞTİRAK
    ETMEK İSTEYENLER, AŞAĞIDA Kİ KİŞİLERİ ARAYABİLİRLER;
     
    ORGANİZASYON SORUMLUSU;YENER AYDEMİR-GSM TEL.0-505-6339434
    ARAÇ İÇİN ADNAN SERTEL-GSM TEL.0-532-2738771
     
    NOT.SİZ DE BULUNDUĞUNUZ İL-İLÇE-KASABA VE KÖY'DE BU TÜR GEZİLER
    DÜZENLEYEBİLİRSİNİZ...
    Bunu E-postayla
    Gönder<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=7106489677673392312&target=email>
    BlogThis!<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=7106489677673392312&target=blog>Twitter'da
    Paylaş<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=7106489677673392312&target=twitter>Facebook'ta
    Paylaş<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=7106489677673392312&target=facebook>
    4 Haziran 2013 Salı
    YOZGAT BOZOK ŞAİRLER VE AŞIKLAR ŞÖLENİNE İŞTİRAK EDECEK ŞAİRLER VE AŞIKLAR
    BELLİ OLDU...<http://kerimozbekler34.blogspot.com/2013/06/yozgat-sairler-solenine-istirak-edecek.html>
    YOZGAT BOZOK ŞAİRLER VE AŞIKLAR ŞÖLENİNE İŞTİRAK EDECEK ŞAİRLER VE AŞIKLAR
    BELLİ OLDU...
     
    KERİM ÖZBEKLER
    GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
     
    7-8-9 HAZİRAN 2013 TARİHLERİNDE YAPILACAK OLAN YOZGAT BOZOK ŞAİRLER VE
    AŞIKLAR ŞÖLENİNE İŞTİRAK EDECEK OLAN ŞAİRLER BELLİ OLDU, BİRLİK BAŞKANI
    SALİM GÜLBAHÇE TARAFINDAN YAYINLANAN BİLDİRİ AŞAĞIDA Kİ ŞEKİLDEDİR;
     
    Sayın şiir severler ve halk edebiyatına gönül verenler. "YOŞAYBİR-DER "
    Yozgat Şairler Yazarlar Birliği Derneği Olarak Yozgat'ımızın Kültür,
    Edebiyat, Tarihi ve turisttik yerlerini ve "UNESCO'nun" Somut olmayan
    manevi miras kabul edilen geleneklerimi Yaşamak ve yaşatmak adına
    düzenlediğimiz , Yozgat Çağanoğlu Parkında ( Bozok Şairler ve Aşıklar
    Şöleni ) yapılacaktır.
    Bu programa il dışından değerli Onur konukları, Şairler Aşıklar,
    ozanlar, Gazeteciler, davet edilmişlerdir. Bu şölenimize Tüm Yozgat Halkı
    Davetlidir.
    Programa katılacak konukların isim listesi aşağıdaki şekilde
    oluşmuştur. İmkanlar ölçüsünde hazırlanan Bu liste kesin olup ekleme
    yapılamayacaktır. İlgileriniz şimdiden teşekkür ediyoruz.
     
    Salim GÜLBAHÇE
    *YOZGAT ŞAİRLER VE YAZARLAR BİRLİĞİ DERNEĞİ BAŞKANI*
     
     
    *BOZOK ŞAİRLER VE AŞIKLAR ŞÖLENİ KATILIM LİSTESİ;*
     
    *1- *Salim GÜLBAHÇE-YOZGAT
    *2- *Nuh ŞAHİN
    *4- *Yaşar YİĞİTSOY
    *5- *Muharrem ASLAN
    *6- *Songül YURDAGÜL
    *7- *Doğan ÇELİK
    *8- *Ahmet YETİM
    *9- *Mehmet KARAASLAN
    *10-*Osman KARACA
    *11-*Yusuf YILDIRIMER
    *12-*Yaşar UYGUN
    *13-*Yaşar DEMİR
    *14-*Ali DOĞRUYOL
    *15-*Celalettin YÜNEL
    *16-*Lokman GÜLBAHÇE
    *17-*Fikri ONAT
    *18-*İhsan YÜZBAŞIOĞLU
    *19-*İsmail ARSLAN
    *20-*Murat ERCİYAS
    *21-*İdris GÜMÜŞ
    *22-*Yaşar DEMİR
    *23-*Murat TANRIVERDİ (DERDİYAR)-SİVAS
    *24-*İsmail ÖZBEK ( KULHAKİ )
    *25-*Orhan ERCİYAS
    *26-*Mehmet ÖZ (ÖZOZAN)
    *27-*Erdoğan BEKTAŞ
    *28-*Rıza DOĞANGÖNÜL (TOPAL PAŞA)
    *29-*Samet ÖZDEMİR
    *30-*Cemil ARSLAN ( YOFSAD BAŞKANI )
    *31-*Yusuf ÖZCAN
    *32-*Hayrettin İVGİN-ANKARA
    *33-*Bayram DURBİLMEZ-KAYSERİ
    *34-*İlahe BAYANDUR
    *35-*Yakup Temeli (AŞIK TEMELİ )
    *36-*Kadir TUNCER
    *37-*Duran EROĞLU (AŞIK SEVDAİ )
    *38-*Mehmet ŞİMŞEK (KÜÇÜK NEŞET )
    *39-*Murat DUMAN
    *40-*Rıfat ÇAKIR
    *41-*Kerim ÖZBEKLER-AYDIN
    *42-*Ömer TURAL-KAYSERİ
    *43-*Nevin KILIÇ-SİVAS
    *44-*Metin CANSIZ
    *45-*Birsen DİNÇ
    *46-*Coşkun MUTLU-ANKARA
    *47-*Tunçer ULUSOY
    *48-*Bekir AKBULUT
    *49-*Narin ALTAN
    *50-*Rabia TAŞDEMİR
    *51-*İlknur BELEN (NAZLIKIZ)
    *52-*Ahmet DİVRİKOĞLU
    *53-*Durak YİĞİT
    *54-*Zübeyde GÖKBÜLUT-KIRŞEHİR
     
    NOT.SİZ DE BULUNDUĞUNUZ İL-İLÇE-KASABA VE KÖY'DE BU TÜR ŞİİR ŞÖLENLERİ
    DÜZENLEYEBİLİRSİNİZ...

     

    "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 05 04:07PM +0300  

    <http://www.facebook.com/hekimogluismail?group_id=0>
     
    Hekimoğlu ismail : Miraç hadisesi akla nasıl yaklaşır?
    Yıllar önce Bursa"da bir camide imam efendi Miraç hadisesini anlatıyordu.
    "Peygamber Efendimiz (sas) Burak"a bindi, cenneti cehennemi gördü." Yahu
    diyordum, bizim derdimiz de bu zaten. Şu konuyu birisi çıksa da akla
    yaklaştırsa...
     
    Ben Miraç meselesini çok düşünmüşümdür. Adeta çıldıracak kadar kafa
    yormuşumdur. Allah neden Peygamberini göklere çıkarıyor, gezdiriyor diye...
     
     
    En başta şuna inanıyorum ki Peygamberimiz (sas) sadece ruhen değil, bedenen
    de Miraç yapmıştır. Burada Allah"ın kudreti anlaşılırsa, iş kolay, mesele
    anlaşılır.
     
     
    Ben havacıyım. Uçağa binip defalarca gökyüzüne yükseldim. Dünyayı dolaştım.
    Okyanuslar aşağıda göl gibi göründü. Kocaman şehirler avuç içi gibiydi ve
    ben uçakta çok rahattım. Yemeğimi yedim, kahvemi içtim, uyudum, uyandım.
    Benim gibi basit bir insan teknolojinin getirdiği imkânlarla Miraç" edip,
    tayy-i mekân edip, bir günde Türkiye"den Amerika"ya giderse Allah"ın Resulü
    olan Peygamberimiz (sas) Allah"ın kudretiyle neden kâinatı dolaşamasın?
     
     
    Şurası kesin; Esma-ül Hüsna"ya inanmayan Miraç"ı kabul edemez. Allah"ın
    kudret sıfatı var mı, var. Kudret sıfatıyla gezegenleri fezada dolaştırıyor
    mu, dolaştırıyor. Öyle ise Peygamberimiz"i (sas) de fezada dolaştırabilir.
    Mesela, insanı ses hızıyla sevk etmek istesek insan paramparça olur. Fakat
    rüyada nereleri nereleri geziyoruz...
     
     
    Zaman içinde zaman yaratıyor Allah, rüyadaki gibi. Ben rüyamda Almanya"ya
    gittiğimi gördüm, kalkıp gerçekten Almanya"ya gitmeye kalksam ne kadar
    zaman geçer. Aynen öyle de, Allah zaman içinde zaman yaratıyor Miraç"ta,
    bunun için "Bir anda dönmüş gelmiş." deniyor.
     
     
    Peygamberimiz (sas) Miraç"ta ne yaptı? Eşyanın mahiyetinde seyr-i süluk
    etti. Yani yaratılmışların mahiyetini gördü. Bir şeyi anlamak için üç
    derece vardır. Denize bakarız bir duman yükseliyor. Deriz ki "Gemi
    geliyor!" Bu ilmen yakin derecesidir. Sahilde bekliyoruz, gemi yaklaştı.
    Onu gördük. Bu aynel yakin derecesidir. Gemi limana geldi, biz de geminin
    içine girdik. Bu da hakka"l yakin derecesidir. Geminin içine girmek
    Miraç"tır.
     
     
    İşte Peygamberimiz (sas) Miraç"ta eşyanın, yaratıkların içine girmiştir.
     
     
    Bu ne demektir?
     
     
    Ben şuna inanıyorum ki Peygamberimiz Miraç"ta hücrenin içini gezmiştir.
    Çekirdeğin içindeki ağacın kökünü, gövdesini, çiçeğini, yani ağaçtaki
    fabrikayı dolaşmıştır. Kalbe girip damarlarda yürümüştür. Gençlik
    yıllarımda Ay"a gidilmez, Ay Allah"ın nurudur derlerdi. Teknoloji gelişince
    astronotlar özel kıyafetleriyle özel bir departman içinde Ay"a indiler
    gezdiler. Demek ki keşfedilenlerden çok keşfedilmeyenler vardır. Miraç da
    bunlardan biridir.
     
     
    Müşrikler Müslümanlara boykot ilan etmişti. Müslümanlarla alışveriş
    yapılmayacak, kız alıp verilmeyecekti. Müslümanlar çok zor duruma düşmüştü.
    Miraç hadisesi tam bu sırada zuhur etti. Allah Peygamberine kâinatı
    gezdirdi: "Ey Habibim! Ben gökte yıldızlara, yerde canlılara hâkimim. Seni
    ihmal etmem mümkün değil."
     
     
    Bütün dünya ona küsmüş, kocaman milletler devletler onu düşman. Fakat
    Peygamber Efendimiz (sas) yoluna devam ediyor. Otururken tabiri caizse
    Allah"ın yanında oturuyor. O bana sahip çıkar diyor. Çünkü Peygamberimiz
    (sas) Allah"ın hâkimiyetini anlamıştı. Biz de ilmen Miraç yapabiliriz.
    Astronomiyle gezegenleri gezeriz, arkeolojiyle yerin derinliklerine ineriz,
    anatomiyle canlıların vücudunda dolaşırız. Böylece Allah"ın hâkimiyetini
    anlarız.
     
     
    Allah"ın hâkimiyetinden emin olmak, Allah"ı anlamaya bağlıdır...
     
     
    HEKİMOĞLU İSMAİL

     

    "mehmet necati güngör" <mnecat...@gmail.com> Jun 05 11:22AM +0300  

    TAŞ KUYUDA!
     
    Mehmet Necati GÜNGÖR
     
     
     
    Taşı kuyuya atıp gitti.
     
    Şimdi kırk akilli çıkarmaya uğraşıyor.
     
    Kırk dediysek, sözün gelişi.
     
    Altmış akilli tayin edip etrafa saldılar ama, içlerinde
    işin buralara varacağını görüp gerekli tedbir ve uyarı görevini yapan
    akıllı sayısı o kadar da fazla değilmiş.
     
    Herkes, topu kendi ayağında çeviriyor.
     
    Meselâ Gül "mesaj alınmıştır" diyerek kime mesaj veriyor?
    Halka mı, "bakın, burada itidali ben temsil ediyorum" diyerek uzak
    çevrelere mi?
     
    O uzak çevrelerin Tayyip beyden ellerini çektikleri belli.
     
    Bakışları Gül'e çevrildi mi, o henüz belli değil.
     
    Çünkü, bu halk hareketi "Hükümet istifa!" sloganları
    atarken, Gül'e hiçbir şekilde olumlu mesajlar göndermedi. Çünkü O'nu "içten
    pazarlıklı" buluyor, tarafsızlığına güvenmiyor, bakışları kendine
    çevirebilmek için "açıkgözlülük" yaptığına inanıyor.
     
    Dün, birkaç kişi bir aradaydık. Aramızda eski
    milletvekilleri, eski bürokratlar ve eskimeyen dostlar vardı. Bu meseleleri
    konuşuyorduk.
     
    Biri dedi ki, gelin aramızda bir anket yapalım.
     
    "Diyelim ki; bir mecburiyet oluştu, önümüzdeki
    Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah bey ile Tayyip bey kapışıyor. İkisinden
    birine oy vermek zorundasınız. Hangisini tercih edersiniz?"
     
    Önce hepimiz "ikisine de vermeyiz" dedik.
     
    "Tamam da, diyelim ki böyle bir mecburiyet var?"
     
    İnanmayacaksınız; 7-8 kişiydik, aramızdan bir tane bile
    Gül'e oy çıkmadı.
     
    Hepimiz, "Tayyip bey Gül'e göre daha tercihe şayan duruyor"
    cümlesinde buluştuk.
     
    Çünkü O'nun içi dışında, ne yaptığını, ne yapacağını tahmin
    edebilir, ona göre tedbirinizi alırsınız.
     
    Ama, "Gül'ü okumak zor."
     
    "Çok içten pazarlıklı ve güven vermiyor."
     
    Anlayacağınız, bu şartlar içerisinde bir Cumhurbaşkanlığı
    seçimi olsa Gül değil, Erdoğan kazanır gibi duruyor.
     
    "Allah ikisinden de uzak etsin!" diyenlerin bir hayli fazla
    olduğunu görüyoruz.
     
    Gelelim, kuyudaki taşlara.
     
    "İki ayyaş"
     
    "Çapulcular"
     
    "Biz karar verdik, olacak!"
     
    Bu dayatmaya karşı kalabalıklar 9 gündür Türkiye'nin bütün
    meydanlarını protestolarıyla inletiyor, ama taşı kuyudan çıkaracak
    akıllılar çaresiz.
     
    Bir Cemil Çiçek,
     
    Bir Bülent Arınç,
     
    Bir Nabi Avcı... "Bu kadar benzemezi bir araya getirmek, her
    halde bizim başarımız olsa gerek" diyerek dalgasını bile geçti.
     
    Olayların nereye vardığını gördüler de, taşı atan göremiyor.
     
    O halâ yüzde elliyi sokağa salmanın hesabında.

     

    "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 05 10:21AM +0300  

    Hekimoğlu İsmail
     
     
    - Son yazısı<http://www.zaman.com.tr/hekimoglu-ismail/mirac_1150879.html#sonYazi>
    - Diğer Yazıları<http://www.zaman.com.tr/hekimoglu-ismail/mirac_1150879.html#tumYazi>
     
    AİLE-SAĞLIK Miraç
     
    Sene 1954...
     
    Miraç Kandili...
     
     
    İmam efendi, miraçla ilgili olayları anlattı, minberden aşağı indi. O
    sırada bazı sorular, hem kafama hem de kalbime saplandı: "Peygamberimiz
    neden göğe çıktı? Nasıl çıktı? Ne yaptı?"
     
     
    Düpedüz, (haşa!) miraç ayetinden, imamın anlattıklarından şüphelenmeye
    başlamıştım. Aynı imam, daha evvel demişti ki, "Kur'an'ın bir tek harfine
    inanmayan kafir olur."
     
     
    Beynim patlıyordu...
     
     
    Ben kafir mi oluyordum? Günlerce şehri dolaştım. Kime sorayım? Kim bana
    yardım eder? Arapça bilen bir hocaya aynı soruyu sordum. Ağladı... Ben de
    bekliyorum ki bu kadar duygulandığına göre bana da iyi bir cevap verecek.
    Mendille gözyaşlarını sildi. Ben hâlâ cevap bekliyorum. Yüzüme baktı,
    "Allah'ın hikmeti, evladım..." dedi. Büyük bir hırsla dönüp oradan
    uzaklaştım.
     
     
    Bir arkadaşıma rastladım. Onunla sohbete başladım. Yahu, dedim, geçenlerde
    bir hoca miracı anlattı. Anlattığı şeyler kafama yatmadı!
     
     
    Arkadaş beni evine götürdü. Kapıda bekliyorum; "Sözler" isimli kitabı
    getirdi; 31. Söz'ü açtı. "İşte, senin sorunun cevabı burada. İstersen içeri
    gir, okuyayım." "Kendim okurum" dedim. Kitabı ödünç aldım, gittim eve...
     
     
    Okudum... Bir şeyler söylüyor amma hiçbir şey anlamadım. Hutbeyi okuyan
    hocayı buldum, "Hocam, bende bir kitap var. Orada miracı anlatıyor. Okudum
    bir şey anlamadım. Siz okuyup anlatır mısınız?" Kitabı verdim. "Bir hafta
    sonra gel, konuşalım" dedi. Ondan sonra o hoca, hutbeleri Risale-i
    Nur'lardan yapmaya başladı.
     
     
    Ben Miraç hadisesi üzerinde çok durmuşumdur. Onu anlamaya çalışmak için çok
    inat etmişimdir. Bunu anlayacağım, derdim. Defter, kalem, lügatler...
    Günlerce hatta gecelerce çalıştım 31. Söz üzerine...
     
     
    Bir cümlesi beni irşat etti. O cümle şudur: "Miraç, eşyanın mahiyetinde
    seyr-i sülûktur."
     
     
    Bu cümleyi de, bir çizgi film aydınlattı. Filmde bir adam, bir başka adamın
    damarından içeriye girdi. Başladı dolaşmaya. "Bu, alyuvarlardır, gıdaları
    taşır. Bu da akyuvarlardır, mikroplarla savaşır. Bunlar sinirler, duyguları
    nakleder. Bu da kemiktir, iskeleti oluşturur. Bunlar kaslardır, iskeleti
    hareket ettirir, bu gözdür, bu dildir..." diye çizgi filmdeki adam, vücudun
    mahiyetinde seyr-i sülûk ediyordu.
     
     
    Buradan gelelim miraca... Allah, çok sıkıntılar çeken Peygamber'ini,
    kainatta dolaştırıyor. Gezegenler, denizler, bulutlar, ağaçlar, her şeyin
    mahiyetini gösteriyor. "Ey Resûlüm, işte ben bu kainata böylesine hakimim.
    Seni koruyan da benim. İtimat et, güven, tebliğe devam..."
     
     
    Evet, benim anladığım miraç, buydu ve böylece miraç ayetini inkardan
    kurtulmuştum.
     
     
    Tabiat Risalesi'ni okudum; tabiatçılıktan kurtuldum. Ayet'ül Kübra'yı
    okudum, kainatı anladım. Risalet-i Ahmediye'yi okudum, Peygamber'imizi
    anladım. Risale-i Nur'da, benim her soruma cevap vardı... Hiç şüphe yok ki,
    bu kitaplar bizim imanımızı kurtardı.

     

    "Nurullah aydın" <na74...@gmail.com> Jun 05 10:14AM +0300  

    *Nurullah AYDIN*
     
    *5 Haziran 2013-ANKARA*
     
    * *
     
    *AKIL, KORKU VE İTAAT *
     
    * *
     
    *Batı ve doğu toplumlarında korku ve itaat kültürü farklı seyirler
    izlemiştir.*
     
    *Batı toplumları*, aydınlanma döneminde; reform ve rönesansla, akıl odaklı
    insan gerçeğine yönelince, mistik dünyanın korku ve itaat kültürünü tersyüz
    ettiler.
     
    *Maddenin sırlarını keşfe yönelen batı insanı;* dünyanın hemen her
    bölgesine ulaşırken, dünyanın dışına yöneldi.
     
    *Bilim sanat algısı;* akılcı yöntemlerle yeryüzünde yaşam yanında
    gökyüzünde uçma algısının da eleştirdi. İnsanlar artık uçaklarla karasal
    yürüyüş gidiş uyulmasına sürat, kolaylık getirdi. Kıtalar yakınlaştı.
     
    *Bilim ve teknolojik devrimle,* dünya dışına yöneldi. Uzayın
    derinliklerinde evreni anlamaya çözmeye, varlıklara, insanoğlunun öncesini
    araştırmaya yöneldi. Yeraltında atalarının kalıntı eserleri ile geçmişi
    çözmeye çalışırken, korku ve itaat kültürünü bir tarafa bırakmak zorunda
    hissetti.
     
    *Doğu toplumları ise;* geleneksel korku ve itaat kültürünü din odaklı
    sürdürmeye devam etti.
     
    Gelinen noktada *batı* teknoloji, bilim, sanatta öndedir. *Doğu* toplumları
    ise; izleyici uygulayıcı konumdadır.
     
    *Batı toplumları;* korku ve itaati, siyasette ekonomide tersyüz eden
    kuramlar oluşturdu. Kitlelerde bu bilinci oluşturmak içinde filmlerle kitle
    eğitimine yöneldi, korku itaat filmleri yaptı.
     
    *Korku filmi;* izleyicilerde insanın korku, dehşet, terör veya tiksinti
    doğası uyandırmak amacıyla kurgulanan bir film türüdür.
     
    *Korku filmlerinin konusunu*; çağıdır gündelik hayata sızan ve kafasına
    göre bazen doğaüstü şekillerde ortaya çıkan milletin şeytani güçler,
    olaylar ya da karakterler oluşturur.
     
    *Korku filmi karakterleri;* vampirler, zombiler, canavarlar, hayaletler,
    seri katiller ya da korku filmleri uyandıran başka bir dizi karakteri
    içerir. İlk korku filmleri sıklıkla klasik edebiyattaki Drakula,
    Frankenstein, Mumya, Kurtadam, Operadaki Hayalet ve Dr. Jekyll ve Mr. Hyde
    gibi karakter gençlik ve öykülerden esinlenmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası
    korku filmleri ise, bundan farklı olarak, yaşamda güvensizlik yaratan
    şeylerden esinlenmiş giremez ve üç farklı korkunç filmi alt türünün
    doğmasına yol açmıştır: kafasına göre kişilik korkusu, kıyamet korkusu ve
    şeytani güçler korkusu filmleri. Son alt tür, erken değişmez dönem korku
    değil filmlerinin dünyaya dehşet salan doğaüstü güçler üzerine kalıba daha
    çok vurgu yapan baş kaldırma modern biçimleri olarak ele alınabilir.
     
    *Doğu toplumlarına gelince*; bilinen alışılagelen anlayış devam etmektedir.
     
    Korku, biat ve itaat varsa orada özgürlük, hak, hukuk, adalet, hoşgörü
    paylaşım yoktur.
     
    Güç, yetki, makam statü, para kimde ise; onun etkisi ve susturması
    sindirmesi vardır.
     
    *Nedir bunlar;*
     
    Anne çocuğu baba ile korkutur. Baba çocuğu itaat ile kendine bağlar.
     
    Kardeş kardeşi baba ve anneye söylemekle korkutur
     
    Amir memuru ceza ile korkutur itaat ettirir.
     
    Yetkili sürgünle korkutur, itaat ettirir.
     
    Memur memuru ispiyonlamakla, rüşveti açıklamakla korkutur.
     
    Politikacı milli irade ile itaat ettirir.
     
    Hoca öğrenciyi not ile korkutur.
     
    Koca eşini boşanmayla korkutur. Kadın kocasını cinsel heyecanla itaat
    ettirir.
     
    Doktor hastayı ölümle korkutur.
     
    Terörist saldırmakla korkutur.
     
    Dinler tanrı ile korkutur. Din adamları cehennemle korkutur. Ulema cennetle
    itaat ettirir.
     
    Devlet tutuklamayla korkutur.
     
    *Korku;* insanı itaat etmeye zorlar. Canlılar korkularından dolayı
    saldırgan olurlar. *İnsan* ise korkularını yenme adına kendini bir yerlere
    ait hissetme duygusu oluşur.
     
    İnsanları *korkutanların motivasyonu* nedir? Her şeyi hep otoriteye itaat
    etmek için yaptıklarını ileri sürerler.
     
    İtaatkârların içindeki *otoriterlik ve hükmetme arzusu* da durmaksızın
    güçlenecektir.
     
    *Korku ve itaat iklimi olan yerde yaratıcı zekâlar*, uygun ortam bulmaz,
    üretemez.
     
    *İnsan k*ime neden niçin itaat eder? Her şeye karar veren, her şey de itaat
    ister.
     
    * *
     
    *Peki, sevgi nerede?*
     
    Doğu toplumları sevgi derler ama sevgisiz bir yaşam biçimini, şiddete
    dayalı yaşam biçimini tercih etmişlerdir. Ancak bunun sorgulamasını da
    yapmazlar, yapamazlar. Aklı bilimi esas almamanın bedelini ise yaşamlarını
    acı ile ızdırapla seçkin din yönetim sınıfına köle gibi hizmet etmekle
    bulurlar. Efendileri böyle bir düşünce yaşam ve sistem sunmuştur onlara.
     
    Türkiye'nin, İslam dünyasının yöneticileri, siyasetçileri, bürokratları,
    din adamları, zenginleri ve köle gibi onlara çalışan halk yığınlarını
    gördükçe bu acı gerçekler ortada değil mi?
     
    * *
     
    *Günün Sözü:* Aklını kullanamayan korkudan, aklını kullanan sevgiden itaat
    eder.

     

    "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 05 05:15AM +0300  

    <https://www.google.com.tr/url?sa=i&rct=j&q=&esrc=s&source=images&cd=&docid=a1mWrQ4Dq-NZFM&tbnid=Uxn9BZJVOmIHKM:&ved=0CAUQjRw&url=http%3A%2F%2Fwww.haberleroku.com%2Fgundem%2F2013-mirac-kandili-berat-kandili-ne-zaman-haberlerokucom-h1092.html&ei=GUuuUf33EcKLOYbogJAE&bvm=bv.47244034,d.ZWU&psig=AFQjCNHRz6pVMRrrDS9nj-GnK9qvn3evQA&ust=1370463345055346>
     
    *MİRAÇ KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN*
    Miraç Kandili
    (Vaaz)<http://guncelvaaz.com/mek-ge-geceler-mainmenu-105/337-miraandili-vaaz.html>
     
     
    Yüce Rabbimizin yaratmış olduğu biz kullara rahmetinin bolca tecelli ettiği
    bağışlanmak için tövbede bulunanlar için tövbe kapılarının açıldığı dualara
    icabet edildiği yeni bir kandil gecesine Miraç Kandiline kavuşmuş
    bulunmaktayız. Bu sebeple bizi bu güne eriştiren Allah-u Tealaya hamd
    ediyoruz.
     
     
     
    Miraç kandili Recep ayının 27. gecesidir. Hicretten bir buçuk yıl kadar
    önce vuku bulmuştur. Hz. Peygamber bir gece Kâbe’nin çevresinde uyku ile
    uyanıklılık arası bir durumda iken Cebrail gelmiş onu Burak adlı, -bizce
    mahiyeti bilinmeyen- bir binite bindirerek, önce Kudüs’teki Mescid-i
    Aksa’ya götürmüş, oradan da göklere yükseltmiş “Sidretü’l-Müntehâ” denilen
    en üst makama ulaştırmıştır. Hz. Peygamber bu makamı da geçerek Cenabı
    Hakk’ın huzuruna erişmiştir.
     
     
     
    Bu gece Sevgili Peygamberimiz şahsında “Miraç Mucizesi” olarak gerçekleşen,
    İsra ve Mirac olarak iki bölümden oluşan olayın ortak adıdır. İsra, gece
    yürüyüşünün yani Peygamber Efendimizin bir gece Mescid-i Haramdan Mescid-i
    Aksaya gidişinin, Miraç ise Efendimizin Mescid-i Aksa’dan semaya
    yükselişinin adıdır.
     
     
    İsra olayı Kur’an-ı Kerimde Miraç olayı ise Sevgili Peygamberimizin
    hadislerinde bizlere şöyle bildirilmektedir.
     
    سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى
    الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا
    إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
     
    Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i)
    bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya
    götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla
    görendir.[1] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn1>
     
     
     
    Sevgili Peygamberimizin birçok hadisinde Miraç hususu bizlere
    aktarılmıştır. Bu hadislerin en meşhuru ise şöyledir. Bir kerresinde ben
    Beyt'in (yânı Ka'be'nin) yanında uyurla uya­nık arası bir hâlde
    bulunuyordum". Peygamber burada iki kişi ara­sındaki adamı (kasdederek)
    zikretti ve şöyle devam etti; "Derken bana içine hikmet ve imân doldurulmuş
    altından bir tas getirildi. Göğüs­ten karnın alt tarafına kadar yarıldı.
    Sonra karın Zemzem suyu ile yıkandı. Sonra hikmet ve îmân ile dolduruldu.
    Ve bana katırdan kü­çük, eşekten büyük beyaz bir hayvan getirildi ki, o
    Burak'tır. Aka­binde ben Cibril'in beraberinde gittim. Nihayet alt semâya
    vardık.
     
     
    — Kim o? denildi.
     
    — Cibril'dir, dedi.
     
    — Yanındaki kimdir? denildi. Cibril tarafından:
     
    — Muhammed'dir, diye cevap verildi.
     
    — Ona buraya gelsin diye (da'vet) gönderildi mi? diye soruldu. Cibril:
     
    — Evet, dedi.
     
    — Merhaba gelen Zât'a Bu gelen kişinin gelişi ne güzeldir! de­nildi.
     
     
    Hadis-i Şerifin devamında Efendimiz Rabbimiz tarafından gönderilmiş olan
    Peygamberlerle buluştuğunu dile getirmiş, namazın farz kılınışını bizlere
    aktarmıştır.[2] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn2>
     
     
     
    Miraç hadisesinde Sevgili Peygamberimize O’nun vesilesi ile bizlere çok
    büyük müjdeler verilmiştir. Bu müjdeler ve bu müjdelerin mahiyetleri
    şöyledir. İlk olarak verilen ve ümit var olmamıza ve imanımıza sahip
    olmamızın ne denli önemli olduğunu vurgulayan müjde “Hz. Peygamberin
    ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların Cennete gireceği” dir. Müslüman hayta
    düşebilir, günahlar içinde olabilir, asla imani konularda inkara gitmemeli
    Allah’ın emir ve yasakları inkar etmemelidir. Çünkü günahı işlemek günahı,
    günahı inkar etmek inkarı gerektirir.
     
     
     
    Müminler için bir başka önemli müjde namazdır. Namaz müminler için bir göz
    aydınlığıdır. Müminlerin günahlarını silen onları fuhşiyata düşmekten
    koruyan bir ibadettir namaz. Namaz kulu Allah’a yaklaştıran, müminin
    miracıdır. Namaz sevenin sevdiğiyle buluşma vaktidir. Namaz kulun
    kendisini Allah’a arz etme zamanıdır. Namaz ile kalbimiz nurlanır, gönlümüz
    şenlenir, muhabbetimiz derinleşir, imanımızın lezzetini alır hataların
    bizlere vermiş olduğu hoşnutsuzluğu gideririz.
     
     
    Yüce Rabbimizin bizlere bildirmesiyle namazın ehemmiyetini şöyle
    anlamalıyız. “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, *namaz*ı da
    dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor.
    Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı
    biliyor.”[3] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn3>
     
     
    Müminler için bir başka müjde Bakara süresinin son iki ayetidir. Yüce
    Rabbimiz bizlere şöyle buyurmaktadır. “Peygamber, Rabbinden kendisine
    indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a,
    meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler:
    “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de
    dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz.
    Sonunda dönüş yalnız sanadır. Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle
    yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi
    zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da
    yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere
    yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği
    şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın.
    Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım
    et.”[4]<http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn4>
     
     
     
    Bakara süresinin son iki ayetinde iman esasları ve nasıl iman edeceğizin
    sırrı açılanmakla beraber inananlara kaldırılamayacak zorlukların
    yüklenmeyeceği beyan edilmektedir. Ayrıca müminler için dualar
    öğretilmektedir. Mekke döneminde müşriklerin inananlara karşı şiddetlerini
    artırdığı bir dönemde gelen bütün bu müjdeler hem Peygamberimize hem de
    inananlara destek olmuştur. Bu sebeple Miraç hadisesi ve miraç hadisesinde
    verilenler sadece dünde değil bu günde inanalar için bir umuttur.
     
     
    Miraç hadisesinden bizlere birçok önemli hususlar çıkmaktadır. Bu hususları
    şu başlıklar altında zikredebiliriz.
     
     
    1.Miraç hadisesi gerçekleştiği zaman müşrikler bu hadise sebebiyle
    Efendimiz için iftira kampanyası başlatmışlar ve böyle bir hadisenin
    gerçekleşmesinin mümkün olmadığı hususunda akıl yürütmüşler Efendimizi
    yalancılıkla ve sihirbazlıkla suçlamışlardır. Oysaki Hz. Ebubekir Efendimiz
    bu hadise kendisine aktarıldığı zaman “O ne demişse doğrudur” diyerek
    Sıddık unvanını almıştır. İşte bizlerde Efendimiz hakkında bizlere
    aktarılan ve aklımızla bazen idrak edemediğimiz şeyleri inkâr yoluna
    gitmeyelim. Efendimizden bizlere aktarılanlar için Hz. Ebubekir gibi tasdik
    içinde olalım. Unutmayalım ki, Hz. Allah’ın (c.c.) bizlerden razı olmasının
    ve bizleri sevmesinin yolu Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimize tabi olmak ve
    O’nun bizlere aktardığını kabul etmekle mümkündür. Yüce Rabbimiz bir ayette
    şöyle buyurmaktadır.
     
    قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ
    وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
     
    “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve
    günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet
    edendir.”[5] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn5>
     
     
     
    2.Miraç hadisesi Efendimizin şahsında vuku bulmuş bir mucizedir. O’nun
    ümmeti olarak Miraçta kendisine verilenlere tabi olmakla bizlerde kendi
    miracımızı gerçekleştirebiliriz. Namaz günde beş vakit Yüce Rabbimizle
    buluşma vaktimizdir. Secde anı Rabbimize en yakın olduğumuz andır.
    Kadelerde okuduğumuz tahiyyat Efendimizin Miraç anını yaşama zamanımızdır.
    Tahiyyat’ın anlamı şöyledir.
     
    *
    *
     
    *et- Tahiyyâtü lillahi: *Senâ, selam ve merhaba sana ey yüce Allahım!
     
    *Ve's-salevâtü: *Niyaz, dua, yalvarış sana ey yüce Allahım!
     
    *Ve't-tayyibât: *Arınmışlığın ve güzelliğin en hoşusun. Senden güzel,
    senden hoş ve arınmış olamaz.
     
    *es-Selâmü aleyke eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh: *Bu selâm,
    rahmetim ve bereketim ilâvesiyle senin üzerine olsun ey sevgili
    Peygamberimiz!
     
    *es-Selâmü aleynâ ve lâ ibâdillahi's-sâlihin: *Yâ* *rabbi! Bu selâm bizim
    ve salih kullarının üzerine de olsun.
     
     
     
    3.Miraç olayı bize Yüce Allah’ın desteğinin her zaman inananların üzerinde
    olduğunun en önemli ispatadır. Miraç olayı gerçekleşmeden önce Hz.
    Peygamber (s.a.s) Efendimizin eşi Hz. Atice Annemiz vefat etmiş,
    Peygamberimizin Mekke’deki en büyük destekçisi Ebu Talip ölmüştür.
    Mekke’deki müşrikler bu olayların neticesinde iyice cesaretlenmişlerdir.
    İşte tam bu zamanda Miraç hadisesiyle Allah-u Teala kulunun destekçisi
    olduğunu ve kendisinin desteğinin en büyük destek olduğu vurgulanmıştır.
    İşte nasıl ki, Allah-u teala kulu Muhammed’i (s.a.s.) yalnız ve desteksiz
    bırakmadıysa bizleri de öylece yalnız bırakmamıştır. Onu unutmadıkça
    Rabbimizin bizlere yardımı tamdır. Onun sevgisi kalbimizde olduğu müddetçe
    O’nun da bize karşı rahmeti ve bereketi, afv ve mağfireti boldur.
     
     
     
    Kandil geceleri manevi iklimin en güzel şekilde yaşanmaya başlandığı
    gecelerdir. Bu gecelerde bedenen ve ruhen canlılık arz etmeliyiz. Bu
    gecelerde şu hususları yapmayı unutmayalım.
     
     
    Öncelikle yapmış olduğumuz hataları gözden geçirerek tövbe edelim. Allah-u
    Teala bu hususta şöyle buyurmaktadır. “Hepiniz Allah’a tövbe edin, ey
    mü’minler! Belki böylece korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuzu elde
    edebilirsiniz.”[6] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn6>
     
     
     
    Bizlere hidayet rehberi olarak gönderilen, gözümüzün nuru, kutsal kitabımız
    Kuran- Kerimi okumak bu geceye daha güzel bir anlam katacaktır. Miraç ile
    Efendimiz nasıl ki, Rabbimiz ile buluşmuş ise bizlerde Kuran okumak
    suretiyle miracımızı gerçekleştirelim. Faziletlerin en büyüğü olan Kuran-ı
    Kerim’i bu gecemizde okumaya özen gösterelim. Çünkü Kuran hem diriler hem
    de ölüler için bir rahmet ve mağfirettir.
     
     
     
    Geçmiş günlerimizde kılamadığımız namazlarımız var ise bu geceyi kaza
    namazıyla geçirelim. Hiç değilse, Bu Kandil Gecesinde en az beş vakit (bir
    günlük) geçmiş namazlardan kaza edelim. Üzerimizde kaza borcu yok ise
    nafile namaz kılalım. Böylelikle içinde bulunduğumuz mübarek Miraç
    gecesini, bu feyizli, bereketli geceyi ibadetle ihya etmiş değerlendirmiş
    oluruz.
     
     
     
    Miraç gecesi ruhumuzu miraca erdirme gecesidir. Bu gecede Anne ve
    babalarımızın hayatta ve yanımızda ise ellerini öpmeli, onların hayır
    dualarını almalı, uzakta iseler bir telefon açmak suretiyle bu feyizli
    gecede kendilerini memnun etmeye çaba göstermeli, dualarıyla hayatımızı
    güzelleştirmeliyiz. Yakın ve uzak akrabalarımızın, komşularımızın
    kandillerini kutlamak suretiyle birlik ve beraberliğimizi pekiştirmeye özen
    gösterelim.
     
     
     
    Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgililer Sevgilisi Efendimiz Hz.
    Muhammed Mustafa (s.a.s.) bu gecemizin misafiri olmalıdır. Kendisine salat
    ve selam olsun. Her daim kendisine yapılan selama karşılık veren Sevgili
    Peygamberimize bu gecede salat ve selamlar getirelim.
     
     
    Müminler birbirlerinin kardeşleridir. Kardeşler arasında küslük, dargınlık
    olması ise hoş olmayan bir durumdur. Bu sebeple Miraç gecemizi hata yapmış
    ve gönlümüzü kırmış bile olsalar kardeşlerimizi affederek daha bir
    aydınlatabiliriz.
     
     
    Vaazımızı Kur’an-ı Kerimde İsra Süresinde bulunan, dünya ve ahretimizi
    huzura ve mutluluğa kavuşturacak olan tavsiyeler ile sonlandırıyoruz. Yüce
    Rabbimiz bizlere şöyle buyurmaktadır.
     
     
    “-Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa
    itilmiş olarak kalırsın.
     
     
    -Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi
    davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi
    senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme;
    onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek
    tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup
    yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” Rabbiniz içinizde olanı en iyi
    bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye
    yönelenleri çok bağışlayandır.
     
     
    -Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp
    savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise
    Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir. Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti
    istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz
    söyle. Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz
    kalırsın. Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine)
    kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.
     
     
    -Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz
    rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.
     
     
    -Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir
    yoldur.
     
     
    -Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana
    kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir.
    Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü
    kendisine yardım edilmiştir.
     
     
    -Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın,
    verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.
     
     
    -Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı,
    sonuç bakımından daha güzeldir.
     
     
    -Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz
    ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
     
     
    -Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da
    dağlara asla erişemezsin.
     
     
    -Bütün bu sayılanların kötü olanları Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir.
    Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte
    başka ilah edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak
    cehenneme atılırsın.”[7] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn7>
     
     
     
    Yüce Rabbim miraç kandilimizi mübarek kılsın. Bu geceden istifade etmeyi
    bizlere nasip etsin. Günahlarımızı, hatalarımızı, kusurlarımızı ve
    isyanlarımızı bağışlasın. Dualarımızı, yaptığımız ve yapacağımız
    ibadetlerimizi makbul eylesin. Bizi razı olan ve razı olunanlardan eylesin.
    Hakkı hak bilip hakka tabi batılı batıl bilip batıdan kaçınanlardan

     

    "TC Vatandaşı" <kam...@gmail.com> Jun 04 09:18PM +0300  

    ****
     
     
     
    --

     

    "T.C. Oraj POYRAZ" <cim...@neomailbox.net> Jun 04 04:16PM +0300  

    Esat Rennan Pekünlü n...@gmail.com>
     
    Değerli arkadaşlarım,
     
    Ege Üniversitesi Matematik bölümü öğrencilerinden Halime Akyar, Neşra
    Gökdağ, Tuğba Özen ve Fatma Ökdem, “eğitim haklarının engellendiği”
    gerekçesiyle hakkımda şikayette bulunmuşlardı.
    Bunun üzerine İzmir 9.Asliye Ceza Mahkemesinde 16.04.2013 tarihinde
    yapılan duruşmada hakim, /“…sanığın üzerine atılı suçların görevde
    olduğu sırada memuriyet sıfatı devam ederken işlediği ve sanığın görevli
    olduğu kurum itibari ile 2547 sayılı yasa hükümlerine tabi olması
    nedeniyle hakkında dava açılabilmesi için lüzumu muhakeme veya meni
    muhakeme kararı alınması dava şartı olduğundan mahkememizde açılan bu
    davada dava şartı yerine getirilmeden açılmış olan davanın CMK 223/8
    maddesi gereğince DURDURULMASINA, Dosyanın gereğinin takdir ve ifası
    için sanığın görev yaptığı Ege Üni.Rektörlüğüne gönderilmesine,
    Yargılama giderlerine hükmedilmesine yer olmadığına, CMK’nın 231/2
    maddesi uyarınca son celse duruşmasında bulunanlar için tefhimden
    itibaren 7 gün, bulunmayanlar için tebliğden itibaren 7 gün içinde
    mahkememize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere katibe
    beyanda bulunmak suretiyle CMK’nın 272 – 273 maddesinde belirtilen İzmir
    Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere başvurabilecekleri
    açıklanarak,…”/biçiminde karar vermişti (bkz.Ek).
     
    Müştekilerin itirazı üzerine dosya Ağır Ceza Mahkemesine gitti.
    Bugün avukatımdan edindiğim bilgiye göre, Ağır Ceza Mahkemesi de “dava
    şartı yerine getirilmediği için” dosyayı Ege Üniversitesine göndermiş.
     
    Gazetelere, televizyonlara yansıyan bilgilerdeki bir yanlışı düzeltmek
    istiyorum.
    Ege Üniversitesi Fen Fakültesi C Blok olarak adlandırılan bina,
    Matematik ve Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümünün ortak kullandıkları
    binadır.
    Müştekiler Matematik bölümü öğrencileri ben, Astronomi ve Uzay Bilimleri
    bölümü öğretim üyesiydim.
    Adı geçen müşteki öğrenciler benim verdiğim derslerden sorumlu değildi.
    Kısacası ben Onların dersine giren bir öğretim üyesi değildim; Onları
    türbanlı oldukları için derse almayarak “eğitim haklarını engellediğim”
    iddiası gerçekleri yansıtmıyor.
    Ben yalnızca Onları türban konusunda Anayasa Mahkemesi, Yargıtay,
    Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla bilgilendirip
    uyardım.
    Bu uyarılarımı birçok kez yineledim.
    Ancak Onlar, YÖK, E.Ü.ve Fen Fak.yönetiminin hukuk tanımazlığından, suça
    teşvik eden yaklaşımlarından aldıkları cesaretle suç işlemeye devam
    edince haklarında tutanak tutarak ve o sırada olaya tanık olan öğretim
    üyelerinin, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin, E.Ü.güvenlik
    görevlilerinin tanıklık imzalarıyla durumu E.Ü.Rektörlük ve Fen Fak.Üst
    yönetimine bildirdim.
    İlgili birimler bu öğrenciler hakkında disiplin soruşturması açmadığı
    gibi, benim hakkımda soruşturma komisyonları oluşturdular.
    Bu komisyonlar da tanıklarımı dinlemeyerek hakkımda “luzum-u muhakame
    kararı” verdiler.
     
    Şimdi, E.Ü.nin oluşturacağı komisyonda ifade vereceğim; veya komisyon
    oluşturulmadan “luzum-u muhakeme”/”men-i muhakeme” kararı verilecek.
    Daha önce de belirttiğim gibi, Laiklik ilkesinin korunması yönünde
    verdiğim bu mücadelede verilecek her türlü cezaya gururla katlanacağım.
     
    Bugüne dek beni yazılarıyla, e-posta yoluyla gönderdikleri iletilerle,
    mahkeme salonuna gelerek varlıklarıyla destekleyen herkese teşekkür
    ediyorum.
     
    Rennan
     
    a45UyF587661-201306041504-5
    ^^^^^ <#BAS> - vvvvv <#SON>
     
    Oraj POYRAZ
    --
    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
    Statu quo
    Daha once icinde bulunulan durum
     
    Latin Atasozu
    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
    Kurmus oldugum gruba uye olun
    Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
    Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com Ayrilmak isterseniz de :
    Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com
     
    Grup Sayfamız :
    http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
    Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
    http://orajpoyraz.blogspot.

     

    "TC Vatandaşı" <kam...@gmail.com> Jun 04 08:17PM +0300  

    ****
     
     
     
    --

     

    ahmet kalkan <kalk...@windowslive.com> Jun 04 07:33PM +0300  

    Biber Gazi: Insan Haklari Ihlali
    Biber gazina maruz kalan vatandaslarin once derhal hastaneden bir rapor alarak savciliga suc duyurusunda bulunmalari, ondan sonra da savcinin takipsizlik kararindan itibaren bir ay icinde Anayasa Mahkemesi ne bireysel basvuru yapmalari olanagi var. Anayasa Mahkemesi basvuruyu reddederse, 6 ay icinde AIHM ye basvurabilirler ve manevi tazminat talep edebilirler.Taksim olaylari gosteriyor ki, insan haklarina onem veren devletimizde ve polisimizde, biber gazinin guzel koku sacan bir sprey gibi serbestce ve gelisiguzel bir bicimde kullanilabilecegi, silahsiz, barisci gosteri yapan insanlarin yuzune sIkilabilecegi gibi yaygin bir kani var.AIHM nin Ali Gunes (10.04.2012) karari ve Avrupa Konseyi Iskenceyi Onleme Komitesi raporlari bunun boyle olmadigini soyluyor.
    Ali Gunes davasiAli Gunes bir ogretmen. 2004 yilinda Mecidiyekoy de bir grup arkadasi ile birlikte oturarak barisci bir protesto eylemi yapiyor. -Dagilin- uyarisina karsin eylemi surdurunce, polis gostericilere biber gazi sIkiyor ve guc kullaniyor. Arkasindan Ali Gunes polis merkezine goturuluyor. 11 saat sonra serbest birakiliyor. Ali Gunes serbest birakildiktan sonra, Haseki Hastanesi nden doktor raporu aliyor.AIHM, biber gazinin, solunum yolu sorunlarina, kusma, goz rahatsizliklari, gogus agrisi, alerji, deri hastaliklarina yol acabilecegini, yuksek dozda kullanilirsa solunum ve sindirim yollarinda hucre hasari ve akcigerde sivi toplanmasina, ic kanamaya neden olabilecegini belirtiyor. Biber gazinin saglik acisindan dogurabilecegi bu sakincalari goz onunde tutarak basvurucunun yuzune biber gazi sIkilmasinin ve bundan kaynaklanan fiziksel ve zihinsel acinin kotu muamele olusturdugu ve Avrupa Insan Haklari Sozlesmesi nin 3 maddesini ihlal ettigi sonucuna variyor.AIHM ayrica, basvurucunun, savcinin sorusturma yapmadan 48 saat icinde takipsizlik karari vermesine iliskin sIkayetini inceliyor. Takipsizlik kararinin devletin etkili bir sorusturma yapma yukumlulugune aykiri olduguna, dolayisiyla Sozlesme nin 3 maddesinin bir de bu nedenle ihlal edildigine karar veriyor. Sonucta devleti 10 bin Avro manevi tazminata mahkum ediyor.AIHM nin de kararinda gonderme yaptigi Avrupa Iskenceyi Onleme Komitesi (IOK) raporunda, biber gazinin tehlikeli bir madde olduguna ve ozellikle kapali yerlerde kullanilmamasi gerektigine onemle isaret ediyor. Oysa son olaylarda, polis CHP nin Ankara Il Merkezi ve baska kapali yerlerde bol miktarda biber gazi kullanmaktan cekinmedi.
    IOK nin tavsiyeleriIOK raporunda, acik yerlerde de biber gazinin cok istisnai durumlarda kullanilmasi gerektigini, kullanildigi zaman da sagliga verilecek zarari giderecek onlemlerin alinmasini, ornegin biber gazina maruz kalanlarin derhal doktora ulasmasinin saglanmasini ve etkilerini ortadan kaldiracak ilac verilmesini tavsiye ediyor.IOK nin tavsiyeleri arasinda su hususlar da yer aliyor:l Biber gazinin hangi durumlarda kullanilacagi hakkinda guvenlik guclerine acik talimat verilmeli ve bu talimat mutlaka kapali yerlerde kullanilmasini yasaklamali.l Biber gazinin kullanilmasi konusunda guvenlik gucleri ozel bir egitime tabi tutulmali.Gezi Parki olaylarindan, Turk makamlarinin ne AIHM nin kararini, ne de IOK nin tavsiyelerini okumadiklari, okuduysalar da kulak asmadiklari anlasilmakta. Nasil ki Basbakan bile guvenlik guclerinin biber gazini orantili bir bicimde kullanmayi bilmedigini kabul etti. Ancak bu kabul, guvenlik guclerinin biber gazi kullanma yontemlerini degistirmedi.
    Vatandas ne yapabilir?Biber gazina maruz kalan vatandaslarin once derhal hastaneden bir rapor alarak savciliga suc duyurusunda bulunmalari, ondan sonra da savcinin takipsizlik kararindan itibaren bir ay icinde Anayasa Mahkemesi ne bireysel basvuru yapmalari olanagi var. Anayasa Mahkemesi basvuruyu reddederse, 6 ay icinde AIHM ye basvurabilirler ve manevi tazminat talep edebilirler.Bu arada belki de ilgili makamlar AIHM kararina ve IOK nin tavsiyelerine uyarlar ve demokratik toplumlarda barisci gosterilerin karsiliginin biber gazi degil -halkin sesini- dinlemek oldugunu kabul ederler.
     
    Riza TURMENCHP Milletvekili, Eski AIHM Yargici
    Cumhuriyet 04.06.2013

     

    ahmet kalkan <kalk...@windowslive.com> Jun 04 07:24PM +0300  

    Medya...
    Bu olanlardan en az iktidar kadar sorumlusun medya...Uc maymun olusun...Yalakaligin...Ikiyuzlulugun...Gidip iktidarin yanasmasi olman yuzunden, giderek daralan yureklerin meydanlarda patlamasidir bu olanlar...*O cigliklar...Senin on yildir cikmayan sesinin toplamidir...*Utanmadan -Medya toplumun gozu, kulagi, sesidir- dersin...Kulaklarini tikadin...Gozunu kapattin...Sesin cikmadi...Turkiye nin basina gelenleri seni izleyenlerden gizledin...O da tencereyi, kepceyi aldi cikti balkona, tin tin tin yayina basladi...Sen duy diye...*Su haline bak...Meydanda, caddede, sokakta kiyamet kopuyor...Alevler, sirenler, dumanlar kentleri sardi...Insanlar -Neler oluyor?- diye El Cezire yi actilar...Yerli kanallardan ise surekli yayin yapan sadece Halk TV...Tum dunya televizyonlari Turkiye de olanlari bultenlerinde birinci haber olarak verirken, sen yemek tarifi verdin...*Tabii ki cikamiyorsun sokaga...Sucu gunahi olmayan genc muhabirlerin kalabaliklara yaklastigi zaman hakaretlerle kovalaniyorlar...*Patronlarin ihaleleri...Cikarlari...Tirsmasi...Genel yayin yonetmeninin Basbakan in ucagina binme tutkusu...Ama en cok o icindeki -yalakalik- huyu...*Ve dort sene onceki sozumu soylerim:-Adam gibi medya olmazsaniz, toplum kendi medyasini yaratir...-Yaratti iste...Basbakan kizdigina gore demek ki dogrusunu yapiyor sosyal medya...*Kimligini ve sayginligini yitirince, bu kez hem okurlari kandirmaya, hem reklam verenleri aldatmaya, hem kendi kendini avutmaya basladin...Su yayimlanan tiraj rakamlarinin hicbirisi dogru degil...Bir baska yalan bu kez...Sen git, kamyon dolusu kendi gazeteni satin al...*Sonunda...Bu olaylarin bize anlattigi bir sey daha...Oluyormus demek ki...Sen olsan da, olmasan da...
    Bekir COSKUN4 Haziran 2013 - Cumhuriyet
    http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=420672&kn=885&ka=4&kb=5&kc=885

     

    "TC Vatandaşı" <kam...@gmail.com> Jun 04 08:10PM +0300  

    ****
     
     
     
    --

     

    "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 04 10:08PM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    Kimden: hanefi sinan <>
    Tarih: 4 Haziran 2013 11:29
    Konu: Onbinler Mescid-i Aksa ve Mavi Marmara için tek yürek oldu.
    Kime:
     
     
    **
     
     
     
     
    ------------------------------
     
     
    *Onbinler Mescid-i Aksa ve Mavi Marmara için tek yürek oldu.*
     
    *
    *
     
    İsrail’in Mavi Marmara’ya saldırısının 3. yıldönümünde “Mescid-i Aksa ve
    Mavi Marmara Yürüyüşü” gerçekleştirildi.
     
     
     
     
    İsrail'in, Gazze'ye insani yardım götürmek için yola çıkan özgürlük
    filosuna saldırısının 3. yıl dönümü nedeniyle İstanbul Fatih Camisi'nde
    anma programı düzenlendi. Programa Türkiye’nin dört bir tarafından on
    binlerce kişi katıldı.
     
     
    Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda konuşan Filistin Adalet
    Bakanı Atallah Ebu Sibah, Türkiye'nin Filistin direnişinin yanında
    durmasından büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti.
     
     
     
     
    "Filistin yolunda Mavi Marmara gemisinde verilen 9 şehidin kanı kanımıza
    karıştı" diyen Ebu Sibah, "Sizin bu kutlu duruşunuz İsrail'in yok olacağını
    gösteriyor" değerlendirmesinde bulundu.
     
     
     
     
    "Bu toprakları tekrar özgürleştirecek olanlar Sultan Fatih'in yolunda
    gidenlerdir"
     
     
    Türkiye'nin Filistin konusundaki duyarlılığının, İsrail'in bölgedeki gücünü
    kırdığını belirten Sibah, "Tüm Filistin toprakları İslam topraklarıdır, bu
    toprakları tekrar özgürleştirecek olanlar Fatih Sultan Mehmed'in,
    Selahattin Eyyubi'nin yolundan gidenlerdir" diye konuştu.
     
     
     
    *"Özgürlük bayrağını Mescid-i Aksa'ya dikeceğiz"*
     
    *
    *
     
    *İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım* da Mavi Marmara
    olayını "İsrail'in sonunun başlangıcı" olarak nitelendirdi ve Gazze'ye
    uygulanan abluka kalkıncaya, suçlu İsrail askerleri tutukanıncaya kadar
    Mavi Marmara'nın karadan yürümeye devam edeceğini, sonrasında ise tekrar
    Akdeniz'e ineceğini kaydetti.
     
     
    Programa katılan binlerce kişinin kalbinin Filistin, Afganistan, Moro,
    Keşmir, Patani, Arakan, Çeçenistan, Doğu Türkistan ve dünyanın dört bir
    yanındaki Müslümanlarla birlikte attığını belirten Yıldırım, "Mısır'da
    yürüdük, Tunus'ta yürüdük, Suriye'de yürüyoruz, her yerde yürümeye devam
    edeceğiz. Sonunda özgürlük bayrağını Kudüs'e, Mescid-i Aksa'ya dikeceğiz"
    ifadesini kullandı.
     
     
    "Suriye'den çekilin ki gönlümüzden çıkmayasınız"
     
    İran ve Hizbullah'ın, masum Suriyeli kadın ve çocukları öldüren Suriye
    rejiminin yanında yer aldığını ifade eden İHH Başkanı Yıldırım şunları
    ekledi:
     
    "Bizi geçmişte onurlandırdınız ama şimdi katil Esed ile beraber
    oluyorsunuz. Kadın ve çocukları öldüren Suriye rejiminin yanında yer
    alıyorsunuz. Suriye'den çekilin ki gönlümüzden çıkmayasınız, gönlümüzden
    çıkarsanız siz kaybedersiniz"
     
     
     
     
    Anma programının ardından Fatih Camii’nden çıkan 10 binlerce kişi Fevzipaşa
    caddesinden kortej halinde Edirnekapı’da bulunan Mavi Marmara şehitleri
    Cevdet Kılıçlar ile Necdet Yıldırım’ın kabirlerine yürüdü.
     
     
    Kısmen trafiğe kapatılan caddede, çevik kuvvet ekiplerinin güvenlik
    önlemleri eşliğinde yürüyen kalabalık, "Yaşasın Filistin direnişi", "Mavi
    Marmara onurumuzdur", "Müslüman uyuma kardeşine sahip çık" sloganlar attı.
     
     
     
    Yürüyüşe katılanlar, "Mescid-i Aksa onurumuzdur", "Baas'ın safında duranlar
    ümmetle aynı safta duramazlar", "Davamızdan vazgeçmeyeceğiz, yaşasın Suriye
    direnişimiz" yazılı pankartlar taşıdı.
     
     
     
     
    Yürüyüşün son bulduğu Edirnekapı Mezarlığı'nda metfun bulunan, Mavi Marmara
    gemisinde hayatını kaybeden Necdet Yıldırım ve Cevdet Kılıçlar'ın kabirleri
    başında Kur'an okundu, dua edildi. Mezarlıkta edilen duanın ardından
    kalabalık olaysız şekilde dağıldı.
     
     
    Ankara, İzmir, Sakarya, Balıkesir, Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa gibi
    farklı illerden Mavi Marmara saldırısını anmak için yaklaşık 120 otobüs
    İstanbul'a geldi.
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
    --
    *********************
    **
    *İHH Ankara
    *İnsan Hakları ve Hizmet Derneği
    Gmk Bulvarı 55/3 Maltepe-Ankara
    (0312) 231 45 45
     
    Dernek Hesapları:
    Kuveyttürk Keçiören Şubesi
    Hesap No: 638 000
    Iban: TR25 0020 5000 0006 3800 0000 01
    ------------------------------------------------
    Posta Çeki
    Hesap No: 525 61 01
    Not : (Bağışlara Açıklama notu eklenmelidir.)
     
    http://www.ihhankara.org.tr/
     
    إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى
    وَيَنْهَى
     
    عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ
    تَذَكَّرُونَ.
     
    "Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder.
    Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye
    size öğüt verir." Nahl/90
     
    __
     
     
     
    --
    Türkiye için el ele mail grubumuz *
    https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele *
     
    Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com *
     
    Erzincan Kemaliye Egin Grubum
    http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
     
    Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
     
    Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
     
    Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
    https://twitter.com/#!/MiLALDi
     
    Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
    http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148

     

    "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 04 10:08PM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    Kimden: SEVGİ YEŞİLMEN <sevgiy...@gmail.com>
    Tarih: 4 Haziran 2013 17:28
    Konu: Namazı Cumayı Ramazanı Orucu Yasaklarsa Bu zihniyet Şaşırmayın Mersin
    İçel Burak Canlı
    Kime:
     
     
    NAMAZI CUMAYI RAMAZANI ORUCU YASAKLARSA BU ZİHNİYET ŞAŞIRMAYIN...
     
    *Benim Sadik Yârim Kara Topraktır*... Bunu herkes bilecek... Her kez görecek... *Ne
    o pahalı lüks uçaklar... Ne o Şaşalı Korumalar... Ne o USA yakınlığı...*
     
    Bunları bileceksin... Bunları göreceksin... *Çapulcu diye ismini koyduklarının
    insan olduklarını anlayacaksın...*
     
    Bilemedin... *Yeri ve Göğü yaratanın kendin olduğunu zannetmeyeceksin...*
     
    Bilemedin... Ah... Bilemedin...
     
    Vurdun... Kırdın... Gerdin... Yıktın... Taş taş üzerinde bırakmadın...
     
    Küçümsedin... Yok saydın... Varı yok ettin...
     
    *Kiliseler açıldı... Yabancı okullar... Paraların üstüne Obama resimleri...
    Paraların üzerine USA Bayrakları diktin...*
     
    Bilemedin... *Benim Sadik Yârim Kara Topraktır diyemedin...*
     
    Soruyorum evlerinde oturan nice sevdalıya nice gönüllüye soruyorum... *Polisleri
    Milletin karşısına çıkaran kimdir...*
     
    Soruyorum eyleme destek vermeyen Cumasında Namazında olana soruyorum *Yarın
    Cuma Yasaklanırsa ne yaparsınız?*
     
    *Dileğin varsa İste Allah'tan...*
     
    Düşme ve düşmeye göresin...
     
    *Toprak olmuşa hakaretler Toprak olmuşa bağırmalar Toprak olmuşa
    aşağılamalar...* İnönü dedin... Dedin dedin durdun...
     
    *Emek bilmediler... Atalara saygı göstermediler... *
     
    Geçmişe bir çizgi çizemediler... *Kürt dediler... Türk dediler... Alevi dediler...
    Bizleri birbirimize düşürdüler...*
     
    *Şimdi Polislerin arkasında ellerinde çocuklarımızı, karılarımızı dövmek
    parçalamak için oluşan bir kitle gerekirse Anıtkabiri de yıkarız demekte...*
     
    Ey halkım... *Söyleyiniz USA yani ABD'ye daha yıpranmamışını daha hoş
    görülüsünü çok konuşmayanını, anlayışlısını getirsin...*
     
    Ey halkım *Anlayış olmazsa, Hoş görü olmazsa Irak gibi Cuma Namazlarında
    bombalar patlamaz mı sanırsınız... Gerginlik devamında gerginliği getirse
    Minarelerimiz başımıza yıkılmaz mı Irak gibi sanırsınız... *Çapulcu Olarak
    anılmaktan korkmayan Mersin İçel Burak Canlı
     
     
     
    --
    Türkiye için el ele mail grubumuz *
    https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele *
     
    Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com *
     
    Erzincan Kemaliye Egin Grubum
    http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
     
    Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
     
    Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
     
    Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
    https://twitter.com/#!/MiLALDi
     
    Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
    http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148

     

    "Hasan ÖZÇELİK" <altay...@gmail.com> Jun 04 10:07PM +0300  

    TAKSİM GEZİ PARKI DEMOKRASİNİN GÜVENCESİ HALKTIR
     
    TAKSİM GEZİ PARKI DEMOKRASİNİN GÜVENCESİ HALKTIR
     
    Yazar: Doç. Dr. Sait YILMAZ (*)
     
    Taksim Gezi Parkı'nda başlayan ve İstanbul içinde büyümeye başladıktan sonra
    başta Ankara ve İzmir olmak üzere eş zamanlı olarak Türkiye'nin pek çok
    iline yayılan olaylar bugün bir haftasını tamamlamak üzeredir. Bu olaylar
    pek çok açıdan Türkiye tarihinde daha önce görülmemiş nitelikler
    taşımaktadır. Polis başta olmak üzere devlet güçleri son teknolojiyi
    kullanarak ve ölçüsüz bir şekilde kendi halkı ile karşı karşıya gelirken,
    daha büyük ve uyarılmış bir nüfus olanları ilgi ve endişe izlemektedir.
     
    Gezi Parkı olayları sonraki ve daha büyük olayların oluşmasında bir dönüm
    noktası olma niteliği taşımaktadır. Bütün bu gelişmeler, uzun zamandır
    toplumun pek çok kesiminde psikolojik düzeyde birikmiş memnuniyetsizliğin
    harekete geçmesini temsil ederken, Başbakan Erdoğan bir yandan eylemleri
    tahrik ederek tırmandırma öte yandan marjinalize etme ve bir parti çekişmesi
    haline getirme stratejisi izlemektedir.
     
    Türkiye, uzun zamandır bir uçurumun kenarındadır ve olaylar iyi okunamadığı
    takdirde ülke kan gölüne çevrilebilir. Taksim'de yaşanmakta olan olaylar hem
    akademik açıdan hem de Türkiye'nin siyasi geleceği için önemli ipuçları ile
    dolu ve iyi analiz edilmesi gereken bir sürecin parçasıdır. Akademik açıdan
    siyasi şiddet, çatışma ve terör olgusunun birlikte ele alındığı bir disiplin
    için önemli veriler sağlamaktadır. Bu makalede AKP iktidarı ve halk
    ilişkisinin şiddete dönüşme potansiyeli üzerinden Taksim olayları ele
    alınmıştır.
     
    TAKSİM GEZİ PARKI DEMOKRASİNİN GÜVENCESİ HALKTIR
     
    Devletin Yolculuğu ve İktidarların Sonu
     
    Devlet, ülkenin ve halkın güvenliğini sağlamak gibi bir görev ile
    yükümlüdür. Devlet, bireyler, toplum, baskı grupları, sivil toplum örgütleri
    vb. alt unsurlardan oluşur. Bu unsurların beklentileri devletin varlığının
    gerekçesidir. Bu beklentilerin gerçekleştirilmesi, bireylerin güçleri
    dışındadır. Bundan ötürü devlet ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Platon ve
    Aristo'dan başlayarak, daha sonra Ortaçağ'da Machiavelli, Thomas Hobbes,
    John Locke, Jean Jacques Rousseau gibi pek çok düşünür devlet ve halk
    arasındaki ilişki konusunda pek çok görüş ortaya attılar.
     
    Platon'a göre temel olarak üç tür devlet yönetim vardır[1]: demokrasi,
    monarşi ve tiranlık. Halkın kendi kendine yönetimi olan demokrasinin bugün
    en az 550 çeşidi var ve Cumhuriyet rejimi, demokrasinin anayasalı hali
    olarak kabul edilebilir. Monarşi de elit (kişi, aile, krallık) bir tabakanın
    yönetimi söz konusudur. Tiranlık ise halkı yöneten kesimin halkın
    isteklerini dikkate almadan, keyfince ülkeyi baskı içinde yönetmesidir.
     
    Bugün Türkiye'de gelinen noktayı ilk çağın kavramları ile izah edersek bir
    tiranlık rejimi diye nitelendirebiliriz. Platon Devlet adlı kitabında 2400
    sene önce şöyle yazmaktadır: Demokrasilerde işsiz-güçsüz takımı devletin
    başına geçer ama bunların en tehlikelileri ağzı en iyi laf yapan, gündelik
    sorunlara çözüm getirenlerdir. Bu kişiler, düzen içinde yaşayıp zengin
    olanlardan vergi toplar. Bu paraları genellikle kendileri için harcar, bir
    kısmını da yine işsiz güçsüz halk kitlelerine dağıtırlar. Bu arada zenginler
    için haksız suçlamalarda bulunur ve halkı zenginlere düşman ederler. Halkı
    oligarşi tekrar gelecek diye korkuturlar ve halk kendine bir koruyucu seçer.
    İşte bu tiranlığın doğuşudur. Halkın başına geçen koruyucu, çoğunluğun
    kendine kul köle olduğunu görünce, karşı görüşteki yurttaşların kanına
    girmeden edemez, lekeleme yolunu tutar, onu bunu suçlayıp mahkemelerde
    süründürür, kimini sürer, kimini öldürür. Böyle bir adam zorba devletini
    kurmuş ve zorba olmuştur. Zorba hükümranlığını sürdürmek için sürekli
    şiddete başvurmak zorundadır."
     
    Devamı: http://www.altayli.net/articles.php?article_id=2639
     
    <http://www.altayli.net/news.php> Logo
     
    Namık KEMAL:
    "Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
    Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"
     
    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
    "Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
    Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."

     

    "KERİM ÖZBEKLER" <kerimoz...@gmail.com> Jun 03 07:33PM +0300  

    TAY DERGİSİ'NİN MAYIS-HAZİRAN 2013 TARİHLİ 131.SAYISI YAYINLANDI...
     
     
    KERİM ÖZBEKLER
     
    GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
     
     
    KARABÜK KÜLTÜR VE SANAT DERNEĞİ BAŞKANI HALİL NİHAT YILDIZ'IN 2 AYDA 1
    ÇIKARDIĞI TAY DERGİSİ'NİN MAYIS-HAZİRAN 2013 TARİHLİ 131.SAYISI YAYINLANDI,
    20X27 CM.EBATLI. İÇ SAYFALARI 3.HAMUR KAĞIDA BASILI, 32 SAHİFELİK DERGİNİN
    BU SAYISINDA;
     
     
    HALİL NİHAT YILDIZ;ANKARA'DA KARABÜK GÜNLERİ,
     
    AZİZ KEMAL HIZIROĞLU;ZAMAN HİKAYELERİ (ŞİİR),
     
    FAZLI HUMAR;GÖZLERİN ÖZGÜRLÜĞÜMDÜR (ŞİİR),
     
    IŞIK SUNGURLAR;NE DERSE GÖZ-HAZIRLIKSIZ-YEN BAŞLIKLI 3 ŞİİR,
     
    FATMA KILIÇ;ŞAİRE VE ŞİİRE KELEBEĞİN RÜYASINDAN BAKIŞ,
     
    GÜLER SOLUM;ANNEM (ŞİİR),
     
    SEVİM YAZAR;10.YILINDA MELİH CEVDET ANDAY'I ANARKEN,
     
    YILDIZ TÜMERDEM;KENDİN OL DEĞİŞME (ŞİİR),
     
    ALİ ZİYA ÇAMUR;HEYBEMDEKİ RÜZGARLAR (ŞİİR),
     
    DURAN AYDIN;HAYMA,
     
    CANSU US YAZICI;TUTSA(K) (ŞİİR),
     
    DİLEK AYRIBAŞ;YALNIZLIĞIN ÖRTÜSÜ (ŞİİR),
     
    GÜLDEREN CANYURT;GÜNEŞ YÜZLÜ İNSANLARIN KENTİ ADANA,
     
    YUNUS KARAÇÖL;SEN OLMAYINCA,
     
    VEYSEL KOBYA;GÖNDERİLMEYEN MEKTUP,
     
    AYSUN ŞENOCAK;UMUT VARSA EĞER,
     
    OĞUZ OVACIK;YALNIZ OKULUM,
     
    HÜSEYİN ÖZMEN;İSMAİL AMCAMIZ,
     
    MİTHAT ÖNAL;YAĞMUR SONRASI,
     
    AHMET FAZIL GÖKTUĞ;ŞUBAT GEÇİYORDU (ŞİİR),
     
    NEZİHE ALTUĞ;ŞAİR İÇEYLE ATEŞİ NAR OLMAK-MERAL DEMİR,
     
    TAHSİN ŞENTÜRK;KAR İKSİRİ (ŞİİR),
     
    FESİH VURAL;KİLİM,
     
    A.MURAT ÖZHAN;SEVDAYA YAZGILI (ŞİİR),
     
    M.GIYASİ AYDEMİR;GECE (ŞİİR),
     
    ABDÜLKADİR GÜLER;O BİR AYDIN TÜRKÜSÜ İDİ,
     
    CENGİZ ERSÖZ;ALANYA'DA BİR AKŞAM (ŞİİR),
     
    DEMET DUYULER DOĞAN;ÇUKUROVA'DA HIDRELLEZ,
     
    DEMET DUYULER DOĞAN;BİR HIDRELLEZ GECESİ (ŞİİR),
     
    MERTCAN KARACAN;EY ALİM USTA (ŞİİR),
     
    HASAN AKARSU;DÜŞMEDEN KOŞABİLMEK,
     
    NESRİN İNANKUL;TERMİK SANTRALA HAYIR DEDİK,
     
    NECDET TEZCAN;İKİ KİTAP DOLUSU ŞİİR,
     
    MEHMET DOĞAN;KİM BİLİR (ŞİİR),
     
    FAZIL BAYRAKTAR;SEVGİLİ YEĞEN ŞAİRİM ALİ CENGİZ TOPÇUOĞLU
     
     
    BAŞLIKLI ESERİ İLE BU SAYIDA YER ALMIŞLAR, SİZ DE TAY DERGİSİ'Nİ TAKİP
    ETMEK VEYA YAZI İLE ŞİİRLERİNİZİN BU DERGİDE YAYINLANMASINI İSTİYORSANIZ
    AŞAĞIDA Kİ BİLGİLERİ KULLANABİLİRSİNİZ;
     
     
    HALİL NİHAT YILDIZ
     
    KARABÜK KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ (BAŞKANI)
     
    TAY DERGİSİ (SAHİBİ)
     
    PK.10
     
    78100 KARABÜK
     
    GSM TEL.0-555-8578060 0-533-3690367
     
    E POSTALAR;
     
    tayde...@mynet.com
     
    hnyi...@mynet.com
     
    hnyi...@taydergisi.com

     

    Abdullah Mustafa <abdullah...@gmail.com> Jun 02 06:21AM +0300  

    Toplumsal düzen ve hukuk - 106
     
     
    B. Hukuk - 49
     
     
     
     
    3. Özel hukuk -4 a)Evlenme ve Boşanma (Nikâh-Talak) -4 (1) Kavram olarak,
    Toplumsal Düzen ve Hukuk, Hukuk, Özel Hukuk, Evlenme ve Boşanma
    (Nikâh-Talak)-4
     
    Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetlerine doğru boşayın ve
    iddeti iyi sayın! Rabbiniz olan Allah'tan korkun! Onları evlerinden
    çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar. Apaçık ve belgeli bir yüzsüzlük yapmaları
    durumu müstesna. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah'ın sınırlarını
    çiğneyen kendi benliğine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan
    sonra yeni bir iş / oluş ortaya çıkarır. Sürelerini doldurma noktasına
    geldiklerinde o kadınları ya örfün gerektirdiği biçimde tutun yahut da yine
    örfün gerektirdiği şartlarla onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki
    kişiyi de tanık tutun. Tanıklığı Allah için tam bir biçimde yapın. Allah'a
    ve âhiret gününe inanan kişiye işte bu şekilde öğüt verilmektedir. Kim
    Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder.Ve onu hiç
    beklemediği yönden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanıp güvenirse O, ona
    yeter. Hiç kuşkusuz, Allah, emrini yerine getirecektir. Allah her şey için
    bir ölçü / bir kader belirlemiştir. Âdetten kesilen kadınlarınızın iddet
    bekleme sürelerinde kuşkuya düşerseniz, onların iddetleri üç aydır. Hiç
    âdet görmemiş kadınların süreleri de böyledir. Gebe olan kadınların
    süreleri ise yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah'tan korkarsa, O
    ona işinde bir kolaylık nasip eder. İşte bu, Allah'ın size indirmiş olduğu
    emridir. Kim Allah'tan korkarsa O, onun çirkinliklerini örter ve onun
    ödülünü büyütür. O kadınları, imkânlarınız ölçüsünde, barındığınız yerin
    bir kısmında barındırın. Onları baskı altında tutmak için onlara zarar
    verme yönüne gitmeyin. Eğer hamile iseler yüklerini bırakıncaya kadar
    onlara nafaka verin. Eğer sizin için çocuk emziriyorlarsa, ücretlerini de
    verin. Aranızda örfe uygun biçimde konuşup tartışın. Eğer anlaşmakta zorluk
    çekerseniz o zaman, doğmuş olan çocuğu baba hesabına başka bir kadın
    emzirecektir. Geniş imkâna sahip olan bu geniş imkânından harcasın. Rızkı
    kendisine ölçü ile verilmiş olan da Allah'ın kendisine verdiğinden infak
    etsin. Allah hiçbir benliği, kendisine verdiği şey dışında yükümlü
    tutmaz.Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
    65. sure (TALÂK) 1-7. ayet (Resmi: 65/İniş:100/Alfabetik:98)
     
     
    İçinizden bekârları / dulları, bir de erkek hizmetçilerinizden ve
    halayıklarınızdan durumu uygun olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler,
    Allah onları lütfundan zenginleştirir. Allah Vâsi'dir, Alîm'dir. Nikâh
    imkânı bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar
    iffetlerini korusunlar. Size bağımlı olanlardan, hürriyetini satın almak
    isteyenlerin, kendilerinde iyi hal görürseniz, onlarla yazılı anlaşma
    yapın. Allah'a size verdiği malından siz de onlara verin. Hizmetinizdeki
    genç kızları, iffetli kalmak isteyip dururlarken, iğreti dünya hayatının
    basit menfaatini elde etmek için fuhşa zorlamayın. Kim onları baskı altında
    tutarsa Allah, fuhşa zorlanmalarından sonra onları affedici, esirgeyicidir. 24.
    sure (NÛR) 32-33. ayet (Resmi: 24/İniş:102/Alfabetik:84)
     
    Bugün size bütün temiz nimetler helal kılındı. Kendilerine kitap verilmiş
    olanların yemekleri size helaldir. Sizin yemekleriniz de onlara helaldir. Mümin
    kadınların iffetlileriyle, sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanların
    iffetli hanımları da mehirlerini verdiğiniz takdirde; iffetinizi korumanız,
    zinadan uzak kalmanız ve şunu-bunu dost tutmamanız şartıyla size helaldir.
    İmanı tanımayıp nankörlük edenin ameli boşa gitmiştir. Ve o, âhirette de
    hüsrana uğrayanlardandır. 5. sure (MÂİDE) 5. ayet (Resmi:
    5/İniş:110/Alfabetik:60)
     
    * *
    *Bitmedi nasipse devam edecek.*
     
    *DİP NOT:*
     
     
     
    *Referansınız (başvuru kaynağınız) "İslam" ise; **Doğruyu bulacağınız,
    Doğru Kitap Kuran'dır.*
     
     
    *Konularına Göre Kuran Mesajı derlemesi, Ana dilimizde** **"Doğru Bilgi Ana
    Kaynağı" nın kullanılmasına imkan ve katkı sağlayabilmek amaç ve niyetiyle,
    Kuran'ın ışığında bir kısım "Kitap" bilgisini, yorumsuz olarak doğrudan
    Kuran ayetleriyle, zandan azade, aklını ve gönlünü işleten "Nasip
    Sahipleriyle" paylaşabilmek için yapılmıştır.*
     
    * *
     
    *Allah Kelamın algılanıp anlaşılmasında , gerçeğe ulaştıran yollardan bir
    yol, hakikate açılan kapılardan bir kapı olması umulmaktadır.*
     
     
     
    *RESUL KUR'AN'IN TEBLİĞİ olan on E- Kitap ve Kuran Işığında Yorumlar E-
    Kitabı ile "HASENAT 4.0 KUR'AN ARAŞTIRMA PROGRAMIN" dan oluşan***
     
    * *
     
    *"KONULARINA GÖRE KURAN MESAJI" nı,*
     
    * *
     
    *bilgisayarınıza indirmek ve arşivlemek istiyorsanız:*
     
     
     
    *Yenilenen ve güncellenen aşağıdaki linki tıklayınız. 30 saniye geri
    sayımı takiben gözükecek "download" yazılı kutucuğu da tıklayınız. (Reklamları
    ve başka kutucukları tıklamayın) *
     
    *Ve yaklaşık bir dakika sonra bilgisayarınıza indirmiş olacağınız dosyanın
    içindeki "önce beni oku" belgesine bakıp, istediğinizi yapınız: *
     
    *
    *
     
    http://s3.dosya.tc/server5/qlFSIk/KONULARINAGOREKURANMESAJ_-MKA.rar.html
     
     
     
     
     
    *BU LİNK ÇALIŞMADIĞINDA İNDİRME YAPILABİLECEK UYGUN LİNK VE KONULARINA
    GÖRE KURAN MESAJI HAKKINDA ÖZET BİLGİ, AŞAĞIDAKİ YAZIDA MEVCUTTUR:*
     
     
     
    http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=5747
     
     
    * *
     
    *Allah'ın Selam, Rahmet ve Bereketi ile Mağfiret ve Hidayeti, Dileyenin
    üzerine olsun.*
     
    * *
     
    *"**Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir
    şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır.**Allah her şeye, herkese
    gıda ulaştırır, Mukît'tir."* 4. sure (NİSA) 85. ayet
     
    --
    Selam ...
    Abdullah Mustafa

     

Bu iletiyi, Turkiye-icin-el-ele Google Grubu'na abone olduğunuz için aldınız.
E-posta ile yayın gönderebilirsiniz.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak için boş bir ileti gönderin.
Diğer seçenekler için grubu ziyaret edin.

--
Sayın "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubu üyesi.
grubumuzla ilgili şikayetleriniz ve tavsiyeleriniz grup yönetimine " erzinca...@gmail.com " adresimize bildirin,
Grubumuzda yayınlanan iletilerin yasalar karşısında tüm sorumluluğu yazarına ve iletinin üzerinde değişiklik yapıp yayınlayan üyeye ait olacaktır, İletilerin mutlaka konu başlıklarını yazınız. İletilerinizde Başka bir grubun tanıtımı, url adresleri yada benzeri ibareler bulunması halinde o iletiler yayınlanmayacaktır.. önemle duyurulur. saygılarımızla
---
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU " adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için Turkiye-i...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele?hl=tr adresinde ziyaret edebilirsiniz.
 
 

Bir Ağaç.doc

Seyfettin İLHAN

unread,
Jun 10, 2013, 6:44:44 AM6/10/13
to turkiye-i...@googlegroups.com

 

DEMOKRASİDEN ÜMİDİNİ KESEN, MEŞRU YOLLARDAN İKTİDARA GELEMEYECEĞİNİ BİLEN DEMOKRASİ DÜŞMANLARI ŞUNU BİLSİN Kİ BU MİLLET ÇAPULCULARA PABUÇ BIRAKMAYACAKTIR.
ERGENEKONCULAR DA ŞUNU BİLSİN Kİ ARTIK BU TÜRKİYE ESKİ TÜRKİYE DEĞİLDİR.
MİLLET KENDİ BAŞBAKANINA VE KENDİ İKTİDARINA SAHİP ÇIKIYOR VE BUNDAN SONRA DA SAHİP ÇIKACAKTIR.
İNADINA TAYYİP, İNADINA ERDOĞAN.....

Mahmut Tuncer

unread,
Jun 10, 2013, 7:46:14 AM6/10/13
to Turkiye-i...@googlegroups.com
inadına tayyıp edogan bu böyle biline sandıkta boyunu alamayanlar  çapulculukla iktidara gelmek istiyorlar 
yaşasın milletin iktidarı
yaşasın akp iktidarı 


10 Haziran 2013 13:44 tarihinde Seyfettin İLHAN <silh...@hotmail.com> yazdı:

--
Sayın "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubu üyesi.
grubumuzla ilgili şikayetleriniz ve tavsiyeleriniz grup yönetimine " erzinca...@gmail.com " adresimize bildirin,
Grubumuzda yayınlanan iletilerin yasalar karşısında tüm sorumluluğu yazarına ve iletinin üzerinde değişiklik yapıp yayınlayan üyeye ait olacaktır, İletilerin mutlaka konu başlıklarını yazınız. İletilerinizde Başka bir grubun tanıtımı, url adresleri yada benzeri ibareler bulunması halinde o iletiler yayınlanmayacaktır.. önemle duyurulur. saygılarımızla
---
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU " adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için Turkiye-i...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele?hl=tr adresinde ziyaret edebilirsiniz.
 
 



--
kısa vadeli çıkarlar uzun vadeli kayıplar yaratır.

Fuat Türker

unread,
Jun 12, 2013, 2:30:58 PM6/12/13
to Turkiye-i...@googlegroups.com

Kâbe’yi Yıkmak Gibi…

 

Bir rivayete göre, Peygamberimiz (asm) Kâbe’ye bakarken şöyle buyuruyor:

 

“Kuşkusuz Allah seni çok şerefli, çok mükerrem/ hürmetli, çok azametli kılmıştır; fakat mümin senden daha hürmetli/daha saygıdeğerdir.”(İbn Mace, Fiten,2; Mecmau’z-zevaid, 1/81).

 

Kalp insanda bulunan her değerli şeyi içinde barındırır. Îmânı da insan kalbinin duyarlılığıyla ilgilidir. Kalple akledilir, kalple iman edilir. Uzlaşı kalpte yaşanır, takva kalpte yaşanır. Kalp ısınır, kalp sağlamlaşır, kalp meyleder, parçalanır, katılaşır, mühürlenir. Kalp mutmain olur.

 

Kalp mühürlenmiş ise ölüdür. İçinde kavrayış, vicdani duyarlılık yoktur; dolayısıyla akıl ve iman da yoktur. Mevlânâ'nın ifadesiyle kalp, yüce Allah’ın nazargâhıdır. Bu sebeple, bir gönül yıkmak, bin kâbe yıkmaktan daha kötüdür.

 

İmam Rabbânî bizi, “kalb Allah'u teâlânın komşusudur” diyor ve şöyle uyarıyor: "Allah'u teâlâya kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir. Mümin olsun, âsi olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemelidir. Çünkü, asi olan komşuyu da korumak lazımdır. Sakınınız, sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız! Allah'u teâlâyı en ziyade inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur. Çünkü, Allah'u teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir. (C.3, m.45)

 

Bediüzzaman ise bu konuda şöyle söylüyor:

 

“Ey insafsız adam! Şimdi bak ki, mü'min kardeşine kin ve adâvet(dümanlık) ne kadar zulümdür. Çünkü, nasıl ki sen âdi, küçük taşları Kâbe'den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud'dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öyle de, Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği halde, mü'mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusurâtı iman ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu, aklın varsa anlarsın.” (Mektubat, Yirmi İkinci  Mektup)

 

Rabbimiz Peygamber(asm)'a hitaben; "Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile.." (Ali İmran Suresi, 159) buyuruyor. Güzel söz ve yumuşak davranış Kur'ân ahlâkı gereğidir, İslam'ın güzelliklerindendir. Şuurlu, aklı başında samimi mümin merhametli, nezaketlidir.

 

Peygamberimiz (asm)'ın güleryüzlülüğü, ataklığı, neşesi, şakacılığı bizim için en güzel örneklerdir. “Güçlü/kahraman kimse, güreş minderinde hasmını yere seren değil, öfke anında nefsini yenen kimsedir.”(Buharî, Edeb, 76; Müslim, Birr) buyuruyor Resûlûllah.

 

Allah’ın kâinatı kaplayan rahmetinden, şefkat ve merhametinden nasîbini alamayan insan katıdır; incitir, yıkar, kırar, döker.

 

Samimi mümin ise İlâhi rahmetin parıltılarını yansıtan, kalbi Kur'ân ayetlerine karşı yumuşamış insandır. Yüce Allah’ı aşkla anlatır, muhabbetle anlatır. Resûllullah(asm)'a olan aşkını, Allah rızası için olan aşkını, Allah’ın tecellilerine, yarattığı güzelliklere olan sevgiyi anlatır. Her şeye Allah aşkıyla bakar. Allah’ın tecellileri olan çocukları, kuşları, çiçekleri sever, tüm canlıları sever, insanları sever. Kalp kırmaz, saygılıdır, bağırıp çağırmaz, ters konuşmaz. Esprili ve şakacıdır. Eleştirilerinde kırıcı değil yapıcı ve nezihtir.

 

Samimi mümin, İbrahim(as) gibi yumuşak huylu, duygulu ve gönülden Allah'a yönelen insandır. Değil kalp kırmak, mümin, kalplere sevinç ve huzur koyan insandır.

 

 

Fuat Türker



12 Haziran 2013 02:54 tarihinde <Turkiye-i...@googlegroups.com> yazdı:
    "Ahmet Kılıçaslan Aytar" <ahmetkilic...@gmail.com> Jun 12 12:02AM +0300  

    *YILANIN BAŞINI EZMEK*
    *
    *
    *
    *
    Gezi Direnişi ile ilgili dikkat çeken bir yorum Lübnan'da Daily Star
    gazetesinde yayımlandı.
    Yorumda "Türk kentlerini sallayan laik yanlısı gösteriler,Arap dünyasında
    dalgalanmalar yarattı ve Türkiye'yi siyasi İslam'ın başarılı bir modeli
    olarak öven İslamcı liderler tedirgin oldu" deniyor.
     
    *
    Gezi Direnişinin bir tedirgini de İslamcı dini lider ABD'li Fethullah
    Gülen'dir.
    Gülen insanın yaratılış eksikleri nedeniyle insanın insana vereceği
    katkının eksik olduğu -o yüzden,peygamberlerin zuhur ettiği noktasında
    fıtratî nitelikleriyle insanlığı peygamberden başlatıyor,ardından "tebliğ"
    göreviyle kafasındaki Allah,Kur'an ve Sünnet'le insanlığı iman ve ahlak ile
    zenginleştiriyor,hayatta takip edilecek yolda nasıl hareket edileceğini
    nazari olarak öğretiyor!
    Bu suretle-esasen, çağdaş düzeyi sorgulama, yakalama ve aşma
    anlayışını,insan hakları,düşünce, inanç ve girişim özgürlüklerini,laik
    hukuk devleti, katılımcı demokrasi,liberal ekonominin benimsendiği bir
    toplumsal düzenin oluşmasına katkı koyma iddiasını yok ediyor.
     
    *
    Gülen Gezi Direnişi ile ilgili -özetle, "Hadis kitaplarında "Kitabü'l-fiten
    ve'l-melahim " başlığıyla bazı bölümlerde bugün yaşadığımız ifrit dönemi
    yeralıyor. Bu dönemin en büyük hastalıkları nifak, iki yüzlülük ve takiyye
    marazlarıdır -ki, münkirlik,müraiyilik ve münafıklığa neden oluyor.
    Günümüzde imana, Kur'an'a, o yüce mefkureye hizmet eden insanlar,bu
    musibetlerle karşı karşıya bulunduklarını hatırdan çıkarmamalıdır.
    Üç asırlık tahribatı tamir eylemenin peşindeki fedakar ruhlar emin olarak
    yürüyebilmek ve gereken şeyleri güzergah emniyeti içinde yapabilmek için
    kendilerini istemeyen bu insanların kimler olduğunu bilmeleri gerekir"
    diyor.
    Beyinlerini kiraladığı muridlerini İslami radikalizme -O'nun ağzında,
    İslamî Cihad'a kışkırtıyor.
     
    *
    Ne ki, gelişmiş Batı ülkeleri İslami radikalizmi tahrik eden esas unsurun
    ne olduğu -artık,çok iyi biliyor.
    Çünkü,Batı'nın, özel kuvvetleri ve istihbarat ajanları ile Türkiye ve Arap
    ülkelerinde besleyip yetiştirdiği üç asırlık tahribatı tamir etmek
    hedefinde İslamcı dini ve siyasi liderler, siyasetçiler, İslami özgürlük
    savaşçıları ve aktivist kuruluşlar ve o ülkelerin Ordu ve Polis
    teşkilatlarının desteğiyle -işte, başta Türkiye olmak üzere,
    Tunus'ta,Libya ya da Mısır'da ve başka ülkelerde de internet sosyal
    ağlarından genişleyen Arap halklarının yoksulluk,yolsuzluk sloganlarıyla
    rejimleri yıktığı hareketlerden sağlanan sonucun İslamiı radikalizmden
    başka bir şey üretmediği dehşetle görülmüştür.
     
    *
    Çünkü -mesela,Albert Einstein'ın, "İnsan daha küçük yaşta iken daha sonraki
    yıllarda kolayca kurtulamayacağı korkunç önyargılarla beslenmiş
    olabilir.Sonuçta içine itildiği düşünsel tutsaklıktan kurtulmasının
    olanakları tümüyle ortadan kalkar.Yerine radikal bir özgüven ve sorunu
    sürekli olarak kendinden uzak tutmaya çalışan bir profil oluşur" ifadesi,
    Ve iktidar duygusunun insanın beyninde ödüllendirme sistemini devreye
    soktuğu, bağımlılık yaratan dopamin hormonu seviyesini arttırdığı -hele
    ki,iktidar sahibi önyargılı, özgüveni eksik biriyse dopamin hormonu
    seviyesinin artması, o'nun sabırsız,tatminsiz, acımasız,zorba ve yıkıcı
    karakterinin baskınlaşmasına yol açtığı bileşkesinde-işbu, İslamcı dini ve
    siyasi liderlerin ne denli zayıf oldukları ve tehdit oluşturdukları
    farkedilmiştir.
     
    *
    Çünkü oluşan yeni rejimlerde dini,siyasi liderler ve kadrolarının küresel
    zenginliğin başlıca hammaddesi ve ürünü olan "Bilgi"nin yaratılması,
    Ülkelerin bilgiye erişimle yatırımlarını arttırma, ticaretlerini
    geliştirme,gerekli finansman ihtiyaçlarını piyasalardan borçlanarak ya da
    kısa vadeli sermaye hareketlerine cazibe oluşturarak sağlamanın
    "İletişim"le sağlanması gerekliliğini anlamaktan çok uzak oldukları
    anlaşılmıştır.
     
    *
    Çünkü -başta,Türkiye'de Gülen ve Erdoğan'ın nifak saçan,ikiyüzlü ve
    takiyyeci politikalarla bireysel ve toplumsal hafızayı zayıflatan
    duygu,arzu ve ihtirasları harekete geçirdiği,
    Bireyler bazında kitleleri hissen,fikren,fiilen zarar görmelerine yönelik
    yalan,tezvir,aldatma ve sansasyon içeren bilgi,haber ve polemiklerle
    bombardıman ederek zayıflattığı,
    Batı'nın İslam ve mukaddesatlarına savaş açtığı, İslam'ı devlet ve toplum
    hayatından silmeye çalıştığı,Batı tipi düzenin gayri İslami bir istibdat
    düzeni olduğu,karşı çıkan Müslüman halklara her türlü zulme maruz
    bıraktıkları fikrini kitlelere azmettirdikleri,
    Sonuçta bu faaliyetlerin İslami radikalizmi üretmekten başka bir şeye
    yaramadığı görülmüştür.
     
    *
    Çünkü, bu lider ve kadroların siyasi İslam söylemi ile Türkiye ve geniş
    Orta Doğu ülkelerinde mevcut siyasi ve ekonomik durumda büyüme ve
    istihdamın artması için gereken çok yüksek maliyetin tedarikini,
    Bölgenin gelişmesine uygun politika ve ticari stratejilerin
    eksiklerini,ekonomik işlemlerde şeffaflığın bulunmamasını,özel sermayeli
    işletmelerin gelişme zorluklarını, alt yapı eksikleri gibi kilit sorunları
    asla çözemeyecekleri de farkedilmiştir.
     
    *
    Çünkü, bir süre önce Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun,"Eğer İsrail şu
    günkü tutumunu sürdürürse,Arap Baharı kendi otoriter rejimlerini
    tartışırken aynı anda güçlü bir İsrail karşıtlığını da bugünün gündemi
    haline getirecektir" ifadesi karşısında şok olunmuş,
    Mısır'da,Tunus'ta İslamcılar ile laikler arasında artan kutuplaşma, Doğu
    Libya'da Sirenayka Eyaletinin bağımsızlık ve özerklik ilanı ve daha birçok
    Arap ülkesinde mezhep çatışmalarıyla İslami radikalizmin önlenemeyen
    yükselişinden korkulmuştur.
     
    *
    Çünkü,Suriye krizinin radikalizm ile komşu ülkelere, bölgeye -hatta,
    dünyaya yayılma olasılığının önüne geçilmesi için şiddetin sona erdirilmesi
    ve krizin siyasi yollarla çözülmesi gerekliliği, bölünme riski ve mülteci
    krizinin ortadan kaldırılmasının şart olduğuna inanılmış,
    Yeni bir Suriye oluşturulması ardından tüm bölgede İslam, radikalizmin
    mutlaka pasifize edilmesi ,İran'ın nükleer gelişimine diplomasi ile çözüm
    bulunmasının gerekliliğine ikna olunmuştur.
     
    *
    Nitekim Batı, Rusya ve Çin gibi küresel güçler anlaşarak,
    İsrail'in güvenliği merkeze almış ve Filistin ile yeni bir barış sürecinin
    başlatılması -teminen,
    Eşzamanlı Suriye ve İran sorunlarının diplomatik ve siyasal müzakerelerle
    çözülmesi, Türkiye ve Orta Doğu'da radikalizmin dini ve siyasi liderleri
    ve kadrolarının tasfiye edilmesi,
    Kimi diğer uluslararası sorunların da çözülmesi ardından meşruiyeti ve
    güvenilirlik sorunu ile tartışılan BM Güvenlik Konseyinde, ulusal çıkarları
    için ayrıcalıklı pozisyonlarını dünya siyasetinin belirleyicisi yapan
    mevcut statükonun değişmesinde işbirliğinin yürütülmesine,
    Ya da yeni bir dünyanın kurulmasına -işte, işbaşı yapılmıştır...
     
    *
    Gezi Direnişiyle lâik yanlısı gösterilerin Arap dünyasında İslamcı
    liderleri tedirgin etmesi boşuna değildir.
    Bakınız, Siyasi İslam'ın lideri Erdoğan çakma ümmetinin tedirginliğini
    savuşturmak üzere son kozlarını oynuyor.
    Aklı yitik, ulusal birlik-bütünlüğe kast etmiş -son olarak, sıkıştığı
    köşede kardeşi
    kardeşe vurdurmak üzere havayı yumrukluyor,
    "'Başbakan sert diyorlar. Ne olacaktı? Buna sertlik diyorsanız,kusura
    bakmayın. Başbakan* [?]Re-cep Tay-yip Er-doğan, Re-cep Tay-yip Er-do-ğan
    [?]*değişmez" diyor!
    Kurduğu lanet olası korku imparatorluğu çökmüştür,sırası geliyor...
     
    12.6.2013
     
     
    Ahmet Kılıçaslan AYTAR
    ahmetkilic...@gmail.com

     

    "atilla üyetürk" <esoh...@yahoo.com> Jun 11 10:47PM +0300  

    Önce Seni Yok Sayarlar,
    Sonra Sana Bakıp Gülerler,
    Sonra Seninle Savaşırlar,
    Sonra Sen Kazanırsın.
    -Gandhi-

     

    "davut arslantürk" <oray...@hotmail.com> Jun 11 06:01PM  

    * EĞER DÜŞMANIN SANA ÖDÜL VERİYORSA,
    SENDE BİR PUŞTLUK VAR DEMEKTİR. *

    " Ehli namus yoklamada düştü hep meyus oldu
    Merkezinden koyduranlar, cümlesi mebus oldu. "
    Neyzen Tevfik

    " Ne kadar çok şey bilir ya da biliyormuş izlenimi yaratırsanız,
    o kadar güçlenirsiniz.
    Bildiklerinizin doğru olup olmadığının bir önemi yoktur.
    Asla unutulmamalıdır ki önemli olan bir sırra sahip olmaktır. "
    Umberto Eco


    İşte mezarlar!
    Binlerce yılın oyuncuları...
    Perde inmiş,
    Sonsuz bir karanlık.
    Ne sır kalmış, ne esrar...

    Hiçbir şey gerçek olmuyor,
    Gerçek olmayan her şey gerçek gibi duruyor.
    Umutları tükenenler, hayallerini de kaybediyor.
    Görüyoruz ki yaşamıyorlar.
    Adları okunmayanlar kaybolup gitmiştir.
    Mezartaşlarında anlar şanlar yazsa da...

    Umuda kavuşmak zordur.
    Sahip olmak
    Umutlu olmak çok zordur.

    İnsan ne kadar aptal olabilir?
    Kötülük ile yoğrulmuş cehalet...
    İnsan ne kadar cahil olabilir?
    Yalnız kendine verilmiş bilgi kadar aklıyla...
    Girer şeytani oyunların içine.
    Ne aklı yeter ne gücü.

    Bu bir oyundur,
    Bütün oyunlar gibi
    Oyun oyun içinde dense de,
    İnsan oyunun içindedir.

    Öyle kurallar konar ki;
    Hiçbir oyun kuralına göre oynanmaz.

    İnançları parçalayan, yalanlara inandıran çığırtkanlar,
    Her sokakta ayrı bir din,
    Her mahallede peygamber yaratanlar
    İnsan eti yiyenler
    Yoksulluğu çoğaltan varsıllar.
    Ve deşildikçe derinleşen kuyular...
    Bu oyunların sahnesidir
    Şu acılar içindeki zamansız ve mekansız dünyada
    Dünyayı acılara büründürenlerin aldıkları zevktir verdikleri acılar...

    Acı üstüne kurulan dünya; başka yaşamları tüketerek ayakta kalmaktadır.
    En az istenilen şey için en çok savaşlar yapılır.
    İnsan içine düştüğü çarpıklıklarla dünyayı kirletir.

    İnsan saf ve korkaktır.
    Ruh kirliyse; akıl kirlidir.
    Akıl kirliyse; beden kirlidir.
    Hapsedince gözlerini
    Karanlığın içine
    Dinler vaizcilerin ölüm seslerini...

    Zamanın içinde çalınca kavallar
    Mezardan çıkanlar
    Dağlardan inenler
    Topraktan fışkıranlar
    Yecücler Mecücler
    Sufyaniler
    Hilkat Garibeleri
    Köyümüzün üstüne konak kurmuşlardı.

    Biz köye bakıyorduk, köy de bize,
    Bakıyordu da...
    Biz bu köyü kaybetmiştik
    Gitmeye gitmeye...

    O köy bizim köyümüzdür demek;
    Masal olmuştu.

    Gitmek zorundaydık.
    Köyümüze gitmek zorundaydık.
    İnlerin cinlerin, Mecusilerin
    Sarıklı takkeli ticanilerin
    Şeytanların Şahmeranların
    Arasından geçmek zorundaydık.

    Günler günleri kovaladı.
    Baktık gökyüzüne
    Çoban Yıldızı, Kutup, Ülker, Demir Kazık
    Ama ne yazık!
    Bulamadık bir yol.

    Dedik ki:
    Bu köyün bir delisi vardır.
    Dediler ki:
    Yoktur!
    Öyleyse hepimiz deli olmak zorundaydık.

    Ve onlar biliyordu;
    Biz gerçekten deliydik.

    Bilerek kuruyorlardı Elit Cemiyetleri
    Avrupa Birliği'ni,
    Bilderberg'i,
    Bohem Klüpleri
    Kökleri Mısır'a uzanan,
    Mezepotamya'ya varan gizli örgütleri.

    Skulls and Croix'i
    Triletarel'i
    İliminati'yi
    Cfr'yi
    Ve örgütlüyorlardı;
    Tapınak Şövalyelerini.

    Ve bizim köy derin uykulardaydı!

    İşte biz ihanet ederken Dündar Bey'le
    Kılıç kalkan her yanımız kan
    Çekilirken Viyana'dan
    Girdik bir ummana
    Devri Muammaya

    Halen sürüyordu Selamlık ve Harem
    Seksen dokuz cariyeden
    Yüz otuz üç şehzade
    Bre, bre, bre...
    Ne oldu bu Şehzedelere?

    Hergün kendini aşan bilim yüceltirken insanlığı
    Sınır tanımayan Çirkin Emperyalizm,
    Sömürgeci Küreselleşmenin karşısında duran
    Kemalizm'i yok etmek için;
    Bürünüyordu Avrupa emirli yobazlık kılıfına

    Oysa;
    Krallar dönerken halkına terk edip tacı
    Yazarken atlaslar Kingdom yerine Republica
    Biz halen unutamadık,
    Şahı, Padişahı, Tahtı;
    Görkemli saltanatı.

    Ve biz beklerken kapısında köyümüzün,
    Kimseye vermemek için
    Elimizde değnek
    Şafak gülümseyecek,
    Doğacak umut.

    Ve parmak gösterirken ileri
    Açarken koynunu Akdeniz
    Bir kere doğan umut
    Kuvva-ı Milliye
    Bir daha doğacak.

    İşte;
    Ulus olamayan kalabalıklar köle,
    Kimliğini yitiren uluslar köpek olurlar.
    Kemik yalamaktan öte gitmeyen varlıkları
    Kanser gibi yayıldıkça;
    Hastalık varlığı tüketecektir.

    Çıkarlarına kapanmış
    Hak, Hukuk, Adalet tanımayan sistemlerde
    Bananeciler, Boşverciler, Adamsendeciler,
    Yaprakları dökülmüş, gövdeleri yarılmış, odunluk kütükler;
    Köyümüzde yaşanan cehennemin gerçek şuçlularıdırlar.

    Eğer ümmetken olduysak millet, köleyken insan
    Çıktıysak aydınlığa
    Bilimi hazmedemeyen
    Evrimleri kör gören
    Bu Engizisyon düşünce
    Yok edebilir mi?
    Attilla'yı, Mete'yi, Kubilay'ı
    Yok edebilir mi?
    Mustafa Kemal'i

    Onun için kudret damarlarımızdadır
    Onun için kudret asil kandadır.

    içimizden biri

    asla umutsuzluğu değil
    KAVGAYA DEVAM AŞKINA

     

    ismet soner <ismet...@gmail.com> Jun 11 08:59PM +0300  

    Gezi Parkı eylemcileri üzerinden bir karartma yapılıyor. Bize gençliği,
    çevreyi tartıştırıp devlet iktidarını ele geçirme operasyonu yapılıyor. 'Bu
    çocuklar çok güzel' üzerinden Erdoğan'ı hedef alan 'çirkinleştirme'
    kampanyası yürütülüyor. Zor olacak... Çocuklar güzel de olsa, çirkin de olsa
    Erdoğan'ı çirkinleştirmeye yönelik operasyonu başarmak zor olacak.
    Çirkinleştirmek isteyenlerden daha çok gönül bağı kuranlar oldukça proje
    başarısız olacak.
     
    Oysa herkes biliyor ki, kavga 'bu çocuklar' değil. Kavga Taksim ya da çevre
    de değil. Bugün bunu anlamamış görünenlerin bir çoğu, çok iyi anlamışlar
    olarak, ortadan kayboldu. Pozisyon almak için bir sonraki gücün
    şekillenmesini bekliyor.
     
    Bütün iyi niyetimle, samimiyetimle, gençlik ruhumla, itirazlarımla,
    kaygılarımla bakıyorum, yine de 'bu çocuklar'ın ötesinde şeyler görüyorum.
    Böyle olunca da, Gezi'nin ötesine geçip kavgayı izlemek, kavgayı analiz
    etmek, kavgaya göre tavır almak ağır bir sorumluluk oluyor.
     
    Hiç kimse, Türkiye'nin siyasi tarihini, güç çatışmalarını, siyasi dönüşüm
    projelerini unutmamızı, zihnimizden silip atmamızı istemesin. Körleşmemizi,
    aptallaşmamızı istemesin.
     
    'Ne istiyorsunuz, neye karşısınız' sorularının cevabı yok. Ağaç diyorlar,
    park diyorlar ama birileri onların üzerinden başka bir cevap üretiyor ve bu
    cevap onların da cevabı haline geliyor. Gezi eylemcilerinin bütün talepleri
    kabul edilse, hatta bu eylemler bitse kavga bitecek mi? Bitecek sananlar
    yanılıyor. Biteceğini söyleyenler yalan söylüyor. Çünkü kavga bu değil.
    Dolayısıyla soruların da cevapların da yerli yerinde olması lazım.
     
    Ortalığı kasıp kavuran, işi cazgırlığa vuranlara göre bir Türkiye algısı,
    ne yalan söyleyeyim, bana kaosu hatırlatıyor. İnanılmaz iddialar uçuşuyor
    ortalıkta, inanılmaz bağlantılar çıkıyor. Bunlar tesadüf mü, sadece iyi
    niyetli destekler mi? İnanalım mı bunlara?
     
    Bu organizasyonları yapanların, dayanışmayı örgütleyenlerin önemli bir
    kısmının Türkiye tarihinde acı hatıraları var. Bir çoklarının ismi, kirli
    operasyonlarda geçiyor. Hal böyle iken, bize bunları görme, hatırlama, ifşa
    etme diyorlar.
     
    Aklıma İran geliyor. Musaddık operasyonu geliyor. Türkiye'de çok az insanın
    bildiği o müthiş operasyon geliyor. ABD ve İngiliz istihbarat teşkilatları,
    1953 İran'ında ortaklaşa bir darbe tezgahladılar. Ortadoğu'nun o tarihten
    bugüne uzanan siyasi yapısını kökten etkileyen bir darbeydi bu. Petrolü
    millileştiren İran Başbakanı Musaddık sokak isyanıyla görevden
    uzaklaştırıldı. İsyana katılan İranlılar sonradan derin bir hayal kırıklığı
    yaşadı ama olan olmuştu. İran Başbakanı'na karşı, kamuoyu çalışmaları ile
    'komünizm yanlısı, ihtiyar bir huysuz' olarak imaj operasyonu yapıldı.
    Bugün Türkiye'de yapıldığı gibi.
     
    AJAX adı verilen bu operasyonu, ABD eski Başkanı Theodore Roosevelt'in
    yeğeni Kermit Roosevelt yönetti. Bugünü anlamak için o operasyonu birazcık
    okuyun. ABD ve İngiliz istihbaratının siyasi tarihteki en kirli
    operasyonlarından biriydi. Musaddık'ı devirip ülkeyi tekrar Şah'a verdiler.
    İran'ı normalleştiren adamı devirip diktatörü iktidara taşıdılar.
    Demokratik süreci sabote ettiler. Nedeni petroldü, petrolün
    millileştirilmesiydi.
     
    Kermit Roosevelt'in kendi operasyonunu anlattığı 'Karşı darbe' adlı
    kitabını okuyun, bugün olanlarla ilgili ilginç benzerlikler göreceksiniz.
     
    Erdoğan'ın günahı sert olması mıydı, üslubu muydu? Bugüne kadar Türk siyasi
    tarihinde insanların kalbine girebilen kaç lider vardı?
     
    İran'ı büyüten, güçlendiren, inanılmaz bir ivme yakalayan Musaddık'ın
    günahı petrolü millileştirmekti. Erdoğan'ın günahı ne acaba? Çılgın
    projeler mi? Türkiye'yi; bu coğrafyayı yüz yıldır yönetenleri rahatsız
    edecek ölçüde, büyütmesi mi? Boğazları millileştirmek mi? Taksim Platformu
    üyelerinin 'Kanal İstanbul projesi iptal edilsin' talepleri bundan mı?
     
    Sadece Erdoğan imajına yönelik söylem üzerinden bir Türkiye projesini
    millete satamazsınız. Bu millet bunu almaz, inanmaz. Her geçen gün, malum
    operasyonun ayrıntılarına, bağlantılarına ilişkin çarpıcı gerçekler çıkıyor
    ortaya. Bunlar bilindikçe milletin tepkisi daha da sertleşebilir.
     
    Bu bir 'darbe' senaryosudur ve tarihe öyle geçecektir. İçerideki bazı güç
    odakları ve sermaye gruplarıyla dışarıdaki muadillerin ortak yürüttüğü bir
    Türkiye tasarımı. Tasarımın merkezinde sosyal tepkiyle iktidar devirme,
    Erdoğan'ı siyasetten uzaklaştırma, Türkiye'yi küçültme amacı var.
     
    Hiçbir iktidar bu durumda 'evet haklısınız' diyerek çekilmez. Millete
    gider. Millet karar verir. Ama millet, sanılanın, alabildiğine güçlü
    propagandanın tersine, bu oyunu kabullenmedi, kabul etmedi.
     
    Bu çıkışa bel bağlayan, bundan iktidar devşirmek isteyen, bundan siyasi
    gelecek hesabı kuran, bundan ekonomik iktidar kazanacağını sanan kaybeder.
    Benden söylemesi...
     
    Çünkü millet oyunu gördü. Türkiye bu oyunu bozar.
     
    [image: İbrahim Karagül]
    İbrahim Karagülle
    --
    PRIMUM NON NOCERE
    http://www.facebook.com/ismetsoner
    http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
    ZUHURATTA HAYIR VARDIR

     

    ismet soner <ismet...@gmail.com> Jun 11 09:00PM +0300  

    *
    *
    *Kentsel dönüşüm projesi tamamlandığında şehirlerimiz nasıl görünecek?*
    *TOKİ'nin bugüne kadarki uygulamalarına bakınca bu hususta iyimser olmak
    çok güç*
     
     
     
    Geçenlerde gazetemiz, önemli bir ortak akıl toplantısına ev sahipliği
    yaptı. Kentsel dönüşümün ele alındığı toplantıya konuyla ilgili paydaşlar
    katıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, belediye başkanları,
    TOKİ ve KİPTAŞ yetkilileri, büyük inşaat şirketleri... Toplantının
    başlangıcında, bir giriş konuşması yapmam gerekiyordu. O
    konuşmayı*inşaat-medeniyet ilişkisi
    *ne ayırdım. Tabii ki birkaç cümleyle değinebildim. Şimdi birazcık daha o
    kapıyı aralamak istiyorum. Zira şehircilik kültürümüz maalesef hâlâ
    inşaatçılık çıtasını aşabilmiş değil. Meseleyi sadece inşaat teknolojisi
    açısından değerlendirmek; ya da yasal düzenlemelerin teknik detayında
    kaybolmak bugün çok fark edilmese de gelecekte büyük sıkıntıların
    oluşmasına sebep olacaktır.
     
    Bir ev bina etmek, bir site inşa etmek, bir medeniyet öngörüsünde bulunmak
    demektir. Böyle baktığınızda şu tespiti yapmaya mecburuz: İnşaat, sadece
    müteahhitlere bırakılamayacak kadar önemlidir. Meselenin sosyal boyutu,
    teknik-teknolojik boyutundan çok daha önemli! Neden mi? Bir yerleşim
    merkezi kurduğunuzda nesiller boyu yaşanacak bir ortam ve atmosfer
    oluşturuyorsunuz. İnsanlar nerede yaşayacak, ebeveyn ilişkisi nasıl olacak,
    komşuluk münasebeti nasıl tesis edilecek, o evlerde yaşayanların sosyal
    etkinliği nasıl tezahür edecek gibi soruların cevabı,
    kuracağınız/kurduğunuz yerleşim merkezinde saklı. Bu konu sosyal bilimlerin
    alanına giriyor; ama inşaat sektörünün sosyal bilimlere kulak verdiğini
    maalesef pek göremiyoruz. Kitlelerin bir arada yaşadığı siteler hızla
    yayılıyor; ancak o kalabalık içinde bir sosyalleşme mi söz konusu, yoksa
    yalnızlaşma mı? Kimse kızmasın ama kalabalıklar içinde yalnızlaşma süreci
    daha ağır basıyor bugün. Kibrit kutularını andıran inşaat modellerinde bir
    medeniyet ışığı bulmak çok zor. Bazen ışık diye sunulan şaşaa ve debdebenin
    ise gelecek adına güzel şeyler vaat ettiğini söylemek kolay değil.
    Çocukların anne-babalarıyla ve hatta dede-nineleriyle yaşayacağı bir ortam
    kuramamak bile bir şantiye kültürü ile karşı karşıya olduğumuzu gözler
    önüne seriyor.
     
    *İNSANIN ŞEHİR VE TARİHLE İLİŞKİSİ İHMAL EDİLİYOR*
     
    TOKİ ve KİPTAŞ gibi kuruluşlar acil konut ihtiyacını karşılamak için hızlı
    ve seri işler yaptı. Bu açıdan takdire şayan şeyler ortaya koydukları da
    söylenebilir. Yalnız yeni bir durumla karşı karşıyayız. Eskisi kadar
    aciliyet olmadığına göre meselenin ev, mahalle, çevre, şehir ve hayat
    üzerinden eleştirel bir gözle tekrar ele alınması, doğru sentezler
    yapılması gerekiyor. Daha tabii, daha insanî bir sentez için daha derin
    düşünmek şart. İnşaat teknolojisinde muhteşem başarılara imza atan ve
    dünyanın dört bir yanında yatırım yapan şirketlerimizin artık meselenin
    sosyal, kültürel ve çevresel boyutuna kafa yorması elzem. O altyapı ve
    birikim inşaat sektöründe var. Şirketlerimiz teknolojik bakımdan büyük bir
    donanıma sahip. Yeter ki inşaat yapmak ile medeniyet inşa etmek arasındaki
    ilişkiyi ciddiye alsınlar.
     
    İhtiyaç ile estetik nasıl yeni projeleri kaçınılmaz kılıyorsa, insan ve
    toplum ilişkisi de tarih karşısında onları göreve çağırıyor. Yeri gelmişken
    şu gerçeğe değinmeden edemeyeceğim: İstanbul gibi muazzam bir şehrin
    muhteşem bir mirası sayılan Suriçi bile sadece turizme göre şekilleniyor ve
    bir medeniyet ışığı saçmak şöyle dursun; sürekli insansızlaştırılıyor.
    Onlarca yıldır insanların kaçmak zorunda bırakıldığı bir Eminönü, Fatih,
    Beyazıt var karşımızda. Oradaki üniversitelere rağmen o tarihi semtler
    insandan koparılıyor. Ve maalesef sorumlu makamlar hâlâ alarma geçebilmiş
    değil. Oteller bölgesine dönüştürülen dünyanın en güzel açık hava müzesinde
    mabetler boş, tarih insandan koparılmış. Yeni şehirler inşa etmek bir yana;
    dünyanın en eski şehirlerinden birini kaybediyoruz. Viyana'nın, Paris'in,
    Roma'nın başına gelmeyen yalnızlaşma ve insansızlaşma neden İstanbul'un
    hazin akıbeti haline geliyor? İstanbul Belediyesi, Kültür ve Turizm
    Bakanlığı, Fatih Belediyesi bu korkunç süreç için ne düşünüyor acaba? İş
    işten geçmeden bir şeyler yapılmasını beklemek tarihe ve insana saygının
    gereği değil mi!
    Ekrem Dumanlı, Zaman
    --
    PRIMUM NON NOCERE
    http://www.facebook.com/ismetsoner
    http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
    ZUHURATTA HAYIR VARDIR

     

    "T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com> Jun 11 04:44AM +0300  

    [?]
     
    *7 Haziran 2013, gece 02-03 sularında...*
     
    [image: Satır içi resim 1]
     
     
     
     
     
    --
    *NE MUTLU "TÜRK'ÜM" DİYENE !*
    Mustafa Kemal ATATÜRK
     
     
     
     
    "*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
    ortak sayılır.*"
    Mustafa Kemal ATATÜRK

     

    Sili Ozerdim <silio...@gmail.com> Jun 11 04:39PM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    Kimden: JMKDD Istanbul <ista...@kubadostluk.org>
    Tarih: 11 Haziran 2013 16:17
    Konu: [jmkdd-duyuru] Küba Dostlarına: Taksim Dayanışması - Buradayız, saat
    19.00'da herkesi bekliyoruz
    Kime: JMKDD-Duyuru <jmkdd-...@googlegroups.com>
     
     
    Değerli Küba Dostları,
     
    AKP'nin Taksim'deki saldırısına ilişkin bir basın açıklaması yayınlayan
    Taksim Dayanışması, Saat 19.00'dan itibaren taleplere sahip çıkanları
    Taksim'e çağırdı. Tüm Küba Dostlarını bu çağrıya kulak vermeye davet
    ediyoruz.
     
    Taksim Dayanışması'ndan Basın Açıklaması ve Çağrı:
     
    Taksim Gezi Parkı'na 14. Günde, Gezi Parkı için direnenlere yanıt yine
    polis panzeri ve gazla geldi! 10 gün önce sabah 05.00'te Gezi Parkına
    yapılan polis baskını ile bugün yapılan arasında sadece saat farkı
    bulunuyor. Bu kez 07.00'de yapılarak fark yaratılan polisin Taksim'in fethi
    harekatında yine onlarca yaralı ve toplumu endişeye sevk eden bir polis
    ablukası var. Polis ablukasının olduğu yerde demokrasiden, diyalogdan söz
    edilemez.
     
    Taksim Dayanışması'nın yurttaşlarımızın ortak dileği haline gelen
    taleplerine hiçbir yanıt verilmemişken, İki haftadır omuz omuza her türlü
    dayanışmayı gösteren Gezi Parkı direnişçileri arasında parkçı-marjinal
    ayrımı yapılmasından medet umuluyor. Kimse parkına ve yaşamına sahip
    çıkanları ayrıştırmaktan medet ummasın. Biz bir arada durmaya ve haklı,
    meşru taleplerimizi dayanışma ile örmeye devam edeceğiz.
     
    Oysa, Taksim Gezi Parkı'nı betonlaştıracak proje ortaya çıktığı günden bu
    yana kamuoyu oluşturma adına mücadele eden, parkına ve meydanına sahip
    çıkan, iş makinalarının önüne yatan, parkta sabahladığı için polis
    şiddetine maruz kalan; gece gündüz Taksim başta olmak üzere ülkenin her
    yanında parkı ve yaşam alanlarını savunanlara yönelik polis şiddetini
    kendisine yapılmış olarak kabul eden milyonlarca yurttaşımızın duygu ve
    taleplerini yansıtan TAKSİM DAYANIŞMASI olarak; mücadelemizin karalanmasına
    izin vermeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.
     
    Kamuoyunun yakından takip ettiği üzere, Taksim Dayanışması heyeti Başbakan
    Yardımcısı Bülent Arınç'la görüşmüş ve taleplerini kendisi aracılığıyla
    hükümete iletmiştir. Bu görüşmenin ardından iletilmiş taleplere dair hiçbir
    açıklama yapılmamışken yeni ve nasıl oluşturulduğu belirsiz bir heyetle
    görüşmek, samimi bir diyalog çabasından ziyade kamuoyunu yanıltmaya ve
    milyonların günlerdir ülkenin dört bir yanında haykırdığı meşru ve
    demokratik taleplerin altını boşaltmaya yöneliktir. Bu gün yapılan polis
    çıkarması ise iktidarın niyetini ve halka karşı tutumunun en açık
    ifadesidir.
     
    Talepler ortadadır. Muhatap bellidir. Taksim Dayanışmasıdır.
     
    İki haftadır, şiirleri, şarkıları ve sloganlarıyla bir arada halay çeken,
    kadını genci, lgbt bireyi, emekçisi, inananı ve inanmayanıyla Taksim gezi
    parkı ve alanında demokratik tepkisini gösteren yüzbinlerin, başta Kızılay
    olmak üzere ülkenin 77 ilinde sokakta talepleri haykıran milyonlarca
    yurttaşımızın taleplerini reddeden, kendi yurttaşlarını tehdit eden,
    alternatif mitingler düzenleyerek toplumsal kutuplaşmayı arttırmaya çalışan
    AKP iktidarından endişeliyiz.
     
    Parka karşı beton kışla, toplumsal barış talebine karşı polis saldırısı ve
    alternatif miting dışında somut adım atmayanların çok büyük bir vebal
    altına girdiklerini kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.
     
    Bir kez daha yinelemek istiyoruz. Parkına ve yaşamına sahip çıkanlarla
    polisi karşı karşıya getirmekten vazgeçin. Gözaltına alınanları serbest
    bırakın, iki haftadır süren polis şiddetinin sorumlularını görevden alın ve
    ilk ve en temel talebimiz olan GEZİ PARKININ 1 METREKARE OLSUN
    BETONLAŞTIRILMAYACAĞINI, PARK OLARAK KALACAĞINI RESMİ OLARAK AÇIKLAYIN...
     
    Ülkenin ve dünyanın dört bir yanında sahip çıkılarak meşruluğu tartışılmaz
    bir hal alan, açtığımız davalar ve uluslararası evrensel hukuk kriterleri
    açısından da en temel insan hakları ve demokrasi kriterleri açısında
    hukukiliği tartışılamayacak olan taleplerimizin takibinde ısrarcıyız.
     
    Gezi Parkına, Taksime sahip çıkan gençlerin, meydanları dolduran
    kadınların, gece gündüz nöbet tutanların, evinden kalbiyle destekleyenlerin
    yani halkın talepleri karşılanana kadar, toplumsal barışa yönelik adımlar
    atılıncaya kadar buradayız. Taleplerimiz görülünceye, somut adım atılıncaya
    kadar parkımıza ve meydanlarımıza tüm yurttaşlarımızla birlikte büyük bir
    dayanışma ile sahip çıkmaya devam ediyoruz.
     
    Saat 19.00'dan itibaren taleplere sahip çıkanları bekliyoruz.
     
    Buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz.
     
    TAKSİM DAYANIŞMASI
     
     
     
    "José Martí" Küba Dostluk Derneği
    ista...@kubadostluk.org
    www.kubadostluk.org
     
    --
    Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "JMKDD-Duyuru" adlı gruba abone
    olduğunuz için aldınız.
    Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için
    jmkdd-duyuru...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
    Daha fazla seçenek için, https://groups.google.com/groups/opt_out adresiniz
    ziyaret edin.
     
     
     
     
     
    --
    *TC Sili*
     
    [image: Resim]
     
     
    * ek* -- Tüm ekleri
    indir<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=zip&zfe=cp857>
    (sıkıştırma
    hedefi:
    Türkçe
    [image: Dosya adı kodlama menüsü]
    ) Tüm resimleri
    görüntüle<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=imgs>
     
    [image: ata ve bayrak.jpeg]<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&attid=0.1&disp=inline&realattid=f_h8pql53l0&safe=1&zw>
    *ata ve bayrak.jpeg*
    31
    .
    .
    SORGULAMAYAN İNSAN CAHİLDİR,
     
    SORGULATMAYAN İNSAN İSE ZALİMDİR
     
     
    YURTTA SULH CİHANDA SULH
     
    PEACE AT HOME PEACE ON EARTH
     
    K. ATATURK

     

    "Yusuf Tunçer" <yusuf...@gmail.com> Jun 11 06:57PM +0300  

    [image: Satır içi resim 1]
     
    11 Haziran 2013
     
     
     
    *Olmak ya da Olmamak*
     
    Mehmet Bedri Gültekin
     
     
     
    *"Yüzde 50'yi zor tutuyoruz" tehdidi*
     
    * *
     
    * *Tayyip Erdoğan, halkın milyonlarla alanlara çıkıp,
    Türkiye'nin dört bir yanında kendisini protesto etmesi üzerine, "Bize oy
    veren yüzde 50'yi evlerinde zor tutuyoruz" dedi.
     
    Bu sözler, AKP'nin son yıllarda iyice belirginleşen
    politikasının özetidir.
     
    Özellikle Suriye'de terör faaliyetlerinin başlamasından bu yana
    AKP, Bölgemizde Sünni-Şii ayrışması ve çatışmasına hizmet eden bir politika
    izliyor.
     
    Gerçekte bu politikanın sahibi ABD ve İsrail'dir.
     
    AKP; Suudi Arabistan, Katar, Barzanistan ve Mısır ile
    Suriye'nin Müslüman Kardeşleri ile birlikte bir "Sünni cephe" oluşturmuştur.
     
    Karşılarında İran, Irak, Suriye ve Lübnan Hizbullah'ı bulunuyor.
     
    Suriye yönetimi laik olmasına ve Esad yönetimi mezhep
    ayrımcılığı yapmamasına rağmen Batı, İsrail ve AKP; bu ikinci cepheyi Şii
    cephe olarak tanımlamaya özel bir önem veriyor.
     
    Çünkü hepsinin çıkarları, İslam dünyasının mezhep ayrılıkları
    temelinde sonu gelmez çatışmaların içine yuvarlanmasındadır.
     
     
     
    *Dış politika-iç politika*
     
    * *Dış politika, iç politikadan bağımsız değildir.
     
    Dış politikada mezhepçilik yapan içerde hayli hayli yapar.
     
    Tayyip Erdoğan ikide bir muhaliflerinin dini inançlarına,
    mezheplerine vurgu yapar.
     
    Son olarak yapılacak olan boğaz köprüsüne, Yavuz Sultan Selim
    adı vermesi anlamlıdır.
     
    Dış politikanın iç politikayı etkilemesi gibi, iç politika da
    dış politikayı etkiler.
     
    Türk Futbol Federasyonu'nun Fenerbahçe-Galatasaray maçını
    Bakû'de oynama teklifini Azerbaycan'ın geri çevirmesi, köprüye Yavuz Sultan
    Selim adı verilmesine bir cevaptır.
     
     
     
    *AKP'nin çıkmazı*
     
    * *Tayyip Erdoğan, bugün dinci ve mezhepçi politikalara her
    zamankinden daha fazla sarılmak ihtiyacı duyuyor. Çünkü iktidarının 11.
    yılında;
     
    - Dış politikada tam bir iflas halindedir. Suriye çıkmazında
    debelenmektedir.
     
    - Milli ekonominin tasfiye edilmesi, 700 milyar dolara varan borç
    yükü ve sıcak paraya bağımlılık sonucunda ekonomi sırat köprüsündedir.
     
    - Kürt meselesinde ülke fiili bölünme durumundadır.
     
    - Yeni Anayasa girişimi ile laik demokratik Cumhuriyete son darbe
    vurulmak istenmektedir.
     
    - Bütün bu gelişmelerin sonucunda toplum kutuplaştırılmış ve ülke
    patlamaya hazır bir bomba haline getirilmiştir.
     
    Tayyip Erdoğanlar, bu başlıklar altında ifade ettiğimiz çıkmazdan
    kurtuluşu; halkı inançları temelinde bölmeye, Sünni-Alevi çatışmasının
    yarattığı kutuplaşmada Sünni çoğunluğa dayanarak iktidarını sürdürme hesabı
    içindedir.
     
     
     
    *Yanlış hesap*
     
    * *Bu hesap baştan sona yanlıştır.
     
    Tayyip Erdoğan Türkiye'yi tanımıyor. Türkiye, diğer Müslüman
    ülkelere benzemez.
     
    O ülkelerin hiçbiri Kemalist Devrimi yaşamadı.
     
    Tarihin ilk Milli Kurtuluş Savaşı ve Ortaçağ'a karşı dünyanın
    en büyük demokratik devrimlerinden biri bizim topraklarımızda gerçekleşti.
     
    Farklı inanç ve milliyetlerden oluşan Anadolu halkını, işte bu
    tarihsel olaylar "Millet" haline getirdi.
     
    Tayyip Erdoğan'ın oy oranının en düşük olduğu Trakya'da Alevi
    nüfus hemen hemen yok. Ege illerinde de öyle.
     
    Bugün Türkiye'nin dört biryanında alanlarda AKP'yi protesto
    eden yurttaşların çoğunluğu Sünni kökenli yurttaşlardır.
     
    Kemalist Devrim, büyük bir "çağdaş Türkiye" yarattı. İşte o "çağdaş
    Türkiye, şimdi Tayyip Erdoğan'ın karşısına dikiliyor.
     
     
     
    *İslamcı da Tayyipçi değil*
     
    * *Aydınlık gazetesinden Rafet Ballı İslami kesimin önde gelen
    fikir adamlarından Ali Bulaç'ın sokağa çıkan "halkı destekliyorum" dediğini
    yazdı. Ali Bulaç önemli bir göstergedir. Yani Tayyip Erdoğan'ın iddia
    ettiği gibi arkasında halkımızın yüzde 50'si yok.
     
    Onun toplumsal kutuplaşma, çatışma ve mezhep bölücülüğü tavrına
    değil yüzde 50, yüzde 5 bile zor destek verir.
     
     
    [image: Satır içi resim 2][image: Satır içi resim 3]
     
     
     
    *Büyük suç*
     
    * *Tayyip Erdoğan "yüzde 50'yi zor tutuyorum" diyerek, bütün
    Türkiye'yi yeni bir "31 Mart"la ve yeni "Menemen"lerle tehdit ediyor.
     
    Ama dediğimiz gibi Türk milletini tanımıyor. Bu millet, iç
    çatışma tuzağına düşmeyecek akla ve tecrübeye sahip büyük bir millettir.
     
    Tayyip Erdoğan açıkça suç işliyor.
     
    Her şeyi bir yana bırakalım. Tayyip Erdoğan'ın sadece bu
    sözleri bile AKP'nin gayrimeşru olduğunu kanıtlar. Çünkü Tayyip Erdoğan bu
    sözleriyle;
     
    - Halkı bölmekte
     
    - Kin ve düşmanlığı tahrik etmekte,
     
    - Milletin en az yarısını düşman olarak gördüğünü ilan etmektedir.
     
     
     
    Anayasa Mahkemesi 2008 yılında AKP'nin irticai faaliyetin merkezi haline
    geldiği karara bağladı.
     
    Aradan beş yıl geçti. Tayyip Erdoğan'ın sözleri göstermektedir
    ki, İrtica Merkezi hedefine ulaşma yolunda büyük mesafe almıştır.
     
    Geldiğimiz aşamada ya AKP gidecek, ya da Türkiye bölünme ve
    çatışmanın kaosuna yuvarlanacaktır.
     
    Onun için bugün sokağın temel talebi olan "Tayyip istifa",
    çatışma ve bölünmeye karşı günümüzün biricik doğru politikasının ifadesidir.
     
    mbgul...@ip.org.tr

     

    "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 07:50PM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    From: haberci iltem <iltem....@gmail.com>
    Date: Tue, 11 Jun 2013 17:36:09 +0300
    Subject: Haziran 2013 Eğitim Programı
     
     
    *Merhaba,*
     
    İLTEM Mühendislik tarafından verilen ve bu hafta sonu başlayacak eğitimlere
    ait bilgiler aşağıda bulunmaktadır.****
     
    * *
     
    *APQP Eğitimi (İleri Ürün Kalite
    Planlaması)<http://www.iltem.com.tr/sayfa/83/apqp-%28ileri-urun-kalite-planlamasi%29-egitimi.html>
    *
     
    *Başlangıç Tarihi: *15.06.2013**
     
    *Eğitim Süresi: *10 Saat (1 gün)**
     
    *Eğitim Günleri: *Cumartesi**
     
    *Eğitim Saatleri: *09:00 - 17:00**
     
    *Eğitim Yeri: *İltem Mühendislik Eğitim Salonu**
     
    *Not: *Kontenjan Maksimum 10 kişi ile sınırlıdır. Kursu başarı ile
    tamamlayanlara sertifika verilir.****
     
    ** **
     
    *Global 8D Problem Çözme Teknikleri
    Eğitimi<http://www.iltem.com.tr/sayfa/170/problem-cozme-teknikleri.html>
    *
     
    *Başlangıç Tarihi: *16.06.2013**
     
    *Eğitim Süresi: *10 Saat (1 gün)**
     
    *Eğitim Günleri: *Pazar**
     
    *Eğitim Saatleri: *09:00 - 17:00**
     
    *Eğitim Yeri: *İltem Mühendislik Eğitim Salonu**
     
    *Not: *Kontenjan Maksimum 10 kişi ile sınırlıdır. Kursu başarı ile
    tamamlayanlara sertifika verilir.****
     
    ** **
     
    *ISO/TS 16949 İç Denetçi
    Eğitimi<http://www.iltem.com.tr/sayfa/82/isots-16949-ic-denetci-egitimi.html>
    *
     
    *Başlangıç Tarihi: *21.06.2013**
     
    *Eğitim Süresi: *20 Saat (2 gün)**
     
    *Eğitim Günleri: *Cuma - Cumartesi**
     
    *Eğitim Saatleri: *09:00 - 17:00**
     
    *Eğitim Yeri: *İltem Mühendislik Eğitim Salonu**
     
    *Not: *Kontenjan Maksimum 10 kişi ile sınırlıdır. Kursu başarı ile
    tamamlayanlara sertifika verilir.****
     
    ** **
     
    *Eğitimlere kayıt olmak veya ayrıntılı bilgi almak için irtibat
    numaralarından bizimle iletişime geçebilirsiniz.*
     
    ** **
     
    *Çalışmalarınızda başarılar dilerim...*
     
    ** **
     
    *İLTEM Mühendislik Eğitim Danışmanlık Ltd.Şti.*
     
    *Adres:* Beşevler Mah. Aktaş Sok. Pars İş Merkezi. No:5 Kat:4. Büro:8
    Nilüfer/BURSA****
     
    *Telefon :* 0 224 443 70 90 *Faks :* 0 224 443 70 91 *Cep:* 0 554 872 10 91*
    ***
     
    *Web:* www.iltemmuhendislik.com *E-Posta:* in...@iltemmuhendislik.com ****
      "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 07:38PM +0300  

      ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
      From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com>
      Date: Sun, 9 Jun 2013 12:27:58 +0300
      Subject: ÇAPULCU NEDİR, KİMLERDİR?
       
      ÇAPULCU NEDİR, KİMLERDİR?
       
      Talan ve yağma eden anlamındadır.
       
      Orta Asya kökenli bir kelimedir. Orta Asya'da genellikle at hırsızları için
      "Çapulcu" denmiştir. Moğol boylarında at çalmak yiğitlik ve kahramanlık
      olarak görülmüştür.
       
      Türklerin at binme, at üzerinde üstün savaş yetenekli olması Avrupa
      halklarını korkutmuştur.
       
      Antik dönem Yunanlılar efsanelerinde Kuzeyden gelen Türkler için
      "Centaur=Sentor" demişlerdir. Sentor; at üzerindeki savaşçı anlamında olup,
      İnsan suretli at olarak da sembolize edilmiştir.
       
      Tarih, Türklerle başlamıştır.
       
      Türkler, adaletin ve uygarlığın öğretmenidir.
       
      Allah'a iman eden, hiçbir Türk çapulcu olamaz.
       
      YILMAZ KARAHAN
        "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 07:36PM +0300  

        ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
        From: ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com>
        Date: Sun, 9 Jun 2013 13:42:08 +0300
        Subject: Masonlar ve Taksim (B.Erandaç
         
         
        Ülkemizdeki gizli yabancı işgali güçlerinin ve o güçlerin sözcüsü olan
        Hürriyet gazetesinin baş yazarı Ertuğrul Özkök Hürriyet gazetesine 411 el
        Kaosa kalktı diye TBMM sinin, Türkiyedeki işgali sürdürmekte olan ama
        açıklanması istenilmeyen işgal güçlerinin Meclimizdeatılan kararları
        tanımayacağını ve meclisimizin haddini aşıp gizli efendilerin izin
        vermeyeceği bir alanda Anayasa değişikliği yapmalarının cezalandırılacağını
        açıklamış oluyordu.
        Bu yüzden ülkemizde ortaya çıkan olayları Hürriyet gazetesinden takip edip
        onayladıkları ve destekledikleri her olayın aslında milletimize karşı gizli
        sömürgecilerin lehine olduğu bilinip dikkate alınmayıp ona göre hareket
        edilmelidir
        Yazarın çok açmadan bu konuya temas eden yazısını buraya da Ekliyorum
        A.D.Şimşek
        '411 el kaos için kalktı'nın mimarı, Masonlar ve Taksim
         
        - *BÜLENT ERANDAÇ* <http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/erandac/Arsiv>
        - 09 Haziran 2013, Pazar
        -
         
         
         
        *'411 EL KAOS İÇİN KALKTI' *manşetinin mimarı, Taksim gezi olaylarına
        yönelik iştah acıcı! bir soru soruyor:
        İktidarı kim devirecekmiş... Dıştan devirme işleri komploymu.ş..
        Eski Türkiye'nin toplumsal mühendisi-mimarı, her şeyi ve özellikle faiz
        lobisinin hükümet devirme çabalarını çok yakından bilmesine rağmen, bu
        soruyu sorabildiğine göre, yıllar önce attığı manşetin arka planına bakalım:
        Günümüzde, Taksim gezi olaylarını abartılı veren, masum gençler üzerinden
        bir devrim yapmayı planlayan, direnişler sürdükçe heyecanı artan, ellerini
        ovuşturan bir kısım medyanın patronları ve onların beyin takımları 2001
        krizinde görev almadılar mı? Medyayı kimin kontrol ettiği önemli. Taksim
        gezi olaylarını abartan medyanın*Almanya, İngiltere, New York, Tel
        Aviv *ayaklarının
        önünde, bir kısım medya varsa, bir de borsada cirit atıyorsa faiz düşük mü
        olsa iyidir, yüksek mi olsa iyidir onun için.
        O zaman bir kısım medyanın patronları, onların arkasındaki küresel beyinler
        ne yapar, faizin yükselmesi için? Ateşe benzin döker.
        Taksim gezi olayları üzerinden kurgulanan, hedeflenen, yaratılmak istenen
        kriz budur işte.
        Toplumsal mühendislere, muhalefet arkası mimarlara, tarihin
        derinliklerinden cevap verecek bir tarihi insanın hatıralarını yeniden
        okumakta yarar var.
        *Bu tarihi insan, Sultan Abdülhamit Han'dır.
        Beylerbeyi Sarayı'*nda gözaltında tutulurken, yazdığı hatıraları günümüz
        kuşaklarının çok ders alacağı bilgilerle doludur.
        *Abdülhamit Han küresel oyunları yazıyor.
        *100 yıl önce böyleydi, şimdi de böyle. Değişmez planlar.
        *BEYLERBEYİ SARAYI (6 Mart 1917):
        *Rahmetli amcam Sultan Abdülaziz düşürülmesinde *İNGİLİZ *parmağı vardır.
        Öldürülmesinde rol alanlar ve Serasker Hüseyin Paşa hakkında, Londra
        büyükelçimiz Musurus Paşa *(İstihbarat servisimiz) *İngiliz'lerden para
        aldığını tespit etmişlerdir. *İNGİLTERE, *her türlü fitneyi, Masonluk
        kanalından yürütmeye devam ediyordu.
        Eski Sultan Murad'ı tekrar tahta geçirmek için, kadın kılığına sokarak
        saraydan çıkarmaya çalışanların MASON olduğu ortaya çıktı.
        *BEYLERBEYİ SARAYI (7 Mart 1917):
        *Sadrazam Mithat Paşayı görevden aldım.
        İNGİLTERE'DE kıyamet koptu. Çünkü İNGİLTERE, Mithat paşaya bel bağlamıştı.
        *BEYLERBEYİ SARAYI (9 Mart 1917):
        *Jön Türkler MASON'du ve İNGİLİZ LOCASI'na bağlıydı. Maddi yardım
        alıyorlardı.
        *BEYLERBEYİ SARAYI (13 Mart 1917):
        *İNGİLTERE, Ermeni meselesini ayakta tutmak için elinden geleni yapıyordu.
        Çünkü MISIR'da giriştiği işgali örtmeye çalışıyordu. Ermeni meselesini
        Türkiye için huzursuzluk, Avrupa için Türkiye'ye müdahale olarak son
        yıllara kadar sürdürüp götürdüler.
        *BEYLERBEYİ SARAYI (20 Mart 1917):
        *İstediğim ittifaka zorlamak için Bağdat Demiryolu hattını Almanlar'a
        verdim.
        *İngilizler, hemen bana yanaşmaya başladı*.
        Güya buraları kazılacak olsa, belki define bile bulunabilirmiş! Hilafet
        işine el attılar İngilizler bana yeni bir teklif getirdi. Suriye ve Hicaz
        toprakları çölmüş, susuzluk çekiliyormuş, insaniyet namına kuyular
        açacaklarmış. Eğer su bulunursa, çıkacak su halka aitmiş, fakat suyun
        sahibi kendileri olacakmış. Hemen reddettim.
        *İNGİLİZ'LER kuyu işini bıraktılar ve hemen HİLAFET meselesini kurcalamaya
        başladılar.
        *Bunun üzerine, bir derviş kafilesini Hindistan'a gönderdim, İNGİLİZ'LER
        buna GİRİT problemi çıkararak karşılık verdiler.
        *Sonra, FRANSA'yı yanlarını alarak, Mason'ları kullanarak, beni
        Padişah'lıktan indirme planlarını devreye soktular.
         
        **SONUÇ:* '411 el kaos için kalktı' manşetinin mimarı soruyordu.
        *"Başbakan Tayyip Erdoğan'ı kim devirecekmiş."
        *Cevabı tarihin gerçekleri veriyor. 31 Mart olayı bahane edilerek,
        Selanik'ten hareket eden hareket ordusu, ne yaptı? Sultan Abdülhamit'i
        devirdi. Arkasında, İNGİLTERE'nin Fransa'nın bulunduğu Mason localarının
        devreye soktuğu planla kurulan İttihat ve Terakki, *Osmanlı İmparatorluğu'*nun
        yok edilmesine yol açtı.
        Şu asla unutulmasın...
        *Taksim Gezi'den bir İTTİHATTERAKKİ çıkmaz....*
          Mustafa Nevruz SINACI <gercek....@hotmail.com> Jun 11 04:31PM  

          Yeni
          Versiyon: Gezi Parkı eylemleri!..
           
          Mustafa Nevruz
          SINACI
           
          Önce;
          hükümetin, bütün kurum ve kuruluşları ile kamunun sahibi ve TC Tapusunun
          asaleten maliki; Sevgili ve değerli halkımızı aydınlatmak amacıyla bir
          girizgâh, (ön açıklama) yapalım: Nedir
          bu kıyametin odağı ve şeametin kaynağı gezi parkı? Mezkür park, İstanbul’un Beyoğlu
          İlçesi, Taksim Meydanı'nın kuzeydoğusunda yer almakta; Burada 1806
          yılında Halil Paşa Topçu Kışlası yapıldı. 31 Mart 1909 kalkışmasının mihrakı
          ve karargâhı oldu, lânetlendi. 1922’de Stad’a çevrildi. Milli Takımın ilk futbol
          maçı, Romanya ile bu statta 26 Ekim 1923’ de oynandı. Maç 2-2
          berabere sonuçlandı. Şehircilik uzmanı Henri Prost’un imar planı uyarı, mimari
          ve tarihi açıdan önemine rağmen kışla, 1940’da Vali Lütfi Kırdar’ca istimlâk
          edilerek yıkıldı ve İstanbul’un Cumhuriyet döneminde yapılan ilk park oldu.
          Günün son derece sınırlı imkânlarına rağmen çok güzel tanzim edildi; ağaçlar,
          yeşillik ve çiçeklerle bezendi. Mermer parmaklıklı merdivenler, Boğaziçi'ne
          bakan oturma mekânları, sağlam, zarif banklar, bakımlı çim sahaları, Gezi Parkı’nı
          cazibe merkezi haline getirdi. 1944'te dönemin Cumhurbaşkanı İnönü'nün at
          üzerindeki heykelinin kaidesi inşa edildi. Ancak heykel hiçbir zaman
          dikilemedi. 1950'de DP iktidara geldikten sonra da, atlı heykel uzun süre
          bir depoda bekletildi. Sonunda kaide söküldü. Heykel buraya
          değil, Maçka'daki Taşlık Parkı'na dikildi.
           
          Buna
          rağmen Park, uzun bir süre "İnönü Gezisi" olarak adlandırıldı.
           
          Kışlanın
          yıkılmasından sonra, çevre otellerine tahsis edilen alanlar; peşkeşler ve yerel
          düzenlemeler ile park alanı küçüldükçe küçüldü. Buna rağmen şehir merkezinde
          önemli bir dinlenme yeri olmasına rağmen müteakip düzenlemelerle değişti.
          38.000 m² alana sahip Park, 1991 - 92 arasında revize edildi. Dikdörtgen planlı
          parkın ortasına fıskiyeli büyük bir havuz inşa edildi. Park altı Cumhuriyet
          Caddesi tarafına, kot farkından yararlanılarak dükkân, kafe ve bir sanat
          galerisinin bulunduğu kapalı mekânlar inşa edilerek 1967'de bugünkü halini aldı...
           
           
          İşte,
          parkın öz geçmişine dair bütün hikâye bundan ibaret... Şimdi günümüze gelelim:
           
          28
          Mayıs 2013 günü, Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Parkın bir
          duvarının yıkılmaya başlanması ve bazı ağaçların taşınması üzerine; Gezi
          Parkı’na gelen çevre sakinleri tarafından protesto gösterileri başladı. Buna
          mukabil Polis eyleme müdahale etti. Ardından bu parkta başlayan eylemler,
          iktidara karşı ülke çapında protesto gösterilerine dönüştü.
           
          PEKİ MESELE NEDİR?..
           
          1.
          Mesele:
          Başta, 2011’den bu yana yargı ve eylem bazında süren; Ankara 100. Yıl Birlik
          Parkını rant alanına dönüştürme girişimi olmak üzere; AOÇ yağması, okul binaları
          ve bahçelerinin satışı; 2B yağması; Dünyanın en güzel, en temiz sahillerinin
          imar ve inşa yasağı hiçe sayılarak adeta peşkeş çekilmesi; Çoğunluğu yabancılar
          tarafından kurulan turistik tesis ve sanayi işletmelerinin kimyasal atık, pislik
          ve mikrop lâğımlarının denize akıtılmasına göz yumulması; Ekim alanlarının
          iskâna açılması, düz ovalara sanayi siteleri, fabrika kurulması; Konya-Ereğli’nin,
          yeşil bir cennetten, korkunç bir kum cehennemine dönüştürülmesi gibi çok büyük
          suçların müsebbibidir AKP... Ayrıca, Hes ve mümasil rant odaklı spekülâtif
          projelerle yaratılan çevre felâketleri saymakla bitmez. Dahası, ısmarlama enflâsyon,
          başıboş piyasalar, gasp bankacılığı, fahiş fiyat, kamu zararına, gereksiz ve
          keyfi özelleştirmeler ile arada yapılan “torba/paket” yasa düzenlemeleri ile insan
          hakları, eşitlik ve adalet hilâfına hukuk devletinde yaratılan büyük
          tahribatlardır. Üstelik, muhalefetin yokluğunda bu, tam bir felâkettir!...
           
          2.
          Mesele:
          Haksızlığa uğrayan kişi, kurum ve kitleler için “hak aramak”: Anayasa ve kanunların gösterdiği yolda; Hukukun içinde
          kalmak ve başka insanlar ile kamusal alana asla zarar vermemek kaydı şartıyla
          meşru bir hak; Hatayı telâfi, hakkı iade, zararı tazmin ise kamu adına
          hükümetin zorunlu görevidir. Şu kadar ki: Terör-tedhiş, hasar-zarar ve saldırı
          suçtur. Bu anlamda, suç işleyenlerin mutlaka tevkifi; Zarar-ziyan ve hasarınsa suçlularca
          tazmini esastır.
           
          3.
          Mesele:
          Hak eylemi, grev, protesto ve gösterilerde emniyet, huzur, disiplin, düzen ve
          intizamı sağlamak; Beklenir taşkınlıklara karşı tedbir alarak, muhtemel provokatörleri
          tek tek ayıklayıp güvenliği sağlamak hükümetin görevidir. Oysa hükümet bunu başaramamıştır...

           

          "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 07:30PM +0300  

          ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
          From: "MBD Haber" <mbdh...@gmail.com>
          To: "MBD Haber" <mbdh...@gmail.com>
          Date: Sun, 9 Jun 2013 20:37:33 +0300
          Subject: "GEZİ İNSANLARI"
           
           
           
          [image: logok.PNG]****
           
          ** **
           
          *Kim bu "Gezi İnsanları?"*
          Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent
          Deniz, Gazeteci-Yazar Çetin Ünsalan'a anlatıyor..****
           
          ****
           
          06.06.2013 Ulusal Kanal EkoPolitik-Özel****
           
          ** **
           
          *İzlemek için... <http://mbulentdeniz.blogspot.com/2013/06/gezi-insanlar.html>
          *
           
          * *
           
          *[image: ekoozel.PNG]***
           
          ** **
            "Yağmur Ozan Özben" <yagmur...@gmail.com> Jun 11 06:23PM +0300  

            *Akıl uyursa...*
             
            * *
             
            *Mevlüt Uluğtekin YILMAZ*
             
            * *
             
             
             
            * 27 Kasım 2008- Yeniçağ Gazetesi*
             
             
             
            Müspet bilim yokluğundan söz ettiğim yazım üzerine takdir dolu pek çok
            elektronik posta aldım. Ancak bir okuyucumun gönderdiği "Bu ancak küfrün
            avukatlığıdır" başlıklı yazıyı olumsuz eleştiri olarak kabul ediyor ve
            konuyu biraz daha açıyorum.
            Türkler bilim zihniyetinden tümüyle uzakta mıydı? Böyle bir sorunun yanıtı
            "hayır" olmalıdır. Hıristiyan coğrafyası, yani "Batı", ancak 16. yüzyılda
            müspet bilimlerle buluşurken, "Doğu", çok daha öncesi yüzyıllarda müspet
            bilim insanlarını barındırıyordu. Türklerden söz edelim: Farabî'yi, İbn-i
            Sina'yı unutabilir miyiz? 11. yüzyılın büyük bilim insanı Birunî (Beyrunî)
            için Bilim Tarihçisi Sarton, "Birunî her çağın bilim adamıdır" diyor. Bir
            devlet başkanı olan astronom Uluğ Bey ve yine onun öğrencisi Ali Kuşçu ve
            diğerleri, İslâm coğrafyasında rahatça müspet bilim çalışmaları
            yapabilmişlerdir.
            Sonra ne oldu?
            Sonrası felâket! Özellikle Osmanlı dönemi bu konuda hiç de iç açıcı
            değildir. İslâm'ın bir 'akıl dini' olduğu gerçeği çoğu zaman unutulmuştur.
            Aklı uyuyanların da felâketle karşılaşması çok doğaldır. Ne acıdır ki,
            çağının bir numaralı rasathanesi, köle-devşirme çocuğu bir Şeyhülislâm'ın
            "Gökleri incelemek uğursuzluk getirir" safsatasıyla topa tutturularak
            yıktırılmıştır! Yine 1716'da Petervaradin Meydan Savaşı'nda, aklını
            yanındaki sözde din adamına teslim eden Damat-Şehit Ali Paşa'nın hücum
            saatini, yıldızların hareketlerine göre ayarlamak istemesi sonucu, ağır bir
            yenilgi tatmışızdır. Bu savaşta Ali Paşa ve tüm ordu komutanları dahil tam
            beş bin şehit verdik. Bitmedi: Şehit Sadrazam Ali Paşa'nın kitapları
            vakfedilirken devrin şeyhülislâmı matematik, tarih ve coğrafya kitaplarını
            'dine aykırıdır' diye vakfa aldırmaması olayı, Osmanlı'nın 18. yüzyıl
            zihniyetini bizlere anlatmaktadır. Yine bitmedi: 19. yüzyılın ilk yarısında
            Nizip'te de aynı felâketi yaşadık. Ordu komutanı Hafız Paşa, yanındaki
            sözde din adamlarının "Cuma günü savaşmak caiz değildir" demesine
            kanarak, çapulcu Mısır ordusuna yenildi. Bu konuda pek çok örnek vermek
            mümkündür.
            Niçin oldu bunlar?
            Devlet yetkililerinin 'akıllarını'devre dışı bırakmaları sonucu tattık bu
            büyük felâketleri. Bizim "yitik malımız" olan bilim, 16, 17 ve 18.
            yüzyıllarda Batı Avrupa'da öyle bir yeşerdi ki; tüm dünyayı kuşattı!
            Günümüzde onların 'akıl'ile yarattıkları ileri teknoloji ürünü harikaları
            almak için kapılarında bekliyoruz...
            Burada, sorgulanması gereken şudur: Niçin bu milletin yüzyılları heba
            edilmiştir? Medreselere hangi zihniyet egemen olmuştur? Ve o zihniyet,
            hangi korkularla, özgünlükten kaçınıp, tekrarlarla, şerhlerle, nakillerle
            uğraşıp durmuştur; 'ilim' diye ne öğretilmiştir? Öğretilenler, Osmanlı
            (Türk) insanına yarar mı, zarar mı getirmiştir? 16 ve 17. yüzyılda
            Avrupa'da Padua Üniversitesi, hem de Papalığın burnu dibinde, ışık saçma
            becerisi gösterirken, niçin bir benzeri, o yıllarda topraklarımızda
            kurulamamıştır? Hangi zihniyet buna engel olmuştur?
            Bu sorulara sağlıklı yanıtlar verilemediği sürece, Atatürk Devrimi'ni
            anlamak; dolayısıyla, Cumhuriyet'in temel felsefesini kavramak mümkün
            olamayacağı gibi; günümüzün 'tarikat köleliği'ni de doğru değerlendirmek
            mümkün değildir. Yine bu sorulara "Aman, tarihimizin açıklarını
            vermeyelim!" gibi sakat anlayışla bakılırsa; veya, olaylar çağına göre
            değerlendirilmez ise, tarihin 'tekerrür'ünü (olayların yeniden yaşanmasını)
            önlemek zorlaşır.

             

            metin atamer <matam...@yahoo.com> Jun 11 07:19AM -0700  

            Noterlik
            Noterliğin tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir. Noterlik kurumunun ilk
            izlerine Sümer’lilerden kalma tabletlerin üzerinde bulunan çivi yazılarından
            çıkarılmakta. Sümer’liler bu kuruma BURGUL adını vermişler. Buna ait bir tabletten alınan yayında şöyle denmekte..’’ bizim
            kanun ve geleneklerimize göre her sözleşme belirli kurallar içinde yazılmalıdır.
            Yazılı olmayan sözleşmeler için hiç bir hak ileri sürülemez ve Burgul’a  baş vurulamaz.
            Bu yüzden ev,bahçe,tarla,köle,hayvan satmak ,kiralamak, borç alıp vermek,
            mirasını ölmeden bölüştürmek, çocuğunu evlatlıktan çıkartmak,veya evlatlık
            almak isteyenler , yanlarında tanıkları , boyunlarında mühürleri ile babama
            gelirlerdi. Evleneceklerde tanıkları önünde evlenme koşullarını ,boşanma olduğu
            zaman kimin ne alabileceğini belirleyen bir bir sözleşme yapmak zorundalar.Eğer
            yazılı bir sözleşme yoksa evlenenler evli sayılmaz. Kurallarımız kesindir. Kentimizde
            yanlız sözleşmeleri yapan kurumsal bir kuruluş olarak BURGUL vardır... ‘’
            ‘’...sözleşmelere önce konusu , sıra ile koşulları, tanıkların adları,
            yemini, günü, ayı, yılı yazılıp her iki tarafın mühürleri basılır. En
            önemliside sözleşme yazıldıktan sonra yazılarının üzerine yeniden yumuşak kil
            kaplanması ve üzerine içindekilerin tekrar yazılmasıdır. Böylece sözleşmenin
            üstü kırılırsa ,içi sağlam kalır, hem yazılanlardeğiştirilemez....’’   Ludingirra ‘nın yaşam öyküsü tablet 5
            Daha sonraları Roma da noterlik tarihsel olarak yerini almakta. Kimbilir
            belki Romalılarda bu hukuk düzenini Sümer lilerden almışlardır. Kişiler
            arasında özel hukuk işlemlerine resmiyet kazandırılmasına Roma Hukukunda ve
            bölge olarak da Kuzey İtalyada rastlanmaktadır. Modern anlamda noterlik kurumu
            Roma Hukukunda ortaya çıkmıştır.
            JUSTİNİAN döneminde ‘’ TABELLİON’’ ların yani noterlerin görev ve
            organizasyon olarak hukuki bir düzenlemeye kavuşmasından sonra  11 inci yüz yılın sonlarına doğru ilk
            noter okulları kurulmaya başlanır. Bologna Üniversitesinde noterlik dersleri
            verilmesinden sonra bu alan Farklı Üniversitelerde de bilim dalı olarak kabul
            edildiği görülür.
            Osmanlıdan önce Türk hukunda noter ve noterlik müessesesi çok eski bir
            geçmişi bulunmaktadır. Osmanlıda ise bu kurumun islam hukuku boyutunda gelişim
            göstermekte. Tanzimattan önce Osmanlı Devletinde İslam hukukunun etkisi
            görülmekte. Mesela Kuran da Bakara suresi ayet 282  ‘’ Belirlenmiş bir
            süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Bir katip onu aranızda
            adaletle yazsın...’’ diye belirtir.  
            Buna bağlı olarak Osmanlı ‘’ Katibiadiller’’
            adı ile bir noterlik hizmeti veren sınıf üretilmiştir. Daha sonraları Noterlik
            görevi Kadı ve Naipler tarafından yerine getirilmiştir. Mecellenin yürürlüğe
            girmesiyle Mukavelat Muharrirleri Nizamnamesi üretilmiştir. Bu nizamname 1913
            yılında Katibiadil Kanunu Muvakkati kabul edilmiştir. Bu suretle ilk defa bir
            noterlik müessesesi devletin himayesine alınmış olur.   
            Cumhuriyet döneminde ise hukuk sisteminde devrim niteliği yeniliklerle
            birlikte Katibiadil Kanunu Muvakkatinin uygulanması zorlaşmıştır. 1926
            senesinde Noterlik kanunu olarak değiştirilen bu kanunun moderleşen hukuk
            sistemi ile uyumu için başlatılan çalışmalar sonucunda İsviçre nin Lozan ve
            Neuchatel Kantonları ile Avusturya Noterlik kanunları göz önünde tutularak
            hazırlanan 3456 sayılı noterlik kanunu 01.09.1938 senesinde yürürlüğe girer.
            Bu kanun 1942, 1945, 1948, 1952 ve 1959 senelerinde bazı maddeleri değiştirilir.
            Bu değişikliğe ragmen Kanun ihtiyaca cevap verebilecek nitelikte uygulamaya devam
            eder.. 1512 sayılı Noterlik kanunu yayınlandığı 05.05.1972 tarihine kadar
            geçerliliği  devam etmiştir. Bu  tarihten bu günümüze kadar da bazı
            değişikliklere uğrayarak geçerliliğini devam ettirmektedir.  
            Bu gün hukuk devleti olduğumuzun tartışılır duruma gelmiş olmasını söyleyen
            toplum, Meclisin Çankaya’ya bir başka noteri koyduğunu üzülerek izlediğini
            belirtmekte. Yasamada üretilen  kanunlar ön kapıdan girip, yan kapıdan mühür basılarak geri gönderilmekte
            olduğu dillerdedir. Bir Cumhura ödenen maaşa bakıyorum, bir yaptığı işe, diye
            bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
            Metin
            Atamer   

             

            "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 04:58PM +0300  

            ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
            From: ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com>
            Date: Mon, 10 Jun 2013 11:03:24 +0300
            Subject: Menderes'e de aynı tezgah
             
            Menderes'in kendi dilinden ihtilalden 26 gün önce yaptığı konuşma ile
            Hükumet Meclis ve TC. Devletine karşı kurulan fitne tezgahını açıklaması
            aşağıdaki linktedir.
            Bu günde durum farksızdır. Masum gösteriler devam ederken bazı Milisler
            Ankara da Başbakanlığı ve İstanbul da da başbakanlık ofisini ele geçirmek
            istemişler. Polis koruma gücünün yanında Jandarmadan savunma istenerek
            önlenebilmiştir. Bunu gençler sıradan bir eylen zannedebilirler. Ama öyle
            değildir. Eğer girilmiş olsa Türkiye'nin pek çok gizli anlaşmaları
            kullandığı çok önemli iç ve dış destekleri ele geçirilip bu işi için destek
            veren sponsorlar eli ile başka ülkelerin eline gececek ve Türkiye'nin
            kalkınma ve güçlenmesi bir anda durdurulup tırmandığımız yerden uçurumun
            dibine itilecektik.
            Bu yüzden gençlerimiz sakın öfkeli olarak hareket etmemelidir. Çünkü
            insanlar öfkeleri ile duygularından yakalanarak kullanılırlar da bunun
            farkına varmaları ancak on yıllar sonrasına kalır. Çünkü insanlar içinde
            oldukları dönemin sorunlarını ve tehlikelerini eğer derin istihbaratların
            bir parçası değillerse göremezler. İstihbaratçılar dahi ancak kendilerine
            acılan seviyede görebilirler.
            Eğer ülkemizdeki gizli baskı ve ihtilaller olmasa idi bizler şu anda
            Almanya ve Japonya dan geride olmazdık.
            Kim ne yaparsa kendisine yapar ata sözü vardır. Bizlerde sürekli kendimize
            kötülük edip yabancılar ve onların elindeki içimizdeki merkez medya
            tarafından kullanılarak ülkemizi batırıp geri kaldık.
            Menderesin 1 mayıs 1960 konuştuğu link aşağıdaki haberin altındadır.
            A.D.Şimşek
            Menderes'e de aynı tezgah kurulmuş!
             
            Adnan Menderes <http://www.takvim.com.tr/Index/adnan_menderes>'in 53 yıl
            önceki sokak olaylarından bahsettiği bir ses kaydı bugünkü Gezi Parkı
            olaylarında da benzer bir kirli tezgahın sahnelendiğini gözler önüne
            seriyor.
             
            Tarih: 1 Mayıs 1960. Tam 53 yıl öncesi... Merhum Başbakan Adnan
            Menderes<http://www.takvim.com.tr/Index/adnan_menderes>,
            "Türkiye'de şehir şehir, cadde cadde, sokak sokak çıkarılan olaylarla
            Demokrat Parti iktidarının devrilmesinin amaçlandığını, bir komployla karşı
            karşıya olduklarını dile getiriyor bir radyo konuşmasında.
             
            *53 YIL ÖNCE DE BUGÜN DE KURULAN TEZGAH AYNI!
            *Ve o günlerde yaptığı radyo konuşmasında kendi sesinden yaşanan olayları
            değerlendiriyor.
             
            Menderes'e karşı kurgulanan tezgahın bir benzeri bugün de Başbakan Recep
            Tayyip Erdoğan'a karşı sahneye konmaya çalışılıyor.
             
            *İşte "demokrasi şehidi" merhum Adnan Menderes'in 53 yıl önceki radyo
            konuşması:*
             
            http://www.takvim.com.tr/Guncel/2013/06/10/menderese-de-ayni-tezgah-kurulmus
              "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 04:55PM +0300  

              ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
              From: Nusret Kebapci <nusret...@gmail.com>
              To: undisclosed-recipients:;
              Cc:
              Date: Mon, 10 Jun 2013 12:32:34 +0300
              Subject: DEMOKRASİ SADECE OY KULLANMAK MIDIR?
               
               
              *DEMOKRASİ SADECE OY KULLANMAK MIDIR?*
               
              * *
               
              * *
               
              İnsanlar toplu şekilde haklarını aramak için bir araya geldiklerinde...
               
              Tek ses...
               
              Tek yürek olmaya başladığında hemen birileri ortaya çıkar ve derler ki
              böyle bir şey yapılır mı?
               
              Seçim zamanı oyunuzu kullanın böylece demokratik görevinizi de yapmış
              olursunuz.
               
              İşin aslına bakarsanız böyle bir düşünceyi herhangi bir yurttaş savunamaz...
               
              Bunu olsa olsa yurttaşlık bilinci gelişmemiş, her şeyi yukarıdan bekleyen,
              sadece onların belirlediği seçenekler arasından kendince doğru olanı
              bulmaya çalışan...
               
              Daha açıkçası padişah tebaalığından henüz kurtulamamış kişiler savunabilir
               
              Yoksa hak arama bilincine sahip olmuş...
               
              Ödevlerini de bilen cumhuriyet yurttaşı değil.
               
              Şimdi gelelim demokrasiye...
               
              En özet tanımıyla düşünce özgürlüğü demek değil midir?
               
              Buradan insanların düşünceleri temelinde örgütlenmesi...
               
              Seslerini duyurması...
               
              Düşüncelerini yaymaya çalışması anlamı çıkmaz mı?
               
              Bal gibi de çıkar ama dünyanın hiçbir yerinde ülkeleri yönetenler
              yönetilenlerin örgütlenip seslerini duyurmasını da istemez...
               
              Bu biraz hak verilmez alınır sözünü doğrularcasına birleşilip örgütlenip
              mücadele edilerek elde edilebilir...
               
              Zaten başka bir yolu yoktur...
               
              Hem zaten demokrasi denilince de örgütlü toplum akla gelir örgütsüz toplum
              değil.
               
              Düşünün ki herhangi bir partiyi oldukça yüksek bir oy oranıyla iktidara
              getirdiniz...
               
              Ve biliyorsunuz ki oy almak için birçok vaatte de bulunuldu...
               
              Ama seçilir seçilmez olur ya hepsini de unuttu...
               
              Ya da vazgeçti...
               
              Nasıl baskı yapacaksınız?
               
              Biliyorsunuz hükümetleri etkileyen sadece oy verenler değildir hatta
              örgütsüzse onların hiç etkileme şansı yoktur bile denilebilir...
               
              İşte o zaman özellikle uluslararası güçler, onların baskıları burada önemli
              rol oynar...
               
              Eğer ki toplum örgütsüzse...
               
              Sesini duyuramıyorsa...
               
              Tepki gösteremiyorsa...
               
              Hükümet çok kısa sürede güçlü devletlerin denetimine girer...
               
              Bu nedenle hükümeti doğru politikalara yönlendirebilmek için baskı
              gurupları olmak zorundadır...
               
              Halk; sendikalar, dernekler, odalar, partilerde örgütlenip yönetenler
              üzerinde baskı oluşturmazsa...
               
              Meydan; bu baskıyı oluşturabilecek, sayıca az ama ekonomik açıdan güçlü bir
              avuç sermayeye ve yabancı ülkelere kalır...
               
              Son günlerde yaşananlar bu konuda örnektir...
               
              Hem başkanlık tartışmalarının ortasında meydana gelen gezi parkı olayları
              son derece öğreticidir...
               
              Yaklaşık bir haftalık direnişin ardından ortaya çıkmıştır ki; eger halk
              örgütlenip mücadele etmezse...
               
              Nasıl bir başkanlıkla tanışacağımız da görülmüştür...
               
              Parlamenter demokraside bile en küçük tepki gösterildiğinde ezmeye
              çalışılıp 1000'a yakın insan yaralanmışsa...
               
              Maazallah bir de başkanlık olursa, olabilecekleri siz düşünün...
               
               
               
              *05-06-2013*
               
              *Nusret KEBAPÇI*
                "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 04:43PM +0300  

                ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
                From: ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com>
                Date: Mon, 10 Jun 2013 19:05:43 +0300
                Subject: Türkiye'de aslında ne olmuyor?
                Yorumsuz
                A.D.Şimşek
                 
                 
                http://haber.stargazete.com/dunya/turkiyede-aslinda-ne-olmuyor/haber-761398
                10 Haziran 2013 Pazartesi 16:11 Türkiye'de aslında ne olmuyor?
                [image: Türkiye'de aslında ne olmuyor?]
                *Küçü*
                 
                *ABD'de yaşayan 1000'in üzerinde Türk akademisyen ortak bir bildiri
                yayımlayarak ABD ve Batı medyasının Türkiye'deki olayları ters yüz etmesini
                eleştirdi. Bildiride 'meşru' temelde başlayan küçük bir eylemin iktidarını
                kaybeden Cumhuriyetin tektipçi, ırkçı elit grubunun rövanşist saldırılarına
                dönüştüğü saptaması yapılarak bu durumun demokratik gelişim ve taleplerle
                bir alakasının olmadığı vurgulandı.*
                 
                ABD'de yaşayan Türk akademisyenleri Taksim Gezi Parkı olaylarının ABD
                medyasında veriliş tarzı ve sunumu konusuna isyan etti. 1000'in üzerinde
                akademisyenin imza attığı ortak bir bildiriyi kaleme alan akademisyenler
                Türkiye'de meydana gelen olayların eski iktidarlarını kaybeden ırkçı-ulusçu
                kitleler tarafından dünyaya özgürlük arayışı biçiminde sunulmasının
                gerçeklerin ters yüz edilmesi olduğunu vurguladı.
                 
                Murat Güzel imzasıyla yayımlanan bildiride gerek bazı medya organlarının
                olayları aksettiriş biçimi gerekse de yapılan açıklamalar olaylara
                hükümetin 'baskıcı' ve 'otoriter' tutumunun neden olduğunu ileri sürmesinin
                gerçekleri çarpıtmak olduğu belirtildi. Bildiride 28 Şubat'ın ekonomik,
                demokrasi ve insan hakları konusunda tükenmişlik noktasına getirdiği
                Türkiye'de gerçeklerin hiç de öyle bu kesimlerin aksettirdiği gibi olmadığı
                vurgulandı. Bildiride Erdoğan ve AK Parti hükümeti ile Cumhuriyet döneminin
                tektipçi, azınlıkları, inanışları baskı altına alan ötekileştiren
                anlayışının yıkıldığını yerine yeni daha modern ve demokratik düzlemde
                hareket eden bir sistemin inşa edildiğini belirtilerek ilk başta meşru
                temelde ortaya çıkan Gezi olaylarının bazı ulusalcı ve ırkçı çevrelerce
                ters yüz edildiğinin altı çiziliyor. Bildiride eylemin asıl amacından
                saptırılarak bir zamanki ırkçı ve tektipçi iktidarını kaybedenlerin intikam
                histerisiyle bir rövanş alma savaşına çevrildiği saptaması yapılıyor.
                 
                Murat Güzel tarafından yayımlanan ve 1000'in üzerinde akademisyenin imza
                attığı bildirinin orijinal metni ise şöyle :
                 
                *Medyanın 'romantik' eylemcileri*
                 
                Bütün hafta boyunca Taksim'deki Gezi Parkı protestolarını haber yapan ABD
                basının, orada olan biteni gerçeğe aykırı bir şekilde verdiğine tanıklık
                ettik. Olaylar, Amerikan kamuoyuna, protestocuların çok iyi bilinen nasıl
                bir nefret ideolojine sahip olduğunu ve bir çatışma fırsatı beklediklerini
                görmezden gelerek eylemi oldukça romantize edilerek verildi. Üstelik, ABD
                basınının iki büyük kuruluşuna ilan veren ve buna sponsor olan ABD'deki
                Türk toplumunun bir kesimi olayların yanlış anlatılmasını daha da sömürdü.
                Üzücü olan ise bu protesto olaylarındaki bilgi ve yorumların çoğunun, Türk
                toplumunu ve siyasetini anlamamaktan kaynaklı olduğu ve bu nedenle de
                Amerikan toplumunu yanlış yönlendirmiş olmasıydı.
                Medya, eylemleri demokratik ruhlu gençlerin , otoriterleşen bir hükümete
                karşı bir başkaldırısı olarak verdi. Gerçekte ise toplumun büyük coğunluğu,
                buna hükümet ve iktidar partisi de dahil polisin aşırı güç kullanımını ağır
                bir şekilde kınamıştı. Başbakan, göz bombası ve polisin aşırı güç
                kullanması ile ilgili olarak soruşturma açılması talimatını bile vermişti.
                 
                *Demokratikleşmede devrim gibi adımlar*
                 
                Tartışmanın ana direği, on yıldır iktidarda olan Başbakan Tayyip Edoğan'ın
                yönetiminin, sivil hakları kısıtlandığını ve Erdoğan'ın artan bir şekilde
                otoriterleşmesi iddiasına bağlı kalarak ülkedeki kutuplaşmada hükümeti anti
                demokratik tarafta tutmaya odaklanması. Ancak 28 Şubat 1997'deki postmodern
                darbeyle iktidardan edilen dönemin hükümeti ve ardından 2002'ye kadar geçen
                büyük insan hakları ihlalleri ve çökmüş bir ekonomi ile geçirilen yıllar
                gözden kaçırılıyor bu değerlendirmelerde. Gerçekte, ABD gazetelerine
                verilen bu ilanların aksine Erdoğan hükümeti bu insan hakları ihlallerini
                yavaş yavaş kaldırmıştı. AB'ye katılım süreci kapsamında, Şubat 2010'daki
                askeri vesayet rejimi altında kabul edilen 1982 anayasanının baskıcı
                yasalarını kaldırması bunlardan biri olamk üzere bir çok demokratik
                reformlar gerçekleştirdi.
                 
                *Kürt sorununda çözüm*
                 
                AK Parti iktidarında önce cezaevindeki bir Kürt annesiyle Kürtçe bile
                konuşamıyordu. En son yapılan düzenlemelerle parti yasaklamak hemen hemen
                imkansız oldu. Demokratikleşme süreci bu hükümetin en önemsediği bir
                konuydu. Şimdi de 1982'de askeri cuntanın yaptırdığı anayasının, daha
                demokratik bir anayasa ile değiştirilmesi çalışmaları da devam ediyor.
                Ülkenin kuruluşdan bu yana milliyetçi düşünceler neticesinde sorun halini
                olan Kürt Sorunu'nun tamamen çözümü için de barışçıl çözüm için çaba
                veriliyor. Barış sürecinin gündeme gelmesi sonrasında bir tek insan hakları
                ihlaline neden olan büyük bir çatışmada olmadı. Oysa Türk siyasetinin
                ünlendiği ve kendisine de çok da yabancı olmayan işkence, siyasi içerikli
                cinayetler, yargısız infazlar, Erdoğan hükümetinin devlet merkezli suç
                örgütlerini üstüne gitmesi sonrası hemen hemen kalmadı.
                 
                *Laik elitlerle ABD'li ırkçılar benzeşiyor*
                 
                Erdoğan, otoriterleşme ve dışlama siyasetinin yerine daha önceki
                Cumhuriyetçi elitlerin dizayn ettiği reddiyetçi, laik Türk kimliğine ve bu
                resmi söyleme karşı da mücadele verdi. Bu farklı kimlik ve yaşam tarzlarını
                inkar eden ve toplumu tektipleştirmeyle ayrıştıran dışlayıcı vatandaşlıktı.
                ABD'deki üstünlük yanlısı ırkçıların dile getirdiği söylem, dini
                kimliklerini sergilemek ve farklı yaşam tarzının isteyen kimselere ve etnik
                kimliklerini yaşamak isteyen toplumlara bakışıyla bağnaz laik ve milliyetçi
                kesimlerin dünya görüşleri arasında yer bulabilir. Erdoğan'ın başbakan
                olmadan önce bu ideolojik çevreden gelen saldırılar Obama yapılan ırkçı
                saldırılar ile karşılaştırılabilir. Bu grupların güçlü varlığına rağmen,
                son 10 yıl içinde, bütün kültürel ve etnik kimlikler ve siyasal görüşler
                Türkiye sonunda kabul gördü.
                 
                *Yazdıklarından dolayı tutuklanan kimse yok*
                 
                Bugünlerde, Türkiye'de cezaevindeki gazeteciler ile ilgili bir çok laf
                dolanıyor. Gerçekte, hangi kurumsal basın yayın organında çalışan bir
                kişinin hükümeti eleştirdiği için cezaevirde bulunduğu belirtmek imkansız.
                Cezaevinde bulunan gazeteciler yazdıkları nedeniyle cezaevinde tutulmuyor.
                Çoğunluğu terörle mücadele gibi suçlardan dolayı cezalılar. Bu yasalarında
                Kürt Barış Sürecin'nde ilerme kaydedilmesi ve yeni anayasa ile kısıtlayıcı
                yasaların kaldırılması bekleniyor.
                 
                *Alkol yasasası modern dünya gereği*
                 
                Kadın hakları ile ilgili ( Kürtaj) ve alkol satışı ile ilgipl suçlamalar
                temelsiz. Gelişmiş dünya ile karşılaştırıldığında Türkiye kürtaj ve alkol
                konusunda anlamsız düzenlemlere sahipti. ABD standartları
                karşılaştırıldığında Türkiye'nin yeni kürtaj yasası daha yumuşak ve alkol
                yasası ise daha fazla kısıtlayıcı değil.
                 
                *Meydan ulusalcılara kaldı*
                 
                Yukarıda belirtilen gerçekler dikkate alınmaz ise geçen hafta süren şiddet
                içerikli protesto eylemlerini devrimci gençlik ile otoriter hükümet
                arasındaki çatışmadan başka bir şey olmadığı şeklinde okunabilir. İkinci
                hata ise bu protestolara katılan kimselerin hepsinin demokratik düşünce
                içinde olduğunu sanmak. Aslında protestoların ilk günlerinde gösteri yapan
                kişiler çoğu daha sonra eylemlerinin aşırı sol ve aşırı milliyetçi (etnik
                kimliklerin ifade edilmesinden nefret eden gruplar) unsurlar tarafından ele
                geçerilmesi ile protestolardan çekilmiştir. Ana muhalefet Partisi'nin bazı
                unsurları da bu protestoları desteyip, hükümetin zayıflanmasını fırsat
                olarak düşündü.
                 
                Her Türk vatandaşı güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanımından kaygılı. Her
                vatandaşın özgür ve doğru bir medya isteğini dile getirme hakkı var. Ancak,
                aynı zamanda 'Atürk'ün Mirası' adı altında 4 askeri darbeyle seçilmiş
                hükümetleri düşüren ve sadece otoriter siyasetler uygulanan bu ülkedeki
                gerçekler hakkında da doğru olmak gibi yükümlülüklerimiz var.
                  "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 11 04:37PM +0300  

                  Cenâb-ı Hak buyuruyor:
                  *“Ey Dâvûd! Muhakkak ki Biz seni yeryüzünde halîfe kıldık; şimdi insanlar
                  arasında hak ile hükmet de hevâya tabî olma ki (bu durum), seni Allah
                  yolundan saptırmasın…” *(Sâd, 26)
                   
                  Rasûlullah (sav) buyurdular:
                  *“Allah’ım! Ümmetimin idaresini üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye
                  Sen de zorluk çıkar. Ümmetimin idaresini üstlenip de onlara yumuşak
                  davrananlara Sen de yumuşak davran!” *(Müslim, İmâre, 19; Ahmed, VI, 93,
                  258)
                   
                  --

                   

                  "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 11 02:51PM +0300  

                  Şahsiyet Erozyonu’na Karşı!
                   
                  Cenâb-ı Hak buyuruyor:
                  *“Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; şehvetlerine uyanlar (kötü
                  arzuların esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.” *(Nisâ,
                  27)
                   
                  Rasûlullah (sav) buyurdular:
                  *“Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise, nefsin
                  istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.”* (Buhârî, Rikak 28; Müslim,
                  Cennet 1.)
                   
                  Bugün toplumların ve toplumumuzun mübtelâ olduğu şahsiyet erimesi ve
                  kişilik erozyonu denilen hastalığın temel sebebi şehvet içgüdüsünün
                  sınırsız bir hürriyetle insanları ve toplumları esir etmesidir.
                  Ferdiyetçiliğin egemen olduğu toplumlarda insanların sınır tanımayan
                  tavırları kişileri doyumsuz bir şehvet çılgınlığına mübtelâ kılmaktadır.
                  Basın-yayın organları ile desteklenen, toplum mühendisleri tarafından
                  sistemli şekilde uyarılan şehvet içgüdüsü, sağlıklı nesillerin önünde hem
                  ferd plânında hem de toplum bazında bir maraz olarak durmaktadır. Bu
                  marazdan kurtulmak için genelde şu husûslar tavsiye edilmektedir:
                   
                  1- Güçlü bir irâdeye sâhip olmak,
                   
                  2- Şehvet içgüdüsünden gelen düşüncelere direnç göstermek; bunlara uyulduğu
                  takdirde görülebilecek maddî-mânevî zararları düşünmek,
                   
                  3- Süblimasyon yoluyla zihni sürekli yüksek duygularla meşgul etmek,
                   
                  4- Kötü ve sefih arkadaşlardan uzak durmak; çünkü *“insan insanın
                  şeytanıdır”* derler,
                   
                  5- Nefsânî telkin ve dürtülerin çok olduğu ortamlardan kaçmak.
                  Netice itibarıyla insanın hürriyeti, kişiliğin temel unsurudur. Hürriyet,
                  en kolay biçimde şehvetle selbolunur. Şehvete kurban edilen hürriyet,
                  insanda şahsiyet erozyonuna yol açar. Şahsiyet parçalanması, insanın
                  dayatmalarla inanmadığı; istemediği şeyi yapmak zorunda bırakılmasıdır.
                  Şahsiyet erozyonu da farkında olmadan şehvet içgüdüsünün insan kişiliğini
                  aşındırmasıdır. (Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, Gönül Penceresinden, Erkam
                  Yay.)
                   
                  --

                   

                  ortac tepe <orta...@gmail.com> Jun 11 12:10PM +0300  

                  ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
                  Kimden: Tulin
                  Tarih: 11 Haziran 2013 17:51
                  Konu: AKP Dünyaya el attı
                  Kime:
                   
                   
                   
                  *Tarih:* June 10, 2013 13:31:09 EDT
                  *Kime:* undisclosed-recipients:;
                  *Konu:* *İlet: AKP Dünyaya el attı*
                   
                   
                   
                   
                   
                   
                   
                   
                   
                   
                   
                   
                   
                   
                  ****
                   
                  *AKP Dünyaya el attı*****
                   
                   
                  *Twitter'da faaliyetlerine başlayan "AKP Global" grubu "AKP Türkiye içinde
                  yaptıklarını global boyutlarda yapsaydı ne olurdu?" sorusuna yanıt veriyor.*
                  -- ****
                   
                  ****
                   
                  ****
                   
                  ****
                   
                  ****
                   
                  ****
                   
                  ****
                   
                  ****
                   
                  ****

                   
                  ****
                   
                  ** **
                   
                  ** **
                   
                  ** **
                   
                  ****
                  ****
                  ****
                  ****
                  ** **
                  **
                  ****

                   

                  "Türk-Gülsev Eyüboğlu" <gulseve...@gmail.com> Jun 11 12:05PM +0300  

                  Özgün ileti Sayın,
                  Kimden: Naci bestepe
                  Tarih: 11 Haziran 2013 12:01
                  Konu: SESSİZ ÇIĞLIK VE RESİM SERGİSİ
                   
                   
                   
                  Saygıdeğer Aydınlar, Yurtseverler, STÖ Başkan ve üyeleri, Medya Mensupları;
                  VARDİYA BİZDE PLATFORMU'nun her Cumartesi saat13.00-1400 arasında
                  düzenlediği SESSİZ ÇIĞLIK eylemi bu hafta aynı saat ve yerde
                  (Kızılay/SAKARYA) BÜYÜK SESSİZ ÇIĞLIK olarak uygulanacaktır.
                  Daha önceki duyurumuzu anımsatmak amaçlı olarak ekte tekrar iletiyorum.
                  Bireysel ve kurumsal katkılarınız bekliyoruz.
                  Saygılarımızla.
                  VARDİYA BİZDE PLATFORMU ANKARA GRUBU

                   

                  hamza selcuk <hamza...@gmail.com> Jun 11 11:47AM +0300  

                  *Rahman Rahim Allah’ın adıyla*
                   
                   
                  Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’a karşı
                  gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. Kâfirler için hazırlanmış ateşten
                  sakının. Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.
                  Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a
                  karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
                   
                  *Al-i İmran 130-133*
                   
                  * ***
                   
                   
                  *
                  *
                  *
                   
                   
                  Sac tavını alır hamur biter,*
                  *Ev düzenini alır ömür biter*

                   

                  "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 11 11:05AM +0300  

                  *.*
                  *<http://yozgatmuhabir.blogspot.com/2012/01/senai-demirci-bogazlyanda-konferans.html>
                  *
                  **
                  *"çünkü..." *
                   
                  BENDE BAZEN DÜŞÜNÜYORUM, EĞER ANNEM BANA HAMİLEYKEN ENGELLİ OLACAĞIMI BİLSE
                  ALDIRIR MIYDI DİYE...
                  ÇOK GÜZEL YAZI SENAİ HOCAM, ALLAH RAZI OLSUN. NAMAZLARIMDA DUAMDASINIZ.
                   
                   
                  Yazıya başlayacaktım ki, o girdi içeriye. Kucağında bir "melek"le.
                  Şefkatin derya olup taştığı o mahzun kalbin odacıklarında kaybediverdim
                  aklımı. Bir anda altüst oluverdim. Yazacağım yazının başından sürüldüm,
                  bana yazılmış yazının eşiğinde buldum kendimi. Hemen şimdi, sıcağı sıcağına
                  içimde ka(y)nayanları döküyorum satırlara.
                   
                  O bir "anne." "Büşra"nın annesi. Bakma adının "müjde" anlamına geldiğine,
                  ama doğum öncesi ultrasondaki ilk görüntüler hiç de müjde değilmiş annesi
                  için. Bir çırpıda "Aldırman gerek!" denilen bebek olarak etiketlenmiş
                  Büşra. Down Sendrom'lu "müjde". Bebeğinin cinsiyetini öğrenmeye giden anne,
                  içinde bir ömürlük ağırlığı büyüttüğünü öğrenmiş.
                   
                   
                  Tam o anda sen becerebilir misin "Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel
                  eyler!" demeyi? Yo, yo, dudağınla değil. Kalbinle söyleyebilir misin? Az
                  sonra belki alkışlarla sonu gelecek bir şiir gibi de söyleme sakın. Ömür
                  boyu sonlanmayacak, hiç alkış alamayacağın, hüsranlı bir uğultu içinde
                  hüznünü buruk bir zehir gibi yudumlayacağın acı gerçeklik olarak
                  heceleyebilir misin o sözü? Kaderin ömrüne saniye saniye yazdığını hiç
                  itirazsız okuyacağın konusunda güvenebilir misin nefsine? Bir defa dedin
                  diyelim, öbür defasında bu kadar kararlı diyebilecek misin? Bebek Büşra'nın
                  Down Sendrom'lu bakışını bugünlük hazmettin diyelim. Ya, on beş yaşında
                  hazmedebilmeye gücün yetecek mi? Sadece şen şakrak kızının yokluğuna değil,
                  kesik nefesinde, yarım kalmış kelimelerinde yaşamanın ağır yükünü yüzünden
                  taşıyan/taşıran, koltuğuna her büzüştüğünde sanki ebediyen dargınmış gibi
                  duran Down'lılığın boşluğuna da alışmaya da hazır mısın?
                   
                   
                  Bilmiyorum yeri mi ama başka çarem kalmadı. Şimdi alıntılamam gerek o
                  yazıyı. Bir kediden söz eder Ali Nihat Tarlan o kısa, o sarsıcı
                  öykülerinden birinde. Bir kedi küçücük yavrularını emzirmek üzere
                  uzanmıştır. Kedi yavruları beslenmek üzere kendilerine birer meme ucu bulup
                  hemen tutunurlar. Tam o sırada, öte yandan, hayatın acemisi olduğu her
                  halinden belli bir fındık faresi peyda olur. Kedinin dikkatini çeker
                  elbette. Önce sevinçle gözlerini diker "taze yiyeceğe". Ama yavrularıyla
                  meşguldür. Fındık faresi başına gelebilecek talihsizliğin farkına bile
                  varmadan yürür. Bir hedefi vardır. Hiç umulmadık biçimde yavru kedilerden
                  açıkta kalmış meme uçlarından birine tutunur. İştahla emmeye başlar.
                  Başından beri fareyi izleyen kedi, hiç aldırışsız, hiç itirazsız başını
                  yere koyar. Razı olmuştur bir fareyi de emzirmeye. Sonra Ali Nihat Tarlan
                  merhum, beni sadece tek bir paragrafta sarsan o kısa final cümlesini
                  söyler: "Çünkü o artık bir kedi değil bir annedir!"
                   
                   
                  Sakın yanlış anlaşılmaya. Bugünün dar vaktine sığdırdığım bu haftalık
                  yazıyı, çalakalem yazmış olsam da, nicedir biriktirdiğim gözyaşlarım eşlik
                  etti. Hafta boyu değil, bir ömür kendime sakladığım/kendimden
                  sakladığım/kendime saklandığım bir deryanın beslediği o duru pınardan tane
                  tane taştı da geldi.
                   
                   
                  "Fareyle beslenen" kediyi, "fareyi besleyen" anne yapan o sır nedir, hâlâ
                  bilmiyorum, asla bilemeyeceğim. Ama bu notları yazdığım odamın etrafından,
                  birbirlerine nadiren gülen, burnunu sürekli silmek gereken, dişlerini
                  fırçalamasını bilmeyen, "seni seviyorum anneciğim!" demesi beklenmeyen
                  engelli çocuklarını, engelsiz çocuk annelerinden çok daha bir coşkuyla
                  seven, sevindiren, sevinen annelerin kıkırtıları, gülücükleri geliyor.
                   
                   
                  "Nasıl olur?"lar yakamı bırakmıyor. Korkunç bir geç kalmışlık kâbusu
                  göğsümü daraltıyor da daraltıyor. Utanıyorum bir daha. Özürlerim de
                  pişmanlıklarım da sadece "yazı"da kalıyor, sözden öte geçmiyor.
                   
                   
                  Büşra'nın annesinin kalbinde kaynayan o deryadan taşan tek bir gözyaşı
                  kadar sahici olmuyor. Her anlaşılmaz sorunun cevabına, her açıklanamaz
                  durumun altına, her çözülemez çelişkinin yanı başına sadece bir cümle
                  yazmak istiyorum:
                   
                  "Çünkü o bir anne!" Başka "çünkü"lerin hepsi sahte...
                  SENAİ DEMİRCİ
                   
                   
                  http://celal1973sevdikleri.blogspot.com/

                   

                Bu iletiyi, Turkiye-icin-el-ele Google Grubu'na abone olduğunuz için aldınız.
                E-posta ile yayın gönderebilirsiniz.
                Bu grubun aboneliğinden çıkmak için boş bir ileti gönderin.
                Diğer seçenekler için grubu ziyaret edin.

                --

                Mesut UYGUR

                unread,
                Jun 13, 2013, 4:37:41 PM6/13/13
                to Turkiye-i...@googlegroups.com
                Oyle bir zihniyet var ki ,akp %99 oy alsa biz de %1 iz derler. Ozetle akp agziyla kus tutsa bunlar icin birsey ifade etmez .
                Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

                Date: Thu, 13 Jun 2013 20:31:22 +0000
                Subject: Re: [TÜRKİYE:17751] Turkiye-i...@googlegroups.com adlı grubun özeti - 25 Konu konuda 25 İleti ileti

                Isci partisi gumbur gumbur iktidara geliyor :)
                Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

                Date: Thu, 13 Jun 2013 19:51:57 +0000
                To: Özet Alıcıları<Turkiye-i...@googlegroups.com>
                Subject: [TÜRKİYE:17751] Turkiye-i...@googlegroups.com adlı grubun özeti - 25 Konu konuda 25 İleti ileti
                  "yavuz altýndiþ" <elver...@yahoo.com> Jun 13 12:40PM -0700  

                  İzmir, Tayyip
                  Erdoğan’a cevabını
                  15-16 Haziran
                  günlerinde
                  Gündoğdu
                  Meydanından verecek!
                   
                  BOP Eşbaşkanı Tayyip
                  Erdoğan, ayağa kalkan Türk Milletine karşı 15-16 Haziran 2013 günlerinde Ankara
                  ve İstanbul’da mitingler yapacağını ilan etmiştir.
                  Tayyip Erdoğan, Ankara ve İstanbul’da miting yaparak, halkın arasına kama sokmaya,
                  Milleti bölmeye çalışmaktadır.
                  Son sözü Millet
                  söyleyecektir!
                  İzmir Cumhuriyet İçin
                  Güçbirliği, 15-16 Haziran Cumartesi-Pazar günlerinde Gündoğdu Meydanında “İzmir
                  Tayyip’e Cevap Veriyor” mitingi düzenleme kararı almıştır. Her iki gün saat
                  17.00’de Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi Tansaş önünde toplanacak ve Gündoğdu
                  Meydanına yürüyeceğiz. Saat 18.00’de Gündoğdu Meydanında miting başlayacaktır.
                  Bu mitingler, İzmir halkının
                  bugüne kadarki mücadelesinin ve eylemlerinin doruk noktası olacaktır.       İlçelerdeki siyasi partiler, kitle örgütleri vb. kurumlarla
                  görüşülecek ve mitinge birlikte katılma önerilecektir.
                   
                  İşçi Partisi
                  Karşıyaka İlçe Başkanlığı
                  Tel: 0232 364 30 85

                   

                  ismet soner <ismet...@gmail.com> Jun 13 07:06PM +0300  

                  [image: Başbakan Erdoğan'ın 'Yerlerde sürüklediler' dediği anne Star'a
                  konuştu]
                   
                   
                  Tam bir haftadır kalbimin üzerinde bir ağrıyla yaşıyorum ve her geçen gün o
                  ağrının şiddetiyle yüreğim biraz daha sıkıştığını hissediyorum. Günlerdir
                  olur olmaz yerde kusuyorum.
                   
                  En olmadık yerlerde ağlamaya başlıyorum 'niye ağlıyorsun? diye
                  sorduklarında boğazıma kocaman bir yumru gelip tıkandığını hissediyorum.
                   
                  Günlerdir elimde tuttuğum bir fotoğraf karesiyle izliyorum,
                  televizyonlardaki Gezi Parkı eylemcilerinin 'masumiyetini' anlatan
                  haberlerini.
                   
                  Esprili çocuklarmış!.. Çevre duyarlılığıymış!.. Yaşam tarzına
                  müdahaleymiş!.. Erdoğan diktatörmüş!.. AK Parti demokrasi konusunda samimi
                  değilmiş!
                   
                  Onu bulmalıydım. Bulup konuşmalı, başından geçenleri herkesin bilmesini
                  sağlamalıydım.
                   
                  Sonunda geldi. Kayınpederinin, yaşadıklarının kendisi adına utanç verici
                  bir şey olmadığını, bunun kendisine özel bir durum olmadığı konusunda ikna
                  etmeye çalıştığını biliyordum.
                   
                  Karşımda bakmaya kıyamayacağınız kadar masum yüzlü, zarif, naif, gencecik
                  bir anne ve yanında bebek arabasının içerisinde mini minnacık altı aylık
                  bir kız bebeği. Minicik ayakları ve kolları, gözü dönmüş caniler tarafından
                  tırmalanmış o minicik sabi, o kadar sevimli o kadar pozitif ki bebek
                  arabasının içerisinde ağzında emziğiyle sürekli gülümsüyor.
                   
                  Ben hiç araya girmedim. Hiç soru sormadım. Hem soru sormaya utandım. Hem de
                  eğer sorarsam anlatmaktan vazgeçer diye korktum.
                   
                  O anlattıkça benim gözlerim büyüdü. O vahşeti gözümde canlandıramadım
                  bile...
                   
                  Sarsıldım.
                   
                   
                  *'Biliyor musunuz bebeğime bile acımadılar' *dedi utanç içerisinde, yüzüme
                  bakmadan.
                   
                  Gözlerini bir yere sabitledi, kısık bir sesle, sanki çok gizli bir şey
                  anlatıyormuş tedirginliğinde anlatmaya başladı.
                   
                  *"Arkadaşlarımla birlikte Cumartesi günü Adalar'a gitmeyi planlamıştık.
                  Gittik. Ve Adalar'da olduğumuz için gün içerisindeki gelişmelerden haberim
                  olmadı. Telefonumda şarjım bitmek üzereydi, eşimi aradım ve geleceğim saati
                  söyledim kendisine. Tam tahmin ettiğim gibi vapurdayken şarjım bitti.
                  İskelenin oradan bir telefonla eşimi arayıp iskeleye geldiğimi haber
                  verdim, o da yolda olduğunu söyleyip iskelenin karşısına geçmemi söyledi.
                   
                  O esnada Kabataş'taki kalabalığı fark ettim. Gezi Parkı eylemcilerine
                  destek eylemi olduğunu düşündüm.
                   
                  Elimde bebek arabası yolun karşısına geçtim.
                   
                  Ve beklemeye başladım.
                   
                  Bir anda 'Bakın Tayyip'in ...... burada gelin onu ...' diyen sesler duydum
                  ve arkama baktığımda 25-30 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kadınların
                  bana karşı öfkeli bakışlarını görünce benden bahsettiklerini anladım.
                   
                  Ne olduğunu anlayamadığım bir anda üzerleri çıplak, elleri deri eldivenli,
                  başlarında tuhaf bantlı 70-100 kadar adamın ortasında kaldım.
                   
                  Bebek arabam elimden gitti.
                   
                  Bir kadın "Ne geldiyse bu ülkenin başına bunların başörtüsü üzerinden geldi
                  vurun şuna" deyince, arkamdan bir tekme yedim. Sonra tekme-tokat yağmuru
                  başladı.
                   
                  Sonra bağırmaya başladılar. Devrim yaptıklarını, ihtilal yaptıklarını,
                  ülkeyi bize teslim etmeyeceklerini, Erdoğan'ı asacaklarını, Erdoğan'ı da
                  hepimizi de tek tek .....
                   
                  Bir taraftan "Bu üllkenin gerçek sahibi biziz anladınız mı ulan" diye
                  bağırıyorlar, bir taraftan tekmeliyorlardı.
                   
                  'Kutsal başörtüymüş, görün bakalım kutsalı size neler yapacağız' diyerek
                  aklınızın bile almayacağı şekilde küfrettiler, vurdular, vurdular...
                  'Asacağız Erdoğan'ı anladın mı' diye bağırdılar.
                   
                  Hangi birini söyleyeyim nasıl anlatayım yaptıkları küfürleri. Bir amcaydı
                  sanırım müdahale etmeye çalıştı onu da öldüresiye dövdüler kızıyla birlikte.
                   
                  Sonra uzaklaştılar. İnönü stadına doğru uzaklaştılar. Sonra bayılmışım.
                  Ondan sonra ne olduğunu bilmiyorum. Kendime geldiğimde üzerim idrar
                  kokuyordu. Yerimden kalktım bebeğimi bulmaya çalıştım."*
                   
                   
                  Artık haber dinleyemiyor.
                   
                  Bu genç gelin, İstanbul Bahçelievler Belediye Başkanının gelini Z.D.
                   
                  Hiç oraya buraya olayı çekmeye çalışmayın. Bu vahşeti yapanlar, o genç
                  anneye bir siyasetçinin gelini olduğu için yapmadılar.
                   
                  Olay yargıya intikal etti.
                   
                  Vâliliğin, emniyetin elinde mobese kayıtları mevcut. Her saat başı yıkanma
                  ihtiyacı hissediyor. Dışarıya çıkamıyor. Altı aylık bebeği sütten kesildi.
                  Televizyonlara bakamıyor. Gezi Parkı eylemleri deyince panik atak
                  geçiriyor. Yaşanan vahşet sadece bu olsa birkaç marjinal ortalığı provoke
                  ediyor der geçeriz.
                   
                  Ama öyle değil.
                   
                  Bugün Gazetesi'nden Zeynep Ceylan'ın başörtülü ablasına metroda 'Ben senin
                  gibi böceklerle savaşmaktan geliyorum' diyerek tekme tokat saldırıp
                  küfredildi.
                   
                  Bu olayda yargıya intikal etti.
                   
                  Eski AK Parti Güngören ilçe başkanı Abdullah Başçı yine Gezi Parkı
                  eylemlerine destek veren gruplar tarafından aynı sebep ve öfkeyle
                  boğazından bıçaklandı.
                   
                  Bu olay da yargıya intikal etti.
                   
                  Ve yargıya intikal etmeyen 'Tayyip'i asacağız bu ülkeyi size
                  bırakmayacağız' diyerek dövülen, küfredilen başkaları.
                   
                  Öfkemize sahip çıktık. Evlerinde oturup *'Koşun! Taksim'de, Hatay'da,
                  İzmir'de, Beşiktaş'ta, kan gövdeyi götürüyor. Polis masum insanlara şiddet
                  uyguluyor!"* vs hezeyanlarla sosyal medyadan çığırtanlık yapanlara,
                  sokaklarda mâsum insanlara karşı estirilen vahşi terörü, *'Erdoğan
                  diktatörleşti, diktatöre karşı sokaklara dökülüyoruz'* diye savunanlara
                  rağmen sustuk.
                   
                  Gezi'deki gençleri arkasına alan gözü dönmüşlere rağmen sustuk. Çünkü o
                  gözü dönmüşlerin, ülkeyi kaosa sürüklemek adına o gençlerden birkaçını dahi
                  hiç acımadan öldürebileceğini gördük ve memlekette infial olmasın,
                  tertipçilerin ekmeklerine yağ sürmeyelim diye sustuk.
                   
                  *"Susmak, konuşamamak ne zormuş Rabbim"* diyerek sustuk...
                   
                  Nihayet...
                   
                  Salı günü Başbakan Erdoğan AK Parti grup toplantısında* 'Çok önemli bir
                  yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler' *deyince yeniden ağlamaya
                  başladım. Geçen hafta Abdülkadir Selvi'yle telefonda konuşmuştuk. Sarsıla
                  sarsıla ağladığımı hatırlıyorum. Abdülkadir* 'Elif yazılması lazım,
                  yazmalısın!' *dediğinde 'Bu iğrençlik nasıl yazılabilir, nasıl kağıda
                  dökülebilir ki... Ya infiale sebep olursa, başka kötü şeylere yol açarsa'
                  deyip susmamız gerektiğini söylemiştim.
                   
                  Daha sonra, gerek Gezi Parkı eylemlerinin arkasında başka oyunların
                  olduğunu anlatabilmek adına, gerekse de eylemcilerin gözünün dönmüşlüğünü
                  anlatabilmek adına -kimlik deşifresi yapılmadan ve oldukça makul bir dil
                  kullanarak-* 'genç bir anne ve altı aylık bebeği' *kodlamasıyla, olay
                  sosyal medyada yazıldı.
                   
                  Hadisenin 'karşı savunma ve internet efsanesi' olduğunu söyleyenler de
                  çıktı, feyk hesaplar üzerinden bana, arkadaşım Halime Kökce'ye ve haberi
                  retweet yapanlara ağza alınmayacak küfürler savruldu.
                   
                  Başbakan Erdoğan'ın AK Parti grup toplantısından sonra Abdülkadir Selvi
                  'Başbakanın sözünü ettiği gelin' başlığıyla köşesinde yazabildiği kadarını
                  kaleme aldı. Görünen o ki *'İnsanın kanını donduracak kadar korkunç onlar
                  utanmıyorsa biz niye utanalım yazılmalı'* diyen Abdülkadir Selvi de bazı
                  şeyleri açıkça yazmaktan haya etmiş.
                   
                   
                   
                  Haber: Elif Çakır, Star Gazete
                  http://haber.stargazete.com/guncel/basbakan-erdoganin-yerlerde-suruklediler-dedigi-anne-stara-konustu/haber-762093
                    ismet soner <ismet...@gmail.com> Jun 13 06:07PM +0300  

                    by Ozgen, Tezcan <TOz...@lear.com>
                     
                     
                     
                     
                    * bulduğu parayı sahibine veren çocuk kendisi ihtiyaç içinde olduğu
                    halde... dilenci kâseye düşen yüzüğü sahibine verdi **
                    http://www.haberhit.net/haber-23630-Piyangodan-kazanilan-para-haramdir.html*<http://www.haberhit.net/haber-23630-Piyangodan-kazanilan-para-haramdir.html>
                    *
                    *
                    *Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber, develer tellal
                    iken, vakitlerden bir vakitte, şehirlerden bir şehirde bir delikanlı
                    pazarda aylak aylak dolanırken yerde sahipsiz bir torba görür. Açar, bakar;
                    içi altın sikke dolu. Bir kenara oturur sevinçle sayar: tam bin altın
                    vardır torbada. Torbanın ağzını kapatır, büyük bir mutlulukla hayallere
                    dalar.*
                    *
                    *
                    *Bir saat kadar sonra hayallerinden hızını alır ve içine bir huzursuzluk
                    çöreklenir. "Hayır" der kendi kendine, "bu benim değil, başkasının malı. Bu
                    haram."*
                    *
                    *
                    *Torbayı sırtlanır, saklandığı köşeden çıkar, onu bulduğu yere gelir. Bakar
                    ki bir ihtiyar "şöyle bir torba bulan var mı?" diye bağırıyor. Torbayı
                    arkasında saklayarak yanına gider, nasıl bir torba kaybettiğini, içinde ne
                    olduğunu sorar. Adam dehşet içinde torbayı tarif eder ve ilave
                    eder: "içinde bin altın vardı"*
                    *
                    "İşte burada." diyerek torbayı adama uzatır. İhtiyar sevinçle torbayı açıp
                    bakar ve sevinç nidalarıyla delikanlıya sarılır, teşekkür, hayır dualar
                    eder, bununla da yetinmez torbadan otuz altın sayıp delikanlıya verir.*
                    *
                    *
                    *Delikanlı teşekkür ederek aldığı otuz altınla, torbayı bulmadan evvel
                    önünde biraz oyalandığı esir pazarına gider. Bir kardeşi olmadığı için
                    çiftte çubukta bir yardımcıya ihtiyacı vardır. En ucuz esir 30 altındır.
                    Gösterirler; temiz yüzlü, efendice bir yeni yetmedir. Ona içi ısınır, otuz
                    altını sayar ve genci satın alır.*
                    *
                    *
                    *Genç, delikanlının tahmin ettiği gibi çok çalışkan, çok edeplidir. Aradan
                    bir-iki sene geçer. Yine bir pazar günü şehre indiklerinde, genç yanına
                    yaklaşır, pazarda insanlara sorular soran iyi giyimli üç adamı göstererek
                    "efendim" der, "bu adamlar beni arıyorlar, ben Fas emirinin oğluyum. Bunlar
                    da babamın adamları. Benim izimi buraya kadar sürmüşler, bulmuşlar. Senden
                    beni satın almak isteyeceklerdir. Sen iyi bir insansın. Onlara beni otuz
                    bin altından aşağıya satma." der.
                     
                    Tam da bu esnada adamlar onları fark ederler, heyecanla yanlarına gelip
                    durumu anladıktan sonra "bu esiri bize satar mısın?" diye rica ederler.
                    "Satarım" der delikanlı. Sıkı bir pazarlıktan sonra adamlar çaresiz kabul
                    ederler. Delikanlı, gençle vedalaşır, helalleşir, gönderir.*
                    *
                    *
                    *Otuz bin altınla yeni tarlalar, yeni hayvanlar alır, bölgenin en varlıklı
                    adamı olur. Vakit geçer, eşi dostu onu artık evlendirmek isterler.
                    "Tertemiz bir kız var" derler, "babası yeni vefat etti, seni onunla
                    evlendirelim."
                     
                    Delikanlı kızı uzaktan görür, beğenir, "olur." der, nikâh kıyılır, kızın
                    çeyizleri gelir. Yük indirilirken bir torba delikanlıya âşina gelir.
                    Hanımına sorar: "bu nedir?"
                     
                    Taze gelin biraz utanarak, biraz babasıyla gurur duyarak "içinde 970 altın
                    var, babamın benim çeyizim olarak biriktirdiği altınlar. Bir vakit pazarda
                    onu kaybetmiş, bulan gence otuzunu vermiş, kalanını da "çeyizine kat" diye
                    bana hediye etti.*
                     
                    ***
                     
                    Bir olan Allah'a, bir gün onun huzuruna çıkacağımıza inanıyorsak "para
                    gelsin de nereden gelirse gelsin, yeter ki malım mülküm, servetim olsun."
                    diyemeyiz. Bizim demememiz yetmez. Varsa, çoluk çocuğumuza da bunu
                    öğretmeliyiz, onlara örnek olmalıyız.
                     
                    Sadece kendine ait olmayan bir şeyi almak değil, çalışmadan kazanmak
                    istemek, bunun için şans oyunları oynamak da çocukta helal-haram mefhumunu
                    yok eder. Böyle bir aile ortamında büyüyen çocuklar, insanları güzel
                    ahlâkı, fedakârca davranışları sebebiyle değil, sahip oldukları maddi
                    imkânlara, makam ve mevkilere göre değerlendirmeyi öğrenir.
                     
                    Çocuklarımıza 1.5 - 2 yaşından itibaren, kendisinin olmayan şeyleri izinsiz
                    almaması, kullanmaması gerektiği bile öğretin. Kardeşine ait bir şeyi
                    izinsiz alması size çok mühim gelmeyebilir. Ama bu, o yaşta onda helâl
                    alışkanlığı kazandıracaktır.
                     
                    *- Baba, ben büyünce çok para kazanacağım.
                    - Oğulcağızım, çok para kazanmak değil, onu hak ederek, helâl yollarla
                    kazanmak mühimdir.
                    - Hak ederek kazanmak ne demek?
                    - Hangi işte çalışıyorsan çalış, iş saatlerinde orada bulunup, yapman
                    gereken işi en güzel şekilde yapıyorsan, kazandığın parayı hak ediyorsun,
                    helâl kazanıyorsun demektir.
                    - Bizim öğretmenimiz zil çalınca hemen sınıfa geliyor ve ders anlatmaya
                    başlıyor, öğrenmemiz için çok uğraşıyor.
                    - İşte öğretmeniniz aldığı parayı, maaşı hak ediyor, helâl kazanıyor.
                    ---*
                    *- Anne, arkadaşımın babasına milli piyangodan milyon çıktı, ne güzel,
                    artık istedikleri her şeyi alabilirler.
                    - Güzel kızım, helâl yollarla kazanılmayan para hayır getirmez. O
                    kazandıkları parada aynı hayalleri yaşamış yüzbinlerce kişinin âhı var.
                    İnsanın mutlaka çalışarak kazanması gerekir. Hem çalışmazsa ruh sağlığı da
                    bozulur.*
                     
                    Son bir söz: evinize soktuğunuz, çoluk çocuğunuzun boğazından geçecek
                    gıdaların da helâl olup olmadığını da araştırın. Etiketlerini dikkatle
                    okuyun. Onları üreten ve satanları araştırın. Bu hassasiyetinizi
                    çocuklarınız da hissetsin.
                     
                     
                    Kazancınız, yedikleriniz helâl, cumânız mübârek olsun efendim.
                     
                     
                     
                    Hikâye: Anonim
                    Yazı: Prof. Hüseyin Peker, 19 Mayıs Ünv.
                      "Hasan ÖZÇELİK" <altay...@gmail.com> Jun 13 05:42PM +0300  

                      TÜRKLER, COĞRAFYA VE ANAYURTLAR
                       
                      TÜRKLER, COĞRAFYA VE ANAYURTLAR
                       
                      Prof. Dr. Dursun YILDIRIM (*)
                       
                      I. Türkler
                       
                      Dünya üzerinde mevcut iki türlü insan topluluğu vardır: 1) kadim < tarih
                      öncesi, yâni milâd öncesi tarih > zamanlardan beri var olup tarihin ezelden
                      itibaren biçimlendirdiği toplumlar; 2) yeni zamanların < tarihî zamanlar
                      burada bahis konusu > biçimlendirip ortaya çıkardığı toplumlar gibi. Tarihin
                      başlangıcından günümüze erişinceye kadar, 'dünya medeniyeti' diye tanımlanan
                      olağanüstü birikim, bu toplumların yaratılarının toplamından ibaret olan
                      şeydir. Bu birikimin ortaya çıkmasında, yaşam tarzlarına, yetenek ve
                      kapasitelerine bağlı yaratıcılıklarına ve üreticiliklerine göre, belirtilen
                      biçimde tarih içinde vücud bulmuş her bir toplumun bir payı vardır. Fakat bu
                      payın niteliği, niceliği ve medeniyet sürecine etkinliği birbirine eşit
                      değildir ve eşit olması da, içinde bulundukları ve sahip oldukları
                      özellikler ve şartlar nedeniyle beklenemez.
                       
                      Payların nitelik, nicelik ve etkinlik açısından çeşitlilik göstermesi, hem
                      insan tabiatına < yaratılıştan bağışlanmış bireysel özelliklerin farklılığı
                      nedeniyle > ve hem de toplumun başlangıçtan itibaren kendini gösteren
                      biçimlenme tarzına < yaşam tarzı ve örgütlenme modeli çeşitliliği bakımından
                      > aykırı bir durum ortaya çıkarmaz. Her bir toplumun tarih içindeki
                      yürüyüşü, medeniyete ve dünya düzenine katkısı sahip bulundukları şartlar,
                      yaradılıştan getirdikleri kapasite ve yetenekler ile, bunların vücud verdiği
                      yaratıcılıkların kazandırdığı etkinlik ile yakından ilişkili ve sınırlıdır.
                      Atın bilinmediği toplumlarda 'hareket' alanı ve etkinlik sınırlıdır. Denizin
                      olmadığı yerde gemi teknolojisi bir ihtiyaç olarak doğup gelişmez. Atı
                      kullanan toplumların açısından güneşin doğduğu ve battığı yerlerin mesafesi
                      yere bağlı yaşayan toplumların kendileri için belirlediği mesafelerden
                      farklıdır ve bu farkı yaratan her birinin sahip olduğu yaşam tarzıdır.
                       
                      Kadim zamanlarda vücud bulan toplumların önemli bir bölümü kendi
                      zamanlarında cereyan eden mücadeleler içinde; önemli bir bölümü ise, yeni
                      zamanlarda < Maya, Aztek, İnka medeniyetleri ve bunların soykırıma
                      uğratılarak yaratıcıları yok edilen toplumlar > Avrupalı istilâcılar eliyle
                      tarih sahnesinden ayrılıp gitmişlerdir. Fakat, bu kadim zaman toplumlarının,
                      dünya medeniyeti inşacılarının ve düzen kurucularının bir kısmı şu veya bu
                      neden ile tarih sahnesinden çekilmiş ise de, bir kısmı da ezelden beri sahip
                      oldukları toplum varlıklarını koruyup geliştirerek yollarına, tarih içindeki
                      yürüyüşlerine devam etmektedir. Türkler, kadim ve yeni zamanlarda vücud
                      bulan toplumlar arasında birinci grupta yer alır.
                       
                      Devamı: http://www.altayli.net/articles.php?article_id=1781

                       
                      <http://www.altayli.net/news.php> Logo
                       
                      Namık KEMAL:
                      "Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
                      Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"
                       
                      Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
                      "Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
                      Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."

                       

                        "Türk-Gülsev Eyüboğlu" <gulseve...@gmail.com> Jun 13 04:59PM +0300  

                        [image: Çapulcu Wikipedia'da]Saat: 13:02Çapulcu Wikipedia'da
                         
                        Başbakan Erdoğan, Gezi Parkı'nda eylem yapanları "projeleri yaparken birkaç
                        çapulcuya soracak değiliz" dedi ve ancak farkında olmadan dünya
                        literatürüne de katkıda bulundu.
                        **facebook<http://www.facebook.com/sharer.php?u=http%3A%2F%2Fwww.gazeteport.com.tr%2Fhaber%2F136782%2Fcapulcu-wikipediada>
                        **twitter**google
                        +<http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&bkmk=http%3A%2F%2Fwww.gazeteport.com.tr%2Fhaber%2F136782%2Fcapulcu-wikipediada>
                        **digg<http://digg.com/submit?phase=2&url=http%3A%2F%2Fwww.gazeteport.com.tr%2Fhaber%2F136782%2Fcapulcu-wikipediada>
                        **e-posta**yazdır
                         
                        *NEW YORK - * Başbakan Recep Tayyip
                        Erdoğan<http://www.gazeteport.com.tr/Erdo%F0an/>,
                        Gezi Parkı'nın korunması ve alışveriş merkezi başta olmak üzere bir takım
                        inşaat projeleriyle yok edilmemesi için eylem yapanları* "projeleri
                        yaparken birkaç çapulcuya soracak değiliz"* dedi ve farkında olmadan dünya
                        literatürüne de katkıda bulundu.
                         
                        İnternet kullanıcılarının en sık başvurduğu kaynakların başında gelen ünlü
                        "sanal ansiklopedi" Wikipedia, Gezi Parkı gençlerinin "çapulcu" sözcüğüne
                        mizahi bir anlam da yükleyerek İngilizce çağrışımlı "Chapuling" karşılığı
                        bulmasına ilgi göstermekte gecikmedi. İngilizce telaffuza uygun şekilde
                        "chapulling" Wikipedia'nın literatürüne girdi.
                         
                        İngilizcenin günlük kullanım şekilleri ve sokak argosu konusunda en güncel
                        ve en meşhur kaynak olan Amerikan "Urban Dictionary" sitesi de bu yaratıcı
                        terimi benimsemekte gecikmedi.
                         
                        Urban Dictionary web sitesinde "çapulculuk" aynen şöyle özetleniyor:
                        Chapulling:
                        Chapulling is a new word discovered in Taksim Gezi Park/Istanbul/Turkey
                        Chapulling(verb): Resistance to force, demand justice, seek one's right.
                        To chapull,
                        I chapull everyday,
                        I chapulled yesterday,
                        I will chapull soon,
                        I was chapulling when the police attack us,
                        I've been chapulling for 6 days,
                        I haven't chapulled yet
                        Kısa tercümesi ise şöyle: Chapulling, İstanbul Taksim Gezi Parkında
                        keşfedilen yeni bir sözcüktür. Fiil olarak, 'chapulling/çapulculuk' güç
                        kullanımına karşı direnişi, adalet ve bireysel hak arayışını ifade eder."
                        (ANKA)

                         

                        ismet soner <ismet...@gmail.com> Jun 13 04:56PM +0300  

                        by SELENAY <sele...@gmail.com>
                         
                         
                         
                        Göz sağlığı ile ilgili şehir efsaneleri
                         
                        [image: Göz Sağlığı İle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar]
                         
                        Dinlendirici gözlük baş ve göz ağrısını azaltmaz, çünkü dinlendirici gözlük
                        diye bir şey yoktur. Gözlük rakamlarla ifade edilen değerlere sahiptir ve
                        takıldığı zaman görmeyi daha iyi yapıyor ise kullanılmalıdır. Yaygın olarak
                        kullanılan ve dinlendirici olarak bilinen gözlüklerin herhangi bir
                        düzeltici edici özelliği bulunmamaktadır.
                         
                        Çocuklarda ise sıklıkla görülen çok yakından televizyon izlemek ya da kitap
                        okumak sanıldığının aksine gözleri bozmuyor. Ama bir göz bozukluğunun
                        habercisi olabiliyor.
                         
                        Bir yanlış da kataraktın yalnızca yaşlılarda göründüğü bilgisidir. Katarakt
                        yaşlılarda daha çok görülmekle birlikte gençlerde, bebeklerde ve çocuklarda
                        da rastlanabilen bir rahatsızlıktır. Katarakt bir gözden diğer göze
                        geçebilen bir rahatsızlık olmayıp çoğunlukla çift taraflı meydana
                        gelmektedir.
                         
                        *Göz sağlığı ile ilgili doğru bilinen diğer yanlışlar*
                         
                        * Çok ağlamak gözyaşını kurutmaz. Çünkü ağlamak psikolojik bir olaydır ve
                        gözyaşı, göz çevresindeki çeşitli dokular tarafından sürekli üretilir.
                        * Gözlükten kurtulmak için 'gözü çizdirmek gerekir' tanımı doğru bir ifade
                        değildir. Görme kusurunun tedavisi için uygulanan lazer (excimer)
                        tedavisinde, gözün saydam tabakası belirli bölgelerde inceltilir. Çizmek
                        gibi bir işlem yapılmaz.
                        * 'Bebekler gözlük takmaz' yine yanlış olarak bilinen ifadelerdendir. Göz
                        muayenesi doğuştan itibaren yapılabilir ve 3 aylıktan itibaren bebekler
                        gözlük takabilir.
                        * 'Bebeklerdeki şaşılık büyüdüğünde geçer' yine doğru bilinen
                        yanlışlardandır. Bebeklerdeki bazı şaşılıklar tedavi edilmediğinde ileriye
                        dönük kalıcı görme kayıpları (göz tembelliği) gelişebilir.
                        * 'Katarakt tekrarlar' bir başka yanlış. Bazen katarakt ameliyatından
                        sonra, göz içine yerleştirilmiş olan merceğin arkasındaki zarda kesifleşme
                        olabilir ve bu yanlış olarak 'katarakt tekrarladı' şeklinde bilinir.
                        * 'Göz damlası damlatıldıktan sonra gözü sık kırpıştırmak gerekir' bilgisi
                        de doğru değildir. Çünkü göze damla uyguladıktan sonra bir dakika süre ile
                        gözü uyut gibi kapatmak gerekir. Gözün sık kırpıştırılması, gözyaşı kanalı
                        vasıtası ile damlanın burun boşluğuna geçerek etkisinin azalmasına yol açar.
                         
                         
                        Prof. Ömer Kâmil Doğan, Avrupa Göz Grubu Tıbbi Müdürü (Medical Director)
                          "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 13 04:19PM +0300  

                          Farkına Var!
                           
                          Cenâb-ı Hak buyuruyor:
                           
                          *“Nihayet o gün *(dünyâda yararlandığınız)* nîmetlerden elbette ve elbette
                          hesâba çekileceksiniz.”
                          *(Tekâsür, 8)
                           
                          Rasûlullah (sav) buyurdular:
                           
                          *“Hayat şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakınız; sizden daha iyi
                          olanlara bakmayınız. Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor görmemenize
                          daha uygun bir davranıştır.”* (Müslim, Zühd 9. Tirmizî, Kıyamet 58, Libâs
                          38; İbni Mâce, Zühd 9)
                           
                          Allah Teâlâ bir kulunu sıhhatli, diğerini sakat yaratabilir. Birini çok
                          akıllı, diğerini az akıllı yaratabilir. Yarattıklarından birini yılan yapar
                          süründürür, birini kuş yapar uçurur. Bundan dolayı mahlukâttan herhangi
                          birinin îtirâza aslâ hakkı yoktur.
                           
                          Esâsen hayvanatta da ancak hayâtını idâme ettirebilecek derecede bir akıl,
                          idrak ve hissiyat bulunduğu için, hepsi de hâlinden memnundur. Mîdelerini
                          doyurup fıtratlarındaki tabiî arzularını tatmin etmekten başka bir dertleri
                          yoktur. Bu yüzden, niçin insan olarak yaratılmadım, diye düşünmeleri veya
                          bunun ıztırâbını duymaları söz konusu değildir.
                           
                          Bir hayvanın veya bitkinin; “Niye ben insan olarak yaratılmadım?” deme
                          hakkı olamayacağı gibi, sakatlık, hastalık, fakirlik, mahrûmiyet vs. gibi
                          birtakım sıkıntılar içinde bulunanların da, Allâh’ı -hâşâ- adâletsizlikle
                          ithâm etmeleri, en başta akla-mantığa, iz’an ve vicdâna zıt bir keyfiyettir.
                           
                          Kaldı ki bir kul hakkında ilâhî lutuf ve ikramların azlığının mı,
                          çokluğunun mu daha hayırlı olduğu, ancak âhiretteki mîzanda belli
                          olacaktır. Zîrâ az nîmetin doğurduğu borç az, çok nîmetin doğurduğu borç
                          ise çoktur. (Osman Nûri Topbaş, Gönül Bahçesinden Öyle Bir Rahmet Ki, Erkam
                          Yay.)
                           
                          --

                           

                          "ENTÜRK ALPERHAN TORLAKON" <filozof...@gmail.com> Jun 13 03:27PM +0300  

                          *FBI'dan silahsız Çeçen'e yargısız infaz*
                           
                          **
                           
                          *FBI'ın sorguladığı Çeçen genci, silahsız olduğu halde öldürdüğü ortaya
                          çıktı. Analistler "soğukkanlı bir cinayet" derken İbrahim Todashev'in
                          özellikle başının üstünden vurulması, "yargısız infaz" iddialarını
                          doğruluyor. İnfazla neyi gizlemek istediler acep?...*
                           
                          FBI sorgusunda öldürülen Çeçen İbrahim Todashev'in silahsız olduğu ortaya
                          çıktı. FBI Todashev'i, 27. Boston Maratonuna bombalı saldırıyı
                          düzenledikleri iddia edilen Çeçen kardeşlerle bağlantısı olduğu bahanesiyle
                          sorguya almıştı.
                           
                          The Washington Post, Orlando'da FBI sorgusunda öldürülen Çeçen'in olay
                          anında silahsız olduğunu yazdı. Oysa FBI ilk açıklamasında Todashev'in bir
                          ajanı bıçaklamaya çalıştığını iddia ediyordu.
                           
                          FBI olay olduğunda Todashev'in adını vermemişti. Bir yetkili gazeteye
                          yaptığı açıklamada, Todashev'in FBI ajanının üzerine atıldığını ve masayı
                          devirdiğini söyledi ancak bir silahı ya da bıçağının olmadığını ifade etti.
                          Çeçen gencin, bir gece önce başlayan ve saatler boyu süren uzun
                          sorgulamanın ardından öldürüldüğü belirtildi.
                           
                          FBI tarafından bizzat işlenen bu cinayetten sonra İbrahim Todashev'in
                          babası Abdulbaki Todashev, oğlunun bıçakla ajana saldırdığı iddiaları
                          hakkındaki şüphelerini dile getirdi. FBI'ın yargısız infazını ortaya seren
                          fotoğraflar gösterdi.
                           
                           
                           
                          Baba Todashev, oğlunun FBI'daki sorgusu sırasında 6 kez vurulduğunu
                          açıkladı. Kurşunlardan biri de Todashev'in başının üstünden sıkılmış...
                          Babası bunun kasıtlı olarak öldürmek için yapıldığını söyledi.
                           
                          Rusya'da basın toplantısı düzenleyen Abdulbaki Todashev, *"Oğlumun
                          öldürüldükten sonra çekilmiş fotoğraflarını gösterebilirim. Elimde 16
                          fotoğraf var. Şunu söyleyebilirim ki bu fotoğraflara bakmak sanki bir film
                          izlemek gibi. Bu tür şeyleri sadece filmlerde gördüm. İnsanları vurmak ve
                          sonra ölüm atışı. Vücuda 6 kurşun ve birisi kafasına sıkılmış"* dedi.
                           
                          Öldürülen Çeçen gencin babası oğlunun fotoğraflarının, cesedin teslim
                          edildiği arkadaşları tarafından çekildiğini söyledi ve: *"Adalet istiyorum.
                          Bu işin soruşturulmasını istiyorum. Bu insanların ABD kanunlarına göre
                          yargılanmalarını istiyorum. Bunlar FBI ajanı değil, haydutlar. Bunları
                          başka türlü çağıramam, adalet önüne çıkarılmalılar." *diye ekledi.
                           
                          Arkadaşı Khusen Taramov'un, öldürülen İbrahim'in babasına anlattığına göre,
                          İbrahim Todashev sorgu için FBI ofisine gitmeyi reddetti ve gelip evde
                          sorgulamalarını istedi. Taramov'a, "Bana birşey olursa aileme haber ver"
                          dedi.
                           
                          Arkadaşı Taramov, sorgunun en az 8 saat sürdüğünü ve bu süre boyunca eve
                          girmesine izin verilmediğini söyledi. 8 saat sonra geldiğindeyse evin
                          önünde polis kordonu ve ambulansla karşılaştı.
                           
                          İbrahim Todashev'in babası, *"8 saat boyunca bir adama avukatı olmadan,
                          herhangi bir tanık ya da hiç kimse olmadan işkence ettiler. Resmi bir
                          soruşturma olana kadar, orada ne yaşandığını sadece tahmin
                          edebiliriz."*diye tepki gösterdi.
                           
                          Babasına göre İbrahim, Boston olayının bir kurgu olduğunu düşünüyordu.
                          Şüpheli Tsarnaev ile aynı jimnastik salonuna gitmek dışında bir
                          arkadaşlığının olmadığını söylemişti. *"Belki oğlum, polisin herkesin
                          bilmesini istemediği bir şeyi biliyordu. Belki de oğlumu susturmak
                          istediler"* dedi.
                           
                          *Yargısız infaz...*
                           
                          Savaş muhabiri, siyasi analist ve İnsan Hakları Başkanlık Konseyi üyesi
                          Maksim Shevchenko, Todashev'in öldürülmesinde uluslararası insan hakları
                          ihlalleri ve yargısız infaz göstergeleri olduğunu söyledi.
                           
                          Shevchenko, olayın soğukkanlılıkla işlenmiş bir cinayet olduğunu belirtti
                          ve İbrahim'in Rusya'ya dönüş tarihinden sadece iki gün önce öldürüldüğüne
                          dikkat çekti.
                           
                          Boston patlaması şüphelilerinden Dzhokhar Tsarnaev'in yakalanışının iki
                          önemli tanığının öldüğünü söyleyen Shevchenko, FBI'ın elit konturterör
                          birimi üyelerinin geçen perşembe günü sözde "kaza" ile helikopterden
                          düşerek ölmesini de gündeme getirdi.
                           
                          *İki FBI ajanı helikopterden atıldı mı?*
                           
                          Geçen hafta iki FBI ajanının eğitim sırasında helikopterden düşerek öldüğü
                          açıklanmıştı. FBI'ın verdiği bilgiye göre iki ajan, helikopterden gemiye
                          iple nasıl en hızlı şekilde atlanılacağı eğitimi alırken yere çakıldı.
                           
                          FBI'ın açıklaması özel ajanlar Christopher Lorek ve Stephen Shaw'un
                          ölümüyle ilgili çok fazla detay içermiyordu. Sadece helikopterin bazı
                          zorluklarla karşılaştığı ve iki ajanın önemli bir mesafeden düştüğü iddia
                          edildi.
                           
                          Ölen ajanların Boston bombacısı olduğu iddia edilen Dzhokhar Tsarnaev'in
                          yakalandığı operasyonda görevli olduğu ortaya çıktı.
                           
                          *Todashev hakkında söylenen yalanlar*
                           
                          FBI ajanlarını haklı çıkarmak için Todashev'in, ajanın silahını almaya
                          çalıştığı iddiaları da ortaya atılmıştı. Olayla ilgili çok az bilgi
                          verildi.
                           
                          FBI sözcüsü Paul Bresson, öldürme olayının ciddiye alındığını ve
                          soruşturulduğunu söyledi. İncelemenin süratli, ayrıntılı ve tarafsız
                          şekilde yapıldığını savundu. Olay FBI ve Adalet Bakanlığı yetkilileri
                          tarafından soruşturuluyor.
                           
                          Bölgedeki Müslüman kuruluşları ise soruşturmanın tarafsız olabilmesi için,
                          Adalet Bakanlığı'nın Sivil Hakları Ofisi tarafından yapılmasını istemişti.
                           
                          Tampa'daki Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi yetkilisi Hasan Şibly,
                          "Tarafsız soruşturma talebimiz sadece kurban ve ailesi ile ilgili değil,
                          anayasal haklar ve hukuk kuralları ile de ilgilidir" dedi.
                           
                          Todashev'in Tsarnaev'in arkadaşı olduğu belirtiliyor. Boston maratonuna
                          yönelik bombalı saldırıdan sonra Tsarnaev polis tarafından öldürülmüş,
                          Kardeşi de yaralanmıştı.
                           
                          Maraton saldırısında 3 Amerikalı ölmüş, en az 260 kişi de yaralanmıştı.
                           
                           
                           
                          *****
                           
                          The following images were originally published on the website *Кавказская
                          политика*<http://kavpolit.com/eksklyuzivnye-fotografii-ubitogo-ibragima-todasheva/>
                          *Kavkazskaya Politika* (Politics of the Caucasus) after being displayed at
                          a press conference<http://www.cbsnews.com/8301-202_162-57586893/ibragim-todashevs-father-fbi-killed-my-son-execution-style/>held
                          in Moscow by Ibragim Todashev’s father Abdul-Baki Todashev on May 30,
                          2013. Ibragim Todashev was shot seven times in his Orlando, Florida
                          apartment on May 22, 2013 following eight hours of questioning by an FBI
                          Special Agent from the Boston Field Office and at least one Massachusetts
                          State Police trooper. Law enforcement sources have provided media outlets
                          with several different versions of the events leading up to Todashev’s
                          death. First, sources described Todashev being shot after he reportedly
                          attacked the FBI agent with a
                          knife<http://abcnews.go.com/US/man-linked-boston-bombing-suspect-unarmed-shot-violent/story?id=19284007>.
                          In later accounts, Todashev was described as being
                          unarmed<http://www.washingtonpost.com/world/national-security/officials-man-who-knew-boston-bomber-was-unarmed-when-shot/2013/05/29/21f05b74-c8a8-11e2-9f1a-1a7cdee20287_story.html?hpid=z2>.
                          In the most recent version of
                          events<http://www.nytimes.com/2013/05/31/us/man-tied-to-boston-suspect-said-to-have-attacked-fbi-agent.html?pagewanted=all&_r=0>Todashev
                          reportedly overturned a table, knocking the FBI agent to the
                          ground, before lunging at the agent with a pole or broomstick.
                           
                          <http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-1.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-2.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-3.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-5.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-6.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-7.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-8.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-9.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-10.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-11.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-12.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-13.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-14.jpg><http://publicintelligence.net/wp-content/uploads/2013/05/IbragimTodashevBody-15.jpg>
                           
                          *İSLÂM GARİP... MÜSLÜMAN GARİP... İNSAN GARİP.........*
                           
                          *ÇİN İLE İYİ GEÇİNMEK İÇİN DOĞU TÜRKİSTANLI SOYDAŞININ KATLİNE SESSİZ
                          KALMAK,*
                           
                          *RUSYA İLE İYİ GEÇİNMEK İÇİN KAFKASYALI KARDEŞİNİN KATLİNE SESSİZ KALMAK,*
                           
                          *ABD İLE İYİ GEÇİNMEK İÇİN İSLAM DÜNYASINDAKİ KATLİAM VE TALANLARINA SESSİZ
                          KALMAK...*
                          *”Türkiye, Rusya korkusuyla ABD'nin, ABD korkusuyla da Çin'in kucağında
                          selâmet arayanlardan olmamalı; önderliğe oynamalıdır. Bu ülkede onbinlerce
                          Mustafa Kemal vardır. Şurası kesinlikle akıldan çıkarılmamalıdır ki; Dünyâ
                          barışı ve insanlığın huzuru, ancak ve ancak Türk Birliği ve Gücü’ne
                          bağlıdır. Türk’ün boyun eğdirildiği bir dünyâda insanlık yerlerde sürünüyor
                          demektir. Türk'e düşman olan, insanlığın da düşmanıdır, İslâmlığın
                          da.”(Filozof Torlakon)*
                          *http://www.torlakon.com/haberdetay.asp?ID=385*
                          **

                           

                          Huseyin Ozbek <hozb...@yahoo.com> Jun 13 04:51AM -0700  

                          MESELE: “REST ÇEKMEK VEYA DİZ ÇÖKTÜRMEK” Mİ?
                              Daha öncede halk hareketleri oldu; ancak bu nitelikte, bu büyüklükte karşısındaki iktidarı bir anda şaşkına çeviren, şaşırtan, etkili bir güç sergilenemedi.
                             Burada eğer iktidar bilinçli davransaydı, olayların filizlenmeye başladığı 28 Mayıs 2013’ün ilk günlerinde görüşür, karşısındaki gençleri anlamaya çalışır, anlatır ve de bir çözüme gidebilirdi. Devleti yönettiğini zanneden iktidar tersini yaptı; başlarda bir avuç olan gençlerin çadırlarını söktü, kırdı döktü, tepkiyi davet etti.
                              “Gezi Parkı Eylemleri”nin planı yoktu, lideri yoktu. Ortada güçlü bir örgütte yoktu. Ancak Kürtçü militan bir milletvekili Süreyya Sırrı Önder önderliğinde, kısmen organize edilmeye çalışıldı ise de gelişmeler devletten onaylı,  “İmralı- Kandil postacısı” militan milletvekilinin çapını çoktan aşmıştı. Ta Cumhurbaşkanı bile onun üstün yıkıcı vasıflarını görüp görüştü! Onu onurlandırdı. Hak etmediği bir paye verdi.
                             Bilmiyorum, gidip, gezip o gençlerle görüştünüz mü? Yürüyüşlere katılıp oradaki toplumun nabzının nasıl attığını, hissiyatını anlamaya çalıştınız mı? Fikir tartışması yaptınız mı?
                             Onlarınki özünde haklı bir çıkış. Ancak bazı yönleri ben ve benim gibi milliyetçileri rahatsız etti. Taksim Anıtı’nın her yeri çepeçevre başta Halk Kurtuluş Örgütü olmak üzere ne kadar Marksist dernek, teşkilat varsa onlarla örtülmüştü.
                             AKM (Atatürk Kültür Merkezi) de aynen yukarıda anlatılan manzarayı oraya yansıtıyordu. Meydana bakan başka bir binada “kızıl yıldızlı” Marksist militan İbrahim Kaypakkaya’nın (İbo) dev bir posteri vardı. Bana ne bunlardan. İstiyorum ki Türk bayrağı olsun, Atatürk olsun, bize ait değerler olsun.
                              Gezi Parkı içinde de farklılık yoktu. 2 -3 yer dışında bayrak, kırmızı beyaz renkler ve gene Atatürk yoktu. Bize ait değerleri arıyorum. O görüntüler Taksim’e çıkan sessiz çoğunluğu, evet, “Farklı parti ve fikirlere sahip sessiz çoğunluğu” rahatsız etti. Halk, “Bize ne Marks’tan, Amerikan kapitalizminden” diyor.
                              Her dolaşmamda edindiğim kanaat, burada bi şekilde bulunan insanların yaş ortalamasının 30 ve civarında; esprili, zeki, IQ’su yüksek gençler olduğuydu.
                              Burada bulunan topluluk bir siyasi partiyi, genel çizgileri ile de ağırlıklı bir siyasi fikri temsil etmiyordu. “Hayatıma müdahale etme.” , “Benim yaşantıma sınırlar koyma.” diyor. “Yeşilimi katletme, halka ait ‘Tüyü bitmemiş yetim malı’nı, AVM, otel, rezidans yapımına çanak tutarak talan ettirme.” demek istiyordu. Onlar haklıydılar ve haklılar. Bir avuç ideolojik baskı unsuru dernek ve kuruluşa da fazla pirim vermedikleri sonradan görüldü.
                          ÜÇ BÜYÜK GÖSTERİ VE PROPAGANDANIN GÜCÜ
                              Yukarıda anlatılanlarla birlikte“Gezi Parkı Eylemleri” bu yazı yazılırken 16’ıncı gününe giriyordu. Bu sürede üç büyük gün yaşandı. İlki, 31 Mayıs 2013’te başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere protestoların fitili ateşlendi ve bütün ülkeye dalga dalga yayıldı.
                              6 Haziran 2013’te Başbakan Kuzey Afrika gezisinin son ayağı Tunus Kartaca Havaalanı’ndan ayrılmadan önce yaptığı basın toplantısı, bizdeki haber kanallarınca tekrar tekrar yayınlandı. Sanki uçak saat 23 00’te alandan ayrılırken; “Gelin Yeşilköy’de Başbakan’ı karşılayın” der gibiydiler. AKP yetkilileri ise: “Hayır, biz bir girişimde çalışmada bulunmadık .” diyorlar. “İstemem, istemiyorum yan cebime koy.” misali. Uçak 2 saat 40 dakika sonra 7 Haziran 2013 Cuma saat 01:40’da Yeşilköy iniş pistine lastik koyduğunda “Görev icra edilmiş” her yer dolmuştu. Sessiz sedasız propaganda gücünü gösterdi. Öyle bir organize ki 24 00’te biten metro seferlerinin Yeşilköy ayağı sabaha doğru 04:00’a kadar uzatıldı.
                              İktidarın tutumuna göre nefes alıp veren bazı kamu kurum ve yetkilileri, siz bazı şeyleri gidip halkın “külahına” anlatın.
                              Üçüncü büyük Gezi Parkı Eylemi 9 Haziran’da çok yoğun ve en etkili şeklini yaşadı. Aynı gün Başbakan Mersin, Adana ve dönüşünde Ankara’da sürekli konuştu. Kendi rekorunu egale etti. Bir günde dile kolay 6 konuşma yaptı. Netice mi, neler söyledi, hangi çözümleri mi getirdi...    
                              Çok konuşmak, atıp tutmak, taraftarlarını kışkırtmak, “Gezi Parkı Eylemcileri”ni tehdit etmek bir başbakana yakışır mı? Danışmanları hata yapıyorlar, uyarmıyorlar ve belki de uyaramıyorlar. O faiz cephesi çıkışı haklı veya haksız, gündem değiştirme çabası olup inandırıcılığı tartışılır.
                              Parlamentodaki muhalefet iktidardan daha sağduyulu. Ülkeyi yangın yerine çevirmemek, ateşe benzinle gitmemek için ölçülü davranıyor. İktidar ise büyük siyasi mitingler tertipleyeceğini duyurdu. Ülke dışında olmadığı için, salı günkü mecliste gurup toplantısında gene yağdı gürledi, uzun uzun konuştu. Halkı yatıştırma, gençleri teskin etme gibi beklenen bir büyüklük gösteremedi, gösteremiyor.
                               Bu tavırlar, bu konuşmalar bir “Akıl tutulması”nın işareti olsa gerek. Gelişmelerin seyrini okuyamayan iktidar yetkililerine yazıklar olsun. Çünkü 11 Haziran 2013 Salı, Taksim ve çevresinde gene çatışma, gene endişe var. İktidarın görevi çatışma ortamı yaratmaktan çok topluma huzur sağlamak, güven vermektir. Sonun başlangıcındasınız, bunu görün.
                          ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ TALEBİ
                               Nokta koyacağım, yazı bitti; ancak bütün haber kanalları canlı yayında 12 Haziran 2013 saat 21:00 gibi. “Gezi Parkı” eylemlerinin 16’ıncı gününde başbakan ve 3 bakanın, bazıları gezi eylemlerine katılmış, bazıları ise akademisyen 11 kişi ile çıkışta ise 2 de sanatçı ile görüştüğünü duyuruyor. Hükümet değil, dikkatinizi çekerim, parti sözcüsü olarak Hüseyin Çelik mikrofonların başında AKP Genel Merkezi’nde yapılan toplantı hakkında basını bilgilendiriyor, soruları cevaplıyor.
                              Hayli uzun, 4 saat 25 dakika süren toplantı boyunca görüşmelerden çıkan 11 kişiden biri olan bayan, “herhangi bir grubu, partiyi veya siyasi kanadı temsil etmediklerini” söylüyordu. Tutuktu, görüşmelerden memnun değil gibiydi: “yarın ortak açıklama yapacağız” dedi. Parti sözcüsü konunun AKP’de MKYK’de görüşüleceğini ve de muhtemelen Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapımının İstanbul’da referanduma götürülebileceğini uzun uzun anlattı. Aynı saatlerde bir TV kanalında Alev Alatlı, “...ben Beykoz’da oturuyorum Taksim bana uzak...” yani yanılmayın, “referandum herkesi sanıldığı gibi ilgilendirmez. Bu referandum sonucu AKP’nin istediği netice ne ise onu doğurur” demeye getirdi.
                               Bu kadar insanın sokaklara dökülmesinin başlangıç sebebi farklı, bugünkü gelinen nokta gene farklı. Konu: iktidardan memnun olma, olmama. Ve sosyal yaşama müdahale nereye kadar gidecek tereddütü var. İktidar verdiği işaretlerle çağdaş yaşamak isteyen insanları ürkütüyor. Acaba daha nelere müdahale edecek? Din ağırlıklı bir yaşama doğru mu gideceğiz dedirtiyor.
                                Sayın Erdoğan, mesele: “rest çekmek veya diz çöktürmek” olmamalı.
                                Sayın Erdoğan, “fırsatını buldun mu karşındakini dövme, imha etme psikolojisi” iyi bir siyasi tutum değil.
                                Sayın Erdoğan; “insanlar özgürce, serbest ve müdahalesiz yaşamak istiyorlar.
                                Muhalefet liderleri, “bilin ki sokaklardan bir iktidar değişikliği çıkmaz.”
                                Hem iktidar, hem muhalefet, şu andan itibaren olayları, “Gezi Parkı Eylemleri” çerçevesinde görmeye ve değerlendirmeye devam ederse yanılır. Bu hareket mecra değiştiriyor.
                          KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞTASINIZ
                           
                               Şerit değiştirerek genişleyen gösteriler ülkeyi bu kadar germişken, sahnenin diğer bir köşesinde başka bir üzücü, “ülke adına zulüm” denebilecek mahkeme devam ediyor.
                              Ümraniye – Ergenekon Davası, Silivri 13’üncü Ağır Ceza’da 311’inci duruşma ile sürüyor. Ancak kamuoyunda gündemdeki yerini hak ettiği gibi alamadı. Gazete ve televizyonlarda haber değeri olarak geriye düşürüldü, görmezlikten geliniyor.
                              Günlerden 7 Haziran, yer Silivri, eski Genel Kurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ esas hakkındaki mütalaaya ilişkin savunmasını yapıyor.
                              457 emekli ve muvazzaf asker tutuklu. Çeşitli dava ve soruşturmalarda 2 binin üzerinde askerin adı geçiyor. İktidara göre her yer süt limanken, ah şu Taksim Gezi Gösterileri de olmasaydı! Ülkeyi ne de güzel idare ediyorlardı.
                              O gün, yani 7 Haziran 2013 Cuma, Başbakan 01 40’da Yeşilköy’e indi. 15 saat sonra Silivri’de 13 nolu Ağır Ceza’da saatler 16 49’u gösteriyor, mahkeme başkanı Hasan Hüseyin Özese, M. İlker Başbuğ’u savunmasını yapması için kürsüye çağırıyor. 17 aydır tutuklu, T.C’nin 26’ıncı Genel Kurmay Başkanı kürsüye geldi, 48 dakika konuştu ve son sözleri: “Benim silah arkadaşlarım o imzasız, isimsiz mektubu yazan ‘vatansever subay’ yüzünden burada O ‘vatansever subayı’ bulun. Bulmanız gerekmiyor mu?” dedi. Mahkeme başkanı Hasan Hüseyin Özese gene o taraftar, yönlü, adil olmayan sert tavrını takınarak azarlar gibi: “Mahkemeye hesap sorar şekilde konuşmayın. Kimse mahkemeye hesap soramaz!” dedi. Konuşma bittiğinde izleyiciler ayağa fırlayıp alkışladılar. Sinirlenen başkan dinleyicileri salondan çıkardı. Sonra, sonrası daha kötü! Hızını alamadı, hıncı dinmedi
                          Başbuğ’u alkışlayan kutlayan içerde, salondaki tutukluları da dışarı attı.
                              Bu olaylar olurken, kapı ağzından coşkulu davul – zurna sesleri gelmeye başladı. Ben hep söylerim; “Adalete inanmam.” diye. Bu amiral olamadığı için üzülen, “Mühendis Yusuf” un adaletinden de kötüydü.
                              Başbuğ “terörist olmadığını” anlatmaya çalışırken, PKK’nın şehir yapılanması, şehir eşkıyası 14 KCK’lının karşı salonda yapılan duruşmasından gelen “tahliye haberleri” dalga dalga yayıldı..
                             Adalet adına, T.C.adına, TSK adına üzülmemek, gözünden yaşların boşanmaması mümkün mü?
                               İlker Başbuğ sözlerini bağlarken. “Bu durum da ülkenin bir uçuruma yaklaştığının göstergesidir. Görünüz ve anlayınız; köprüden önceki son çıkıştasınız.” dedi.
                             İktidar kendi kendine sertleşip ortamı gererek, tehditler savurarak, hayali düşmanlar yaratarak “Gezi Parkı Eylemleri” üzerinden yaptığı çıkışla ve de tüm askerler üzerindeki baskılarla, “Sonun Başlangıcı”na doğru ilerliyor.   13 Haziran 2013
                                                                                  
                                                                         Babür Hüseyin ÖZBEK
                                                                      www.baburhuseyinozbek.com

                           

                          "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 13 02:03PM +0300  

                          Güzel Amel İşleyenlere
                           
                          Cenâb-ı Hak buyuruyor:
                          *“Güzel amel işleyenlere, daha güzel karşılık ve fazlası var. Onların
                          yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de horluk. İşte onlar, cennet ehlidirler.
                          Orada ebedî kalacaklardır.” *(Yûnus, 26)
                           
                          Rasûlullah (sav) buyurdular:
                          *“Cennettekiler Hakk’ı gördükleri zaman cennet nimetlerini unuturlar.”
                          *(Terğib,
                          V, 514)
                           
                          Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
                           
                          *“Cennetlikler cennete girdiklerinde Allah Teâlâ: “Daha fazla vermemi
                          istediğiniz bir şey var mı?” buyurur. Cennetlikler:*
                           
                          *“Ya Rab, yüzlerimizi ağartmadın mı, bizi cennete sokmadın mı, cehennemden
                          kurtarmadın mı?” diye cevap verirler.*
                           
                          *Bunun üzerine Cenab-ı Hak, onlarla arasındaki perdeyi kaldırır.
                          Cennetliklere, Rab’lerine nazar etmekten daha sevimli bir nimet verilmiş
                          değildir.”*
                          Rasûlullah daha sonra bu âyeti okudu: *“Güzel amel işleyenlere, daha güzel
                          karşılık ve fazlası var.” *(Müslim, Îman, 297; Tirmizî, Cennet 16; Tefsir,
                          (10) 1; Müsned, IV, 332; VI, 16)
                           
                          --

                           

                          Mustafa Nevruz SINACI <gercek....@hotmail.com> Jun 13 10:36AM  

                          Tamamını ve Devamını Görmek İçin: LÜTFEN "AŞAĞIDAKİ LİNK-İ" Tıklayınız 53 Yıllık Demokratik Hak (!) Paranoyası & Yeni Versiyon: Gezi Parkı Eylemleri!..53 yıllık demokratik hak (!) paranoyası
                          Mustafa Nevruz SINACIBu makale ilk defa 06 Şubat 2009 tarihinde ‘Davos’ta Son Tango’ adıyla yayınlandı. O günden bu yana gidişatta değişen bir şey yok. Dolayısıyla sonraki yazının açılım ve takdimi mahiyetinde olmak üzere ve “tekrar” dikkatle okumanız ricasıyla bilgilerinize sunuyorum: “Ülkemizde 27 Mayıs'tan bu güne ısrarla sürdürülen bir kirli oyun var. Zaten, o büyük kırılma 11 Kasım 1938 şeametinden sonra gelen 2. karşıdevrim ve meş'um sapma Türkiye'yi çökertmek içindi. Bu gün akredite medyanın adını utanmadan, tam bir kasıtla “Ergenekon” koyduğu Ümraniye davasına esas cürüm ve caniyane emellerin tahakkuk mebdei ve milâdı da aynı tarihe rastlar. (bu nedenle, bahusus soruşturmanın geriye uzanmasını ve 27 Mayıs'ı içine alan tam bir hesaplaşma ve yüzleşme 'temiz eller operasyonu' olmasını istemekteyiz.) Demokrat Parti tarafından (Halk Partisinin şiddetli muhalefetine rağmen) kanlı Kıbrıs olaylarını önlemek ve Milli davayı koordine etmek için kurulan G. Kurmay Özel Harp Dairesi ile 1960'a kadar bu dairenin iştigal ettiği kritik konu olan TMT'yi suçlamak, büyük haksızlık, yalan ve iftiradır. Nitekim 27 Mayıs’ta önce kendi G. Kurmay Başkanının başını yediği, Türk Ordusunda tarihinin (25.000 civarında her rütbeden) en büyük tasfiyesini gerçekleştirdiği ve TSK'nın Atatürkçü unsurlardan bütünüyle ayıklandığı da asla unutulmamalı..Dolayısıyla, 'Encümeni Daniş', 12 Mart, 12 Eylül ve sürecin bekraund'u olan 28 Şubat soygun - vurgunları da bu bağlamda büyüteç altına konulmak, araştırılmak-soruşturulmak ve muhakeme edilmek zorundadır. Aksi taktirde gladyo bypas edilecek, sadece ahtapotun 1 kolu kesilerek, menfur beyin ve hain gövdenin hükmünü sürdürmesine göz yumulacaktır!.. Yani, milli birlik komitesi bu örgüt'ün günümüze uzanan temeli, İnönü'de bir numarası idi. (Bak: Encümeni Daniş) Sonra bunun yerini A.Atila Sözer tarafından ad ve eylem bazında bütün ayrıntılarıyla açıklanan 'karayılan' örgütü (gladyo) aldı. Bu kitap ilk baskısının yapıldığı dönemde yolsuzluklardan sorumlu Devlet Bakanı Orhan Kilercioğlu'na verildi. Akabinde yok oldu. Şimdi piyasada var. (Karayılan Doktrini-devrimci güçler, A.Atila Sözer, Saycom-kırmızı kurdele) Dahası İnönü'nün Lozan'dan itibaren üstlenerek yürüttüğü gerçek misyonu da Anayurt Gazetesi yazarı H. H. Memiş'in 'Diken' isimli kitabından öğrenebilirsiniz. (Diken, Hükümet Sistemleri, Akasya Kitap, Mayıs-2007, Ankara) Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun AB-D sürecine ilişkin değerlendirmeleri ve Yılmaz Dikbaş'ın bu süreçte oynanan oyunlara dair kitaplarına bir göz atarsanız sanırım 'oynanan oyun' bütün boyutlarıyla ortaya çıkacaktır.MESELA!... 16 Şubat 1999 tarihinde terör örgütü başı Öcalan'ın, Kenya`nın Başkenti Nairobi`den tesellüm edilerek Türkiye`ye getirilmesi, 56. hükümet başı B.Ecevit'in 'kahraman' ilân edilerek, akabinde 18 Nisan 1999 erken Seçime gidilmiş olmasını nasıl yorumlarsınız?.. Derken, hükümeti kurma görevinin 9. Cumhurbaşkanı Demirel tarafından DSP Genel Başkanı 'milli kahraman' Bülent Ecevit'e verilmesi!, Böylece Bülent Ecevit, başbakanlıktan istifa ettiği 1979 yılından 20 yıl sonra 5. kez Başbakanlık görevini tekrar üstlenmiş oldu. B. Ecevit, DSP, MHP ve ANAP ile 28 Mayıs 1999 günü (Mesut Yılmaz'ın 'Milliyetçi Sol' olarak tanımladığı) üçlü (17.) koalisyon hükümetini kurdu. Bu arada, MHP 21 yıl sonra hükümet ortağı oldu. 22 yıl aradan sonra ilk kez bağımsız adaylar (!?) (millet) vekili seçildi. Bunlar hep bir tesadüften mi ibaret acaba? Yoksa oyunun bir parçası mı? Gelelim günün Davos meselesine!..DEMEK Kİ RECEP, İSRAİL’LE AYNI SAFTA 3 Şubat 2009 günü gruplarda ve genel kurulda mesele çözüldü, suçlu moderatör!..Zaten farklı bir durum olsaydı, Gazze'de soykırım yapan İsrail pilotlarının Konya'da (Bolu da telaffuz edilmekte?) eğitimine son verilir, yılan hikâyesine dönen 2000 yılı 'M60 tank modernizasyonu' yolsuzluğunun üstüne gidilir ve milletin kanını emen 37 temel sektör Yahudi şirketinin lisansları askıya alınırdı!. Bunların hiçbirisi olmadı. Üstelik 200 nokta atışı ile İsrail ateşkesi bozarak Hamas'ı suçladı. Ortada doğru dürüst bir ateşkes de kalmadı...Peki, şimdi sırada ne var?
                          Cevap: 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri!... (şimdi, tam da 2014 yerel/mahalli seçimlerin arefesinde...) Yani, AKP'nin parlatılması ve Recep Tayip Erdoğan'a "milli kahraman" rolü”. Netice: Yine bir devri sabık (sun-i ve sanal kahraman) yaratma paranoyası uç vermiş olabilir!..
                          Bu durumda; Acilen ve derhal, Chp ve Mhp'ye SEÇSİS'i (ysk'nın hileli ve şaibeli seçim takip programını) bütün sonuçları ile RED ederek, uygulamadan derhal kaldırtmak düşer. Bunu yapmaz, yapmaz istemez ve/veya "yapamayız, gücümüz yetmez" derlerse; Biliniz ki!. Her iki politikACI teşekkülü'de Akp'nin yandaşı, yoldaşı ve her konuda anlaşmalı işbirlikçisidirler...
                          Yeni Versiyon:
                          Gezi Parkı eylemleri !..Mustafa Nevruz SINACI
                          Önce; hükümetin, bütün kurum ve kuruluşları ile kamunun sahibi ve TC Tapusunun asaleten maliki; Sevgili ve değerli halkımızı aydınlatmak amacıyla bir girizgâh, (ön açıklama) yapalım: Nedir bu kıyametin odağı ve şeametin kaynağı gezi parkı?
                          Mezkür park, İstanbul’un Beyoğlu İlçesi, Taksim Meydanı'nın kuzeydoğusunda yer almakta; Burada 1806 yılında Halil Paşa Topçu Kışlası yapıldı. 31 Mart 1909 kalkışmasının mihrakı ve karargâhı oldu, lânetlendi. 1922’de Stad’a çevrildi. Milli Takımın ilk futbol maçı, Romanya ile bu statta 26 Ekim 1923’ de oynandı. Maç 2-2 berabere sonuçlandı. Şehircilik uzmanı Henri Prost’un imar planı uyarı, mimari ve tarihi açıdan önemine rağmen kışla, 1940’da Vali Lütfi Kırdar’ca istimlâk edilerek yıkıldı ve İstanbul’un Cumhuriyet döneminde yapılan ilk park oldu. Günün son derece sınırlı imkânlarına rağmen çok güzel tanzim edildi; ağaçlar, yeşillik ve çiçeklerle bezendi. Mermer parmaklıklı merdivenler, Boğaziçi'ne bakan oturma mekânları, sağlam, zarif banklar, bakımlı çim sahaları, Gezi Parkı’nı cazibe merkezi haline getirdi. 1944'te dönemin Cumhurbaşkanı İnönü'nün at üzerindeki heykelinin kaidesi inşa edildi. Ancak heykel hiçbir zaman dikilemedi. 1950'de DP iktidara geldikten sonra da, atlı heykel uzun süre bir depoda bekletildi. Sonunda kaide söküldü. Heykel buraya değil, Maçka'daki Taşlık Parkı'na dikildi.Buna rağmen Park, uzun bir süre "İnönü Gezisi" olarak adlandırıldı.Kışlanın yıkılmasından sonra, çevre otellerine tahsis edilen alanlar; peşkeşler ve yerel düzenlemeler ile park alanı küçüldükçe küçüldü. Buna rağmen şehir merkezinde önemli bir dinlenme yeri olmasına rağmen müteakip düzenlemelerle değişti. 38.000 m² alana sahip Park, 1991 - 92 arasında revize edildi. Dikdörtgen planlı parkın ortasına fıskiyeli büyük bir havuz inşa edildi. Park altı Cumhuriyet Caddesi tarafına, kot farkından yararlanılarak dükkân, kafe ve bir sanat galerisinin bulunduğu kapalı mekânlar inşa edilerek 1967'de bugünkü halini aldı...İşte, parkın öz geçmişine dair bütün hikâye bundan ibaret... Şimdi günümüze gelelim:28 Mayıs 2013 günü, Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Parkın bir duvarının yıkılmaya başlanması ve bazı ağaçların taşınması üzerine; Gezi Parkı’na gelen çevre sakinleri tarafından protesto gösterileri başladı. Buna mukabil Polis eyleme müdahale etti. Ardından bu parkta başlayan eylemler, iktidara karşı ülke çapında protesto gösterilerine dönüştü. PEKİ MESELE NEDİR?.. 1. Mesele: Başta, 2011’den bu yana yargı ve eylem bazında süren; Ankara 100. Yıl Birlik Parkını rant alanına dönüştürme girişimi olmak üzere; AOÇ yağması, okul binaları ve bahçelerinin satışı; 2B yağması; Dünyanın en güzel, en temiz sahillerinin imar ve inşa yasağı hiçe sayılarak adeta peşkeş çekilmesi; Çoğunluğu yabancılar tarafından kurulan turistik tesis ve sanayi işletmelerinin kimyasal atık, pislik ve mikrop lâğımlarının denize akıtılmasına göz yumulması; Ekim alanlarının iskâna açılması, düz ovalara sanayi siteleri, fabrika kurulması; Konya-Ereğli’nin, yeşil bir cennetten, korkunç bir kum cehennemine dönüştürülmesi gibi çok büyük suçların müsebbibidir AKP... Ayrıca, Hes ve mümasil rant odaklı spekülâtif projelerle yaratılan çevre felâketleri saymakla bitmez. Dahası, ısmarlama enflâsyon, başıboş piyasalar, gasp bankacılığı, fahiş fiyat, kamu zararına, gereksiz ve keyfi özelleştirmeler ile arada yapılan “torba/paket” yasa düzenlemeleri ile insan hakları, eşitlik ve adalet hilâfına hukuk devletinde yaratılan büyük tahribatlardır. Üstelik, muhalefetin yokluğunda bu, tam bir felâkettir!... 2. Mesele: Haksızlığa uğrayan kişi, kurum ve kitleler için “hak aramak”: Anayasa ve kanunların gösterdiği yolda; Hukukun içinde kalmak ve başka insanlar ile kamusal alana asla zarar vermemek kaydı şartıyla meşru bir hak; Hatayı telâfi, hakkı iade, zararı tazmin ise kamu adına hükümetin zorunlu görevidir. Şu kadar ki: Terör-tedhiş, hasar-zarar ve saldırı suçtur. Bu anlamda, suç işleyenlerin mutlaka tevkifi; Zarar-ziyan ve hasarınsa suçlularca tazmini esastır. 3. Mesele: Hak eylemi, grev, protesto ve gösterilerde emniyet, huzur, disiplin, düzen ve intizamı sağlamak; Beklenir taşkınlıklara karşı tedbir alarak, muhtemel provokatörleri tek tek ayıklayıp güvenliği sağlamak hükümetin görevidir. Oysa hükümet bunu başaramamıştır...
                          To: Ozel...@yahoogroups.com; ziva4...@post.wordpress.com
                          From: Digi.S...@isnet.net.tr
                          Date: Thu, 13 Jun 2013 00:03:17 +0300
                          Subject: [Ozel-Buro-Istihbarat] MİLLİ GAZETE : TAYYİP BÜYÜK İSRAİL İÇİN ÇALIŞIYOR /// @siring @onderaytac @mumtazidil
                           
                           
                           
                           
                           
                           
                           
                           
                           
                           
                           
                           
                           
                           
                           
                           

                           
                           
                           

                           
                           




                          [publicize twitter][publicize facebook][category istihbarat][tags MİLLİ GAZETE, TAYYİP erdoğan, BÜYÜK İSRAİL]
                           
                           


                           

                          __._,_.___
                           







                          Reply via web post



                          Reply to sender



                          Reply to group


                          Start a New Topic


                          Messages in this topic
                          (1)




                           

                           
                           
                           
                           
                           
                           
                          Recent Activity:
                           




                          Visit Your Group

                           
                           
                           

                           

                          Switch to: Text-Only, Daily Digest • Unsubscribe • Terms of Use • Send us Feedback
                           
                           
                           
                           

                           



                           
                           
                           

                           
                           
                           
                           

                           
                          .
                           
                           

                           
                           
                          __,_._,___

                           

                          "M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com> Jun 13 12:53PM +0300  

                          Aklıselim, izan, insaf... neredesin?!...

                           
                          --
                          Selam...
                          T.C. / M. Kemal Adal

                           

                            Zakir Araz <drz...@gmail.com> Jun 13 12:34PM +0300  

                            UZMAN HEKİM ÖNERİSİDİR
                             
                            --
                            ----------------------------------------------------------
                            * Health&care *
                            *KALİTELİ ve SAĞLIKLI *
                            * Yaşam **Ürünleri*
                            **Mikropları yok eden tekstil*
                            **Frolov's Doğru Nefes Eğitim Cihazı*
                            **Radyasyondan koruyan Hamile korsesi vs....*
                            *Geniş bilgi için: www.antimikrobiyaltekstil.com *u inceleyiniz

                             

                            "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 13 11:34AM +0300  

                            Işık hızı aşıldı ! Kuantum yani Metafizik çağı başlıyor !...
                            [image: Işık hızı aşıldı ! Kuantum yani Metafizik çağı başlıyor !...]
                             
                             
                             
                            İki fiziki alem var. Birincisi bildiğimiz içinde yaşadığımız ortamı
                            oluşturan, gözlerimizle gördüğümüz, ellerimizle dokunduğumuz alem. FİZİKİ
                            alem. Bu aleme insanların cismin bölünebilen en küçük parçası olarak
                            bildiği ATOM'da dahil. İkincisini de de, atomun da altında daha
                            küçük parçacıklar oluşturuyor. ATOM ALTI PARÇACIKLAR denilen bunlar. *
                            Kuark'* lar, *Nötrino*' lar ve düşünce enerjisini oluşturan *Foton*' lardan
                            meydana geliyor ki, fizik kurallarının geçerli olmadığı bu aleme FİZİK
                            ÖTESİ ( Metafizik ) denilebilir.
                            Kuantum<http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlog/?search=Kuantum>fiziği
                            işte bunları konu olarak ele alıyor
                             
                             
                             
                            Atom dahil, atoma kadar FİZİKİ ALEM'e insan bilgisi büyük ölçüde
                            ulaşabilmiş. Ve bu aleme hükmedebiliyor. Labaratuarda inceleyebiliyor.
                            Şekil verebiliyor. Sebep ve sonuçlarını bilimsel kurallara bağlayabiliyor.
                            Ama Metafizik aleme ise insan henüz ilk adımı atmış durumda. İşte bu aleme
                            insan bilgisi ve beyni hükmedemiyor. Bu alemin olguları ve sonuçları büyük
                            ölçüde '' belirsizlik '' sınırları içinde. Bir sistematiği yok. Örnek
                            olarak insan düşüncesini oluşturan enerji parçacıkları olan fotonlar aynı
                            anda binlerce kilometre ötede ve yine aynı anda her yerde etkili olabiliyor.
                             
                             
                             
                             
                             
                            İşte insan için fizik kurallar ile açıklanamayan *'' mucizeler '', *zaman
                            boyutu, cinler, melekler gibi varlıklar ve kavramlar ve paralel evrenler bu
                            alem kapsamı içinde deyebiliriz.
                             
                             
                             
                            Kısa bir süre önce Önemli bir haber patladı dünya medyasında '' IŞIK
                            HIZI<http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlog/?search=IŞIK HIZI>AŞILDI ''
                            ve haberle birlikte, ışık hızının aşılamayacağı
                            doğrultusundaki Einstein'ın İzafiyet Teorisi geçersiz mi sorusu gündeme
                            geldi.
                             
                             
                             
                             
                             
                            Şimdi dün bu konu ile ilgili olarak 24/09/2011 tarihinde Taraf Gazetesinde
                            yayınlanan şu haberi inceleyin:
                             
                            **
                             
                            *'' Bilim dünyasında şok: Einstein yanıldı. Işık hızının saltanatı yıkıldı *
                             
                            **
                             
                            **
                             
                            *Bilim dünyası, İsviçre’deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN)
                            laboratuarından gelen haberle sarsıldı: Albert Einstein’ın izafiyet
                            teorisine göre evrenin hız sınırı olan ışık hızı, nötrinolar adı verilen
                            çok küçük kütleli parçacıklar tarafından geçildi. Nötrinolar, CERN’in
                            Cenevre yakınlarında bulunan merkezi ile İtalya’nın başkenti Roma’nın
                            doğusundaki Gran Sasso laboratuarı arasındaki 730 kilometrelik mesafeyi
                            ışıktan yaklaşık altı kilometre daha hızlı bir şekilde kat etti. Işık hızı
                            saniyede 299 bin 792 kilometre 458 metreye tekabül ederken, nötrinoların
                            hızını saniyede 299 bin 798 kilometre ve 454 metre olarak belirleyen
                            fizikçiler hâlâ ölçüm aletlerine inanmakta güçlük çekiyor. CERN
                            araştırmacıları arasında “Hiç beklemiyorduk”, “Şaşırtıcı” gibi bol ünlemli
                            ifadeler hakim... *
                             
                            **
                             
                            *OPERA adı verilen deneyin koordinatörü Antonio Ereditato “Alınan sonuç
                            bizi hayrete düşürdü. Ancak bu sonuç doğrulanıncaya kadar bir keşif olarak
                            kabul edilmeyecek. Böyle bir sonuç aldığınızda hata yapmak istemezsiniz.
                            Aylardan beri hiçbir sorun yaşamadan testler yapıyoruz ve şu ana kadar bir
                            hata bulamadık” dedi. Deneyin ölçümlerinden sorumlu olan Lyon Nükleer Fizik
                            Enstitüsü araştırmacısı Dario Autiero nötrinoların ışık hızının pabucunu
                            dama atmasını şöyle açıklıyor: “Bir başka değişle, eğer nötrinolar bir
                            ışınla yeryüzünde 730 kilometrelik bir ‘sprint koşusunda’ yarışıyor
                            olsalardı, varış çizgisini ışına 20 metrelik bir fark atarak aşacaklardı.”
                            Yani nötrinolar fotofinişe bile gerek kalmadan ipi göğüsleyecekti. ''*
                             
                             
                             
                            Benim fizik bilgim lise öğrenimindeki fizik dersleri ile sınırlı. Ama bu
                            bilginin yani atomaltı parçacıkların hızının, ışık hızını aşması, daha da
                            önemlisi inasanoğunun atom altı parçacıklara hükmederek onlarla deney
                            yapabilmesi ile insanlığın FİZİK çağını aşarak, METAFİZİK çağına
                            girdiğini düşünüyorum. Bir başka deyişle KUANTUM ÇAĞI'na.
                             
                             
                             
                            Bu çağda neler oluyor ve neler olabilecek ?
                             
                             
                             
                            === Milyar yıllar öncesi başlayan evrenin başlangıç anı olan BİGBANG olayı
                            artık labaratuarda incelenebiliyor.
                             
                            === Işık hızı da aşılabildiğine göre insanoğlu en büyük gizemi oluşturan
                            zaman boyutunun sırlarına ulaşabilecek.
                             
                            === Işıkhızı şimdilik az bir farkla aşılabilmiş. Bu oluşum
                            geliştirilebilirse artık uzayın '' binlerce yıllık ışık hızı
                            '' mesafeleri aşılabilecek, uzayın erişilmez diye bilinen boyutlarındaki
                            gizemler, alemler insan bilgisine dahil olacak.
                             
                            === Kuantum düşünce tekniği ile insan '' insani yaklaşım bakımından ''
                            yüzlerce, belki de binlerce yıllık mesafeyi kısa süre içinde alacak. Belki
                            de gerçek huzurun yolu keşfedilecek.
                             
                            === Yani kısaca Kuantum çağı başlıyor.
                             
                             
                             
                            Efendim, bunlar benim bilimsel bilgi ve düşünceye dayanan öngörülerim değil.
                             
                            SEZGİLERİM.
                             
                             
                             
                            http://blog.milliyet.com.tr/isik-hizi-asildi---kuantum-yani-metafizik-cagi-basliyor------/Blog/?BlogNo=327125

                             

                            hamza selcuk <hamza...@gmail.com> Jun 13 11:15AM +0300  

                            Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla
                            Ey iman edenler! Kendi dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size
                            fenalık etmekten asla geri kalmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin
                            ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise
                            daha büyüktür. Düşünürseniz, biz size âyetleri açıkladık.
                            Âl-i İmrân 118

                             

                            "Salih CAKİM" <salih...@gmail.com> Jun 13 11:09AM +0300  

                            Eczacıbaşı'nın Zekeriyaköy'deki orman katliamı
                             
                            Gezi Parkı eylemleriyle başlayan ve ağaçların korunmasına yönelik tartışma
                            Zekeriyaköy'deki katliamı da gündeme getirdi. İşte şok eden görüntüler...
                             
                            Türkiye'nin en büyük şirketlerinin bağlı olduğu Eczacıbaşı grubunun Sarıyer'de
                            bulunan Zekeriyaköy'de yaptığı orman katliamı Twitter'a bomba gibi düşen
                            fotoğraflarla ortaya çıktı.
                             
                            *CHP'Lİ BAŞKANIN İZNİYLE KATLİAM*
                             
                            Sarıyer Manşet gazetesinin haberine göre, Taksim'e giderek çevreci mesajlar
                            veren CHP'li Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç'in izniyle Zekeriyaköy'de
                            yaşanan orman katliamını gözler önüne seriyor.
                             
                            *100 MİLYON DOLARLIK RANT*
                             
                            Sarıyer Belediye Meclisi'nden geçen plan tadilatı ile yeşil alan ile
                            villaların yapılacağı alanın yerleri değiştirildi. Değişiklikte manzaralı
                            olan yeşil alan dere olarak bilinen atıl yere taşınırken, lüks villaların
                            yapılacağı alan da manzaralı ormanlık alana çekildi. Sarıyer Belediyesi'nin
                            onayı ile büyük bir ağaç katliamın yaşandı. Bu değişiklik sayesinde
                            Eczacıbaşı'na 100 milyon doların üzerinde rant sağlandı. Bölgedeki
                            gayrimenkul işletmelerine göre, derede yapılacak olan bir villanın değeri
                            500 bin dolar civarında olabileceği tahmin edilirken değişiklikle beraber
                            villaların değeri 3 milyon dolara kadar çıktı.
                             
                            *ORMAN KATLİAMI CHP'Yİ 2'YE BÖLMÜŞTÜ*
                             
                            Eczacıbaşı Grubu'nun Zekeriyaköy'deki* "Ormanada projesi"* ile ilgili kıyak
                            sayılabilecek plan tadilatı CHP Sarıyer Belediye Meclis Üyelerini de ikiye
                            bölmüştü. CHP'li meclis üyelerinin neredeyse yarısı bu plan tadilatına
                            karşı oldukları için meclis toplantısına katılmazken, maddenin görüşüldüğü
                            sırada AK Parti Meclis Üyeleri de meclisi terk etmişti. CHP'lilerin oy
                            çokluğu ile geçen plan tadilatından sonra yüzlerce ağaç sökülerek
                            Zekeriyaköy'de büyük bir orman katliamı yaşanmıştı. Sarıyer Manşet
                            Gazetesi'nin daha öncede gündeme getirdiği bu ağaç katliamı birçok ulusal
                            gazetede de yayınlanmıştı.
                             
                            İşte orman katliamının öncesi ve sonrası fotoğrafları:
                             
                             
                             
                             
                            Koç Üniversitesi için yapılan ağaç katliamıBaşbakan Erdoğan dünkü
                            konuşmasında Koç Üniversitesi yapılırken 10 binlerce ağacın katledildiğini
                            hatırlattı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan AB toplantısında Koç
                            üniversitesinin Zekeriyaköy’deki kampüsünün yapımı sırasından onbinlerce
                            ağacın söküldüğünü hatırlattı. Başbakan Erdoğan’ın gündeme getirdiği orman
                            katliam nedeniyle 1997 yılında ANAP’lı Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar
                            Topçu, Yüce Divan’a sevkedilmişti.
                             
                            Ancak 1997′de Sarıyer’deki ormanlık alanı, Koç Üniversitesi’ne vermek
                            suretiyle imar yolsuzluğu yaptığı gerekçesiyle ANAP’lı Yaşar Topçu’yu
                            sevkedildiği Yüce Divan’dan CHP’nin kurtardığı ortaya çıkmıştı. 28 Şubat
                            postmodern darbesiyle meşru hükümetin yerine kurulan ANASOL-D Hükümeti’nin
                            ANAP’lı Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar Topçu, Büyükşehir ve İmar
                            kanunlarına aykırı olarak Sarıyer’deki ormanlık alanı 28 Şubat’ın en güçlü
                            aktörleri arasında yer alan sermaye grubunun kuracağı vakıf üniversitesine
                            tahsis etmişti.
                             
                            Kapatılan Refah Partisi’nin (RP) İstanbul Milletvekili Mustafa Baş ve 46
                            arkadaşı, Topçu hakkında Meclis’e bir gensuru önergesi vermişti. Topçu
                            hakkında verilen gensoru önergesi görüşmelerinde yalnızca DYP destek
                            verirken, Meclis’te grubu bulunan diğer partiler red oyu kullanmıştı.
                            Refah-Yol hükümetini düşürmek için eski Meclis Başkanı Hüsamettin
                            Cindoruk’un öncülüğünde kurulan ve kamuoyunda ‘Şemsiye Partisi’ olarak
                            bilinen DTP ve CHP’nin red oylarıyla Topçu, yargılanmaktan kurtulmuştu.
                             
                            *
                            YAĞMANIN HİKAYESİ
                            *
                            Koç Üniversitesi’ne tahsis edilen orman alanla nasıl ağaç katliamı
                            yapıldığını işin tarihçesiyle hatırlayalım.
                             
                            Sarıyer İlçesi, Rumeli Feneri Köyü hudutları dahilinde bulunan Mavramoloz
                            Devlet Ormanı içerisinde kalan 160 hektarlık bir arazi Özel Üniversite
                            Kampüsü kurulmak üzere Bakanlar Kurulu’nun 26.04.1992 tarihli kararı ile 49
                            yıl süre ile Koç Üniversitesi’ne tahsis edildi.
                             
                            Koç Üniversitesi Kampüs Alanı, gerek 1980 onanlı 1/50.000 ölçekli İstanbul
                            Metropoliten Alan Nazım Planı, gerekse de 1994 onanlı 1/50.000 ölçekli
                            İstanbul Büyükşehir Nazım Planında orman alanında kalmaktaydı. Koç
                            Üniversitesi 15.08.1994 tarihli dilekçesinde 24.03.1994 onay tarihli
                            1/50.000 ölçekli İstanbul Büyükşehir Nazım Planı’na itiraz ederek, Orman
                            Bakanlığı’ndan ön izinle kendisine tahsis edilen alanın, Planda “Üniversite
                            Kampüs Alanı” olarak gösterilmesini istedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi
                            Şehir Planlama Müdürlüğü’nün söz konusu itirazı değerlendirmesinde şu
                            konular dikkat çekiciydi:
                             
                            “1/50.000 ölçekli İstanbul Büyükşehir Nazım Planı’nın ana kararı olarak
                            çekicilik oluşturabilecek işlevlerin kentin kuzey yönünde düşünülmesi,
                            özellikle orman alanları, su toplama havza alanları ve kent makroformunun
                            istenmeyen yönde gelişmesi açısından sakıncalar doğurabilecektir. Bu
                            bölgelerdeki planlamalar Nazım Plan ana kararlarını destekleyici, bütünlük
                            sağlayacak biçimde ve doğrusal gelişimi kuvvetlendirici yönde olmalıdır.
                            Geri kazanılması bugünkü koşullarda olanaksız olan bu kaynakların korunması
                            açısından Nazım Plan’da kent makroformu doğu-batı doğrultusunda doğrusal
                            bir form biçiminde düşünülmüş ve bu düşünceyi kuvvetlendirici nitelikte
                            işlevler bu aks doğrultusunda önerilmiştir. Üniversite kampüs alanları, alt
                            merkezleri destekleyen bölgelerde Nazım Plan ana kararlarını destekleyici
                            yönde olmalıdır.”
                             
                            Orman Bakanlığı tarafından Koç Üniversitesi’ne tahsis olunan alan 1980 ve
                            1994 onanlı Nazım Planlarda olduğu gibi 15.11.1995 onay tarihli İstanbul
                            Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planı Nazım Planında da “Doğal Karakteri
                            Aynen Korunacak Orman” alanında kalmaktaydı.
                             
                            Söz konusu alan aynı zamanda, İstanbul 3 numaralı Kültür ve Tabiat
                            Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 15.11.1995 tarihli kararıyla “Doğal Sit”
                            olarak tespit, tescil ve ilan edilen alanda kalmaktaydı. Beykoz ve Sarıyer
                            ilçelerine ilişkin söz konusu kararın 5. maddesinde karar gerekçesini “……
                            gerek ormanlık ve diğer yeşil doku içeren korunması gerekli doğal
                            varlıklarla kaplı, gerekse Karadeniz Kıyı Kuşağı ve buna bağlı değerlerle
                            yine korunması gerekli doğal zenginlikleri içeren ve ekli haritada
                            sınırları belirtilen bölgeleri, yukarıda özetlenen tahribatın daha fazla
                            sürmemesi ve bölgenin doğal ve kültürel değerlerinin korunarak gelecek
                            kuşaklara aktarılması için….. Doğal Sit olarak tespit, tescil ve ilan
                            edilmektedir” şeklinde açıklanmaktaydı.
                             
                            27.08.1997 tarihinde Koç Üniversitesi’nin de içinde bulunduğu bölge,
                            Bahçeköy Belediye Meclisi ve İstanbul İl İdare Kurulu’nun Bayındırlık ve
                            İskan Bakanlığı’na yaptıkları teklif üzerine Büyükşehir Belediyesi
                            sınırları dışına çıkarılarak Bahçeköy Belde Belediyesi sınırlarına alındı.
                            Bu şekilde bu alandaki planlama yetkisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden
                            alınarak Belde Belediyesine verildi.
                             
                            Başbakan Erdoğan’ın işte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu
                            dönemdeki mücadelesinin en önemli göstergesi buydu.
                             
                            Metropoliten bir alandaki belde Büyükşehir Belediyesi sınırları dışına
                            çıkarılarak yağmaya zemin hazırlanmıştı.
                             
                            Oysa metropoliten alan plan bütünlüğünün sağlanması ve plan uygulamaların,
                            denetimi, eşgüdümü ve iletişimi açılarından ve çevre ile bütünleşmesi
                            yönünden, belde belediye alanlarının Büyükşehir Belediyesi yetki alanı
                            içerisinde olması gerekiyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi sınırları
                            içinde, İlçe Belediyeleri dışında kalan Belde Belediyelerine ait imar
                            planlarının da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan ve onaylanan her
                            ölçekteki Nazım İmar Planları esaslarına uygun olarak düzenlenmesi
                            gerekmekteydi.
                             
                            Anayasa Mahkemesi’nin 13.09.2000 gün ve 2000/21 sayılı kararı da yağmanın
                            nasıl yapılamayacağına dair en önemli dayanaktı:
                             
                            “Anayasa’nın 169. maddesinde, ormanların ülke yönünden taşıdığı büyük önem
                            gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda ayrıntılı
                            düzenlemelere yer verilmiştir. Bu özel ve ayrıntılı düzenlemenin ülkemizde
                            orman örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden kaynaklandığı kuşkusuzdur.
                            Anayasa’nın 169. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi maddenin
                            birinci fıkrası doğal kaynaklarımızın en önemlilerinden birisi olan
                            ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için Devlete gereken
                            tedbirleri alıp kanun koymayı ve bütün ormanların gözetimi ödevini
                            getirmektedir.
                             
                            İkinci fıkrada, Devlet ormanlarının yalnız Devletçe yönetilmesi ve
                            işletmesinin yasayla düzenleneceği, mülkiyeti ve yönetiminin özel kişilere
                            devir edilemeyeceği belirtilmekte, maksatlı olarak yapılan orman
                            tahripleri, ağaçlar ve ormanlara vaki tecavüzlerde ormanların zaman aşımı
                            suretiyle mülk edinilemeyeceği, kamu yararı dışında irtifak hakkına konu
                            olamayacağı kesin olarak hükme bağlanmış bulunmaktadır.
                             
                            Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği
                            hususu da üçüncü fıkrada Anayasal bir hüküm olarak yer almaktadır.
                             
                            Orman alanlarının dava konusu kuralda öngörüldüğü biçimde vakıf
                            üniversitelerine tahsisli ormanların korunması ve bütünlüğünün bozulmaması
                            ilkesiyle bağdaşmadığı gibi kamu yararının zorunlu kıldığı durumlar
                            arasında da kabul edilemez” denilerek 28.12.1999 günlü 4498 sayılı
                            ‘Yükseköğrenim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun’ orman
                            alanlarının Vakıf Üniversitelerine tahsisine ilişkin kısmını iptal
                            etmiştir.”
                             
                            Anayasa Mahkemesinin bu iptal kararı üzerine Danıştay, İstanbul Sarıyer
                            Mavramoloz ormanlarındaki alanın 49 yıllığına Koç Üniversitesi verilmesine
                            ilişkin izin ve tahsis işlemini iptal etti. Başbakan Erdoğan’ın sözünü
                            ettiği gibi davayı devlet kazandı ancak düzenlenen bir protokolle Koç
                            Üniversitesi kiracı yapıldı.
                             
                            İşte bu ağaç katliamı yaşanırken, Recep Tayyip Erdoğan tek başına mücadele
                            ediyor, basın ise orman talanını görmezden geliyordu.

                             

                            "Türk-Gülsev Eyüboğlu" <gulseve...@gmail.com> Jun 13 10:42AM +0300  

                            [image: AVRUPA ERDOĞAN'IN 'FOTOŞOPLU' MİTİNGİNİ KONUŞUYOR]
                             
                            AVRUPA ERDOĞAN'IN 'FOTOŞOPLU' MİTİNGİNİ KONUŞUYOR
                            Focus: 'Yeni katılımcılar icat edildi. Erdoğan, mitingdekileri photoshop'la
                            çoğalttı'
                            12 Haziran 2013 Çarşamba 08:31
                            [image: Yazdır] <http://www.viratrabzon.com/haber/yazdir/4305.html>
                            <http://www.viratrabzon.com/haber/avrupa-erdoganin-fotosoplu-mitingini-konusuyor-4305.html#>
                            3<http://www.viratrabzon.com/haber/avrupa-erdoganin-fotosoplu-mitingini-konusuyor-4305.html#>
                             
                             
                             
                            Alman Focus Dergisi, Başbakan Erdoğan'ın eylemcilere karşı düzenlediği
                            mitinglerle ilgili ilginç bir ayrıntıya yer verdi. Dergi, "Yeni
                            katılımcılar icat edildi. Erdoğan yanlıları fotoşopla çoğaltıldı"
                            iddiasında bulundu.
                             
                            Photoshop'la çoğaltma oyununun Erdoğan'ı İstanbul'da karşılama sırasında
                            yapıldığı belirtilirken, nasıl çoğaltma yapıldığı da renkli dairelerle
                            belirlendi.
                             
                            Focus dergisinin Almanya yayınında yer verilen haberde bu hileyle
                            Erdoğan'ın taraftarlarının iki katından fazla artırıldığını yazılırken,
                            sosyal medyada, "Ben de dikkatör olsam, halkımı istediğimi gibi
                            fotoşoplarım" görüşlerine yer verildi.
                             
                             
                             
                            *İşte montajlı o görüntü:*
                             
                             
                             
                            *
                            *
                             
                             
                             
                            *Ali GÜLEN / SÖZCÜ - FRANKFURT
                            *
                            *
                            *

                             

                            "Erdal İZGİ" <erda...@hotmail.com> Jun 13 10:18AM +0300  

                            CHP Manisa vekili Özel, karayolunda direnişte (Kravatlı)
                             
                             
                             
                             
                             
                            MİLLETVEKİLİNİN ROL KAPMASI… / Erdal İZGİ /
                             
                             
                             
                             
                             
                            Fikrinle, zikrinle, gücünle bir şeyi yaratamıyorsan…
                             
                            Genelde, yerelde ne olay varsa ona takılır, sarılır…
                             
                            Bir rol kaparsın.
                             
                            Yeter ki adın duyulsun, gündemde olsun.
                             
                            Anlamı, mantığı hiç önemli değil.
                             
                            İki satır da olsa gazeteye çıksan, TV’de görünsen büyük faydadır.
                             
                            Ucun kurnazlığın KDV’siz nemasıdır.
                             
                             
                             
                            *
                             
                             
                             
                            Bu tanımın örneği, Manisa Soma karayolunda gerçekleşti.
                             
                            Gördes tepelerine kurulacak Türkiye’nin en büyük nikel-krom üretim tesisi için yurt dışından ayrıştırma kazanı getirtilir.
                             
                            Epey de heybetlidir. 738 ton ağırlığında, 7 metre genişlik, 39 metre uzunluğunda.
                             
                            Özel izinle taşınmaktadır.
                             
                            Gördes’in dışında yapımı devam eden tesise konulacaktır.
                             
                            Tesisin izinleri alınmış, ruhsatları çıkarılmış…
                             
                            ÇED raporu hazırlanmış…
                             
                            Plan-Projeleri onaylanmış…
                             
                            Sekiz aydır yolları, binaları yapılmıştır.
                             
                            Dev kazan da 25 gündür İzmir yollarındadır.
                             
                            Büyüklüğünden ötürü trafiği etkilememesi için programlı götürülmektedir.
                             
                             
                             
                            *
                             
                             
                             
                            CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, beraberindeki grupla karayolunda bir istasyonda kazanın yolunu keser.
                             
                            Uysa da uymasa da sloganlar atılır:
                             
                            “ Her yer Taksim… Her yer direniş!”
                             
                            Ardından Vekil Özel konuşur:
                             
                            “ Bu kazanın Gördes tepesine çıkmasına, ovayı zehirlemesine kesinlikle izin vermeyeceğiz…”
                             
                            Yeniden alkışlar, “ Her yer Taksim...” sloganları.
                             
                             
                             
                            *
                             
                            15 dakika geçer, laf biter.
                             
                            Eskortlu, kontrollü nakliye yola devam eder.
                             
                            Protesto edilen kazan yola çıkar, vekil ve heyeti ardından bakar.
                             
                            Ayaküstü kesilen “ İzin vermeyeceğiz” ahkâmını kim takar?
                             
                            Adama, “ Daha önceleri nerelerdeydin?” diye sorarlar.
                             

                             
                            *
                             
                            TBMM üyesi vekil günün modası direnişten belki rol kapmıştır.
                             
                            Ancak…
                             
                            Alkışı alır, lafı havada kalırsa…
                             
                            Söylemindeki ateş, eyleminde küle dönüşürse…
                             
                            Gündemden rol kapmak; oyu yakalamak değil seçmeni kaçırmaktır.
                             
                            Halk arasında bunun adı da…
                             
                            Komik siyasettir!
                             
                             
                             
                            *********************

                             

                            "M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com> Jun 13 09:54AM +0300  

                            Zorbalara karşı çıkmayanlar mümin olamaz!
                             
                            *11 Haziran 2013, 12:33*
                             
                            [image: Zorbalara karşı çıkmayanlar mümin olamaz!]
                            *Zorbalığa ve zorbalara tepki vermeyerek onlara itaati meşrulaştıran, hele
                            bir de bunu dinleş-tirenlerin Allah'ın düşmanı olduklarını bize öğreten tek
                            kitap Kur'an'dır. *
                             
                            *
                            *
                             
                            *İslam ümmetine ve Anadolu halklarına ilk kez bu satırların yazarı
                            tarafından gösterilen bu gerçeğin ayrıntılarını, yeni çıkan 'Kur'an'ı
                            Tanıyor musunuz?' adlı eserimden lütfen okuyun.
                             
                            Tam bu noktada, insanlığın önünde dev bir meşale yakan Zühruf suresi 54-56.
                            ayetleri gör-mekteyiz:
                             
                            "Firavun, toplumunu küçümseyip horladı, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü
                            onlar yol-dan sapmış bir toplum idiler. Onlar bizi bu şekilde

                            öfkelendirince, biz de onlardan öç aldık; hepsini suya gömüverdik. Onları,
                            sonra gelecekler için bir selef ve bir örnek yaptık."
                             
                            Bu ayetleri, tefsir kurallarını (semantik ve hermenötik incelikleri)
                            dikkate alarak değerlen-dirdiğimizde şu gerçeklerin altını çizmemiz
                            gerekiyor:
                             
                            1. Firavunların yani diktatörlerin horlayıp ezmesi ile toplumun ona itaati
                            arasında bağlantı vardır. O itaat olmasaydı bu horlayıp ezme de olmayacaktı.
                             
                            2. Firavunların horlayıp ezmesine isyan yerine itaatle karşılık verilmesi
                            Tanrı'yı öfkelendirir; Tanrı bunun üzerine o itaatçı kitleden intikam alır.
                             
                            Bu Kur'ansal gerçekler, zulme ve şirke karşı çıkışın ölümsüz önderlerinden
                            biri olan Mustafa Kemal Atatürk tarafından şöyle ifade edilmiştir:
                             
                            "Dünyada her millet, icraatına ortak olduğu hükûmetin mesuliyetine ortak
                            sayılır."
                             
                            Kur'an, bir kitlenin içinden birileri zalimlerle işbirliği yapmadıkça o
                            kitlenin zulüm ve istilaya yenik düşmeyeceğini bildirmektedir. Kur'an,
                            Zühruf 54. ayette kullandığı sözcüğü kullanarak kendisini tebliğ eden
                            Peygamber'e şu emri vermektedir:
                             
                            "Gerçeği hakkıyla göremiyor olanlar seni asla küçümsemesin / ezip
                            horlamasın!" (Rum, 60)
                             
                            **HZ. MUHAMMED NEYİN SEMBOLÜ?**
                             
                            Mesele gelip gelip şurada düğümleniyor: Hz. Muhammed, özgürlüklerin ve
                            esaret tanımamamın sembolü müdür yoksa daha çok namaz kılmanın, daha
                            görkemli sarık sarmanın sembolü mü? *
                             
                            *Kur'an, birinci şıkkı onaylıyor. Hz. Muhammed bu şıkka göre yaşadı ve onu
                            miras bıraktı. *
                             
                            *Emevî, bu mirası yozlaştırıp 'özgürlüklerin Peygamberi'ni 'daha çok namaz
                            kılmanın, daha görkemli Arap sarığı sarmanın sembolü' haline getirdi.
                             
                            Bu saptırma ve yozlaştırmaya ilk büyük isyan İmamı Âzam Ebu Hanîfe'den geldi.
                            *
                             
                            *
                            *
                             
                            *Arap fistanı ile Arap saltanatlarını dinleştirenler, İmamı Âzam'ı
                            'namazsız ve isyancı bir din' kurmakla, 'ümmeti kana ve kılıca
                            bulaştırmak'la suçladılar. *
                             
                            *
                            *
                             
                            *İmamı Âzam, Hz. Peygamber'i özgürlüklerin ve esaret tanımamanın sembolü
                            olarak öne çıkarmanın faturasını başıyla ödedi. Ve İslam tarihi asırlarca
                            Emevî zihniyetiyle yürüdü hâlâ da o zihniyetle yürümektedir.*
                             
                            *
                            *
                             
                            *Ahzâb 57. ayete göre, "Allah'a ve Peygamber'e eziyet edenler
                            lanetlenmişlerdir." Peygamber'e eziyeti anlamakta zorluk çekilmez ama "Allah'a
                            eziyet nasıl olur?" diye sorulmaktadır. Zühruf 55. ayet bu sorunun cevabını
                            getiriyor: Zulüm karşısında pasif kalarak zalimlere dolaylı destek vermek,
                            Allah'a eziyet etmektir. Allah bundan öylesine rahatsız olmaktadır ki bunu
                            bir intikam sebebi sayıyor.
                             
                            Despotlara itaat, Allah'ı öfkelendiren tek kötülüktür. Hûd suresi 59. ayet
                            bunu, 'inatçı zorbaların emrine uymak' şeklinde tanımlıyor.*
                             
                            *
                            *
                             
                            http://www.yurtgazetesi.com.tr/zorbalara-karsi-cikmayanlar-mumin-olamaz-makale,4740.html
                            **
                            Selam...
                            T.C. / M. Kemal Adal

                             

                              Abdullah Mustafa <abdullah...@gmail.com> Jun 13 09:17AM +0300  

                              Toplumsal düzen ve hukuk - 115
                               
                               
                              B. Hukuk - 56
                               
                               
                               
                               
                              3. Özel hukuk - 13 a)Evlenme ve Boşanma (Nikâh-Talak) -13
                               
                               
                              (4) Boşanma - 1
                               
                               
                              Kadınlar hakkında îlâ / yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay bekleme
                              vardır. Eğer o süre içinde eşlerine dönerlerse Allah bağışlayan, merhamet
                              edendir. Eğer boşamaya kesin karar vermişlerse, şüphesiz Allah çok iyi
                              işiten, çok iyi bilendir. Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç âdet ve
                              temizlenme süresi beklerler. Eğer Allah'a ve âhıret gününe inanmakta
                              iseler, Allah'ın onların rahimlerinde yarattığını saklamaları kendilerine
                              helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde herhangi bir şekilde barışmak
                              isterlerse eşlerini geri almaya herkesten daha çok hak sahibidirler.
                              Kadınların, örfe uygun biçimde, sorumluluklarına benzer hakları da vardır.
                              Erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah Azîz'dir,
                              Hakîm'dir. Boşama iki kezdir. Bunun ardından ya iyilikle tutmak ya da
                              güzelce serbest bırakmak gerekir. Onlara verdiğinizden bir şeyi geri
                              almanız size helal olmaz. Erkekle kadının Allah'ın sınırlarını korumada
                              endişe etmeleri hali başka. Erkek ve kadının Allah'ın sınırlarında
                              duramayacaklarından endişe ederseniz, o zaman kadının verdiği fidyede
                              ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Bunları
                              aşmayın. Allah'ın sınırlarını aşanlar, işte onlar, zalimlerin ta
                              kendileridirler. Bütün bunların ardından erkek, kadını boşarsa artık bundan
                              sonra başka bir eşle nikahlanıncaya kadar ilk erkeğe helal olmaz. İkinci
                              erkek kadını boşadığında, boşanan kadınla ilk erkek Allah'ın sınırlarını
                              koruyabileceklerini düşünürlerse, birbirlerine dönmelerinde sakınca yoktur.
                              İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır ki, Allah bunları bilgi sahibi bir
                              topluluğa açıklar. Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamladılar
                              mı ya onları örfe uygun olarak tutun yahut da örfe uygun olarak serbest
                              bırakın. Onları, zulmetmeniz için, zararlarına bir biçimde, tutmayın. Bunu
                              yapan, öz benliğine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini eğlence aracı
                              yapmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve kendisiyle size öğüt vermek
                              için indirdiği Kitap'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun ve bilin ki,
                              Allah her şeyi çok iyi bilmektedir. Kadınları boşadığınız zaman bekleme
                              sürelerini tamamladıklarında, kendi aralarında örfe uygun olarak
                              anlaşmışlarsa eski kocalarıyla nikahlanmaları hususunda onlara engel
                              çıkarmayın. Bu, sizin Allah'a ve âhıret gününe inanmış olanınıza verilen
                              öğüttür. Bu sizin için daha isabetli ve daha temizdir, Allah bilir ama siz
                              bilmezsiniz. 2. sure (BAKARA) 226-232. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
                               
                              Kendilerine dokunmadan veya onlar için herhangi bir mehr belirlemeden
                              kadınları boşamanızda sizin için günah yoktur. Ancak onları nimetlendirin.
                              İmkânları geniş olan kendi gücünce yapar bunu, imkânları sınırlı olan da
                              kendi gücünce yapar. Örfe uygun bir nimetlendirme... Güzel düşünüp güzel
                              davrananlar üzerine bir borç... Bir mehr belirlemişseniz ve kadınları hiç
                              dokunmadan boşamışsanız, kestiğiniz mehrin yarısını verin. Ancak kadınların
                              vazgeçmesi ile, nikah bağı elinde bulunan erkeğin durumu müstesna. Erkekler
                              olarak sizin vazgeçmeniz takvaya daha yakındır. Aranızdaki lütufkârlık
                              farkını unutmayın. Allah, yapmakta olduklarınızı en iyi şekilde görmektedir. 2.
                              sure (BAKARA) 236-237. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
                               
                              Boşanmış kadınlar için örfe uygun bir geçim imkânı sağlanması Allah'tan
                              korkanlar üzerine bir borçtur. 2. sure (BAKARA) 241. ayet (Resmi:
                              2/İniş:92/Alfabetik:11)
                                "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 13 06:55AM +0300  

                                *YENİ Yazı : Canım Türkiyem *
                                 
                                MERHABA SEVGİLİ DOST"LARIM,
                                (İnsanın dostları olması ne güzel. Allah kimseyi dostsuz bırakmasın.)
                                 
                                *
                                Bu ülkede yaşayan insanların o kadar çok ortak paydası var ki... Vatanımız
                                bir, bayrağımız bir, dilimiz bir, dinimiz bir, havamız bir, kıblemiz bir,
                                daha yüzlerce bir bir bir... YAZIYI OKUYUN İNŞALLAH ...
                                *
                                *
                                 
                                *
                                Bana böyle akıcı yazılar nasip eden Rabbime binlerce hamdolsun...
                                 
                                YAZIYI OKUMAK için LÜTFEN BU 4 SİTEDEN BİRİNE TIKLAYINIZ:
                                 
                                *http://celal1973.blogspot.com/*
                                 
                                http://blog.milliyet.com.tr/Sayfam/Blogger/?UyeNo=2781491
                                 
                                http://www.moralhaber.net/genc-kalemler.html
                                 
                                http://www.yazete.com/genc-kalemler/
                                 
                                ***
                                 
                                Sayfaları açamayanlar için Bu yazıyı bir de aşağıya kopyalıyorum…
                                 
                                C. Çelik / Ankara ( Konya-Ereğli )
                                 
                                *************************************************************************

                                **
                                **
                                **
                                **
                                **
                                *Canım Türkiyem *
                                 
                                 
                                 
                                Bu ülkede yaşayan insanların o kadar çok ortak paydası var ki...
                                Vatanımız bir, bayrağımız bir, dilimiz bir, dinimiz bir, havamız bir,
                                kıblemiz bir, daha yüzlerce bir bir bir...
                                 
                                <http://2.bp.blogspot.com/-Qbx2sS9VZ3s/UbgswlL9-LI/AAAAAAAARB4/QLbQ8yxQGK4/s1600/Turkiye_Haritasi_Vectorel_by_ediiip.jpg>
                                 
                                 
                                Çoğumuz aynı mahallede, hatta aynı apartmanda oturuyoruz. Hatta aynı
                                fabrikada çalışıyoruz. Çocuklarımız aynı okulda okuyor.
                                 
                                 
                                 
                                *Bunca bir'ler varken bu ülkeyi bölmeye kimsenin gücü yetmeyecektir
                                Allah'ın izniyle...*
                                 
                                 
                                 
                                *Babam emekli* ustabaşıdır. Küçükken babamın çalıştığı atölyeye
                                giderdim. Babamın iş arkadaşları arasında *kürt* kökenli, *alevi*, *hacı*,
                                bulgar *göçmen*i, *Trakyalı* vs. velhasıl ülkemizin her bölgesinden
                                insanlar vardı.
                                 
                                 
                                 
                                Babamın atölyesinde öyle güzel muhabbet ortamı oluyordu ki... Herkes
                                birbirine *"usta"* diye hitap ediyor ve birbirlerini seviyorlardı.
                                 
                                 
                                 
                                Herkes sırayla hanımına birer gün arayla pasta börek yaptırıyor ve çay
                                muhabbetlerinde beraberce yiyorlardı. Hepsi iyi insanlardı.
                                 
                                 
                                 
                                Birisi hastalandığında ve bayramlarda hep birbirlerine ziyarete giderler
                                ve hediyeleşirlerdi.
                                 
                                 
                                 
                                Şimdilerde kimse kimseye selam vermiyor. Aynı apartmandaki
                                komşularımızdan habersiziz. Herhalde biz çoktan avrupalı olmuşuz !!
                                 
                                 
                                 
                                Avrupalı medeni ! ler bu değişimi yakından takip ediyor ve arada test
                                ediyorlar. Sanırım bir sonraki nesil geldiğinde, bizler belki göremeyiz ama
                                yeni bir *çanakkale savaşı* yapabiliriz...
                                 
                                 
                                <http://3.bp.blogspot.com/-2jtYVOmTOX8/UbgtjUhmZ8I/AAAAAAAARCA/EIgBjYjF6b4/s1600/%C3%A7k5.jpg>
                                 
                                 
                                Tarihi öğrenip atalarımıza layık olmak için çok okumalı ve çok
                                çalışmalıyız. Ve inşallah gençlerimiz bu bilinçle yetişir.
                                 
                                 
                                 
                                * Allah sonumuzu hayır etsin !*
                                 
                                 
                                 
                                Celal Çelik Ankara ( Konya-Ereğli )

                                 

                                "Ömer Faruk Hüsmüllü" <ofh...@gmail.com> Jun 12 11:26PM +0300  

                                -Demokratik haklarınızı kullanmanızı engelleyen, sorgulayan bir gençlik
                                olmanızdan rahatsızlık duyanlar adına sizden özür diliyorum.
                                -Hak aramalarınız sırasında sizi coplayan, yüzünüze biber gazı, üzerinize
                                su sıkan polisimiz adına sizden özür diliyorum.
                                -Size "çapulcu ve vantal" yaftalarını yapıştırmak isteyen siyasilerimiz
                                adına sizden özür diliyorum.
                                -Biber gazı kimyasal belasından çekinmem dolayısıyla Gezi Parkı'na,
                                yanınıza gelemediğim için sizden özür diliyorum.
                                -Ve hepsinden önemlisi; özür dilemekte geç kaldığım için de sizden özür
                                diliyorum...
                                Ömer Faruk Hüsmüllü
                                http://fikiryolu.net/index.php?option=com_content&view=article&id=7363%3Aoruc-babann-genclerden-oezuerue&catid=40%3Aoemer-faruk-huesmuellue&Itemid=71

                                 

                                ortac tepe <orta...@gmail.com> Jun 12 11:07PM +0300  

                                ılmaz Özdil: Ben'zemez kimse sana
                                 
                                Haberler <http://www.ilk-kursun.com/konu/haber> - Yılmaz
                                Özdil<http://www.ilk-kursun.com/konu/hurriyet/yilmazozdl>
                                 
                                12 Haziran 2013
                                 
                                Üç milyar ağaç diktim.
                                 
                                Benden önce İstanbul çöldü.
                                 
                                Amazon ormanı gibi yaptım.
                                 
                                *
                                 
                                Boğaz yoktu.
                                 
                                Ben ayırdım ikiye.
                                 
                                Baktım ki, yüzerek geçiyorlar karşıdan karşıya, köprüler kurdum.
                                 
                                Marmara denizi boş çukurdu.
                                 
                                Ben doldurdum.
                                 
                                Ada koydum oraya dört-beş tane.
                                 
                                Lüfer getirdim Karadeniz'den.
                                 
                                Konstantinopolis'ti bu fakir kardeşiniz iş başına gelene kadar.
                                 
                                Papazın çayırıydı.
                                 
                                İmamın çayırı yaptım ben.
                                 
                                Alt tarafı yedi tepeliydi...
                                 
                                Küçük dağları ben yarattım.
                                 
                                Demir ağlarla ördüm.
                                 
                                Uçağa bindirdim ben.
                                 
                                Ayranı icat ettim.
                                 
                                IMF'ye borcunuz vardı...
                                 
                                Ben ödedim, maaşımdan verdim.
                                 
                                Lütfettim, bahşettim.
                                 
                                Saraylar yaptırdım ben.
                                 
                                Mimar Sinan'ı ben işe aldım.
                                 
                                Galata kulesini diktim.
                                 
                                Elektriği ben getirdim.
                                 
                                Ateşi ben buldum.
                                 
                                Su bağladım Yerebatan sarnıcına.
                                 
                                Tarımı ilk ben yaptım.
                                 
                                Benden önce milattan önce.
                                 
                                Cep telefonu yoktu be.
                                 
                                Camilerde bira içiyorlardı.
                                 
                                Minareden şampanya patlatıyorlardı.
                                 
                                Ben yasakladım.
                                 
                                Bizanslı hanımlar bana dedi ki...
                                 
                                Ben ben ben ben...
                                 
                                Hürriyet

                                 

                              Bu iletiyi, Turkiye-icin-el-ele Google Grubu'na abone olduğunuz için aldınız.
                              E-posta ile yayın gönderebilirsiniz.
                              Bu grubun aboneliğinden çıkmak için boş bir ileti gönderin.
                              Diğer seçenekler için grubu ziyaret edin.

                              --
                              Sayın "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubu üyesi.
                              grubumuzla ilgili şikayetleriniz ve tavsiyeleriniz grup yönetimine " erzinca...@gmail.com " adresimize bildirin,
                              Grubumuzda yayınlanan iletilerin yasalar karşısında tüm sorumluluğu yazarına ve iletinin üzerinde değişiklik yapıp yayınlayan üyeye ait olacaktır, İletilerin mutlaka konu başlıklarını yazınız. İletilerinizde Başka bir grubun tanıtımı, url adresleri yada benzeri ibareler bulunması halinde o iletiler yayınlanmayacaktır.. önemle duyurulur. saygılarımızla
                              ---
                              Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU " adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
                              Bu gruba kayıt göndermek için Turkiye-i...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
                              Bu grubu http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele adresinde ziyaret edebilirsiniz.
                               
                               

                               

                               

                              Bu elektronik posta veya eklerinden biri gizli bilgi iceriyor olabilir. Eger gonderilenler listesinde adiniz gecmiyorsa lutfen bu elektronik postaya dayanarak herhangi bir islem yapmayiniz, ekteki dosyalari acmayiniz, mesaji siliniz ve hemen gonderen ile temasa geciniz. Bu mesaj ve icerigi, hicbir sekilde herhangi bir amac icin cogaltilamaz, yayinlanamaz ve para karsiligi satilamaz. Bu mesaj e-posta ile iletiliyorsa, viruslere karsi anti-virus sistemleri tarafindan taranmistir. Ancak gonderici, bu e-posta mesajinin; virus koruma sistemleri ile kontrol ediliyor olsa bile virus icermedigini garanti etmez ve meydana gelebilecek zararlardan dogacak hicbir sorumlulugu kabul etmez. Mesaj icerigi ve ekinde bulunan dusunce ve yorumlar, Tasdelen Group'a degil sadece gondericiye aittir.

                              This email or any of the attachments may contain confidential information. If you are not named on the addressee list, please take no action in relation to this email, do not open any attachment, delete the message and please contact the sender immediately. This message and its contents cannot be copied, published or sold for any reason. If this message is sent via e-mail, the message and its contents have been checked by anti-virus systems. However, the sender can not warrant that virus or other forms of data corruption may not be present in the message and cannot be held responsible of any harm that may be caused. Opinions and comments included in the message or attachments are concerning only the sender not Tasdelen Group.

                              Tasdelen Group.

                              Mesut UYGUR

                              unread,
                              Jun 13, 2013, 4:32:25 PM6/13/13
                              to Turkiye-i...@googlegroups.com
                              Reply all
                              Reply to author
                              Forward
                              0 new messages