Grup: http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/topics
- TÜRKİYE'DE BİR ŞEYİN HALTI // Ahmet Kılıçaslan Aytar [1 Güncelleme]
- UYARI VE ARMAĞAN // EK: DOSYALAR [1 Güncelleme]
- MUSTAFA NEVRUZ SINACI & HASAN KORKMAZCAN :: UYARI VE ARMAĞAN // EK: DOSYA [1 Güncelleme]
- Sokrat ile meraklı Eşek Arısı-20 [1 Güncelleme]
- Toplumsal düzen ve hukuk – 73: B. Hukuk – 16 [1 Güncelleme]
- Yılmaz Özdil, "Muz:Kandil hatırası bu fotoğraf" [1 Güncelleme]
"Ahmet Kılıçaslan Aytar" <ahmetkilic...@gmail.com> Apr 28 12:02AM +0300
* TÜRKİYE'DE BİR ŞEYİN HALTI *
Çağdaş devleti "İnsanların politik kapasitesi gelişime açıksa,devleti
doğanın yüce bir gerekliliği olarak ele alması gerekir. İnsanın bir
medeniyet kurma olasılığı,gücünün sınırıyla birlikte bahşedilen akla da
bağlıdır" düşüncesi oluşturdu.
İnsanlar "Din'in" özel bir mesele olduğu düşüncesinde yetkinleşti.
Fransız Devrimiyle modern devletin kanun çıkarmasının "günahkâr insan"ın
işi olduğu öngörüldü -o yüzden, Tanrı'nın devlet hayatında ortaya çıkan
tarafsız ve görünür iradesi yerine insan aklı ve vicdanı özgürleşti -şimdi,
devletlerin ezeli karakterini teşkilatı olan bir millet ya da bağımsız bir
varlık olarak yasal biçimde birlik olmuş insanlar oluşturuyor.
Devlet bireylerin hayatını ve mallarını güvenceye alan bir yapıdır, birey
de gerektiğinde hayatını ve mallarını devlet için feda ediyor- çünkü,
ulusal onurun bir nesilden diğerine geçen yüksek bir ahlâki ideal olduğu
pozitif anlamda kutsallaştırılmıştır ve tüm bedellerden daha değerli
sayılıyor.
Yurtseverlik politik teşkilatla işbirliği yapmak, atalara ait başarıları
kökleştirmek ve sonraki nesillere aktarma bilinci olarak gelişiyor...
*
Ulu Atatürk'ün de,"Baylar ve ey millet! İyi biliniz ki,Türkiye Cumhuriyeti
şeyhler,dervişler,müritler,mensublar memleketi olamaz.En doğru ve en hakiki
tarikat;medeniyet tarikatıdır" ifadesiyle rotasını çizdiği,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti özgür aklı ve vicdanı yaşamın tek rehberi eden
ve İslam ülkelerine de Batı'yı geçebilecekleri mesajını veren,
bağımsızlık,ulusal birlik ve bütünlük hedefindeydi.
Ne ki,Türkiye'nin Kemalist ideolojik karakterini belirlediği,siyasal ve
toplumsal yapılanmasını şekillendirmeye giriştiğinden beri etkisini her
zaman çözümsüzlükte ortaya çıkaran karakteriyle siyasal ve toplumsal
yapılanmaya engel oluşturan İslamcılık;
*
İşte, Büyük Selçuklu Devletinde Alpaslan ve Melikşah'ın veziri
Nizamülmülk'ün Siyasetname'sinde belirlediği devlet modelinden yürüyor.
Devleti oluşturan her prensip ve teşkilatlanma öncelikle Ku'ran, hadis,
ahlaki değer yargıları ve tarihi tecrübelerden hareketle delillendiriliyor.
Başkan ve yöneticilerin iyi bir yönetim sağlayacakları -aksi takdirde,
dünya ve ahirette zarar edecekleri bilincinde oldukları kabul ediliyor.
Bu bilinçle devlet- egemenlik-bağımsızlık düşüncesini, dış
politikayı,istihbaratı,ekonomiyi, toplumdaki gelenek ve
görenekleri,inançları, fikrî akımları,yaşam tarzını, idare edenlerle idare
edilenlerin karşılıklı durumlarıyla sosyal yapıyı yönetiyorlar.
Köhne iddialarını başarmak için Büyük Orta Doğu projesiyle ABD'nin
çıkarları ve İsrail'in itikadî gelişimi ve güvenliğini sağlamanın ortağı
-hem de,Türkiye'de yeni devletin patronudurlar.
*
Henüz anayasası eksiktir ama yeni Devlet, ABD ve İsrail'in desteği ile
AKP/Cemaat'in Arap İslam ülkelerine Osmanlı yayılmacısı felsefede
merkezi,yerel, özerk idareler, yargı,CHP,üniversiteler,medya,sermaye ve TSK
üzerinden oluşturulmuştur.
Bu değişimde Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) türlü süreci
belirleyen,içinde askeri gücün pasifize edilerek operatif fonksiyon yerine
istihbarat fonksiyonu kuvvetlendirilmiş yeni merkezdir.
Bir tarafta Türkiye'de demokratikleşmeyi öngören ABD/CIA, öte tarafta
demokratikleşme için Kürt Sorununun çözülmesini öngören İsrail/MOSSAD ile
istihbarat paylaşımıyla yeni devleti belirliyor,siyaseti ve askeri
yönetiyor:ne bağımsızlık,ne antiemperyalizm ne de çağdaşlık söz konusu
değildir.
*
Bu görüntüde hükümetin 2008- 2011'de PKK terör örgütünün Kandil'deki
yöneticilerini özel bir uçakla aldırıp devletin resmi bir heyeti ile "Barış
ve Kardeşlik Projesi" çerçevesinde belli aralıklarla İmralı'da Öcalan ile
devamında örgütle Oslo'da olmak üzere müzakereleri ile başlattığı sürecte
-şimdi, şu durumuna bakınız.
15 Ağustos 1984'te Abdullah Öcalan'ın talimatıyla Eruh'taki kanlı baskınla
başlayan ve 30 yıl sürdürülen Kürt Hareketiyle terör mücadelesi,
Kandil'in muzaffer terör komutanı Murat Karayılan'ın -bir taraftan, Türk
kamuoyuna PKK'nın bir terör örgütü değilmişcesine yürüttüğü propaganda
-öte tarafta,Kürt kamuoyuna silah tehditi altında hükümetle sıkı bir
pazarlık sonucu,"ayrı bölgede ayrı bir yönetim"kuracağı propagandasıyla
siyasetle mücadeleye yükseltgeniyor!
*
Çünkü İslamcının ilişiklendiği ABD'nin gücü sermaye ile devlet
politikasının asimetrik karışımından oluşuyor.
Asimetri, kapitalist ile devlet adamı ve çevresi arasında güce ilişkin
güdüler ve çıkarların birbirine indirgenmeyen iki farklı mantığıdır.
Kapitalist nerede daha yüksek kâr varsa oraya yatırım yapmanın peşinde
-üstelik,asimetrinin diğer yanında olan devlet
adamlarını,politikacıları,sivil-asker
bürokratı,akademisyeni,işadamını,yazarı-çizeri,akil adamları ve terör
örgütlerini akla gelen her türlü manipülasyonla yararlanmak üzere yanına
çekmekte çok mahirdir.
Oluşan karma başka devletler karşısında gücünü koruyup arttırmayı
hedefliyor -bu suretle, bir ülkede zenginlik ve refah artışı başka ülkeye
zarar yazıyor.
*
İşte Türkiye yeni devletin Suriye maceralarıyla eş zamanlı , ABD'de "Goals
for American Foundation/Amerikalıların Hedefleri Vakfı" ve "The Council uf
Foreign Relations/Dış İlişkiler Konseyi"nin işgal edilen fakat demokrasi
yerine kan gölüne ve kargaşaya dönüştürülen Irak'ın mevcut durumdan
çıkarılması için sundukları projeye katılmaktadır.
"Irak'ın içinde bulunduğu durumun savunulmasının imkansız
olduğu,demokrasinin zorla ve kaba kuvvetle değil ülkenin etnik ve mezhepsel
yapısının esas alınmasıyla sağlanacağı -o yüzden, Irak'ın üç devlete;
kuzeyde Kürdistan Cumhuriyeti, merkez-batı'da Sünni Arap Cumhuriyeti ve
güneyde Şii Arap Cumhuriyeti'ne ayrılması,
Bu devletlerin kurulması, zenginliklerin paylaşılması hususunda Birleşmiş
Milletler, NATO, Avrupa Birliği ve Arap Birliği gibi kuruluşların yardımına
başvurulması öngörüsü işletiliyor.
Bu projede Türkiye'nin payı B planındadır, Osmanlı Devleti'nin uyguladığı
Eyalet Sisteminin canlandırılması öngörüsü de yürütülüyor!
*
Irak'ta Şii Başbakan Nuri El-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti
İttifakının kazanma olasılığı yüksek olan il yönetimleri seçimleri 20
Nisan 2013 tarihinde yapılmıştır.
Suudi Arabistan,Katar ve Türkiye'nin desteklediği BAAS ve El-Kaide terör
örgütleri iktidarı şiddet ve terörle deviremeyeceğini görmüştür -şimdi,
halkı sivil itiatsizliğe sürüklüyor,estirdikleri terörle Irak'ı birliğini
ve toprak bütünlüğünü bozmak için mezhep savaşına sürüklüyorlar.
Üçlü bir reaksiyon oluşuyor, federal bütçe konusunda Şii başbakanla
anlaşmazlık yüzünden hükümet toplantılarını boykot eden Kürtlere karşı
Başbakan Maliki önce Kürt Dışişleri Bakanını zorunlu izine gönderiyor -bu
suretle,hükümet üyesi tüm Kürt bakanların zorunlu izine çıkarılacağı mesajı
veriyor -ardından, Kerkük El-Hüveyc'te Sünni göstericilere karşı şiddet
kullanıyor-böylece, Irak birliğini tehdit eden tüm güçleri tehdit ediyor.
ABD'nin öngördüğü biçimde Irak'ın üç devlete; kuzeyde Kürdistan
Cumhuriyeti, merkez-batı'da Sünni Arap Cumhuriyeti ve güneyde Şii Arap
Cumhuriyeti'ne ayrılması süreci hızla gelişiyor.
*
Türkiye'de İslamcıların egemenliğinde yeni devlet Irak'ta kurulacak
Kürdistan'a destek çıkmakla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin borçlu olduğunu
varsaydığı Kürtlere borcunun bir kısmını ödeyeceğine inanmaktadır
Diğer kısmını da süreçte Kürtlere karşı işlenen etnik zulmü kabul edip
Kürtler'den resmen özür dilemek,Türk'lüğü kaldırarak Kürt'e itibar iade
etmek, maddi ve manevi kayıpları karşılamak, eline Kürt kanı bulaşmış
görevlileri yargılayıp cezalandırmaya yönelik bir süreci geliştirmeye
yönelmiştir -ki, Orta Doğu'da bir bölgesel savaşa da güçbirliği ile
müşterek cephe olunuyor...
*
Özgür akıl ve vicdan sahibi insanın "Başbakan Erdoğan ve şürakâsı keşke
ayran yerine rakı içip kafayı bulsalardı" diyesi geliyor.
28.4.2013
Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilic...@gmail.com
"Mustafa Nevruz Sınacı" <mustafane...@gmail.com> Apr 27 07:40PM +0300
*UYARI VE ARMAĞAN** (1)*
*Mustafa Nevruz SINACI*
Öncelikle ifade etmek ve altını çizerek belirtmek gerekir ki;
12 Haziran 2011, 24. cü dönem (parlamenter atama / belirleme usulü)
milletvekili (!) genel seçimleri, tam bir ucube, rezalet; hak, adalet ve
hukuk cinayeti, utanç verici bir skandal olarak tarihe geçmiştir.
Şimdi, hiçbir partinin ön seçim yapmadığı.; Asli, insani, hukuki ve
anayasal hak olan "vekilini bizzat belirleme, önerme ve seçme" imkân,
fırsat ve iradesinin alenen gasp edilerek, seçmenlerin "Noter gibi"
kullanıldığı antidemokratik bir belirlemenin ürünü; Hükmen atama yoluyla
tayin edilip millete cebren ve hile ile tasdik ettirilen kimselerle
Anayasayı ilga, devleti dönüştürme ve milleti motive etmeye kalkışmak, en
azından bir insanlık suçudur.
İşte, mevcut ve mer-i politik-ACI'ların, nice umur-u devlet ehli, asli
unsur ve hakiki hüküm sahibi millete rağmen onursuzca, sorumsuzca ve
pervasızca iştigal ettiği cürüm budur. Üstelik milletin "muhalefet görevi"
verdiği partiler, parlamenterler, adalet cihazı ve hukukun üstünlüğünü
korumakla memur ve mükellef kurum sorumlularının gözünün içine baka baka..
Özellikle ve şu hale nazaran; Mevcut Anayasa ve hukuk nizamını korumakla
mükellef hali hazır Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın kırmızıçizgisi
tarzında deklare edilen: "Yeni anayasanın kriteri insanlık onuru olmalıdır"
biçimindeki sözleri; Adeta bu onursuzluk ve sorumsuzluğu meşrulaştırılma
girişimi gibi algılanmıştır.
Bu vesileyle "dönem açısından" fevkalâde önemli ve değerli bir çağrı; Daha
açık bir deyimle, "mevcutların muhtaç olduğu uyarı, ilim, tarih ve fikri
armağan" mahiyeti arz eden; 14., 15., 19. ve 20. dönem Denizli
Milletvekili, TBMM (Emekli) Başkan Vekili ve Türk Parlamenterler Birliği
(TPP) Onursal Başkanı Hasan Korkmazcan'ın 23 Nisan Egemenlik (özgürlük) ve
Çocuk Bayramı'nda yayınladığı, "Sayın Milletvekilim" diye büyük bir edep,
hâya ve tevazu ile başlayan "açık mektubu"nu ilgi, bilgi ve dikkatlerinize
sunuyorum.
* "Sayın Milletvekilim,*
TBMM'nin 93. Açılış Yıldönümü'nde, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'mızın
sonsuza kadar kutlanması dileğimle sevgi ve saygılarımı sunarım. Yıllardır
ülke yönetimiyle ilgili görüş ve düşüncelerimi parlamenter dostlarıma
iletmeyi, Türk Demokrasi Tarihi'nin önemli bir bölümünü - 1956'dan itibaren
gazeteci, 1969'dan itibaren parlamenter olarak - izlemiş olmanın bana
yüklediği bir görev saydım. Bugün de aynı duyarlılık ve duygularımla bazı
değerlendirmelerimi size sunmak istiyorum:
Öncelikle Milletvekili kimliği konusundaki inancımı bir kere daha
belirtmeliyim: "Her bir milletvekili, şerefli yemin metninin
bağlayıcılığıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünün önde gelen güvencesi olma sorumluluğunun bilincindedir.
Milletvekilinin, seçiliş şartları ve seçilme beklentilerinin oluşturduğu
tüm zorluklara karşın, TBMM'nin kahramanlık ruhuna ve yemin onuruna
bağlılığı her türlü sadakat duygusunun önünde gelir." Daha önceki
yazılarımda size ilettiğim bu anlayışı bugün de aynen koruyorum.
Başka bir siyaset anlayışının etik temelden yoksun olduğuna inanıyorum.
Toplumumuz, günümüzde anlamlandırmakta ve yorumlamakta güçlük çektiği bazı
kaygılarla karşı karşıyadır. Kaygılar giderek derinleşmekte, belirsizlikler
birer bunalım kaynağına dönüşmektedir. Binlerce yılın birikimi olan ortak
ilke ve değerlerimizin aşınmasına yol açan bir yönetim anlayışıyla mı
yönetiliyoruz? İktidar odakları bu gidişin planlayıcısı mı, uygulayıcısı
mı, seyircisi mi?.. Bu gelişmeler bazı çevrelerin dayatmalarının kaçınılmaz
sonucu mudur? Bazı iktidar yöneticilerinin ülke-dünya dengelerindeki temel
algılamaları bir yenilmişlik değerlendirmesine mi dayanmaktadır? Belgeli
tarihi binlerce yıl olan Türk Devleti'nin yalnız kendisi için değil,
komşuları ve diğer ülkeler için de savunduğu egemenlik ve bağımsızlık
esasına dayalı, karşılıklı saygı ile yürütülen dış ilişkiler ilkeleri hangi
zorunluluklarla gölgelenmektedir? Bazı uluslararası kuruluşlar, devletler
ve bunların temsilcileri mütekabiliyet ve kendi yükümlülüklerine eş zamanlı
sadakat ilkelerini, söz konusu Türkiye olunca neden kolayca ihmale
yeltenmektedirler?" (*devamı yarın*)
*UYARI VE ARMAĞAN** (2)*
*Mustafa Nevruz SINACI*
* **"*Müttefikimiz ülkelerle mevzuat birliğimize rağmen asker
gönderme ve kabulde neden farklı usuller uyguluyoruz? Yürütme ve yargının
uygulamalarında Anayasa'ya, kanunlara ve özellikle hukuk devletinin temel
ilkelerine aykırılıklar zaman zaman tersinden bir sıkıyönetim, olağanüstü
hal veya kriz yönetimi anlayışıyla mı yaygınlık kazanmaktadır? Devletin
kanun hâkimiyetini, kamu düzenini, kamu güvenliğini ve hukuk istikrarını
sağlama görevi hangi anayasal yetkiye dayanarak belirsizlik süreçlerine
sokulabilmektedir?
Türkiye, Anayasa metninin yargıçlarla yazıldığı tek hukuk devleti,
Cumhurbaşkanı statüsünün seçim yerine yasa yorumlarıyla gerçekleştiği tek
cumhuriyet olma durumuna nasıl sürüklenmiştir? Bu sorular ve benzerleri
birçoğuna katıldığım, bizzat tespit ettiğim ve somut örnekleri çokça
yaşanan olaylardan doğmuştur. Sorunları yeni sorunlarla perdelemek,
müsaadeli düşmanlıklarla gerilimler, sahicileştirilmiş başarılarla zaferler
sahnelemek bazı güçlerin yönetme ve yönlendirme metodu olsa dahi, bizim
ülkemizin insanlarının irfanını doyurmamaktadır.
Durum başka türlü olsaydı, güç sahiplerinin gücü arttıkça alkışlamakta
gönülsüz, güç sahibine yaklaşanları değersizleştirmekte aceleci davranmazdı.
Milletimiz tarihte hep kendi azim ve kararıyla yol almıştır.
Türk Milleti 93 yıldan beri de huzuru ancak, TBMM'nin devlet
idaresinde millet iradesini etkin olarak uygulatabildiği dönemlerde
bulmuştur. Kaygı, huzursuzluk ve bunalımlar işlerin TBMM'nin etki, gözetim
ve denetimi dışına çıktığı veya öyle algılandığı süreçlerde doğmuştur.
Günümüzde TBMM'yi yasa yapma, yasaların uygulamalarını denetleme, halkı
bilgilendirme ve halkın taleplerini siyasi alana taşıma konularında
sıradanlaştıran kaynağı belirsiz oldubittiler, toplumda karşılığını puslu
bir ortam ve yön duygusunu yitirmişlik olarak bulmaktadır.
Ülkemizdeki puslu ortam bir yandan siyasi, sosyal ve etik
bunalımı beslerken, diğer yandan marazi ve sapkın bir anlayışla Türk
düşmanlığı zemininde buluşanların (ki bunlar herhangi bir milliyete
bağlanamazlar, zira milliyetçi her ulusa saygılıdır; hatta kendi ırklarını
üstün görme maluliyeti taşıyan ırkçılardan bile değildirler, ırkçılar hiç
olmazsa başkalarının direktifiyle değer düşmanlığı yapmazlar) ölçüsüz
taleplerle ortaya dökülmesine yol açmaktadır... Yeni Haçlılık'ın kanlı
araçları olan EOKA, ASALA ve PKK gibi örgütlerin lobilerine dayananlar
adeta kamu yetkileri kullanmaktadırlar.
Türkiye sanki bir savaş kaybetmiş, Türk milleti sanki kayıtsız
şartsız teslim olmuş, Türk devleti sanki yeniden kuruluyormuş gibi Anayasa
taslaklarının propagandası yapılmaktadır. İkinci Dünya Savaşının kayıtsız
şartsız teslim olan mağlupları Almanlar, İtalyanlar ve Japonlar bile bu
kadar ahlaksız tekliflere muhatap kılınmadılar. Galipler, yendikleri, hem
de insanlık dışı ırkçı uygulamalarla suçladıkları Almanlar'ın,
İtalyanlar'ın ve Japonlar'ın Milli adlarını Anayasa'dan çıkarmalarını
istemek cüretini göstermediler.
Galip işgalcilerin yazdığı Alman Anayasası Madde:116
vatandaşlığı "Alman Kavmiyeti" bağlantılı olarak hükme bağlamıştır. İtalyan
Anayasası Madde: 51/2 "Etnik İtalyanlık"ı bile vatandaşlığa bağlamıştır.
"Güneşin Oğlundan" insan kimliğine dönüşen Japon imparatoru Hirohito bile
işgalcilerin yazdığı Anayasa'yı 3 Kasım 1946 günü yeni bir Anayasa olarak
değil, *"Japon İmparatorluk Anayasası'nın DEĞİŞİKLİĞİNİ
yayınlıyorum"*ibaresiyle yürürlüğe koymuştur. Gerçekleri örtmekte
sınır tanımayanlar
Osmanlı Devleti'nin yapısı ve kimliği hakkında da tarihi inkâr
etmektedirler. Osmanlı Devleti Aliyesi Kadim Asya İmparatorlukları'nın ve
Selçuklular'ın devamı olarak milli, merkezi ve üniter bir devlet anlayışını
hayata geçirmiştir.
1876 Anayasası'nın Osmanlı kimliğini esas alan hükümleri
içindeki 18. Madde'de: *"Hidamatı devlette istihdam olunmak için devletin
lisanı resmisi olan Türkçeyi bilmek şarttır" *ibaresi yer almaktadır." (*devamı
yarın*)
*UYARI VE ARMAĞAN** (3)*
*Mustafa Nevruz SINACI*
"Aynı şekilde 57. Madde'de *"Heyetlerin (Heyeti Ayan ve Heyeti
Mebusan) müzakeratı lisan-ı Türki üzere cereyan eder"* hükmü yer
almaktadır. 68. maddede *"Osmanlı tebaası olmayan, ecnebi hizmetinde olan
ve Türkçe bilmeyenlerin"* heyetlere seçilemeyeceği hükme bağlanmış, yeniden
aday olabilmek için *"Türkçe okumak ve mümkün mertebe yazmak şart olacaktır"
* hükmü yer almıştır.
Bu gerçekleri görmezlikten gelenlerin tarih tahrifatçılığı tescillenmiştir.
Bir başka tarih yalanı da Türklük kavramının 1924 Anayasasıyla ihdas
edildiği iddiasıdır. Halbuki TBMM 1-2 Kasım 1922 tarihli kurucu Anayasa
hükmündeki 308 numaralı kararında *"Birkaç asırdır saray ve Bab-ı Âli'nin
cehalet ve salahati yüzünden devlet azim felaketler içinde müthiş bir
surette çalkalandıktan sonra nihayet tarihe intikal etmiş bulunduğu bir
anda Osmanlı İmparatorluğu'nun müessis ve sahibi hakikisi olan Türk Milleti
Anadolu'da hem harici düşmanlarına karşı kıyam etmiş, hem de o düşmanlarla
birleşip millet aleyhine harekete gelmiş olan saray ve Bâb-ı Âli aleyhine
mücadeleye atılarak TBMM ve onun hükümet ve ordularını biteşkil harici
düşmanlar saray ve Bâb-ı Âli ile fiilen ve müsellehan ve malum müşkilât-ı
şedide ve mahrumiyet-i elime içinde cidale girişmiş ve bugünkü halâs gününe
vasıl olmuştur. Türk milleti saray ve Bâb-ı Âli'nin hıyanetini gördüğü
zaman Teşkilât-ı Esasiye Kanunu isdar ederek onun birinci maddesi ile
hâkimiyeti Padişahtan alıp bizzat millete ve ikinci maddesi ile icrai ve
teşrii kuvvetleri onun yed-i kudretine vermiştir. Yedinci madde ile de harp
ilânı, sulh akti gibi bütün hukuk-ı hükümraniyi milletin nefsinde cem
eylemiştir. Binaenaleyh; o zamandan beri eski Osmanlı İmparatorluğu tarihe
intikal edip yerine yeni ve millî bir Türk Devleti yine o zamandan beri
Padişahlık merfu olup yerine TBMM kaim olmuştur."* ibarelerini tarihe
silinmez harflerle kazımıştır.
Batıda bazı sapkın çevrelerde görülen ırkçılığı Türk Milliyetçiliği'ne
yöneltmek aşağılık bir işbirlikçiliktir. Türk Milliyetçiliği'ni ırkçılıkla
suçlamak bir nefret suçudur ve milleti tarih içinde aşılan geri yapılara
doğru çözme amaçlıdır. Türk Devleti'nin kimliğini tartışanlar, yönleri
emperyalizmin Sevr'ine ve 1071 Bizans'ına dönük olanlardır. Ayetleri
eksilterek, Hadis'lere ekleme yaparak bu gerçekler örtülemez, olsa olsa
sahiplerini kutsalların tahrifçisi yapar.
Milletimiz kaygı ile izlediği ve bilinç ile kaydettiği her türlü
hukuksuzluğun hesabını elbette soracak kararlılığa sahiptir. Milletteki
kaygının temel sebeplerden biri, kendi hukuk dışı konumları
tescillenenlerin TBMM üyelerini de aynı gayrı meşru zemine çekme
gayretleridir.
TBMM'nin Anayasa değişikliği yapma yetki ve sınırları TC Anayasası'nda
açıkça belirlenmiştir. TBMM elbette yeminlerine onurla bağlı üyeleri eliyle
yasama organını kendi meşruiyetini çiğneyecek konuma düşürmeyecektir.
1971'de Anayasanın 147. Maddesi'ni bizzat kaleme alan, Partilerarası
Anayasa Komisyonu'nun başkanı olarak, şanlı TBMM'nin değerli üyelerinin
milletin verdiği kutsal yetkiye hiçbir gücü ortak etmediğinin ve kendi
tercihlerini hukuk çizgisinden asla taşırmama kararlılığının tanığıyım.
Milleti şerefle temsil edenlerin kopamayacakları öncelikli ilke,
yeminlerine sadakattir.
Bunun yerine getirilmediği süreçlerde, vatandaşın millet, ülke ve devletine
sadakati devreye girer.
Sizlerin de yüce Türk Milleti'nin beklediği gibi TBMM'nin tarihsel
bilincini gelecek kuşaklara şerefle aktaracağınızdan kimse şüphe edemez.
Bu kutlu günde başta TBMM'nin kurucusu ve ilk başkanı Gazi Mustafa Kemal
ATATÜRK olmak üzere ebediyete uğurladığı bütün millet temsilcilerini
rahmetle anıyorum. Yaşayan bütün parlamenterlerimize esenlikler diliyorum.
En yürekten saygılarımla," ...//...
--
*______________________________________________
Mustafa Nevruz SINACI*
*Siyaset Bilimci-Hukukçu, Araştırmacı-Yazar*
*e.mail (özel)*, gercek....@hotmail.com
*Yazışma Adresi*: *P.K. 118 [06 442] Yenişehir-ANKARA*
*WEB* ::: http://www.mustafanevruzsinaci.blogspot.com
Mustafa Nevruz SINACI <gercek....@hotmail.com> Apr 27 04:38PM
UYARI
VE ARMAĞAN (1)
Mustafa Nevruz
SINACI
Öncelikle ifade etmek ve altını
çizerek belirtmek gerekir ki; 12 Haziran 2011, 24. cü dönem (parlamenter atama /
belirleme usulü) milletvekili (!) genel seçimleri, tam bir ucube, rezalet; hak,
adalet ve hukuk cinayeti, utanç verici bir skandal olarak tarihe geçmiştir.
Şimdi,
hiçbir partinin ön seçim yapmadığı.; Asli, insani, hukuki ve anayasal hak olan
“vekilini bizzat belirleme, önerme ve seçme” imkân, fırsat ve iradesinin alenen
gasp edilerek, seçmenlerin “Noter gibi” kullanıldığı antidemokratik bir
belirlemenin ürünü; Hükmen atama yoluyla tayin edilip millete cebren ve hile
ile tasdik ettirilen kimselerle Anayasayı ilga, devleti dönüştürme ve milleti
motive etmeye kalkışmak, en azından bir insanlık suçudur.
İşte,
mevcut ve mer-i politik-ACI’ların, nice umur-u devlet ehli, asli unsur ve
hakiki hüküm sahibi millete rağmen onursuzca, sorumsuzca ve pervasızca iştigal
ettiği cürüm budur. Üstelik milletin “muhalefet görevi” verdiği partiler,
parlamenterler, adalet cihazı ve hukukun üstünlüğünü korumakla memur ve
mükellef kurum sorumlularının gözünün içine baka baka..
Özellikle
ve şu hale nazaran; Mevcut Anayasa ve hukuk nizamını korumakla mükellef hali
hazır Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın kırmızıçizgisi tarzında deklare
edilen: “Yeni anayasanın kriteri insanlık onuru olmalıdır” biçimindeki sözleri;
Adeta bu onursuzluk ve sorumsuzluğu meşrulaştırılma girişimi gibi algılanmıştır.
Bu
vesileyle “dönem açısından” fevkalâde önemli ve değerli bir çağrı; Daha açık
bir deyimle, “mevcutların muhtaç olduğu uyarı, ilim, tarih ve fikri armağan”
mahiyeti arz eden; 14., 15., 19. ve 20. dönem Denizli Milletvekili, TBMM
(Emekli) Başkan Vekili ve Türk Parlamenterler Birliği (TPP) Onursal Başkanı
Hasan Korkmazcan’ın 23 Nisan Egemenlik (özgürlük) ve Çocuk Bayramı’nda
yayınladığı, “Sayın Milletvekilim” diye büyük bir edep, hâya ve tevazu ile
başlayan “açık mektubu”nu ilgi, bilgi ve dikkatlerinize sunuyorum.
“Sayın Milletvekilim,
TBMM’nin
93. Açılış Yıldönümü’nde, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızın sonsuza kadar
kutlanması dileğimle sevgi ve saygılarımı sunarım. Yıllardır ülke yönetimiyle
ilgili görüş ve düşüncelerimi parlamenter dostlarıma iletmeyi, Türk Demokrasi
Tarihi’nin önemli bir bölümünü – 1956‘dan itibaren gazeteci, 1969’dan itibaren
parlamenter olarak – izlemiş olmanın bana yüklediği bir görev saydım. Bugün de
aynı duyarlılık ve duygularımla bazı değerlendirmelerimi size sunmak istiyorum:
Öncelikle
Milletvekili kimliği konusundaki inancımı bir kere daha belirtmeliyim: “Her bir
milletvekili, şerefli yemin metninin bağlayıcılığıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün önde gelen güvencesi olma
sorumluluğunun bilincindedir. Milletvekilinin, seçiliş şartları ve seçilme
beklentilerinin oluşturduğu tüm zorluklara karşın, TBMM’nin kahramanlık ruhuna
ve yemin onuruna bağlılığı her türlü sadakat duygusunun önünde gelir.” Daha
önceki yazılarımda size ilettiğim bu anlayışı bugün de aynen koruyorum.
Başka
bir siyaset anlayışının etik temelden yoksun olduğuna inanıyorum.
Toplumumuz,
günümüzde anlamlandırmakta ve yorumlamakta güçlük çektiği bazı kaygılarla karşı
karşıyadır. Kaygılar giderek derinleşmekte, belirsizlikler birer bunalım kaynağına
dönüşmektedir. Binlerce yılın birikimi olan ortak ilke ve değerlerimizin
aşınmasına yol açan bir yönetim anlayışıyla mı yönetiliyoruz? İktidar odakları
bu gidişin planlayıcısı mı, uygulayıcısı mı, seyircisi mi?.. Bu gelişmeler bazı
çevrelerin dayatmalarının kaçınılmaz sonucu mudur? Bazı iktidar yöneticilerinin
ülke-dünya dengelerindeki temel algılamaları bir yenilmişlik değerlendirmesine
mi dayanmaktadır? Belgeli tarihi binlerce yıl olan Türk Devleti’nin yalnız
kendisi için değil, komşuları ve diğer ülkeler için de savunduğu egemenlik ve
bağımsızlık esasına dayalı, karşılıklı saygı ile yürütülen dış ilişkiler
ilkeleri hangi zorunluluklarla gölgelenmektedir? Bazı uluslararası kuruluşlar,
devletler ve bunların temsilcileri mütekabiliyet ve kendi yükümlülüklerine eş
zamanlı sadakat ilkelerini, söz konusu Türkiye olunca neden kolayca ihmale
yeltenmektedirler?” (devamı yarın)
UYARI
VE ARMAĞAN (2)
Mustafa Nevruz
SINACI
“Müttefikimiz ülkelerle mevzuat
birliğimize rağmen asker gönderme ve kabulde neden farklı usuller uyguluyoruz?
Yürütme ve yargının uygulamalarında Anayasa’ya, kanunlara ve özellikle hukuk
devletinin temel ilkelerine aykırılıklar zaman zaman tersinden bir sıkıyönetim,
olağanüstü hal veya kriz yönetimi anlayışıyla mı yaygınlık kazanmaktadır?
Devletin kanun hâkimiyetini, kamu düzenini, kamu güvenliğini ve hukuk
istikrarını sağlama görevi hangi anayasal yetkiye dayanarak belirsizlik
süreçlerine sokulabilmektedir?
Türkiye, Anayasa
metninin yargıçlarla yazıldığı tek hukuk devleti, Cumhurbaşkanı statüsünün
seçim yerine yasa yorumlarıyla gerçekleştiği tek cumhuriyet olma durumuna nasıl
sürüklenmiştir? Bu sorular ve benzerleri birçoğuna katıldığım, bizzat tespit
ettiğim ve somut örnekleri çokça yaşanan olaylardan doğmuştur. Sorunları yeni
sorunlarla perdelemek, müsaadeli düşmanlıklarla gerilimler, sahicileştirilmiş
başarılarla zaferler sahnelemek bazı güçlerin yönetme ve yönlendirme metodu
olsa dahi, bizim ülkemizin insanlarının irfanını doyurmamaktadır.
Durum
başka türlü olsaydı, güç sahiplerinin gücü arttıkça alkışlamakta gönülsüz, güç
sahibine yaklaşanları değersizleştirmekte aceleci davranmazdı.
Milletimiz tarihte hep kendi azim ve
kararıyla yol almıştır.
Türk Milleti 93 yıldan beri de
huzuru ancak, TBMM’nin devlet idaresinde millet iradesini etkin olarak uygulatabildiği
dönemlerde bulmuştur. Kaygı, huzursuzluk ve bunalımlar işlerin TBMM’nin etki,
gözetim ve denetimi dışına çıktığı veya öyle algılandığı süreçlerde doğmuştur.
Günümüzde TBMM’yi yasa yapma, yasaların uygulamalarını denetleme, halkı
bilgilendirme ve halkın taleplerini siyasi alana taşıma konularında
sıradanlaştıran kaynağı belirsiz oldubittiler, toplumda karşılığını puslu bir
ortam ve yön duygusunu yitirmişlik olarak bulmaktadır.
Ülkemizdeki puslu ortam bir yandan
siyasi, sosyal ve etik bunalımı beslerken, diğer yandan marazi ve sapkın bir
anlayışla Türk düşmanlığı zemininde buluşanların (ki bunlar herhangi bir
milliyete bağlanamazlar, zira milliyetçi her ulusa saygılıdır; hatta kendi
ırklarını üstün görme maluliyeti taşıyan ırkçılardan bile değildirler, ırkçılar
hiç olmazsa başkalarının direktifiyle değer düşmanlığı yapmazlar) ölçüsüz
taleplerle ortaya dökülmesine yol açmaktadır… Yeni Haçlılık’ın kanlı araçları
olan EOKA, ASALA ve PKK gibi örgütlerin lobilerine dayananlar adeta kamu
yetkileri kullanmaktadırlar.
Türkiye sanki bir savaş kaybetmiş,
Türk milleti sanki kayıtsız şartsız teslim olmuş, Türk devleti sanki yeniden
kuruluyormuş gibi Anayasa taslaklarının propagandası yapılmaktadır. İkinci
Dünya Savaşının kayıtsız şartsız teslim olan mağlupları Almanlar, İtalyanlar ve
Japonlar bile bu kadar ahlaksız tekliflere muhatap kılınmadılar. Galipler,
yendikleri, hem de insanlık dışı ırkçı uygulamalarla suçladıkları Almanlar’ın,
İtalyanlar’ın ve Japonlar’ın Milli adlarını Anayasa’dan çıkarmalarını istemek
cüretini göstermediler.
Galip işgalcilerin yazdığı Alman
Anayasası Madde:116 vatandaşlığı “Alman Kavmiyeti” bağlantılı olarak hükme
bağlamıştır. İtalyan Anayasası Madde: 51/2 “Etnik İtalyanlık”ı bile
vatandaşlığa bağlamıştır. “Güneşin Oğlundan” insan kimliğine dönüşen Japon
imparatoru Hirohito bile işgalcilerin yazdığı Anayasa’yı 3 Kasım 1946 günü yeni
bir Anayasa olarak değil, “Japon
İmparatorluk Anayasası’nın DEĞİŞİKLİĞİNİ yayınlıyorum” ibaresiyle yürürlüğe
koymuştur. Gerçekleri örtmekte sınır tanımayanlar Osmanlı Devleti’nin yapısı ve
kimliği hakkında da tarihi inkâr etmektedirler. Osmanlı Devleti Aliyesi Kadim
Asya İmparatorlukları’nın ve Selçuklular’ın devamı olarak milli, merkezi ve
üniter bir devlet anlayışını hayata geçirmiştir.
1876 Anayasası’nın Osmanlı kimliğini
esas alan hükümleri içindeki 18. Madde’de: “Hidamatı
devlette istihdam olunmak için devletin lisanı resmisi olan Türkçeyi bilmek
şarttır” ibaresi yer almaktadır.” (devamı
yarın)
UYARI
VE ARMAĞAN (3)
Mustafa Nevruz
SINACI
“Aynı şekilde 57. Madde’de “Heyetlerin (Heyeti Ayan ve Heyeti Mebusan)
müzakeratı lisan-ı Türki üzere cereyan eder” hükmü yer almaktadır. 68.
maddede “Osmanlı tebaası olmayan, ecnebi
hizmetinde olan ve Türkçe bilmeyenlerin” heyetlere seçilemeyeceği hükme
bağlanmış, yeniden aday olabilmek için “Türkçe
okumak ve mümkün mertebe yazmak şart olacaktır” hükmü yer almıştır.
Bu
gerçekleri görmezlikten gelenlerin tarih tahrifatçılığı tescillenmiştir.
Bir
başka tarih yalanı da Türklük kavramının 1924 Anayasasıyla ihdas edildiği
iddiasıdır. Halbuki TBMM 1-2 Kasım 1922 tarihli kurucu Anayasa hükmündeki 308
numaralı kararında “Birkaç asırdır saray
ve Bab-ı Âli’nin cehalet ve salahati yüzünden devlet azim felaketler içinde
müthiş bir surette çalkalandıktan sonra nihayet tarihe intikal etmiş bulunduğu
bir anda Osmanlı İmparatorluğu’nun müessis ve sahibi hakikisi olan Türk Milleti
Anadolu’da hem harici düşmanlarına karşı kıyam etmiş, hem de o düşmanlarla
birleşip millet aleyhine harekete gelmiş olan saray ve Bâb-ı Âli aleyhine
mücadeleye atılarak TBMM ve onun hükümet ve ordularını biteşkil harici
düşmanlar saray ve Bâb-ı Âli ile fiilen ve müsellehan ve malum müşkilât-ı
şedide ve mahrumiyet-i elime içinde cidale girişmiş ve bugünkü halâs gününe
vasıl olmuştur. Türk milleti saray ve Bâb-ı Âli’nin hıyanetini gördüğü zaman
Teşkilât-ı Esasiye Kanunu isdar ederek onun birinci maddesi ile hâkimiyeti
Padişahtan alıp bizzat millete ve ikinci maddesi ile icrai ve teşrii kuvvetleri
onun yed-i kudretine vermiştir. Yedinci madde ile de harp ilânı, sulh akti gibi
bütün hukuk-ı hükümraniyi milletin nefsinde cem eylemiştir. Binaenaleyh; o
zamandan beri eski Osmanlı İmparatorluğu tarihe intikal edip yerine yeni ve
millî bir Türk Devleti yine o zamandan beri Padişahlık merfu olup yerine TBMM
kaim olmuştur.” ibarelerini tarihe silinmez harflerle kazımıştır.
Batıda
bazı sapkın çevrelerde görülen ırkçılığı Türk Milliyetçiliği’ne yöneltmek
aşağılık bir işbirlikçiliktir. Türk Milliyetçiliği’ni ırkçılıkla suçlamak bir
nefret suçudur ve milleti tarih içinde aşılan geri yapılara doğru çözme
amaçlıdır. Türk Devleti’nin kimliğini tartışanlar, yönleri emperyalizmin
Sevr’ine ve 1071 Bizans’ına dönük olanlardır. Ayetleri eksilterek, Hadis’lere ekleme
yaparak bu gerçekler örtülemez, olsa olsa sahiplerini kutsalların tahrifçisi
yapar.
Milletimiz
kaygı ile izlediği ve bilinç ile kaydettiği her türlü hukuksuzluğun hesabını
elbette soracak kararlılığa sahiptir. Milletteki kaygının temel sebeplerden
biri, kendi hukuk dışı konumları tescillenenlerin TBMM üyelerini de aynı gayrı
meşru zemine çekme gayretleridir.
TBMM’nin
Anayasa değişikliği yapma yetki ve sınırları TC Anayasası’nda açıkça
belirlenmiştir. TBMM elbette yeminlerine onurla bağlı üyeleri eliyle yasama
organını kendi meşruiyetini çiğneyecek konuma düşürmeyecektir.
1971’de
Anayasanın 147. Maddesi’ni bizzat kaleme alan, Partilerarası Anayasa
Komisyonu’nun başkanı olarak, şanlı TBMM’nin değerli üyelerinin milletin
verdiği kutsal yetkiye hiçbir gücü ortak etmediğinin ve kendi tercihlerini
hukuk çizgisinden asla taşırmama kararlılığının tanığıyım.
Milleti
şerefle temsil edenlerin kopamayacakları öncelikli ilke, yeminlerine
sadakattir.
Bunun
yerine getirilmediği süreçlerde, vatandaşın millet, ülke ve devletine sadakati
devreye girer.
Sizlerin
de yüce Türk Milleti’nin beklediği gibi TBMM’nin tarihsel bilincini gelecek
kuşaklara şerefle aktaracağınızdan kimse şüphe edemez.
Bu
kutlu günde başta TBMM’nin kurucusu ve ilk başkanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
olmak üzere ebediyete uğurladığı bütün millet temsilcilerini rahmetle anıyorum.
Yaşayan bütün parlamenterlerimize esenlikler diliyorum.
En
yürekten saygılarımla,” …//…
"Ömer Faruk Hüsmüllü" <ofh...@gmail.com> Apr 27 10:00AM +0300
**Bu bölümde Sokrat hayretler içerisinde kalıyor.
**Çünkü kahramanımız Meraklı Eşek Arısı'nda sürpriz bir değişiklik ortaya
çıkıyor.
**İşte bilginin gücü bir kez daha böylece kanıtlanıyor...
(ÖFH)
http://fikiryolu.net/index.php?option=com_content&view=article&id=7172%3Asokrat-ile-merakl-eek-ars-20&catid=40%3Aoemer-faruk-huesmuellue&Itemid=71
Abdullah Mustafa <abdullah...@gmail.com> Apr 27 09:10AM +0300
Toplumsal düzen ve hukuk - 73
B. Hukuk - 16
2. Kamu hukuku - 8 a) Ceza Hukuku - 8
(3) Adam Öldürme ve Müessir Fiillerin Cezası - 5
(b) Bu konu, VI. C. 2. j. Adam Öldürmek konusu ile doğrudan ilişkilidir:
Adam Öldürmek-4
(II) Öldürmek -3
(c) Haksız yere öldürenler ve ölenler -1
Siz şöyle demiştiniz: "Ey Mûsa, biz bir tek yemeğe asla dayanamayız, bizim
için Rabb'ine dua et de bize yerin bitirdiklerinden, baklasından,
acurundan, sarmısağından, mercimeğinden, soğanından çıkarıversin." Mûsa
şöyle demişti: "Siz daha aşağı bir nimeti daha üstün bir nimete mi değişmek
istiyorsunuz? İnin bir kasabaya; istediğiniz sizin olacaktır." Ve
üzerlerine zillet, eziklik ve yoksulluk damgası vuruldu, Allah'tan bir
gazaba çarpıldılar. Bu böyle oldu, çünkü onlar Allah'ın ayetlerini inkâr
ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. İsyan ettikleri için
böyle oldu. Sınır tanımıyor, azgınlık yapıyorlardı. 2. sure (BAKARA) 61.
ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekişip duruyordunuz.
Oysa ki Allah, sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı. 2. sure (BAKARA)
72. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
Yemin olsun ki, Mûsa'ya Kitap'ı verdik. Ve arkasından da resuller
gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da açık-seçik deliller verdik ve kendisini
Ruhulkudüs'le güçlendirdik. Bir resulün size, nefislerinizin hoşlanmadığı
bir şey getirdiği her seferinde büyüklük taslamadınız mı? Bir kısmını
yalanladınız, bir kısmını da öldürüyorsunuz. 2. sure (BAKARA) 87. ayet
(Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
Allah yolunda öldürülenler için "ölüler" demeyin. Tam aksine, onlar
dirilerdir ama siz farkında olmazsınız. 2. sure (BAKARA) 154. ayet (Resmi:
2/İniş:92/Alfabetik:11)
Andolsun ki Allah, "Allah yoksuldur, bizler zenginleriz!" diyenlerin sözünü
işitti. Dediklerini de yazacağız, haksız yere peygamberleri öldürmelerini
de. Ve şöyle diyeceğiz: "Tadın, yakıp pişiren azabı!" 3. sure (ÂLİ IMRÂN)
181. ayet (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)
Yanlışlık hali müstesna, bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey
değildir. Yanlışlıkla bir mümini öldürenin, özgürlüğü elinden alınmış bir
mümini özgürlüğüne kavuşturması, ölenin ailesine de üzerinde anlaşmaya
varılacak tatmin edici bir diyet vermesi gerekir. Vârislerin, diyeti
bağışlaması hali müstesna. Eğer öldürülen, mümin olmakla birlikte size
düşman bir topluluktan ise o zaman öldürenin, özgürlüğünden yoksun bir
mümini özgürlüğüne kavuşturması gerekir. Öldürülen, sizinle aralarında
antlaşma bulunan bir toplumdan ise o durumda, öldürülenin ailesine tatmin
edici bir diyet verme yanında, hürriyetinden yoksun bir mümini hürriyetine
kavuşturmak da gerekli olur. Bunlara imkân bulamayan, Allah'a tövbe olarak
iki ay kesiksiz oruç tutar. Allah, gereğince bilendir, hikmeti sonsuzdur. Bir
mümini kasten öldürene gelince, onun cezası içinde sürekli kalmak üzere
cehennemdir. Allah gazap etmiştir böylesine, lanetlemiştir onu; çok büyük
bir azap hazırlamıştır ona. 4. sure (NİSA) 92-93. ayet (Resmi:
4/İniş:98/Alfabetik:82)
Başlarına gelenler; ahitlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkâr
etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve "kalplerimiz kılıflıdır"
demeleri yüzündendir. Doğrusu, Allah küfürleri yüzünden kalpleri üzerine
mühür basmıştır da pek azı müstesna, iman etmezler. 4. sure (NİSA) 155.
ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)
"Biz, Allah'ın resulü Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleri yüzünden.
Oysaki onu öldürmediler, onu asmadılar da; sadece o onlara benzer
gösterildi. Onun hakkında tartışmaya girenler, onunla ilgili olarak tam bir
kuşku içindedirler. Onların, ona ilişkin bir bilgileri yoktur; sadece
sanıya uymaktalar. Onu kesinlikle öldürmediler. 4. sure (NİSA) 157. ayet
(Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)
*Bitmedi nasipse devam edecek.*
*DİP NOT:*
*
*
*Referansınız (başvuru kaynağınız) "İslam" ise; **Doğruyu bulacağınız,
Doğru Kitap Kuran'dır.*
*Konularına Göre Kuran Mesajı derlemesi, Ana dilimizde** **"Doğru Bilgi Ana
Kaynağı" nın kullanılmasına imkan ve katkı sağlayabilmek amaç ve niyetiyle,
Kuran'ın ışığında bir kısım "Kitap" bilgisini, yorumsuz olarak doğrudan
Kuran ayetleriyle, zandan azade, aklını ve gönlünü işleten "Nasip
Sahipleriyle" paylaşabilmek için yapılmıştır.*
* *
*Allah Kelamın algılanıp anlaşılmasında , gerçeğe ulaştıran yollardan bir
yol, hakikate açılan kapılardan bir kapı olması umulmaktadır.*
*RESUL KUR'AN'IN TEBLİĞİ olan on E- Kitap ve Kuran Işığında Yorumlar E-
Kitabı ile "HASENAT 4.0 KUR'AN ARAŞTIRMA PROGRAMIN" dan oluşan*
* *
*"KONULARINA GÖRE KURAN MESAJI" nı,*
* *
*bilgisayarınıza indirmek ve arşivlemek istiyorsanız:*
*Yenilenen aşağıdaki linki tıklayınız. 30 saniye geri sayımı takiben
gözükecek "download" yazılı kutucuğu da tıklayınız. (Reklamları ve başka
kutucukları tıklamayın) Ve yaklaşık bir dakika sonra bilgisayarınıza
indirmiş olacağınız dosyanın içindeki "önce beni oku" belgesine bakıp,
istediğinizi yapınız: *
http://s3.dosya.tc/server/qQliaX/KONULARINAGOREKURANMESAJi-MKA.rar.html
*BU LİNK ÇALIŞMADIĞINDA İNDİRME YAPILABİLECEK UYGUN LİNK VE KONULARINA
GÖRE KURAN MESAJI HAKKINDA ÖZET BİLGİ, AŞAĞIDAKİ YAZIDA MEVCUTTUR:*
http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=5747
* *
*Allah'ın Selam, Rahmet ve Bereketi ile Mağfiret ve Hidayeti, Dileyenin
üzerine olsun.*
* *
*"**Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir
şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır.*
*Allah her şeye, herkese gıda ulaştırır, Mukît'tir."* 4. sure (NİSA) 85.
ayet
-- Selam ...
Abdullah Mustafa
"Türk-Gülsev Eyüboğlu" <gulseve...@gmail.com> Apr 27 08:48AM +0300
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Yılmaz Özdil (Google+)
Tarih: 27 Nisan 2013 03:13
Konu: Yılmaz Özdil, Google+ ürününde bir yayın paylaştı
Kime: gulseve...@gmail.com
Yılmaz Özdil bir
yayın<https://plus.google.com/_/notifications/emlink?emr=02091230575279861321&emid=CNC7orLI6bYCFYWIQAodQHUAAA&path=%2F106888933211070433589%2Fposts%2FMBLeeT5xjmG&dt=1367021623816&ub=49>paylaştı.
<https://plus.google.com/_/notifications/emlink?emr=02091230575279861321&emid=CNC7orLI6bYCFYWIQAodQHUAAA&path=%2F106888933211070433589&dt=1367021623816&ub=49>
Muz ( 27 Nisan 2013 )
Kandil hatırası bu fotoğraf... Kalaşnikoflu aktivist arkadaşlar,
gaztecilere "muz" ikram etmiş.
*
E, ister istemez insanın aklına "muz cumhuriyeti" geliyor tabii.
*
Hikâye değil...
Yaşanmış olaydır.
Amerikalı bilimadamları, muz cumhuriyeti'ni düzene sokmaya karar vermiş...
Rasgele üç maymun seçmişler, kafese koymuşlar, kafesin tavanına da muz
asmışlar... Muzu gören maymunlar tellere tırmanıp uzandığında, vermişler
tazyikli suyu... Nerden geldiğini şaşırmış zavallılar, paldır küldür...
<https://plus.google.com/_/notifications/emlink?emr=02091230575279861321&emid=CNC7orLI6bYCFYWIQAodQHUAAA&path=%2F106888933211070433589%2Fposts%2FMBLeeT5xjmG&dt=1367021623816&ub=49>
Bu bildirimi, Yılmaz Özdil İzlediklerim çevrenizde bulunduğu için aldınız.
Bu çevreye ilişkin bildirim ayarlarını
değiştirin<https://plus.google.com/_/notifications/emlink?emr=02091230575279861321&emid=CNC7orLI6bYCFYWIQAodQHUAAA&path=%2Fstream%2Fcircles%2Fp285b05c08d3a63a4%2Fop%2Fufe&dt=1367021623816&ub=49>
.
Google Inc., 1600 Amphitheatre Pkwy, Mountain View, CA 94043 USA
Bu iletiyi, Turkiye-icin-el-ele Google Grubu'na abone olduğunuz için aldınız.
--
E-posta ile yayın gönderebilirsiniz.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak için boş bir ileti gönderin.
Diğer seçenekler için grubu ziyaret edin.
Sayın "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubu üyesi.
grubumuzla ilgili şikayetleriniz ve tavsiyeleriniz grup yönetimine " erzinca...@gmail.com " adresimize bildirin,
Grubumuzda yayınlanan iletilerin yasalar karşısında tüm sorumluluğu yazarına ve iletinin üzerinde değişiklik yapıp yayınlayan üyeye ait olacaktır, İletilerin mutlaka konu başlıklarını yazınız. İletilerinizde Başka bir grubun tanıtımı, url adresleri yada benzeri ibareler bulunması halinde o iletiler yayınlanmayacaktır.. önemle duyurulur. saygılarımızla
---
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU " adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için Turkiye-i...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele?hl=tr adresinde ziyaret edebilirsiniz.