
11 Haziran 2013
Olmak ya da Olmamak
Mehmet Bedri Gültekin
“Yüzde 50’yi zor tutuyoruz” tehdidi
Tayyip Erdoğan, halkın milyonlarla alanlara çıkıp, Türkiye’nin dört bir yanında kendisini protesto etmesi üzerine, “Bize oy veren yüzde 50’yi evlerinde zor tutuyoruz” dedi.
Bu sözler, AKP’nin son yıllarda iyice belirginleşen politikasının özetidir.
Özellikle Suriye’de terör faaliyetlerinin başlamasından bu yana AKP, Bölgemizde Sünni-Şii ayrışması ve çatışmasına hizmet eden bir politika izliyor.
Gerçekte bu politikanın sahibi ABD ve İsrail’dir.
AKP; Suudi Arabistan, Katar, Barzanistan ve Mısır ile Suriye’nin Müslüman Kardeşleri ile birlikte bir “Sünni cephe” oluşturmuştur.
Karşılarında İran, Irak, Suriye ve Lübnan Hizbullah’ı bulunuyor.
Suriye yönetimi laik olmasına ve Esad yönetimi mezhep ayrımcılığı yapmamasına rağmen Batı, İsrail ve AKP; bu ikinci cepheyi Şii cephe olarak tanımlamaya özel bir önem veriyor.
Çünkü hepsinin çıkarları, İslam dünyasının mezhep ayrılıkları temelinde sonu gelmez çatışmaların içine yuvarlanmasındadır.
Dış politika-iç politika
Dış politika, iç politikadan bağımsız değildir.
Dış politikada mezhepçilik yapan içerde hayli hayli yapar.
Tayyip Erdoğan ikide bir muhaliflerinin dini inançlarına, mezheplerine vurgu yapar.
Son olarak yapılacak olan boğaz köprüsüne, Yavuz Sultan Selim adı vermesi anlamlıdır.
Dış politikanın iç politikayı etkilemesi gibi, iç politika da dış politikayı etkiler.
Türk Futbol Federasyonu’nun Fenerbahçe-Galatasaray maçını Bakû’de oynama teklifini Azerbaycan’ın geri çevirmesi, köprüye Yavuz Sultan Selim adı verilmesine bir cevaptır.
AKP’nin çıkmazı
Tayyip Erdoğan, bugün dinci ve mezhepçi politikalara her zamankinden daha fazla sarılmak ihtiyacı duyuyor. Çünkü iktidarının 11. yılında;
- Dış politikada tam bir iflas halindedir. Suriye çıkmazında debelenmektedir.
- Milli ekonominin tasfiye edilmesi, 700 milyar dolara varan borç yükü ve sıcak paraya bağımlılık sonucunda ekonomi sırat köprüsündedir.
- Kürt meselesinde ülke fiili bölünme durumundadır.
- Yeni Anayasa girişimi ile laik demokratik Cumhuriyete son darbe vurulmak istenmektedir.
- Bütün bu gelişmelerin sonucunda toplum kutuplaştırılmış ve ülke patlamaya hazır bir bomba haline getirilmiştir.
Tayyip Erdoğanlar, bu başlıklar altında ifade ettiğimiz çıkmazdan kurtuluşu; halkı inançları temelinde bölmeye, Sünni-Alevi çatışmasının yarattığı kutuplaşmada Sünni çoğunluğa dayanarak iktidarını sürdürme hesabı içindedir.
Yanlış hesap
Bu hesap baştan sona yanlıştır.
Tayyip Erdoğan Türkiye’yi tanımıyor. Türkiye, diğer Müslüman ülkelere benzemez.
O ülkelerin hiçbiri Kemalist Devrimi yaşamadı.
Tarihin ilk Milli Kurtuluş Savaşı ve Ortaçağ’a karşı dünyanın en büyük demokratik devrimlerinden biri bizim topraklarımızda gerçekleşti.
Farklı inanç ve milliyetlerden oluşan Anadolu halkını, işte bu tarihsel olaylar “Millet” haline getirdi.
Tayyip Erdoğan’ın oy oranının en düşük olduğu Trakya’da Alevi nüfus hemen hemen yok. Ege illerinde de öyle.
Bugün Türkiye’nin dört biryanında alanlarda AKP’yi protesto eden yurttaşların çoğunluğu Sünni kökenli yurttaşlardır.
Kemalist Devrim, büyük bir “çağdaş Türkiye” yarattı. İşte o “çağdaş Türkiye, şimdi Tayyip Erdoğan’ın karşısına dikiliyor.
İslamcı da Tayyipçi değil
Aydınlık gazetesinden Rafet Ballı İslami kesimin önde gelen fikir adamlarından Ali Bulaç’ın sokağa çıkan “halkı destekliyorum” dediğini yazdı. Ali Bulaç önemli bir göstergedir. Yani Tayyip Erdoğan’ın iddia ettiği gibi arkasında halkımızın yüzde 50’si yok.
Onun toplumsal kutuplaşma, çatışma ve mezhep bölücülüğü tavrına değil yüzde 50, yüzde 5 bile zor destek verir.


Büyük suç
Tayyip Erdoğan “yüzde 50’yi zor tutuyorum” diyerek, bütün Türkiye’yi yeni bir “31 Mart”la ve yeni “Menemen”lerle tehdit ediyor.
Ama dediğimiz gibi Türk milletini tanımıyor. Bu millet, iç çatışma tuzağına düşmeyecek akla ve tecrübeye sahip büyük bir millettir.
Tayyip Erdoğan açıkça suç işliyor.
Her şeyi bir yana bırakalım. Tayyip Erdoğan’ın sadece bu sözleri bile AKP’nin gayrimeşru olduğunu kanıtlar. Çünkü Tayyip Erdoğan bu sözleriyle;
- Halkı bölmekte
- Kin ve düşmanlığı tahrik etmekte,
- Milletin en az yarısını düşman olarak gördüğünü ilan etmektedir.
Anayasa Mahkemesi 2008 yılında AKP’nin irticai faaliyetin merkezi haline geldiği karara bağladı.
Aradan beş yıl geçti. Tayyip Erdoğan’ın sözleri göstermektedir ki, İrtica Merkezi hedefine ulaşma yolunda büyük mesafe almıştır.
Geldiğimiz aşamada ya AKP gidecek, ya da Türkiye bölünme ve çatışmanın kaosuna yuvarlanacaktır.
Onun için bugün sokağın temel talebi olan “Tayyip istifa”, çatışma ve bölünmeye karşı günümüzün biricik doğru politikasının ifadesidir.
mbgul...@ip.org.tr