Re: [TÜRKİYE:27119] Turkiye-icin-el-ele@googlegroups.com adlı grubun özeti - 24 Konu konuda 25 İleti ileti

0 views
Skip to first unread message

Ömer Faruk

unread,
Dec 31, 2013, 10:17:11 AM12/31/13
to Turkiye-i...@googlegroups.com

58 gün önce idrâk etdiğimiz ve içinde pek çok hikmeti muhtevî olan Müslümanların Yıl Başı sı 01 Muharrem 1435 i hatırlatma bâbın da,tekrâr tebrîk eder,biz Müslüman’larla her hangi bir ilgisi olmayan bu akşamın şenâ’atinden de kaçınılmasının zarûretini belirtirim.



31 Aralık 2013 15:39 tarihinde <Turkiye-i...@googlegroups.com> yazdı:

Grup: http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/topics

    "T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com> Dec 31 04:09AM +0200  

    [?]
     
     
     
     
     
     
    *Her yeni yıl bir başlangıç, her başlangıç yeni bir umuttur.**Yeni yılda
    tüm umutlarımız gerçek olsun !*
     
     
    [image: image013.gif görüntüleniyor]
     
    *2014'ÜN ÜLKEMİZE, *
     
    *BARIŞ, ESENLİK,** MUTLULUK VE GERÇEK DEMOKRASİ GETİRMESİ DİLEĞİYLE, *
     
     
    *[?]YENİ YILIMIZ KUTLU OLSUN ![?]*
     
     
     
    *LAİK CUMHURİYETLE UYUMLU, *
     
    *GERÇEK BİR DEMOKRASİ VE BARIŞ ORTAMINDA **YAŞAYABİLMEMİZ İÇİN *
     
    *ONURLU UĞRAŞ VERENLERİ KUTLUYOR, *
     
    *SONSUZ BAŞARILAR DİLİYORUM. *
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
    --
     
     
     
     
    "*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
    ortak sayılır.*"
    Mustafa Kemal ATATÜRK

     

    "Dogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de> Dec 31 10:41AM +0100  

    Yok yaa, devenin başı artık, Sn.Serdaroğlu'nun istediği şeylere bakın.
     
    "Gapan da gaçan mı" derler adama yaa !
     
    "Yok öyle 25 kuruşa simit"
     
    Aydoğan
     
    * * * *
     
    Von: AHMET AVCI [mailto:ahmet...@gmail.com]
    Gesendet: Dienstag, 31. Dezember 2013 07:49
    An: undisclosed-recipients:
    Betreff: DÜRÜST OL DÜRÜST
     

     

     

     
     
    <http://rifatserdaroglu.com/author/rserdaroglu/>
    http://2.gravatar.com/avatar/b7f3ae179f0d4c6069530f42f554b1b4?s=50&d=identic
    on&r=G
     
     
    <http://rifatserdaroglu.com/2013/12/31/durust-ol-durust/> DÜRÜST OL DÜRÜST
     
     
    by <http://rifatserdaroglu.com/author/rserdaroglu/> Rifat Serdaroglu
     
    Başbakan Erdoğan'ı ve ekibini çok iyi tanıdığımızdan, belediyeci badem
    takımının geçmişlerini iyi incelediğimizden, bunların yeteneksizliklerini
    bildiğimizden sürekli olarak eleştirir ve Türk Milletini bunların yalan ve
    iftiralarına karşı uyarmaya gayret ederiz.
     
    Bu gün tam aksini yapıp, Başbakan Erdoğan'a içine düştüğü "Yolsuzluk
    Kuyusundan" çıkabilme yolunu göstereceğiz. Eğer bizi dinler ve dediklerimizi
    yaparsa, hakkındaki tüm iddialar anında çürüyecek ve Erdoğan partisinin adı
    gibi "AK" hale gelecektir. Ondan sonra Cumhurbaşkanlık yolu da, Başkanlık
    yolu da, isterse Halife-Sultan olmasının yolu da kendisine açılacaktır!
     
    Erdoğan ikide bir gerek siyasi rakiplerine, gerekse kendisini eleştirenlere
    "Dürüst Ol Dürüst" diye bağırır. Şimdi biz kendisine aynı şekilde
    sesleniyoruz; "Dürüst olduğunuzu iddia ediyorsanız, bizim dediklerimizi
    yapacaksınız."
    Aksi takdirde size daha önce hatırlattığımız Anadolu deyişini haklı
    çıkaracaksınız; "Yamuk ağaçtan düz baston çıkmaz."
    Hadi bizi yanıltın ve ne kadar dürüst bir adam olduğunuzu tüm dünyaya
    gösterin lütfen.
     
    Yapacağınız iş çok basit.
    *Önce siz, eşiniz-oğullarınız-kızlarınız- dünürleriniz-gelinler ve
    damatlarınız müşterek bir basın toplantısı düzenleyeceksiniz.
    *Hemen yan masaya bir Sayın Noter ve ekibini oturtacaksınız.
    *Emekli olmuş, devletle-parayla-pulla-mevki ile ilgisi kalmamış ve görevleri
    süresince hiçbir soruşturma geçirmemiş;
    "Hazine Müsteşarı- Maliye Bakanlığı Müsteşarı- Dışişleri Bakanlığı
    Müsteşarı-Gümrük Müsteşarı-MİT Müsteşarı- Emniyet Genel Müdürü- MASAK
    Başkanı- Hesap Uzmanları Kurulu Başkanından" oluşan bir "Akil ve Namuslu
    İnsanlar" komitesi kurduğunuzu açıklayacaksınız.
    *Bu Komiteye siz-eşiniz-çocuklarınız- dünürleriniz ve tüm Bakanlarınız "Tam
    Yetkili Vekâletname" vereceksiniz.
    *Bu komite sizlerin yurt dışında ve yurt içindeki tüm nakit-banka hesapları-
    gayrimenkullerinizi varsa araştırıp, bulacak.
    *Siz TC Başbakanı olarak, bu komiteye İstanbul ilinde 1994 yılından beri
    (sizin Başkan olduğunuz mübarek yıl) yapılan "İmar değişikliklerini"
    inceleme görevi vereceksiniz.
    *Siz TC Başbakanı olarak, Almanya'da görülüp karara bağlanan "Deniz Feneri
    e.V" davasında belgelenen ve Türkiye'ye gönderilen paraların kimlere
    gittiğini araştırma görevini de bu komiteye vereceksiniz.
    *Bu dürüst kişiler yapacakları çalışma sonucunu rapora bağlayıp Türk
    Milletine açıklayacaklardır.
    *Bu ekibin tüm masrafını, bizler yani "Sizin ve ailenizin dürüst olduğuna
    inanmak isteyen" kişiler, yani Türk Milletinin diğer %50' si karşılayacağız.
     
    Sayın Erdoğan;
    Gördüğünüz gibi AK olmanız çok basit. Yapacağınız iş, dürüstlükleri tüm
    Türk Milleti tarafından kabul edilen bu emekli bürokratlara bir vekâletname
    vermekten ibaret.
     
    Sayın Erdoğan,
    Bildiğiniz gibi benim rahmetli babam Demokrat Parti Milletvekili idi. Ben TC
    Bakanı olarak görev yaparken siz Belediye Başkanı idiniz. Yani sizden
    istediğim bu basit işi, sizin de benden isteme hakkınız var. Ben size hem
    kendi ailem, hem de birinci-ikinci-üçüncü derece tüm akraba- dost ve
    arkadaşlarımdan dilediğiniz kişinin vekâletini vermeyi peşin-peşin taahhüt
    ediyorum.
     
    Hadi Sayın Erdoğan;
    Siz cesur adamsınız, dürüst adamsınız, sizin ve ailenizin boğazından tek
    lokma haram geçmedi. Lütfen şu dediğimi yapın da, hem siyasi rakiplerinizin,
    hem size ihanet eden eski yol arkadaşınız, TV canlı yayınında "Okyanus
    ötesine selam-sevgi-bağlılık" gönderiyorum dediğiniz şom ağızlıların,
    ağızları mühürlensin, yele-yeksan olsunlar, inşallah.
    Hadi delikanlım, göster kendini, Kükre ve dürüst ol, dürüst.
     
    Sağlık ve başarı dileklerimle 31 Aralık 2013
    Rifat Serdaroğlu
     
    <http://rifatserdaroglu.com/author/rserdaroglu/> Rifat Serdaroglu | 31
    Aralık 2013, 6:42 am | Kategoriler: <http://rifatserdaroglu.com/?cat=1>
    Uncategorized | URL: <http://wp.me/p3DAx3-5b> http://wp.me/p3DAx3-5b
     
     
    <http://rifatserdaroglu.com/2013/12/31/durust-ol-durust/#respond> Yorum
     
    <http://rifatserdaroglu.com/2013/12/31/durust-ol-durust/#comments> See
    all comments

     

    ahmet kalkan <kalk...@windowslive.com> Dec 31 02:45AM +0200  

    Değerli grup üyesi arkadaşlarım,Uzunca bir zamandır bu grupta ve öncesinde de bu grubun eski adıyla -Türkiye Haber Grubu-nda sizlerle beraberiz. Ancak sizler için hazırladığım ANLAYANA SİVRİSİNEK SAZ, GEDİĞİNE KONMUŞ TAŞLAR, DUYURULAR ve GERÇEKLERİ YAZABİLEN GAZETELER konulu sıcak gündeme ait gerçekleri aktarmaya çalıştığım iletilerime son günlerde grupta yer verilmiyor. Prensip olarak her türlü SANSÜR'e karşı olmam nedeniyle gruptan ayrılmayı uygun buluyorum. İletilerimi takip etmek isteyen arkadaşlar kişisel ileti adresim olan (kalkanoz@windowslive)'e yazarak bana ulaşabilirler. Ayrıca aşağıya fotoğrafını koyacağım herkese açık Facebook sayfamda da iletilerimin benzerini albüm olarak görebilirler. (Bu iletim de sansüre uğramazsa şayet)Bir gün bir yerlerde tekrar buluşmak umuduyla 2014 yılının herkese sağlık, huzur, mutluluk ve şans getirmesi dileklerimle HOŞÇAKALIN. Her şey gönlünüzce olsun.Ahmet KALKAN

     

    "KERİM ÖZBEKLER" <kerimoz...@gmail.com> Dec 31 12:59AM +0200  

    KÜLTÜR-SANAT-ŞİİR DÜNYASI'NDAN KISA KISA DUYURULAR-YAZILAR-ŞİİRLER...
     
    KERİM ÖZBEKLER
    GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
     
    ANKARA'DA YILLARCA GÜLPINAR EDEBİYAT-ŞİİR DERGİSİ'Nİ YAYINLAYARAK, BİR ÇOK
    GAZETECİ-YAZAR VE ŞAİRİN İSMİNİ EDEBİYAT DÜNYASI'NA DUYURAN;ŞAİR, YAZAR.
    GÜFTEKAR VE YAYINCI GÜZİDE GÜLPINAR TARANOĞLU, BU GÜN (31 ARALIK 2013
    PAZARTESİ GÜNÜ) YATMAKTA OLDUĞU BAYINDIR HASTANESİNDE HAYATA VEDA ETTİ.
    CENAZESİ, 02 OCAK 2014 PERŞEMBE GÜNÜ ANKARA'DA Kİ ''KOCATEPE CAMİÎ''NDE
    KILINACAK ÖĞLE VE CENAZE NAMAZININ ARDINDAN KARŞIYAKA MEZARLIĞI'NDA TOPRAĞA
    VERİLECEKTİR. GAZETECİ-YAZAR VE ŞAİRLERE ÖNEMLE DUYURULUR.
     
    4 OCAK 2014 CUMARTESİ GÜNÜ, SAAT.13.00'DE;İSTASYON MEYDANI-ATATÜRK ANITI
    ÖNÜ (ESKİ PTT ÖNÜ) NAZİLLİ-AYDIN ADRESİNDE, SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİ İÇİN
    YÜRÜYÜŞ TERTİP EDİLMİŞTİR. YÜRÜYÜŞE AŞAĞIDA Kİ SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI
    İŞTİRAK EDECEKTİR, TÜRK OCAKLARI-ŞEHİT AİLELERİ DERNEĞİ-TÜRK EĞİTİM
    SEN-ERZURUMLULAR DERNEĞİ-ÜLKÜ OCAKLARI-POSOFLULAR DERNEĞİ-TEMAD MUHARİP
    GAZİLER DERNEĞİ-EGE ZEYBEKLERİNİ ANMA VE YAŞATMA DERNEĞİ. YÜRÜYÜŞ SIRASINDA
    TÜRK BAYRAĞI DIŞINDA HİÇ BİR FLAMA-PANKART BULUNMAYACAK VE SLOGAN
    ATILMAYACAKTIR, İLGİLENENLERE ÖNEMLE DUYURULUR.
     
    FANTAZYA VE BİLİM KURGU SANATLARI DERNEĞİ;1000 TL.ÖDÜLLÜ ÖYKÜ, 3.000
    TL.ÖDÜLLÜ KISA FİLM. 1.000 TL. ÖDÜLLÜ İLLUSTRASYON, 3.000 TL. ÖDÜLLÜ ÖYKÜ
    KİTABI YARIŞMASI DÜZENLEDİ. SON KATILIM TARİHİ 15 MART 2014, BU KONUDA Kİ
    AYRINTILARI AŞAĞIDA Kİ WEB SİTESİNDEN ÖĞRENEBİLİRSİNİZ.
    http://www.fabisad.com/gioodulleri
    AYRICA DERNEĞİN DÜZENLEYECEĞİ PANEL-SEMİNER-FESTİVAL VB.GİBİ ETKİNLİKLERDE
    YER ALMAK İSTEYEN GÖNÜLLÜLERE DE İHTİYACI VAR, BU TÜR ETKİNLİKLERDE YER
    ALMAK İSTEYENLER İSE fab...@fabisad.com E POSTA ADRESİ İLE İRTİBAT
    KURABİLİRLER. İLGİLENENLERE, ÖNEMLE DUYURULUR.
     
    ***************************************************************************************
     
    ABD'NİN RESMİ YAYIN ORGANI OLAN VE TÜRKÇE OLARAK YAYIN YAPAN WEB SİTESİ www.
    http://www.amerikaninsesi.com/content/ortadoguda-siddet-ve-ayaklanmalar-2013-yilinda-da-devam-etti/1818981.htmlBAŞLIĞI
    ALTINDA VERDİĞİ HABERDE İSRAİL'İN SURİYE'DE Kİ İÇ SAVAŞTA İRAN'IN
    VE HİZBULLAH'IN KAYNAKLARINI TÜKETMESİNİN İSRAİL'İ MEMNUN ETTİĞİNİ, AYNI
    HABER İÇİNDE MISIR'DA Kİ ASKERİ DARBENİN DE İSRAİL'İN İŞİNE GELDİĞİNİ VE
    MISIR ORDUSU'NUN SİNA YARIMADASI'NDA Kİ TERÖR FAALİYETLERİNİ AZALTTIĞINI.
    GAZZE'DE Kİ YÖNETİMDE Kİ HAMAS'I DA ZAYIFLATMAYI AMAÇLADIĞINI YAZDI, İŞTE
    HABERİN TAM METNİ;
     
    Ortadoğu'da Şiddet 2013'te de Devam Etti
     
    KUDÜS -- İsrail'in bu yıl da en büyük kaygısı İran'ın tartışmalı nükleer
    programıydı. Birçok İsrailli Tahran hükümetinin askeri amaçlı olduğunu
    düşündükleri nükleer programından vazgeçmeyeceğine inanıyor. Tel Aviv'deki
    Ulusal Güvenlik Ensitüsü uzmanı Efraim Kam da bu görüşte: "İranlılar
    ekonomik kriz yaşasa da, herhalde bu kadar para ve çabayı projeye bir anda
    son vermek için yatırmamıştır. Manevra yapmaya çalışıyorlar, kaz gelecek
    yerden tavuk esirgemiyorlar. Fırsatını bulduklarında nükleer programa devam
    edecekler."
     
    İsrailli liderler Suriye'deki iç savaşı da yakından izliyor. Suriye
    hükümetin, müttefikleri İran ve Hizbullah'ın kaynaklarını bu iç savaşta
    tüketiyor olması, İsrail'i memnun ediyor. Ancak Uluslararası Terörle
    Mücadele Enstitüsü'nden Eli Karmon'a göre İsrail, Suriye'deki durumu
    yakından izlemeye devam etmeli: "Bölge çok sayıda grup, cihatçı, selefi,
    savaş beyinin kontrolu altında. Ama yarın kimin eline geçeceğini bilemeyiz."
     
    Suriye'deki iç savaş, bölgede Sünni ve Şiiler arasındaki gerginliği de
    arttırdı. Efraim Kam, bunun İsrail'e yaradığını söylemekle birlikte,
    bölgede artan İslamcı savaşçıların kaygı yarattığı görüşünde: "Bizi
    kaygılandıran, çatışmalar azaldığında bu militanların dikkatlerini bize
    çevirmesi. Şimdi olmasa da bu ileride sorun oluşturabilir. Şimdilik küçük
    olaylar yaşanıyor, ama gelecekte sorunlar büyüyebilir."
     
    Mısır'daki askeri darbe de İsrail'in işine gelen bir unsur oldu. Mısır
    ordusu Sina yarımadasındaki terör faaliyetlerini zayıflattı, aynı şekilde
    Gazze'de yönetimdeki Hamas'ı da zayıflatmayı amaçlıyor.
     
    Filistin yönetimiyle barış görüşmelerinin üç yıl aradan sonra
    canlandırılması tarafları umutlandırsa da gözlemciler fazla iyimser değil.
     
    Eli Karmon, aşırı görüşlü kesimlerin iki tarafı da kısıtladığı görüşünde:
    "Filistinliler'e kısa vadede sembolik toprak kazanımları, daha fazla
    hareket özgürlüğü ve ekonomik teşvikler sağlayacak geçici bir anlaşmaya
    ihtiyacımız var. Bu sayede nihai bir anlaşmanın önü açılabilir."
     
    Filistin tarafı daha kötümser. Doğu Kudüs'te bulunan PASSIA araştırma
    enstitüsü uzmanlarından Hadi Abdülmehdi'ye göre Filistinliler, özellikle
    Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim inşaatlarının durdurulması gibi konularda
    İsrail'in ödün vereceğine inanmıyor: "Bizi her zaman özerkliğin daha
    altında bir statüde tutacaklar. Askeri olarak bizi İsrail yönetecek, Batılı
    güçler bizi kontrol edecek ve Filistinliler'e belediye işleri gibi daha
    küçük yetkiler verilecek."
     
    İsrailli liderler güvenlik garantisi karşılığında ödün vermeye hazır
    olduklarını söylüyor. Ancak son bir yıl içinde yaşanan olayların sıklığı
    göz önüne alınırsa, bu olasılığın gittikçe azaldığını söylemek yanlış olmaz.
     
    ***************************************************************************************
     
    Konu:KARS'TA GEZİLECEK GÖRÜLECEK YERLER...
     
    Kerim Bey,
     
    Duyarlılığınıza, zahmetinize gerçekten içtenlikle teşekkür etmek istiyorum
    bir Karslı olarak ve bir Türk vatandaşı olarak. Tüm Türkiye'yi tanıttığınız
    için,
    çünkü değerli zamanınızdan ayırıp bilgi ve güzellikler sunuyorsunuz.
    hep var olun, selam ve dua ile.(30 Aralık 2013.Pazartesi)
     
    ŞÜKRÜ AKTAŞ (ŞAİR)
    www.antoloji.com/sukru-aktas/siirleri/
     
    ***************************************************************************************
     
    Noel Baba Kimin Babası?
     
    Ne zaman bitecek bilmem bu masal
    Görünce akılda kalmıyor mecal
    Bir geyik, bir kızak, bir koca sakal
    ...................Elinde torbası, sırtta abası
    ...................Acep Noel Baba kimin babası? ....
     
    Mehmet sahiplenmiş, Corç'un inancı
    Yüreğime batan işte bu sancı
    Ticarethanende nedir bu hacı
    ....................Bu ne telaş sende, neyin çabası
    ....................Söyle Noel Baba kimin babası? ....
     
    Torbası, urbası, haçı da tamam
    Yanında süslenmiş bir de koca çam
    Adın da Mehmet'miş bre hey hocam
    ....................Kusura bakma da sözün kabası
    ....................Ha bu Noel Baba kimin babası? ....
     
    Ne olursun kardeş azcık şöyle dur
    Manzarayı aklın süzgecine vur
    Nerede feraset, nerede şuur
    ....................Yok mu içerinde bir 'Acaba' sı
    ....................Şaştım Noel Baba kimin babası? ...
     
    Şu kukla ardında neler gizliyor
    Mubarek ceddinin ruhu sızlıyor
    Söyle söyle sanki sinek vızlıyor
    .....................Üstüne üstlük, israf cabası
    .....................Düşün Noel Baba kimin babası? .....
     
    Seyfeddin Karahocagil (Amasya)
    www.antoloji.com/seyfeddin-karahocagıl/siirleri/<http://www.antoloji.com/seyfeddin-karahocag%C4%B1l/siirleri/>
     
    ***************************************************************************************
     
    BÜLENT ESİNOĞLU'NDAN 1 MAKALE;KARŞILIKLI OPERASYONLAR VE ORDU...
     
    Bülent ESİNOĞLU
    bulente...@gmail.com
     
    Operasyon sözcüğü toplumsal yaşamımızın bir parçası olduğundan bu yana, her
    olayı savaş mantığı içinde, anlamak ve yorumlamak kaçınılmaz oluyor.
     
    Bizlerin yıllardır yazdığı, söylediği, artık herkesin bilineni haline
    gelen, gladyoyu bir kez daha ifade edelim.
     
    NATO'ya bağlı ülkelerde, NATO'nun hükümetleri ve devleti denetlemek,
    yönlendirmek üzere yerleştirdiği, gizli operasyonel organizasyondur.
     
    Yerli uzantıları vardır. Akıl ve strateji Amerika'dan gelir.
     
    Gelen bu stratejiye uygun olarak, yerli işbirlikçiler uygulamaları
    yürütürler.
     
    Her kritik noktada, gladyonun elemanı vardır.
     
    Siyasi partiler içinde ideologları, önemli sivil toplum kuruluşları içinde,
    birinci veya ikinci adamları, ya da ideologları gladyonun elemanıdır.
     
    Çok sayıda köşe yazarları vasıtasıyla, diğer köşe yazarlarını yönlendiren
    yazarları vardır.
     
    Bilfiil silahlı operasyon yapan, suikast tertipleyen elemanları, siyasete
    şiddet yolu ile yön verenlerdir.
     
    Gladyo, sadece Cemaatin içinde yoğun bir şekilde örgütlü olmasının
    ötesinde, MİT, ordu ve hükümet kanadında da örgütlüdür.
     
    İhsan Sabri Çağlayangil'in "CIA altımı oyuyor" sözünü burada hatırlamalıyız.
     
    Bunları nereden biliyorsunuz derseniz, NATO ülkelerinde, bilhassa
    İtalya'da, Gladyonun tasfiye sürecindeki olanları okursanız, işin
    vahametine çabucak vakıf olursunuz.
     
    17 Aralık'ta başlayan operasyon göstermiştir ki, gladyo ikiye bölünmüştür.
     
    Operasyonel kısmının Cemaatin elinde kalmış olduğu anlaşılmaktadır.
     
    AKP iktidarı öncesinde, ordunun içinde olan gladyonun önemli bir kısmı,
    orduya operasyon yapılacağı için, emniyetin içine taşınmıştı.
     
    Eşbaşkalık bunu gerektirdiğinden, AKP kendi eliyle, gladyoyu cemaatin içine
    getirmişti.
     
    "Ne istediler de vermedik" ifadesi bunun karşılığıdır.
     
    Şimdi emniyetin içinde, yeni tayinler ile temizlemeye çalıştığı kişiler
    bunlardır.
     
    Böyle baktığımızda, yerli gladyonun yönetimi Cemaatin elindedir.
     
    Daha önce, cemaat ve hükümet bir olmuş, darbe demokrasi tellallığı altında,
    ordu içindeki Kemalist subayları Silivri'ye taşınmıştı.
     
    Tabi ABD'nin asıl amacı, sermaye ihracının ve ulusal pazarların tekeller
    eliyle kontrol edilmesiydi. Buna engel olan parti, aydın ve subayları
    enterne etmekti.
     
    Evet, operasyonlar yapıldı. Özelleştirmeler ile ulusal pazarlar yağmalandı.
     
    Ancak toplumsal ahenk bozuldu. İşsizlik artı. Kavga çoğaldı.
     
    Halk devrimlerinin işaretleri belirdi.
     
    Hem halkın gazını almak, hem de kendi kazanımlarını sürdürmek adına, ABD
    yeni bir operasyona girişti
     
    Bu kez orduyu kullanamadığından, sadece cemaatin elindeki gladyo ile bu işi
    yapmaya çalışıyor.
     
    Ne cemaat operasyonu durdurabilir, ne de cemaat ve onun arkasındaki Amerika...
     
    Birisi, birisine üstün gelmek zorundadır. Artık bu iki taraf, düşmanları
    ile işbirliği yaparlar. Ama aralarında uzlaşamazlar.
     
    Taraflar kelle düşürmeden, bu savaş durmaz.
     
    Bu gün yeni bir gelişme daha oldu.
     
    Erdoğan, düşmanlarının sayısını azaltmak adına, bir işe girişti. TSK
    Erdoğan aynı cephede yer aldı.
     
    TSK'nın komutanları, Türk halkı önünde, Amerikan operasyonuna karşı
    kendisini koruyamayan bir duruma düşmüştü. Bin subayı esir alınmıştı.
     
    Buradan şunu söyleyebiliriz. Silivri'nin boşaltılması yakındır.
     
    Olur mu, olmaz mı önümüzdeki aylarda göreceğiz.
     
    Çünkü bunların birbirlerini suçlamaları öyle bir aşamaya gelecek ki, iki
    tarafın da, suçluluğu halkın nezdinde netleşecektir.
     
    Her ikisinin de, bir zamanlar, birlikte Amerika için çalıştıkları ortaya
    çıkacaktır.
     
    Muhalefet alternatif olmadığından, o da gladyodan medet umduğundan,
    seçimlerdeki belirsizlik daha da artacaktır.
     
    Mahalli secimler bu savaşın gölgesinde yapılacaktır.(30 Aralık
    2013.Pazartesi)
     
    ***************************************************************************************
     
    DUA...
     
    Ulu Tanrı'm, şu karanlık yolları,
    Bizi Sana ulaştıran yollar et!
    İhtirasla kilitlenmiş kolları,
    Birbirini kucaklayan kollar et!
     
    Muhabbetin gönlümüzde hız olsun,
    Güttüğümüz Hakk'a varan iz olsun,
    Önümüzde uçurumlar düz olsun,
    Yolumuzda dikenleri güller et!
     
    Dalâlette bırakıp da insanı,
    Yapma arzın en korkulu hayvanı;
    Unutturma doğruluğu, vicdânı,
    Bizi, Sana lâyık olan kullar et!..
     
    ORHAN SEYFİ ORHON
     
    ***************************************************************************************
     
    Türk Anneler Derneği İzmir Şubesi "Yurdum Kadını" Konulu Ulusal Fotoğraf
    Yarışması Düzenledi, birinciye 1.500 Tl. ödül verilecek...
     
    KERİM ÖZBEKLER
    GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
     
    Amaç: "Çağlar öncesinden gelen ve ülkemizde özellikle Kurtuluş Savaşı
    sonrası M. Kemal Atatürk'ün devrimleri kapsamında tanınan haklarla birlikte
    kimliği daha da öne çıkan ve değer kazanan kadınlarımızın önemi ve yaşam
    sürecinde çeşitli dönemlerde verdiği varoluş mücadelesini bir kez daha
    vurgulamak; toplumumuzda kadının ötelenmiş kimliğinin değişimine katkı
    sağlamak; sosyal, kültürel, ekonomik ve psikolojik boyutlarda ülkemizde
    "kadın" algısını görsel vurgularla arttırmak.
    Bu noktadan hareketle Kadın dostu, sanata ve sanatçıya önem veren Konak
    Belediyesi, kuruluş amacı "kadın ve çocuk yararı" olan Türk Anneler Derneği
    (TAD) İzmir Şubesi ile ortaklaşa olarak yarışmalı fotoğraf sergisi
    düzenlemeye karar vermiştir.
    Konu: Konak Belediyesi ve Türk Anneler Derneği İzmir Şubesi'nin ortaklaşa
    düzenlediği Fotoğraf Yarışması'nın konusu "Yurdum Kadını" olarak
    belirlenmiştir.
     
    KATILIM KOŞULLARI ŞU ŞEKİLDEDİR;
     
    1- Yarışma, Düzenleme Kurulu, Yarışma Sekreteryası, TFSF Temsilcisi ile
    Seçici Kurul üyeleri dışında tüm katılımcılara açıktır.
    2- Fotoğrafların daha önce herhangi bir yarışmada ödül almamış olması
    gerekmektedir. Adaylar Siyah-Beyaz veya Renkli Baskı olarak en çok 5 (beş)
    adet fotoğrafla katılabilir. Fotoğraflar belge niteliği taşıyacağından
    başkalaştırılmaya gidilmemeli, renk ve formları bozulmamalı,
    değiştirilmemeli, gerçekte olmayan bir unsur eklenmemeli veya
    çıkarılmamalıdır. Renk ayarı, keskinlik, kontrast ayarlamaları gibi basit
    muameleler fotoğrafın genel görüntüsünü bozmayacak şekilde yapılabilir.
    Gerektiğinde fotoğrafın ve /veya fotoğrafların orijinal halleri
    istenecektir.
    3- Eserlerin Boyutları: Fotoğraflar kısa kenarı en az 18 cm, uzun kenarı en
    fazla 45 cm olacak şekilde paspartusuz-çerçevesiz, sadece basılı olarak
    gönderilmelidir. Ayrıca fotoğraflar baskıları dışında en az 300 dpi
    çözünürlükte (2.400 pixel), JPEG formatta, baskı kadraj ve boyutunda
    dijital ortamda CD/DVD'ye kayıtlı olarak gönderilecektir.
    4- Eserlerin İşaretlenmesi: Baskıların sağ arkalarına yapıştırılacak
    etiketlere, 6 rakamdan oluşan bir rumuz ve sıra numarası (Örneğin: 123456-1
    gibi) yazılmalıdır. Eserin adlandırılmasında katılım formundaki sıra
    numarası yazılmalıdır.
    5- Eserlerin Ulaştırılması: Katılımcılar katılım formunu eksiksiz olarak
    doldurduktan sonra fotoğrafların kayıtlı olduğu CD/DVD ile birlikte zarfa
    koyacak bu zarfın üzerine sadece rumuz yazılacaktır. Sonra eserler bu
    zarfla birlikte daha büyük bir zarfa konulacaktır. Zarf postada zarar
    görmeyecek şekilde kapatıldıktan sonra, Yarışma Sekreteryası adresine, son
    katılım tarihi saat 17.00'ye kadar elden teslim edilmesi ya da posta/kargo
    yolu ile teslimat en son katılım günü saat 17.00'ye kadar olacak biçimde
    gönderilmesi gerekmektedir. Bu tarihten sonra yapılacak teslimatlar
    alınmayacaktır. Posta/kargo ile gönderim sırasında oluşacak gecikmeler ve
    zarar gören eserlerden Konak Belediyesi ve Türk Anneler Derneği İzmir
    Şubesi sorumlu

     

    erdem akyuz <erd...@gmail.com> Dec 31 03:44AM +0200  

    Değerli çalışmalarınıza bir katkı olarak, Komitenize "Ermeni Sorunu ve
    Türkler" isimli, kolay okunur ve anı ve tarihi bilgilere dayalı; Türkçe,
    İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinde yazılı kitabımdan 10 adedini
    yollayamak istiyorum. Kitap kapağı eklidir.
    Saygılarımla.
    Av.A.Erdem Akyüz
     
     
    2013/12/30 Sili Ozerdim <silio...@gmail.com>
     

     

    "Dogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de> Dec 31 12:35AM +0100  

    <http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=29293>
    http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=29293
     
    31 Aralık 2013
     

     
    Ahmet TAKAN
     
    ahtt...@gmail.com
     

     
    Şunları söyledi;
     
    3 Kasım 2002'den sonra;
    Başbakan Recep Erdoğan;
    "Millet adına savcıyım. Çünkü kim kimlerin avukatlığına soyunmuş bunlar çok
    önemli. Biz kendimize hiçbir vasıf tayin etmemişken bize de savcılık
    görevini sağ olsun onlar veriyor. Bu da güzel bir şey. Niye savcı millet
    adına vardır, iddia makamı millet adına ordadır, biz de millet adına evet
    hakkı aramanın hakkı savunmanın gayreti içindeyiz, eğer bu anlamda savcılık
    ise evet savcıyım." (15 Temmuz 2008)
    Başbakan Recep Erdoğan;
    "Eğer bugün hâkimlerimiz, savcılarımız hiçbir baskı ve tehdide boyun eğmeden
    görevlerini yapabiliyorlarsa, güven verici bir gelişmedir. Bundan kim neden
    rahatsız olabilir? Bunu kim, neden engellemeye çalışabilir? Bakınız ortada
    son derece ağır, son derece vahim iddialar var. Anayasamıza, yasalarımıza
    göre suç teşkil eden ithamlar var. Bırakalım yargı işlesin, bırakalım hukuk
    işlesin. Bırakalım ak ile kara ortaya çıksın. Süreci bulandırarak,
    hâkimleri, savcıları tehdit ederek hiç kimse bir yere varamaz." (21 Nisan
    2009)
    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç;
    "Emekli orgenerallere ait ses kayıtları ortaya çıktı. Neler konuşmuşlar,
    neler söylemişler. Allah'a çok şükür ediyorum ki Türkiye bunların zamanında
    bir savaşa falan girmemiş. Neler var neler... Konuşuldukça bu ülkede neler
    varmış, kimler ne yapmış, kimler kimlerle işbirliği yapmış, Türkiye'nin
    bölünmez bütünlüğünü kimler dinamitlemiş... AK Parti iktidarı bütün bunlara
    karşı nasıl dimdik ayakta kalmış bunu görüyoruz." (12 Mart 2009)
    AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik;
    "Sayın Türkân Saylan, bazı kız çocuklarına Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
    faaliyetleri kapsamında burs verdiği için bu soruşturmaya konu değil. Sayın
    Haberal organ nakli yaptığı için, iyi bir cerrah olduğu için içeri
    alınmıyor. Netice itibariyle kimse sorgulanmaz, hesap sorulmaz, dokunulmaz
    konumda değildir." (17 Mart 2011)
    Başbakan Recep Erdoğan;
    "Son günlerde bazı iddialarla ilgili başlatılan yargı sürecini biz de
    dikkatle izliyoruz. Emekli ve muvazzaf bazı askerlere yönelik bir süreç
    başlatıldı. Bu süreç yargının tasarrufu altında ilerliyor. Ak ile karanın
    ortaya çıkması; sürecin hassasiyetle ilerlemesi, kamuoyuna tatmin edecek
    kararların verilebilmesi için herkesin bu noktada yargıya ve yargı
    süreçlerine saygı duyması şart. Bu konuda duyarlı, hassas olması herkes için
    geçerli. Bu işleri hükümetle ilişkilendirenler, kusura bakmasınlar hezeyan
    içindedirler. Birileri yargıya, siyasi müdahalelerde bulunmaya, davalara yön
    vermeye alışık olabilir. Bizim de böyle yaptığımızı düşünebilir veya
    birileri böyle bir temenni içinde olabilirler. Bizim yürütme olarak
    görevimiz bellidir, yetkimiz bellidir. Kimse hükümeti bu tür spekülasyonlara
    alet etme yanlışına düşmesin. Başta ana muhalefet partisinin genel başkanı
    olmak üzere, herkesi bu noktada sağduyulu ve özellikle de sorumlu davranmaya
    davet ediyorum. Yargının işleyişini güçleştirecek, yargıyı töhmet altında
    bıraktıracak, çalışmasını engelleyecek girişimler adaletin tecellisine katkı
    sağlamayacağı gibi, şüphelerin aydınlığa kavuşmasını da engelleyecektir."
    (15 Şubat 2011)
    Başbakan Recep Erdoğan;
    "Ergenekon'da verilmiş karar nihai karar değildir. Ergenekon Davası ile
    ilgili kanaatimde sapma söz konusu değil. Temenni ederiz ki adalet hakkıyla
    tecelli eder. Gerek ana muhalefetin, gerek diğer muhalefetin bu süreçle
    ilgili yaptığı açıklamalar çok çirkin. (Yargı organı istediğim kararı
    verdiği zaman iyi, istemediğim kararı verdiği zaman kötü) gibi bir niyet
    olmaz. Muhalefet partisinin genel başkanının yaptığı açıklamalar suç teşkil
    etmektedir. (Bu mahkemelerin hakimlerini savcıları tanımıyoruz) gibi
    ifadeler yargıya müdahale gibi bir anlayışın içerisine girmektedir.
    Türkiye'de siyaset yapmanın edebinin ne noktaya geldiğini gösteriyor bu. Bu
    şekilde bir siyaset yapılamaz." (8 Ağustos 2013)
    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç;
    "Allah o savcılardan razı olsun ki hiçbir tehdide aldırış etmeden, hiçbir
    şeyden korkmadan soruşturmalarını çok güzel bir şekilde yaptılar, mahkemeler
    de incelemelerini yaptı, yargı kararını verdi. Biz şimdi hiçbir şeyden
    korkmuyoruz.Hükümet sadece siyasi olarak bu işin arkasında durdu. Çünkü
    başka hiçbir insan, savcı olsun hâkim olsun bunları yargılama gücü
    veremezdi." (3 Eylül 2012)
    (E) Adalet Bakanı Sadullah Ergin;
    "Yeni yasa (HSYK) ile kurul, bağımsız bir yapıya kavuşuyor. Görev ve
    yetkilerini kullanırken hiçbir organ, makam, merci veya kişi, bu kurula
    talimat veremeyecek. Adalet, tarafsızlık, doğruluk, tutarlılık, eşitlik ve
    liyakat çerçevesinde görev yapacak" (10 Aralık 2010)
    AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ (Y. Adalet Bakanı);
    "HSYK'nın çaycısı, bütçesi, oturacağı koltuğu bile yoktu, her şeyiyle
    göbeğine kadar Adalet Bakanlığı'na bağlıydı. Artık Adalet Bakanı
    karışamayacak, görüş serdedemeyecek." (10 Aralık 2010)
    17 Aralık 2013'ten sonra;
    Başbakan Recep Erdoğan;
    "HSYK'yı yargılarım..."
    "Bu savcı kimin savcısı?.. Bu nasıl savcı..."
    "O savcıyla daha işimiz var..."
    "Orada bu savcı iş takip ediyor..."
    Ve 30 Aralık 2013 sabahı gelinen nokta; Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, HSYK'nın
    yetkisini elinden aldı, "Tek ben açıklama yapacağım" dedi.
    Meşhur bir Türk sözü gündeme nasıl da cuk oturdu. Değil mi?
    "Eskiden yediğin hurmalar, şimdi sizleri tırmalar..."

     

    Alparslan Oguz <alpars...@gmail.com> Dec 31 12:59AM +0200  

    ​TÜM DOSTLARIN YENİ YILINI KUTLUYOR,

     
     
     
     
    *ALPARSLAN OĞUZ*

     

    Alparslan Oguz <alpars...@gmail.com> Dec 31 01:03AM +0200  

    * TÜM DOSTLARIN YENİ YILINI KUTLUYOR,*
    * SAĞLIK VE MUTLULUKLAR DİLİYORUM...*
     
     
     
     
    *ALPARSLAN OĞUZ*

     

    "PROF DR. Övgün Ahmet ERCAN" <ahmet...@ahmetercan.net> Dec 31 04:03AM +0200  

    NİCE SAĞLIKLI YILLAR KARDEŞLERİM
     

     
    Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN
     

     
    HEPAR Hak ve Eşitlik Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı
     

     

     
    From: Turkiye-i...@googlegroups.com [mailto:Turkiye-i...@googlegroups.com]
    Sent: Monday, December 30, 2013 2:16 PM
    To: Özet Alıcıları
    Subject: [TÜRKİYE:27070] Turkiye-i...@googlegroups.com adlı grubun özeti - 25 Konu konuda 25 İleti ileti
     

     
    Bugünün Konu Özeti
     
    Grup: <http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/topics> http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/topics
     
    § [Konu Yok] [1 Güncelleme]
     
    § Yeni yılınız kutlu olsun!... [1 Güncelleme]
     
    § YENİ YIL KUTLAMA MESAJI [1 Güncelleme]
     
    § 09-Malkoçoğlu Balı Bey [1 Güncelleme]
     
    § 09-Selcan TAŞÇI : "Milletim adil yargılandığıma hükmederse kendimi yakarım" [1 Güncelleme]
     
    § 09-Emniyet'te büyük şok! Maliye Şube'ye... [1 Güncelleme]
     
    § HARiKA BiR MANZARA... :) [1 Güncelleme]
     
    § DOĞA VE MÜZİK... [1 Güncelleme]
     
    § SONUNCU KÖY'ÜN DUVAR YAZILARI... [1 Güncelleme]
     
    § GÜLÜMSEMELİK... [1 Güncelleme]
     
    § 101 / 2013 YENİLER OKUMANIZA SUNULUR * İngiliz belgelerinde Vahdettin * YÖNETİME EL KOYUN DİYE BİZE YALVARDI * Seyhülislam Vatikan’a AKP Amerika’ya sarıldı * 87 yıllık belge ortaya çıktı *Hazreti gazeteci * BUNGA BUNGA”cının sonu * Cemaatin Yaktığı Canlar!..* TÜRK DİYE BİR IRK OLMADIĞINI SÖYLEYEN prof.dr. !!! Yasin Aktay’ın MİLLİYETİ NEDİR ??? *ESKİ TAHRAN BÜYÜKELÇİSİ’NİN EŞİNDEN UYARI… [1 Güncelleme]
     
    § [TÜRKİYE:26997] Fwd: Fw: FW: *HİLFER** SALAVAT HAKKINDA BİR KISSA [1 Güncelleme]
     
    § Gizli devlet (İbrahim Karagül [1 Güncelleme]
     
    § ABD CASUSLARI, "YOLSUZLUK"LA HALKI KANDIRIYOR! (M. Sakarya) [1 Güncelleme]
     
    § ZİLLETLE YAŞAM.. [1 Güncelleme]
     
    § Cüneyt Ülsever: HERKES POZİSYONUNU YENİDEN BELİRLİYOR... [1 Güncelleme]
     
    § NE GÜZEL GÜNLERDİ ONLAR! [1 Güncelleme]
     
    § KARS'TA GEZİLECEK GÖRÜLECEK YERLER... [1 Güncelleme]
     
    § 2.Abdulhamid'in Çarşafı Yasaklaması [1 Güncelleme]
     
    § ÖFKEM VAR - Erol ÖZDEN [1 Güncelleme]
     
    § Yüzük parmağımız... [1 Güncelleme]
     
    § İlt: TSM KOROSU DAVETİYESİ [1 Güncelleme]
     
    § Yorgan gitti dava sürer [1 Güncelleme]
     
    § HER GÜNE BİR AYET [1 Güncelleme]
     
    § YENİ YAZI: Yeni yılınız kutlu olsun [1 Güncelleme]
     
    <http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/t/7adc8a6bd59fcd5e> [Konu Yok]
     
    "Bay Tekin" <gabar...@ttmail.com> Dec 30 11:56AM +0200
     

     
    <http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/t/2d8ec012ed4b1a6> Yeni yılınız kutlu olsun!...
     
    "T.C. Oraj POYRAZ" <cim...@neomailbox.net> Dec 30 11:30AM +0200
     
    Sayın Turkiye Icin El Ele Grubu üyeleri ,

    Yeni yılın sağlık, mutluluk, başarı ve bol kazanç getirmesi dilekleriyle.
    Neşe dolu yıllar dilerim.

    Oraj POYRAZ


     
    Yeni umutla, Hoşgeldin Yeni Yıl
    (Şair Erdoğan Kırmızıoğlu)

    Bir yılı daha geride bıraktık.
    Yeni yıla hep umutlarla girdik.
    Her gönüle, yeni düşler yarattık,
    Ömrümüzden bir yılı daha verdik.

    Yeni umutla, hoş geldin yeni yıl.

    Geçen bir yılda, bazen mutlu olduk,
    Bazen acıdan, hüzünlenip, solduk,
    Bazen nice olay yaşayıp, dolduk,
    Bazen de, sevgiye uzanan yolduk,

    Yeni umutla, hoş geldin yeni yıl.

    Yeni yıla, hep merhaba diyelim,
    Kin, nefreti gönüllerden silelim,
    Doğru, dürüst olup, ilerleyelim,
    Mutlulukla bu yılı geçirelim.

    Yeni umutla, hoş geldin yeni yıl.

    Bu yılda da beklentiler olacak,
    Fakir sofrası, inşallah dolacak,
    Karanlık günler, geçmişte kalacak,
    İnsanlarımız huzuru bulacak.

    Yeni umutla, hoş geldin yeni yıl.


    --
    zaryop:jaro
    . . . . . .
    KUMRULU SIIR
    . . . . . .
    Duydugum yoktu ne vakittir
    Guvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
    Icime gene
    Yolculuk mu dustu, nedir?
    Nedir bu yosun kokusu,
    Martilarin gurultusu havalarda;
    Nedir?
    Yolculuk olmali, yolculuk.

    Orhan Veli KANIK
    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
    Kurmus oldugum gruba uye olun
    Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
    Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com
    <mailto:Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com>
    Ayrilmak isterseniz de :
    Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com
    <mailto:Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com>
    Grup Sayfamız :
    http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
    Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
    http://orajpoyraz.blogspot.com/
     

     
    <http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/t/4a2cfac851c918c> YENİ YIL KUTLAMA MESAJI
     
    "Nurullah aydın" <na74...@gmail.com> Dec 30 12:06PM +0200
     
    *Nurullah AYDIN*

    *30 Aralık 2013-ANKARA*

    *YENİ YIL KUTLAMA MESAJI*

    *Akıl ve bilim öncülüğünde;*

    *hak, adalet, özgürlük ve eşitliğin temel kabul edildiği, *

    *dostluk, dayanışma, kardeşlik, barış, ve yardımlaşmanın pekiştiği;*

    *Dargınlıkların, *

    *düşmanlıkların, çatışmaların, çekişmelerin, ayrışmaların ve savaşların
    giderildiği,*

    *sevginin, saygının, hoşgörünün ve bütün güzelliklerin ülkemizde, dünyada
    ve galaksimizde olması umuduyla,*

    *sağlıklı, başarılı, mutlu günler diler, Yeni Yılınızı içtenlikle kutlarım.*

    *Nurullah AYDIN*
     

     
    <http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/t/668ddcd47d36e8b1> 09-Malkoçoğlu Balı Bey
     
    "T.C. Oraj POYRAZ" <cim...@neomailbox.net> Dec 29 10:48PM +0200
     
    Dikkatinizi çekerim.
    Lehistan, Prut nehri, Diniester nerhri, Galiçya, Podolya, Lviv ve
    Jaroslaw şehirleri.
    Ve son olarak Varşova şehri.

    Bu günlerde buralara kadar turist olarak dahi gidenler sayıyladır.
    Aslında benim tahminim, o devasa imparatorluğun kurucu varislerinden
    olan Türklerin belki de sadece yüzde beşi ülke dışına çıkmış olabilir.

    Baltık denizine neredeyse birkaç yüz kilometre kalmış.
    Az şey değil doğrusu.

    oraj

    ------------------------------------------------------------------------


    Malkoçoğlu Balı Bey

    Malkoçoğlu Balı Bey Osmanlı'da beylerbeyi.
    Lehistan'ın 1498 yılının başlarında Osmanlı himayesinde bulunan Boğdan
    Prensliği'ne müdahalesi üzerine Osmanlı-Lehistan Savaşı başlamıştı.
    Öncelikle Rumeli Beylerbeyi Yakup Paşa ve hatta Vezir Mesih Paşa bu
    savaşa tayin edildi.
    Lakin Lehistan Kralının Türk-Boğdan birliklerine karşı yürüttüğü savaşta
    büyük bir yenilgi alıp, ancak 1,000 atlı ile hayatını kurtarabilmesi ve
    20,000 araba dolusu ganimetin Osmanlı'nın eline geçmesi üzerine, buna
    lüzum olmadığı anlaşıldı ve harbin yönetimi Silistre sancak beyi akıncı
    kumandanı Malkoçoğlu Balı Bey'e verildi.
    Balı Bey Lehistan üzerine iki sefer yaptı ve 40,000 akıncı ile Osmanlı
    tarihinin en büyük akıncı seferidir.

    Ordunun sağ kanadını Balı Bey'in büyük oğlu Ali Bey, sol kanadı ise
    Mustafa Bey yönetiyordu.
    Türk atlıları önce Prut Nehri'ni, ardından Dniester nehirini geçti.
    Mustafa Bey önce Galiçya'ya girdi.
    Kuzeybatı istikametinde ilerledi Lviv şehrinin 100 km.kuzeybatısındaki
    Jarosław şehrini zaptetti.
    Burası Varşova'ya 260, Baltık Denizi'ne ise 500 km.mesafededir.

    Balı Bey ise kuvvetleri ile Lviv şehrini aldı.
    Bütün Galiçya'yı çiğneyerek Varşova şehrine girdi.
    Böylece ilk defa Türk Akıncıları bu kadar kuzeye ulaşmış oluyorlardı.
    Bu birinci seferden sonra 10.000 seçkin esir ile Akkerman'a döndü.

    Yaklaşık - 3 ay sonra Türk ordusu tekrar Lehistan'daydı.
    Bu sefer Podolya ve Galiçya üzerine gidildi.
    Yalnız şiddetli soğuk yüzünden sefer uzun sürmedi.

    Bu büyük başarı ile Balı Bey sancak beyliğinden beylerbeyliğine yükseltildi.

    Mezarı Bursa-Yenişehirde Balibey camii avlusundadır.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Malkoçoğlu_Balı_Bey
    <http://tr.wikipedia.org/wiki/Malko%C3%A7o%C4%9Flu_Bal%C4%B1_Bey>

    ------------------------------------------------------------------------

    a45UyF587661-201307301451-09

    ^^^^^ <#BAS> - vvvvv <#SON>

     

    zaryop:jaro
    Amor omnia vincit
    * * *
    Ask her guclugu yener.

    Latin Atasozu
    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
    Kurmus oldugum gruba uye olun
    Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
    Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com
    <mailto:Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com>
    Ayrilmak isterseniz de :
    Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com
    <mailto:Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com>
    Grup Sayfamız :
    http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
    Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
    http://orajpoyraz.blogspot.com/
     

     
    <http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/t/f5bbd192a3b895f1> 09-Selcan TAŞÇI : "Milletim adil yargılandığıma hükmederse kendimi yakarım"
     
    "T.C. Oraj POYRAZ" <cim...@neomailbox.net> Dec 29 10:48PM +0200
     
    Bakın bu yazının bana hatırlattığı şey nedir?
    Cemaate de çete suçu isnat etmek için dijital veri kullanılabilir.
    Hatta kullanılmalıdır.
    En azından ilahi adaleti tecelli ettirmek için bunu yapmak gerekir.
    Bilgisayardan anlayan birkaç acar kişi bunun içi yeterli.

    Bilgisayar tarihleriyle oynanır, biraz cut/copy-paste yapılır.
    Bazen aynı metni onlarca kez çoğaltır, tekrar tekrar farklı klasörlere
    yığarsın.
    Alakasız metinlerle iyice şişirirsin.Araya gerçekten resmi olan belgeler
    de koyarsın.
    Resmi görünümlü delil niteliğinde belgeler üretirsin.
    Şifresi 1234 olan şifreleme yöntemleriyle şifreler sonra da şifreyi
    kırdım diye ortaya çıkarsın.
    Sonuçta onlarca değil, yüzlerce CD, belge üretirsin.

    Sonra bunları muteber sayıp mahkumiyet kararı üretirsin.
    Bütün itirazları geçersiz sayarsın.
    Temyiz mahkemesini de kurguladın mı iş tamam.

    Yanında güzel bir medya kampanyası da yaptın mı iş tamam.

    Tayyipcan kardeş bunu aynen böyle yapsın, gelsin ciğerimi yesin.
    Kaç oyum varsa onun olur.
    Kolay değil, dünyada ilahi adaletin tecelli etmesini sağlıyorsun.
    Görev ilahi, sonuçları ilahi.

    Ikinci bir dikkate deger nokta, zavalli general halkin ferasetine guveniyor.
    Saf garibim.
    Halkin tirnak kadar feraseti, bilgeligi olsaydi zaten bu noktaya hic
    gelmezdin pasam.

    Ayni hatayi uc kere yapana ne denir?

    Anadolu halklari mi desek, ne desek?
    Ne kisilik, ne onur, ne tarihi miras, ne faziletler?
    Hicbirsey yok, bir kakafoni var o kadar.


    Oraj POYRAZ

    ------------------------------------------------------------------------


    Selcan TAŞÇI : "Milletim adil yargılandığıma hükmederse kendimi yakarım"

    http://www.bursaturkocagi.org.tr/images/selcantaşçı/Selcan%20Taşçı%20Yeni%20Medya%20Düzenini%20Konuştu.JPG

    Yolsuzluk, rüşvet, kara para, beddua, istifa, *_"devlet içinde çete"_*,
    *_"savaş kabinesi"_* derken ortalık toz duman olunca epey ihmal ettik
    mektupları.

    Madem Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan Balyoz’un *_"ülkenin milli
    ordusuna kumpas"_* olduğunu itiraf etti, bu durumda *_"masum oldukları
    halde bir kumpas uğruna yıllardır cezaevlerinde çürütülmeye çalışılan"_*
    komutanların seslerine bir kere daha kulak kabartmanın tam vakti.

    Deniz Kurmay Albay Servet Bilgin’in, kızı Bilgesu aracılığıyla yolladığı
    mektup Kasım ayında elime ulaştı.

    Sine-i millete dönüyoruz

    Akdoğan’ın itiraf ettiği *_"kumpas"_*, kendini *_"Milletimizin hak ve
    menfaatleri uğruna gerektiğinde canını feda etmeye yemin etmiş, milletin
    bağrından çıkmış onurlu ve şerefli bir Türk subayı"_* olarak tanımlayan
    askerlerin hayatlarında bakın neye mal oldu:

    "/25 yıl vatanımın ve milletimin menfaatleri uğruna adeta çırpındım…//
    //Hak ederek kazandığım Deniz Kurmay Albay rütbesi ile liyakat
    esaslarına göre atandığım Donanmanın en prestijli görevi olan Hücumbot
    Komodorluğu görevini yaparken bir komplo sonucunda tutuklandım.//
    //BALYOZ davasında yargılama süresince bağımsız zannettiğim mahkemeye
    karşı suçsuzluğumu ispatlayan bütün belge ve bilgileri sundum, hâkimlere
    karşı son derece saygılı davrandım, mahkeme dışında konuşmadım, yazmadım
    ve sabırla adaletin tecelli etmesini bekledim.//
    //Neticede Yargıtay’ın kararı ile 18 yıl hapis cezası ile ödüllendirildim!//
    //Ve hapishane köşelerinde kaderimle baş başa bırakılarak manevi anlamda
    idam edildim.(…) //
    //Bunları Türk milleti adına yetki kullanan mahkemelerde anlattık…//
    //Yargıtay yanlış karar verdiyse Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk, ama
    Anayasa Mahkemesi başkanı da //*_"ben o hâkimleri tanırım, doğru karar
    vermişlerdir"_*//demedi mi?//
    //Bu nedenle sine-i millete dönerek işlenen hukuk cinayetinin somut
    delillerini anlatmak zorunluluğu doğmuştur.//
    //Bunları okuyan ve araştıran sağduyulu milletimin herhangi bir ferdi
    //*_"BALYOZ davasında adil yargılama yapılmıştır"_*//sonucuna varırsa,
    kendimi yakarak hayatımı sonlandıracağıma namusum ve şerefim üzerine
    yemin ediyorum.(…) //
    //Bize herkes //*_"evet haklısınız, suçsuzsunuz ama yapacak bir şey yok,
    bu dava siyasidir, bu bir süreçtir"_*//diyor.//
    //Ne süreci bu?//
    //Almayın mazlumun ahını çıkar aheste aheste"/


    *_"İhbar ediyorum"_*

    17 Aralık operasyonundan bir ay önce yazdığı mektupta dediği olduğu
    Bilgin’in; *_"mazlumların ahı tuttu"_*.

    Şimdi, Balyoz davasının çöktüğü, yargılamanın yeniden yapılmasının
    gündeme geldiği bu günlerde Bilgin’in *_"millete"_* hitaben yazdığı
    *_"ihbarname"_*nin her satırı daha da önemli.
    Yerimiz tamamını aktarmaya elvermese de, suç işlediği iddia edilen
    dönemde Türkiye’de dahi olmayan Bilgin’in (tabii aynı durumdaki bütün
    askerlerin) maruz kaldığı *_"hukuksuzluğu"_* anlamanıza yetecek kadar
    özetlemeye çalışacağım size:

    /"-Islak veya elektronik imzam, parmak izim ya da bana ait bir
    bilgisayarın izi veya yazıcı çıktısı gibi hiçbir maddi delil olmayan
    dijital yazılara dayanarak hakkımda 18 yıl hapis cezasına hükmettiler.
    Bir yazının, ceza hukuku kapsamında sorumluluk doğurabilmesi ve daha
    doğrusu *_"belge"_* olabilmesi için imzalı olması gereklidir .(…)
    CD-flash bellek gibi dijital materyallerde yer alan Word dosyaları,
    belge değildir.///

    //

    /- TÜBİTAK raporlarında ve Yargıtay’ın onama kararında da kabul edildiği
    üzere (…) sahte bir dijital yazı hazırlamak isteyen herkes,
    bilgisayarların sistem saat ve tarihi ile kullanıcı isimlerini
    değiştirerek, istediği tarih ve saatte, istediği kullanıcı adıyla yazı
    üretebilir ve bu yazıları CD’ye, flash bellek’e vs.
    aktarabilir.///

    //

    /- *_"Sözde suç"_* ile beni ilişkilendiren bir eylem olmadığı gibi,
    ismim bulunan dijital verileri destekleyen herhangi bir fiziki veya
    teknik takibe dayalı iletişim tespit tutanağı, bant kaydı, tanık ya da
    sanık beyanı, imzalı belge ve benzeri tespit veya somut olgu yoktur.///

    //

    /- Talep ettiğim *_"davanın sonucuna doğrudan etkili olacak"_*
    tanıklarım keyfi olarak dinlenmedi; *_"silahların eşitliği"_* ilkesi yok
    sayıldı.///

    //

    /- Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı
    tarafından İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen raporlarda
    tereddüte mahal vermeyecek biçimde tespit edilen sahtelik ve
    manipülasyonlar, mahkeme ve Yargıtay tarafından keyfi olarak dikkate
    alınmadı.(…)
    30’dan fazla bilirkişi raporu/uzman görüşü ile manipülasyonlar, zaman ve
    mekân çelişkileri ve sahtelikler ile bilişim teknolojileri kapsamında
    açıklanamayan çelişkiler dikkate alınmadı.(…)
    Hüküm için hayati öneme haiz olan hususta mahkeme kararı ile savunma

     

    "Dogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de> Dec 31 01:07PM +0100  

    Von: Tuncer Bahcivan [mailto:tuncer....@gmail.com]
    Gesendet: Dienstag, 31. Dezember 2013 12:10
    An: undisclosed-recipients:
    Betreff: İmamların falına baktım
     

     
     
    FAL:2013 nasıl geçti 2014'te neler olacak?
     
     
    Tuncer BAHÇİVAN
    <mailto:tuncer....@gmail.com> tuncer....@gmail.com
     
    30 Aralık 2013, 19:38
     

     
    Yurdumuzda gelecek yıl tahmini yapmak artık mümkün değil.
     
    Ne milli cadı Rezzan Kiraz ne de Yasemin Boran çıkabilir bu işin içinden.
     
    Kim derdi ki 11 yıldır tatlı tatlı giden 2 imam arasındaki derin nikah son
    ayda bozulsun!
     
    İki taraf ülkeyi paylaşma anlaşmazlığına düşsün de şiddetli geçimsizlikten
    boşansınlar.
     
    Ne güzel gidiyordu(!), ülkeyi kuran TC Ordusunun komuta kademesini içeri
    atmışlardı.
     
    PKK'lıyı gizli tanık yapıp,PKK ile savaşan komutanları ebedi mahkum
    yapmışlardı.
     
    Ne zaman ki kökü dışarıda(!)..
     

     
    Yazının devamı için lütfen:
    <http://www.gazeteci.tv/fal2013-nasil-gecti-2014te-neler-olacak-6566y.htm>
    http://www.gazeteci.tv/fal2013-nasil-gecti-2014te-neler-olacak-6566y.htm
     
    adresini tıklayınız..

     

    "PROF DR. Övgün Ahmet ERCAN" <ahmet...@ahmetercan.net> Dec 31 04:19AM +0200  

    NİCE SAĞLIKLI YILLAR KARDEŞLERİM
     

     
    Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN
     

     
    HEPAR Hak ve Eşitlik Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı
     

     

     
    From: Ciddi...@googlegroups.com [mailto:Ciddi...@googlegroups.com] On
    Behalf Of Mustafa Nevruz SINACI
    Sent: Monday, December 30, 2013 6:14 PM
    To: YARHUZLU Ayşegül
    Cc: A_C_A_O GRUP; ALTINMİRAS GRUP; ANAYOL GRUP; auudplatformu GRUP;
    CESURYORUM GRUP; CİDDİYİZBİZ GRUP; Digi.S...@isnet.net.tr; DP2010YENİDEN
    GRUP; dumanol.UNITED-TURKS GRUP; DÜNYA TÜRK BİRLİĞİ GRUP; DÜŞÜNCE FIRTINASI
    GRUP; ENGİN KÜLTÜR GRUP; ERDEM GRUP; FGN0606 GRUP; genelsekreter.LDP GRUP;
    GRUPPOSTASI GRUP; HABERCİLERR GRUP; HABERPOSTA GRUP; HABERVER GRUP;
    harbiyeli63 GRUP; Heddam .Heddam; info.TC-america GRUP; info.uetd TDB, KÖLN;
    KOTANLAR TR GRUP; KOTANLAR.TR GRUP; METİN ASLIM GRUP; NİHAL GÜLBAHAR GRUP;
    NİMET KÖSE GRUP; ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YAHOOGROUPS); ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU
    WORDPRESS (İSTİHBARAT SAHASI); özel-büro GRUP; ÖZGÜR GÜNDEM GRUP; SEFA
    DOĞANAY GRUP; SEVGİ YEŞİLMEN MERSİN.BC; TÜRKÇÜTAVIR GRUP; TÜRKİYE İÇİN EL
    ELE GRUP; UNİTED-TURKS GRUP
    Subject: [Ciddiyiz Biz Grubu] Ayşegül Akbay Yarpuzlu, Devlet Başkanı Adayı
     

     
     
    TIKLA>> link :::
    <http://1ajans.blogspot.com/2013/12/aysegul-akbay-yarpuzlu-devlet-baskan.htm
    l> Ayşegül Akbay Yarpuzlu, Devlet Başkanı Adayı
     
     
    Ayşegül Akbay Yarpuzlu,
     
    Devlet Başkanı Adayı
     

    <http://3.bp.blogspot.com/-oC16s0-Md_g/UsGXbPZrk5I/AAAAAAAAA04/aqcXZwhXB6I/s
    1600/Prof.+Dr.+AY%C5%9EEG%C3%9CL+YARPUZLU.bmp> Görüntü gönderen tarafından
    kaldırıldı.
     
    Liberal Devlet Başkanı adayı, Prof. Dr. Ayşegül Akbay Yarpuzlu, adaylığına
    dair;
     
    '2005'den bu yana liberal felsefeyle aktif siyasetteyim. Ancak Türk
    siyasetinde Troika'lı yıllarda liberallerin siyasetten çeşitli söylenti ve
    ayak oyunlarıyla silinmesinden sonra, liberal siyasi felsefe, muhafazakar
    sağ ve hatta ulusalcı sol tarafından marjinal bir gurup gibi gösterilmeye
    çalışılmaktadır. Esasen, liberalliğin ilk şartı, bireyciliği anlamaktan
    geçer. Liberal siyasetin devletten hiç bir desteği yoktur. Siyaset
    yapanların her biriyse, propaganda ve tanıtım çalışmalarını tümüyle kendi
    akıl ve maddi güçleriyle bireysel olarak yüklenmektedirler. Bu bağlamda,
    liberal felsefede 20 yıldır yerini koruyan, tam başkanlık sistemine geçiş
    teması, çoğuna göre simgesel bir yorumdur. Bu sebeple, kimseden destek
    görmeden, 3 ay önce, Devlet Başkanlığı sistemine geçiş olması halinde,
    Cumhurbaşkanlığı'na değil, Devlet Başkanlığı'na aday olacağımı basına
    açıkladım. Önümüzdeki yıl bir seçim var. Bu arada, Anayasa değişiklik
    çalışmaları aksaklıklarla sürüyordu. Anayasa uzlaşma komisyonu paketinden
    Devlet Başkanlığı, ya da Cumhurbaşkanı seçim yöntemleriyle ilgili bir metin
    çıkmadı. Büyük ihtimalle, gelecek seçimlerde TC. Cumhurbaşkanı'nı yine
    meclis seçecek. Oysa olması gereken, Başkan'ın milletin oyuyla
    seçilebilmesiydi. Ve tabii, tüm diğer kurumlarıyla tam Başkanlık sistemi !
    Bu değişikliğin alt yapısını hazırlamaya meclisin ve mevcut siyasi
    yapılanmanın heves ve zamanı kalmamıştır. Öte yandan AKP içinde, bu partinin
    devamlılığı kaygısıyla çeşitli alternatif isimler nabız yoklamak maksadıyla
    gündeme düşmeye başlamışlardır. Mevcut seçim sisteminde, resmen
    Cumhurbaşkanlığına aday olabilmek için, meclis içinden en az 20
    parlamenterin destek imzasına ihtiyaç bulunmaktadır. Ben gerek iktidar,
    gerekse muhalefet partilerinin siyasi çizgi ve önermelerini benimsemiyorum,
    desteklemiyorum. Bu sebeple, farklı ideolojilerin temsilcilerinden destek
    turuna çıkmak gibi bir niyetim henüz şekillenmedi. Kaldı ki, mevcut siyasi
    grup ve blokların, liberal felsefeyi anlamaktan çok üzak ve sürü
    mentalitesiyle, kendi aralarından uzlaşarak belirleyecekleri kendi
    partilerinin adayına destek verecekleri daha kuvvetli bir ihtimaldir. Bu
    durumda, şimdilik, sadece zayıf da olsa, görünürlüğümü artırma çabasındayım.
    Milletinse, oyunu çoğu zaman adayının siyasi felsefesine vermediği, ve
    kamuoyunda yer alan tartışmalara içgüdüsel tepkilerle karar verdiği gerçeği
    çok acıdır. Bu durumda, yılmadan, 80'lerde muhafazakar kalıplar içinde
    gerçek içeriği anlaşılamamış olan liberal demokrat felsefeyi millete ve
    halka anlatabilmek ve yaşam tarzına dönüşmesine katkıda bulunabilmek,
    Türkiye'yi ileri götüreceğine inandığım yöntemdir. Girişimimi bu çerçevede
    yorumlayabilirsiniz.' dedi.
     
    Yarpuzlu; Başkanlık Programının temel esaslarını oluşturmasını planladığı
    Liberter Deklarasyonunu ise şöyle özetledi;
     

    <http://3.bp.blogspot.com/-9TpH4lU_5H0/UsGXdFQIiOI/AAAAAAAAA1E/XZ-lfVas1eI/s
    1600/PROF.+DR.+AY%25C5%259EEG%25C3%259CL+YARPUZLU.jpg> Görüntü gönderen
    tarafından kaldırıldı.
     
    Ayşegül Akbay; 'Liberter Deklarasyon';
     
    Bir 'LİBERTER' olarak, 'özgür bir dünya' arayışımda , tüm bireylerin kendi
    yaşamları üzerinde egemen olduğu ve hiç kimsenin, başkalarının yararına,
    kendi değerlerini feda etmek zorunda olmayacağı bir dünyada yaşamak
    istiyorum .
    Düşünüyorum ki; özgür ve müreffeh bir dünya için ön koşul, bireysel haklara
    saygı, cebren ve hile ile insan ilişkilerindeki sürgünlerin yerine sadece
    özgürlük ile barış ve refahın fark edilebilir olması gereğidir.
    Sonuç olarak, her kişinin, huzurlu ve dürüst herhangi bir faaliyete girişme
    hakkını savunmaya, ve özgürlüğün getirdiği çeşitliliğe hoş geldiniz. İnşa
    etmeye çalıştığım ideal, dünyadaki bireylerin, hükümetten müdahale veya
    herhangi bir otoriter güç olmadan , kendi yollarını, kendi hayallerini takip
    edebilme hak ve özgürlüğüdür.
    İlerleyen sayfalarda benimsediğim temel ilkelerle belirlenen çeşitli
    politika prensiplerimi bulacaksınız;
    Bu öznel politik fikirler aslında bir hedef değildir. Amacım ne fazla ne de
    eksik bir dünyada serbestliği standart ve amaç edinmektir.
    İLKELERİMİN BEYANI
    Özgürlükçülüğü prensip edinmiş bir birey olarak, her şeye gücü yeten devlet
    kültürüne meydan okuyorum ve bireyin haklarını savunuyorum .
    Prensipte, tüm bireylerin kendi yaşamları üzerinde tek hakimiyet ve egzersiz
    hakkına sahip olduklarını düşünüyorum, ve bu kadar uzun çaba ve zorluklarla
    seçtikleri ne olursa olsun bir şekilde yaşamak için yine de hiç kimsenin
    başkalarının eşit haklarına müdahale hakkı da yoktur. Başkalarının
    tercihleri ne olursa olsun bir şekilde yaşama hakkına sahip oldukları en
    önemli gerçektir.
    Bireycilik prensibinin zıddına; tarih boyunca devletler ve hükümetler,
    düzenli olarak bireylerin yaşam emeklerinin meyvelerini ellerinden kapma
    hakkına sahip olduğu varsayım ve ilkesiyle faaliyet göstermişlerdir. Hatta
    gerek Osmanlı gerekse Türkiye Cumhuriyeti içinde, devlet için kendi
    varlıklarını hibe edecek bireylerin yaşamlarını düzenleyen ve hatta
    kimilerinin rızası bile olmadan emeklerinin meyvelerini devletleştirme
    yasasını desteklemiş olan, cumhuriyetin siyasi partilerinin neredeyse
    tümüdür. Yazık!
     
    Biz; liberterler ise, tam tersine, herhangi bir devlet ya da hükümetin
    bireysel özgürlükleri çiğnemeye hakkı olmadığının bilinciyle; birey
    haklarını inkar ve ihlal edenlere şu noktalarda dur demeliyiz, (1) yaşam
    hakkı - yasakçı zihniyetlerin baskıcı destek arayışları, başkalarına karşı
    fiziksel güç kullanmaya başladığında, (2) konuşma ve eylem özgürlüğü hakkı -
    kısacası, hükümet tarafından konuşma ve basın özgürlüğü, herhangi bir
    biçimde sansüre konu olduğunda, (3) mülkiyet hakkı- buna göre, özel
    mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri tüm devlet
    müdahalelerinde karşılaşılan, devlet eliyle soygun, izinsiz işgal,
    dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil uygulamalarında.
     
    Hükumetler bireysel haklarını ihlal etmeye kalkıştığında, biz bireyler
    aramızdaki gönüllü ve akdi ilişkiler alanlarında, devlet tarafından
    uygulanacak tüm müdahalelere, girişim özgürlüğümüz adına, karşı çıkalım.
    İnsanlar başkalarının yararına, kendi can ve mallarını feda etmek zorunda
    olmamalıdırlar. Serbest ticaret (piyasa) ile uğraşanlar, zaten hükumet
    tarafından ücretsiz bırakıldığında, kendiliğinden gelişen ekonomik sistem
    (serbest pazar), bireysel hakların korunması ile uyumlu tek çözümdür.ve
    basın özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür girişimlerine konu olduğunda (3
    ) mülkiyet hakkı - buna göre özel mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve
    kamulaştırma benzeri tüm devlet müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle
    soygun, izinsiz işgal, dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil
    uygulamalarında.ve basın özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür
    girişimlerine konu olduğunda (3 ) mülkiyet hakkı - buna göre özel
    mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri tüm devlet
    müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle soygun, izinsiz işgal,
    dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil uygulamalarında.ve basın
    özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür girişimlerine konu olduğunda (3 )
    mülkiyet hakkı - buna göre özel mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve
    kamulaştırma benzeri tüm devlet müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle
    soygun, izinsiz işgal, dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil
    uygulamalarında. ve basın özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür
    girişimlerine konu olduğunda (3 ) mülkiyet hakkı - buna göre özel
    mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri tüm devlet
    müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle soygun, izinsiz işgal,
    dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil uygulamalarında.
    1.0 Bireysel Özgürlük
    Bireylerin kendileri için yapacakları seçimler ve yaptıkları seçimler
    sonuçlarının sorumluluğunu kabul, kendi öz tercihleri olmalıdır . Hiçbir
    birey, grup, ya da hükümet başka bir birey, grup veya hükümete karşı
    zorlama, baskı ve kuvvete başvurmamalıdır. Hayatta yapılan seçimler için bir
    bireyin hakkının diğerleri tarafından onaylaması veya seçeneğin reddi de
    başlı başına bir seçimdir .
    1.1 İfade ve İletişim
     
    İfade özgürlüğü tam anlamıyla desteklenirken, hükümet tarafından uygulanacak
    sansür , sınırlama ve düzenlemeler, iletişim, medya ve bilgi
    teknolojilerinin kontrolüne karşı durulmalıdır . Özgürlük adına,
    başkalarının haklarını ihlal eden ya da yok sayan herhangi tipten inançlar
    ve din üzerinden yürütülen baskı faaliyetlerinden de kaçınmak gerektiğini
    düşünüyorum. Din adına yardım veya herhangi dini saldırıların hükümet
    eylemine dönüştüğü durumlara da karşı durulmalıdır.
    1.2 Kişisel Gizlilik
    Özgürlükçüler kişilerin konut ve özel hayatın gizliliği haklarına dair
    anayasa belirtmelerini desteklerler. Haksız arama ve el koymalara karşı
    durulurken, e-posta, tıbbi, ve kütüphane kayıtlarının gizliliği gibi üçüncü
    şahıslar tarafından tutulan kayıtların gizliliğine önem verilir.
    Başkalarının haklarını ihlal, sadece eylemlerin doğrudan suçlularının
    kişisel sorumluluğudur. Ayrıca, tıbbi veya zevk amaçlı ilaç kullanımı gibi
    mağduru olmayan "suç " larda, tüm suçlayıcı ve baskıcı yasaların yürürlükten
    kaldırılması lehine tavır sahibidirler.
    1.3 Kişisel İlişkiler
    Cinsel yönelim , tercih , cinsiyet ya da cinsel kimlik sınırlaması olmayan
    güncel evlilikler , velayet, evlat edinme , göç ya da askerlik yasaları
    kapsamında, bireylerin kararları üzerinde , hükümetin herhangi bir etkisi
    olmaması gerekir . Hükümet kişisel ilişkileri tanımlamak, belgelendirmek
    veya kısıtlamak yetkisine sahip değildir . Rıza sahibi yetişkinlerin kendi
    cinsel uygulamaları ve kişisel ilişkileri konusundaki seçim özgürlüğüne etki
    edilmemelidir .
    1.4 Kürtaj
    Kürtaj kabulü hassas bir konudur ve insanların her taraftan iyi niyetli
    görüşlere sahip olabilmesine bağlıdır. İşe hükümet karıştığında, vicdani göz
    için her kişinin bireysel soru ve karar hakkı, meselenin dışına itildiğinden
    kürtaj konusundaki hükümet müdahalelerinin sınırlı tutulması gerektiğine
    inanıyorum.
    1.5 Suç ve Adalet
    Hükümet; yaşam , özgürlük ve mülkiyet dahil olmak üzere her bireyin
    haklarını korumak için vardır . Ceza yasaları, güç veya dolandırıcılık, ya
    da kasıtlı eylemler yoluyla başkalarının haklarının ihlali ile sınırlıdır.
    Gerektiğinde zarar tazmini, önemli risklerin istemsiz ihlallerinin
    çözümüdür. Bireyler gönüllü olarak kendilerine ait zarar tazmin riski
    üstlenme hakkını saklı tutarlar. Suç veya ihmal halinde zararın, zorunluluk
    pahasına mümkün olan en geniş ölçüde kurbana iadesi desteklenir. Ancak,
    cezai sanık haklarının anayasal güvencelerin azaltılması karşısında, süreç,
    hızlı bir sorgu, hukuk danışmanı hakkı, hızlı yargılanma ve masumiyet
    karinesi yasal hakları, kanıtlanmış suçlu kadar , mağdur tarafından da inkar
    edilmemelidir . Gerçekleri daha tarafsız yargılamak için tek hakim yerine,
    jürinin kararının, hukukun adalet iddialarının en gerçek yansıması olacağı
    kanaatindeyim .
    1.6 Öz Savunma
    Meşru müdaafa, - yaşam , özgürlük , ve haklı olarak edinilmiş mallara karşı
    - saldırganlığa karşı, bireysel hakların korunması için en önemli hak ve
    mekanizmadır . Bu hak, herhangi bir birey ya da grup tarafından
    desteklendiğinde de kabul edebilir. Meşru müdaafa hakkına bağlı silah taşıma
    adına tanınan bireysel hakların teyidi, kendini savunma hakkı için silah
    kullanmış kişilerin yargılanmasında göz önünde bulundurulmalıdır. Hükümet
    gerekli silah kayıtlarını tutmada yasal düzenlemeleri aşırıya vardırdığında,
    mülkiyet ve üretim haklarını savunma özgürlüğünün caydırıcılığına kısıtlama
    getirmiş olur.
     
    2.0 Ekonomik Özgürlük
    Liberterler, toplumun tüm üyelerinin ekonomik başarıya ulaşmaları için bol
    bol fırsatlar isterler. Bir serbest ve rekabetçi piyasa, kaynakları en
    verimli işlere ayırır. Her kişi, serbest piyasada başkalarına mal ve hizmet
    sunmak hakkına sahiptir. Ekonomik alanda hükümete düşen tek rol, mülkiyet
    haklarını korumak adına anlaşmazlıkları karara bağlamak, ve gönüllü
    ticaretin korunduğu bir yasal çerçeve sağlamaktır. Yeniden dağıtma;
    zenginlik, ya da ticareti kontrol etmek veya yönetmek için hükümet
    tarafından ortaya konacak her türlü çabalar, özgür bir toplumda yanlıştır.
    2.1 Mülkiyet ve Sözleşme
    Mülkiyet hakları tüm diğer insan hakları ile aynı önemle korunması gerekli
    haklardır. Mülkiyet sahipleri, kontrol egzersizini başkalarının geçerli
    haklarını ihlaline kadar ve sürece, müdahale olmaksızın, ya da herhangi bir
    şekilde zevk amacıyla bile olsa , mülklerinin kontrol, kullanım hatta imhası
    için tam hak sahibidirler. Ücretler, fiyatlar , kiralar , kar , üretim ve
    faiz oranları üzerindeki tüm devlet kontrollerine karşıyım .Fiyat, ürün veya
    hizmetlerin reklamını yasaklayan veya kısıtlayan tüm yasaların yürürlükten
    kaldırılmasını savunuyorum . Özel mülkiyet , sözleşme özgürlüğü ve ticaret
    özgürlüğü hakkının tüm ihlallerine karşı herhangi bir nedenden dolayı arazi
    dahil olmak üzere, bireysel mülkiyet haklarının ihlali; hükümet veya özel
    eylemciler tarafından hak sahiplerine karşı nerede yapıldıysa; mülkün,

     

    "T.C. Oraj POYRAZ" <cim...@neomailbox.net> Dec 31 10:48AM +0200  

    * 'Tarım savaşı' <#mozTocId602221>
    o ADIM ADIM KÜRESEL FİNANS OLİGARŞİSİNİN DOĞUŞU <#mozTocId160949>
    o KÜRESEL BİR HÂKİMİYET ARACI OLARAK ‘AÇLIK KORKUSU’ <#mozTocId747352>
    o AÇLIK KORKUSUYLA DOĞAL BESLENMENİN GASPI <#mozTocId170160>
    o AÇLIK KORKUSUNUN YARATTIĞI YIKIM SAVAŞLARDAN DAHA ETKİN
    <#mozTocId312186>
    o TARIMDAN KOPARILAN İNSANLAR ROBOTLAŞIYOR <#mozTocId700659>
    o KORKU PSİKOLOJİSİYLE ELİNİ KANA SÜRMEDEN KAN DÖKENLER
    <#mozTocId172699>
    o KÜRESEL FİNANS OLİGARŞİSİNİN HEDEFİ: ‘TARIM SAVAŞI’
    <#mozTocId253452>
     
    ------------------------------------------------------------------------
     
     
    *'Tarım savaşı'***
     
    <http://www.odatv.com/n.php?n=tarim-savasi-2912131200>
     
    29.12.2013 01:21
     
    Türkiye’nin baş döndürücü gündemi Anadolu’nun her köşesinde farklı
    yorumlarla ama aynı merakla izleniliyor.
    Bugün 70 yaşındaki bir büyüğümüzle konuşurken, sözü, ülkenin her yarım
    saatte bir, birkaç yılda yaşanabilecek devinimler yaşadığını ve başka
    bir ülkede olsa yer yerinden oynayacak olaylar karşısında hiçbir şey
    olmamış gibi gündelik hayatını sürdürebilen insanlara getirerek,
    *_"burada en büyük suç aydınlarda.
    Aydınlar bu ülkeye ihanet etmiştir!"_* dedi.
     
    Yüzündeki acımsı ifade, söylenecek çok şeyin olduğunda susmayı
    yeğleyenlerin halini yansıtsa da, Anadolu’nun dört bir yanında toplumsal
    işlevini sürdüren *_‘organik aydınların’_* varlığına olan inancı,
    sabrının yegâne dayanağıydı…
     
    İşte o organik aydınlardan birini, Erhan Ünal’ı tanıştırmak istiyorum
    bugün size.
    1968 olayları içinde aktif olarak yer alan Ünal, 1972’de yurt dışına
    çıkarak kendi deyimiyle *_"denizci olarak"_* bir süre dünya denizlerini
    dolaşmış.
    Evlilik ve çocuklar karaya bağlayınca da serbest olarak çalışma kararı
    almış.
    Ünal, 1990’larda Avrupa’nın politik gündemi içerisinde Türkiye’den yana
    tavır geliştiren çalışmalar yürütürken yaşadıklarını şöyle özetliyor:
    *_"Alman politik sistemi ve ardındaki görünmezler ile karşılaşınca
    oluşan hayret ve dehşet ile ailece geri dönüş kararı aldık"_*
     
    'Tarım savaşı'
    <http://www.odatv.com/n.php?n=tarim-savasi-2912131200>Geri dönüş
    kararının ardından Torosların eteğinde bir köye yerleşerek eşiyle
    birlikte sıfırdan bir yaşam kuran Ünal, yaşamının geriye kalan bölümünde
    geleneksel tarım yöntemiyle, yerel tohumlarla kimyasaldan uzak ürünler
    üretmeye başlamış.
    A’dan z’ye kendi tükettikleri her şeyi kendileri üretmeye çalışıyorlar.
    Ancak Ünal ailesinin yaşamları bununla da sınırlı değil.
    Yerleştikleri köyde komşular tavuklarını satıp marketten yumurta almaya
    başlarken, onlar köy tavuğu yetiştirmeye koyulmuşlar ve sonunda tavuğunu
    satan komşular yeniden kendi üretim değerlerini farkına varmaya başlamışlar.
     
    Erhan Ünal, uzun yıllar dünyanın birçok ülkesinde yaptığı araştırmaların
    birikimine Türkiye’deki gözlemlerini de ekleyerek bahçesinden arta kalan
    zamanlarında, *_"tarım ve gıda savaşı"_* konularını derinlemesine ele
    aldığı bir kitap üzerinde çalışıyor.
    Ünal’a göre küresel finansı elinde tutan oligarşik yapı, dünya genelinde
    *_‘açlık korkusu’_* yaratarak tarımsal üretimi ve gıda dağıtımını elinde
    tutmak için bir savaş yürütüyor.
    Ünal, bu savaşa, *_"Tarım Savaşı"_* adını veriyor.
     
    Tarım, gıda ve beslenme konularında bildik ezberleri bozan çalışmaları
    hakkında uzun uzun söyleştiğimiz Erhan Ünal, dünyayı gıda ile kontrol
    etme arzusundaki küresel diktatörlüğün kilometre taşlarını yazdı.
    Devamı da gelecek…
     
    İşte Asya’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Anadolu’ya geleneksel tarımın
    izlerini süren Araştırmacı Erhan Ünal’ın kaleminden açlık korkusu ve
    küresel tarım savaşı…
     
     
    *ADIM ADIM KÜRESEL FİNANS OLİGARŞİSİNİN DOĞUŞU*
     
    "Son dört yüz yılda küresel olarak ivmesi gittikçe artan oligarşik bir
    yapılanmanın içerisindeyiz.
    Bu yapılanmanın tarihçesi aslında çok daha eskilere dayanmakla birlikte,
    Amerika kıtasının keşfinden sonra önemli bir güç sıçraması ve buna bağlı
    olarak da süreç içerisinde dikeye yakın bir hızlanma oluşmuştur.
    Günümüzde bu söz konusu *_‘merkezi güç’_*, Avrupa’dan başlayarak adım
    adım var olan ülkeleri ve kıtaları plan doğrultusunda yapılandırmayı
    hızlandırmaktadır.
     
    Bu *_‘güç sistemi’_*, geçmişte ekonomik ve politik yapısal modellerini
    oluşturmuş, bu modellere işlevsellik kazandırmış ve kurumlaştırmıştır.
    Oluşan bu ekonomik ve politik alt yapının üzerinde gelişen sosyal yapı
    ise, günümüzde dünyanın neresinde olursa olsun, insanın düşünce ve
    davranış sistemini kontrol edip şekillendirmektedir.
    Geçen binlerce yılda titiz bir uğraş ve müthiş bir enerji ile iğne oyası
    işlercesine, bölgesel etnik bir yapı üzerine dinselleştirilerek
    oturtulmuş bu muazzam *_‘güç sisteminin’_* merkezine, günümüzde
    *_‘Küresel Finans Oligarşisi’_* *(KFO)*, diyoruz.
     
    Zaman içerisinde mükemmelleşen bu güç sistemi özellikle son 300 yıl
    içerisinde Dünyamızda yaşamı, kendi plan hedefleri doğrultusunda
    yönlendirebilen, şekillendirebilen bir konuma gelip yerleşmiştir.
    Artık bu güç merkezi 3500 yıl önce önüne koymuş olduğu hedefe, (tek
    merkezli dünya hâkimiyeti) çok yakındır.
    Her ne kadar hala, yerküremizin şu ya da bu köşesinde işler KFO
    açısından çok da pürüzsüz gitmese de genelinde sistemin hâkimiyeti
    sağlanmıştır.
     
    Dünyada, kitlesel olarak insanlar üzerinde hâkimiyetin sağlanabilmesi
    yönünde gerçekleştirilen en önemli yapısal aşama, adım adım insanların
    beslenme potansiyeli üzerinde hâkimiyeti ele geçirmek ile olmuştur.
    Yeryüzünde tüm canlıların sahip oldukları temel reflekslerinden birisi
    (yapısal olarak) beslenebilmek için, yiyecek bir şeyler bulabilme güdüsüdür.
    Bundan dolayı insanların da tüm davranışlarının temelinde, öncelikli
    olarak kendisi ve ailesi için beslenme imkânını oluşturabilmek ve
    devamını sağlamak eğilimi yatar.
    Paleolitik çağ öncesinde de durum böyleydi, günümüzde de böyledir.
    Gıda konusunda herhangi bir sebepten oluşabilecek gıda dar boğazı, hatta
    sıkıntı ihtimali, insanlarda *_"açlık korkusu"_*na sebep olur.
     
    Gıda sorunu, açlık korkusu ya da *_‘beslenme temel hakkı’_* üzerine
    sayısız kitap yazılmıştır ve daha da pek çok yazılacaktır.
    Konu çok geniş ve bakış açılarının farklılıklarına göre pek geniş bir
    bilimsel hacme sahip.
    Burada tarım ve gıda konusunu neden ele aldığımı, KFO açısından beslenme
    temel hakkının, nasıl ve neden kendi plan hedeflerine ulaşmada çok
    etkili bir araç olarak kullanıldığını açıklamaya çalışacağım.
     
     
    *KÜRESEL BİR HÂKİMİYET ARACI OLARAK _‘AÇLIK KORKUSU’_*
     
    İnsanın en *_‘derin’_* ve en *_‘temel’_* korkularından birisinin, *_‘aç
    kalma korkusu’_* olduğunu yukarıda belirttim.
    On binlerce yıldır insanoğlunun günlük yaşam ritminin belirleyici unsuru
    olan açlık duygusu ve yiyecek bir şeyler bulabilme uğraşı, bu gün bile
    her an bilinçaltının derinliklerinde titreşen negatif bir enerji olarak
    kişinin şu yada bu davranış tarzında etken olan temel nedenlerden birisidir.
     
    Canlıların refleksif davranışlarını tetikleyen temel algılardan birisi
    olan *_‘korku’_*, tarih boyunca insan kitlelerini *yönlerdirme* ve
    *sömürmede* en önemli gereç ve en etkili silahtır.
    Amerika kıtasının keşfinden sonra etrafa çekirge sürüsü gibi yayılan
    istilacılar tarafından sistematik bir şekilde yoğunlaştırılan *_‘ölüm
    korkusu’_*nun yarattığı *dehşet* ile insan kitlelerinin nasıl paralize
    (adeta felç) edilerek savunmasız hale getirildiklerini hatırlayalım.
    *_‘Korku’_* olgusunu daha da genişleterek araştırmaya devam ettiğimizde
    korkuların *_‘anası’_*ndan *_‘açlık korkusu’_*ndan ve bu gün bu korkunun
    çeşitli biçimlerde kullanılmasıyla, dünya çapında nasıl bir *_‘Tarım
    Savaşı’_*nın sürdürüldüğünden bahsetmemiz gerekmekte.
     
    Tarihte insanlar *_‘avcı- toplayıcılık’_*tan tarım toplumuna çok da
    gönüllü olarak geçmemiş.
    Bu geçiş yoğun kişisel zahmetleri ve riskleri beraberinde getirmiş.
    Gittikçe sayısal olarak kalabalıklaşan (şehirleşen) toplumlarda,
    çalışmak yerine çalışanın emeğine, ürününe ve hatta kendisine sahip
    olarak daha rahat yaşanabileceğini fark edenler, diğer insanlar üzerinde
    sonu gelmez bir hâkimiyet mücadelesini başlatmışlardır.
     
    Avcı-toplayıcı toplumlarda da olabilen benzer amaçlı çatışmalar, o
    zamanlarda kitlesel kıyım boyutuna ulaşmamıştır.
    Kabileler hem sayısal olarak oldukça mütevazı büyüklüklerdedirler, hem
    de büyük kıyımları zorunlu kılacak bir neden ve de olanak yoktur.
    Yerleşik düzene (şehirleşme ve giderek devletleşme) geçişle birlikte,
    önce aynı yerde yaşayan insanlara hâkim olabilme amacı ile başlatılan
    gücünü diğerlerine kabul ettirebilme çatışmaları, *_‘öteki’_*şehrin,
    giderek *_‘öteki’_*devletin topraklarına, ürününe, emeğine ve hatta
    insanına (insan kaynakları / human resources!) hâkim olabilme, el
    koyabilme amacı ile kıyam savaşlarına dönüşmüştür.
     
    Bir önceki paragrafta sözünü ettiğimiz *_‘Tarım Savaşı’_*da budur ve bu
    *_‘çapul amaçlı kıyam’_,* neredeyse aralıksız olarak 5000 yıldan fazla
    bir zamandan beri sürdürüle gelmektedir.
    Son 400 yüzyılda ise bu *çapul*, nitelik ve nicelik olarak çok değişmiştir.
    Küresel olarak örgütlenmesini tamamlamış, merkezileşmiştir.
    Böylelikle tek merkezden, tek amaçla yönetilir olmuş ve bu yönetim
    biçimi için yeterli güç birikimini sağlamıştır.
    Bu merkez, yukarıda sözünü ettiğimiz *_‘Tarım Savaşı’_*nın stratejik
    beyni olan *_"Küresel Finans Oligarşisi"_*dir.
     
     
    *AÇLIK KORKUSUYLA DOĞAL BESLENMENİN GASPI*
     
    *_‘_**_Aç kalma korkusu’_*, yüz binlerce yıl boyunca en olumsuz
    şartlarda verilmiş yaşam savaşında insan denilen canlının, iliklerine
    işlemiş olan varlığını sürdürebilme çırpınışının bir öz deyişi, yok olma
    korkusunun ön adıdır.
    Böylesine köklü bir temel duygu, *_‘Küresel Finans Oligarşisi’_*
    açısından, koymuş olduğu plan hedeflerine ulaşmada kitleleri
    yönlendirebilmek için bulunmaz bir fırsattır.
    Bu yüzden sistemin oluşturduğu ve kontrolünü elinde tuttuğu (BM, FAO,
    WTO, WHO vb.
    gibi) çeşitli uluslararası kurumlar vasıtası ile yıllardır küresel
    olarak *_‘açlık korkusunu’_* işlemekte ve aktüel tutmaktadır.
    Sistem, bu korkunun yarattığı koyu sis perdesinin ardında, milyarlarca
    insanın doğal beslenme hakkını gasp edebilmektedir.
    *Bir yanda kitleleri kurtulması imkansız bir tarzda güdülebilir
    kılmakta, öte yanda ise muazzam bir para (konsantre güç ) akışını,
    oluşturmuş olduğu kanallardan muntazam ve rekabet dışı bir şekilde kendi
    finans merkezlerine doğru yönlendirebilmektir.*
     
    Doç.Dr.Osman Nuri Koçtürk, 1970 yılında yayınlanan *_‘Açlık Korkusu’_*
    adlı eserinde şöyle yazıyor: */"Yeni sömürgecilik, savaş korkusunu,
    açlık korkusu ile pekleştirerek geri ülkeleri dize getirmede yeni bir
    çığır açmış ve bu suretle sömürdüğü toplumun doğal ve beşeri
    kaynaklarını büyük bir tepki ile karşılaşmadan çıkarlarına uygun olarak
    kullanma olanağını hazırlamıştır.
    Açlık tek başına bir insanın sağlığının bozulması, üretim ve savunma
    gücünün kısıtlanması, yakın çevresinde olup bitenlere karşı ilgisiz
    kalıp, sahibi olduklarına sahip çıkmaması için yeterlidir"/*//
     
     
    *AÇLIK KORKUSUNUN YARATTIĞI YIKIM SAVAŞLARDAN DAHA ETKİN *
     
    Özellikle son 200 yıl içerisinde *_‘Küresel Finans Oligarşisi’_*, başta
    Afrika olmak üzere dünyanın pek çok yerinde binlerce yıldır süregelmekte
    olan, makul bir yaşam tarzı için insanlara yeterli *_‘geleneksel tarım
    üretimi’_* tarzını, ileride açıklayacağımız çeşitli metotlarla çökertmiştir.
    Hedef bölgelerin insanlarını *_‘açlık korkusu’_* ile adeta paralize
    etmiş ve tarihte görülmemiş boyutlarda ki *_‘sosyal bozulma ve
    çözülme’_* (dejenerasyon) ile kimliksizleştirmeyi becermişlerdir.
    Bu insanlar, Osman Nuri Koçtürk’ün 1970’lerde gayet isabetli bir şekilde
    belirttiği gibi, ülkelerinde olup bitenlere karşı ilgisiz ve dolayısı
    ile savunmasız kalmışlar ve *_‘açlık korkusu’_*nun pençesinde, rüzgârın
    önüne kattığı kuru yapraklar gibi oradan oraya savrulur olmuşlardır.
    Osman Nuri Koçtürk’ ün tespitlerine kaldığımız yerden devam edelim:
     
    */"...Kişiler üzerindeki fizyolojik ve psikolojik yıkıntıyı, toplumlar
    üzerinde aynen gerçekleştirmek için, sömürü bölgelerinde açlık psikozu
    yaratmayı, sonuçları bakımından savaşlardan daha etkin girişimler olarak
    niteleyen emperyalistler, şu günlerde açlık korkusunu sömürü bölgelerine
    yaymayı, savaş korkusu yaymaktan çok daha etkin ve yararlı görüyorlar"/*
     
    Zaman, zaman televizyonlarda gördüğümüz ve herkesi etkileyen, Afrika’dan
    açlık görüntülerini hatırlayalım: Her yaştan on binlerce aç ve yarı
    çıplak insan açık alanlarda kuyruklar halinde sıralanmışlar, ellerinde
    birer tas, uluslararası yardım kuruluşlarının (?) kaynattığı kazanlardan
    bir tas olsun kaynamış pirinç ya da darı bulamacı kapabilmek için
    saatlerdir bekleşmektedirler.
    Yüzleri sinek dolu, bir deri, bir kemik bebeklerin ve karnı şişmiş,
    ağlamaya bile mecali kalmamış küçük çocukların görüntüleri mutlaka
    herkesin hafızasında derin izler bırakmıştır.
    Bu görüntüler, genellikle kuzey yarım kürede, şehirlerde yaşayan geniş
    insan kitlelerini *_‘açlık tehlikesi’_*nin gerçekliğine inandırmakta da
    önemli rol oynamıştır.
     
     
    *TARIMDAN KOPARILAN İNSANLAR ROBOTLAŞIYOR*
     
    Her türlü *_‘geleneksel tarım’_* faaliyetinden koparılmış, geniş
    alanlarda toplanmış bu insanların, toplumsal herhangi bir girişim gücü
    olamayacağı açıktır.
    Açlık ve ölüm korkusunun en çıplak bir şekilde pençesinde olan bu
    insanlar yaşayabilmek için tek umutları olan o yardım kuruluşlarının
    vasıtası ile batılı büyük devletlerin ellerine teslim olmuşlardır.
    Osman Nuri Koçtürk bu konuda şöyle diyor: */"Açlık korkusunun etkisi
    altına sokulmuş bir toplumda, kişiler alışkanlıklarını, göreneklerini,
    örf ve adetleri ile çıkarlarının gereğini unutarak, her türlü baskı ve
    istismara elverişli bir davranış içine girerler.
    Bu duruma sokulmuş olan bir toplumu rastgele yiyeceklerle beslenmeye
    razı etmek ve gizli açlık ortamına itekleyerek zayıf düşürmek kolaydır.
    İkinci Dünya Savaşı sırasında, toplama kamplarında kötü beslenme
    koşulları altında kalmış şahıslar üzerinde yapılan geniş incelemeler ve
    savaştan sonra geri ülkeler insanları üzerinde yapılan araştırmalar
    sonunda, açlık korkusunun etkisi ve baskısı altına sokulmuş yarı aç
    insanların yeteneklerini kaybettikleri ve kendilerine verilen her emri
    itiraz etmeden yerine getiren robot insanlar olarak rahatça
    kullanılabilecekleri görülmüştür.
    Bu durum, daha önce Hindistan halkı üzerinde İngiliz’lerin uyguladıkları
    insafsız açlık projeleri dolayısıyle de gayet iyi biliniyordu…"/*

     

    "Yusuf Tunçer" <yusuf...@gmail.com> Dec 31 01:47PM +0200  

    2014'ün kararlılığımızın ve azmimizin başarıya ulaştığı bir yıl olması
    dileğiyle,
    herkesin yeni yılını kutlarım.
     
    *Yusuf Tunçer*
     
     
    *[image: Satır içi resim 1] *
    *işte böyle laz ismail*
     
    ilerleyen aydınlığın içindeyim
    ellerim iştahlı, dünya güzel.
    gözlerim doyamıyor ağaçlara
    ağaçlar öyle ümitli, öyle yeşil.
    güneşli bir yol gidiyor dutlukların arkasından
    mapushane revirinde penceredeyim.
    duymuyorum ilaçların kokusunu,
    bir yerlerde karanfiller açmış olacak.
     
    işte böyle laz ismail,
    mesele esir düşmekte değil,
    teslim olmamakta bütün
    mesele<https://eksisozluk.com/?q=teslim+olmamakta+b%c3%bct%c3%bcn+mesele>
    !
     
    Nazım Hikmet

     

    "mehmet necati güngör" <mnecat...@gmail.com> Dec 31 02:55PM +0200  

    ESKİ YANLIŞLARDAN, ESKİ ALIŞKANLIKLARDAN, ESKİ HESAPLARDAN ARINMIŞ BİR YENİ
    YIL DİLEĞİ İLE SAĞLIKLI VE MUTLU BİR GELECEK DİLİYORUM.
    M. NECATİ GÜNGÖR

     

    Huseyin Ozbek <hozb...@yahoo.com> Dec 31 04:37AM -0800  

            
    2013’TEN KALANLAR VE TCG.DEĞİRMENDERE KAZASI
       Halk sokaklara ha döküldü, ha dökülüyor.
    Yolsuzluğa, hırsızlığa isyan halinde. TSK’ ya komplo kurulduğu, paha biçilmez
    değerlerin karalandığı, mahkum edildiği, iktidar tarafından da, istemeden de
    olsa dillendirilmeye başlandı. Sonrada yan çizildi, tornistan edildi. Anayasa
    Mahkemesi Baş Savcısı görevini yapmalı; Ergenekon, Balyoz…gibi üzerinde komplo
    töhmeti olan mahkeme kararları eski ve yeni deliller ışığında tekrar açılmalı. Bu yolda
    hukuki olarak ne yapılacaksa yapılmalıdır.
        İktidarlar hep vaat ederler. Vaatlerini
    kamuoyu önünde şeffaf, hukuka dayalı icraatlari ile yerine getirebilirlerse
    bugünde, yarında, tarih önünde saygı ile anılır; gönüllerde yaşamaya devam
    ederler. Bugünlerde ise yukarıdaki gerçekler uygulanmıyor; icraattan çok tehdit var. Tarihler 7Aralık 2013’ü gösteriyor,
    Başbakan Trakya da dolaşıyor, konuşmalar yapıyor, yer Çorlu, “…biz açıklamaya başlarsak, ülkede yer
    yerinden oynar…içerde ihanet içinde olan birileri kalkıp bunu dışarı servis
    ediyor…” diyor.
       AKP iktidarı ile Cemaat’in sürtüşmesi
    hızlandı.; öyle bir an geldi ki paralel çalışma, menfaat çatışmasına dönüştü.
    İçleri berbat şeylerle dolu testiler çarpıştı, kırılıp döküldüler. Buralardan
    kutu kutu dolarlar, para sayma makineleri, kasalar çıktı. Bunlar iktidar yetkililerinin Türkiye’yi adil, İslami ölçüler içinde
    haram yemenin kötü olduğunu söylerlerken oldu. Halkı aldatan, üstün
    yeteneklere sahip Başbakan ve  bakan
    çocuklarının bazılarının iş yerlerinde, evlerinde ve onların güvenilir kişilerinde
    ( banka müdürü) bulunan kara paranın kaynağı ne, bu akış nereden geliyor bilen
    var mı?
        İktidar panikledi, şok geçirdi. Önce
    direndi, baktı ki köpüren dalgalar sertleşerek gelecek, 3’derken 9 bakan
    görevden alındı, bir bakan yer değiştirdi. Sular yükselmişti, bordaları
    dövüyordu, sarsıntı öyle kolay geçeceğe benzemiyordu. 17 Aralık 2013’te başlayan, “Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu”nda
    gözaltına alınanlar bir ara 89 kişiye yükseldi. Elle tutulan, gözle görülen her
    yerden kir, pislik ve yolsuzluk akıyordu.
       Sarsıntı şiddetini arttırdı. 25 Aralık
    2013’te İstanbul Cumhuriyet savcısı Muammer Aktaş yeni bir yolsuzluk dosyası açtı,
    bir kısmı Başbakan’ nın oğulları ve yakın kişilerden oluşan 41 kişinin
    evlerinin aranması ve tutuklanmaları için resmi mahkeme kararı çıkardı.
        İstanbul Cumhuriyet Baş Savcısı Turan
    Çolakkadı görevini yapan savcının elinden dosyayı aldı, soruşturmadan el
    çektirdi.
        Hani siz bu tip olaylar askere uygulanırken
    mutluluktan ellerinizi ovuşturuyor, “İyi
    Oldu!” der gibi kendinizi rahatlamış hissediyordunuz. Demokrasilerde, hukuk
    devletinde uygulamalar eşit olmaz mı? Bu yapılanlar suç değil miydi?
    Hırsıza;”Sana zaman tanıyorum, ilerde bir şey olmaması için git şimdiden
    tedbirini al!” demek değil miydi, daha açıkçası; “Delilleri karart, yok et!”
    demekti.
        Başsavcı ve emniyet yargı kararının önünü
    kestiler. İşte Başbakan; “ İş nasıl bu safhalara kadar geldi” buna köpürüyor. Bütün
    vukuatlardan Cemaat’i ve Pensilvanya daki Fethullah Hoca’nın Türkiye’deki sadık
    ve çekirdek kadrosunu sorumlu görüyor.
        2013’ün Haziran rüzgarı yıllarca sürecek.
    Hakkında makaleler, kitaplar yazılmaya devam edecek. Hızı kesilir gibi olsa
    bile zamanla ivmelenecek. Tarihte yerini aldı. Ukrayna gibi çevre ülkeleri
    de etkileyen , “Gezi Parkı” veya “ Taksim Direnişi” adları ile anılan hareket
    bilin ki yoluna devam edecek.
       Biz bize benzeriz. Yeryüzünde de başka bir
    örneğimiz yok. Geçen sene 2012 biterken Paris’te 3 PKK’lı üst düzey militan
    bayan inlerinde öldürülmüş, suç faturası da T.C ‘ye çıkarılmak istenmişti.
        Bir sene daha geriye gidin, gene 2011
    Aralık ayı sonları Türkiye ile Irak arasında hudut kalkmış, T.C’nin bayrağı
    inmiş gibi, serbestçe gidip gelip kaçakçılık yapıyorlarken bombalanmışlar ve
    ölmüşlerdi. Ölüm kötü, onu istemek insanlığa sığmaz, savunulacak tarafı da
    yoktur. Fakat orası hudut, o bağırıp çağıran Ertuğrul Kürkçü bilmeyebilir,
    şirazesine göre değerlendirebilir ama aklı başında olanlar hatırlatmalı. Hâlâ suçlu arıyorlar. Eğer öyle birisi
    aranıyorsa o Hava Kuvvetleri’dir, o Türk Genelkurmay’ıdır. Bunu biliyorsunuz
    ama gene de soruyorsunuz. Onlar bu ülkenin hudutlarını korumakla görevliler.
        2013’ün son günleri, ülkenin yarınları
    aydınlık değil; gri ve hatta karanlıklara gebe. Bunu görmek için hukuku kendine
    lâzım olduğu zaman beğenen, çevresine, partisine ve ailesine ucu dokunuyorsa
    itip kakan, suçlayan iktidarla Türkiye’yi çağdaşlaştırmak güç.
       Başbakan tarihe geçen, ilerde belki de
    pişman olacağı sözler sarf etti, cümleler kurdu. “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık.”  dedi. Konuşmalarında “Atatürk” kelimesini
    kullanmamaya özenle dikkat etti ve ediyor.
        Arap’tan çok Arapçı. Müslüman etiketi
    altında onların koruyucu meleği.
        Irak – Kürt petrollerinin temelini Musul ve
    Kerkük yöresindeki kuyulardan çıkarılan petrol oluşturuyor. Yıllık 16 milyar
    dolar bir gelir getirdiği hesaplanan ve zamanla artacak bu gelirden, bu
    toprakların sahipleri Türkmenler hiç faydalanamıyorlar. Onlar XXI’ inci
    yüzyılda vatanlarında parya durumuna düştüler . Bir T.C. Başbakanı Diyarbakır’a
    kadar giderek bunu onların hesabına artı olarak, Türkmenler’ e rağmen
    kaydettirdi. Bu sizsiniz R.T.Erdoğan.
        Abdullah Gül, R.T.Erdoğan ve Bülent Arınç
    triosu AKP’nin omurgasını oluşturuyorlar. Sanki al gülüm, ver gülüm yapıyorlar.
    Yarın bir diğeri cumhurbaşkanlığını eski dava arkadaşından devralacak. Ne alâ
    ülke!
       İktidar, iktidarın ortakları, paralel hareket
    ettiği ama şimdilerde menfaat çatışmasında her şeyin ortaya döküldüğü
    “Cemaat’in çekirdek kadrosu” sizi zorlayacak. Sonuçta halk zararlı çıkacak,
    bilin ki iyi yönetilmiyoruz. 2013’ün sonunda Türkiye ufku siyah bulutlarla
    kapatılarak, 2014’e doğru itekleniyor.
                                                                           DÜNYADA NELER
    OLDU
        Bizim dışımızda sıkıntılarla dolu yer
    kürede, pek çok ülke de iyi ve huzurlu değil.
        Arap Dünyası için için kaynıyor. Mısır ve
    Libya’da istikrarsızlık, sandalye ve gene menfaat çatışması var.
       Irak ve Suriye iç savaşla yaşıyor. Yarınları
    meçhul, her gün 10’lerca ölü, kimin ne yaptığı, ne yapacağı belli değil.
    Komşudaki iç harp Türkiye’nin güneyini kötü vurdu. 700 binin üzerinde, tam da
    sayılamayan çoğu ve hatta hepsi vasıfsız göçmen topraklarımızda. Daha öncede
    Turgut Özal zamanında Saddam’ın hışmından kaçan yüz binlerce Kürt’ü
    topraklarımıza almıştık. Sonuç ortada.
      2013’ten geriye kalan bazı satır başları:
       -Kendisine Atatürk Ödülü verilen ve onu
    kabul etmeyen Nelson Mandela 94 yalında öldü.
       -Yoksulluktan,
    cahillikten kaçmak isterken Malta ile Tunus arasında Sicilya Adası’nın 170 km.
    güney batısında Lampedusa Adası açıklarında 518 kişi ile batan mülteci
    teknesinde, denizde son yılların en büyük faciası yaşandı. 366 kaçak mülteci
    boğularak öldü. (Ekim 2013)
       -Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi (N.S.A) ve
    CİA. görevlisi E. J. Snowden dünyayı birbirine kattı. Güçlülerin, hak ve hukuk dinlemez devletlerin, kirli, kokmuş sırlarla
    örtülü çamaşırlarını havalandırdı. Bazı pislikleri görmemizi sağladı. Birileri,
    bu birileri ABD, istediği herkesi dinliyor, ahlak ve uluslar arası etik bir
    değer tanımıyor.. Bunu gösterdi. ( 6 Haziran 2013)
       -Filipinler’i tarihin en büyük
    tayfunlarından biri olan Haiyan Tayfunu vurdu. Sonuç; 5700 ölü, 26 bin yaralı
    ve 1700 kayıp. ( 8 Kasım 2013)
       -İspanya’da Madrid – Santiago de Compostela
    seferini yapan hızlı tren raydan çıktı, 78 kişi hayatını kaybetti.( 24 Temmuz
    2013)
        -Esad güçleri Şam yakınlarında Guta’da
    kimyasal silah kullandı, çoğu çocuk 1300’den fazla insan öldü.
        -Bangladeş’te Dakka’da, binlerce tekstil
    işçisi 3 000 taka ( yaklaşık 75 T.L.) 35 dolar olan aylık ücretlerini arttırma
    istekleri kabul edilmiyor. Yoksulluğu yenmeye yönelik gösterilerde zaman zaman
    ağır can kayıpları oluyor. Adalet, eşitlik mi dediniz? O ne demek?
       İstanbul – Milano uçuşu, Malpense Havaalanı,
    sonrada Cortino d’Ampezzo kış sporları merkezi. Veya Zürih üzerinden İsviçre Alpleri’ nde; Davos,  St.Moritz, Aspen ve Gstand gibi kayak
    merkezlerinde yaşamı renkli tutan, bir söyleyip iki gülen, tuzu kuru insanlarda
    var.
        Ben
    adalete inanmam; “Dün yoktu, bugün yok ve yarında olmayacak.” Tabii buna Mersin
    hatırası  mühendis Yusuf’un adaleti dahil
    değil. Ha ne diyorsun Harun Kaptan?  Biliyorum itiraz edeceksin ama lütfen etme!
       Güneyimizde güçsüzlüğü ve iç harbi İsrail’e
    yarayan yarınları olmayan bir Suriye var. 2013’te dünyada her platformda
    sözcülüğünü Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov yaptı. “Her şeyi bozuk” sanki
    gizli bir Rus sömürgesi gibi. Taurus’
    taki Rus Deniz Üssü’nden atılan füze İskenderun Körfezi’nin güneyinde askeri
    uçağımızı vurdu, düşürdü.  Nedense
    sustuk. Sahi Esad’ın çevresindeki 2 Rus danışman ne yapıyor?
               TCG.DEĞİRMENDERE’NİN
    ALABORA OLMASINDA İHMAL VAR MI?
       İnsanların ilgilendikleri konular meslekleri
    ve hayat görüşleri ile kesişiyorsa ne mutlu onlara. Yoksa içsiz güçsüz ileri
    yaşta ölümü bekleyen yaşlılar gibi tatsız bir ömür sürülür. Denizin tuzu,
    gemiler, limanlar, personel, Güney Kutbu’nda buzullara takılan gemi, uzun okyanus seyirlerinin anlatıldığı
    geçmiş günler ve 70 yaşına rağmen bu yaz Heybeliada’dan Büyükada’ya yüzerek
    geçebilir miyim gibi derin konular…
        22 Aralık 2013 haber kanalları kısa,
    muğlak, pek anlaşılmayan bir gemi kazasının haberini veriyor. Biz denizci
    millet değiliz, haberi hazırlayan kişiler durumu topluma iyi anlatamıyor. Hani
    bir roman var 25 – 30 baskı yaptı denizi, denizciliği anlatmak istiyor ama
    anlatamıyor, onun gibi.
        İzmir Aliağa Tersanesi’nde havuz işlemi
    bittikten sonra TCG.Değirmendere (A-576) açık deniz römorkörü ile TCG.AĞ-6
    (P-308) şamandıra dökme ve denizaltı kurtarma çan gemisi, aynı zamanda havuzdan
    indirilmek isteniyor.
    AĞ-6 salimen havuzdan çıkıyor. Değirmendere daha havuzda kızaklar üstünde
    “domuz damları” ve yan besleme takozları/ takaryalar devre dışı kalmadan önce
    iskeleye, sonrada sancağa yatıyor, alabora oluyor. İçerde Deniz Tesfiye
    Fabrikası’ndan 2 işçi var.
        AĞ-6
    desteklerden kurtulduktan sonra çekiciler onu havuzdan çıkarıyor. Burada
    muhtemelen Değirmendere’nin yan takozları kayıyor, önce  iskeleye meyil ettiğinde sancak destekler
    kurtuluyor, aksi yöne meyledince de takoz ve tutucu payandalar olmadığından tekne
    sancağa alabora oluyor. Tabii, şuanda
    bilinmeyen başka sebeplerde olmuş olabilir.
       Bu havuz, “pontonlu – Yüzer havuz” olarak
    adlandırılıyor. Dalış ve çıkışlar
    paralellik arz etmeli. Eğer bu paralellik sağlanamazsa, pontonlardaki su
    dengeli olarak tahliye edilemezse, kaymalar sonucu alabora olmak kaçınılmaz
    olur.
        Geminin biri havuzdan çıkarken diğeri de
    çıkmalıydı. Ancak alabora olduktan sonra acil yangın söndürme sistemi
    bilinmeyen bir nedenle devreye giriyor. Makine dairesini karbon monoksit gazı
    basıyor. Çeşitli yaralanmalar hariç 7 er, 1 astsubay ve 2 işçi havasız kalıyor,
    zehirlenerek boğuluyor, şehit oluyor. (Yukarıdaki bilgiler basında da yer
    aldı.)
        Burada dört sorumlu amir var: a-) Havuz komutanı ( müessese sivilse
    müdürü) b-) Havuzlama mühendisi c-) Gemi komutanı d-) Gemi baş mühendisi (B.Ç.)
        Elim olay kaza mı, facia mı bilmiyorum!
    Konu ile ilgili DİSK ve Limter-İş sendikaları kesif hatalardan bahsediyorlar
        Biz ne zaman denizci bir ülke olacağız?Kaza
    kurbanlarından teskere bırakarak TSK’ da kalmak isteyen 21 yaşındaki er Mert
    Paşalı’nın Gelibolu’da yapılan cenaze merasimini seyrettim. O ve diğer şehitler
    yürekleri dağladı. .
        Deniz Kuvvetleri inşallah 30 Ocak 1985’te Seferihisar –Sığacık
    Körfezi’nde batan  Ç – 136’da şehit olan 40
    denizciye çok görülüp verilmeyen “Şehitlik Mertebesi” ni bunlardan esirgemez.
    Bunlar Türkiye – Irak hududunda kaçakçılık yaparken ölmediler.
        O 40
    şehit ailelerinden bazılarının yoksul olup zorda olduğu haberleri geliyor.
        2013 zor geçti, gelecek yıl daha zorlu
    olacağa benziyor. Yeni yılın bütün
    insanlığa ve Türk Dünyası’na huzur ve mutluluklar getirmesini dilerim.  31 Aralık 2013
                                                                              Babür Hüseyin ÖZBEK

     

    ortac tepe <orta...@gmail.com> Dec 31 02:32PM +0200  

    Fwd: Next Level
     
     
    *Bu rezidansların sırrı ne*
    Ankaralılar bilir. Eskişehir yolundan Konya asfaltına çıkarken, eskiden
    bir sürücü kursunun pisti olan, fi tarihinde Anadolu Ajansı’na tahsis
    edilen sonra her ne hikmetse Bayındır Hastanesi’ne münasip görülen, Ufuk
    Hastanesi’ne de sınır olan Ankara’nın en değerli arsasındaki bir
    yapılaşmadan söz edeceğiz. Bu kıymetli arsa, son kertede “*eşraftan*” Fatih
    Erdoğan’ın “*Pasifik İnşaatı*”na nasip oldu ve sayesinde “*bağzı*”
    Ankaralılar kutu kutu pense evciklere eşek yükü paralar dökerek, “*üst
    aşama*”lı yaşamlar vadeden “*Next Level*”lı oldular.
    Armada'nın karşısındaki devasa iki kuleden oluşan, bir tarafında Ufuk
    Üniversitesi Hastanesi, öbür tarafında ise Melih Gökçek’in milyonlar döküp
    yaptırdığı, sonra yine milyonlar döküp söktürdüğü “*roller coaster*” binası
    bulunan Next Level’ın konumlandığı 25 dönümlük bu arazi, Ankara’nın en
    değerli arsalarından biri.
    *AŞTİ MANZARALI 3,5 MİLYONLUK DAİRELER*
    Konya Yolu’na dönerken birdenbire, kendiliğinden bitivermiş gibi azametle
    dikilen, 105 konuttan oluşan bu kibirli sitede 1+1′den 5+1′e kadar farklı
    daire alternatifleri bulunuyor. Dairelerin fiyatı ise, 3 bin 400 liralık
    yoksulluk sınır altında yaşayan çok büyük kitlenin duyduğunda topuklayıp
    kaçacağı cinsten. 1+1 dairelerin fiyatlarının 760 binle 914 bin lira
    arasında olduğunu söyleyeyim gerisini siz anlayın.
    Projenin 426 metrekarelik 7 kral dairesinden 4’ü satılmış. “*AŞTİ
    manzaralı*” bu dairelerin 3 milyon 300 bin liraya alıcı bulduğunu
    kaydedelim. İstanbul’da Boğaz manzaralı bir daire sahibi olmak varken, AŞTİ
    ve Ulusoy Garajı manzarasına bu kadar parayı bastıran Ankaralı “*hür
    teşebbüs*”ün Başkent sevgisine şapka çıkarıp devam edelim.
    Pek janjanlı ve pek bir civelek bu projede rezidans dairelerin yanı sıra,
    133 ofis, 40 bin metrekarelik AVM de yer alıyor. Şirketin 35 yaşındaki
    patronu Fatih Erdoğan, Mayıs 2012’de TOKİ’nin AVM’deki payını da 147 Milyon
    TL’ye satın aldıklarının açıkladı. TOKİ bu altın yumurtlayacak hissesini
    neden sattı bilinmez ama Erdoğan, ticari zekasını kanıtlarcasına bu bölümü
    satmayıp 150 dükkândan ayda 1 milyon 250 bin olmak üzere yılda 15 milyon
    Euro kira geliri beklediklerini belirtiyor.
    Alınan bilgilere göre, şimdilik projeden 243 adet bağımsız bölüm
    satılırken, karşılığında TOKİ’ye 92.9 Milyon TL para ödendi.
    *BAHTI AÇIK “ENİŞTE”*
    Next Level’lılar kusura bakmasın, onların parası biz züğürtlerin çenesini
    biraz daha yoracak. Çoluk çocuk derken, enişte, baldız, dünür çevresine
    yatay geçiş yapan sonra halka halka genişleyerek “*aynı güneş altında namaz
    kılanla*r” kontenjanından oluşan çevresini zenginleştirme uğruna, ülkesine
    yağmacı işgal kuvveti gibi dalan “*siyasi şebeke*”yle mi karşı karşı
    karşıyayız, yoksa “*helal kesim*” bir sofra mı karşımızdaki biraz
    kurcalayacağız.
    Toplam 25 bin 195 metrekare alana sahip bu yerin “*Arsa Satışı Karşılığı
    Gelir Paylaşımı İhalesi*” 18 Ocak 2010 tarihinde yapıldı. İhaleye 6 firma
    teklif verdi ancak sözlü turda 3 şirket ihaleden çekildi ve ihale, toplam
    gelirden arsa satış karşılığı idare payı geliri olarak 106 milyon 200 bin
    TL teklif eden Pasifik İnşaat’a kaldı.
    Peki bu Pasifik İnşaat neyin nesi kimin fesi?
    Şirket, 1986 yılında kurulan Ortaköy Çay San. ve Tic. A.Ş (ORÇAY), 1995
    yılında kurulan ORPAŞ Gıda San.ve Tic. A.Ş. ve 2003 yılında kurulmuş olan
    İlerleyen Yapı İnşaat Taahhüt Gıda Turizm Eğitim Hizmetleri Limited
    Şirketi’ni bünyesinde barındıran Pasifik Grubu’na ait. “*Pasifik İnşaat*”
    ise ihaleden 2 yıl önce 2008’de kurulmuş.
    Grubun bahtı, AKP MKYK üyesi Asuman Erdoğan’ın eşi Fatih Erdoğan’ın 16
    Kasım 2009’da buraya ortak olmasından sonra açılmış. Şirket, Erdoğan’ın
    kendilerine ortak olmasından sadece iki ay sonra TOKİ’nin ihalesine girmiş
    ve bu ballı arazinin, “*yüzde 31 idare payıyla*” ihalesini kapmış.
    Şirketin diğer ortakları ise 31 Aralık 2009 tarihli Türkiye Ticaret Sicili
    Gazetesi’ne göre, Abdülkerim Fırat, Mehmet Erdoğan, Ayşe ve Mehmet Yılmaz.
    *YÜZDE 31 NASIL YÜZDE 30 OLDU*
    Ankara’nın en değerli bölgesinde yüzde 50-60’la kat karşılığında arsaların
    müteahhide verildiği bir bölgede TOKİ, Pasifik İnşaat’a burayı yüzde 31’le
    verdi. Ama bu garipliğin üstüne cila çeker gibi başka bir ilginçlik daha
    meydana geldi ve 1 Mart 2010’da imzalanan sözleşmede, Pasifik İnşaat’ın
    yüzde 31’lik teklifi, yüzde 30’a düşüverdi. Mali değeri 4-5 trilyon olarak
    ifade edilen bu yüzde 1’lik hissenin nasıl buharlaştığı ve nerelere gittiği
    şimdilik sır…
    14 milyon 675 bin teminatı bir kamu bankası olan Halkbank tarafından
    verilen Next Level’ın açılışı, “*hikmetinden sual olmaz şahıs*” tarafından
    yapıldı. “*I have a dream*” kıvamında "*Bir hayalimi açıkça sizlerle
    paylaşmak istiyorum*” diye sözlerine başlayan alemlerin efendisi, “*Gönül
    isterdi ki, TBMM'nin penceresinden Kızılay'a doğru baktığımızda Ulus'u,
    Eski Meclis Binası'nı, Ankara Kalesi'ni görelim. Arada da sadece yeşil
    alanlara, yayaların rahatça dolaşabildiği geniş bulvarlara sahip olalım*”
    dedikten sonra anında fabrika ayarlarına dönüp, kalkınmayı dikilen bu dev
    cüsseli binalarla eş tutarak Next Level’lı yaşamlara övgüler yağdırdı..
    Devletin zirvesini kendisine atasından miras kaldığını zanneden “*onlara*”
    göre, kalkınma söz konusuysa gerisi teferruattı. Projedeki bu gariplikleri
    inceleyip esas kalkınanın kim olduğunu kurcalamanın alemi yoktu.
    Gayrimenkul uzmanları Next Level projesinden yaklaşık 1.2 Milyar ABD
    Doları hasılat beklenmesinin yanlış olmayacağını söylüyor. Ama TOKİ nasıl
    bir hesaplama yaptıysa burayı 354 Milyon TL olarak öngörmüş ve kendisine
    proje hasılatından 106.2 Milyon TL verilmesine razı olmuş. Erich Fromm usta
    bu gibi durumlara herhalde “*sadizm*” derdi de biz ne diyeceğimizi
    bilemedik.
    TOKİ yetkilileri, Ankara Çankaya’da yüzde 47’yle hasılat paylaşımı
    yaparken, Next Level’da nasıl bir hesaplama yaptılar, hangi rayici baz
    aldıklarını açıklasalar da uçuk fiyatlı dairelerin arsasının neden bu kadar
    kelepir satıldığının nedenini kamuoyu olarak öğrensek. Bir de yüzde 31’lik
    teklifin nasıl yüzde 30’a indiği, o yüzde 1’lik payın nerelere uçtuğu da
    açıklanması beklenen en önemli soru.
    *ALT GELİR GRUBUNA DÖNMELİ*
    Sayıştay ise TOKİ’nin “*hill*”, “*tower*”, “*kule*”, “*kent*”, “*residance*”
    gibi fiyakalı isimlerle milyon TL’lik konutlar yerine alt gelir grubuna
    yönelik konut projelerine ağırlık vermesi gerektiğini raporlarında
    kaydediyor. Sayıştay’ın yıllardır tekrarladığı öneriyi 2010 yılı raporunda
    bir kez daha tekrarladığını ve 2010 yılı TOKİ Denetim Raporu’nun 101’inci
    sayfasında, TOKİ’nin asıl kuruluş amacına uygun davranması gerektiğine
    işaret ettiğini belirtelim.
    Bu arada Pasifik İnşaat’ın bağlı olduğu Pasifik Grubun bir diğer şirketi
    olan ORPAŞ Gıda’nın da Ankara Büyükşehir Belediyesinin gıda ihalelerinde
    olağanüstü performans gösterdiğini, 2004-2011 yılları arasında 199 milyon
    782 bin 200 liralık gıda ihalesini Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden almayı
    başardığını da ekleyelim.
    *Derya Kırıcı*
    *derya...@gmail.com*
    *Odatv.com <http://odatv.com/>*
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
    __._,_.___
    Reply via web
    post<http://groups.yahoo.com/group/Kolej76/post;_ylc=X3oDMTJxaGFsZ3ExBF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzY3ODUzODkEZ3Jwc3BJZAMxNzA1MDgyMzUzBG1zZ0lkAzI4MjMxBHNlYwNmdHIEc2xrA3JwbHkEc3RpbWUDMTM4NzI5NDg0MA--?act=reply&messageNum=28231>
    Reply
    to sender Reply to group Start a New
    Topic<http://groups.yahoo.com/group/Kolej76/post;_ylc=X3oDMTJldHNpbWc5BF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzY3ODUzODkEZ3Jwc3BJZAMxNzA1MDgyMzUzBHNlYwNmdHIEc2xrA250cGMEc3RpbWUDMTM4NzI5NDg0MA-->
    Messages
    in this topic<http://groups.yahoo.com/group/Kolej76/message/28231;_ylc=X3oDMTM2Z2duc29vBF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzY3ODUzODkEZ3Jwc3BJZAMxNzA1MDgyMzUzBG1zZ0lkAzI4MjMxBHNlYwNmdHIEc2xrA3Z0cGMEc3RpbWUDMTM4NzI5NDg0MAR0cGNJZAMyODIzMQ-->(1)
    Recent Activity:
    Visit Your Group<http://groups.yahoo.com/group/Kolej76;_ylc=X3oDMTJlb3I4bjEzBF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzY3ODUzODkEZ3Jwc3BJZAMxNzA1MDgyMzUzBHNlYwN2dGwEc2xrA3ZnaHAEc3RpbWUDMTM4NzI5NDg0MA-->.
    [image: Yahoo!
    Groups]<http://groups.yahoo.com/;_ylc=X3oDMTJkY2xyajdjBF9TAzk3NDc2NTkwBGdycElkAzY3ODUzODkEZ3Jwc3BJZAMxNzA1MDgyMzUzBHNlYwNmdHIEc2xrA2dmcARzdGltZQMxMzg3Mjk0ODQw>
    Switch to: Text-Only, Daily Digest • Unsubscribe • Terms of
    Use<http://info.yahoo.com/legal/us/yahoo/utos/terms/>• Send
    us Feedback
    .
    __,_._,___

     

    "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Dec 31 02:12PM +0200  

    2013’E DAMGA VURAN OLAYLAR Bu yılın şüphesiz en önemli olayı Taksim Gezi
    Parkı protestolarıydı. Parktaki ağaçların sökülmesini protesto amacıyla
    mayıs ayının son gününde başlayan gösteri yurt geneline yayıldı. Türkiye
    dışında da ses getiren olaylar sadece yaz aylarını değil bütün bir yılı
    etkisi altına aldı
    [image: 2013’E ‘GEZİ’ DAMGASI]
    HABER MERKEZİ
    *OCAK*
    *USTALARA VEDA*
     
    Türkiye ocak ayında basın, sanat ve edebiyat dünyasının önemli isimlerini
    sonsuzluğa uğurlado. Şarkıcı Şenay Yüzbaşıoğlu, edebiyatçı Metin Kaçan,
    dünyaca ünlü Türk ressam Burhan Doğançay, usta gazeteci Mehmet Ali Birand,
    ‘Deprem dede’ lakaplı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, yazar İsmet Kür ve
    sanatçı Ferdi Özbeğen’in ölüm haberleri ocak ayında peş peşe geldi.
     
     
    Yine ocak ayı içinde avukatlar için başörtüsü yasağı kalktı. Çözüm süreci
    kapsamında BDP Heyeti ilk kez İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüştü.
     
     
    *ŞUBAT*
     
     
    *SIERRA CİNAYETİ*
    Ankara’da ABD Konsolosluğu’ndaki canlı bomba saldırısı Şubat ayına damga
    vurdu. İstanbul Zeytinburnu’nda bulunan ABD’li Sarai Sierra cinayeti
    Türkiye gündeminden uzun süre düşmedi. Cumartesi annelerinin simgeleşen
    ismi Berfo Ana’yı (105) da yine bu ay kaybettik. Ay içerisinde Milliyet’te
    Namık Durukan imzası ve ‘İmralı tutanakları’ başlığıyla yayınlanan haber
    Türkiye’nin gündemini belirledi.
     
     
    *MART*
     
     
    *‘ÇEKİLİN’ ÇAĞRISI*
    Mart ayına damga vuran en önemli olay Diyarbakır’da yapılan Nevruz
    Şenliği’nde Abdullah Öcalan’ın mesajının Türkçe ve Kürtçe olarak okunması
    ve Öcalan’ın PKK’ya yaptığı ‘çekilin’ çağrısı oldu. Bu çerçevede PKK’nın
    kaçırdığı 8 kamu görevlisi Kuzey Irak’a giden bir heyet tarafından
    Türkiye’ye getirildi. Geçirdiği kalp ameliyatının ardından uzun süre yoğun
    bakımda kalan Müslüm Gürses’in ölümü hayranlarını üzüntüye boğdu.
     
     
    Tiyatrocu Metin Serezli de Mart ayında yaşamını yitirdi. Milliyet
    gazetesinde Yazı İşleri’nde görev yapan arkadaşımız Kadir Pastutmaz kalp ve
    solunum yetmezliği nedeniyle kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
     
     
    *NİSAN*
     
    *AKİL İNSANLAR*
    Nisan ayının birinci gündem maddesi 63 kişilik Akil İnsanlar Heyeti’nin
    açıklanması ve 9’ar kişilik grupların 7 bölgede ziyaretlere başlaması oldu.
    İsrail, Mavi Marmara saldırısıyla ilgili Türkiye’den özür diledi ve
    tazminat görüşmeleri başlatıldı.
     
    Susurluk davasından hükümlü eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, denetimli
    serbestlik çerçevesinde 1 yıl tutuklu bulunduğu cezaevinden tahliye edildi.
     
     
    Piyanist ve besteci Fazıl Say hakkında dini değerleri aşağıladığı
    iddiasıyla açılan davada 10 ay hapis ile cezalandırılması kararı çıktı.
    Hüküm 5 yıllık denetimli serbestlik şartıyla geri bırakıldı.
     
     
    *MAYIS*
    *REYHANLI VE GEZİ*
    Mayısta Türkiye tarihinin en kanlı terör eylemlerinden biri gerçeklişti.
    Hatay Reyhanlı’da belediye önünde patlatılan bomba yüklü iki araç nedeniyle
    52 kişi yaşamını yitirdi. Mayıs ayının son günü ise Taksim Gezi Parkı’nda
    ağaçların sökülmesini protesto ile başlayan Türkiye geneline yayılan
    kitlesel olayların fitili ateşlendi. Çevik Kuvvet’in 30 Mayıs’ta Gezi
    Parkı’nda eylem yapan protestoculara müdahalesiyle başlayan olaylar yaz
    sonuna kadar sürdü. Milliyet gazetesine uzun yıllar emek veren sivil
    akrobasi pilotu Murat Öztürk Adana’da gösteri uçuşu sırasında yaşamını
    yitirdi.
     
     
    *HAZİRAN*
    *YILIN EN UZUN AYI*
    Haziran ayı Taksim Gezi Parkı protestolarının kitleselleştiği, polis
    şiddeti ve protestoların dozunun arttığı bir ay oldu. Eylemcilerden 27
    yaşındaki kaynak işçisi Ethem Sarısülük, Kızılay Güvenpark’taki gösteriler
    sırasında polisin açtığı ateş sonucu kafasından kurşunla vurularak yaşamını
    yitirdi.
     
     
    Ataşehir’de ise bir sürücünün otomobiliyle protestocuların arasına dalması
    sonucu Mehmet Ayvalıtaş yaşamını yitirdi. Eskişehir’de de 19 yaşındaki Ali
    İsmail Korkmaz, sopalı saldırıya uğradı. Kafasına aldığı darbeler nedeniyle
    38 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitiren Korkmaz’ın dövüldüğü ana
    ilişkin güvenlik kameraları görüntüleri ülke genelinde tepkilerin artmasına
    neden oldu.
     
     
    Hatay’daki protestolar sırasında da Abdullah Cömert, kafasına aldığı darbe
    sonucu hayatını kaybetti. Adli Tıp Kurumu, Cömert’in, gaz fişeğinin
    kafasına isabet etmesi sonucu beyin kanaması nedeniyle hayatını
    kaybettiğini belirledi.
     
    İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme
    Derneğinin açtığı davada, belediyenin projesinin yürütmesini durdurduğunu
    açıkladı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da Gezi
    Parkı’nda AVM projesinden vazgeçildiğini ve buraya bir kent müzesi
    yapılmasının düşünüldüğünü açıkladı.
     
    Protestolar devam ederken, Okmeydanı’nda evinden ekmek almaya çıkan 16
    yaşındaki Berkin Elvan, gaz bombasının kafasına isabet etmesi sonucu ağır
    yaralandı.
     
    Diyarbakır’ın Lice ilçesinde karakol yapımına tepki gösteren çevre
    köylerden BDP’li grup ile güvenlik güçleri arasında çıkan arbedede Medeni
    Yıldırım öldü.
     
     
    *TEMMUZ*
    *5’İNCİ YÜZ NAKLİ*
    Gezi Parkı eylemlerinin etkisi devam etti, birçok ilde eylemlere katılan
    kişilerle ilgili kimlik tespitleri ve gözaltılar yapılmaya başlandı.
    Türkiye’nin 5’inci yüz nakli ameliyatı, Akdeniz Üniversitesi’nde yapıldı.
     
    Muğla’da beyin ölümü gerçekleşen Polonyalı turist Andrzej Kucza’nın yüzü ve
    çenesi, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer
    Özkan başkanlığındaki ekip tarafından, 1 yıldır nakil bekleyen 26 yaşındaki
    Recep Sert’e nakledildi.
     
     
    *AĞUSTOS*
    *ERGENEKON DAVASI*
    Başbakan Erdoğan Başkanlığı’nda toplanan Yüksek Askeri Şura’da, Türk
    Silahlı Kuvvetlerinin yeni komuta kademesi belirlendi. Öcalan’ın
    avukatlarının, ‘yeniden yargılanma’ ve ‘cezasının infazının durdurulması’
    talebiyle yaptıkları başvuru Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce reddedildi.
    Yıllarca süren Ergenekon davasında karar açıklandı. Genelkurmay Başkanı
    emekli Orgeneral İlker Başbuğ müebbet hapis cezasına mahkum edilirken CHP
    milletvekili Mustafa Ali Balbay toplam 34 yıl 8 ay hapis cezasına
    çarptırıldı. CHP Milletvekili Mehmet Haberal ise cezası açıklandıktan sonra
    tahliye edildi.
     
     
    *EYLÜL*
    *HELİKOPTER KRİZİ*
    Eylül ayına damga vuran olay Türkiye’nin sınır ihlali yapan bir Suriye
    helikopterini düşürmesi oldu. M-17 tipi Suriye helikopteri TSK tarafından
    düşürüldü.
     
     
    Hükümet Eylül ayı sonunda Demokratikleşme Paketi’ni açıkladı. Bingöl M Tipi
    Ceza İnfaz Kurumundan aralarında terör örgütü mensuplarının da bulunduğu 18
    tutuklu ve hükümlü tünel kazarak firar etti. Firariler ertesi gün kırsalda
    yakalandı. Alkollü içkilerin 22.00 - 06.00 saatleri arasında perakende
    satışını yasaklayan düzenleme yürürlüğe girdi. Sinema ve tiyatro sanatçısı
    Tuncel Kurtiz vefat etti. Kurtiz’in ölümü büyük bir üzüntü yarattı. ‘Şu
    Çılgın Türkler’ kitabının yazarı Turgut Özakman da hayatını kaybetti.
     
     
    *EKİM*
    *MARMARAY AÇILDI*
    Ekim ayında kamuda başörtüsü yasağı ve okullarda Andımız uygulaması kalktı.
    İstanbul’da iki kıtayı denizin altından birleştiren Marmaray projesi 29
    Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda açıldı. Kamuoyunu uzun süre meşgul eden
    Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili davada rekor tazminat kararı çıktı.
    Garipoğlu ailesinin 37 bin 500 lira maddi, 1 milyon 250 bin lira manevi
    tazminat ödemesine karar verildi. Gölcük’te bayram tatilinde Hatay’a giden
    annesi tarafından evde bırakılan bebek öldü. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve
    Sanat Büyük Ödülü Ahmet Kaya’ya verildi.
     
     
    *KASIM*
    *‘KIZLI-ERKEKLİ’*
    Kamuda başörtüsü yasağının kalkmasıyla AK Partili milletvekilleri Meclis’e
    başörtüleriyle geldi. Meclis’te grubu bulunan partilerin kadın
    milletvekillerinin yaptığı konuşmalar güne damgasını vurdu. Öğrenci
    evleriyle ilgili ‘kızlı - erkekli’ tartışması başladı. 10 Kasım’da
    Anıtkabir’i 1 milyon 89 bin 615 kişi ziyaret etti ve bir rekor kırıldı.
    Uzun süredir gırtlak kanseriyle mücadele eden gazeteci Savaş Ay ile
    tiyatrocu Nejat Uygur hayatını kaybetti.
     
     
    *ARALIK*
    *OPERASYON ŞOKU*
    Aralık ayına 17 Aralık’ta patlak veren operasyon damgasını vurdu.
    Soruşturma kapsamında işadamları, bürokratlar ve devlet memurları hakkında
    kara para aklama, rüşvet ve altın kaçakçılığı suçlaması getirildi.
    Soruşturmayla ilintili olarak 4 bakan istifa ederken Bakanlar Kurulu’nda da
    büyük revizyon gerçekleşti ve 10 yeni isim girdi.
     
     
    CHP Milletvekili Mustafa Balbay tahliye edildi. İzmir’deki askeri tersanede
    bakımı yapılan römorkör suya indirildiği sırada alabora olarak yan yattı ve
    8’i asker 10 personel yaşamını yitirdi.
     
     
    *SANAT DÜNYASI REKORA DOYMADI*
     
     
    * Picasso’nun ‘Le Reve’ isimli tablosu 155 milyon dolara satılarak, bugüne
    kadar ABD’li bir koleksiyonerin satın aldığı en pahalı eser unvanını aldı.
     
    * Fahrelnissa Zeid’ın ‘Atom Patlaması ve Bitkisel Hayat’ isimli tablosu 2
    milyon 741 bin dolara satıldı. Zeid, Ortadoğu’nun en yüksek fiyatla satılan
    eserini resmeden kadın sanatçı unvanını kazandı.
     
    * Dan Brown’ın ‘Cehennem’i, ilk haftasında 369 bin kopya satarak bir rekora
    imza attı.
     
    * 4 yıl süren protestolara rağmen tarihi Emek Sineması, kamuya ait olmasına
    rağmen yerine AVM yapılmak için özel inşaat firması Kamer tarafından
    yıkıldı.
     
     
     
    *2013 DÜNYAYA HEM ACI HEM DE YENİLİKLER GETİRDİ*
     
    *SÜRPRİZLERLE DOLU BİR YIL*
     
     
     
    *Yaşanan felakette 10 bin kişi hayatını kaybetti.*
     
     
    *FİLİPİNLER*
    Filipinler’i vuran Haiyan tayfunundan ABD’nin dinleme skandalına kadar pek
    çok gelişme 2013’e damga vurdu. Mucize kanser tedavisi immünoterapi ve
    Kraliyet bebeği George ise yılın heyecan yaratan gelişmelerinden...
     
     
    * Haiyan Tayfunu: Filipinler’i 8 Kasım’da vuran tayfun 10 bin kişinin
    ölümüne neden oldu.
     
    * Bangladeş’te fabrika faciası: Başkent Daka’daki fabrika çöktü, 1100 işçi
    öldü.
     
    * NSA sızıntısı: ABD’li Edward Snowden, Amerikan Ulusal Güvenlik
    Dairesi’nin (NSA) tüm dünyayı gizlice nasıl izlediğini kanıtlayan belgeleri
    sızdırdı.
     
    * Mısır’da askeri darbe: Mısır’ın Genelkurmay Başkanı el Sisi komutasındaki
    Mısır Silahlı Kuvvetleri yönetime müdahale etti.
     
    * İran’ın nükleer anlaşması: İsviçre’nin Cenevre kentinde İran’la yürütülen
    nükleer müzakerelerde 24 Kasım’da anlaşma sağlandı.
     
    * Mavi Marmara için özür: İsrail Başbakanı Netanyahu 22 Mart’ta, Mavi
    Marmara baskını nedeniyle Türkiye’den özür dilediğini açıkladı.
     
    * Rusya’ya meteor düştü: Saatte 60 bin kilometre hızla hareket eden meteor
    Çelyabinsk’te patladı.
     
    * İngiltere kraliyet bebeği: İngiltere Prensi William ve eşi Düşes Kate’in
    oğulları George 22 Temmuz’da doğdu.
     
    * Curiosity Mars’ta su buldu: Mars’a gönderilen keşif robotu Curiosity su
    izine rastladı.
     
    * Tarihi değiştiren kemik bulundu: Bilim insanları 400 bin yıllık bir insan
    iskeletinde DNA buldu.
     
    * Yapay et: Hollanda’da üretilen yapay et ‘tatsız’ bulundu.
     
    * Kansere mucize tedavi: Bilim insanları, kanserle mücadele için
    ‘immünoterapi’yi seçti.
     
    * Papa istifa etti: Papa 16. Benediktus, ilerleyen yaşını gerekçe
    göstererek istifa etti.
     
    * ‘Selfie’ sözlüğe girdi: ‘Telefonla kendi fotoğrafını çekmek’ anlamına
    gelen ‘Selfie’ kelimesi Oxford sözlüğüne girdi.
     
    * Rusya’da Greenpeace krizi: Eylül ayında, Kuzey Buz Denizi’nde Rus Gazprom
    firmasına ait petrol platformunu protesto ettikten sonra tutuklanan Türk
    aktivist Gizem Akhan ve 29 Greenpeace aktivisti yıla damga vurdu. 63 gün
    tutuklu kalan Akhan Türkiye’ye döndü.
     
    * Boston maratonu saldırısı: Saldırıyı Çeçen Çarnayev kardeşler
    gerçekleştirdi.
     
    * Pistorius sevgilisini öldürdü: Güney Afrikalı paralimpik atlet Sevgililer
    Günü’nde sevgilisi Reeva’yı öldürdü.
     
    * İspanya’da tren kazası: 80 kişinin öldüğü olay ülkede son 40 yıldaki en
    büyük kaza oldu.
     
    * Kenya’da AVM baskını: Başkent Nairobi’deki alışveriş merkezinde meydana
    gelen silahlı saldırıda 67 kişi hayatını kaybetti.
     
     
    *En çok Miley Cyrus konuşuldu*
     
    Yıl boyunca dünya çapında en çok konuşulan magazinel isim ABD’li şarkıcı
    Miley Cyrus oldu. Ilımlı tavırlarıyla birçok farklı dinden insanın
    sempatisini kazanan Papa Francesco ve İran’ın yeni cumhurbaşkanı Hasan
    Ruhani en çok konuşulan liderler arasında... İşte 2013’ün en fazla ses
    getiren ünlü isimleri...
     
     
    * Miley Cyrus: ABD’li şarkıcı Cyrus, yılın en çok konuşulan ismi oldu. Time
    dergisinin ‘Yılın Kişisi’ listesinde zirveyi zorlayan Cyrus, MTV Müzik
    Ödülleri’nde yaptığı dansla tarihe geçti.
     
    * Papa Francesco: Arjantinli Jorge Bergoglio 13 Mart tarihinde yeni Papa
    olduğunu ilan etti. Papa Francesco göreve geldiğinden bu yana eşcinsellere
    ve ateistlere karşı ılımlı yaklaşımıyla takdir topladı. Time dergisi de
    Papa Francesco’yu yılın kişisi seçti.
     
    * Malala Yusufzay: Pakistanlı insan hakları aktivisti 16 yaşındaki Malala
    ülkesindeki kızların okula gitmesi için sürdürdüğü mücadele nedeniyle
    Taliban tarafından başından vuruldu. İyileşen Malala yıl boyunca yaptığı
    konuşmalarla kendisinden söz ettirdi.
     
    * Hasan Ruhani: İran’ın yedinci Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani göreve geldiği 8
    Ağustos tarihinden bu yana ılımlı yaklaşımlarıyla konuşuluyor. Ruhani, ABD
    Başkanı Barack Obama ile de telefonda konuştu.
     
    * Jennifer Lawrence: ABD’li aktris Lawrence Hollywood’a farklı bir ses
    getirmesiyle konuşuldu. Lawrence, ‘Silver Linings Playbook’ (Umut Işığım)
    filmiyle En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kazandı.
     
     
    *Mandela 95’inde veda etti*
     
    2013 yılında birbirinden önemli isimler birer birer yaşama veda etti. Güney
    Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela ve Venezuela Devlet Başkanı Hugo
    Chavez bunlardan sadece ikisi...
     
    * Nelson Mandela: Güney Afrika’da Apartheid rejimine son veren ülkenin ilk
    siyasi lideri, 5 Aralık’ta 95 yaşında öldü.
     
    * Hugo Chavez: Venezuela Devlet Başkanı 5 Mart’ta kansere yenik düştü.
    Chavez, 58 yaşındaydı.
     
    * Margaret Thatcher: İngiltere tarihinin tek kadın başbakanı Margaret
    Thatcher 8 Nisan tarihinde 87 yaşındayken meydana gelen felç sonrasında
    hayata veda etti.
     
    * James Gandolfini: ‘Sopranos’ dizisi ile yıldızlaşan Amerikalı aktör, 19
    Haziran’da Roma tatili sırasında hayatını kaybetti. Kalp krizi geçiren
    aktör 51 yaşındaydı.
     
    * Doris Lessing: 2007’de Nobel Ödülü alan İngiliz yazar, 17 Kasım’da 94
    yaşında hayatını kaybetti.
     
    * Paul Walker: 30 Kasım’da ‘Hızlı ve Öfkeli’ filminin yıldızı, 40 yaşında
    araba kazası sonucu öldü.
     
    * Mikhail Kalaşnikof: Rus silah tasarımcısı 94 yaşında hayatını kaybetti.
     
    DIŞ HABERLER
     
     
     
     
     
     
     
    http://gundem.milliyet.com.tr/2013-e-gezi-damgasi/gundem/detay/1815353/default.htm
     
     
     
     
     
    Allah'a emanet olun.
     
    C. Çelik / Ankara ( Konya-Ereğli )

     

    ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com> Dec 31 12:52PM +0200  

    Bediüzzaman'ın 5 talebe <http://www.takvim.com.tr/Index/talebe>sinden
    Manifesto niteliğinde açıklama.
    Bediüz zaman Said-i Nursi'nin hayatta kalan son talebelerinden bir Risale-
    Nur manifestosu
    Allah Bediz Zamana ve kendisine sadık talebelerine Rahmetii artırsın ve
    siyasete bulaşmak gibi yanlış yollara sapanlara da hidayet nasip etsin
    inşallah.
    A.D.Şimşek
    Bediüzzaman'ın 5 talebe <http://www.takvim.com.tr/Index/talebe>sinden ortak
    açıklama
     
    Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin
    talebe<http://www.takvim.com.tr/Index/talebe>leri
    son günlerdeki tartışmalar üzerine kamuoyuna ortak açıklamada bulundu.
    [image: Bediüzzaman'ın 5 talebesinden ortak açıklama]
    *Güncel* <http://www.takvim.com.tr/Guncel>31 Aralık 2013, Salı
    Gönder<http://www.takvim.com.tr/HaberGonderUp/9a743db7-e861-41c2-9413-03073ba58e5f/bediuzzamanin-5-talebesinden-ortak-aciklama-1388488856/2013/12/31>
    YazdırYorum
     
    -
    -
    -
     
    *Etiketler:* risale-i nur
    talebeleri<http://www.takvim.com.tr/index/risalei_nur_talebeleri>
    , talebe <http://www.takvim.com.tr/index/talebe>
     
    - önceki haber<http://www.takvim.com.tr/Guncel/2013/12/31/yilbasi-planlari-desifre-oldu>
     
    Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin
    talebe<http://www.takvim.com.tr/Index/talebe>leri
    Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayramoğlu, Salih Özcan, Mehmet Fırıncı, Abdülkadir
    Badıllı ağabeyler son günlerdeki tartışmalar üzerine kamuoyuna ortak
    açıklamada bulundular.
     
    "İman hizmetinin töhmet altında" kaldığının belirtildiği açıklamada, Risale-i
    Nur talebeleri <http://www.takvim.com.tr/Index/risalei_nur_talebeleri>nin
    siyasete bakışına dair metinler yer aldı.
     
    *Açıklamada şöyle denildi:*
     
    Risale-i Nur Külliyatının müellifi ve Risale-i Nur hizmetinin müessisi
    Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin hizmetinde bulunmuş ve bu Kur'ân ve
    iman hizmetinin esaslarını bizzat ondan ders almış talebeleri olarak,
    aşağıdaki hususları muhterem kamuoyuna duyurmak ihtiyacını hissetmiş
    bulunuyoruz:
     
    *1.* Risale-i Nur'un hizmet esasları içinde Bediüzzaman Hazretlerinin en
    fazla üzerinde durduğu ve büyük bir hassasiyetle riayet etmeyi bize ve
    bütün Nur talebelerine ders verdiği husus, bu hizmetin sadece ve sadece
    iman hizmetinden ibaret olduğudur. Pek çok mektuplarda tekrar tekrar
    zikredilen bu husus, bir Emirdağ mektubunda da şu şekilde ifade edilmiştir:
     
    "Risale-i Nur hiçbir şeye âlet olamadığını ve rızâ-yı İlâhiyeden başka
    hiçbir maksada vesile olamadığını ve doğrudan doğruya herşeyden evvel iman
    hakikatlerini ders vermek ve biçare zayıfların ve şüpheye düşenlerin
    imanlarını kurtarmak olduğunu elbette sizin gibi Nur'un has şakirtleri
    biliyorlar."
     
    Bu hakikat muvacehesinde kamuoyuna şunu arz etmek isteriz ki, insanlara
    hiçbir tarafgirlik gözetmeksizin ve hiçbir menfaat gütmeksizin Risale-i
    Nur'la iman hizmeti vermek ve muhtaç olanların imanlarını her türlü
    tehlike, vehim, vesvese ve şüphelerden korumaya çalışmak ve bu hizmetin
    mukabilinde ne maddî, ne de manevî hiçbir karşılık beklememek, Risale-i Nur
    mesleğinin olmazsa olmaz esasıdır. Bu esas feda edildiğinde, ortada
    Risale-i Nur hizmeti de kalmaz.
     
    *2.* Risale-i Nur hizmetinin gaye ve mahiyeti münhasıran iman hizmetinden
    ibaret olduğundan, onun dışındaki faaliyetler tarafgirlik mânâsına
    gelebilecek her türlü davranıştan şiddetle kaçınmak gerekeceği izahtan
    vareste olmakla beraber, Üstadımız bu hususu müteaddit mektup ve
    müdafaalarında tekrar tekrar hatırlatmıştır. Bu mektuplardan birinde, "İman
    dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost, düşman derste
    fark etmez. Halbuki siyaset tarafgirliği bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır.
    Onun içindir ki, Nurcular emsalsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip
    Nur'u - Risale-i Nur'u - hiç bir şeye âlet etmediler, siyaset topuzuna el
    atmadılar" denmektedir.
     
    İman hizmetinde bulunanların hariç cereyanlardan niçin uzak durmaları
    gerektiği, Bediüzzaman Hazretleri'nin şu ifadelerinde de çok net bir
    şekilde açıklanmıştır:
     
    "Risale-i Nur şakirdlerinin, mümkün olduğu kadar, siyasete ve idare işine
    ve hükûmetin icraatına karışmamak bir düstur-u esasîleridir. Çünki hâlisane
    hizmet-i Kur'aniye, onlara her şeye bedel kâfi geliyor. Hem şimdi hükmeden
    öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse,
    istiklaliyetini ve ihlâsını muhafaza edemez. Herhalde bir cereyan onun
    hareketini kendi hesabına alacak, dünyevî maksadına âlet edecek, o hizmetin
    kudsiyetini bozacak... Hem dünya için dinini bırakan veya âlet edenlerin
    nazarlarında, Kur'anın hiçbir şeye âlet olmayan kudsî hakikatleri bir
    propaganda-i siyasette âlet olmuş tevehhüm edilecek. Hem milletin her
    tabakası, muvafıkı ve muhalifi, memuru ve âmisinin o hakikatlarda hisseleri
    var ve onlara muhtaçtırlar. Risale-i Nur şakirdleri, tam bîtarafane kalmak
    için siyaseti ve maddî mübarezeyi tam bırakmak ve hiç karışmamak lâzım
    gelmiş."
     
    Siyaset yoluyla vatana, millete, İslâmiyete hizmet de elbette ki ihmal
    edilecek bir mesele değildir. Ancak herkese eşit şekilde hizmet sunması
    gereken bir iman cereyanının mahiyeti, siyaset yoluyla hizmetten bütün
    bütün farklıdır. Onun içindir ki, cemaat adına siyasî faaliyette bulunmak,
    siyasî partilerle pazarlıklar içine girmek, devlet içinde kadrolaşmak,
    iktidara ortak olmaya çalışmak gibi faaliyetlerin tamamı Risale-i Nur'un
    iman ve Kur'ân hizmetiyle tam bir tezat teşkil etmektedir. Risale-i Nur
    talebeleri böyle faaliyetlerde bulunmayı Üstadlarından miras aldıkları
    kudsî hizmetin kudsiyetini bozmak olarak görürler ve bundan şiddetle
    kaçınırlar. Aynı şekilde, milletin reyiyle iş başına gelen meşrû iktidarı
    muhafaza etmek ve memlekette asayişi ihlâl etme istidadı taşıyan
    hareketlerden şiddetle kaçınmak da Risale-i Nur talebelerinin Üstadlarından
    ders aldığı en mühim esaslar ve düsturlardır; ancak onlar bunu hiçbir zaman
    bir menfaate âlet etmezler, bir tarafgirlik haline getirmezler.
     
    Nitekim Umum Nur talebelerine Üstad Bediüzzaman'ın vefatından önce vermiş
    olduğu en son derste:
     
    "Aziz kardeşlerim, bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket
    değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i
    İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet İmân
    hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz"
    denilerek, asıl yapmaları gereken şey ifade edilmiştir.
     
    *3.* İman hizmetinin mahiyeti kadar metodları da menfi siyasetin icabı
    telâkki edilen âdet ve uygulamalardan uzaktır. İmanın esası olan doğruluk,
    iman hizmetinin de en mühim esasıdır; yalan, iftira, iki yüzlülük, hile
    gibi fiil ve metodlar hiçbir zaman iman hizmetine yanaşamaz. Üstadımız
    Bediüzzaman Hazretleri, yol, sıdk ve doğruluk üzere olmaktır, der:
     
    Sual: Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?
     
    Cevap: Doğruluk.
     
    Sual: Daha?
     
    Cevap: Yalan söylememek.
     
    Sual: Sonra?
     
    Cevap: Sıdk, ihlâs, sadâkat, sebat, tesanüd.
     
    Sual: Yalnız...
     
    Cevap: Evet...
     
    Sual: Neden?
     
    Cevap: Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu burhan kâfi
    değil midir ki, hayatımızın bekası, imanın ve sıdkın ve tesanüdün
    devamıyladır?
     
    Bir müdafaasında da "Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve
    komitelerle münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz" demek suretiyle,
    Risale-i Nur hizmeti ile diğer faaliyetler arasındaki bu temel metod
    farkını ayrıca teyid ve tasrih etmiştir.
     
    *4.* Siyasî tarafgirliğin en dehşetli neticesini, Bediüzzaman Hazretleri
    bir hatırasında şöyle anlatır:
     
    "İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyeye dair bir kanun-u esasîsi dahi, bu hadis-i
    şerifin, "(Mü'minin mü'mine bağlılığı, parçaları birbirini sımsıkı tutan
    bir bina gibidir)" hakikatidir. Yani, hariçteki düşmanların tecavüzlerine
    karşı, dahildeki adâveti unutmak ve tam tesanüd etmektir. Hattâ en bedevî
    tâifeler dahi bu kanun-u esasînin menfaatini anlamışlar ki, hariçte bir
    düşman çıktığı vakit, o taife birbirinin babasını, kardeşini öldürdükleri
    halde, o dahildeki düşmanlığı unutup, hariçteki düşman def oluncaya kadar
    tesanüd ettikleri halde; binler teessüflerle deriz ki, benlikten,
    hodfuruşluktan, gururdan ve gaddar siyasetten gelen dahildeki tarafgirane
    fikriyle, kendi tarafına şeytan yardım etse rahmet okutacak, muhalifine
    melek yardım etse lânet edecek gibi hâdisâtlar görünüyor. Hattâ, bir sâlih
    âlim, fikr-i siyasîsine muhalif bir büyük sâlih âlimi tekfir derecesinde
    gıybet ettiği; ve İslâmiyet aleyhinde bir zındığı, onun fikrine uygun ve
    taraftar olduğu için hararetle senâ ettiğini gördüm. Ve şeytandan kaçar
    gibi, otuz beş seneden beri siyaseti terk ettim."
     
    İşte bu sebepten, tıpkı Bediüzzaman Said Nursî gibi, onun talebeleri de
    siyasî tarafgirliklerden uzak durmakta ve bu iman ve Kur'ân hizmetine
    hiçbir siyasî tarafgirlik gölgesi düşmemesi için azamî itina
    göstermektedirler.
     
    *5.* Biz Risale-i Nur talebeleri, hizmetimizin prensiplerini kaynağı Kur'an
    ve Hadisten ibaret olan Risale-i Nur'dan ve onun müellifi olan Bediüzzaman
    Said Nursî'den alırız. Mevkii, maddî veya manevî makamı, şöhreti, ünvanı ne
    olursa olsun, hiç kimsenin indî tevilleri Risale-i Nur talebeleri için bir
    ölçü teşkil etmez. Risale-i Nur memleketimizin ve dünyanın en buhranlı
    dönemlerinden geçerek bugünkü muzaffer konumuna ulaşmışsa, Bediüzzaman
    Hazretlerinin büyük bir hassasiyetle muhafazasına çalıştığı "hizmet
    düsturları" sayesinde bu mümkün olabilmiştir. Yoksa, zamanın ve zeminin
    şartlarına göre hizmet tarzında birtakım değişiklik ve ayarlamalar
    yapılsaydı, şimdi Risale-i Nur hizmeti diye bir şey kalmazdı.
     
    *6.* Son zamanlarda cereyan eden ve hepimizi üzen bazı gelişmeler, siyasî
    mahiyet taşıyan ve Nur'un safî hizmet telâkkisinden çok uzak düşen bazı
    hareketlerin Risale-i Nur ile karıştırılmasını ve bu menfî hareketler
    sebebiyle bu iman hizmetinin töhmet altında kalmasını netice verdiğinden,
    biz Risale-i Nur talebelerinin böyle hareket ve faaliyetlerle hiçbir
    surette alâkamızın bulunmadığını ve bu tür sakat anlayışların asla Risale-i
    Nur'dan kaynaklanmadığını açıklamak zorunda kalmış bulunuyoruz.
     
    Aziz milletimize saygı ile duyurulur.

     

    "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Dec 31 10:25AM +0200  

    *Her şey Allah'ın dilemesiyle olur...*
     
     
     
    “Mesai arkadaşım, ‘Ne et et, paranı çoluk çocuğa karışmadan önce biriktir;
    ben yirmi yıllık devlet memuruyum hala bir ev alamadım.’ dedi. Ben de 30
    yıldır içtiği sigarayla en az bir evi duman ettiğini iddia ettim. Bu
    hatırama bir kitabımda yer verdim, seminerlerimde de anlattım.
     
     
    Sıra benim ev almama geldi. İnşaattan bir ev aldım, yüklenici yıllarca çivi
    çakmadı, mahkemelik olduk. TOKİ’den ev aldım, oturamadığımız için sattım.
    Yıllarca ev baktık Ankara’da. Ben beğendim, eşim ...
     
    beğenmedi, eşim beğendi çocuklar hoşlanmadı, hepimiz beğendik yüklenici
    vazgeçti. Eşimle ikimiz çalışıyorduk, kitaplarımdan da kazanıyordum,
    yeterli paramız vardı ama bir türlü ev alamıyorduk.
     
     
    Bir gece yıllardır ev aramaktan yorulmuş halde gözyaşlarına boğuldum.
    Birden aklıma sigara içen arkadaşıma söylediklerim geldi ve benim de devlet
    memurluğumun yirminci yılına girmek üzere olduğunu fark ettim.
     
     
    Allah’ın neden ev almamıza izin vermediğini keşfettim. Haddimi aşan
    iddiamın kurbanıydım. Allah nasip etmezse, sigara içen, içmeyen, parası
    olan, olmayan hiç kimsenin evi olamazdı. Tövbeler ettim.
     
     
     
    Ardından da, teslimiyet ve tevekkül hissi içinde son bir kez internette
    evlere baktım. Bir apartman projesinin çizim resmi aklımda kaldı.
     
    Ertesi gün kalbim o çizimle ilgilendi. Akşama doğru eşimi çağırdım, o
    semtten geçerken inşaat halindeki binayı gördük. Merak edip içine girdik,
    akşam vakti olduğu için iyi inceleyemediysek de, hayalimizi karşılayan bir
    ev bulmuştuk.
     
     
    Yükleniciye gittik, bir saat pazarlık yaptık, evi aldık, sözümüze güvenen
    yüklenici ertesi gün tapu masraflarımızı kendisi ödeyerek bize evi sattı,
    birkaç gün içinde borcumuzu ödedik, inşaat birkaç ay içerisinde tamamlandı
    ve geçen yılın Kadir gecesinde evimize taşındık.
     
     
    Bu olayla birlikte bir kez daha iman ettim ki, hayatta her şey yüce
    Yaradan’ın hâkimiyeti altında yaşanıyor.”
     
     
     
    Dr. Muhammed Bozdağ
    ​​

     

--
Sayın "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubu üyesi.
grubumuzla ilgili şikayetleriniz ve tavsiyeleriniz grup yönetimine " erzinca...@gmail.com " adresimize bildirin,
Grubumuzda yayınlanan iletilerin yasalar karşısında tüm sorumluluğu yazarına ve iletinin üzerinde değişiklik yapıp yayınlayan üyeye ait olacaktır, İletilerin mutlaka konu başlıklarını yazınız. İletilerinizde Başka bir grubun tanıtımı, url adresleri yada benzeri ibareler bulunması halinde o iletiler yayınlanmayacaktır.. önemle duyurulur. saygılarımızla
---
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU " adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için Turkiye-i...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele adresinde ziyaret edebilirsiniz.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages