Grup: http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/topics
- Firavunları kim yarattı? / Güncel bir yaşar Nuri Öztürk yazısı [1 Güncelleme]
- [Konu Yok] [1 Güncelleme]
- Toplumsal düzen ve hukuk – 109: B. Hukuk – 52 [1 Güncelleme]
- [TÜRKİYE:17395] MİRAC [1 Güncelleme]
- "MİRAÇ" kandiliniz "hayırlı, kutlu ve mübarek" olsun....... // ek: dosyalar [1 Güncelleme]
- "MİRAÇ?!" [1 Güncelleme]
- İSTANBUL-İZMİT-YOZGAT'TAN SANAT HABERLERİ... [1 Güncelleme]
- Hekimoğlu ismail : Miraç hadisesi akla nasıl yaklaşır? [1 Güncelleme]
- TAŞ KUYUDA! [1 Güncelleme]
- Miraç Kandili - HEKİMOĞLU İSMAİL [1 Güncelleme]
- AKIL, KORKU VE İTAAT [1 Güncelleme]
- Miraç Kandili (Vaaz) [1 Güncelleme]
- Mermi düşmana karşı kullanılır... [1 Güncelleme]
- 5-Mürtecilerin uğraşıp durduğu bir profesör.. Bir karar, bir umut.... [1 Güncelleme]
- Hükümetin ortakları... [1 Güncelleme]
- Cumhuriyet 04.06.2013 Biber Gazı: İnsan Hakları İhlali - Rıza TÜRMEN [1 Güncelleme]
- Medya... - Bekir COŞKUN [1 Güncelleme]
- Türkiye'yi ampul aydınlatıyor... [1 Güncelleme]
- Onbinler Mescid-i Aksa ve Mavi Marmara için tek yürek oldu. [1 Güncelleme]
- Namazı Cumayı Ramazanı Orucu Yasaklarsa Bu zihniyet Şaşırmayın Mersin İçel Burak Canlı [1 Güncelleme]
- TAKSİM GEZİ PARKI DEMOKRASİNİN GÜVENCESİ HALKTIR [1 Güncelleme]
- Yeni yazım " Ellerim kırılsaydı "..Yazar Sayın Türker ERTÜRK [1 Güncelleme]
- YURT DIŞINDAN, TÜRKİYE'DE OLAN BİTENLER.... [1 Güncelleme]
- TAY DERGİSİ'NİN HAZİRAN 2013 TARİHLİ 131.SAYISI YAYINLANDI... [1 Güncelleme]
- Toplumsal düzen ve hukuk – 106 : B. Hukuk – 49 [1 Güncelleme]
"M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com> Jun 05 09:26PM +0300
Firavunları kim yarattı?
*04 Haziran 2013, 12:51*
[image: Firavunları kim yarattı?]
*Yaşar Nuri Öztürk
in...@yasarnuri.com*
*
*
*Firavun sözcüğü, büyük harfle yazıldığında eski Mısır'ın ünlü krallarını,
küçük harfle yazıldığında tüm zorbaları, tüm diktatörleri ifade eder. *
*Kur'an, firavun sözcüğünü bu iki anlamda da kullanır. *
*
*
*İkinci anlamda 'tâğut' sözcüğü de kullanılır ki, o da azmış diktatör,
kendini ilahlaştıran zorba demektir. *
*
*
*Hz. Peygamber bu anlamda olmak üzere, 'meliki adûd' (azmış krallar)
tabirini kullanmış ve kendisinden otuz yıl sonra gelmeye başlayacak
'halife' unvanlı zorbaları bu tabirle nitelemiştir. *
*
*
***Bu demektir ki, Emevî zorbalığının kurucusu olan Muaviye ile başlayıp
Müdafaai Hukuk devrimiyle yıkılan halife saltanatları dönemi baştan başa
bir meliki adûdlar dönemidir. *
*
*
*Haçlı emperyalizmle onun dincilik adına uşaklığını yapanların meliki
adûdlar saltanatını tarihe gömen Müdafaai Hukuk zihniyetiyle o zihniyetin
başbuğu olan Atatürk'e düşmanlığı boşuna değildir.
Kur'an'a göre, firavunları üretenler, zulme, diktatörlüğe tepkisiz kalarak
zalimlere uşaklık edenlerdir. *
*
*
***Hz. Peygamber, din adamlarının sözlerini dokunulmaz-eleştirilmez
kılanların da onları rableştirdiğini yani ilah-kral haline getirdiğini
söylemiştir. Buradan bakıldığında, genelde dinler tarihinin, özel olarak da
İslam tarihinin bir 'rableştirilmiş zorbalar tarihi' olduğu rahatlıkla
görülecektir.
İslam tarihinde zulme isyanın öncü isimlerinden biri olan İmamı Âzam (ölm.
150/767) , Müslüman ümmetin firavun yaratan zihniyeti sona erdirmesini,
İslam imanının temel icabı olarak görmekteydi.*
*
*
***Şehit imama göre, diktacı yönetime isyan yoksa hiçbir ibadet bir anlam
taşımayacaktır. Ve hiçbir zalim, kendisine sessiz kalan bir kitlenin
dolaylı desteği olmadan yaşayamaz.
Kur'an'dan öğreniyoruz ki, mazlum bildiğimiz birçok halk aslında pasif
zalim oldukları için ezilip horlanmıştır. *
*
*
*Mazlum gerçek mazlumsa zalimin uzun süre egemen olması söz konusu
değildir. *
*
*
*Zulüm, din veya dinsizlik adı altında uzun süre devam ediyorsa bunun
sebebi zalimlere uşaklığı hüner sanan bir halkın, en azından bir
satılmışlar ekibinin varlığıdır. *
*
*
*Bu ekip, 'pasif zalimler ekibi'dir. Pasif zalimlik; zulme başkaldırması
gerekirken, küçük çıkarlar yü-zünden zalimlere karşı sessiz kalan, böylece
onlara dolaylı destek veren kişi ve toplumların sıfatıdır. *
*
*
*Kur'an'ın bu noktadaki tezi şudur:*
*
*
*Aktif zalimlerin birçoğunu, pasif zalimler, yani zulme bir biçimde uşaklık
edenler yaratmıştır.
Kur'an'ın bu anlamda devrim yaratan tespiti Zühruf suresinin 54-56.
ayetlerinde verilmiştir. *
*
*
*(**İşte toplumunu böyle küçümsedi**, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü
onlar yoldan sapmış bir toplum idiler**.** Onlar bizi bu şekilde
öfkelendirince, biz de onlardan öç aldık; hepsini suya gömüverdik. Onları,
sonra gelecekler için eski bir örnek yaptık. 43 / ZUHRUF / 54- 56. ayet
meali - MKA)*
*
*
*Ne var ki, geleneksel tefsirlerin büyük kısmı, Arabizmin İslam'a ve
Müslümanlara egemen olduğu dönemlerde yazıldığı için anılan ayetlerin
mesajını bütün açıklığıyla ortaya konamadı. Bu mesajı ortaya koymak, ölüm
fermanını imzalamakla eş anlamlıydı. Nitekim fetvalarıyla bu ayetlerin
mesajını hayata geçirmeye kalkan İmamı Âzam Ebu Hanîfe, bunun faturasını
hayatıyla ödemiştir.*
*
*
*Bu ayetlerin devrim niteliğindeki mesajı üzerinde hakkıyla konuşmak için
dinin saltanat aracı olmaktan çıkarılmış olması gerekir. Aksi halde, o
mesajı telaffuz eden, o coğrafyadaki yönetimlere isyan etmiş sayılır. *
*
*
*Hem o mesajı açıklamak hem de isyan etmiş sayılmamak ancak laik bir
sistemin egemen olduğu ülkede mümkündür. *
*
*
*Saltanat dincisi firavun yamakları, bunu bildikleri için, temel
uğraşlarının başına, laiklikle mücadeleyi koymuşlardır.
Firavunları yaratan halkların uşaklık psikolojilerini deşifre edip bu
psikolojinin Allah'ı nasıl öfkelendirdiğini, pasif zalimlerden intikam alma
kararına nasıl vardırdığını ifade eden Zühruf 54-56. ayetler, emperyalizmin
hapishanesine dönüştürülmüş ibadethanelere, mescitlere hapsolmayı din sanan
bir kitlenin Allah tarafından Allah'ın düşmanı gibi algılandığını
göstermektedir. *
*
*
***Unutmayalım, Kur'an, iki tür namazdan söz etmektedir:
1. İnsanı Allah'a yaklaştıran, rahmet vesilesi namaz,
2. İnsanı Allah'ın düşmanı haline getiren lanet vesilesi namaz. (Mâûn
suresi, 4-7)
Kur'an'a saygımız varsa bu namazların ikisini de gündem yapmalıyız. Birini
sakladığımızda biz de Kur'an'ın lanetine çarpılırız. *
*Çünkü bu iki namazın biri saklandığında namazın gerçek anlamını kavramamız
mümkün olmaktan çıkar ve saltanat dincisi firavunlarla onlara uşaklık
edenler kitleyi mahveder. *
*
*
***İslam tarihi, bu kahırlı kaderin yarattığı tablolarla doludur.*
**
http://www.sanalbasin.com/goster/23864/?href=http://www.yurtgazetesi.com.tr
*
*
*DİP NOT:*
*Referansınız (başvuru kaynağınız) "İslam" ise; **Doğruyu bulacağınız,
Doğru Kitap Kuran'dır.*
*Konularına Göre Kuran Mesajı derlemesi, Ana dilimizde** **"Doğru Bilgi Ana
Kaynağı" nın kullanılmasına imkan ve katkı sağlayabilmek amaç ve niyetiyle,
Kuran'ın ışığında bir kısım "Kitap" bilgisini, yorumsuz olarak doğrudan
Kuran ayetleriyle, zandan azade, aklını ve gönlünü işleten "Nasip
Sahipleriyle" paylaşabilmek için yapılmıştır.*
* *
*Allah Kelamın algılanıp anlaşılmasında , gerçeğe ulaştıran yollardan bir
yol, hakikate açılan kapılardan bir kapı olması umulmaktadır.*
*RESUL KUR'AN'IN TEBLİĞİ olan on E- Kitap ve Kuran Işığında Yorumlar E-
Kitabı ile "HASENAT 4.0 KUR'AN ARAŞTIRMA PROGRAMIN" dan oluşan***
* *
*"KONULARINA GÖRE KURAN MESAJI" nı,*
* *
*bilgisayarınıza indirmek ve arşivlemek istiyorsanız:*
*Yenilenen ve güncellenen aşağıdaki linki tıklayınız. 30 saniye geri
sayımı takiben gözükecek "download" yazılı kutucuğu da tıklayınız. (Reklamları
ve başka kutucukları tıklamayın) *
*Ve yaklaşık bir dakika sonra bilgisayarınıza indirmiş olacağınız dosyanın
içindeki "önce beni oku" belgesine bakıp, istediğinizi yapınız: *
*
*
http://s3.dosya.tc/server5/qlFSIk/KONULARINAGOREKURANMESAJ_-MKA.rar.html
*BU LİNK ÇALIŞMADIĞINDA İNDİRME YAPILABİLECEK UYGUN LİNK VE KONULARINA
GÖRE KURAN MESAJI HAKKINDA ÖZET BİLGİ, AŞAĞIDAKİ YAZIDA MEVCUTTUR:*
http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=5747
* *
*Allah'ın Selam, Rahmet ve Bereketi ile Mağfiret ve Hidayeti, Dileyenin
üzerine olsun.*
* *
*"**Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir
şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır.**Allah her şeye, herkese
gıda ulaştırır, Mukît'tir."* 4. sure (NİSA) 85. ayet
MİRAÇ KANDİLİNİZ KUTLU VE HAYIRLARA VESİLE OLSUN
--
Selam...
T.C. / M. Kemal Adal
ortac tepe <orta...@gmail.com> Jun 05 07:49PM +0300
** **
****<http://www.facebook.com/photo.php?fbid=556622994388389&set=a.186947758022583.57091.174576855926340&type=1&ref=nf>
[image: ....]****<http://www.facebook.com/photo.php?fbid=556622994388389&set=a.186947758022583.57091.174576855926340&type=1&ref=nf>
** **
** **
** **
** **
[image: Çapulcu Dostumuzdan Mesaj Var ! @[387334914714649:274:Diren Gezi
Parkı]]<http://www.facebook.com/photo.php?fbid=389073871207420&set=a.387340641380743.1073741828.387334914714649&type=1&ref=nf>
****
** **
** **
** **
[image: LÜTFEN YAYALIM]<http://www.facebook.com/photo.php?fbid=10200418194790169&set=a.2316826912858.127130.1015047138&type=1&ref=nf>
****
** **
[image: Bugün doğan bebeklere konulan
isimler:)]<http://www.facebook.com/photo.php?fbid=537314819665350&set=a.537314606332038.1073743916.117008998362603&type=1&ref=nf>
****
Bugün doğan bebeklere konulan isimler:)****
** **
[image: FASIL SAY İlk kez piyano dışında bir şey çalacağım, tencere..dedi
ve dedğini yaptı,sahneye çıktı tencere çaldı işte
buuuuuuuu....]<http://www.facebook.com/photo.php?fbid=529566050437470&set=gm.459397730816704&type=1&ref=nf>
****
FASIL SAY İlk kez piyano dışında bir şey çalacağım, tencere..dedi ve
dedğini yaptı,sahneye çıktı tencere çaldı işte buuuuuuuu....****
** **
** **
[image: Hahah!]<http://www.facebook.com/photo.php?fbid=10151643506739306&set=a.10150284742814306.354850.522219305&type=1&ref=nf>
****
** **
[image: Fotoğraf]<http://www.facebook.com/photo.php?fbid=321230824675053&set=a.320740534724082.1073741830.267678586696944&type=1&ref=nf>
****
** **
** **
Bu e-posta mesaji, mesajin alici kisminda belirtilmis olan kullanici
icindir. Mesajin alicisi siz degilseniz lutfen dogrudan veya dolayli olarak
mesaji kullanmayiniz, gondericiyi bilgilendirip mesajin tum kopyalarini
siliniz. Bu mesaj icerisinde belirtilen gorusler ve bilgiler hicbir sekilde
Sermaye Piyasasi Kurulu'na (SPK) atfedilemeyecegi gibi, SPK'yi baglayici da
degildir. Nihayet, bilinen viruslere karsi kontrolleri elektronik olarak
yapilmis olan bu mesajin sisteminizde yaratabilecegi zararlardan SPK
sorumlu tutulamaz.
This e-mail is intended solely for the use of the individual or entity to
whom it is addressed. If you are not the intended addressee of this
message, you should not use this message directly or indirectly, please
delete this message and all copies from your system and notify the sender
immediately. Any opinions and information contained in this message are not
given or endorsed by The Capital Markets Board of Turkey (CMB). CMB does
not accept any legal responsibility whatsoever for the contents of this
message. This message has been scanned for known computer viruses thence
CMB is not liable for the occurrence of any system corruption caused by
this message.
Abdullah Mustafa <abdullah...@gmail.com> Jun 05 07:42PM +0300
Toplumsal düzen ve hukuk - 109
B. Hukuk - 52
3. Özel hukuk - 7 a)Evlenme ve Boşanma (Nikâh-Talak) -7
(2) Evlilik - 3 (a) Evlilik, Genel- 3
Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah, insanların
bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol
harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah'ın kendilerini
koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve
iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları
yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın / bulundukları
yerden başka yere gönderin! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık
onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca
büyüktür. Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından endişe ederseniz, bir
hakem erkek tarafından, bir hakem de kadın tarafından gönderin. Bunlar,
barıştırmak isterlerse Allah, kadınla erkeğin aralarını düzeltmede onları
başarılı kılacaktır. Allah Alîm'dir, her şeyi bilir; Habîr'dir, her şeyden
haberdardır. 4. sure (NİSA) 34-35. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)
Senden kadınlar hakkında fetva soruyorlar. De ki: "Onlar hakkında fetvayı
size Allah veriyor." Yazılmış hakları olanı kendilerine vermeyip de
kendileriyle nikâhlanmak istediğiniz kadınların yetimleri hakkında, ezilip
horlanan çocuklar hakkında, yetimler için adaleti yerine getirmeniz
hakkında. Kitap'ta olup da yüzünüze karşı okunan şeyler var. Hayır olarak
yaptığınız her şeyi Allah, hakkıyla bilmektedir. Eğer bir kadın kocasının
sadakatsizliğinden, yahut kendisine sırt çevirmesinden endişe ederse
aralarını bir barış girişimiyle düzeltmelerinde kendileri için bir sakınca
yoktur. Ve barış hep hayırdır. Nefisler, cimrilik ve doymazlığa hazır hale
getirilmiştir. Güzel davranır, sakınıp korunursanız Allah, yapmakta
olduklarınızdan haberdar olacaktır. Tutkunluk derecesinde isteseniz de
kadınlar arasında adaleti sağlamaya asla güç yetiremezsiniz. O halde tam
bir eğilimle bir yana yönelip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Barışı
esas alıp sakınırsanız, Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır. Eğer
ayrılırlarsa Allah, geniş nimetinden her birini zenginleştirir. Allah
Vâsi'dir, genişler ve genişletir; Hakîm'dir, hikmeti sınırsızdır. 4. sure
(NİSA) 127-130. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)
*Bitmedi nasipse devam edecek.*
*DİP NOT:*
*Referansınız (başvuru kaynağınız) "İslam" ise; **Doğruyu bulacağınız,
Doğru Kitap Kuran'dır.*
*Konularına Göre Kuran Mesajı derlemesi, Ana dilimizde** **"Doğru Bilgi Ana
Kaynağı" nın kullanılmasına imkan ve katkı sağlayabilmek amaç ve niyetiyle,
Kuran'ın ışığında bir kısım "Kitap" bilgisini, yorumsuz olarak doğrudan
Kuran ayetleriyle, zandan azade, aklını ve gönlünü işleten "Nasip
Sahipleriyle" paylaşabilmek için yapılmıştır.*
* *
*Allah Kelamın algılanıp anlaşılmasında , gerçeğe ulaştıran yollardan bir
yol, hakikate açılan kapılardan bir kapı olması umulmaktadır.*
*RESUL KUR'AN'IN TEBLİĞİ olan on E- Kitap ve Kuran Işığında Yorumlar E-
Kitabı ile "HASENAT 4.0 KUR'AN ARAŞTIRMA PROGRAMIN" dan oluşan***
* *
*"KONULARINA GÖRE KURAN MESAJI" nı,*
* *
*bilgisayarınıza indirmek ve arşivlemek istiyorsanız:*
*Yenilenen ve güncellenen aşağıdaki linki tıklayınız. 30 saniye geri
sayımı takiben gözükecek "download" yazılı kutucuğu da tıklayınız. (Reklamları
ve başka kutucukları tıklamayın) *
*Ve yaklaşık bir dakika sonra bilgisayarınıza indirmiş olacağınız dosyanın
içindeki "önce beni oku" belgesine bakıp, istediğinizi yapınız: *
*
*
http://s3.dosya.tc/server5/qlFSIk/KONULARINAGOREKURANMESAJ_-MKA.rar.html
*BU LİNK ÇALIŞMADIĞINDA İNDİRME YAPILABİLECEK UYGUN LİNK VE KONULARINA
GÖRE KURAN MESAJI HAKKINDA ÖZET BİLGİ, AŞAĞIDAKİ YAZIDA MEVCUTTUR:*
http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=5747
* *
*Allah'ın Selam, Rahmet ve Bereketi ile Mağfiret ve Hidayeti, Dileyenin
üzerine olsun.*
* *
*"**Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir
şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır.**Allah her şeye, herkese
gıda ulaştırır, Mukît'tir."* 4. sure (NİSA) 85. ayet
MİRAÇ KANDİLİNİZ KUTLU BE HAYIRLARA VESİLE OLSUN
--
Selam ...
Abdullah Mustafa
"TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ" <toplumsaldu...@gmail.com> Jun 05 07:24PM +0300
*"Ne mutlu TÜRK'ÜM" diyenler, *
*diyemeyenler, her kesim ve herkesin, *
*"adalet, emniyet, huzur, güven, karşılıklı saygı, anlayış ve barış" içinde
"iyi insan ve iyi vatandaş formunda" yaşadıkları; *
*yönetme / yönetilme sorunu olmayan; *
*Adalet Ahlâkı, Evrensel Hukuk ve Demokrasi ile "Namuslu, Dürüst, Onurlu,
Sorumlu ve Demokrat" İNSAN'larca yönetilen; *
*Zengin, ÖZGÜR, güçlü, TAM BAĞIMSIZ ve mutlu,*
*"bir Türkiye" dileğiyle; *
*"MİRAÇ Kandili'niz" hayırlı, kutlu ve mübarek olsun... *
"Mustafa Nevruz Sınacı" <mustafane...@gmail.com> Jun 05 07:05PM +0300
*"Ne mutlu TÜRK'ÜM" diyenler, *
*diyemeyenler, her kesim ve herkesin, *
*"adalet, emniyet, huzur, güven, karşılıklı saygı, anlayış ve barış" içinde
"iyi insan ve iyi vatandaş formunda" yaşadıkları; *
*yönetme / yönetilme sorunu olmayan; *
*Adalet Ahlâkı, Evrensel Hukuk ve Demokrasi ile "Namuslu, Dürüst, Onurlu,
Sorumlu ve Demokrat" İNSAN'larca yönetilen; *
*Zengin, ÖZGÜR, güçlü, TAM BAĞIMSIZ ve mutlu,*
*"bir Türkiye" dileğiyle; *
*"MİRAÇ Kandili'niz" hayırlı, kutlu ve mübarek olsun...
*
*Mustafa Nevruz SINACI*
--
*______________________________________________
Mustafa Nevruz SINACI*
*Siyaset Bilimci-Hukukçu, Araştırmacı-Yazar*
*e.mail (özel)*, gercek....@hotmail.com
*Yazışma Adresi*: *P.K. 118 [06 442] Yenişehir-ANKARA*
*WEB* ::: http://www.mustafanevruzsinaci.blogspot.com
Mustafa Nevruz SINACI <gercek....@hotmail.com> Jun 05 02:38PM
"Ne mutlu TÜRK'ÜM" diyenler, diyemeyenler, her kesim ve herkesin, "adalet, emniyet, huzur, güven, karşılıklı saygı, anlayış ve barış" içinde "iyi insan ve iyi vatandaş formunda" yaşadıkları; yönetme / yönetilme sorunu olmayan; Adalet Ahlâkı, Evrensel Hukuk ve Demokrasi ile "Namuslu, Dürüst, Onurlu, Sorumlu ve Demokrat" İNSAN'larca yönetilen; Zengin, ÖZGÜR, güçlü, TAM BAĞIMSIZ ve mutlu,"bir Türkiye" dileğiyle; "MİRAÇ Kandili'niz" hayırlı, kutlu ve mübarek olsun... Mustafa Nevruz SINACI
"KERİM ÖZBEKLER" <kerimoz...@gmail.com> Jun 05 05:41PM +0300
ARAŞTIRMACI YAZAR OĞUZ ÇETİNOĞLU İSTANBUL'DA ''TÜRKLER NASIL VE NİÇİN
MÜSLÜMAN OLDU ?'' KONUSUNDA 1 KONUŞMA
YAPACAK...<http://kerimozbekler34.blogspot.com/2013/06/arastirmaci-yazar-oguz-cetinoglu.html>
ARAŞTIRMACI YAZAR OĞUZ ÇETİNOĞLU İSTANBUL'DA ''TÜRKLER NASIL VE NİÇİN
MÜSLÜMAN OLDU ?'' KONUSUNDA 1 KONUŞMA YAPACAK...
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
9 HAZİRAN 2013 PAZAR GÜNÜ, SAAT.10.00-12.15 ARASINDA;HOCA AHMET YESEVİ
VAKFI-KÜÇÜK AYASOFYA CADDESİ, KÜÇÜKAYASOFYA CAMİİ YANI SULTANAHMET-İSTANBUL
ADRESİNDE 15 GÜNDE 1 YAPILAN KAHVALTILI YESEVİ TOPLANTILARININ 77.NCİSİ
YAPILACAKTIR, MUSTAFA ÖZKURT'UN İKRAM SAHİBİ OLDUĞU TOPLANTI SIRASINDA
ARAŞTIRMACI-YAZAR OĞUZ ÇETİNOĞLU ''TÜRKLER NASIL VE NİÇİN MÜSLÜMAN OLDU?''
KONUSUNU İŞLEYECEKTİR. İLGİLENENLERE, ÖNEMLE DUYURULUR.
NOT.SİZ DE BULUNDUĞUNUZ İL-İLÇE-KASABA VE KÖY'DE BU TÜR TOPLANTILAR
DÜZENLEYEBİLİRSİNİZ...
Bunu E-postayla
Gönder<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=6102225020295903356&target=email>
BlogThis!<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=6102225020295903356&target=blog>Twitter'da
Paylaş<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=6102225020295903356&target=twitter>Facebook'ta
Paylaş<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=6102225020295903356&target=facebook>
BAĞIMSIZ YAZARLAR VE ŞAİRLER DERNEĞİ (BAYŞAD) DERİNCE ÇINARLIDERE PİKNİK
ALANINA GEZİ DÜZENLEDİ...<http://kerimozbekler34.blogspot.com/2013/06/bagimsiz-yazarlar-ve-sairler-dernegi.html>
BAĞIMSIZ YAZARLAR VE ŞAİRLER DERNEĞİ (BAYŞAD) DERİNCE ÇINARLIDERE PİKNİK
ALANINA GEZİ DÜZENLEDİ...
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
İZMİT'TE Kİ BAĞIMSIZ YAZARLAR VE ŞAİRLER DERNEĞİ (BAYŞAD) BAŞKANI HAFIZ
OSMAN SARAÇ TARAFINDAN BAYŞAD ÜYELERİ VE MİSAFİRLERİNİN İŞTİRAK EDEBİLECEĞİ
ÜCRETSİZ BİR PİKNİK GEZİSİ DÜZENLENMİŞTİR, 8 HAZİRAN 2013 CUMARTESİ GÜNÜ
YAPILACAK OLAN ETKİNLİK İÇİN İZMİT'TE Kİ SEKA CAMİİ ÖNÜNDEN. SAAT.10.00'DA
ARABA KALKACAKTIR. DERİNCE ÇINARLIDERE PİKNİK ALANI'NA GİDİLECEK OLAN GEZİ
SIRASINDA, ATIŞMA-TÜRKÜ-ŞİİR DİNLETİSİ DE YAPILACAKTIR. BUNUN İÇİN SEYYAR
ANFİ İLE SES DÜZENİ DE KURULACAKTIR, PİKNİK GEZİSİNE İŞTİRAK ETMEK
İSTEYENLERİN İMKANLARI ORANINDA PASTA-BÖREK-TAVUK-ET-BUT-COLA-FANTA VB.GİBİ
YİYECEKLERİ EVLERİNDE YAPIP GETİREBİLECEKLERİ BİLDİRİLİYOR. GEZİYE İŞTİRAK
ETMEK İSTEYENLER, AŞAĞIDA Kİ KİŞİLERİ ARAYABİLİRLER;
ORGANİZASYON SORUMLUSU;YENER AYDEMİR-GSM TEL.0-505-6339434
ARAÇ İÇİN ADNAN SERTEL-GSM TEL.0-532-2738771
NOT.SİZ DE BULUNDUĞUNUZ İL-İLÇE-KASABA VE KÖY'DE BU TÜR GEZİLER
DÜZENLEYEBİLİRSİNİZ...
Bunu E-postayla
Gönder<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=7106489677673392312&target=email>
BlogThis!<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=7106489677673392312&target=blog>Twitter'da
Paylaş<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=7106489677673392312&target=twitter>Facebook'ta
Paylaş<http://www.blogger.com/share-post.g?blogID=8312197190032426908&postID=7106489677673392312&target=facebook>
4 Haziran 2013 Salı
YOZGAT BOZOK ŞAİRLER VE AŞIKLAR ŞÖLENİNE İŞTİRAK EDECEK ŞAİRLER VE AŞIKLAR
BELLİ OLDU...<http://kerimozbekler34.blogspot.com/2013/06/yozgat-sairler-solenine-istirak-edecek.html>
YOZGAT BOZOK ŞAİRLER VE AŞIKLAR ŞÖLENİNE İŞTİRAK EDECEK ŞAİRLER VE AŞIKLAR
BELLİ OLDU...
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
7-8-9 HAZİRAN 2013 TARİHLERİNDE YAPILACAK OLAN YOZGAT BOZOK ŞAİRLER VE
AŞIKLAR ŞÖLENİNE İŞTİRAK EDECEK OLAN ŞAİRLER BELLİ OLDU, BİRLİK BAŞKANI
SALİM GÜLBAHÇE TARAFINDAN YAYINLANAN BİLDİRİ AŞAĞIDA Kİ ŞEKİLDEDİR;
Sayın şiir severler ve halk edebiyatına gönül verenler. "YOŞAYBİR-DER "
Yozgat Şairler Yazarlar Birliği Derneği Olarak Yozgat'ımızın Kültür,
Edebiyat, Tarihi ve turisttik yerlerini ve "UNESCO'nun" Somut olmayan
manevi miras kabul edilen geleneklerimi Yaşamak ve yaşatmak adına
düzenlediğimiz , Yozgat Çağanoğlu Parkında ( Bozok Şairler ve Aşıklar
Şöleni ) yapılacaktır.
Bu programa il dışından değerli Onur konukları, Şairler Aşıklar,
ozanlar, Gazeteciler, davet edilmişlerdir. Bu şölenimize Tüm Yozgat Halkı
Davetlidir.
Programa katılacak konukların isim listesi aşağıdaki şekilde
oluşmuştur. İmkanlar ölçüsünde hazırlanan Bu liste kesin olup ekleme
yapılamayacaktır. İlgileriniz şimdiden teşekkür ediyoruz.
Salim GÜLBAHÇE
*YOZGAT ŞAİRLER VE YAZARLAR BİRLİĞİ DERNEĞİ BAŞKANI*
*BOZOK ŞAİRLER VE AŞIKLAR ŞÖLENİ KATILIM LİSTESİ;*
*1- *Salim GÜLBAHÇE-YOZGAT
*2- *Nuh ŞAHİN
*4- *Yaşar YİĞİTSOY
*5- *Muharrem ASLAN
*6- *Songül YURDAGÜL
*7- *Doğan ÇELİK
*8- *Ahmet YETİM
*9- *Mehmet KARAASLAN
*10-*Osman KARACA
*11-*Yusuf YILDIRIMER
*12-*Yaşar UYGUN
*13-*Yaşar DEMİR
*14-*Ali DOĞRUYOL
*15-*Celalettin YÜNEL
*16-*Lokman GÜLBAHÇE
*17-*Fikri ONAT
*18-*İhsan YÜZBAŞIOĞLU
*19-*İsmail ARSLAN
*20-*Murat ERCİYAS
*21-*İdris GÜMÜŞ
*22-*Yaşar DEMİR
*23-*Murat TANRIVERDİ (DERDİYAR)-SİVAS
*24-*İsmail ÖZBEK ( KULHAKİ )
*25-*Orhan ERCİYAS
*26-*Mehmet ÖZ (ÖZOZAN)
*27-*Erdoğan BEKTAŞ
*28-*Rıza DOĞANGÖNÜL (TOPAL PAŞA)
*29-*Samet ÖZDEMİR
*30-*Cemil ARSLAN ( YOFSAD BAŞKANI )
*31-*Yusuf ÖZCAN
*32-*Hayrettin İVGİN-ANKARA
*33-*Bayram DURBİLMEZ-KAYSERİ
*34-*İlahe BAYANDUR
*35-*Yakup Temeli (AŞIK TEMELİ )
*36-*Kadir TUNCER
*37-*Duran EROĞLU (AŞIK SEVDAİ )
*38-*Mehmet ŞİMŞEK (KÜÇÜK NEŞET )
*39-*Murat DUMAN
*40-*Rıfat ÇAKIR
*41-*Kerim ÖZBEKLER-AYDIN
*42-*Ömer TURAL-KAYSERİ
*43-*Nevin KILIÇ-SİVAS
*44-*Metin CANSIZ
*45-*Birsen DİNÇ
*46-*Coşkun MUTLU-ANKARA
*47-*Tunçer ULUSOY
*48-*Bekir AKBULUT
*49-*Narin ALTAN
*50-*Rabia TAŞDEMİR
*51-*İlknur BELEN (NAZLIKIZ)
*52-*Ahmet DİVRİKOĞLU
*53-*Durak YİĞİT
*54-*Zübeyde GÖKBÜLUT-KIRŞEHİR
NOT.SİZ DE BULUNDUĞUNUZ İL-İLÇE-KASABA VE KÖY'DE BU TÜR ŞİİR ŞÖLENLERİ
DÜZENLEYEBİLİRSİNİZ...
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 05 04:07PM +0300
<http://www.facebook.com/hekimogluismail?group_id=0>
Hekimoğlu ismail : Miraç hadisesi akla nasıl yaklaşır?
Yıllar önce Bursa"da bir camide imam efendi Miraç hadisesini anlatıyordu.
"Peygamber Efendimiz (sas) Burak"a bindi, cenneti cehennemi gördü." Yahu
diyordum, bizim derdimiz de bu zaten. Şu konuyu birisi çıksa da akla
yaklaştırsa...
Ben Miraç meselesini çok düşünmüşümdür. Adeta çıldıracak kadar kafa
yormuşumdur. Allah neden Peygamberini göklere çıkarıyor, gezdiriyor diye...
En başta şuna inanıyorum ki Peygamberimiz (sas) sadece ruhen değil, bedenen
de Miraç yapmıştır. Burada Allah"ın kudreti anlaşılırsa, iş kolay, mesele
anlaşılır.
Ben havacıyım. Uçağa binip defalarca gökyüzüne yükseldim. Dünyayı dolaştım.
Okyanuslar aşağıda göl gibi göründü. Kocaman şehirler avuç içi gibiydi ve
ben uçakta çok rahattım. Yemeğimi yedim, kahvemi içtim, uyudum, uyandım.
Benim gibi basit bir insan teknolojinin getirdiği imkânlarla Miraç" edip,
tayy-i mekân edip, bir günde Türkiye"den Amerika"ya giderse Allah"ın Resulü
olan Peygamberimiz (sas) Allah"ın kudretiyle neden kâinatı dolaşamasın?
Şurası kesin; Esma-ül Hüsna"ya inanmayan Miraç"ı kabul edemez. Allah"ın
kudret sıfatı var mı, var. Kudret sıfatıyla gezegenleri fezada dolaştırıyor
mu, dolaştırıyor. Öyle ise Peygamberimiz"i (sas) de fezada dolaştırabilir.
Mesela, insanı ses hızıyla sevk etmek istesek insan paramparça olur. Fakat
rüyada nereleri nereleri geziyoruz...
Zaman içinde zaman yaratıyor Allah, rüyadaki gibi. Ben rüyamda Almanya"ya
gittiğimi gördüm, kalkıp gerçekten Almanya"ya gitmeye kalksam ne kadar
zaman geçer. Aynen öyle de, Allah zaman içinde zaman yaratıyor Miraç"ta,
bunun için "Bir anda dönmüş gelmiş." deniyor.
Peygamberimiz (sas) Miraç"ta ne yaptı? Eşyanın mahiyetinde seyr-i süluk
etti. Yani yaratılmışların mahiyetini gördü. Bir şeyi anlamak için üç
derece vardır. Denize bakarız bir duman yükseliyor. Deriz ki "Gemi
geliyor!" Bu ilmen yakin derecesidir. Sahilde bekliyoruz, gemi yaklaştı.
Onu gördük. Bu aynel yakin derecesidir. Gemi limana geldi, biz de geminin
içine girdik. Bu da hakka"l yakin derecesidir. Geminin içine girmek
Miraç"tır.
İşte Peygamberimiz (sas) Miraç"ta eşyanın, yaratıkların içine girmiştir.
Bu ne demektir?
Ben şuna inanıyorum ki Peygamberimiz Miraç"ta hücrenin içini gezmiştir.
Çekirdeğin içindeki ağacın kökünü, gövdesini, çiçeğini, yani ağaçtaki
fabrikayı dolaşmıştır. Kalbe girip damarlarda yürümüştür. Gençlik
yıllarımda Ay"a gidilmez, Ay Allah"ın nurudur derlerdi. Teknoloji gelişince
astronotlar özel kıyafetleriyle özel bir departman içinde Ay"a indiler
gezdiler. Demek ki keşfedilenlerden çok keşfedilmeyenler vardır. Miraç da
bunlardan biridir.
Müşrikler Müslümanlara boykot ilan etmişti. Müslümanlarla alışveriş
yapılmayacak, kız alıp verilmeyecekti. Müslümanlar çok zor duruma düşmüştü.
Miraç hadisesi tam bu sırada zuhur etti. Allah Peygamberine kâinatı
gezdirdi: "Ey Habibim! Ben gökte yıldızlara, yerde canlılara hâkimim. Seni
ihmal etmem mümkün değil."
Bütün dünya ona küsmüş, kocaman milletler devletler onu düşman. Fakat
Peygamber Efendimiz (sas) yoluna devam ediyor. Otururken tabiri caizse
Allah"ın yanında oturuyor. O bana sahip çıkar diyor. Çünkü Peygamberimiz
(sas) Allah"ın hâkimiyetini anlamıştı. Biz de ilmen Miraç yapabiliriz.
Astronomiyle gezegenleri gezeriz, arkeolojiyle yerin derinliklerine ineriz,
anatomiyle canlıların vücudunda dolaşırız. Böylece Allah"ın hâkimiyetini
anlarız.
Allah"ın hâkimiyetinden emin olmak, Allah"ı anlamaya bağlıdır...
HEKİMOĞLU İSMAİL
"mehmet necati güngör" <mnecat...@gmail.com> Jun 05 11:22AM +0300
TAŞ KUYUDA!
Mehmet Necati GÜNGÖR
Taşı kuyuya atıp gitti.
Şimdi kırk akilli çıkarmaya uğraşıyor.
Kırk dediysek, sözün gelişi.
Altmış akilli tayin edip etrafa saldılar ama, içlerinde
işin buralara varacağını görüp gerekli tedbir ve uyarı görevini yapan
akıllı sayısı o kadar da fazla değilmiş.
Herkes, topu kendi ayağında çeviriyor.
Meselâ Gül "mesaj alınmıştır" diyerek kime mesaj veriyor?
Halka mı, "bakın, burada itidali ben temsil ediyorum" diyerek uzak
çevrelere mi?
O uzak çevrelerin Tayyip beyden ellerini çektikleri belli.
Bakışları Gül'e çevrildi mi, o henüz belli değil.
Çünkü, bu halk hareketi "Hükümet istifa!" sloganları
atarken, Gül'e hiçbir şekilde olumlu mesajlar göndermedi. Çünkü O'nu "içten
pazarlıklı" buluyor, tarafsızlığına güvenmiyor, bakışları kendine
çevirebilmek için "açıkgözlülük" yaptığına inanıyor.
Dün, birkaç kişi bir aradaydık. Aramızda eski
milletvekilleri, eski bürokratlar ve eskimeyen dostlar vardı. Bu meseleleri
konuşuyorduk.
Biri dedi ki, gelin aramızda bir anket yapalım.
"Diyelim ki; bir mecburiyet oluştu, önümüzdeki
Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah bey ile Tayyip bey kapışıyor. İkisinden
birine oy vermek zorundasınız. Hangisini tercih edersiniz?"
Önce hepimiz "ikisine de vermeyiz" dedik.
"Tamam da, diyelim ki böyle bir mecburiyet var?"
İnanmayacaksınız; 7-8 kişiydik, aramızdan bir tane bile
Gül'e oy çıkmadı.
Hepimiz, "Tayyip bey Gül'e göre daha tercihe şayan duruyor"
cümlesinde buluştuk.
Çünkü O'nun içi dışında, ne yaptığını, ne yapacağını tahmin
edebilir, ona göre tedbirinizi alırsınız.
Ama, "Gül'ü okumak zor."
"Çok içten pazarlıklı ve güven vermiyor."
Anlayacağınız, bu şartlar içerisinde bir Cumhurbaşkanlığı
seçimi olsa Gül değil, Erdoğan kazanır gibi duruyor.
"Allah ikisinden de uzak etsin!" diyenlerin bir hayli fazla
olduğunu görüyoruz.
Gelelim, kuyudaki taşlara.
"İki ayyaş"
"Çapulcular"
"Biz karar verdik, olacak!"
Bu dayatmaya karşı kalabalıklar 9 gündür Türkiye'nin bütün
meydanlarını protestolarıyla inletiyor, ama taşı kuyudan çıkaracak
akıllılar çaresiz.
Bir Cemil Çiçek,
Bir Bülent Arınç,
Bir Nabi Avcı... "Bu kadar benzemezi bir araya getirmek, her
halde bizim başarımız olsa gerek" diyerek dalgasını bile geçti.
Olayların nereye vardığını gördüler de, taşı atan göremiyor.
O halâ yüzde elliyi sokağa salmanın hesabında.
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 05 10:21AM +0300
Hekimoğlu İsmail
- Son yazısı<http://www.zaman.com.tr/hekimoglu-ismail/mirac_1150879.html#sonYazi>
- Diğer Yazıları<http://www.zaman.com.tr/hekimoglu-ismail/mirac_1150879.html#tumYazi>
AİLE-SAĞLIK Miraç
Sene 1954...
Miraç Kandili...
İmam efendi, miraçla ilgili olayları anlattı, minberden aşağı indi. O
sırada bazı sorular, hem kafama hem de kalbime saplandı: "Peygamberimiz
neden göğe çıktı? Nasıl çıktı? Ne yaptı?"
Düpedüz, (haşa!) miraç ayetinden, imamın anlattıklarından şüphelenmeye
başlamıştım. Aynı imam, daha evvel demişti ki, "Kur'an'ın bir tek harfine
inanmayan kafir olur."
Beynim patlıyordu...
Ben kafir mi oluyordum? Günlerce şehri dolaştım. Kime sorayım? Kim bana
yardım eder? Arapça bilen bir hocaya aynı soruyu sordum. Ağladı... Ben de
bekliyorum ki bu kadar duygulandığına göre bana da iyi bir cevap verecek.
Mendille gözyaşlarını sildi. Ben hâlâ cevap bekliyorum. Yüzüme baktı,
"Allah'ın hikmeti, evladım..." dedi. Büyük bir hırsla dönüp oradan
uzaklaştım.
Bir arkadaşıma rastladım. Onunla sohbete başladım. Yahu, dedim, geçenlerde
bir hoca miracı anlattı. Anlattığı şeyler kafama yatmadı!
Arkadaş beni evine götürdü. Kapıda bekliyorum; "Sözler" isimli kitabı
getirdi; 31. Söz'ü açtı. "İşte, senin sorunun cevabı burada. İstersen içeri
gir, okuyayım." "Kendim okurum" dedim. Kitabı ödünç aldım, gittim eve...
Okudum... Bir şeyler söylüyor amma hiçbir şey anlamadım. Hutbeyi okuyan
hocayı buldum, "Hocam, bende bir kitap var. Orada miracı anlatıyor. Okudum
bir şey anlamadım. Siz okuyup anlatır mısınız?" Kitabı verdim. "Bir hafta
sonra gel, konuşalım" dedi. Ondan sonra o hoca, hutbeleri Risale-i
Nur'lardan yapmaya başladı.
Ben Miraç hadisesi üzerinde çok durmuşumdur. Onu anlamaya çalışmak için çok
inat etmişimdir. Bunu anlayacağım, derdim. Defter, kalem, lügatler...
Günlerce hatta gecelerce çalıştım 31. Söz üzerine...
Bir cümlesi beni irşat etti. O cümle şudur: "Miraç, eşyanın mahiyetinde
seyr-i sülûktur."
Bu cümleyi de, bir çizgi film aydınlattı. Filmde bir adam, bir başka adamın
damarından içeriye girdi. Başladı dolaşmaya. "Bu, alyuvarlardır, gıdaları
taşır. Bu da akyuvarlardır, mikroplarla savaşır. Bunlar sinirler, duyguları
nakleder. Bu da kemiktir, iskeleti oluşturur. Bunlar kaslardır, iskeleti
hareket ettirir, bu gözdür, bu dildir..." diye çizgi filmdeki adam, vücudun
mahiyetinde seyr-i sülûk ediyordu.
Buradan gelelim miraca... Allah, çok sıkıntılar çeken Peygamber'ini,
kainatta dolaştırıyor. Gezegenler, denizler, bulutlar, ağaçlar, her şeyin
mahiyetini gösteriyor. "Ey Resûlüm, işte ben bu kainata böylesine hakimim.
Seni koruyan da benim. İtimat et, güven, tebliğe devam..."
Evet, benim anladığım miraç, buydu ve böylece miraç ayetini inkardan
kurtulmuştum.
Tabiat Risalesi'ni okudum; tabiatçılıktan kurtuldum. Ayet'ül Kübra'yı
okudum, kainatı anladım. Risalet-i Ahmediye'yi okudum, Peygamber'imizi
anladım. Risale-i Nur'da, benim her soruma cevap vardı... Hiç şüphe yok ki,
bu kitaplar bizim imanımızı kurtardı.
"Nurullah aydın" <na74...@gmail.com> Jun 05 10:14AM +0300
*Nurullah AYDIN*
*5 Haziran 2013-ANKARA*
* *
*AKIL, KORKU VE İTAAT *
* *
*Batı ve doğu toplumlarında korku ve itaat kültürü farklı seyirler
izlemiştir.*
*Batı toplumları*, aydınlanma döneminde; reform ve rönesansla, akıl odaklı
insan gerçeğine yönelince, mistik dünyanın korku ve itaat kültürünü tersyüz
ettiler.
*Maddenin sırlarını keşfe yönelen batı insanı;* dünyanın hemen her
bölgesine ulaşırken, dünyanın dışına yöneldi.
*Bilim sanat algısı;* akılcı yöntemlerle yeryüzünde yaşam yanında
gökyüzünde uçma algısının da eleştirdi. İnsanlar artık uçaklarla karasal
yürüyüş gidiş uyulmasına sürat, kolaylık getirdi. Kıtalar yakınlaştı.
*Bilim ve teknolojik devrimle,* dünya dışına yöneldi. Uzayın
derinliklerinde evreni anlamaya çözmeye, varlıklara, insanoğlunun öncesini
araştırmaya yöneldi. Yeraltında atalarının kalıntı eserleri ile geçmişi
çözmeye çalışırken, korku ve itaat kültürünü bir tarafa bırakmak zorunda
hissetti.
*Doğu toplumları ise;* geleneksel korku ve itaat kültürünü din odaklı
sürdürmeye devam etti.
Gelinen noktada *batı* teknoloji, bilim, sanatta öndedir. *Doğu* toplumları
ise; izleyici uygulayıcı konumdadır.
*Batı toplumları;* korku ve itaati, siyasette ekonomide tersyüz eden
kuramlar oluşturdu. Kitlelerde bu bilinci oluşturmak içinde filmlerle kitle
eğitimine yöneldi, korku itaat filmleri yaptı.
*Korku filmi;* izleyicilerde insanın korku, dehşet, terör veya tiksinti
doğası uyandırmak amacıyla kurgulanan bir film türüdür.
*Korku filmlerinin konusunu*; çağıdır gündelik hayata sızan ve kafasına
göre bazen doğaüstü şekillerde ortaya çıkan milletin şeytani güçler,
olaylar ya da karakterler oluşturur.
*Korku filmi karakterleri;* vampirler, zombiler, canavarlar, hayaletler,
seri katiller ya da korku filmleri uyandıran başka bir dizi karakteri
içerir. İlk korku filmleri sıklıkla klasik edebiyattaki Drakula,
Frankenstein, Mumya, Kurtadam, Operadaki Hayalet ve Dr. Jekyll ve Mr. Hyde
gibi karakter gençlik ve öykülerden esinlenmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası
korku filmleri ise, bundan farklı olarak, yaşamda güvensizlik yaratan
şeylerden esinlenmiş giremez ve üç farklı korkunç filmi alt türünün
doğmasına yol açmıştır: kafasına göre kişilik korkusu, kıyamet korkusu ve
şeytani güçler korkusu filmleri. Son alt tür, erken değişmez dönem korku
değil filmlerinin dünyaya dehşet salan doğaüstü güçler üzerine kalıba daha
çok vurgu yapan baş kaldırma modern biçimleri olarak ele alınabilir.
*Doğu toplumlarına gelince*; bilinen alışılagelen anlayış devam etmektedir.
Korku, biat ve itaat varsa orada özgürlük, hak, hukuk, adalet, hoşgörü
paylaşım yoktur.
Güç, yetki, makam statü, para kimde ise; onun etkisi ve susturması
sindirmesi vardır.
*Nedir bunlar;*
Anne çocuğu baba ile korkutur. Baba çocuğu itaat ile kendine bağlar.
Kardeş kardeşi baba ve anneye söylemekle korkutur
Amir memuru ceza ile korkutur itaat ettirir.
Yetkili sürgünle korkutur, itaat ettirir.
Memur memuru ispiyonlamakla, rüşveti açıklamakla korkutur.
Politikacı milli irade ile itaat ettirir.
Hoca öğrenciyi not ile korkutur.
Koca eşini boşanmayla korkutur. Kadın kocasını cinsel heyecanla itaat
ettirir.
Doktor hastayı ölümle korkutur.
Terörist saldırmakla korkutur.
Dinler tanrı ile korkutur. Din adamları cehennemle korkutur. Ulema cennetle
itaat ettirir.
Devlet tutuklamayla korkutur.
*Korku;* insanı itaat etmeye zorlar. Canlılar korkularından dolayı
saldırgan olurlar. *İnsan* ise korkularını yenme adına kendini bir yerlere
ait hissetme duygusu oluşur.
İnsanları *korkutanların motivasyonu* nedir? Her şeyi hep otoriteye itaat
etmek için yaptıklarını ileri sürerler.
İtaatkârların içindeki *otoriterlik ve hükmetme arzusu* da durmaksızın
güçlenecektir.
*Korku ve itaat iklimi olan yerde yaratıcı zekâlar*, uygun ortam bulmaz,
üretemez.
*İnsan k*ime neden niçin itaat eder? Her şeye karar veren, her şey de itaat
ister.
* *
*Peki, sevgi nerede?*
Doğu toplumları sevgi derler ama sevgisiz bir yaşam biçimini, şiddete
dayalı yaşam biçimini tercih etmişlerdir. Ancak bunun sorgulamasını da
yapmazlar, yapamazlar. Aklı bilimi esas almamanın bedelini ise yaşamlarını
acı ile ızdırapla seçkin din yönetim sınıfına köle gibi hizmet etmekle
bulurlar. Efendileri böyle bir düşünce yaşam ve sistem sunmuştur onlara.
Türkiye'nin, İslam dünyasının yöneticileri, siyasetçileri, bürokratları,
din adamları, zenginleri ve köle gibi onlara çalışan halk yığınlarını
gördükçe bu acı gerçekler ortada değil mi?
* *
*Günün Sözü:* Aklını kullanamayan korkudan, aklını kullanan sevgiden itaat
eder.
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 05 05:15AM +0300
<https://www.google.com.tr/url?sa=i&rct=j&q=&esrc=s&source=images&cd=&docid=a1mWrQ4Dq-NZFM&tbnid=Uxn9BZJVOmIHKM:&ved=0CAUQjRw&url=http%3A%2F%2Fwww.haberleroku.com%2Fgundem%2F2013-mirac-kandili-berat-kandili-ne-zaman-haberlerokucom-h1092.html&ei=GUuuUf33EcKLOYbogJAE&bvm=bv.47244034,d.ZWU&psig=AFQjCNHRz6pVMRrrDS9nj-GnK9qvn3evQA&ust=1370463345055346>
*MİRAÇ KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN*
Miraç Kandili
(Vaaz)<http://guncelvaaz.com/mek-ge-geceler-mainmenu-105/337-miraandili-vaaz.html>
Yüce Rabbimizin yaratmış olduğu biz kullara rahmetinin bolca tecelli ettiği
bağışlanmak için tövbede bulunanlar için tövbe kapılarının açıldığı dualara
icabet edildiği yeni bir kandil gecesine Miraç Kandiline kavuşmuş
bulunmaktayız. Bu sebeple bizi bu güne eriştiren Allah-u Tealaya hamd
ediyoruz.
Miraç kandili Recep ayının 27. gecesidir. Hicretten bir buçuk yıl kadar
önce vuku bulmuştur. Hz. Peygamber bir gece Kâbe’nin çevresinde uyku ile
uyanıklılık arası bir durumda iken Cebrail gelmiş onu Burak adlı, -bizce
mahiyeti bilinmeyen- bir binite bindirerek, önce Kudüs’teki Mescid-i
Aksa’ya götürmüş, oradan da göklere yükseltmiş “Sidretü’l-Müntehâ” denilen
en üst makama ulaştırmıştır. Hz. Peygamber bu makamı da geçerek Cenabı
Hakk’ın huzuruna erişmiştir.
Bu gece Sevgili Peygamberimiz şahsında “Miraç Mucizesi” olarak gerçekleşen,
İsra ve Mirac olarak iki bölümden oluşan olayın ortak adıdır. İsra, gece
yürüyüşünün yani Peygamber Efendimizin bir gece Mescid-i Haramdan Mescid-i
Aksaya gidişinin, Miraç ise Efendimizin Mescid-i Aksa’dan semaya
yükselişinin adıdır.
İsra olayı Kur’an-ı Kerimde Miraç olayı ise Sevgili Peygamberimizin
hadislerinde bizlere şöyle bildirilmektedir.
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى
الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا
إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i)
bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya
götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla
görendir.[1] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn1>
Sevgili Peygamberimizin birçok hadisinde Miraç hususu bizlere
aktarılmıştır. Bu hadislerin en meşhuru ise şöyledir. Bir kerresinde ben
Beyt'in (yânı Ka'be'nin) yanında uyurla uyanık arası bir hâlde
bulunuyordum". Peygamber burada iki kişi arasındaki adamı (kasdederek)
zikretti ve şöyle devam etti; "Derken bana içine hikmet ve imân doldurulmuş
altından bir tas getirildi. Göğüsten karnın alt tarafına kadar yarıldı.
Sonra karın Zemzem suyu ile yıkandı. Sonra hikmet ve îmân ile dolduruldu.
Ve bana katırdan küçük, eşekten büyük beyaz bir hayvan getirildi ki, o
Burak'tır. Akabinde ben Cibril'in beraberinde gittim. Nihayet alt semâya
vardık.
— Kim o? denildi.
— Cibril'dir, dedi.
— Yanındaki kimdir? denildi. Cibril tarafından:
— Muhammed'dir, diye cevap verildi.
— Ona buraya gelsin diye (da'vet) gönderildi mi? diye soruldu. Cibril:
— Evet, dedi.
— Merhaba gelen Zât'a Bu gelen kişinin gelişi ne güzeldir! denildi.
Hadis-i Şerifin devamında Efendimiz Rabbimiz tarafından gönderilmiş olan
Peygamberlerle buluştuğunu dile getirmiş, namazın farz kılınışını bizlere
aktarmıştır.[2] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn2>
Miraç hadisesinde Sevgili Peygamberimize O’nun vesilesi ile bizlere çok
büyük müjdeler verilmiştir. Bu müjdeler ve bu müjdelerin mahiyetleri
şöyledir. İlk olarak verilen ve ümit var olmamıza ve imanımıza sahip
olmamızın ne denli önemli olduğunu vurgulayan müjde “Hz. Peygamberin
ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların Cennete gireceği” dir. Müslüman hayta
düşebilir, günahlar içinde olabilir, asla imani konularda inkara gitmemeli
Allah’ın emir ve yasakları inkar etmemelidir. Çünkü günahı işlemek günahı,
günahı inkar etmek inkarı gerektirir.
Müminler için bir başka önemli müjde namazdır. Namaz müminler için bir göz
aydınlığıdır. Müminlerin günahlarını silen onları fuhşiyata düşmekten
koruyan bir ibadettir namaz. Namaz kulu Allah’a yaklaştıran, müminin
miracıdır. Namaz sevenin sevdiğiyle buluşma vaktidir. Namaz kulun
kendisini Allah’a arz etme zamanıdır. Namaz ile kalbimiz nurlanır, gönlümüz
şenlenir, muhabbetimiz derinleşir, imanımızın lezzetini alır hataların
bizlere vermiş olduğu hoşnutsuzluğu gideririz.
Yüce Rabbimizin bizlere bildirmesiyle namazın ehemmiyetini şöyle
anlamalıyız. “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, *namaz*ı da
dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor.
Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı
biliyor.”[3] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn3>
Müminler için bir başka müjde Bakara süresinin son iki ayetidir. Yüce
Rabbimiz bizlere şöyle buyurmaktadır. “Peygamber, Rabbinden kendisine
indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a,
meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler:
“Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de
dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz.
Sonunda dönüş yalnız sanadır. Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle
yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi
zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da
yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere
yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği
şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın.
Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım
et.”[4]<http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn4>
Bakara süresinin son iki ayetinde iman esasları ve nasıl iman edeceğizin
sırrı açılanmakla beraber inananlara kaldırılamayacak zorlukların
yüklenmeyeceği beyan edilmektedir. Ayrıca müminler için dualar
öğretilmektedir. Mekke döneminde müşriklerin inananlara karşı şiddetlerini
artırdığı bir dönemde gelen bütün bu müjdeler hem Peygamberimize hem de
inananlara destek olmuştur. Bu sebeple Miraç hadisesi ve miraç hadisesinde
verilenler sadece dünde değil bu günde inanalar için bir umuttur.
Miraç hadisesinden bizlere birçok önemli hususlar çıkmaktadır. Bu hususları
şu başlıklar altında zikredebiliriz.
1.Miraç hadisesi gerçekleştiği zaman müşrikler bu hadise sebebiyle
Efendimiz için iftira kampanyası başlatmışlar ve böyle bir hadisenin
gerçekleşmesinin mümkün olmadığı hususunda akıl yürütmüşler Efendimizi
yalancılıkla ve sihirbazlıkla suçlamışlardır. Oysaki Hz. Ebubekir Efendimiz
bu hadise kendisine aktarıldığı zaman “O ne demişse doğrudur” diyerek
Sıddık unvanını almıştır. İşte bizlerde Efendimiz hakkında bizlere
aktarılan ve aklımızla bazen idrak edemediğimiz şeyleri inkâr yoluna
gitmeyelim. Efendimizden bizlere aktarılanlar için Hz. Ebubekir gibi tasdik
içinde olalım. Unutmayalım ki, Hz. Allah’ın (c.c.) bizlerden razı olmasının
ve bizleri sevmesinin yolu Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimize tabi olmak ve
O’nun bizlere aktardığını kabul etmekle mümkündür. Yüce Rabbimiz bir ayette
şöyle buyurmaktadır.
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ
وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve
günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet
edendir.”[5] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn5>
2.Miraç hadisesi Efendimizin şahsında vuku bulmuş bir mucizedir. O’nun
ümmeti olarak Miraçta kendisine verilenlere tabi olmakla bizlerde kendi
miracımızı gerçekleştirebiliriz. Namaz günde beş vakit Yüce Rabbimizle
buluşma vaktimizdir. Secde anı Rabbimize en yakın olduğumuz andır.
Kadelerde okuduğumuz tahiyyat Efendimizin Miraç anını yaşama zamanımızdır.
Tahiyyat’ın anlamı şöyledir.
*
*
*et- Tahiyyâtü lillahi: *Senâ, selam ve merhaba sana ey yüce Allahım!
*Ve's-salevâtü: *Niyaz, dua, yalvarış sana ey yüce Allahım!
*Ve't-tayyibât: *Arınmışlığın ve güzelliğin en hoşusun. Senden güzel,
senden hoş ve arınmış olamaz.
*es-Selâmü aleyke eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh: *Bu selâm,
rahmetim ve bereketim ilâvesiyle senin üzerine olsun ey sevgili
Peygamberimiz!
*es-Selâmü aleynâ ve lâ ibâdillahi's-sâlihin: *Yâ* *rabbi! Bu selâm bizim
ve salih kullarının üzerine de olsun.
3.Miraç olayı bize Yüce Allah’ın desteğinin her zaman inananların üzerinde
olduğunun en önemli ispatadır. Miraç olayı gerçekleşmeden önce Hz.
Peygamber (s.a.s) Efendimizin eşi Hz. Atice Annemiz vefat etmiş,
Peygamberimizin Mekke’deki en büyük destekçisi Ebu Talip ölmüştür.
Mekke’deki müşrikler bu olayların neticesinde iyice cesaretlenmişlerdir.
İşte tam bu zamanda Miraç hadisesiyle Allah-u Teala kulunun destekçisi
olduğunu ve kendisinin desteğinin en büyük destek olduğu vurgulanmıştır.
İşte nasıl ki, Allah-u teala kulu Muhammed’i (s.a.s.) yalnız ve desteksiz
bırakmadıysa bizleri de öylece yalnız bırakmamıştır. Onu unutmadıkça
Rabbimizin bizlere yardımı tamdır. Onun sevgisi kalbimizde olduğu müddetçe
O’nun da bize karşı rahmeti ve bereketi, afv ve mağfireti boldur.
Kandil geceleri manevi iklimin en güzel şekilde yaşanmaya başlandığı
gecelerdir. Bu gecelerde bedenen ve ruhen canlılık arz etmeliyiz. Bu
gecelerde şu hususları yapmayı unutmayalım.
Öncelikle yapmış olduğumuz hataları gözden geçirerek tövbe edelim. Allah-u
Teala bu hususta şöyle buyurmaktadır. “Hepiniz Allah’a tövbe edin, ey
mü’minler! Belki böylece korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuzu elde
edebilirsiniz.”[6] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn6>
Bizlere hidayet rehberi olarak gönderilen, gözümüzün nuru, kutsal kitabımız
Kuran- Kerimi okumak bu geceye daha güzel bir anlam katacaktır. Miraç ile
Efendimiz nasıl ki, Rabbimiz ile buluşmuş ise bizlerde Kuran okumak
suretiyle miracımızı gerçekleştirelim. Faziletlerin en büyüğü olan Kuran-ı
Kerim’i bu gecemizde okumaya özen gösterelim. Çünkü Kuran hem diriler hem
de ölüler için bir rahmet ve mağfirettir.
Geçmiş günlerimizde kılamadığımız namazlarımız var ise bu geceyi kaza
namazıyla geçirelim. Hiç değilse, Bu Kandil Gecesinde en az beş vakit (bir
günlük) geçmiş namazlardan kaza edelim. Üzerimizde kaza borcu yok ise
nafile namaz kılalım. Böylelikle içinde bulunduğumuz mübarek Miraç
gecesini, bu feyizli, bereketli geceyi ibadetle ihya etmiş değerlendirmiş
oluruz.
Miraç gecesi ruhumuzu miraca erdirme gecesidir. Bu gecede Anne ve
babalarımızın hayatta ve yanımızda ise ellerini öpmeli, onların hayır
dualarını almalı, uzakta iseler bir telefon açmak suretiyle bu feyizli
gecede kendilerini memnun etmeye çaba göstermeli, dualarıyla hayatımızı
güzelleştirmeliyiz. Yakın ve uzak akrabalarımızın, komşularımızın
kandillerini kutlamak suretiyle birlik ve beraberliğimizi pekiştirmeye özen
gösterelim.
Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgililer Sevgilisi Efendimiz Hz.
Muhammed Mustafa (s.a.s.) bu gecemizin misafiri olmalıdır. Kendisine salat
ve selam olsun. Her daim kendisine yapılan selama karşılık veren Sevgili
Peygamberimize bu gecede salat ve selamlar getirelim.
Müminler birbirlerinin kardeşleridir. Kardeşler arasında küslük, dargınlık
olması ise hoş olmayan bir durumdur. Bu sebeple Miraç gecemizi hata yapmış
ve gönlümüzü kırmış bile olsalar kardeşlerimizi affederek daha bir
aydınlatabiliriz.
Vaazımızı Kur’an-ı Kerimde İsra Süresinde bulunan, dünya ve ahretimizi
huzura ve mutluluğa kavuşturacak olan tavsiyeler ile sonlandırıyoruz. Yüce
Rabbimiz bizlere şöyle buyurmaktadır.
“-Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa
itilmiş olarak kalırsın.
-Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi
davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi
senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme;
onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek
tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup
yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” Rabbiniz içinizde olanı en iyi
bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye
yönelenleri çok bağışlayandır.
-Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp
savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise
Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir. Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti
istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz
söyle. Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz
kalırsın. Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine)
kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.
-Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz
rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.
-Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir
yoldur.
-Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana
kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir.
Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü
kendisine yardım edilmiştir.
-Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın,
verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.
-Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı,
sonuç bakımından daha güzeldir.
-Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz
ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
-Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da
dağlara asla erişemezsin.
-Bütün bu sayılanların kötü olanları Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir.
Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte
başka ilah edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak
cehenneme atılırsın.”[7] <http://guncelvaaz.com/index.php#_ftn7>
Yüce Rabbim miraç kandilimizi mübarek kılsın. Bu geceden istifade etmeyi
bizlere nasip etsin. Günahlarımızı, hatalarımızı, kusurlarımızı ve
isyanlarımızı bağışlasın. Dualarımızı, yaptığımız ve yapacağımız
ibadetlerimizi makbul eylesin. Bizi razı olan ve razı olunanlardan eylesin.
Hakkı hak bilip hakka tabi batılı batıl bilip batıdan kaçınanlardan
"TC Vatandaşı" <kam...@gmail.com> Jun 04 09:18PM +0300
****
--
"T.C. Oraj POYRAZ" <cim...@neomailbox.net> Jun 04 04:16PM +0300
Esat Rennan Pekünlü n...@gmail.com>
Değerli arkadaşlarım,
Ege Üniversitesi Matematik bölümü öğrencilerinden Halime Akyar, Neşra
Gökdağ, Tuğba Özen ve Fatma Ökdem, “eğitim haklarının engellendiği”
gerekçesiyle hakkımda şikayette bulunmuşlardı.
Bunun üzerine İzmir 9.Asliye Ceza Mahkemesinde 16.04.2013 tarihinde
yapılan duruşmada hakim, /“…sanığın üzerine atılı suçların görevde
olduğu sırada memuriyet sıfatı devam ederken işlediği ve sanığın görevli
olduğu kurum itibari ile 2547 sayılı yasa hükümlerine tabi olması
nedeniyle hakkında dava açılabilmesi için lüzumu muhakeme veya meni
muhakeme kararı alınması dava şartı olduğundan mahkememizde açılan bu
davada dava şartı yerine getirilmeden açılmış olan davanın CMK 223/8
maddesi gereğince DURDURULMASINA, Dosyanın gereğinin takdir ve ifası
için sanığın görev yaptığı Ege Üni.Rektörlüğüne gönderilmesine,
Yargılama giderlerine hükmedilmesine yer olmadığına, CMK’nın 231/2
maddesi uyarınca son celse duruşmasında bulunanlar için tefhimden
itibaren 7 gün, bulunmayanlar için tebliğden itibaren 7 gün içinde
mahkememize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere katibe
beyanda bulunmak suretiyle CMK’nın 272 – 273 maddesinde belirtilen İzmir
Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere başvurabilecekleri
açıklanarak,…”/biçiminde karar vermişti (bkz.Ek).
Müştekilerin itirazı üzerine dosya Ağır Ceza Mahkemesine gitti.
Bugün avukatımdan edindiğim bilgiye göre, Ağır Ceza Mahkemesi de “dava
şartı yerine getirilmediği için” dosyayı Ege Üniversitesine göndermiş.
Gazetelere, televizyonlara yansıyan bilgilerdeki bir yanlışı düzeltmek
istiyorum.
Ege Üniversitesi Fen Fakültesi C Blok olarak adlandırılan bina,
Matematik ve Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümünün ortak kullandıkları
binadır.
Müştekiler Matematik bölümü öğrencileri ben, Astronomi ve Uzay Bilimleri
bölümü öğretim üyesiydim.
Adı geçen müşteki öğrenciler benim verdiğim derslerden sorumlu değildi.
Kısacası ben Onların dersine giren bir öğretim üyesi değildim; Onları
türbanlı oldukları için derse almayarak “eğitim haklarını engellediğim”
iddiası gerçekleri yansıtmıyor.
Ben yalnızca Onları türban konusunda Anayasa Mahkemesi, Yargıtay,
Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla bilgilendirip
uyardım.
Bu uyarılarımı birçok kez yineledim.
Ancak Onlar, YÖK, E.Ü.ve Fen Fak.yönetiminin hukuk tanımazlığından, suça
teşvik eden yaklaşımlarından aldıkları cesaretle suç işlemeye devam
edince haklarında tutanak tutarak ve o sırada olaya tanık olan öğretim
üyelerinin, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin, E.Ü.güvenlik
görevlilerinin tanıklık imzalarıyla durumu E.Ü.Rektörlük ve Fen Fak.Üst
yönetimine bildirdim.
İlgili birimler bu öğrenciler hakkında disiplin soruşturması açmadığı
gibi, benim hakkımda soruşturma komisyonları oluşturdular.
Bu komisyonlar da tanıklarımı dinlemeyerek hakkımda “luzum-u muhakame
kararı” verdiler.
Şimdi, E.Ü.nin oluşturacağı komisyonda ifade vereceğim; veya komisyon
oluşturulmadan “luzum-u muhakeme”/”men-i muhakeme” kararı verilecek.
Daha önce de belirttiğim gibi, Laiklik ilkesinin korunması yönünde
verdiğim bu mücadelede verilecek her türlü cezaya gururla katlanacağım.
Bugüne dek beni yazılarıyla, e-posta yoluyla gönderdikleri iletilerle,
mahkeme salonuna gelerek varlıklarıyla destekleyen herkese teşekkür
ediyorum.
Rennan
a45UyF587661-201306041504-5
^^^^^ <#BAS> - vvvvv <#SON>
Oraj POYRAZ
--
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Statu quo
Daha once icinde bulunulan durum
Latin Atasozu
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com
Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.
"TC Vatandaşı" <kam...@gmail.com> Jun 04 08:17PM +0300
****
--
ahmet kalkan <kalk...@windowslive.com> Jun 04 07:33PM +0300
Biber Gazi: Insan Haklari Ihlali
Biber gazina maruz kalan vatandaslarin once derhal hastaneden bir rapor alarak savciliga suc duyurusunda bulunmalari, ondan sonra da savcinin takipsizlik kararindan itibaren bir ay icinde Anayasa Mahkemesi ne bireysel basvuru yapmalari olanagi var. Anayasa Mahkemesi basvuruyu reddederse, 6 ay icinde AIHM ye basvurabilirler ve manevi tazminat talep edebilirler.Taksim olaylari gosteriyor ki, insan haklarina onem veren devletimizde ve polisimizde, biber gazinin guzel koku sacan bir sprey gibi serbestce ve gelisiguzel bir bicimde kullanilabilecegi, silahsiz, barisci gosteri yapan insanlarin yuzune sIkilabilecegi gibi yaygin bir kani var.AIHM nin Ali Gunes (10.04.2012) karari ve Avrupa Konseyi Iskenceyi Onleme Komitesi raporlari bunun boyle olmadigini soyluyor.
Ali Gunes davasiAli Gunes bir ogretmen. 2004 yilinda Mecidiyekoy de bir grup arkadasi ile birlikte oturarak barisci bir protesto eylemi yapiyor. -Dagilin- uyarisina karsin eylemi surdurunce, polis gostericilere biber gazi sIkiyor ve guc kullaniyor. Arkasindan Ali Gunes polis merkezine goturuluyor. 11 saat sonra serbest birakiliyor. Ali Gunes serbest birakildiktan sonra, Haseki Hastanesi nden doktor raporu aliyor.AIHM, biber gazinin, solunum yolu sorunlarina, kusma, goz rahatsizliklari, gogus agrisi, alerji, deri hastaliklarina yol acabilecegini, yuksek dozda kullanilirsa solunum ve sindirim yollarinda hucre hasari ve akcigerde sivi toplanmasina, ic kanamaya neden olabilecegini belirtiyor. Biber gazinin saglik acisindan dogurabilecegi bu sakincalari goz onunde tutarak basvurucunun yuzune biber gazi sIkilmasinin ve bundan kaynaklanan fiziksel ve zihinsel acinin kotu muamele olusturdugu ve Avrupa Insan Haklari Sozlesmesi nin 3 maddesini ihlal ettigi sonucuna variyor.AIHM ayrica, basvurucunun, savcinin sorusturma yapmadan 48 saat icinde takipsizlik karari vermesine iliskin sIkayetini inceliyor. Takipsizlik kararinin devletin etkili bir sorusturma yapma yukumlulugune aykiri olduguna, dolayisiyla Sozlesme nin 3 maddesinin bir de bu nedenle ihlal edildigine karar veriyor. Sonucta devleti 10 bin Avro manevi tazminata mahkum ediyor.AIHM nin de kararinda gonderme yaptigi Avrupa Iskenceyi Onleme Komitesi (IOK) raporunda, biber gazinin tehlikeli bir madde olduguna ve ozellikle kapali yerlerde kullanilmamasi gerektigine onemle isaret ediyor. Oysa son olaylarda, polis CHP nin Ankara Il Merkezi ve baska kapali yerlerde bol miktarda biber gazi kullanmaktan cekinmedi.
IOK nin tavsiyeleriIOK raporunda, acik yerlerde de biber gazinin cok istisnai durumlarda kullanilmasi gerektigini, kullanildigi zaman da sagliga verilecek zarari giderecek onlemlerin alinmasini, ornegin biber gazina maruz kalanlarin derhal doktora ulasmasinin saglanmasini ve etkilerini ortadan kaldiracak ilac verilmesini tavsiye ediyor.IOK nin tavsiyeleri arasinda su hususlar da yer aliyor:l Biber gazinin hangi durumlarda kullanilacagi hakkinda guvenlik guclerine acik talimat verilmeli ve bu talimat mutlaka kapali yerlerde kullanilmasini yasaklamali.l Biber gazinin kullanilmasi konusunda guvenlik gucleri ozel bir egitime tabi tutulmali.Gezi Parki olaylarindan, Turk makamlarinin ne AIHM nin kararini, ne de IOK nin tavsiyelerini okumadiklari, okuduysalar da kulak asmadiklari anlasilmakta. Nasil ki Basbakan bile guvenlik guclerinin biber gazini orantili bir bicimde kullanmayi bilmedigini kabul etti. Ancak bu kabul, guvenlik guclerinin biber gazi kullanma yontemlerini degistirmedi.
Vatandas ne yapabilir?Biber gazina maruz kalan vatandaslarin once derhal hastaneden bir rapor alarak savciliga suc duyurusunda bulunmalari, ondan sonra da savcinin takipsizlik kararindan itibaren bir ay icinde Anayasa Mahkemesi ne bireysel basvuru yapmalari olanagi var. Anayasa Mahkemesi basvuruyu reddederse, 6 ay icinde AIHM ye basvurabilirler ve manevi tazminat talep edebilirler.Bu arada belki de ilgili makamlar AIHM kararina ve IOK nin tavsiyelerine uyarlar ve demokratik toplumlarda barisci gosterilerin karsiliginin biber gazi degil -halkin sesini- dinlemek oldugunu kabul ederler.
Riza TURMENCHP Milletvekili, Eski AIHM Yargici
Cumhuriyet 04.06.2013
ahmet kalkan <kalk...@windowslive.com> Jun 04 07:24PM +0300
Medya...
Bu olanlardan en az iktidar kadar sorumlusun medya...Uc maymun olusun...Yalakaligin...Ikiyuzlulugun...Gidip iktidarin yanasmasi olman yuzunden, giderek daralan yureklerin meydanlarda patlamasidir bu olanlar...*O cigliklar...Senin on yildir cikmayan sesinin toplamidir...*Utanmadan -Medya toplumun gozu, kulagi, sesidir- dersin...Kulaklarini tikadin...Gozunu kapattin...Sesin cikmadi...Turkiye nin basina gelenleri seni izleyenlerden gizledin...O da tencereyi, kepceyi aldi cikti balkona, tin tin tin yayina basladi...Sen duy diye...*Su haline bak...Meydanda, caddede, sokakta kiyamet kopuyor...Alevler, sirenler, dumanlar kentleri sardi...Insanlar -Neler oluyor?- diye El Cezire yi actilar...Yerli kanallardan ise surekli yayin yapan sadece Halk TV...Tum dunya televizyonlari Turkiye de olanlari bultenlerinde birinci haber olarak verirken, sen yemek tarifi verdin...*Tabii ki cikamiyorsun sokaga...Sucu gunahi olmayan genc muhabirlerin kalabaliklara yaklastigi zaman hakaretlerle kovalaniyorlar...*Patronlarin ihaleleri...Cikarlari...Tirsmasi...Genel yayin yonetmeninin Basbakan in ucagina binme tutkusu...Ama en cok o icindeki -yalakalik- huyu...*Ve dort sene onceki sozumu soylerim:-Adam gibi medya olmazsaniz, toplum kendi medyasini yaratir...-Yaratti iste...Basbakan kizdigina gore demek ki dogrusunu yapiyor sosyal medya...*Kimligini ve sayginligini yitirince, bu kez hem okurlari kandirmaya, hem reklam verenleri aldatmaya, hem kendi kendini avutmaya basladin...Su yayimlanan tiraj rakamlarinin hicbirisi dogru degil...Bir baska yalan bu kez...Sen git, kamyon dolusu kendi gazeteni satin al...*Sonunda...Bu olaylarin bize anlattigi bir sey daha...Oluyormus demek ki...Sen olsan da, olmasan da...
Bekir COSKUN4 Haziran 2013 - Cumhuriyet
http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=420672&kn=885&ka=4&kb=5&kc=885
"TC Vatandaşı" <kam...@gmail.com> Jun 04 08:10PM +0300
****
--
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 04 10:08PM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: hanefi sinan <>
Tarih: 4 Haziran 2013 11:29
Konu: Onbinler Mescid-i Aksa ve Mavi Marmara için tek yürek oldu.
Kime:
**
------------------------------
*Onbinler Mescid-i Aksa ve Mavi Marmara için tek yürek oldu.*
*
*
İsrail’in Mavi Marmara’ya saldırısının 3. yıldönümünde “Mescid-i Aksa ve
Mavi Marmara Yürüyüşü” gerçekleştirildi.
İsrail'in, Gazze'ye insani yardım götürmek için yola çıkan özgürlük
filosuna saldırısının 3. yıl dönümü nedeniyle İstanbul Fatih Camisi'nde
anma programı düzenlendi. Programa Türkiye’nin dört bir tarafından on
binlerce kişi katıldı.
Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda konuşan Filistin Adalet
Bakanı Atallah Ebu Sibah, Türkiye'nin Filistin direnişinin yanında
durmasından büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti.
"Filistin yolunda Mavi Marmara gemisinde verilen 9 şehidin kanı kanımıza
karıştı" diyen Ebu Sibah, "Sizin bu kutlu duruşunuz İsrail'in yok olacağını
gösteriyor" değerlendirmesinde bulundu.
"Bu toprakları tekrar özgürleştirecek olanlar Sultan Fatih'in yolunda
gidenlerdir"
Türkiye'nin Filistin konusundaki duyarlılığının, İsrail'in bölgedeki gücünü
kırdığını belirten Sibah, "Tüm Filistin toprakları İslam topraklarıdır, bu
toprakları tekrar özgürleştirecek olanlar Fatih Sultan Mehmed'in,
Selahattin Eyyubi'nin yolundan gidenlerdir" diye konuştu.
*"Özgürlük bayrağını Mescid-i Aksa'ya dikeceğiz"*
*
*
*İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım* da Mavi Marmara
olayını "İsrail'in sonunun başlangıcı" olarak nitelendirdi ve Gazze'ye
uygulanan abluka kalkıncaya, suçlu İsrail askerleri tutukanıncaya kadar
Mavi Marmara'nın karadan yürümeye devam edeceğini, sonrasında ise tekrar
Akdeniz'e ineceğini kaydetti.
Programa katılan binlerce kişinin kalbinin Filistin, Afganistan, Moro,
Keşmir, Patani, Arakan, Çeçenistan, Doğu Türkistan ve dünyanın dört bir
yanındaki Müslümanlarla birlikte attığını belirten Yıldırım, "Mısır'da
yürüdük, Tunus'ta yürüdük, Suriye'de yürüyoruz, her yerde yürümeye devam
edeceğiz. Sonunda özgürlük bayrağını Kudüs'e, Mescid-i Aksa'ya dikeceğiz"
ifadesini kullandı.
"Suriye'den çekilin ki gönlümüzden çıkmayasınız"
İran ve Hizbullah'ın, masum Suriyeli kadın ve çocukları öldüren Suriye
rejiminin yanında yer aldığını ifade eden İHH Başkanı Yıldırım şunları
ekledi:
"Bizi geçmişte onurlandırdınız ama şimdi katil Esed ile beraber
oluyorsunuz. Kadın ve çocukları öldüren Suriye rejiminin yanında yer
alıyorsunuz. Suriye'den çekilin ki gönlümüzden çıkmayasınız, gönlümüzden
çıkarsanız siz kaybedersiniz"
Anma programının ardından Fatih Camii’nden çıkan 10 binlerce kişi Fevzipaşa
caddesinden kortej halinde Edirnekapı’da bulunan Mavi Marmara şehitleri
Cevdet Kılıçlar ile Necdet Yıldırım’ın kabirlerine yürüdü.
Kısmen trafiğe kapatılan caddede, çevik kuvvet ekiplerinin güvenlik
önlemleri eşliğinde yürüyen kalabalık, "Yaşasın Filistin direnişi", "Mavi
Marmara onurumuzdur", "Müslüman uyuma kardeşine sahip çık" sloganlar attı.
Yürüyüşe katılanlar, "Mescid-i Aksa onurumuzdur", "Baas'ın safında duranlar
ümmetle aynı safta duramazlar", "Davamızdan vazgeçmeyeceğiz, yaşasın Suriye
direnişimiz" yazılı pankartlar taşıdı.
Yürüyüşün son bulduğu Edirnekapı Mezarlığı'nda metfun bulunan, Mavi Marmara
gemisinde hayatını kaybeden Necdet Yıldırım ve Cevdet Kılıçlar'ın kabirleri
başında Kur'an okundu, dua edildi. Mezarlıkta edilen duanın ardından
kalabalık olaysız şekilde dağıldı.
Ankara, İzmir, Sakarya, Balıkesir, Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa gibi
farklı illerden Mavi Marmara saldırısını anmak için yaklaşık 120 otobüs
İstanbul'a geldi.
--
*********************
**
*İHH Ankara
*İnsan Hakları ve Hizmet Derneği
Gmk Bulvarı 55/3 Maltepe-Ankara
(0312) 231 45 45
Dernek Hesapları:
Kuveyttürk Keçiören Şubesi
Hesap No: 638 000
Iban: TR25 0020 5000 0006 3800 0000 01
------------------------------------------------
Posta Çeki
Hesap No: 525 61 01
Not : (Bağışlara Açıklama notu eklenmelidir.)
http://www.ihhankara.org.tr/
إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى
وَيَنْهَى
عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ
تَذَكَّرُونَ.
"Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder.
Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye
size öğüt verir." Nahl/90
__
--
Türkiye için el ele mail grubumuz *
https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 04 10:08PM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: SEVGİ YEŞİLMEN <sevgiy...@gmail.com>
Tarih: 4 Haziran 2013 17:28
Konu: Namazı Cumayı Ramazanı Orucu Yasaklarsa Bu zihniyet Şaşırmayın Mersin
İçel Burak Canlı
Kime:
NAMAZI CUMAYI RAMAZANI ORUCU YASAKLARSA BU ZİHNİYET ŞAŞIRMAYIN...
*Benim Sadik Yârim Kara Topraktır*... Bunu herkes bilecek... Her kez görecek... *Ne
o pahalı lüks uçaklar... Ne o Şaşalı Korumalar... Ne o USA yakınlığı...*
Bunları bileceksin... Bunları göreceksin... *Çapulcu diye ismini koyduklarının
insan olduklarını anlayacaksın...*
Bilemedin... *Yeri ve Göğü yaratanın kendin olduğunu zannetmeyeceksin...*
Bilemedin... Ah... Bilemedin...
Vurdun... Kırdın... Gerdin... Yıktın... Taş taş üzerinde bırakmadın...
Küçümsedin... Yok saydın... Varı yok ettin...
*Kiliseler açıldı... Yabancı okullar... Paraların üstüne Obama resimleri...
Paraların üzerine USA Bayrakları diktin...*
Bilemedin... *Benim Sadik Yârim Kara Topraktır diyemedin...*
Soruyorum evlerinde oturan nice sevdalıya nice gönüllüye soruyorum... *Polisleri
Milletin karşısına çıkaran kimdir...*
Soruyorum eyleme destek vermeyen Cumasında Namazında olana soruyorum *Yarın
Cuma Yasaklanırsa ne yaparsınız?*
*Dileğin varsa İste Allah'tan...*
Düşme ve düşmeye göresin...
*Toprak olmuşa hakaretler Toprak olmuşa bağırmalar Toprak olmuşa
aşağılamalar...* İnönü dedin... Dedin dedin durdun...
*Emek bilmediler... Atalara saygı göstermediler... *
Geçmişe bir çizgi çizemediler... *Kürt dediler... Türk dediler... Alevi dediler...
Bizleri birbirimize düşürdüler...*
*Şimdi Polislerin arkasında ellerinde çocuklarımızı, karılarımızı dövmek
parçalamak için oluşan bir kitle gerekirse Anıtkabiri de yıkarız demekte...*
Ey halkım... *Söyleyiniz USA yani ABD'ye daha yıpranmamışını daha hoş
görülüsünü çok konuşmayanını, anlayışlısını getirsin...*
Ey halkım *Anlayış olmazsa, Hoş görü olmazsa Irak gibi Cuma Namazlarında
bombalar patlamaz mı sanırsınız... Gerginlik devamında gerginliği getirse
Minarelerimiz başımıza yıkılmaz mı Irak gibi sanırsınız... *Çapulcu Olarak
anılmaktan korkmayan Mersin İçel Burak Canlı
--
Türkiye için el ele mail grubumuz *
https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Hasan ÖZÇELİK" <altay...@gmail.com> Jun 04 10:07PM +0300
TAKSİM GEZİ PARKI DEMOKRASİNİN GÜVENCESİ HALKTIR
TAKSİM GEZİ PARKI DEMOKRASİNİN GÜVENCESİ HALKTIR
Yazar: Doç. Dr. Sait YILMAZ (*)
Taksim Gezi Parkı'nda başlayan ve İstanbul içinde büyümeye başladıktan sonra
başta Ankara ve İzmir olmak üzere eş zamanlı olarak Türkiye'nin pek çok
iline yayılan olaylar bugün bir haftasını tamamlamak üzeredir. Bu olaylar
pek çok açıdan Türkiye tarihinde daha önce görülmemiş nitelikler
taşımaktadır. Polis başta olmak üzere devlet güçleri son teknolojiyi
kullanarak ve ölçüsüz bir şekilde kendi halkı ile karşı karşıya gelirken,
daha büyük ve uyarılmış bir nüfus olanları ilgi ve endişe izlemektedir.
Gezi Parkı olayları sonraki ve daha büyük olayların oluşmasında bir dönüm
noktası olma niteliği taşımaktadır. Bütün bu gelişmeler, uzun zamandır
toplumun pek çok kesiminde psikolojik düzeyde birikmiş memnuniyetsizliğin
harekete geçmesini temsil ederken, Başbakan Erdoğan bir yandan eylemleri
tahrik ederek tırmandırma öte yandan marjinalize etme ve bir parti çekişmesi
haline getirme stratejisi izlemektedir.
Türkiye, uzun zamandır bir uçurumun kenarındadır ve olaylar iyi okunamadığı
takdirde ülke kan gölüne çevrilebilir. Taksim'de yaşanmakta olan olaylar hem
akademik açıdan hem de Türkiye'nin siyasi geleceği için önemli ipuçları ile
dolu ve iyi analiz edilmesi gereken bir sürecin parçasıdır. Akademik açıdan
siyasi şiddet, çatışma ve terör olgusunun birlikte ele alındığı bir disiplin
için önemli veriler sağlamaktadır. Bu makalede AKP iktidarı ve halk
ilişkisinin şiddete dönüşme potansiyeli üzerinden Taksim olayları ele
alınmıştır.
TAKSİM GEZİ PARKI DEMOKRASİNİN GÜVENCESİ HALKTIR
Devletin Yolculuğu ve İktidarların Sonu
Devlet, ülkenin ve halkın güvenliğini sağlamak gibi bir görev ile
yükümlüdür. Devlet, bireyler, toplum, baskı grupları, sivil toplum örgütleri
vb. alt unsurlardan oluşur. Bu unsurların beklentileri devletin varlığının
gerekçesidir. Bu beklentilerin gerçekleştirilmesi, bireylerin güçleri
dışındadır. Bundan ötürü devlet ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Platon ve
Aristo'dan başlayarak, daha sonra Ortaçağ'da Machiavelli, Thomas Hobbes,
John Locke, Jean Jacques Rousseau gibi pek çok düşünür devlet ve halk
arasındaki ilişki konusunda pek çok görüş ortaya attılar.
Platon'a göre temel olarak üç tür devlet yönetim vardır[1]: demokrasi,
monarşi ve tiranlık. Halkın kendi kendine yönetimi olan demokrasinin bugün
en az 550 çeşidi var ve Cumhuriyet rejimi, demokrasinin anayasalı hali
olarak kabul edilebilir. Monarşi de elit (kişi, aile, krallık) bir tabakanın
yönetimi söz konusudur. Tiranlık ise halkı yöneten kesimin halkın
isteklerini dikkate almadan, keyfince ülkeyi baskı içinde yönetmesidir.
Bugün Türkiye'de gelinen noktayı ilk çağın kavramları ile izah edersek bir
tiranlık rejimi diye nitelendirebiliriz. Platon Devlet adlı kitabında 2400
sene önce şöyle yazmaktadır: Demokrasilerde işsiz-güçsüz takımı devletin
başına geçer ama bunların en tehlikelileri ağzı en iyi laf yapan, gündelik
sorunlara çözüm getirenlerdir. Bu kişiler, düzen içinde yaşayıp zengin
olanlardan vergi toplar. Bu paraları genellikle kendileri için harcar, bir
kısmını da yine işsiz güçsüz halk kitlelerine dağıtırlar. Bu arada zenginler
için haksız suçlamalarda bulunur ve halkı zenginlere düşman ederler. Halkı
oligarşi tekrar gelecek diye korkuturlar ve halk kendine bir koruyucu seçer.
İşte bu tiranlığın doğuşudur. Halkın başına geçen koruyucu, çoğunluğun
kendine kul köle olduğunu görünce, karşı görüşteki yurttaşların kanına
girmeden edemez, lekeleme yolunu tutar, onu bunu suçlayıp mahkemelerde
süründürür, kimini sürer, kimini öldürür. Böyle bir adam zorba devletini
kurmuş ve zorba olmuştur. Zorba hükümranlığını sürdürmek için sürekli
şiddete başvurmak zorundadır."
Devamı: http://www.altayli.net/articles.php?article_id=2639
<http://www.altayli.net/news.php> Logo
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."
"Türk-Gülsev Eyüboğlu" <gulseve...@gmail.com> Jun 04 07:45PM +0300
Özgün ileti Sayın,
From: Türker Ertürk
Date: 2013/6/4
Subject: Yeni yazım " Ellerim kırılsaydı "
To:
http://www.ilk-kursun.com/haber/147759
Saygılar
Türker Ertürk
"yavuz altýndiþ" <elver...@yahoo.com> Jun 03 11:51AM -0700
YABANCILAR ÇOK GÜZEL TAHLİL ETMİŞLER VE TAYYİP BEY'DEN DAHA İYİ ANLAMIŞLAR.MUTLAKA SEYREDİN.....
Turkey in fire and blood Tahrir'den Taksim'e
http://www.youtube.com/watch?v=kKEbNruV9iU
"KERİM ÖZBEKLER" <kerimoz...@gmail.com> Jun 03 07:33PM +0300
TAY DERGİSİ'NİN MAYIS-HAZİRAN 2013 TARİHLİ 131.SAYISI YAYINLANDI...
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
KARABÜK KÜLTÜR VE SANAT DERNEĞİ BAŞKANI HALİL NİHAT YILDIZ'IN 2 AYDA 1
ÇIKARDIĞI TAY DERGİSİ'NİN MAYIS-HAZİRAN 2013 TARİHLİ 131.SAYISI YAYINLANDI,
20X27 CM.EBATLI. İÇ SAYFALARI 3.HAMUR KAĞIDA BASILI, 32 SAHİFELİK DERGİNİN
BU SAYISINDA;
HALİL NİHAT YILDIZ;ANKARA'DA KARABÜK GÜNLERİ,
AZİZ KEMAL HIZIROĞLU;ZAMAN HİKAYELERİ (ŞİİR),
FAZLI HUMAR;GÖZLERİN ÖZGÜRLÜĞÜMDÜR (ŞİİR),
IŞIK SUNGURLAR;NE DERSE GÖZ-HAZIRLIKSIZ-YEN BAŞLIKLI 3 ŞİİR,
FATMA KILIÇ;ŞAİRE VE ŞİİRE KELEBEĞİN RÜYASINDAN BAKIŞ,
GÜLER SOLUM;ANNEM (ŞİİR),
SEVİM YAZAR;10.YILINDA MELİH CEVDET ANDAY'I ANARKEN,
YILDIZ TÜMERDEM;KENDİN OL DEĞİŞME (ŞİİR),
ALİ ZİYA ÇAMUR;HEYBEMDEKİ RÜZGARLAR (ŞİİR),
DURAN AYDIN;HAYMA,
CANSU US YAZICI;TUTSA(K) (ŞİİR),
DİLEK AYRIBAŞ;YALNIZLIĞIN ÖRTÜSÜ (ŞİİR),
GÜLDEREN CANYURT;GÜNEŞ YÜZLÜ İNSANLARIN KENTİ ADANA,
YUNUS KARAÇÖL;SEN OLMAYINCA,
VEYSEL KOBYA;GÖNDERİLMEYEN MEKTUP,
AYSUN ŞENOCAK;UMUT VARSA EĞER,
OĞUZ OVACIK;YALNIZ OKULUM,
HÜSEYİN ÖZMEN;İSMAİL AMCAMIZ,
MİTHAT ÖNAL;YAĞMUR SONRASI,
AHMET FAZIL GÖKTUĞ;ŞUBAT GEÇİYORDU (ŞİİR),
NEZİHE ALTUĞ;ŞAİR İÇEYLE ATEŞİ NAR OLMAK-MERAL DEMİR,
TAHSİN ŞENTÜRK;KAR İKSİRİ (ŞİİR),
FESİH VURAL;KİLİM,
A.MURAT ÖZHAN;SEVDAYA YAZGILI (ŞİİR),
M.GIYASİ AYDEMİR;GECE (ŞİİR),
ABDÜLKADİR GÜLER;O BİR AYDIN TÜRKÜSÜ İDİ,
CENGİZ ERSÖZ;ALANYA'DA BİR AKŞAM (ŞİİR),
DEMET DUYULER DOĞAN;ÇUKUROVA'DA HIDRELLEZ,
DEMET DUYULER DOĞAN;BİR HIDRELLEZ GECESİ (ŞİİR),
MERTCAN KARACAN;EY ALİM USTA (ŞİİR),
HASAN AKARSU;DÜŞMEDEN KOŞABİLMEK,
NESRİN İNANKUL;TERMİK SANTRALA HAYIR DEDİK,
NECDET TEZCAN;İKİ KİTAP DOLUSU ŞİİR,
MEHMET DOĞAN;KİM BİLİR (ŞİİR),
FAZIL BAYRAKTAR;SEVGİLİ YEĞEN ŞAİRİM ALİ CENGİZ TOPÇUOĞLU
BAŞLIKLI ESERİ İLE BU SAYIDA YER ALMIŞLAR, SİZ DE TAY DERGİSİ'Nİ TAKİP
ETMEK VEYA YAZI İLE ŞİİRLERİNİZİN BU DERGİDE YAYINLANMASINI İSTİYORSANIZ
AŞAĞIDA Kİ BİLGİLERİ KULLANABİLİRSİNİZ;
HALİL NİHAT YILDIZ
KARABÜK KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ (BAŞKANI)
TAY DERGİSİ (SAHİBİ)
PK.10
78100 KARABÜK
GSM TEL.0-555-8578060 0-533-3690367
E POSTALAR;
tayde...@mynet.com
hnyi...@mynet.com
hnyi...@taydergisi.com
Abdullah Mustafa <abdullah...@gmail.com> Jun 02 06:21AM +0300
Toplumsal düzen ve hukuk - 106
B. Hukuk - 49
3. Özel hukuk -4 a)Evlenme ve Boşanma (Nikâh-Talak) -4 (1) Kavram olarak,
Toplumsal Düzen ve Hukuk, Hukuk, Özel Hukuk, Evlenme ve Boşanma
(Nikâh-Talak)-4
Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetlerine doğru boşayın ve
iddeti iyi sayın! Rabbiniz olan Allah'tan korkun! Onları evlerinden
çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar. Apaçık ve belgeli bir yüzsüzlük yapmaları
durumu müstesna. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah'ın sınırlarını
çiğneyen kendi benliğine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan
sonra yeni bir iş / oluş ortaya çıkarır. Sürelerini doldurma noktasına
geldiklerinde o kadınları ya örfün gerektirdiği biçimde tutun yahut da yine
örfün gerektirdiği şartlarla onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki
kişiyi de tanık tutun. Tanıklığı Allah için tam bir biçimde yapın. Allah'a
ve âhiret gününe inanan kişiye işte bu şekilde öğüt verilmektedir. Kim
Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder.Ve onu hiç
beklemediği yönden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanıp güvenirse O, ona
yeter. Hiç kuşkusuz, Allah, emrini yerine getirecektir. Allah her şey için
bir ölçü / bir kader belirlemiştir. Âdetten kesilen kadınlarınızın iddet
bekleme sürelerinde kuşkuya düşerseniz, onların iddetleri üç aydır. Hiç
âdet görmemiş kadınların süreleri de böyledir. Gebe olan kadınların
süreleri ise yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah'tan korkarsa, O
ona işinde bir kolaylık nasip eder. İşte bu, Allah'ın size indirmiş olduğu
emridir. Kim Allah'tan korkarsa O, onun çirkinliklerini örter ve onun
ödülünü büyütür. O kadınları, imkânlarınız ölçüsünde, barındığınız yerin
bir kısmında barındırın. Onları baskı altında tutmak için onlara zarar
verme yönüne gitmeyin. Eğer hamile iseler yüklerini bırakıncaya kadar
onlara nafaka verin. Eğer sizin için çocuk emziriyorlarsa, ücretlerini de
verin. Aranızda örfe uygun biçimde konuşup tartışın. Eğer anlaşmakta zorluk
çekerseniz o zaman, doğmuş olan çocuğu baba hesabına başka bir kadın
emzirecektir. Geniş imkâna sahip olan bu geniş imkânından harcasın. Rızkı
kendisine ölçü ile verilmiş olan da Allah'ın kendisine verdiğinden infak
etsin. Allah hiçbir benliği, kendisine verdiği şey dışında yükümlü
tutmaz.Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
65. sure (TALÂK) 1-7. ayet (Resmi: 65/İniş:100/Alfabetik:98)
İçinizden bekârları / dulları, bir de erkek hizmetçilerinizden ve
halayıklarınızdan durumu uygun olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler,
Allah onları lütfundan zenginleştirir. Allah Vâsi'dir, Alîm'dir. Nikâh
imkânı bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar
iffetlerini korusunlar. Size bağımlı olanlardan, hürriyetini satın almak
isteyenlerin, kendilerinde iyi hal görürseniz, onlarla yazılı anlaşma
yapın. Allah'a size verdiği malından siz de onlara verin. Hizmetinizdeki
genç kızları, iffetli kalmak isteyip dururlarken, iğreti dünya hayatının
basit menfaatini elde etmek için fuhşa zorlamayın. Kim onları baskı altında
tutarsa Allah, fuhşa zorlanmalarından sonra onları affedici, esirgeyicidir. 24.
sure (NÛR) 32-33. ayet (Resmi: 24/İniş:102/Alfabetik:84)
Bugün size bütün temiz nimetler helal kılındı. Kendilerine kitap verilmiş
olanların yemekleri size helaldir. Sizin yemekleriniz de onlara helaldir. Mümin
kadınların iffetlileriyle, sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanların
iffetli hanımları da mehirlerini verdiğiniz takdirde; iffetinizi korumanız,
zinadan uzak kalmanız ve şunu-bunu dost tutmamanız şartıyla size helaldir.
İmanı tanımayıp nankörlük edenin ameli boşa gitmiştir. Ve o, âhirette de
hüsrana uğrayanlardandır. 5. sure (MÂİDE) 5. ayet (Resmi:
5/İniş:110/Alfabetik:60)
* *
*Bitmedi nasipse devam edecek.*
*DİP NOT:*
*Referansınız (başvuru kaynağınız) "İslam" ise; **Doğruyu bulacağınız,
Doğru Kitap Kuran'dır.*
*Konularına Göre Kuran Mesajı derlemesi, Ana dilimizde** **"Doğru Bilgi Ana
Kaynağı" nın kullanılmasına imkan ve katkı sağlayabilmek amaç ve niyetiyle,
Kuran'ın ışığında bir kısım "Kitap" bilgisini, yorumsuz olarak doğrudan
Kuran ayetleriyle, zandan azade, aklını ve gönlünü işleten "Nasip
Sahipleriyle" paylaşabilmek için yapılmıştır.*
* *
*Allah Kelamın algılanıp anlaşılmasında , gerçeğe ulaştıran yollardan bir
yol, hakikate açılan kapılardan bir kapı olması umulmaktadır.*
*RESUL KUR'AN'IN TEBLİĞİ olan on E- Kitap ve Kuran Işığında Yorumlar E-
Kitabı ile "HASENAT 4.0 KUR'AN ARAŞTIRMA PROGRAMIN" dan oluşan***
* *
*"KONULARINA GÖRE KURAN MESAJI" nı,*
* *
*bilgisayarınıza indirmek ve arşivlemek istiyorsanız:*
*Yenilenen ve güncellenen aşağıdaki linki tıklayınız. 30 saniye geri
sayımı takiben gözükecek "download" yazılı kutucuğu da tıklayınız. (Reklamları
ve başka kutucukları tıklamayın) *
*Ve yaklaşık bir dakika sonra bilgisayarınıza indirmiş olacağınız dosyanın
içindeki "önce beni oku" belgesine bakıp, istediğinizi yapınız: *
*
*
http://s3.dosya.tc/server5/qlFSIk/KONULARINAGOREKURANMESAJ_-MKA.rar.html
*BU LİNK ÇALIŞMADIĞINDA İNDİRME YAPILABİLECEK UYGUN LİNK VE KONULARINA
GÖRE KURAN MESAJI HAKKINDA ÖZET BİLGİ, AŞAĞIDAKİ YAZIDA MEVCUTTUR:*
http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=5747
* *
*Allah'ın Selam, Rahmet ve Bereketi ile Mağfiret ve Hidayeti, Dileyenin
üzerine olsun.*
* *
*"**Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir
şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır.**Allah her şeye, herkese
gıda ulaştırır, Mukît'tir."* 4. sure (NİSA) 85. ayet
--
Selam ...
Abdullah Mustafa
Bu iletiyi, Turkiye-icin-el-ele Google Grubu'na abone olduğunuz için aldınız.
--
E-posta ile yayın gönderebilirsiniz.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak için boş bir ileti gönderin.
Diğer seçenekler için grubu ziyaret edin.
Sayın "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubu üyesi.
grubumuzla ilgili şikayetleriniz ve tavsiyeleriniz grup yönetimine " erzinca...@gmail.com " adresimize bildirin,
Grubumuzda yayınlanan iletilerin yasalar karşısında tüm sorumluluğu yazarına ve iletinin üzerinde değişiklik yapıp yayınlayan üyeye ait olacaktır, İletilerin mutlaka konu başlıklarını yazınız. İletilerinizde Başka bir grubun tanıtımı, url adresleri yada benzeri ibareler bulunması halinde o iletiler yayınlanmayacaktır.. önemle duyurulur. saygılarımızla
---
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU " adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için Turkiye-i...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele?hl=tr adresinde ziyaret edebilirsiniz.
--
Sayın "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubu üyesi.
grubumuzla ilgili şikayetleriniz ve tavsiyeleriniz grup yönetimine " erzinca...@gmail.com " adresimize bildirin,
Grubumuzda yayınlanan iletilerin yasalar karşısında tüm sorumluluğu yazarına ve iletinin üzerinde değişiklik yapıp yayınlayan üyeye ait olacaktır, İletilerin mutlaka konu başlıklarını yazınız. İletilerinizde Başka bir grubun tanıtımı, url adresleri yada benzeri ibareler bulunması halinde o iletiler yayınlanmayacaktır.. önemle duyurulur. saygılarımızla
---
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU " adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için Turkiye-i...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele?hl=tr adresinde ziyaret edebilirsiniz.
Kâbe’yi Yıkmak Gibi…
Bir rivayete göre, Peygamberimiz (asm) Kâbe’ye bakarken şöyle buyuruyor:
“Kuşkusuz Allah seni çok şerefli, çok mükerrem/ hürmetli, çok azametli kılmıştır; fakat mümin senden daha hürmetli/daha saygıdeğerdir.”(İbn Mace, Fiten,2; Mecmau’z-zevaid, 1/81).
Kalp insanda bulunan her değerli şeyi içinde barındırır. Îmânı da insan kalbinin duyarlılığıyla ilgilidir. Kalple akledilir, kalple iman edilir. Uzlaşı kalpte yaşanır, takva kalpte yaşanır. Kalp ısınır, kalp sağlamlaşır, kalp meyleder, parçalanır, katılaşır, mühürlenir. Kalp mutmain olur.
Kalp mühürlenmiş ise ölüdür. İçinde kavrayış, vicdani duyarlılık yoktur; dolayısıyla akıl ve iman da yoktur. Mevlânâ'nın ifadesiyle kalp, yüce Allah’ın nazargâhıdır. Bu sebeple, bir gönül yıkmak, bin kâbe yıkmaktan daha kötüdür.
İmam Rabbânî bizi, “kalb Allah'u teâlânın komşusudur” diyor ve şöyle uyarıyor: "Allah'u teâlâya kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir. Mümin olsun, âsi olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemelidir. Çünkü, asi olan komşuyu da korumak lazımdır. Sakınınız, sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız! Allah'u teâlâyı en ziyade inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur. Çünkü, Allah'u teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir. (C.3, m.45)
Bediüzzaman ise bu konuda şöyle söylüyor:
“Ey insafsız adam! Şimdi bak ki, mü'min kardeşine kin ve adâvet(dümanlık) ne kadar zulümdür. Çünkü, nasıl ki sen âdi, küçük taşları Kâbe'den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud'dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öyle de, Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği halde, mü'mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusurâtı iman ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu, aklın varsa anlarsın.” (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup)
Rabbimiz Peygamber(asm)'a hitaben; "Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile.." (Ali İmran Suresi, 159) buyuruyor. Güzel söz ve yumuşak davranış Kur'ân ahlâkı gereğidir, İslam'ın güzelliklerindendir. Şuurlu, aklı başında samimi mümin merhametli, nezaketlidir.
Peygamberimiz (asm)'ın güleryüzlülüğü, ataklığı, neşesi, şakacılığı bizim için en güzel örneklerdir. “Güçlü/kahraman kimse, güreş minderinde hasmını yere seren değil, öfke anında nefsini yenen kimsedir.”(Buharî, Edeb, 76; Müslim, Birr) buyuruyor Resûlûllah.
Allah’ın kâinatı kaplayan rahmetinden, şefkat ve merhametinden nasîbini alamayan insan katıdır; incitir, yıkar, kırar, döker.
Samimi mümin ise İlâhi rahmetin parıltılarını yansıtan, kalbi Kur'ân ayetlerine karşı yumuşamış insandır. Yüce Allah’ı aşkla anlatır, muhabbetle anlatır. Resûllullah(asm)'a olan aşkını, Allah rızası için olan aşkını, Allah’ın tecellilerine, yarattığı güzelliklere olan sevgiyi anlatır. Her şeye Allah aşkıyla bakar. Allah’ın tecellileri olan çocukları, kuşları, çiçekleri sever, tüm canlıları sever, insanları sever. Kalp kırmaz, saygılıdır, bağırıp çağırmaz, ters konuşmaz. Esprili ve şakacıdır. Eleştirilerinde kırıcı değil yapıcı ve nezihtir.
Samimi mümin, İbrahim(as) gibi yumuşak huylu, duygulu ve gönülden Allah'a yönelen insandır. Değil kalp kırmak, mümin, kalplere sevinç ve huzur koyan insandır.
Fuat Türker
- YILANIN BAŞINI EZMEK //Ahmet Kılıçaslan Aytar [1 Güncelleme]
- Önce Seni Yok Sayarlar... [1 Güncelleme]
- BÜYÜKLERE MASALLAR ( GİZLİ ELLER ) [1 Güncelleme]
- Taksim karartması [1 Güncelleme]
- Eylemlere de hayır, hükümetin çevre yıkımına da: Kentsel dönüşümle şehirlerimiz beton yığınına mı dönecek? [1 Güncelleme]
- KiM OOO? ;)) [1 Güncelleme]
- [jmkdd-duyuru] Küba Dostlarına: Taksim Dayanışması - Buradayız, saat 19.00'da herkesi bekliyoruz [1 Güncelleme]
- TAKSİM GEZİ. FAKAT SAYIN ORHAN ÇEKİÇ'TEN ... [1 Güncelleme]
- Mehmet Bedri Gültekin: “Yüzde 50’yi zor tutuyoruz” tehdidi [1 Güncelleme]
- Haziran 2013 Eğitim Programı [1 Güncelleme]
- ÇAPULCU NEDİR, KİMLERDİR? [1 Güncelleme]
- Masonlar ve Taksim(B.Erandaç [1 Güncelleme]
- {HaberPOSTA} - PEKİ MESELE NEDİR?... EK: DOSYA [1 Güncelleme]
- Kim bu "Gezi İnsanları?" [1 Güncelleme]
- Mevlüt Uluğtekin YILMAZ - Akıl uyursa.... [1 Güncelleme]
- Noterlik [1 Güncelleme]
- Menderes'e de aynı tezgah kurulmuş! - Bugünkü jenerasyon da dedelerine taş çıkartıyor [1 Güncelleme]
- DEMOKRASİ SADECE OY KULLANMAK MIDIR? [1 Güncelleme]
- Türkiye'de aslında ne olmuyor? [1 Güncelleme]
- Yeryüzünde halife [1 Güncelleme]
- Şahsiyet Erozyonu'na Karşı! [1 Güncelleme]
- AKP Dünyaya el attı [1 Güncelleme]
- SESSİZ ÇIĞLIK VE RESİM SERGİSİ...15 HAZİRAN ANKARA"BÜYÜK SESSİZ ÇIĞLIK".. [1 Güncelleme]
- HER GÜNE BİR AYET [1 Güncelleme]
- "çünkü..." - SENAİ DEMİRCİ [1 Güncelleme]
"Ahmet Kılıçaslan Aytar" <ahmetkilic...@gmail.com> Jun 12 12:02AM +0300
*YILANIN BAŞINI EZMEK*
*
*
*
*
Gezi Direnişi ile ilgili dikkat çeken bir yorum Lübnan'da Daily Star
gazetesinde yayımlandı.
Yorumda "Türk kentlerini sallayan laik yanlısı gösteriler,Arap dünyasında
dalgalanmalar yarattı ve Türkiye'yi siyasi İslam'ın başarılı bir modeli
olarak öven İslamcı liderler tedirgin oldu" deniyor.
*
Gezi Direnişinin bir tedirgini de İslamcı dini lider ABD'li Fethullah
Gülen'dir.
Gülen insanın yaratılış eksikleri nedeniyle insanın insana vereceği
katkının eksik olduğu -o yüzden,peygamberlerin zuhur ettiği noktasında
fıtratî nitelikleriyle insanlığı peygamberden başlatıyor,ardından "tebliğ"
göreviyle kafasındaki Allah,Kur'an ve Sünnet'le insanlığı iman ve ahlak ile
zenginleştiriyor,hayatta takip edilecek yolda nasıl hareket edileceğini
nazari olarak öğretiyor!
Bu suretle-esasen, çağdaş düzeyi sorgulama, yakalama ve aşma
anlayışını,insan hakları,düşünce, inanç ve girişim özgürlüklerini,laik
hukuk devleti, katılımcı demokrasi,liberal ekonominin benimsendiği bir
toplumsal düzenin oluşmasına katkı koyma iddiasını yok ediyor.
*
Gülen Gezi Direnişi ile ilgili -özetle, "Hadis kitaplarında "Kitabü'l-fiten
ve'l-melahim " başlığıyla bazı bölümlerde bugün yaşadığımız ifrit dönemi
yeralıyor. Bu dönemin en büyük hastalıkları nifak, iki yüzlülük ve takiyye
marazlarıdır -ki, münkirlik,müraiyilik ve münafıklığa neden oluyor.
Günümüzde imana, Kur'an'a, o yüce mefkureye hizmet eden insanlar,bu
musibetlerle karşı karşıya bulunduklarını hatırdan çıkarmamalıdır.
Üç asırlık tahribatı tamir eylemenin peşindeki fedakar ruhlar emin olarak
yürüyebilmek ve gereken şeyleri güzergah emniyeti içinde yapabilmek için
kendilerini istemeyen bu insanların kimler olduğunu bilmeleri gerekir"
diyor.
Beyinlerini kiraladığı muridlerini İslami radikalizme -O'nun ağzında,
İslamî Cihad'a kışkırtıyor.
*
Ne ki, gelişmiş Batı ülkeleri İslami radikalizmi tahrik eden esas unsurun
ne olduğu -artık,çok iyi biliyor.
Çünkü,Batı'nın, özel kuvvetleri ve istihbarat ajanları ile Türkiye ve Arap
ülkelerinde besleyip yetiştirdiği üç asırlık tahribatı tamir etmek
hedefinde İslamcı dini ve siyasi liderler, siyasetçiler, İslami özgürlük
savaşçıları ve aktivist kuruluşlar ve o ülkelerin Ordu ve Polis
teşkilatlarının desteğiyle -işte, başta Türkiye olmak üzere,
Tunus'ta,Libya ya da Mısır'da ve başka ülkelerde de internet sosyal
ağlarından genişleyen Arap halklarının yoksulluk,yolsuzluk sloganlarıyla
rejimleri yıktığı hareketlerden sağlanan sonucun İslamiı radikalizmden
başka bir şey üretmediği dehşetle görülmüştür.
*
Çünkü -mesela,Albert Einstein'ın, "İnsan daha küçük yaşta iken daha sonraki
yıllarda kolayca kurtulamayacağı korkunç önyargılarla beslenmiş
olabilir.Sonuçta içine itildiği düşünsel tutsaklıktan kurtulmasının
olanakları tümüyle ortadan kalkar.Yerine radikal bir özgüven ve sorunu
sürekli olarak kendinden uzak tutmaya çalışan bir profil oluşur" ifadesi,
Ve iktidar duygusunun insanın beyninde ödüllendirme sistemini devreye
soktuğu, bağımlılık yaratan dopamin hormonu seviyesini arttırdığı -hele
ki,iktidar sahibi önyargılı, özgüveni eksik biriyse dopamin hormonu
seviyesinin artması, o'nun sabırsız,tatminsiz, acımasız,zorba ve yıkıcı
karakterinin baskınlaşmasına yol açtığı bileşkesinde-işbu, İslamcı dini ve
siyasi liderlerin ne denli zayıf oldukları ve tehdit oluşturdukları
farkedilmiştir.
*
Çünkü oluşan yeni rejimlerde dini,siyasi liderler ve kadrolarının küresel
zenginliğin başlıca hammaddesi ve ürünü olan "Bilgi"nin yaratılması,
Ülkelerin bilgiye erişimle yatırımlarını arttırma, ticaretlerini
geliştirme,gerekli finansman ihtiyaçlarını piyasalardan borçlanarak ya da
kısa vadeli sermaye hareketlerine cazibe oluşturarak sağlamanın
"İletişim"le sağlanması gerekliliğini anlamaktan çok uzak oldukları
anlaşılmıştır.
*
Çünkü -başta,Türkiye'de Gülen ve Erdoğan'ın nifak saçan,ikiyüzlü ve
takiyyeci politikalarla bireysel ve toplumsal hafızayı zayıflatan
duygu,arzu ve ihtirasları harekete geçirdiği,
Bireyler bazında kitleleri hissen,fikren,fiilen zarar görmelerine yönelik
yalan,tezvir,aldatma ve sansasyon içeren bilgi,haber ve polemiklerle
bombardıman ederek zayıflattığı,
Batı'nın İslam ve mukaddesatlarına savaş açtığı, İslam'ı devlet ve toplum
hayatından silmeye çalıştığı,Batı tipi düzenin gayri İslami bir istibdat
düzeni olduğu,karşı çıkan Müslüman halklara her türlü zulme maruz
bıraktıkları fikrini kitlelere azmettirdikleri,
Sonuçta bu faaliyetlerin İslami radikalizmi üretmekten başka bir şeye
yaramadığı görülmüştür.
*
Çünkü, bu lider ve kadroların siyasi İslam söylemi ile Türkiye ve geniş
Orta Doğu ülkelerinde mevcut siyasi ve ekonomik durumda büyüme ve
istihdamın artması için gereken çok yüksek maliyetin tedarikini,
Bölgenin gelişmesine uygun politika ve ticari stratejilerin
eksiklerini,ekonomik işlemlerde şeffaflığın bulunmamasını,özel sermayeli
işletmelerin gelişme zorluklarını, alt yapı eksikleri gibi kilit sorunları
asla çözemeyecekleri de farkedilmiştir.
*
Çünkü, bir süre önce Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun,"Eğer İsrail şu
günkü tutumunu sürdürürse,Arap Baharı kendi otoriter rejimlerini
tartışırken aynı anda güçlü bir İsrail karşıtlığını da bugünün gündemi
haline getirecektir" ifadesi karşısında şok olunmuş,
Mısır'da,Tunus'ta İslamcılar ile laikler arasında artan kutuplaşma, Doğu
Libya'da Sirenayka Eyaletinin bağımsızlık ve özerklik ilanı ve daha birçok
Arap ülkesinde mezhep çatışmalarıyla İslami radikalizmin önlenemeyen
yükselişinden korkulmuştur.
*
Çünkü,Suriye krizinin radikalizm ile komşu ülkelere, bölgeye -hatta,
dünyaya yayılma olasılığının önüne geçilmesi için şiddetin sona erdirilmesi
ve krizin siyasi yollarla çözülmesi gerekliliği, bölünme riski ve mülteci
krizinin ortadan kaldırılmasının şart olduğuna inanılmış,
Yeni bir Suriye oluşturulması ardından tüm bölgede İslam, radikalizmin
mutlaka pasifize edilmesi ,İran'ın nükleer gelişimine diplomasi ile çözüm
bulunmasının gerekliliğine ikna olunmuştur.
*
Nitekim Batı, Rusya ve Çin gibi küresel güçler anlaşarak,
İsrail'in güvenliği merkeze almış ve Filistin ile yeni bir barış sürecinin
başlatılması -teminen,
Eşzamanlı Suriye ve İran sorunlarının diplomatik ve siyasal müzakerelerle
çözülmesi, Türkiye ve Orta Doğu'da radikalizmin dini ve siyasi liderleri
ve kadrolarının tasfiye edilmesi,
Kimi diğer uluslararası sorunların da çözülmesi ardından meşruiyeti ve
güvenilirlik sorunu ile tartışılan BM Güvenlik Konseyinde, ulusal çıkarları
için ayrıcalıklı pozisyonlarını dünya siyasetinin belirleyicisi yapan
mevcut statükonun değişmesinde işbirliğinin yürütülmesine,
Ya da yeni bir dünyanın kurulmasına -işte, işbaşı yapılmıştır...
*
Gezi Direnişiyle lâik yanlısı gösterilerin Arap dünyasında İslamcı
liderleri tedirgin etmesi boşuna değildir.
Bakınız, Siyasi İslam'ın lideri Erdoğan çakma ümmetinin tedirginliğini
savuşturmak üzere son kozlarını oynuyor.
Aklı yitik, ulusal birlik-bütünlüğe kast etmiş -son olarak, sıkıştığı
köşede kardeşi
kardeşe vurdurmak üzere havayı yumrukluyor,
"'Başbakan sert diyorlar. Ne olacaktı? Buna sertlik diyorsanız,kusura
bakmayın. Başbakan* [?]Re-cep Tay-yip Er-doğan, Re-cep Tay-yip Er-do-ğan
[?]*değişmez" diyor!
Kurduğu lanet olası korku imparatorluğu çökmüştür,sırası geliyor...
12.6.2013
Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilic...@gmail.com
"atilla üyetürk" <esoh...@yahoo.com> Jun 11 10:47PM +0300
Önce Seni Yok Sayarlar,
Sonra Sana Bakıp Gülerler,
Sonra Seninle Savaşırlar,
Sonra Sen Kazanırsın.
-Gandhi-
"davut arslantürk" <oray...@hotmail.com> Jun 11 06:01PM
* EĞER DÜŞMANIN SANA ÖDÜL VERİYORSA,
SENDE BİR PUŞTLUK VAR DEMEKTİR. *
" Ehli namus yoklamada düştü hep meyus oldu
Merkezinden koyduranlar, cümlesi mebus oldu. "
Neyzen Tevfik
" Ne kadar çok şey bilir ya da biliyormuş izlenimi yaratırsanız,
o kadar güçlenirsiniz.
Bildiklerinizin doğru olup olmadığının bir önemi yoktur.
Asla unutulmamalıdır ki önemli olan bir sırra sahip olmaktır. "
Umberto Eco
İşte mezarlar!
Binlerce yılın oyuncuları...
Perde inmiş,
Sonsuz bir karanlık.
Ne sır kalmış, ne esrar...
Hiçbir şey gerçek olmuyor,
Gerçek olmayan her şey gerçek gibi duruyor.
Umutları tükenenler, hayallerini de kaybediyor.
Görüyoruz ki yaşamıyorlar.
Adları okunmayanlar kaybolup gitmiştir.
Mezartaşlarında anlar şanlar yazsa da...
Umuda kavuşmak zordur.
Sahip olmak
Umutlu olmak çok zordur.
İnsan ne kadar aptal olabilir?
Kötülük ile yoğrulmuş cehalet...
İnsan ne kadar cahil olabilir?
Yalnız kendine verilmiş bilgi kadar aklıyla...
Girer şeytani oyunların içine.
Ne aklı yeter ne gücü.
Bu bir oyundur,
Bütün oyunlar gibi
Oyun oyun içinde dense de,
İnsan oyunun içindedir.
Öyle kurallar konar ki;
Hiçbir oyun kuralına göre oynanmaz.
İnançları parçalayan, yalanlara inandıran çığırtkanlar,
Her sokakta ayrı bir din,
Her mahallede peygamber yaratanlar
İnsan eti yiyenler
Yoksulluğu çoğaltan varsıllar.
Ve deşildikçe derinleşen kuyular...
Bu oyunların sahnesidir
Şu acılar içindeki zamansız ve mekansız dünyada
Dünyayı acılara büründürenlerin aldıkları zevktir verdikleri acılar...
Acı üstüne kurulan dünya; başka yaşamları tüketerek ayakta kalmaktadır.
En az istenilen şey için en çok savaşlar yapılır.
İnsan içine düştüğü çarpıklıklarla dünyayı kirletir.
İnsan saf ve korkaktır.
Ruh kirliyse; akıl kirlidir.
Akıl kirliyse; beden kirlidir.
Hapsedince gözlerini
Karanlığın içine
Dinler vaizcilerin ölüm seslerini...
Zamanın içinde çalınca kavallar
Mezardan çıkanlar
Dağlardan inenler
Topraktan fışkıranlar
Yecücler Mecücler
Sufyaniler
Hilkat Garibeleri
Köyümüzün üstüne konak kurmuşlardı.
Biz köye bakıyorduk, köy de bize,
Bakıyordu da...
Biz bu köyü kaybetmiştik
Gitmeye gitmeye...
O köy bizim köyümüzdür demek;
Masal olmuştu.
Gitmek zorundaydık.
Köyümüze gitmek zorundaydık.
İnlerin cinlerin, Mecusilerin
Sarıklı takkeli ticanilerin
Şeytanların Şahmeranların
Arasından geçmek zorundaydık.
Günler günleri kovaladı.
Baktık gökyüzüne
Çoban Yıldızı, Kutup, Ülker, Demir Kazık
Ama ne yazık!
Bulamadık bir yol.
Dedik ki:
Bu köyün bir delisi vardır.
Dediler ki:
Yoktur!
Öyleyse hepimiz deli olmak zorundaydık.
Ve onlar biliyordu;
Biz gerçekten deliydik.
Bilerek kuruyorlardı Elit Cemiyetleri
Avrupa Birliği'ni,
Bilderberg'i,
Bohem Klüpleri
Kökleri Mısır'a uzanan,
Mezepotamya'ya varan gizli örgütleri.
Skulls and Croix'i
Triletarel'i
İliminati'yi
Cfr'yi
Ve örgütlüyorlardı;
Tapınak Şövalyelerini.
Ve bizim köy derin uykulardaydı!
İşte biz ihanet ederken Dündar Bey'le
Kılıç kalkan her yanımız kan
Çekilirken Viyana'dan
Girdik bir ummana
Devri Muammaya
Halen sürüyordu Selamlık ve Harem
Seksen dokuz cariyeden
Yüz otuz üç şehzade
Bre, bre, bre...
Ne oldu bu Şehzedelere?
Hergün kendini aşan bilim yüceltirken insanlığı
Sınır tanımayan Çirkin Emperyalizm,
Sömürgeci Küreselleşmenin karşısında duran
Kemalizm'i yok etmek için;
Bürünüyordu Avrupa emirli yobazlık kılıfına
Oysa;
Krallar dönerken halkına terk edip tacı
Yazarken atlaslar Kingdom yerine Republica
Biz halen unutamadık,
Şahı, Padişahı, Tahtı;
Görkemli saltanatı.
Ve biz beklerken kapısında köyümüzün,
Kimseye vermemek için
Elimizde değnek
Şafak gülümseyecek,
Doğacak umut.
Ve parmak gösterirken ileri
Açarken koynunu Akdeniz
Bir kere doğan umut
Kuvva-ı Milliye
Bir daha doğacak.
İşte;
Ulus olamayan kalabalıklar köle,
Kimliğini yitiren uluslar köpek olurlar.
Kemik yalamaktan öte gitmeyen varlıkları
Kanser gibi yayıldıkça;
Hastalık varlığı tüketecektir.
Çıkarlarına kapanmış
Hak, Hukuk, Adalet tanımayan sistemlerde
Bananeciler, Boşverciler, Adamsendeciler,
Yaprakları dökülmüş, gövdeleri yarılmış, odunluk kütükler;
Köyümüzde yaşanan cehennemin gerçek şuçlularıdırlar.
Eğer ümmetken olduysak millet, köleyken insan
Çıktıysak aydınlığa
Bilimi hazmedemeyen
Evrimleri kör gören
Bu Engizisyon düşünce
Yok edebilir mi?
Attilla'yı, Mete'yi, Kubilay'ı
Yok edebilir mi?
Mustafa Kemal'i
Onun için kudret damarlarımızdadır
Onun için kudret asil kandadır.
içimizden biri
asla umutsuzluğu değil
KAVGAYA DEVAM AŞKINA
ismet soner <ismet...@gmail.com> Jun 11 08:59PM +0300
Gezi Parkı eylemcileri üzerinden bir karartma yapılıyor. Bize gençliği,
çevreyi tartıştırıp devlet iktidarını ele geçirme operasyonu yapılıyor. 'Bu
çocuklar çok güzel' üzerinden Erdoğan'ı hedef alan 'çirkinleştirme'
kampanyası yürütülüyor. Zor olacak... Çocuklar güzel de olsa, çirkin de olsa
Erdoğan'ı çirkinleştirmeye yönelik operasyonu başarmak zor olacak.
Çirkinleştirmek isteyenlerden daha çok gönül bağı kuranlar oldukça proje
başarısız olacak.
Oysa herkes biliyor ki, kavga 'bu çocuklar' değil. Kavga Taksim ya da çevre
de değil. Bugün bunu anlamamış görünenlerin bir çoğu, çok iyi anlamışlar
olarak, ortadan kayboldu. Pozisyon almak için bir sonraki gücün
şekillenmesini bekliyor.
Bütün iyi niyetimle, samimiyetimle, gençlik ruhumla, itirazlarımla,
kaygılarımla bakıyorum, yine de 'bu çocuklar'ın ötesinde şeyler görüyorum.
Böyle olunca da, Gezi'nin ötesine geçip kavgayı izlemek, kavgayı analiz
etmek, kavgaya göre tavır almak ağır bir sorumluluk oluyor.
Hiç kimse, Türkiye'nin siyasi tarihini, güç çatışmalarını, siyasi dönüşüm
projelerini unutmamızı, zihnimizden silip atmamızı istemesin. Körleşmemizi,
aptallaşmamızı istemesin.
'Ne istiyorsunuz, neye karşısınız' sorularının cevabı yok. Ağaç diyorlar,
park diyorlar ama birileri onların üzerinden başka bir cevap üretiyor ve bu
cevap onların da cevabı haline geliyor. Gezi eylemcilerinin bütün talepleri
kabul edilse, hatta bu eylemler bitse kavga bitecek mi? Bitecek sananlar
yanılıyor. Biteceğini söyleyenler yalan söylüyor. Çünkü kavga bu değil.
Dolayısıyla soruların da cevapların da yerli yerinde olması lazım.
Ortalığı kasıp kavuran, işi cazgırlığa vuranlara göre bir Türkiye algısı,
ne yalan söyleyeyim, bana kaosu hatırlatıyor. İnanılmaz iddialar uçuşuyor
ortalıkta, inanılmaz bağlantılar çıkıyor. Bunlar tesadüf mü, sadece iyi
niyetli destekler mi? İnanalım mı bunlara?
Bu organizasyonları yapanların, dayanışmayı örgütleyenlerin önemli bir
kısmının Türkiye tarihinde acı hatıraları var. Bir çoklarının ismi, kirli
operasyonlarda geçiyor. Hal böyle iken, bize bunları görme, hatırlama, ifşa
etme diyorlar.
Aklıma İran geliyor. Musaddık operasyonu geliyor. Türkiye'de çok az insanın
bildiği o müthiş operasyon geliyor. ABD ve İngiliz istihbarat teşkilatları,
1953 İran'ında ortaklaşa bir darbe tezgahladılar. Ortadoğu'nun o tarihten
bugüne uzanan siyasi yapısını kökten etkileyen bir darbeydi bu. Petrolü
millileştiren İran Başbakanı Musaddık sokak isyanıyla görevden
uzaklaştırıldı. İsyana katılan İranlılar sonradan derin bir hayal kırıklığı
yaşadı ama olan olmuştu. İran Başbakanı'na karşı, kamuoyu çalışmaları ile
'komünizm yanlısı, ihtiyar bir huysuz' olarak imaj operasyonu yapıldı.
Bugün Türkiye'de yapıldığı gibi.
AJAX adı verilen bu operasyonu, ABD eski Başkanı Theodore Roosevelt'in
yeğeni Kermit Roosevelt yönetti. Bugünü anlamak için o operasyonu birazcık
okuyun. ABD ve İngiliz istihbaratının siyasi tarihteki en kirli
operasyonlarından biriydi. Musaddık'ı devirip ülkeyi tekrar Şah'a verdiler.
İran'ı normalleştiren adamı devirip diktatörü iktidara taşıdılar.
Demokratik süreci sabote ettiler. Nedeni petroldü, petrolün
millileştirilmesiydi.
Kermit Roosevelt'in kendi operasyonunu anlattığı 'Karşı darbe' adlı
kitabını okuyun, bugün olanlarla ilgili ilginç benzerlikler göreceksiniz.
Erdoğan'ın günahı sert olması mıydı, üslubu muydu? Bugüne kadar Türk siyasi
tarihinde insanların kalbine girebilen kaç lider vardı?
İran'ı büyüten, güçlendiren, inanılmaz bir ivme yakalayan Musaddık'ın
günahı petrolü millileştirmekti. Erdoğan'ın günahı ne acaba? Çılgın
projeler mi? Türkiye'yi; bu coğrafyayı yüz yıldır yönetenleri rahatsız
edecek ölçüde, büyütmesi mi? Boğazları millileştirmek mi? Taksim Platformu
üyelerinin 'Kanal İstanbul projesi iptal edilsin' talepleri bundan mı?
Sadece Erdoğan imajına yönelik söylem üzerinden bir Türkiye projesini
millete satamazsınız. Bu millet bunu almaz, inanmaz. Her geçen gün, malum
operasyonun ayrıntılarına, bağlantılarına ilişkin çarpıcı gerçekler çıkıyor
ortaya. Bunlar bilindikçe milletin tepkisi daha da sertleşebilir.
Bu bir 'darbe' senaryosudur ve tarihe öyle geçecektir. İçerideki bazı güç
odakları ve sermaye gruplarıyla dışarıdaki muadillerin ortak yürüttüğü bir
Türkiye tasarımı. Tasarımın merkezinde sosyal tepkiyle iktidar devirme,
Erdoğan'ı siyasetten uzaklaştırma, Türkiye'yi küçültme amacı var.
Hiçbir iktidar bu durumda 'evet haklısınız' diyerek çekilmez. Millete
gider. Millet karar verir. Ama millet, sanılanın, alabildiğine güçlü
propagandanın tersine, bu oyunu kabullenmedi, kabul etmedi.
Bu çıkışa bel bağlayan, bundan iktidar devşirmek isteyen, bundan siyasi
gelecek hesabı kuran, bundan ekonomik iktidar kazanacağını sanan kaybeder.
Benden söylemesi...
Çünkü millet oyunu gördü. Türkiye bu oyunu bozar.
[image: İbrahim Karagül]
İbrahim Karagülle
--
PRIMUM NON NOCERE
http://www.facebook.com/ismetsoner
http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
ZUHURATTA HAYIR VARDIR
ismet soner <ismet...@gmail.com> Jun 11 09:00PM +0300
*
*
*Kentsel dönüşüm projesi tamamlandığında şehirlerimiz nasıl görünecek?*
*TOKİ'nin bugüne kadarki uygulamalarına bakınca bu hususta iyimser olmak
çok güç*
Geçenlerde gazetemiz, önemli bir ortak akıl toplantısına ev sahipliği
yaptı. Kentsel dönüşümün ele alındığı toplantıya konuyla ilgili paydaşlar
katıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, belediye başkanları,
TOKİ ve KİPTAŞ yetkilileri, büyük inşaat şirketleri... Toplantının
başlangıcında, bir giriş konuşması yapmam gerekiyordu. O
konuşmayı*inşaat-medeniyet ilişkisi
*ne ayırdım. Tabii ki birkaç cümleyle değinebildim. Şimdi birazcık daha o
kapıyı aralamak istiyorum. Zira şehircilik kültürümüz maalesef hâlâ
inşaatçılık çıtasını aşabilmiş değil. Meseleyi sadece inşaat teknolojisi
açısından değerlendirmek; ya da yasal düzenlemelerin teknik detayında
kaybolmak bugün çok fark edilmese de gelecekte büyük sıkıntıların
oluşmasına sebep olacaktır.
Bir ev bina etmek, bir site inşa etmek, bir medeniyet öngörüsünde bulunmak
demektir. Böyle baktığınızda şu tespiti yapmaya mecburuz: İnşaat, sadece
müteahhitlere bırakılamayacak kadar önemlidir. Meselenin sosyal boyutu,
teknik-teknolojik boyutundan çok daha önemli! Neden mi? Bir yerleşim
merkezi kurduğunuzda nesiller boyu yaşanacak bir ortam ve atmosfer
oluşturuyorsunuz. İnsanlar nerede yaşayacak, ebeveyn ilişkisi nasıl olacak,
komşuluk münasebeti nasıl tesis edilecek, o evlerde yaşayanların sosyal
etkinliği nasıl tezahür edecek gibi soruların cevabı,
kuracağınız/kurduğunuz yerleşim merkezinde saklı. Bu konu sosyal bilimlerin
alanına giriyor; ama inşaat sektörünün sosyal bilimlere kulak verdiğini
maalesef pek göremiyoruz. Kitlelerin bir arada yaşadığı siteler hızla
yayılıyor; ancak o kalabalık içinde bir sosyalleşme mi söz konusu, yoksa
yalnızlaşma mı? Kimse kızmasın ama kalabalıklar içinde yalnızlaşma süreci
daha ağır basıyor bugün. Kibrit kutularını andıran inşaat modellerinde bir
medeniyet ışığı bulmak çok zor. Bazen ışık diye sunulan şaşaa ve debdebenin
ise gelecek adına güzel şeyler vaat ettiğini söylemek kolay değil.
Çocukların anne-babalarıyla ve hatta dede-nineleriyle yaşayacağı bir ortam
kuramamak bile bir şantiye kültürü ile karşı karşıya olduğumuzu gözler
önüne seriyor.
*İNSANIN ŞEHİR VE TARİHLE İLİŞKİSİ İHMAL EDİLİYOR*
TOKİ ve KİPTAŞ gibi kuruluşlar acil konut ihtiyacını karşılamak için hızlı
ve seri işler yaptı. Bu açıdan takdire şayan şeyler ortaya koydukları da
söylenebilir. Yalnız yeni bir durumla karşı karşıyayız. Eskisi kadar
aciliyet olmadığına göre meselenin ev, mahalle, çevre, şehir ve hayat
üzerinden eleştirel bir gözle tekrar ele alınması, doğru sentezler
yapılması gerekiyor. Daha tabii, daha insanî bir sentez için daha derin
düşünmek şart. İnşaat teknolojisinde muhteşem başarılara imza atan ve
dünyanın dört bir yanında yatırım yapan şirketlerimizin artık meselenin
sosyal, kültürel ve çevresel boyutuna kafa yorması elzem. O altyapı ve
birikim inşaat sektöründe var. Şirketlerimiz teknolojik bakımdan büyük bir
donanıma sahip. Yeter ki inşaat yapmak ile medeniyet inşa etmek arasındaki
ilişkiyi ciddiye alsınlar.
İhtiyaç ile estetik nasıl yeni projeleri kaçınılmaz kılıyorsa, insan ve
toplum ilişkisi de tarih karşısında onları göreve çağırıyor. Yeri gelmişken
şu gerçeğe değinmeden edemeyeceğim: İstanbul gibi muazzam bir şehrin
muhteşem bir mirası sayılan Suriçi bile sadece turizme göre şekilleniyor ve
bir medeniyet ışığı saçmak şöyle dursun; sürekli insansızlaştırılıyor.
Onlarca yıldır insanların kaçmak zorunda bırakıldığı bir Eminönü, Fatih,
Beyazıt var karşımızda. Oradaki üniversitelere rağmen o tarihi semtler
insandan koparılıyor. Ve maalesef sorumlu makamlar hâlâ alarma geçebilmiş
değil. Oteller bölgesine dönüştürülen dünyanın en güzel açık hava müzesinde
mabetler boş, tarih insandan koparılmış. Yeni şehirler inşa etmek bir yana;
dünyanın en eski şehirlerinden birini kaybediyoruz. Viyana'nın, Paris'in,
Roma'nın başına gelmeyen yalnızlaşma ve insansızlaşma neden İstanbul'un
hazin akıbeti haline geliyor? İstanbul Belediyesi, Kültür ve Turizm
Bakanlığı, Fatih Belediyesi bu korkunç süreç için ne düşünüyor acaba? İş
işten geçmeden bir şeyler yapılmasını beklemek tarihe ve insana saygının
gereği değil mi!
Ekrem Dumanlı, Zaman
--
PRIMUM NON NOCERE
http://www.facebook.com/ismetsoner
http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
ZUHURATTA HAYIR VARDIR
"T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com> Jun 11 04:44AM +0300
[?]
*7 Haziran 2013, gece 02-03 sularında...*
[image: Satır içi resim 1]
--
*NE MUTLU "TÜRK'ÜM" DİYENE !*
Mustafa Kemal ATATÜRK
"*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
ortak sayılır.*"
Mustafa Kemal ATATÜRK
Sili Ozerdim <silio...@gmail.com> Jun 11 04:39PM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: JMKDD Istanbul <ista...@kubadostluk.org>
Tarih: 11 Haziran 2013 16:17
Konu: [jmkdd-duyuru] Küba Dostlarına: Taksim Dayanışması - Buradayız, saat
19.00'da herkesi bekliyoruz
Kime: JMKDD-Duyuru <jmkdd-...@googlegroups.com>
Değerli Küba Dostları,
AKP'nin Taksim'deki saldırısına ilişkin bir basın açıklaması yayınlayan
Taksim Dayanışması, Saat 19.00'dan itibaren taleplere sahip çıkanları
Taksim'e çağırdı. Tüm Küba Dostlarını bu çağrıya kulak vermeye davet
ediyoruz.
Taksim Dayanışması'ndan Basın Açıklaması ve Çağrı:
Taksim Gezi Parkı'na 14. Günde, Gezi Parkı için direnenlere yanıt yine
polis panzeri ve gazla geldi! 10 gün önce sabah 05.00'te Gezi Parkına
yapılan polis baskını ile bugün yapılan arasında sadece saat farkı
bulunuyor. Bu kez 07.00'de yapılarak fark yaratılan polisin Taksim'in fethi
harekatında yine onlarca yaralı ve toplumu endişeye sevk eden bir polis
ablukası var. Polis ablukasının olduğu yerde demokrasiden, diyalogdan söz
edilemez.
Taksim Dayanışması'nın yurttaşlarımızın ortak dileği haline gelen
taleplerine hiçbir yanıt verilmemişken, İki haftadır omuz omuza her türlü
dayanışmayı gösteren Gezi Parkı direnişçileri arasında parkçı-marjinal
ayrımı yapılmasından medet umuluyor. Kimse parkına ve yaşamına sahip
çıkanları ayrıştırmaktan medet ummasın. Biz bir arada durmaya ve haklı,
meşru taleplerimizi dayanışma ile örmeye devam edeceğiz.
Oysa, Taksim Gezi Parkı'nı betonlaştıracak proje ortaya çıktığı günden bu
yana kamuoyu oluşturma adına mücadele eden, parkına ve meydanına sahip
çıkan, iş makinalarının önüne yatan, parkta sabahladığı için polis
şiddetine maruz kalan; gece gündüz Taksim başta olmak üzere ülkenin her
yanında parkı ve yaşam alanlarını savunanlara yönelik polis şiddetini
kendisine yapılmış olarak kabul eden milyonlarca yurttaşımızın duygu ve
taleplerini yansıtan TAKSİM DAYANIŞMASI olarak; mücadelemizin karalanmasına
izin vermeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.
Kamuoyunun yakından takip ettiği üzere, Taksim Dayanışması heyeti Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç'la görüşmüş ve taleplerini kendisi aracılığıyla
hükümete iletmiştir. Bu görüşmenin ardından iletilmiş taleplere dair hiçbir
açıklama yapılmamışken yeni ve nasıl oluşturulduğu belirsiz bir heyetle
görüşmek, samimi bir diyalog çabasından ziyade kamuoyunu yanıltmaya ve
milyonların günlerdir ülkenin dört bir yanında haykırdığı meşru ve
demokratik taleplerin altını boşaltmaya yöneliktir. Bu gün yapılan polis
çıkarması ise iktidarın niyetini ve halka karşı tutumunun en açık
ifadesidir.
Talepler ortadadır. Muhatap bellidir. Taksim Dayanışmasıdır.
İki haftadır, şiirleri, şarkıları ve sloganlarıyla bir arada halay çeken,
kadını genci, lgbt bireyi, emekçisi, inananı ve inanmayanıyla Taksim gezi
parkı ve alanında demokratik tepkisini gösteren yüzbinlerin, başta Kızılay
olmak üzere ülkenin 77 ilinde sokakta talepleri haykıran milyonlarca
yurttaşımızın taleplerini reddeden, kendi yurttaşlarını tehdit eden,
alternatif mitingler düzenleyerek toplumsal kutuplaşmayı arttırmaya çalışan
AKP iktidarından endişeliyiz.
Parka karşı beton kışla, toplumsal barış talebine karşı polis saldırısı ve
alternatif miting dışında somut adım atmayanların çok büyük bir vebal
altına girdiklerini kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.
Bir kez daha yinelemek istiyoruz. Parkına ve yaşamına sahip çıkanlarla
polisi karşı karşıya getirmekten vazgeçin. Gözaltına alınanları serbest
bırakın, iki haftadır süren polis şiddetinin sorumlularını görevden alın ve
ilk ve en temel talebimiz olan GEZİ PARKININ 1 METREKARE OLSUN
BETONLAŞTIRILMAYACAĞINI, PARK OLARAK KALACAĞINI RESMİ OLARAK AÇIKLAYIN...
Ülkenin ve dünyanın dört bir yanında sahip çıkılarak meşruluğu tartışılmaz
bir hal alan, açtığımız davalar ve uluslararası evrensel hukuk kriterleri
açısından da en temel insan hakları ve demokrasi kriterleri açısında
hukukiliği tartışılamayacak olan taleplerimizin takibinde ısrarcıyız.
Gezi Parkına, Taksime sahip çıkan gençlerin, meydanları dolduran
kadınların, gece gündüz nöbet tutanların, evinden kalbiyle destekleyenlerin
yani halkın talepleri karşılanana kadar, toplumsal barışa yönelik adımlar
atılıncaya kadar buradayız. Taleplerimiz görülünceye, somut adım atılıncaya
kadar parkımıza ve meydanlarımıza tüm yurttaşlarımızla birlikte büyük bir
dayanışma ile sahip çıkmaya devam ediyoruz.
Saat 19.00'dan itibaren taleplere sahip çıkanları bekliyoruz.
Buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz.
TAKSİM DAYANIŞMASI
"José Martí" Küba Dostluk Derneği
ista...@kubadostluk.org
www.kubadostluk.org
--
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "JMKDD-Duyuru" adlı gruba abone
olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için
jmkdd-duyuru...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Daha fazla seçenek için, https://groups.google.com/groups/opt_out adresiniz
ziyaret edin.
--
*TC Sili*
[image: Resim]
* ek* -- Tüm ekleri
indir<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=zip&zfe=cp857>
(sıkıştırma
hedefi:
Türkçe
[image: Dosya adı kodlama menüsü]
) Tüm resimleri
görüntüle<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=imgs>
[image: ata ve bayrak.jpeg]<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&attid=0.1&disp=inline&realattid=f_h8pql53l0&safe=1&zw>
*ata ve bayrak.jpeg*
31
.
.
SORGULAMAYAN İNSAN CAHİLDİR,
SORGULATMAYAN İNSAN İSE ZALİMDİR
YURTTA SULH CİHANDA SULH
PEACE AT HOME PEACE ON EARTH
K. ATATURK
Sili Ozerdim <silio...@gmail.com> Jun 11 03:39PM +0300
*Değerli yurtseverler,*
*
*
*"Taksim Gezi" konusunda herkes bir şeyler söyledi, söylemeye de devam
ediyor.*
*
*
*Saygıdeğer Orhan Çekiç de söyledi!*
*
*
*Onun farkı; önce bilgilendirip sonra yorumunu bizlerle paylaşmak!*
*
*
*Hepsi, ekte.*
*
*
*Lütfen bilgilenin ve yakın-uzak çevrenizle paylaşarak bilgilendirin.*
*
*
*
*
*Not: Sayın Çekiç'in bu makalesi bugünkü Aydınlık gazetesinde de yer aldı.*
*
*
--
**
*YARIN SANA GÖZ AÇTIRMAYACAK OLANLAR, DÜN GÖZ YUMDUKLARINDIR!*
*VATAN AŞKI MAYA GİBİDİR; SÜTÜ BOZUK OLANLARDA TUTMAZ!*
**
*FARKINDA OLMAK DÜŞMANI BERTARAF ETMENİN İLK KOŞULUDUR!*
**
*
*
**
--
*TC Sili*
[image: Resim]
* ek* -- Tüm ekleri
indir<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=zip&zfe=cp857>
(sıkıştırma
hedefi:
Türkçe
[image: Dosya adı kodlama menüsü]
) Tüm resimleri
görüntüle<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=imgs>
[image: ata ve
bayrak.jpeg]<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&attid=0.1&disp=inline&realattid=f_h8pql53l0&safe=1&zw>
*ata ve bayrak.jpeg*
31
.
.
SORGULAMAYAN İNSAN CAHİLDİR,
SORGULATMAYAN İNSAN İSE ZALİMDİR
YURTTA SULH CİHANDA SULH
PEACE AT HOME PEACE ON EARTH
K. ATATURK
"Yusuf Tunçer" <yusuf...@gmail.com> Jun 11 06:57PM +0300
[image: Satır içi resim 1]
11 Haziran 2013
*Olmak ya da Olmamak*
Mehmet Bedri Gültekin
*"Yüzde 50'yi zor tutuyoruz" tehdidi*
* *
* *Tayyip Erdoğan, halkın milyonlarla alanlara çıkıp,
Türkiye'nin dört bir yanında kendisini protesto etmesi üzerine, "Bize oy
veren yüzde 50'yi evlerinde zor tutuyoruz" dedi.
Bu sözler, AKP'nin son yıllarda iyice belirginleşen
politikasının özetidir.
Özellikle Suriye'de terör faaliyetlerinin başlamasından bu yana
AKP, Bölgemizde Sünni-Şii ayrışması ve çatışmasına hizmet eden bir politika
izliyor.
Gerçekte bu politikanın sahibi ABD ve İsrail'dir.
AKP; Suudi Arabistan, Katar, Barzanistan ve Mısır ile
Suriye'nin Müslüman Kardeşleri ile birlikte bir "Sünni cephe" oluşturmuştur.
Karşılarında İran, Irak, Suriye ve Lübnan Hizbullah'ı bulunuyor.
Suriye yönetimi laik olmasına ve Esad yönetimi mezhep
ayrımcılığı yapmamasına rağmen Batı, İsrail ve AKP; bu ikinci cepheyi Şii
cephe olarak tanımlamaya özel bir önem veriyor.
Çünkü hepsinin çıkarları, İslam dünyasının mezhep ayrılıkları
temelinde sonu gelmez çatışmaların içine yuvarlanmasındadır.
*Dış politika-iç politika*
* *Dış politika, iç politikadan bağımsız değildir.
Dış politikada mezhepçilik yapan içerde hayli hayli yapar.
Tayyip Erdoğan ikide bir muhaliflerinin dini inançlarına,
mezheplerine vurgu yapar.
Son olarak yapılacak olan boğaz köprüsüne, Yavuz Sultan Selim
adı vermesi anlamlıdır.
Dış politikanın iç politikayı etkilemesi gibi, iç politika da
dış politikayı etkiler.
Türk Futbol Federasyonu'nun Fenerbahçe-Galatasaray maçını
Bakû'de oynama teklifini Azerbaycan'ın geri çevirmesi, köprüye Yavuz Sultan
Selim adı verilmesine bir cevaptır.
*AKP'nin çıkmazı*
* *Tayyip Erdoğan, bugün dinci ve mezhepçi politikalara her
zamankinden daha fazla sarılmak ihtiyacı duyuyor. Çünkü iktidarının 11.
yılında;
- Dış politikada tam bir iflas halindedir. Suriye çıkmazında
debelenmektedir.
- Milli ekonominin tasfiye edilmesi, 700 milyar dolara varan borç
yükü ve sıcak paraya bağımlılık sonucunda ekonomi sırat köprüsündedir.
- Kürt meselesinde ülke fiili bölünme durumundadır.
- Yeni Anayasa girişimi ile laik demokratik Cumhuriyete son darbe
vurulmak istenmektedir.
- Bütün bu gelişmelerin sonucunda toplum kutuplaştırılmış ve ülke
patlamaya hazır bir bomba haline getirilmiştir.
Tayyip Erdoğanlar, bu başlıklar altında ifade ettiğimiz çıkmazdan
kurtuluşu; halkı inançları temelinde bölmeye, Sünni-Alevi çatışmasının
yarattığı kutuplaşmada Sünni çoğunluğa dayanarak iktidarını sürdürme hesabı
içindedir.
*Yanlış hesap*
* *Bu hesap baştan sona yanlıştır.
Tayyip Erdoğan Türkiye'yi tanımıyor. Türkiye, diğer Müslüman
ülkelere benzemez.
O ülkelerin hiçbiri Kemalist Devrimi yaşamadı.
Tarihin ilk Milli Kurtuluş Savaşı ve Ortaçağ'a karşı dünyanın
en büyük demokratik devrimlerinden biri bizim topraklarımızda gerçekleşti.
Farklı inanç ve milliyetlerden oluşan Anadolu halkını, işte bu
tarihsel olaylar "Millet" haline getirdi.
Tayyip Erdoğan'ın oy oranının en düşük olduğu Trakya'da Alevi
nüfus hemen hemen yok. Ege illerinde de öyle.
Bugün Türkiye'nin dört biryanında alanlarda AKP'yi protesto
eden yurttaşların çoğunluğu Sünni kökenli yurttaşlardır.
Kemalist Devrim, büyük bir "çağdaş Türkiye" yarattı. İşte o "çağdaş
Türkiye, şimdi Tayyip Erdoğan'ın karşısına dikiliyor.
*İslamcı da Tayyipçi değil*
* *Aydınlık gazetesinden Rafet Ballı İslami kesimin önde gelen
fikir adamlarından Ali Bulaç'ın sokağa çıkan "halkı destekliyorum" dediğini
yazdı. Ali Bulaç önemli bir göstergedir. Yani Tayyip Erdoğan'ın iddia
ettiği gibi arkasında halkımızın yüzde 50'si yok.
Onun toplumsal kutuplaşma, çatışma ve mezhep bölücülüğü tavrına
değil yüzde 50, yüzde 5 bile zor destek verir.
[image: Satır içi resim 2][image: Satır içi resim 3]
*Büyük suç*
* *Tayyip Erdoğan "yüzde 50'yi zor tutuyorum" diyerek, bütün
Türkiye'yi yeni bir "31 Mart"la ve yeni "Menemen"lerle tehdit ediyor.
Ama dediğimiz gibi Türk milletini tanımıyor. Bu millet, iç
çatışma tuzağına düşmeyecek akla ve tecrübeye sahip büyük bir millettir.
Tayyip Erdoğan açıkça suç işliyor.
Her şeyi bir yana bırakalım. Tayyip Erdoğan'ın sadece bu
sözleri bile AKP'nin gayrimeşru olduğunu kanıtlar. Çünkü Tayyip Erdoğan bu
sözleriyle;
- Halkı bölmekte
- Kin ve düşmanlığı tahrik etmekte,
- Milletin en az yarısını düşman olarak gördüğünü ilan etmektedir.
Anayasa Mahkemesi 2008 yılında AKP'nin irticai faaliyetin merkezi haline
geldiği karara bağladı.
Aradan beş yıl geçti. Tayyip Erdoğan'ın sözleri göstermektedir
ki, İrtica Merkezi hedefine ulaşma yolunda büyük mesafe almıştır.
Geldiğimiz aşamada ya AKP gidecek, ya da Türkiye bölünme ve
çatışmanın kaosuna yuvarlanacaktır.
Onun için bugün sokağın temel talebi olan "Tayyip istifa",
çatışma ve bölünmeye karşı günümüzün biricik doğru politikasının ifadesidir.
mbgul...@ip.org.tr
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 07:50PM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: haberci iltem <iltem....@gmail.com>
Date: Tue, 11 Jun 2013 17:36:09 +0300
Subject: Haziran 2013 Eğitim Programı
*Merhaba,*
İLTEM Mühendislik tarafından verilen ve bu hafta sonu başlayacak eğitimlere
ait bilgiler aşağıda bulunmaktadır.****
* *
*APQP Eğitimi (İleri Ürün Kalite
Planlaması)<http://www.iltem.com.tr/sayfa/83/apqp-%28ileri-urun-kalite-planlamasi%29-egitimi.html>
*
*Başlangıç Tarihi: *15.06.2013**
*Eğitim Süresi: *10 Saat (1 gün)**
*Eğitim Günleri: *Cumartesi**
*Eğitim Saatleri: *09:00 - 17:00**
*Eğitim Yeri: *İltem Mühendislik Eğitim Salonu**
*Not: *Kontenjan Maksimum 10 kişi ile sınırlıdır. Kursu başarı ile
tamamlayanlara sertifika verilir.****
** **
*Global 8D Problem Çözme Teknikleri
Eğitimi<http://www.iltem.com.tr/sayfa/170/problem-cozme-teknikleri.html>
*
*Başlangıç Tarihi: *16.06.2013**
*Eğitim Süresi: *10 Saat (1 gün)**
*Eğitim Günleri: *Pazar**
*Eğitim Saatleri: *09:00 - 17:00**
*Eğitim Yeri: *İltem Mühendislik Eğitim Salonu**
*Not: *Kontenjan Maksimum 10 kişi ile sınırlıdır. Kursu başarı ile
tamamlayanlara sertifika verilir.****
** **
*ISO/TS 16949 İç Denetçi
Eğitimi<http://www.iltem.com.tr/sayfa/82/isots-16949-ic-denetci-egitimi.html>
*
*Başlangıç Tarihi: *21.06.2013**
*Eğitim Süresi: *20 Saat (2 gün)**
*Eğitim Günleri: *Cuma - Cumartesi**
*Eğitim Saatleri: *09:00 - 17:00**
*Eğitim Yeri: *İltem Mühendislik Eğitim Salonu**
*Not: *Kontenjan Maksimum 10 kişi ile sınırlıdır. Kursu başarı ile
tamamlayanlara sertifika verilir.****
** **
*Eğitimlere kayıt olmak veya ayrıntılı bilgi almak için irtibat
numaralarından bizimle iletişime geçebilirsiniz.*
** **
*Çalışmalarınızda başarılar dilerim...*
** **
*İLTEM Mühendislik Eğitim Danışmanlık Ltd.Şti.*
*Adres:* Beşevler Mah. Aktaş Sok. Pars İş Merkezi. No:5 Kat:4. Büro:8
Nilüfer/BURSA****
*Telefon :* 0 224 443 70 90 *Faks :* 0 224 443 70 91 *Cep:* 0 554 872 10 91*
***
*Web:* www.iltemmuhendislik.com *E-Posta:* in...@iltemmuhendislik.com ****
--
Türkiye için el ele mail grubumuz *
https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 07:38PM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com>
Date: Sun, 9 Jun 2013 12:27:58 +0300
Subject: ÇAPULCU NEDİR, KİMLERDİR?
ÇAPULCU NEDİR, KİMLERDİR?
Talan ve yağma eden anlamındadır.
Orta Asya kökenli bir kelimedir. Orta Asya'da genellikle at hırsızları için
"Çapulcu" denmiştir. Moğol boylarında at çalmak yiğitlik ve kahramanlık
olarak görülmüştür.
Türklerin at binme, at üzerinde üstün savaş yetenekli olması Avrupa
halklarını korkutmuştur.
Antik dönem Yunanlılar efsanelerinde Kuzeyden gelen Türkler için
"Centaur=Sentor" demişlerdir. Sentor; at üzerindeki savaşçı anlamında olup,
İnsan suretli at olarak da sembolize edilmiştir.
Tarih, Türklerle başlamıştır.
Türkler, adaletin ve uygarlığın öğretmenidir.
Allah'a iman eden, hiçbir Türk çapulcu olamaz.
YILMAZ KARAHAN
--
Türkiye için el ele mail grubumuz *
https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 07:36PM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com>
Date: Sun, 9 Jun 2013 13:42:08 +0300
Subject: Masonlar ve Taksim (B.Erandaç
Ülkemizdeki gizli yabancı işgali güçlerinin ve o güçlerin sözcüsü olan
Hürriyet gazetesinin baş yazarı Ertuğrul Özkök Hürriyet gazetesine 411 el
Kaosa kalktı diye TBMM sinin, Türkiyedeki işgali sürdürmekte olan ama
açıklanması istenilmeyen işgal güçlerinin Meclimizdeatılan kararları
tanımayacağını ve meclisimizin haddini aşıp gizli efendilerin izin
vermeyeceği bir alanda Anayasa değişikliği yapmalarının cezalandırılacağını
açıklamış oluyordu.
Bu yüzden ülkemizde ortaya çıkan olayları Hürriyet gazetesinden takip edip
onayladıkları ve destekledikleri her olayın aslında milletimize karşı gizli
sömürgecilerin lehine olduğu bilinip dikkate alınmayıp ona göre hareket
edilmelidir
Yazarın çok açmadan bu konuya temas eden yazısını buraya da Ekliyorum
A.D.Şimşek
'411 el kaos için kalktı'nın mimarı, Masonlar ve Taksim
- *BÜLENT ERANDAÇ* <http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/erandac/Arsiv>
- 09 Haziran 2013, Pazar
-
*'411 EL KAOS İÇİN KALKTI' *manşetinin mimarı, Taksim gezi olaylarına
yönelik iştah acıcı! bir soru soruyor:
İktidarı kim devirecekmiş... Dıştan devirme işleri komploymu.ş..
Eski Türkiye'nin toplumsal mühendisi-mimarı, her şeyi ve özellikle faiz
lobisinin hükümet devirme çabalarını çok yakından bilmesine rağmen, bu
soruyu sorabildiğine göre, yıllar önce attığı manşetin arka planına bakalım:
Günümüzde, Taksim gezi olaylarını abartılı veren, masum gençler üzerinden
bir devrim yapmayı planlayan, direnişler sürdükçe heyecanı artan, ellerini
ovuşturan bir kısım medyanın patronları ve onların beyin takımları 2001
krizinde görev almadılar mı? Medyayı kimin kontrol ettiği önemli. Taksim
gezi olaylarını abartan medyanın*Almanya, İngiltere, New York, Tel
Aviv *ayaklarının
önünde, bir kısım medya varsa, bir de borsada cirit atıyorsa faiz düşük mü
olsa iyidir, yüksek mi olsa iyidir onun için.
O zaman bir kısım medyanın patronları, onların arkasındaki küresel beyinler
ne yapar, faizin yükselmesi için? Ateşe benzin döker.
Taksim gezi olayları üzerinden kurgulanan, hedeflenen, yaratılmak istenen
kriz budur işte.
Toplumsal mühendislere, muhalefet arkası mimarlara, tarihin
derinliklerinden cevap verecek bir tarihi insanın hatıralarını yeniden
okumakta yarar var.
*Bu tarihi insan, Sultan Abdülhamit Han'dır.
Beylerbeyi Sarayı'*nda gözaltında tutulurken, yazdığı hatıraları günümüz
kuşaklarının çok ders alacağı bilgilerle doludur.
*Abdülhamit Han küresel oyunları yazıyor.
*100 yıl önce böyleydi, şimdi de böyle. Değişmez planlar.
*BEYLERBEYİ SARAYI (6 Mart 1917):
*Rahmetli amcam Sultan Abdülaziz düşürülmesinde *İNGİLİZ *parmağı vardır.
Öldürülmesinde rol alanlar ve Serasker Hüseyin Paşa hakkında, Londra
büyükelçimiz Musurus Paşa *(İstihbarat servisimiz) *İngiliz'lerden para
aldığını tespit etmişlerdir. *İNGİLTERE, *her türlü fitneyi, Masonluk
kanalından yürütmeye devam ediyordu.
Eski Sultan Murad'ı tekrar tahta geçirmek için, kadın kılığına sokarak
saraydan çıkarmaya çalışanların MASON olduğu ortaya çıktı.
*BEYLERBEYİ SARAYI (7 Mart 1917):
*Sadrazam Mithat Paşayı görevden aldım.
İNGİLTERE'DE kıyamet koptu. Çünkü İNGİLTERE, Mithat paşaya bel bağlamıştı.
*BEYLERBEYİ SARAYI (9 Mart 1917):
*Jön Türkler MASON'du ve İNGİLİZ LOCASI'na bağlıydı. Maddi yardım
alıyorlardı.
*BEYLERBEYİ SARAYI (13 Mart 1917):
*İNGİLTERE, Ermeni meselesini ayakta tutmak için elinden geleni yapıyordu.
Çünkü MISIR'da giriştiği işgali örtmeye çalışıyordu. Ermeni meselesini
Türkiye için huzursuzluk, Avrupa için Türkiye'ye müdahale olarak son
yıllara kadar sürdürüp götürdüler.
*BEYLERBEYİ SARAYI (20 Mart 1917):
*İstediğim ittifaka zorlamak için Bağdat Demiryolu hattını Almanlar'a
verdim.
*İngilizler, hemen bana yanaşmaya başladı*.
Güya buraları kazılacak olsa, belki define bile bulunabilirmiş! Hilafet
işine el attılar İngilizler bana yeni bir teklif getirdi. Suriye ve Hicaz
toprakları çölmüş, susuzluk çekiliyormuş, insaniyet namına kuyular
açacaklarmış. Eğer su bulunursa, çıkacak su halka aitmiş, fakat suyun
sahibi kendileri olacakmış. Hemen reddettim.
*İNGİLİZ'LER kuyu işini bıraktılar ve hemen HİLAFET meselesini kurcalamaya
başladılar.
*Bunun üzerine, bir derviş kafilesini Hindistan'a gönderdim, İNGİLİZ'LER
buna GİRİT problemi çıkararak karşılık verdiler.
*Sonra, FRANSA'yı yanlarını alarak, Mason'ları kullanarak, beni
Padişah'lıktan indirme planlarını devreye soktular.
**SONUÇ:* '411 el kaos için kalktı' manşetinin mimarı soruyordu.
*"Başbakan Tayyip Erdoğan'ı kim devirecekmiş."
*Cevabı tarihin gerçekleri veriyor. 31 Mart olayı bahane edilerek,
Selanik'ten hareket eden hareket ordusu, ne yaptı? Sultan Abdülhamit'i
devirdi. Arkasında, İNGİLTERE'nin Fransa'nın bulunduğu Mason localarının
devreye soktuğu planla kurulan İttihat ve Terakki, *Osmanlı İmparatorluğu'*nun
yok edilmesine yol açtı.
Şu asla unutulmasın...
*Taksim Gezi'den bir İTTİHATTERAKKİ çıkmaz....*
--
Türkiye için el ele mail grubumuz *
https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
Mustafa Nevruz SINACI <gercek....@hotmail.com> Jun 11 04:31PM
Yeni
Versiyon: Gezi Parkı eylemleri!..
Mustafa Nevruz
SINACI
Önce;
hükümetin, bütün kurum ve kuruluşları ile kamunun sahibi ve TC Tapusunun
asaleten maliki; Sevgili ve değerli halkımızı aydınlatmak amacıyla bir
girizgâh, (ön açıklama) yapalım: Nedir
bu kıyametin odağı ve şeametin kaynağı gezi parkı? Mezkür park, İstanbul’un Beyoğlu
İlçesi, Taksim Meydanı'nın kuzeydoğusunda yer almakta; Burada 1806
yılında Halil Paşa Topçu Kışlası yapıldı. 31 Mart 1909 kalkışmasının mihrakı
ve karargâhı oldu, lânetlendi. 1922’de Stad’a çevrildi. Milli Takımın ilk futbol
maçı, Romanya ile bu statta 26 Ekim 1923’ de oynandı. Maç 2-2
berabere sonuçlandı. Şehircilik uzmanı Henri Prost’un imar planı uyarı, mimari
ve tarihi açıdan önemine rağmen kışla, 1940’da Vali Lütfi Kırdar’ca istimlâk
edilerek yıkıldı ve İstanbul’un Cumhuriyet döneminde yapılan ilk park oldu.
Günün son derece sınırlı imkânlarına rağmen çok güzel tanzim edildi; ağaçlar,
yeşillik ve çiçeklerle bezendi. Mermer parmaklıklı merdivenler, Boğaziçi'ne
bakan oturma mekânları, sağlam, zarif banklar, bakımlı çim sahaları, Gezi Parkı’nı
cazibe merkezi haline getirdi. 1944'te dönemin Cumhurbaşkanı İnönü'nün at
üzerindeki heykelinin kaidesi inşa edildi. Ancak heykel hiçbir zaman
dikilemedi. 1950'de DP iktidara geldikten sonra da, atlı heykel uzun süre
bir depoda bekletildi. Sonunda kaide söküldü. Heykel buraya
değil, Maçka'daki Taşlık Parkı'na dikildi.
Buna
rağmen Park, uzun bir süre "İnönü Gezisi" olarak adlandırıldı.
Kışlanın
yıkılmasından sonra, çevre otellerine tahsis edilen alanlar; peşkeşler ve yerel
düzenlemeler ile park alanı küçüldükçe küçüldü. Buna rağmen şehir merkezinde
önemli bir dinlenme yeri olmasına rağmen müteakip düzenlemelerle değişti.
38.000 m² alana sahip Park, 1991 - 92 arasında revize edildi. Dikdörtgen planlı
parkın ortasına fıskiyeli büyük bir havuz inşa edildi. Park altı Cumhuriyet
Caddesi tarafına, kot farkından yararlanılarak dükkân, kafe ve bir sanat
galerisinin bulunduğu kapalı mekânlar inşa edilerek 1967'de bugünkü halini aldı...
İşte,
parkın öz geçmişine dair bütün hikâye bundan ibaret... Şimdi günümüze gelelim:
28
Mayıs 2013 günü, Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Parkın bir
duvarının yıkılmaya başlanması ve bazı ağaçların taşınması üzerine; Gezi
Parkı’na gelen çevre sakinleri tarafından protesto gösterileri başladı. Buna
mukabil Polis eyleme müdahale etti. Ardından bu parkta başlayan eylemler,
iktidara karşı ülke çapında protesto gösterilerine dönüştü.
PEKİ MESELE NEDİR?..
1.
Mesele:
Başta, 2011’den bu yana yargı ve eylem bazında süren; Ankara 100. Yıl Birlik
Parkını rant alanına dönüştürme girişimi olmak üzere; AOÇ yağması, okul binaları
ve bahçelerinin satışı; 2B yağması; Dünyanın en güzel, en temiz sahillerinin
imar ve inşa yasağı hiçe sayılarak adeta peşkeş çekilmesi; Çoğunluğu yabancılar
tarafından kurulan turistik tesis ve sanayi işletmelerinin kimyasal atık, pislik
ve mikrop lâğımlarının denize akıtılmasına göz yumulması; Ekim alanlarının
iskâna açılması, düz ovalara sanayi siteleri, fabrika kurulması; Konya-Ereğli’nin,
yeşil bir cennetten, korkunç bir kum cehennemine dönüştürülmesi gibi çok büyük
suçların müsebbibidir AKP... Ayrıca, Hes ve mümasil rant odaklı spekülâtif
projelerle yaratılan çevre felâketleri saymakla bitmez. Dahası, ısmarlama enflâsyon,
başıboş piyasalar, gasp bankacılığı, fahiş fiyat, kamu zararına, gereksiz ve
keyfi özelleştirmeler ile arada yapılan “torba/paket” yasa düzenlemeleri ile insan
hakları, eşitlik ve adalet hilâfına hukuk devletinde yaratılan büyük
tahribatlardır. Üstelik, muhalefetin yokluğunda bu, tam bir felâkettir!...
2.
Mesele:
Haksızlığa uğrayan kişi, kurum ve kitleler için “hak aramak”: Anayasa ve kanunların gösterdiği yolda; Hukukun içinde
kalmak ve başka insanlar ile kamusal alana asla zarar vermemek kaydı şartıyla
meşru bir hak; Hatayı telâfi, hakkı iade, zararı tazmin ise kamu adına
hükümetin zorunlu görevidir. Şu kadar ki: Terör-tedhiş, hasar-zarar ve saldırı
suçtur. Bu anlamda, suç işleyenlerin mutlaka tevkifi; Zarar-ziyan ve hasarınsa suçlularca
tazmini esastır.
3.
Mesele:
Hak eylemi, grev, protesto ve gösterilerde emniyet, huzur, disiplin, düzen ve
intizamı sağlamak; Beklenir taşkınlıklara karşı tedbir alarak, muhtemel provokatörleri
tek tek ayıklayıp güvenliği sağlamak hükümetin görevidir. Oysa hükümet bunu başaramamıştır...
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 07:30PM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: "MBD Haber" <mbdh...@gmail.com>
To: "MBD Haber" <mbdh...@gmail.com>
Date: Sun, 9 Jun 2013 20:37:33 +0300
Subject: "GEZİ İNSANLARI"
[image: logok.PNG]****
** **
*Kim bu "Gezi İnsanları?"*
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent
Deniz, Gazeteci-Yazar Çetin Ünsalan'a anlatıyor..****
****
06.06.2013 Ulusal Kanal EkoPolitik-Özel****
** **
*İzlemek için... <http://mbulentdeniz.blogspot.com/2013/06/gezi-insanlar.html>
*
* *
*[image: ekoozel.PNG]***
** **
--
Türkiye için el ele mail grubumuz *
https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Yağmur Ozan Özben" <yagmur...@gmail.com> Jun 11 06:23PM +0300
*Akıl uyursa...*
* *
*Mevlüt Uluğtekin YILMAZ*
* *
* 27 Kasım 2008- Yeniçağ Gazetesi*
Müspet bilim yokluğundan söz ettiğim yazım üzerine takdir dolu pek çok
elektronik posta aldım. Ancak bir okuyucumun gönderdiği "Bu ancak küfrün
avukatlığıdır" başlıklı yazıyı olumsuz eleştiri olarak kabul ediyor ve
konuyu biraz daha açıyorum.
Türkler bilim zihniyetinden tümüyle uzakta mıydı? Böyle bir sorunun yanıtı
"hayır" olmalıdır. Hıristiyan coğrafyası, yani "Batı", ancak 16. yüzyılda
müspet bilimlerle buluşurken, "Doğu", çok daha öncesi yüzyıllarda müspet
bilim insanlarını barındırıyordu. Türklerden söz edelim: Farabî'yi, İbn-i
Sina'yı unutabilir miyiz? 11. yüzyılın büyük bilim insanı Birunî (Beyrunî)
için Bilim Tarihçisi Sarton, "Birunî her çağın bilim adamıdır" diyor. Bir
devlet başkanı olan astronom Uluğ Bey ve yine onun öğrencisi Ali Kuşçu ve
diğerleri, İslâm coğrafyasında rahatça müspet bilim çalışmaları
yapabilmişlerdir.
Sonra ne oldu?
Sonrası felâket! Özellikle Osmanlı dönemi bu konuda hiç de iç açıcı
değildir. İslâm'ın bir 'akıl dini' olduğu gerçeği çoğu zaman unutulmuştur.
Aklı uyuyanların da felâketle karşılaşması çok doğaldır. Ne acıdır ki,
çağının bir numaralı rasathanesi, köle-devşirme çocuğu bir Şeyhülislâm'ın
"Gökleri incelemek uğursuzluk getirir" safsatasıyla topa tutturularak
yıktırılmıştır! Yine 1716'da Petervaradin Meydan Savaşı'nda, aklını
yanındaki sözde din adamına teslim eden Damat-Şehit Ali Paşa'nın hücum
saatini, yıldızların hareketlerine göre ayarlamak istemesi sonucu, ağır bir
yenilgi tatmışızdır. Bu savaşta Ali Paşa ve tüm ordu komutanları dahil tam
beş bin şehit verdik. Bitmedi: Şehit Sadrazam Ali Paşa'nın kitapları
vakfedilirken devrin şeyhülislâmı matematik, tarih ve coğrafya kitaplarını
'dine aykırıdır' diye vakfa aldırmaması olayı, Osmanlı'nın 18. yüzyıl
zihniyetini bizlere anlatmaktadır. Yine bitmedi: 19. yüzyılın ilk yarısında
Nizip'te de aynı felâketi yaşadık. Ordu komutanı Hafız Paşa, yanındaki
sözde din adamlarının "Cuma günü savaşmak caiz değildir" demesine
kanarak, çapulcu Mısır ordusuna yenildi. Bu konuda pek çok örnek vermek
mümkündür.
Niçin oldu bunlar?
Devlet yetkililerinin 'akıllarını'devre dışı bırakmaları sonucu tattık bu
büyük felâketleri. Bizim "yitik malımız" olan bilim, 16, 17 ve 18.
yüzyıllarda Batı Avrupa'da öyle bir yeşerdi ki; tüm dünyayı kuşattı!
Günümüzde onların 'akıl'ile yarattıkları ileri teknoloji ürünü harikaları
almak için kapılarında bekliyoruz...
Burada, sorgulanması gereken şudur: Niçin bu milletin yüzyılları heba
edilmiştir? Medreselere hangi zihniyet egemen olmuştur? Ve o zihniyet,
hangi korkularla, özgünlükten kaçınıp, tekrarlarla, şerhlerle, nakillerle
uğraşıp durmuştur; 'ilim' diye ne öğretilmiştir? Öğretilenler, Osmanlı
(Türk) insanına yarar mı, zarar mı getirmiştir? 16 ve 17. yüzyılda
Avrupa'da Padua Üniversitesi, hem de Papalığın burnu dibinde, ışık saçma
becerisi gösterirken, niçin bir benzeri, o yıllarda topraklarımızda
kurulamamıştır? Hangi zihniyet buna engel olmuştur?
Bu sorulara sağlıklı yanıtlar verilemediği sürece, Atatürk Devrimi'ni
anlamak; dolayısıyla, Cumhuriyet'in temel felsefesini kavramak mümkün
olamayacağı gibi; günümüzün 'tarikat köleliği'ni de doğru değerlendirmek
mümkün değildir. Yine bu sorulara "Aman, tarihimizin açıklarını
vermeyelim!" gibi sakat anlayışla bakılırsa; veya, olaylar çağına göre
değerlendirilmez ise, tarihin 'tekerrür'ünü (olayların yeniden yaşanmasını)
önlemek zorlaşır.
metin atamer <matam...@yahoo.com> Jun 11 07:19AM -0700
Noterlik
Noterliğin tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir. Noterlik kurumunun ilk
izlerine Sümer’lilerden kalma tabletlerin üzerinde bulunan çivi yazılarından
çıkarılmakta. Sümer’liler bu kuruma BURGUL adını vermişler. Buna ait bir tabletten alınan yayında şöyle denmekte..’’ bizim
kanun ve geleneklerimize göre her sözleşme belirli kurallar içinde yazılmalıdır.
Yazılı olmayan sözleşmeler için hiç bir hak ileri sürülemez ve Burgul’a baş vurulamaz.
Bu yüzden ev,bahçe,tarla,köle,hayvan satmak ,kiralamak, borç alıp vermek,
mirasını ölmeden bölüştürmek, çocuğunu evlatlıktan çıkartmak,veya evlatlık
almak isteyenler , yanlarında tanıkları , boyunlarında mühürleri ile babama
gelirlerdi. Evleneceklerde tanıkları önünde evlenme koşullarını ,boşanma olduğu
zaman kimin ne alabileceğini belirleyen bir bir sözleşme yapmak zorundalar.Eğer
yazılı bir sözleşme yoksa evlenenler evli sayılmaz. Kurallarımız kesindir. Kentimizde
yanlız sözleşmeleri yapan kurumsal bir kuruluş olarak BURGUL vardır... ‘’
‘’...sözleşmelere önce konusu , sıra ile koşulları, tanıkların adları,
yemini, günü, ayı, yılı yazılıp her iki tarafın mühürleri basılır. En
önemliside sözleşme yazıldıktan sonra yazılarının üzerine yeniden yumuşak kil
kaplanması ve üzerine içindekilerin tekrar yazılmasıdır. Böylece sözleşmenin
üstü kırılırsa ,içi sağlam kalır, hem yazılanlardeğiştirilemez....’’ Ludingirra ‘nın yaşam öyküsü tablet 5
Daha sonraları Roma da noterlik tarihsel olarak yerini almakta. Kimbilir
belki Romalılarda bu hukuk düzenini Sümer lilerden almışlardır. Kişiler
arasında özel hukuk işlemlerine resmiyet kazandırılmasına Roma Hukukunda ve
bölge olarak da Kuzey İtalyada rastlanmaktadır. Modern anlamda noterlik kurumu
Roma Hukukunda ortaya çıkmıştır.
JUSTİNİAN döneminde ‘’ TABELLİON’’ ların yani noterlerin görev ve
organizasyon olarak hukuki bir düzenlemeye kavuşmasından sonra 11 inci yüz yılın sonlarına doğru ilk
noter okulları kurulmaya başlanır. Bologna Üniversitesinde noterlik dersleri
verilmesinden sonra bu alan Farklı Üniversitelerde de bilim dalı olarak kabul
edildiği görülür.
Osmanlıdan önce Türk hukunda noter ve noterlik müessesesi çok eski bir
geçmişi bulunmaktadır. Osmanlıda ise bu kurumun islam hukuku boyutunda gelişim
göstermekte. Tanzimattan önce Osmanlı Devletinde İslam hukukunun etkisi
görülmekte. Mesela Kuran da Bakara suresi ayet 282 ‘’ Belirlenmiş bir
süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Bir katip onu aranızda
adaletle yazsın...’’ diye belirtir.
Buna bağlı olarak Osmanlı ‘’ Katibiadiller’’
adı ile bir noterlik hizmeti veren sınıf üretilmiştir. Daha sonraları Noterlik
görevi Kadı ve Naipler tarafından yerine getirilmiştir. Mecellenin yürürlüğe
girmesiyle Mukavelat Muharrirleri Nizamnamesi üretilmiştir. Bu nizamname 1913
yılında Katibiadil Kanunu Muvakkati kabul edilmiştir. Bu suretle ilk defa bir
noterlik müessesesi devletin himayesine alınmış olur.
Cumhuriyet döneminde ise hukuk sisteminde devrim niteliği yeniliklerle
birlikte Katibiadil Kanunu Muvakkatinin uygulanması zorlaşmıştır. 1926
senesinde Noterlik kanunu olarak değiştirilen bu kanunun moderleşen hukuk
sistemi ile uyumu için başlatılan çalışmalar sonucunda İsviçre nin Lozan ve
Neuchatel Kantonları ile Avusturya Noterlik kanunları göz önünde tutularak
hazırlanan 3456 sayılı noterlik kanunu 01.09.1938 senesinde yürürlüğe girer.
Bu kanun 1942, 1945, 1948, 1952 ve 1959 senelerinde bazı maddeleri değiştirilir.
Bu değişikliğe ragmen Kanun ihtiyaca cevap verebilecek nitelikte uygulamaya devam
eder.. 1512 sayılı Noterlik kanunu yayınlandığı 05.05.1972 tarihine kadar
geçerliliği devam etmiştir. Bu tarihten bu günümüze kadar da bazı
değişikliklere uğrayarak geçerliliğini devam ettirmektedir.
Bu gün hukuk devleti olduğumuzun tartışılır duruma gelmiş olmasını söyleyen
toplum, Meclisin Çankaya’ya bir başka noteri koyduğunu üzülerek izlediğini
belirtmekte. Yasamada üretilen kanunlar ön kapıdan girip, yan kapıdan mühür basılarak geri gönderilmekte
olduğu dillerdedir. Bir Cumhura ödenen maaşa bakıyorum, bir yaptığı işe, diye
bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin
Atamer
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 04:58PM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com>
Date: Mon, 10 Jun 2013 11:03:24 +0300
Subject: Menderes'e de aynı tezgah
Menderes'in kendi dilinden ihtilalden 26 gün önce yaptığı konuşma ile
Hükumet Meclis ve TC. Devletine karşı kurulan fitne tezgahını açıklaması
aşağıdaki linktedir.
Bu günde durum farksızdır. Masum gösteriler devam ederken bazı Milisler
Ankara da Başbakanlığı ve İstanbul da da başbakanlık ofisini ele geçirmek
istemişler. Polis koruma gücünün yanında Jandarmadan savunma istenerek
önlenebilmiştir. Bunu gençler sıradan bir eylen zannedebilirler. Ama öyle
değildir. Eğer girilmiş olsa Türkiye'nin pek çok gizli anlaşmaları
kullandığı çok önemli iç ve dış destekleri ele geçirilip bu işi için destek
veren sponsorlar eli ile başka ülkelerin eline gececek ve Türkiye'nin
kalkınma ve güçlenmesi bir anda durdurulup tırmandığımız yerden uçurumun
dibine itilecektik.
Bu yüzden gençlerimiz sakın öfkeli olarak hareket etmemelidir. Çünkü
insanlar öfkeleri ile duygularından yakalanarak kullanılırlar da bunun
farkına varmaları ancak on yıllar sonrasına kalır. Çünkü insanlar içinde
oldukları dönemin sorunlarını ve tehlikelerini eğer derin istihbaratların
bir parçası değillerse göremezler. İstihbaratçılar dahi ancak kendilerine
acılan seviyede görebilirler.
Eğer ülkemizdeki gizli baskı ve ihtilaller olmasa idi bizler şu anda
Almanya ve Japonya dan geride olmazdık.
Kim ne yaparsa kendisine yapar ata sözü vardır. Bizlerde sürekli kendimize
kötülük edip yabancılar ve onların elindeki içimizdeki merkez medya
tarafından kullanılarak ülkemizi batırıp geri kaldık.
Menderesin 1 mayıs 1960 konuştuğu link aşağıdaki haberin altındadır.
A.D.Şimşek
Menderes'e de aynı tezgah kurulmuş!
Adnan Menderes <http://www.takvim.com.tr/Index/adnan_menderes>'in 53 yıl
önceki sokak olaylarından bahsettiği bir ses kaydı bugünkü Gezi Parkı
olaylarında da benzer bir kirli tezgahın sahnelendiğini gözler önüne
seriyor.
Tarih: 1 Mayıs 1960. Tam 53 yıl öncesi... Merhum Başbakan Adnan
Menderes<http://www.takvim.com.tr/Index/adnan_menderes>,
"Türkiye'de şehir şehir, cadde cadde, sokak sokak çıkarılan olaylarla
Demokrat Parti iktidarının devrilmesinin amaçlandığını, bir komployla karşı
karşıya olduklarını dile getiriyor bir radyo konuşmasında.
*53 YIL ÖNCE DE BUGÜN DE KURULAN TEZGAH AYNI!
*Ve o günlerde yaptığı radyo konuşmasında kendi sesinden yaşanan olayları
değerlendiriyor.
Menderes'e karşı kurgulanan tezgahın bir benzeri bugün de Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'a karşı sahneye konmaya çalışılıyor.
*İşte "demokrasi şehidi" merhum Adnan Menderes'in 53 yıl önceki radyo
konuşması:*
http://www.takvim.com.tr/Guncel/2013/06/10/menderese-de-ayni-tezgah-kurulmus
--
Türkiye için el ele mail grubumuz *
https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 04:55PM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: Nusret Kebapci <nusret...@gmail.com>
To: undisclosed-recipients:;
Cc:
Date: Mon, 10 Jun 2013 12:32:34 +0300
Subject: DEMOKRASİ SADECE OY KULLANMAK MIDIR?
*DEMOKRASİ SADECE OY KULLANMAK MIDIR?*
* *
* *
İnsanlar toplu şekilde haklarını aramak için bir araya geldiklerinde...
Tek ses...
Tek yürek olmaya başladığında hemen birileri ortaya çıkar ve derler ki
böyle bir şey yapılır mı?
Seçim zamanı oyunuzu kullanın böylece demokratik görevinizi de yapmış
olursunuz.
İşin aslına bakarsanız böyle bir düşünceyi herhangi bir yurttaş savunamaz...
Bunu olsa olsa yurttaşlık bilinci gelişmemiş, her şeyi yukarıdan bekleyen,
sadece onların belirlediği seçenekler arasından kendince doğru olanı
bulmaya çalışan...
Daha açıkçası padişah tebaalığından henüz kurtulamamış kişiler savunabilir
Yoksa hak arama bilincine sahip olmuş...
Ödevlerini de bilen cumhuriyet yurttaşı değil.
Şimdi gelelim demokrasiye...
En özet tanımıyla düşünce özgürlüğü demek değil midir?
Buradan insanların düşünceleri temelinde örgütlenmesi...
Seslerini duyurması...
Düşüncelerini yaymaya çalışması anlamı çıkmaz mı?
Bal gibi de çıkar ama dünyanın hiçbir yerinde ülkeleri yönetenler
yönetilenlerin örgütlenip seslerini duyurmasını da istemez...
Bu biraz hak verilmez alınır sözünü doğrularcasına birleşilip örgütlenip
mücadele edilerek elde edilebilir...
Zaten başka bir yolu yoktur...
Hem zaten demokrasi denilince de örgütlü toplum akla gelir örgütsüz toplum
değil.
Düşünün ki herhangi bir partiyi oldukça yüksek bir oy oranıyla iktidara
getirdiniz...
Ve biliyorsunuz ki oy almak için birçok vaatte de bulunuldu...
Ama seçilir seçilmez olur ya hepsini de unuttu...
Ya da vazgeçti...
Nasıl baskı yapacaksınız?
Biliyorsunuz hükümetleri etkileyen sadece oy verenler değildir hatta
örgütsüzse onların hiç etkileme şansı yoktur bile denilebilir...
İşte o zaman özellikle uluslararası güçler, onların baskıları burada önemli
rol oynar...
Eğer ki toplum örgütsüzse...
Sesini duyuramıyorsa...
Tepki gösteremiyorsa...
Hükümet çok kısa sürede güçlü devletlerin denetimine girer...
Bu nedenle hükümeti doğru politikalara yönlendirebilmek için baskı
gurupları olmak zorundadır...
Halk; sendikalar, dernekler, odalar, partilerde örgütlenip yönetenler
üzerinde baskı oluşturmazsa...
Meydan; bu baskıyı oluşturabilecek, sayıca az ama ekonomik açıdan güçlü bir
avuç sermayeye ve yabancı ülkelere kalır...
Son günlerde yaşananlar bu konuda örnektir...
Hem başkanlık tartışmalarının ortasında meydana gelen gezi parkı olayları
son derece öğreticidir...
Yaklaşık bir haftalık direnişin ardından ortaya çıkmıştır ki; eger halk
örgütlenip mücadele etmezse...
Nasıl bir başkanlıkla tanışacağımız da görülmüştür...
Parlamenter demokraside bile en küçük tepki gösterildiğinde ezmeye
çalışılıp 1000'a yakın insan yaralanmışsa...
Maazallah bir de başkanlık olursa, olabilecekleri siz düşünün...
*05-06-2013*
*Nusret KEBAPÇI*
--
Türkiye için el ele mail grubumuz *
https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jun 11 04:43PM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com>
Date: Mon, 10 Jun 2013 19:05:43 +0300
Subject: Türkiye'de aslında ne olmuyor?
Yorumsuz
A.D.Şimşek
http://haber.stargazete.com/dunya/turkiyede-aslinda-ne-olmuyor/haber-761398
10 Haziran 2013 Pazartesi 16:11 Türkiye'de aslında ne olmuyor?
[image: Türkiye'de aslında ne olmuyor?]
*Küçü*
*ABD'de yaşayan 1000'in üzerinde Türk akademisyen ortak bir bildiri
yayımlayarak ABD ve Batı medyasının Türkiye'deki olayları ters yüz etmesini
eleştirdi. Bildiride 'meşru' temelde başlayan küçük bir eylemin iktidarını
kaybeden Cumhuriyetin tektipçi, ırkçı elit grubunun rövanşist saldırılarına
dönüştüğü saptaması yapılarak bu durumun demokratik gelişim ve taleplerle
bir alakasının olmadığı vurgulandı.*
ABD'de yaşayan Türk akademisyenleri Taksim Gezi Parkı olaylarının ABD
medyasında veriliş tarzı ve sunumu konusuna isyan etti. 1000'in üzerinde
akademisyenin imza attığı ortak bir bildiriyi kaleme alan akademisyenler
Türkiye'de meydana gelen olayların eski iktidarlarını kaybeden ırkçı-ulusçu
kitleler tarafından dünyaya özgürlük arayışı biçiminde sunulmasının
gerçeklerin ters yüz edilmesi olduğunu vurguladı.
Murat Güzel imzasıyla yayımlanan bildiride gerek bazı medya organlarının
olayları aksettiriş biçimi gerekse de yapılan açıklamalar olaylara
hükümetin 'baskıcı' ve 'otoriter' tutumunun neden olduğunu ileri sürmesinin
gerçekleri çarpıtmak olduğu belirtildi. Bildiride 28 Şubat'ın ekonomik,
demokrasi ve insan hakları konusunda tükenmişlik noktasına getirdiği
Türkiye'de gerçeklerin hiç de öyle bu kesimlerin aksettirdiği gibi olmadığı
vurgulandı. Bildiride Erdoğan ve AK Parti hükümeti ile Cumhuriyet döneminin
tektipçi, azınlıkları, inanışları baskı altına alan ötekileştiren
anlayışının yıkıldığını yerine yeni daha modern ve demokratik düzlemde
hareket eden bir sistemin inşa edildiğini belirtilerek ilk başta meşru
temelde ortaya çıkan Gezi olaylarının bazı ulusalcı ve ırkçı çevrelerce
ters yüz edildiğinin altı çiziliyor. Bildiride eylemin asıl amacından
saptırılarak bir zamanki ırkçı ve tektipçi iktidarını kaybedenlerin intikam
histerisiyle bir rövanş alma savaşına çevrildiği saptaması yapılıyor.
Murat Güzel tarafından yayımlanan ve 1000'in üzerinde akademisyenin imza
attığı bildirinin orijinal metni ise şöyle :
*Medyanın 'romantik' eylemcileri*
Bütün hafta boyunca Taksim'deki Gezi Parkı protestolarını haber yapan ABD
basının, orada olan biteni gerçeğe aykırı bir şekilde verdiğine tanıklık
ettik. Olaylar, Amerikan kamuoyuna, protestocuların çok iyi bilinen nasıl
bir nefret ideolojine sahip olduğunu ve bir çatışma fırsatı beklediklerini
görmezden gelerek eylemi oldukça romantize edilerek verildi. Üstelik, ABD
basınının iki büyük kuruluşuna ilan veren ve buna sponsor olan ABD'deki
Türk toplumunun bir kesimi olayların yanlış anlatılmasını daha da sömürdü.
Üzücü olan ise bu protesto olaylarındaki bilgi ve yorumların çoğunun, Türk
toplumunu ve siyasetini anlamamaktan kaynaklı olduğu ve bu nedenle de
Amerikan toplumunu yanlış yönlendirmiş olmasıydı.
Medya, eylemleri demokratik ruhlu gençlerin , otoriterleşen bir hükümete
karşı bir başkaldırısı olarak verdi. Gerçekte ise toplumun büyük coğunluğu,
buna hükümet ve iktidar partisi de dahil polisin aşırı güç kullanımını ağır
bir şekilde kınamıştı. Başbakan, göz bombası ve polisin aşırı güç
kullanması ile ilgili olarak soruşturma açılması talimatını bile vermişti.
*Demokratikleşmede devrim gibi adımlar*
Tartışmanın ana direği, on yıldır iktidarda olan Başbakan Tayyip Edoğan'ın
yönetiminin, sivil hakları kısıtlandığını ve Erdoğan'ın artan bir şekilde
otoriterleşmesi iddiasına bağlı kalarak ülkedeki kutuplaşmada hükümeti anti
demokratik tarafta tutmaya odaklanması. Ancak 28 Şubat 1997'deki postmodern
darbeyle iktidardan edilen dönemin hükümeti ve ardından 2002'ye kadar geçen
büyük insan hakları ihlalleri ve çökmüş bir ekonomi ile geçirilen yıllar
gözden kaçırılıyor bu değerlendirmelerde. Gerçekte, ABD gazetelerine
verilen bu ilanların aksine Erdoğan hükümeti bu insan hakları ihlallerini
yavaş yavaş kaldırmıştı. AB'ye katılım süreci kapsamında, Şubat 2010'daki
askeri vesayet rejimi altında kabul edilen 1982 anayasanının baskıcı
yasalarını kaldırması bunlardan biri olamk üzere bir çok demokratik
reformlar gerçekleştirdi.
*Kürt sorununda çözüm*
AK Parti iktidarında önce cezaevindeki bir Kürt annesiyle Kürtçe bile
konuşamıyordu. En son yapılan düzenlemelerle parti yasaklamak hemen hemen
imkansız oldu. Demokratikleşme süreci bu hükümetin en önemsediği bir
konuydu. Şimdi de 1982'de askeri cuntanın yaptırdığı anayasının, daha
demokratik bir anayasa ile değiştirilmesi çalışmaları da devam ediyor.
Ülkenin kuruluşdan bu yana milliyetçi düşünceler neticesinde sorun halini
olan Kürt Sorunu'nun tamamen çözümü için de barışçıl çözüm için çaba
veriliyor. Barış sürecinin gündeme gelmesi sonrasında bir tek insan hakları
ihlaline neden olan büyük bir çatışmada olmadı. Oysa Türk siyasetinin
ünlendiği ve kendisine de çok da yabancı olmayan işkence, siyasi içerikli
cinayetler, yargısız infazlar, Erdoğan hükümetinin devlet merkezli suç
örgütlerini üstüne gitmesi sonrası hemen hemen kalmadı.
*Laik elitlerle ABD'li ırkçılar benzeşiyor*
Erdoğan, otoriterleşme ve dışlama siyasetinin yerine daha önceki
Cumhuriyetçi elitlerin dizayn ettiği reddiyetçi, laik Türk kimliğine ve bu
resmi söyleme karşı da mücadele verdi. Bu farklı kimlik ve yaşam tarzlarını
inkar eden ve toplumu tektipleştirmeyle ayrıştıran dışlayıcı vatandaşlıktı.
ABD'deki üstünlük yanlısı ırkçıların dile getirdiği söylem, dini
kimliklerini sergilemek ve farklı yaşam tarzının isteyen kimselere ve etnik
kimliklerini yaşamak isteyen toplumlara bakışıyla bağnaz laik ve milliyetçi
kesimlerin dünya görüşleri arasında yer bulabilir. Erdoğan'ın başbakan
olmadan önce bu ideolojik çevreden gelen saldırılar Obama yapılan ırkçı
saldırılar ile karşılaştırılabilir. Bu grupların güçlü varlığına rağmen,
son 10 yıl içinde, bütün kültürel ve etnik kimlikler ve siyasal görüşler
Türkiye sonunda kabul gördü.
*Yazdıklarından dolayı tutuklanan kimse yok*
Bugünlerde, Türkiye'de cezaevindeki gazeteciler ile ilgili bir çok laf
dolanıyor. Gerçekte, hangi kurumsal basın yayın organında çalışan bir
kişinin hükümeti eleştirdiği için cezaevirde bulunduğu belirtmek imkansız.
Cezaevinde bulunan gazeteciler yazdıkları nedeniyle cezaevinde tutulmuyor.
Çoğunluğu terörle mücadele gibi suçlardan dolayı cezalılar. Bu yasalarında
Kürt Barış Sürecin'nde ilerme kaydedilmesi ve yeni anayasa ile kısıtlayıcı
yasaların kaldırılması bekleniyor.
*Alkol yasasası modern dünya gereği*
Kadın hakları ile ilgili ( Kürtaj) ve alkol satışı ile ilgipl suçlamalar
temelsiz. Gelişmiş dünya ile karşılaştırıldığında Türkiye kürtaj ve alkol
konusunda anlamsız düzenlemlere sahipti. ABD standartları
karşılaştırıldığında Türkiye'nin yeni kürtaj yasası daha yumuşak ve alkol
yasası ise daha fazla kısıtlayıcı değil.
*Meydan ulusalcılara kaldı*
Yukarıda belirtilen gerçekler dikkate alınmaz ise geçen hafta süren şiddet
içerikli protesto eylemlerini devrimci gençlik ile otoriter hükümet
arasındaki çatışmadan başka bir şey olmadığı şeklinde okunabilir. İkinci
hata ise bu protestolara katılan kimselerin hepsinin demokratik düşünce
içinde olduğunu sanmak. Aslında protestoların ilk günlerinde gösteri yapan
kişiler çoğu daha sonra eylemlerinin aşırı sol ve aşırı milliyetçi (etnik
kimliklerin ifade edilmesinden nefret eden gruplar) unsurlar tarafından ele
geçerilmesi ile protestolardan çekilmiştir. Ana muhalefet Partisi'nin bazı
unsurları da bu protestoları desteyip, hükümetin zayıflanmasını fırsat
olarak düşündü.
Her Türk vatandaşı güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanımından kaygılı. Her
vatandaşın özgür ve doğru bir medya isteğini dile getirme hakkı var. Ancak,
aynı zamanda 'Atürk'ün Mirası' adı altında 4 askeri darbeyle seçilmiş
hükümetleri düşüren ve sadece otoriter siyasetler uygulanan bu ülkedeki
gerçekler hakkında da doğru olmak gibi yükümlülüklerimiz var.
--
Türkiye için el ele mail grubumuz *
https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 11 04:37PM +0300
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
*“Ey Dâvûd! Muhakkak ki Biz seni yeryüzünde halîfe kıldık; şimdi insanlar
arasında hak ile hükmet de hevâya tabî olma ki (bu durum), seni Allah
yolundan saptırmasın…” *(Sâd, 26)
Rasûlullah (sav) buyurdular:
*“Allah’ım! Ümmetimin idaresini üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye
Sen de zorluk çıkar. Ümmetimin idaresini üstlenip de onlara yumuşak
davrananlara Sen de yumuşak davran!” *(Müslim, İmâre, 19; Ahmed, VI, 93,
258)
--
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 11 02:51PM +0300
Şahsiyet Erozyonu’na Karşı!
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
*“Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; şehvetlerine uyanlar (kötü
arzuların esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.” *(Nisâ,
27)
Rasûlullah (sav) buyurdular:
*“Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise, nefsin
istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.”* (Buhârî, Rikak 28; Müslim,
Cennet 1.)
Bugün toplumların ve toplumumuzun mübtelâ olduğu şahsiyet erimesi ve
kişilik erozyonu denilen hastalığın temel sebebi şehvet içgüdüsünün
sınırsız bir hürriyetle insanları ve toplumları esir etmesidir.
Ferdiyetçiliğin egemen olduğu toplumlarda insanların sınır tanımayan
tavırları kişileri doyumsuz bir şehvet çılgınlığına mübtelâ kılmaktadır.
Basın-yayın organları ile desteklenen, toplum mühendisleri tarafından
sistemli şekilde uyarılan şehvet içgüdüsü, sağlıklı nesillerin önünde hem
ferd plânında hem de toplum bazında bir maraz olarak durmaktadır. Bu
marazdan kurtulmak için genelde şu husûslar tavsiye edilmektedir:
1- Güçlü bir irâdeye sâhip olmak,
2- Şehvet içgüdüsünden gelen düşüncelere direnç göstermek; bunlara uyulduğu
takdirde görülebilecek maddî-mânevî zararları düşünmek,
3- Süblimasyon yoluyla zihni sürekli yüksek duygularla meşgul etmek,
4- Kötü ve sefih arkadaşlardan uzak durmak; çünkü *“insan insanın
şeytanıdır”* derler,
5- Nefsânî telkin ve dürtülerin çok olduğu ortamlardan kaçmak.
Netice itibarıyla insanın hürriyeti, kişiliğin temel unsurudur. Hürriyet,
en kolay biçimde şehvetle selbolunur. Şehvete kurban edilen hürriyet,
insanda şahsiyet erozyonuna yol açar. Şahsiyet parçalanması, insanın
dayatmalarla inanmadığı; istemediği şeyi yapmak zorunda bırakılmasıdır.
Şahsiyet erozyonu da farkında olmadan şehvet içgüdüsünün insan kişiliğini
aşındırmasıdır. (Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, Gönül Penceresinden, Erkam
Yay.)
--
ortac tepe <orta...@gmail.com> Jun 11 12:10PM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Tulin
Tarih: 11 Haziran 2013 17:51
Konu: AKP Dünyaya el attı
Kime:
*Tarih:* June 10, 2013 13:31:09 EDT
*Kime:* undisclosed-recipients:;
*Konu:* *İlet: AKP Dünyaya el attı*
****
*AKP Dünyaya el attı*****
*Twitter'da faaliyetlerine başlayan "AKP Global" grubu "AKP Türkiye içinde
yaptıklarını global boyutlarda yapsaydı ne olurdu?" sorusuna yanıt veriyor.*
-- ****
****
****
****
****
****
****
****
****
****
** **
** **
** **
****
****
****
****
** **
**
****
"Türk-Gülsev Eyüboğlu" <gulseve...@gmail.com> Jun 11 12:05PM +0300
Özgün ileti Sayın,
Kimden: Naci bestepe
Tarih: 11 Haziran 2013 12:01
Konu: SESSİZ ÇIĞLIK VE RESİM SERGİSİ
Saygıdeğer Aydınlar, Yurtseverler, STÖ Başkan ve üyeleri, Medya Mensupları;
VARDİYA BİZDE PLATFORMU'nun her Cumartesi saat13.00-1400 arasında
düzenlediği SESSİZ ÇIĞLIK eylemi bu hafta aynı saat ve yerde
(Kızılay/SAKARYA) BÜYÜK SESSİZ ÇIĞLIK olarak uygulanacaktır.
Daha önceki duyurumuzu anımsatmak amaçlı olarak ekte tekrar iletiyorum.
Bireysel ve kurumsal katkılarınız bekliyoruz.
Saygılarımızla.
VARDİYA BİZDE PLATFORMU ANKARA GRUBU
hamza selcuk <hamza...@gmail.com> Jun 11 11:47AM +0300
*Rahman Rahim Allah’ın adıyla*
Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’a karşı
gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. Kâfirler için hazırlanmış ateşten
sakının. Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.
Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a
karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
*Al-i İmran 130-133*
* ***
*
*
*
Sac tavını alır hamur biter,*
*Ev düzenini alır ömür biter*
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jun 11 11:05AM +0300
*.*
*<http://yozgatmuhabir.blogspot.com/2012/01/senai-demirci-bogazlyanda-konferans.html>
*
**
*"çünkü..." *
BENDE BAZEN DÜŞÜNÜYORUM, EĞER ANNEM BANA HAMİLEYKEN ENGELLİ OLACAĞIMI BİLSE
ALDIRIR MIYDI DİYE...
ÇOK GÜZEL YAZI SENAİ HOCAM, ALLAH RAZI OLSUN. NAMAZLARIMDA DUAMDASINIZ.
Yazıya başlayacaktım ki, o girdi içeriye. Kucağında bir "melek"le.
Şefkatin derya olup taştığı o mahzun kalbin odacıklarında kaybediverdim
aklımı. Bir anda altüst oluverdim. Yazacağım yazının başından sürüldüm,
bana yazılmış yazının eşiğinde buldum kendimi. Hemen şimdi, sıcağı sıcağına
içimde ka(y)nayanları döküyorum satırlara.
O bir "anne." "Büşra"nın annesi. Bakma adının "müjde" anlamına geldiğine,
ama doğum öncesi ultrasondaki ilk görüntüler hiç de müjde değilmiş annesi
için. Bir çırpıda "Aldırman gerek!" denilen bebek olarak etiketlenmiş
Büşra. Down Sendrom'lu "müjde". Bebeğinin cinsiyetini öğrenmeye giden anne,
içinde bir ömürlük ağırlığı büyüttüğünü öğrenmiş.
Tam o anda sen becerebilir misin "Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel
eyler!" demeyi? Yo, yo, dudağınla değil. Kalbinle söyleyebilir misin? Az
sonra belki alkışlarla sonu gelecek bir şiir gibi de söyleme sakın. Ömür
boyu sonlanmayacak, hiç alkış alamayacağın, hüsranlı bir uğultu içinde
hüznünü buruk bir zehir gibi yudumlayacağın acı gerçeklik olarak
heceleyebilir misin o sözü? Kaderin ömrüne saniye saniye yazdığını hiç
itirazsız okuyacağın konusunda güvenebilir misin nefsine? Bir defa dedin
diyelim, öbür defasında bu kadar kararlı diyebilecek misin? Bebek Büşra'nın
Down Sendrom'lu bakışını bugünlük hazmettin diyelim. Ya, on beş yaşında
hazmedebilmeye gücün yetecek mi? Sadece şen şakrak kızının yokluğuna değil,
kesik nefesinde, yarım kalmış kelimelerinde yaşamanın ağır yükünü yüzünden
taşıyan/taşıran, koltuğuna her büzüştüğünde sanki ebediyen dargınmış gibi
duran Down'lılığın boşluğuna da alışmaya da hazır mısın?
Bilmiyorum yeri mi ama başka çarem kalmadı. Şimdi alıntılamam gerek o
yazıyı. Bir kediden söz eder Ali Nihat Tarlan o kısa, o sarsıcı
öykülerinden birinde. Bir kedi küçücük yavrularını emzirmek üzere
uzanmıştır. Kedi yavruları beslenmek üzere kendilerine birer meme ucu bulup
hemen tutunurlar. Tam o sırada, öte yandan, hayatın acemisi olduğu her
halinden belli bir fındık faresi peyda olur. Kedinin dikkatini çeker
elbette. Önce sevinçle gözlerini diker "taze yiyeceğe". Ama yavrularıyla
meşguldür. Fındık faresi başına gelebilecek talihsizliğin farkına bile
varmadan yürür. Bir hedefi vardır. Hiç umulmadık biçimde yavru kedilerden
açıkta kalmış meme uçlarından birine tutunur. İştahla emmeye başlar.
Başından beri fareyi izleyen kedi, hiç aldırışsız, hiç itirazsız başını
yere koyar. Razı olmuştur bir fareyi de emzirmeye. Sonra Ali Nihat Tarlan
merhum, beni sadece tek bir paragrafta sarsan o kısa final cümlesini
söyler: "Çünkü o artık bir kedi değil bir annedir!"
Sakın yanlış anlaşılmaya. Bugünün dar vaktine sığdırdığım bu haftalık
yazıyı, çalakalem yazmış olsam da, nicedir biriktirdiğim gözyaşlarım eşlik
etti. Hafta boyu değil, bir ömür kendime sakladığım/kendimden
sakladığım/kendime saklandığım bir deryanın beslediği o duru pınardan tane
tane taştı da geldi.
"Fareyle beslenen" kediyi, "fareyi besleyen" anne yapan o sır nedir, hâlâ
bilmiyorum, asla bilemeyeceğim. Ama bu notları yazdığım odamın etrafından,
birbirlerine nadiren gülen, burnunu sürekli silmek gereken, dişlerini
fırçalamasını bilmeyen, "seni seviyorum anneciğim!" demesi beklenmeyen
engelli çocuklarını, engelsiz çocuk annelerinden çok daha bir coşkuyla
seven, sevindiren, sevinen annelerin kıkırtıları, gülücükleri geliyor.
"Nasıl olur?"lar yakamı bırakmıyor. Korkunç bir geç kalmışlık kâbusu
göğsümü daraltıyor da daraltıyor. Utanıyorum bir daha. Özürlerim de
pişmanlıklarım da sadece "yazı"da kalıyor, sözden öte geçmiyor.
Büşra'nın annesinin kalbinde kaynayan o deryadan taşan tek bir gözyaşı
kadar sahici olmuyor. Her anlaşılmaz sorunun cevabına, her açıklanamaz
durumun altına, her çözülemez çelişkinin yanı başına sadece bir cümle
yazmak istiyorum:
"Çünkü o bir anne!" Başka "çünkü"lerin hepsi sahte...
SENAİ DEMİRCİ
http://celal1973sevdikleri.blogspot.com/
Bu iletiyi, Turkiye-icin-el-ele Google Grubu'na abone olduğunuz için aldınız.
E-posta ile yayın gönderebilirsiniz.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak için boş bir ileti gönderin.
Diğer seçenekler için grubu ziyaret edin.
--
Bu iletiyi, Turkiye-icin-el-ele Google Grubu'na abone olduğunuz için aldınız.
E-posta ile yayın gönderebilirsiniz.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak için boş bir ileti
gönderin.
Diğer seçenekler için grubu
ziyaret edin.
Bu elektronik posta veya eklerinden biri gizli bilgi iceriyor olabilir. Eger gonderilenler listesinde adiniz gecmiyorsa lutfen bu elektronik postaya dayanarak herhangi bir islem yapmayiniz, ekteki dosyalari acmayiniz, mesaji siliniz ve hemen gonderen ile temasa geciniz. Bu mesaj ve icerigi, hicbir sekilde herhangi bir amac icin cogaltilamaz, yayinlanamaz ve para karsiligi satilamaz. Bu mesaj e-posta ile iletiliyorsa, viruslere karsi anti-virus sistemleri tarafindan taranmistir. Ancak gonderici, bu e-posta mesajinin; virus koruma sistemleri ile kontrol ediliyor olsa bile virus icermedigini garanti etmez ve meydana gelebilecek zararlardan dogacak hicbir sorumlulugu kabul etmez. Mesaj icerigi ve ekinde bulunan dusunce ve yorumlar, Tasdelen Group'a degil sadece gondericiye aittir.
This email or any of the attachments may contain confidential information. If you are not named on the addressee list, please take no action in relation to this email, do not open any attachment, delete the message and please contact the sender immediately. This message and its contents cannot be copied, published or sold for any reason. If this message is sent via e-mail, the message and its contents have been checked by anti-virus systems. However, the sender can not warrant that virus or other forms of data corruption may not be present in the message and cannot be held responsible of any harm that may be caused. Opinions and comments included in the message or attachments are concerning only the sender not Tasdelen Group.
Tasdelen Group.