Eylem

0 views
Skip to first unread message

ismet soner

unread,
Jun 13, 2013, 12:06:14 PM6/13/13
to bursa...@googlegroups.com

Başbakan Erdoğan'ın 'Yerlerde sürüklediler' dediği anne Star'a konuştu


Tam bir haftadır kalbimin üzerinde bir ağrıyla yaşıyorum ve her geçen gün o ağrının şiddetiyle yüreğim biraz daha sıkıştığını hissediyorum. Günlerdir olur olmaz yerde kusuyorum. 

En olmadık yerlerde ağlamaya başlıyorum ‘niye ağlıyorsun? diye sorduklarında boğazıma kocaman bir yumru gelip tıkandığını hissediyorum.

Günlerdir elimde tuttuğum bir fotoğraf karesiyle izliyorum, televizyonlardaki Gezi Parkı eylemcilerinin ‘masumiyetini’ anlatan haberlerini.

Esprili çocuklarmış!.. Çevre duyarlılığıymış!.. Yaşam tarzına müdahaleymiş!.. Erdoğan diktatörmüş!.. AK Parti demokrasi konusunda samimi değilmiş!

Onu bulmalıydım. Bulup konuşmalı, başından geçenleri herkesin bilmesini sağlamalıydım. 

Sonunda geldi. K
ayınpederinin, yaşadıklarının kendisi adına utanç verici bir şey olmadığını, bunun kendisine özel bir durum olmadığı konusunda ikna etmeye çalıştığını biliyordum.

Karşımda bakmaya kıyamayacağınız kadar masum yüzlü, zarif, naif, gencecik bir anne ve yanında bebek arabasının içerisinde mini minnacık altı aylık bir kız bebeği. Minicik ayakları ve kolları, gözü dönmüş caniler tarafından tırmalanmış o minicik sabi, o kadar sevimli o kadar pozitif ki bebek arabasının içerisinde ağzında emziğiyle sürekli gülümsüyor.

Ben hiç araya girmedim. Hiç soru sormadım. Hem soru sormaya utandım. Hem de eğer sorarsam anlatmaktan vazgeçer diye korktum.

O anlattıkça benim gözlerim büyüdü. O vahşeti gözümde canlandıramadım bile...

Sarsıldım.


‘Biliyor musunuz bebeğime bile acımadılar’ dedi utanç içerisinde, yüzüme bakmadan.

Gözlerini bir yere sabitledi, kısık bir sesle, sanki çok gizli bir şey anlatıyormuş tedirginliğinde anlatmaya başladı.

“Arkadaşlarımla birlikte Cumartesi günü Adalar’a gitmeyi planlamıştık. Gittik. Ve Adalar’da olduğumuz için gün içerisindeki gelişmelerden haberim olmadı. Telefonumda şarjım bitmek üzereydi, eşimi aradım ve geleceğim saati söyledim kendisine. Tam tahmin ettiğim gibi vapurdayken şarjım bitti. İskelenin oradan bir telefonla eşimi arayıp iskeleye geldiğimi haber verdim, o da yolda olduğunu söyleyip iskelenin karşısına geçmemi söyledi.

O esnada Kabataş’taki kalabalığı fark ettim. Gezi Parkı eylemcilerine destek eylemi olduğunu düşündüm.

Elimde bebek arabası yolun karşısına geçtim.

Ve beklemeye başladım.

Bir anda ‘Bakın Tayyip’in ...... burada gelin onu ...’ diyen sesler duydum ve arkama baktığımda 25-30 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kadınların bana karşı öfkeli bakışlarını görünce benden bahsettiklerini anladım.

Ne olduğunu anlayamadığım bir anda üzerleri çıplak, elleri deri eldivenli, başlarında tuhaf bantlı 70-100 kadar adamın ortasında kaldım.

Bebek arabam elimden gitti.

Bir kadın “Ne geldiyse bu ülkenin başına bunların başörtüsü üzerinden geldi vurun şuna” deyince, arkamdan bir tekme yedim. Sonra tekme-tokat yağmuru başladı.

Sonra bağırmaya başladılar. Devrim yaptıklarını, ihtilal yaptıklarını, ülkeyi bize teslim etmeyeceklerini, Erdoğan’ı asacaklarını, Erdoğan’ı da hepimizi de tek tek .....

Bir taraftan “Bu üllkenin gerçek sahibi biziz anladınız mı ulan” diye bağırıyorlar, bir taraftan tekmeliyorlardı.

‘Kutsal başörtüymüş, görün bakalım kutsalı size neler yapacağız’ diyerek aklınızın bile almayacağı şekilde küfrettiler, vurdular, vurdular... ‘Asacağız Erdoğan’ı anladın mı’ diye bağırdılar.

Hangi birini söyleyeyim nasıl anlatayım yaptıkları küfürleri.  Bir amcaydı sanırım müdahale etmeye çalıştı onu da öldüresiye dövdüler kızıyla birlikte.

Sonra uzaklaştılar. İnönü stadına doğru uzaklaştılar. Sonra bayılmışım. Ondan sonra ne olduğunu bilmiyorum. Kendime geldiğimde üzerim idrar kokuyordu.  Yerimden kalktım bebeğimi bulmaya çalıştım."



Artık haber dinleyemiyor.

Bu genç gelin, İstanbul Bahçelievler Belediye Başkanının gelini Z.D.

Hiç oraya buraya olayı çekmeye çalışmayın. Bu vahşeti yapanlar, o genç anneye bir siyasetçinin gelini olduğu için yapmadılar.

Olay yargıya intikal etti.

Vâliliğin, emniyetin elinde mobese kayıtları mevcut. Her saat başı yıkanma ihtiyacı hissediyor. Dışarıya çıkamıyor. Altı aylık bebeği sütten kesildi. Televizyonlara bakamıyor. Gezi Parkı eylemleri deyince panik atak geçiriyor.  Yaşanan vahşet sadece bu olsa birkaç marjinal ortalığı provoke ediyor der geçeriz.

Ama öyle değil.

Bugün Gazetesi’nden Zeynep Ceylan’ın başörtülü ablasına metroda ‘Ben senin gibi böceklerle savaşmaktan geliyorum’ diyerek tekme tokat saldırıp küfredildi.

Bu olayda yargıya intikal etti.

Eski AK Parti Güngören ilçe başkanı Abdullah Başçı yine Gezi Parkı eylemlerine destek veren gruplar tarafından aynı sebep ve öfkeyle boğazından bıçaklandı.

Bu olay da yargıya intikal etti.

Ve yargıya intikal etmeyen ‘Tayyip’i asacağız bu ülkeyi size bırakmayacağız’ diyerek dövülen, küfredilen başkaları.

Öfkemize sahip çıktık. Evlerinde oturup ‘Koşun! Taksim’de, Hatay’da, İzmir’de, Beşiktaş’ta,  kan gövdeyi götürüyor. Polis masum insanlara şiddet uyguluyor!” vs hezeyanlarla sosyal medyadan çığırtanlık yapanlara, sokaklarda mâsum insanlara karşı estirilen vahşi terörü, ‘Erdoğan diktatörleşti, diktatöre karşı sokaklara dökülüyoruz’ diye savunanlara rağmen sustuk.

Gezi’deki gençleri arkasına alan gözü dönmüşlere rağmen sustuk. Çünkü o gözü dönmüşlerin, ülkeyi kaosa sürüklemek adına o gençlerden birkaçını dahi hiç acımadan öldürebileceğini gördük ve memlekette infial olmasın, tertipçilerin ekmeklerine yağ sürmeyelim diye sustuk.

"Susmak, konuşamamak ne zormuş Rabbim" diyerek sustuk...

Nihayet...

Salı günü Başbakan Erdoğan AK Parti grup toplantısında ‘Çok önemli bir yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler’ deyince yeniden ağlamaya başladım. Geçen hafta Abdülkadir Selvi’yle telefonda konuşmuştuk. Sarsıla sarsıla ağladığımı hatırlıyorum. Abdülkadir ‘Elif yazılması lazım, yazmalısın!’ dediğinde ‘Bu iğrençlik nasıl yazılabilir, nasıl kağıda dökülebilir ki... Ya infiale sebep olursa, başka kötü şeylere yol açarsa’ deyip susmamız gerektiğini söylemiştim.

Daha sonra, gerek Gezi Parkı eylemlerinin arkasında başka oyunların olduğunu anlatabilmek adına, gerekse de eylemcilerin gözünün  dönmüşlüğünü anlatabilmek adına -kimlik deşifresi yapılmadan ve oldukça makul bir dil kullanarak- ‘genç bir anne ve altı aylık bebeği’ kodlamasıyla, olay sosyal medyada yazıldı.

Hadisenin ‘karşı savunma ve internet efsanesi’ olduğunu söyleyenler de çıktı, feyk hesaplar üzerinden bana, arkadaşım Halime Kökce'ye ve  haberi retweet yapanlara ağza alınmayacak küfürler savruldu.

Başbakan Erdoğan’ın AK Parti grup toplantısından sonra Abdülkadir Selvi ‘Başbakanın sözünü ettiği gelin’ başlığıyla köşesinde yazabildiği kadarını kaleme aldı. Görünen o ki ‘İnsanın kanını donduracak kadar korkunç onlar utanmıyorsa biz niye utanalım yazılmalı’ diyen Abdülkadir Selvi de bazı şeyleri açıkça yazmaktan haya etmiş.



Haber: Elif Çakır, Star Gazete
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages