Eylemlere de hayır, hükümetin çevre yıkımına da: Kentsel dönüşümle şehirlerimiz beton yığınına mı dönecek?

0 views
Skip to first unread message

ismet soner

unread,
Jun 11, 2013, 2:00:29 PM6/11/13
to bursa...@googlegroups.com

Kentsel dönüşüm projesi tamamlandığında şehirlerimiz nasıl görünecek?
TOKİ'nin bugüne kadarki uygulamalarına bakınca bu hususta iyimser olmak çok güç

          

Geçenlerde gazetemiz, önemli bir ortak akıl toplantısına ev sahipliği yaptı. Kentsel dönüşümün ele alındığı toplantıya konuyla ilgili paydaşlar katıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, belediye başkanları, TOKİ ve KİPTAŞ yetkilileri, büyük inşaat şirketleri... Toplantının başlangıcında, bir giriş konuşması yapmam gerekiyordu. O konuşmayı inşaat-medeniyet ilişkisine ayırdım. Tabii ki birkaç cümleyle değinebildim. Şimdi birazcık daha o kapıyı aralamak istiyorum. Zira şehircilik kültürümüz maalesef hâlâ inşaatçılık çıtasını aşabilmiş değil. Meseleyi sadece inşaat teknolojisi açısından değerlendirmek; ya da yasal düzenlemelerin teknik detayında kaybolmak bugün çok fark edilmese de gelecekte büyük sıkıntıların oluşmasına sebep olacaktır.

Bir ev bina etmek, bir site inşa etmek, bir medeniyet öngörüsünde bulunmak demektir. Böyle baktığınızda şu tespiti yapmaya mecburuz: İnşaat, sadece müteahhitlere bırakılamayacak kadar önemlidir. Meselenin sosyal boyutu, teknik-teknolojik boyutundan çok daha önemli! Neden mi? Bir yerleşim merkezi kurduğunuzda nesiller boyu yaşanacak bir ortam ve atmosfer oluşturuyorsunuz. İnsanlar nerede yaşayacak, ebeveyn ilişkisi nasıl olacak, komşuluk münasebeti nasıl tesis edilecek, o evlerde yaşayanların sosyal etkinliği nasıl tezahür edecek gibi soruların cevabı, kuracağınız/kurduğunuz yerleşim merkezinde saklı. Bu konu sosyal bilimlerin alanına giriyor; ama inşaat sektörünün sosyal bilimlere kulak verdiğini maalesef pek göremiyoruz. Kitlelerin bir arada yaşadığı siteler hızla yayılıyor; ancak o kalabalık içinde bir sosyalleşme mi söz konusu, yoksa yalnızlaşma mı? Kimse kızmasın ama kalabalıklar içinde yalnızlaşma süreci daha ağır basıyor bugün. Kibrit kutularını andıran inşaat modellerinde bir medeniyet ışığı bulmak çok zor. Bazen ışık diye sunulan şaşaa ve debdebenin ise gelecek adına güzel şeyler vaat ettiğini söylemek kolay değil. Çocukların anne-babalarıyla ve hatta dede-nineleriyle yaşayacağı bir ortam kuramamak bile bir şantiye kültürü ile karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne seriyor.

İNSANIN ŞEHİR VE TARİHLE İLİŞKİSİ İHMAL EDİLİYOR

TOKİ ve KİPTAŞ gibi kuruluşlar acil konut ihtiyacını karşılamak için hızlı ve seri işler yaptı. Bu açıdan takdire şayan şeyler ortaya koydukları da söylenebilir. Yalnız yeni bir durumla karşı karşıyayız. Eskisi kadar aciliyet olmadığına göre meselenin ev, mahalle, çevre, şehir ve hayat üzerinden eleştirel bir gözle tekrar ele alınması, doğru sentezler yapılması gerekiyor. Daha tabii, daha insanî bir sentez için daha derin düşünmek şart. İnşaat teknolojisinde muhteşem başarılara imza atan ve dünyanın dört bir yanında yatırım yapan şirketlerimizin artık meselenin sosyal, kültürel ve çevresel boyutuna kafa yorması elzem. O altyapı ve birikim inşaat sektöründe var. Şirketlerimiz teknolojik bakımdan büyük bir donanıma sahip. Yeter ki inşaat yapmak ile medeniyet inşa etmek arasındaki ilişkiyi ciddiye alsınlar.

İhtiyaç ile estetik nasıl yeni projeleri kaçınılmaz kılıyorsa, insan ve toplum ilişkisi de tarih karşısında onları göreve çağırıyor. Yeri gelmişken şu gerçeğe değinmeden edemeyeceğim: İstanbul gibi muazzam bir şehrin muhteşem bir mirası sayılan Suriçi bile sadece turizme göre şekilleniyor ve bir medeniyet ışığı saçmak şöyle dursun; sürekli insansızlaştırılıyor. Onlarca yıldır insanların kaçmak zorunda bırakıldığı bir Eminönü, Fatih, Beyazıt var karşımızda. Oradaki üniversitelere rağmen o tarihi semtler insandan koparılıyor. Ve maalesef sorumlu makamlar hâlâ alarma geçebilmiş değil. Oteller bölgesine dönüştürülen dünyanın en güzel açık hava müzesinde mabetler boş, tarih insandan koparılmış. Yeni şehirler inşa etmek bir yana; dünyanın en eski şehirlerinden birini kaybediyoruz. Viyana’nın, Paris’in, Roma’nın başına gelmeyen yalnızlaşma ve insansızlaşma neden İstanbul’un hazin akıbeti haline geliyor? İstanbul Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Fatih Belediyesi bu korkunç süreç için ne düşünüyor acaba? İş işten geçmeden bir şeyler yapılmasını beklemek tarihe ve insana saygının gereği değil mi!

Ekrem Dumanlı, Zaman
--
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages