58 gün önce idrâk etdiğimiz ve içinde pek çok hikmeti muhtevî olan Müslümanların Yıl Başı sı 01 Muharrem 1435 i hatırlatma bâbın da,tekrâr tebrîk eder,biz Müslüman’larla her hangi bir ilgisi olmayan bu akşamın şenâ’atinden de kaçınılmasının zarûretini belirtirim.
Grup: http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/topics
- Milli hükümetin kurulacagı,Mutlu Yıllar Dilerim [1 Güncelleme]
- YENİ YILIMIZ KUTLU OLSUN ! :) [1 Güncelleme]
- WG: DÜRÜST OL DÜRÜST R.Serdaroğlu.. [1 Güncelleme]
- YENİ YIL MESAJI VE VEDA... [1 Güncelleme]
- KÜLTÜR SANAT ŞİİR DÜNYASI'NDAN KISA KISA DUYURULAR-YAZILAR-ŞİİRLER... [1 Güncelleme]
- "ÖNCE VATAN" Fwd: AKADEMİSYENLERE TALAT P.KOMİTESİ'NE DESTEK ÇAĞRISI [2 Güncelleme]
- Ahmet TAKAN: Şunları söyledi;.......... [1 Güncelleme]
- Yeni yıl... [1 Güncelleme]
- YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN... [1 Güncelleme]
- Mutlu Yıllar [1 Güncelleme]
- [TÜRKİYE:27070] Turkiye-i...@googlegroups.com adlı grubun özeti - 25 Konu konuda 25 İleti ileti [1 Güncelleme]
- WG: Tuncer BAHÇIVAN: İmamların falına baktım [1 Güncelleme]
- [Ciddiyiz Biz Grubu] Ayşegül Akbay Yarpuzlu, Devlet Başkanı Adayı [1 Güncelleme]
- 09-'Tarım savaşı' [1 Güncelleme]
- GERÇEKLERİ YAZABİLEN GAZETELER - 31 Aralık 2013 [1 Güncelleme]
- Yeni yılınız kutlu olsun! [1 Güncelleme]
- YENİ YIL [1 Güncelleme]
- 2013'TEN KALANLAR VE TCG.DEĞİRMENDERE KAZASI [1 Güncelleme]
- Next Level [1 Güncelleme]
- 2013’E DAMGA VURAN OLAYLAR [1 Güncelleme]
- Fethullah Gülen'in genç versiyonundan dua [1 Güncelleme]
- Bediüzzaman'ın 5 talebesinden Manifesto niteliğinde açıklama. [1 Güncelleme]
- Pramitler de elektrik mi üretiliyordu [1 Güncelleme]
- Her şey Allah'ın dilemesiyle olur... [1 Güncelleme]
"yavuz altýndiþ" <elver...@yahoo.com> Dec 30 09:48AM -0800
"T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com> Dec 31 04:09AM +0200
[?]
*Her yeni yıl bir başlangıç, her başlangıç yeni bir umuttur.**Yeni yılda
tüm umutlarımız gerçek olsun !*
[image: image013.gif görüntüleniyor]
*2014'ÜN ÜLKEMİZE, *
*BARIŞ, ESENLİK,** MUTLULUK VE GERÇEK DEMOKRASİ GETİRMESİ DİLEĞİYLE, *
*[?]YENİ YILIMIZ KUTLU OLSUN ![?]*
*LAİK CUMHURİYETLE UYUMLU, *
*GERÇEK BİR DEMOKRASİ VE BARIŞ ORTAMINDA **YAŞAYABİLMEMİZ İÇİN *
*ONURLU UĞRAŞ VERENLERİ KUTLUYOR, *
*SONSUZ BAŞARILAR DİLİYORUM. *
--
"*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
ortak sayılır.*"
Mustafa Kemal ATATÜRK
"Dogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de> Dec 31 10:41AM +0100
Yok yaa, devenin başı artık, Sn.Serdaroğlu'nun istediği şeylere bakın.
"Gapan da gaçan mı" derler adama yaa !
"Yok öyle 25 kuruşa simit"
Aydoğan
* * * *
Von: AHMET AVCI [mailto:ahmet...@gmail.com]
Gesendet: Dienstag, 31. Dezember 2013 07:49
An: undisclosed-recipients:
Betreff: DÜRÜST OL DÜRÜST
<http://rifatserdaroglu.com/author/rserdaroglu/>
http://2.gravatar.com/avatar/b7f3ae179f0d4c6069530f42f554b1b4?s=50&d=identic
on&r=G
<http://rifatserdaroglu.com/2013/12/31/durust-ol-durust/> DÜRÜST OL DÜRÜST
by <http://rifatserdaroglu.com/author/rserdaroglu/> Rifat Serdaroglu
Başbakan Erdoğan'ı ve ekibini çok iyi tanıdığımızdan, belediyeci badem
takımının geçmişlerini iyi incelediğimizden, bunların yeteneksizliklerini
bildiğimizden sürekli olarak eleştirir ve Türk Milletini bunların yalan ve
iftiralarına karşı uyarmaya gayret ederiz.
Bu gün tam aksini yapıp, Başbakan Erdoğan'a içine düştüğü "Yolsuzluk
Kuyusundan" çıkabilme yolunu göstereceğiz. Eğer bizi dinler ve dediklerimizi
yaparsa, hakkındaki tüm iddialar anında çürüyecek ve Erdoğan partisinin adı
gibi "AK" hale gelecektir. Ondan sonra Cumhurbaşkanlık yolu da, Başkanlık
yolu da, isterse Halife-Sultan olmasının yolu da kendisine açılacaktır!
Erdoğan ikide bir gerek siyasi rakiplerine, gerekse kendisini eleştirenlere
"Dürüst Ol Dürüst" diye bağırır. Şimdi biz kendisine aynı şekilde
sesleniyoruz; "Dürüst olduğunuzu iddia ediyorsanız, bizim dediklerimizi
yapacaksınız."
Aksi takdirde size daha önce hatırlattığımız Anadolu deyişini haklı
çıkaracaksınız; "Yamuk ağaçtan düz baston çıkmaz."
Hadi bizi yanıltın ve ne kadar dürüst bir adam olduğunuzu tüm dünyaya
gösterin lütfen.
Yapacağınız iş çok basit.
*Önce siz, eşiniz-oğullarınız-kızlarınız- dünürleriniz-gelinler ve
damatlarınız müşterek bir basın toplantısı düzenleyeceksiniz.
*Hemen yan masaya bir Sayın Noter ve ekibini oturtacaksınız.
*Emekli olmuş, devletle-parayla-pulla-mevki ile ilgisi kalmamış ve görevleri
süresince hiçbir soruşturma geçirmemiş;
"Hazine Müsteşarı- Maliye Bakanlığı Müsteşarı- Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı-Gümrük Müsteşarı-MİT Müsteşarı- Emniyet Genel Müdürü- MASAK
Başkanı- Hesap Uzmanları Kurulu Başkanından" oluşan bir "Akil ve Namuslu
İnsanlar" komitesi kurduğunuzu açıklayacaksınız.
*Bu Komiteye siz-eşiniz-çocuklarınız- dünürleriniz ve tüm Bakanlarınız "Tam
Yetkili Vekâletname" vereceksiniz.
*Bu komite sizlerin yurt dışında ve yurt içindeki tüm nakit-banka hesapları-
gayrimenkullerinizi varsa araştırıp, bulacak.
*Siz TC Başbakanı olarak, bu komiteye İstanbul ilinde 1994 yılından beri
(sizin Başkan olduğunuz mübarek yıl) yapılan "İmar değişikliklerini"
inceleme görevi vereceksiniz.
*Siz TC Başbakanı olarak, Almanya'da görülüp karara bağlanan "Deniz Feneri
e.V" davasında belgelenen ve Türkiye'ye gönderilen paraların kimlere
gittiğini araştırma görevini de bu komiteye vereceksiniz.
*Bu dürüst kişiler yapacakları çalışma sonucunu rapora bağlayıp Türk
Milletine açıklayacaklardır.
*Bu ekibin tüm masrafını, bizler yani "Sizin ve ailenizin dürüst olduğuna
inanmak isteyen" kişiler, yani Türk Milletinin diğer %50' si karşılayacağız.
Sayın Erdoğan;
Gördüğünüz gibi AK olmanız çok basit. Yapacağınız iş, dürüstlükleri tüm
Türk Milleti tarafından kabul edilen bu emekli bürokratlara bir vekâletname
vermekten ibaret.
Sayın Erdoğan,
Bildiğiniz gibi benim rahmetli babam Demokrat Parti Milletvekili idi. Ben TC
Bakanı olarak görev yaparken siz Belediye Başkanı idiniz. Yani sizden
istediğim bu basit işi, sizin de benden isteme hakkınız var. Ben size hem
kendi ailem, hem de birinci-ikinci-üçüncü derece tüm akraba- dost ve
arkadaşlarımdan dilediğiniz kişinin vekâletini vermeyi peşin-peşin taahhüt
ediyorum.
Hadi Sayın Erdoğan;
Siz cesur adamsınız, dürüst adamsınız, sizin ve ailenizin boğazından tek
lokma haram geçmedi. Lütfen şu dediğimi yapın da, hem siyasi rakiplerinizin,
hem size ihanet eden eski yol arkadaşınız, TV canlı yayınında "Okyanus
ötesine selam-sevgi-bağlılık" gönderiyorum dediğiniz şom ağızlıların,
ağızları mühürlensin, yele-yeksan olsunlar, inşallah.
Hadi delikanlım, göster kendini, Kükre ve dürüst ol, dürüst.
Sağlık ve başarı dileklerimle 31 Aralık 2013
Rifat Serdaroğlu
<http://rifatserdaroglu.com/author/rserdaroglu/> Rifat Serdaroglu | 31
Aralık 2013, 6:42 am | Kategoriler: <http://rifatserdaroglu.com/?cat=1>
Uncategorized | URL: <http://wp.me/p3DAx3-5b> http://wp.me/p3DAx3-5b
<http://rifatserdaroglu.com/2013/12/31/durust-ol-durust/#respond> Yorum
<http://rifatserdaroglu.com/2013/12/31/durust-ol-durust/#comments> See
all comments
ahmet kalkan <kalk...@windowslive.com> Dec 31 02:45AM +0200
Değerli grup üyesi arkadaşlarım,Uzunca bir zamandır bu grupta ve öncesinde de bu grubun eski adıyla -Türkiye Haber Grubu-nda sizlerle beraberiz. Ancak sizler için hazırladığım ANLAYANA SİVRİSİNEK SAZ, GEDİĞİNE KONMUŞ TAŞLAR, DUYURULAR ve GERÇEKLERİ YAZABİLEN GAZETELER konulu sıcak gündeme ait gerçekleri aktarmaya çalıştığım iletilerime son günlerde grupta yer verilmiyor. Prensip olarak her türlü SANSÜR'e karşı olmam nedeniyle gruptan ayrılmayı uygun buluyorum. İletilerimi takip etmek isteyen arkadaşlar kişisel ileti adresim olan (kalkanoz@windowslive)'e yazarak bana ulaşabilirler. Ayrıca aşağıya fotoğrafını koyacağım herkese açık Facebook sayfamda da iletilerimin benzerini albüm olarak görebilirler. (Bu iletim de sansüre uğramazsa şayet)Bir gün bir yerlerde tekrar buluşmak umuduyla 2014 yılının herkese sağlık, huzur, mutluluk ve şans getirmesi dileklerimle HOŞÇAKALIN. Her şey gönlünüzce olsun.Ahmet KALKAN
"KERİM ÖZBEKLER" <kerimoz...@gmail.com> Dec 31 12:59AM +0200
KÜLTÜR-SANAT-ŞİİR DÜNYASI'NDAN KISA KISA DUYURULAR-YAZILAR-ŞİİRLER...
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
ANKARA'DA YILLARCA GÜLPINAR EDEBİYAT-ŞİİR DERGİSİ'Nİ YAYINLAYARAK, BİR ÇOK
GAZETECİ-YAZAR VE ŞAİRİN İSMİNİ EDEBİYAT DÜNYASI'NA DUYURAN;ŞAİR, YAZAR.
GÜFTEKAR VE YAYINCI GÜZİDE GÜLPINAR TARANOĞLU, BU GÜN (31 ARALIK 2013
PAZARTESİ GÜNÜ) YATMAKTA OLDUĞU BAYINDIR HASTANESİNDE HAYATA VEDA ETTİ.
CENAZESİ, 02 OCAK 2014 PERŞEMBE GÜNÜ ANKARA'DA Kİ ''KOCATEPE CAMİÎ''NDE
KILINACAK ÖĞLE VE CENAZE NAMAZININ ARDINDAN KARŞIYAKA MEZARLIĞI'NDA TOPRAĞA
VERİLECEKTİR. GAZETECİ-YAZAR VE ŞAİRLERE ÖNEMLE DUYURULUR.
4 OCAK 2014 CUMARTESİ GÜNÜ, SAAT.13.00'DE;İSTASYON MEYDANI-ATATÜRK ANITI
ÖNÜ (ESKİ PTT ÖNÜ) NAZİLLİ-AYDIN ADRESİNDE, SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİ İÇİN
YÜRÜYÜŞ TERTİP EDİLMİŞTİR. YÜRÜYÜŞE AŞAĞIDA Kİ SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI
İŞTİRAK EDECEKTİR, TÜRK OCAKLARI-ŞEHİT AİLELERİ DERNEĞİ-TÜRK EĞİTİM
SEN-ERZURUMLULAR DERNEĞİ-ÜLKÜ OCAKLARI-POSOFLULAR DERNEĞİ-TEMAD MUHARİP
GAZİLER DERNEĞİ-EGE ZEYBEKLERİNİ ANMA VE YAŞATMA DERNEĞİ. YÜRÜYÜŞ SIRASINDA
TÜRK BAYRAĞI DIŞINDA HİÇ BİR FLAMA-PANKART BULUNMAYACAK VE SLOGAN
ATILMAYACAKTIR, İLGİLENENLERE ÖNEMLE DUYURULUR.
FANTAZYA VE BİLİM KURGU SANATLARI DERNEĞİ;1000 TL.ÖDÜLLÜ ÖYKÜ, 3.000
TL.ÖDÜLLÜ KISA FİLM. 1.000 TL. ÖDÜLLÜ İLLUSTRASYON, 3.000 TL. ÖDÜLLÜ ÖYKÜ
KİTABI YARIŞMASI DÜZENLEDİ. SON KATILIM TARİHİ 15 MART 2014, BU KONUDA Kİ
AYRINTILARI AŞAĞIDA Kİ WEB SİTESİNDEN ÖĞRENEBİLİRSİNİZ.
http://www.fabisad.com/gioodulleri
AYRICA DERNEĞİN DÜZENLEYECEĞİ PANEL-SEMİNER-FESTİVAL VB.GİBİ ETKİNLİKLERDE
YER ALMAK İSTEYEN GÖNÜLLÜLERE DE İHTİYACI VAR, BU TÜR ETKİNLİKLERDE YER
ALMAK İSTEYENLER İSE fab...@fabisad.com E POSTA ADRESİ İLE İRTİBAT
KURABİLİRLER. İLGİLENENLERE, ÖNEMLE DUYURULUR.
***************************************************************************************
ABD'NİN RESMİ YAYIN ORGANI OLAN VE TÜRKÇE OLARAK YAYIN YAPAN WEB SİTESİ www.
http://www.amerikaninsesi.com/content/ortadoguda-siddet-ve-ayaklanmalar-2013-yilinda-da-devam-etti/1818981.htmlBAŞLIĞI
ALTINDA VERDİĞİ HABERDE İSRAİL'İN SURİYE'DE Kİ İÇ SAVAŞTA İRAN'IN
VE HİZBULLAH'IN KAYNAKLARINI TÜKETMESİNİN İSRAİL'İ MEMNUN ETTİĞİNİ, AYNI
HABER İÇİNDE MISIR'DA Kİ ASKERİ DARBENİN DE İSRAİL'İN İŞİNE GELDİĞİNİ VE
MISIR ORDUSU'NUN SİNA YARIMADASI'NDA Kİ TERÖR FAALİYETLERİNİ AZALTTIĞINI.
GAZZE'DE Kİ YÖNETİMDE Kİ HAMAS'I DA ZAYIFLATMAYI AMAÇLADIĞINI YAZDI, İŞTE
HABERİN TAM METNİ;
Ortadoğu'da Şiddet 2013'te de Devam Etti
KUDÜS -- İsrail'in bu yıl da en büyük kaygısı İran'ın tartışmalı nükleer
programıydı. Birçok İsrailli Tahran hükümetinin askeri amaçlı olduğunu
düşündükleri nükleer programından vazgeçmeyeceğine inanıyor. Tel Aviv'deki
Ulusal Güvenlik Ensitüsü uzmanı Efraim Kam da bu görüşte: "İranlılar
ekonomik kriz yaşasa da, herhalde bu kadar para ve çabayı projeye bir anda
son vermek için yatırmamıştır. Manevra yapmaya çalışıyorlar, kaz gelecek
yerden tavuk esirgemiyorlar. Fırsatını bulduklarında nükleer programa devam
edecekler."
İsrailli liderler Suriye'deki iç savaşı da yakından izliyor. Suriye
hükümetin, müttefikleri İran ve Hizbullah'ın kaynaklarını bu iç savaşta
tüketiyor olması, İsrail'i memnun ediyor. Ancak Uluslararası Terörle
Mücadele Enstitüsü'nden Eli Karmon'a göre İsrail, Suriye'deki durumu
yakından izlemeye devam etmeli: "Bölge çok sayıda grup, cihatçı, selefi,
savaş beyinin kontrolu altında. Ama yarın kimin eline geçeceğini bilemeyiz."
Suriye'deki iç savaş, bölgede Sünni ve Şiiler arasındaki gerginliği de
arttırdı. Efraim Kam, bunun İsrail'e yaradığını söylemekle birlikte,
bölgede artan İslamcı savaşçıların kaygı yarattığı görüşünde: "Bizi
kaygılandıran, çatışmalar azaldığında bu militanların dikkatlerini bize
çevirmesi. Şimdi olmasa da bu ileride sorun oluşturabilir. Şimdilik küçük
olaylar yaşanıyor, ama gelecekte sorunlar büyüyebilir."
Mısır'daki askeri darbe de İsrail'in işine gelen bir unsur oldu. Mısır
ordusu Sina yarımadasındaki terör faaliyetlerini zayıflattı, aynı şekilde
Gazze'de yönetimdeki Hamas'ı da zayıflatmayı amaçlıyor.
Filistin yönetimiyle barış görüşmelerinin üç yıl aradan sonra
canlandırılması tarafları umutlandırsa da gözlemciler fazla iyimser değil.
Eli Karmon, aşırı görüşlü kesimlerin iki tarafı da kısıtladığı görüşünde:
"Filistinliler'e kısa vadede sembolik toprak kazanımları, daha fazla
hareket özgürlüğü ve ekonomik teşvikler sağlayacak geçici bir anlaşmaya
ihtiyacımız var. Bu sayede nihai bir anlaşmanın önü açılabilir."
Filistin tarafı daha kötümser. Doğu Kudüs'te bulunan PASSIA araştırma
enstitüsü uzmanlarından Hadi Abdülmehdi'ye göre Filistinliler, özellikle
Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim inşaatlarının durdurulması gibi konularda
İsrail'in ödün vereceğine inanmıyor: "Bizi her zaman özerkliğin daha
altında bir statüde tutacaklar. Askeri olarak bizi İsrail yönetecek, Batılı
güçler bizi kontrol edecek ve Filistinliler'e belediye işleri gibi daha
küçük yetkiler verilecek."
İsrailli liderler güvenlik garantisi karşılığında ödün vermeye hazır
olduklarını söylüyor. Ancak son bir yıl içinde yaşanan olayların sıklığı
göz önüne alınırsa, bu olasılığın gittikçe azaldığını söylemek yanlış olmaz.
***************************************************************************************
Konu:KARS'TA GEZİLECEK GÖRÜLECEK YERLER...
Kerim Bey,
Duyarlılığınıza, zahmetinize gerçekten içtenlikle teşekkür etmek istiyorum
bir Karslı olarak ve bir Türk vatandaşı olarak. Tüm Türkiye'yi tanıttığınız
için,
çünkü değerli zamanınızdan ayırıp bilgi ve güzellikler sunuyorsunuz.
hep var olun, selam ve dua ile.(30 Aralık 2013.Pazartesi)
ŞÜKRÜ AKTAŞ (ŞAİR)
www.antoloji.com/sukru-aktas/siirleri/
***************************************************************************************
Noel Baba Kimin Babası?
Ne zaman bitecek bilmem bu masal
Görünce akılda kalmıyor mecal
Bir geyik, bir kızak, bir koca sakal
...................Elinde torbası, sırtta abası
...................Acep Noel Baba kimin babası? ....
Mehmet sahiplenmiş, Corç'un inancı
Yüreğime batan işte bu sancı
Ticarethanende nedir bu hacı
....................Bu ne telaş sende, neyin çabası
....................Söyle Noel Baba kimin babası? ....
Torbası, urbası, haçı da tamam
Yanında süslenmiş bir de koca çam
Adın da Mehmet'miş bre hey hocam
....................Kusura bakma da sözün kabası
....................Ha bu Noel Baba kimin babası? ....
Ne olursun kardeş azcık şöyle dur
Manzarayı aklın süzgecine vur
Nerede feraset, nerede şuur
....................Yok mu içerinde bir 'Acaba' sı
....................Şaştım Noel Baba kimin babası? ...
Şu kukla ardında neler gizliyor
Mubarek ceddinin ruhu sızlıyor
Söyle söyle sanki sinek vızlıyor
.....................Üstüne üstlük, israf cabası
.....................Düşün Noel Baba kimin babası? .....
Seyfeddin Karahocagil (Amasya)
www.antoloji.com/seyfeddin-karahocagıl/siirleri/<http://www.antoloji.com/seyfeddin-karahocag%C4%B1l/siirleri/>
***************************************************************************************
BÜLENT ESİNOĞLU'NDAN 1 MAKALE;KARŞILIKLI OPERASYONLAR VE ORDU...
Bülent ESİNOĞLU
bulente...@gmail.com
Operasyon sözcüğü toplumsal yaşamımızın bir parçası olduğundan bu yana, her
olayı savaş mantığı içinde, anlamak ve yorumlamak kaçınılmaz oluyor.
Bizlerin yıllardır yazdığı, söylediği, artık herkesin bilineni haline
gelen, gladyoyu bir kez daha ifade edelim.
NATO'ya bağlı ülkelerde, NATO'nun hükümetleri ve devleti denetlemek,
yönlendirmek üzere yerleştirdiği, gizli operasyonel organizasyondur.
Yerli uzantıları vardır. Akıl ve strateji Amerika'dan gelir.
Gelen bu stratejiye uygun olarak, yerli işbirlikçiler uygulamaları
yürütürler.
Her kritik noktada, gladyonun elemanı vardır.
Siyasi partiler içinde ideologları, önemli sivil toplum kuruluşları içinde,
birinci veya ikinci adamları, ya da ideologları gladyonun elemanıdır.
Çok sayıda köşe yazarları vasıtasıyla, diğer köşe yazarlarını yönlendiren
yazarları vardır.
Bilfiil silahlı operasyon yapan, suikast tertipleyen elemanları, siyasete
şiddet yolu ile yön verenlerdir.
Gladyo, sadece Cemaatin içinde yoğun bir şekilde örgütlü olmasının
ötesinde, MİT, ordu ve hükümet kanadında da örgütlüdür.
İhsan Sabri Çağlayangil'in "CIA altımı oyuyor" sözünü burada hatırlamalıyız.
Bunları nereden biliyorsunuz derseniz, NATO ülkelerinde, bilhassa
İtalya'da, Gladyonun tasfiye sürecindeki olanları okursanız, işin
vahametine çabucak vakıf olursunuz.
17 Aralık'ta başlayan operasyon göstermiştir ki, gladyo ikiye bölünmüştür.
Operasyonel kısmının Cemaatin elinde kalmış olduğu anlaşılmaktadır.
AKP iktidarı öncesinde, ordunun içinde olan gladyonun önemli bir kısmı,
orduya operasyon yapılacağı için, emniyetin içine taşınmıştı.
Eşbaşkalık bunu gerektirdiğinden, AKP kendi eliyle, gladyoyu cemaatin içine
getirmişti.
"Ne istediler de vermedik" ifadesi bunun karşılığıdır.
Şimdi emniyetin içinde, yeni tayinler ile temizlemeye çalıştığı kişiler
bunlardır.
Böyle baktığımızda, yerli gladyonun yönetimi Cemaatin elindedir.
Daha önce, cemaat ve hükümet bir olmuş, darbe demokrasi tellallığı altında,
ordu içindeki Kemalist subayları Silivri'ye taşınmıştı.
Tabi ABD'nin asıl amacı, sermaye ihracının ve ulusal pazarların tekeller
eliyle kontrol edilmesiydi. Buna engel olan parti, aydın ve subayları
enterne etmekti.
Evet, operasyonlar yapıldı. Özelleştirmeler ile ulusal pazarlar yağmalandı.
Ancak toplumsal ahenk bozuldu. İşsizlik artı. Kavga çoğaldı.
Halk devrimlerinin işaretleri belirdi.
Hem halkın gazını almak, hem de kendi kazanımlarını sürdürmek adına, ABD
yeni bir operasyona girişti
Bu kez orduyu kullanamadığından, sadece cemaatin elindeki gladyo ile bu işi
yapmaya çalışıyor.
Ne cemaat operasyonu durdurabilir, ne de cemaat ve onun arkasındaki Amerika...
Birisi, birisine üstün gelmek zorundadır. Artık bu iki taraf, düşmanları
ile işbirliği yaparlar. Ama aralarında uzlaşamazlar.
Taraflar kelle düşürmeden, bu savaş durmaz.
Bu gün yeni bir gelişme daha oldu.
Erdoğan, düşmanlarının sayısını azaltmak adına, bir işe girişti. TSK
Erdoğan aynı cephede yer aldı.
TSK'nın komutanları, Türk halkı önünde, Amerikan operasyonuna karşı
kendisini koruyamayan bir duruma düşmüştü. Bin subayı esir alınmıştı.
Buradan şunu söyleyebiliriz. Silivri'nin boşaltılması yakındır.
Olur mu, olmaz mı önümüzdeki aylarda göreceğiz.
Çünkü bunların birbirlerini suçlamaları öyle bir aşamaya gelecek ki, iki
tarafın da, suçluluğu halkın nezdinde netleşecektir.
Her ikisinin de, bir zamanlar, birlikte Amerika için çalıştıkları ortaya
çıkacaktır.
Muhalefet alternatif olmadığından, o da gladyodan medet umduğundan,
seçimlerdeki belirsizlik daha da artacaktır.
Mahalli secimler bu savaşın gölgesinde yapılacaktır.(30 Aralık
2013.Pazartesi)
***************************************************************************************
DUA...
Ulu Tanrı'm, şu karanlık yolları,
Bizi Sana ulaştıran yollar et!
İhtirasla kilitlenmiş kolları,
Birbirini kucaklayan kollar et!
Muhabbetin gönlümüzde hız olsun,
Güttüğümüz Hakk'a varan iz olsun,
Önümüzde uçurumlar düz olsun,
Yolumuzda dikenleri güller et!
Dalâlette bırakıp da insanı,
Yapma arzın en korkulu hayvanı;
Unutturma doğruluğu, vicdânı,
Bizi, Sana lâyık olan kullar et!..
ORHAN SEYFİ ORHON
***************************************************************************************
Türk Anneler Derneği İzmir Şubesi "Yurdum Kadını" Konulu Ulusal Fotoğraf
Yarışması Düzenledi, birinciye 1.500 Tl. ödül verilecek...
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
Amaç: "Çağlar öncesinden gelen ve ülkemizde özellikle Kurtuluş Savaşı
sonrası M. Kemal Atatürk'ün devrimleri kapsamında tanınan haklarla birlikte
kimliği daha da öne çıkan ve değer kazanan kadınlarımızın önemi ve yaşam
sürecinde çeşitli dönemlerde verdiği varoluş mücadelesini bir kez daha
vurgulamak; toplumumuzda kadının ötelenmiş kimliğinin değişimine katkı
sağlamak; sosyal, kültürel, ekonomik ve psikolojik boyutlarda ülkemizde
"kadın" algısını görsel vurgularla arttırmak.
Bu noktadan hareketle Kadın dostu, sanata ve sanatçıya önem veren Konak
Belediyesi, kuruluş amacı "kadın ve çocuk yararı" olan Türk Anneler Derneği
(TAD) İzmir Şubesi ile ortaklaşa olarak yarışmalı fotoğraf sergisi
düzenlemeye karar vermiştir.
Konu: Konak Belediyesi ve Türk Anneler Derneği İzmir Şubesi'nin ortaklaşa
düzenlediği Fotoğraf Yarışması'nın konusu "Yurdum Kadını" olarak
belirlenmiştir.
KATILIM KOŞULLARI ŞU ŞEKİLDEDİR;
1- Yarışma, Düzenleme Kurulu, Yarışma Sekreteryası, TFSF Temsilcisi ile
Seçici Kurul üyeleri dışında tüm katılımcılara açıktır.
2- Fotoğrafların daha önce herhangi bir yarışmada ödül almamış olması
gerekmektedir. Adaylar Siyah-Beyaz veya Renkli Baskı olarak en çok 5 (beş)
adet fotoğrafla katılabilir. Fotoğraflar belge niteliği taşıyacağından
başkalaştırılmaya gidilmemeli, renk ve formları bozulmamalı,
değiştirilmemeli, gerçekte olmayan bir unsur eklenmemeli veya
çıkarılmamalıdır. Renk ayarı, keskinlik, kontrast ayarlamaları gibi basit
muameleler fotoğrafın genel görüntüsünü bozmayacak şekilde yapılabilir.
Gerektiğinde fotoğrafın ve /veya fotoğrafların orijinal halleri
istenecektir.
3- Eserlerin Boyutları: Fotoğraflar kısa kenarı en az 18 cm, uzun kenarı en
fazla 45 cm olacak şekilde paspartusuz-çerçevesiz, sadece basılı olarak
gönderilmelidir. Ayrıca fotoğraflar baskıları dışında en az 300 dpi
çözünürlükte (2.400 pixel), JPEG formatta, baskı kadraj ve boyutunda
dijital ortamda CD/DVD'ye kayıtlı olarak gönderilecektir.
4- Eserlerin İşaretlenmesi: Baskıların sağ arkalarına yapıştırılacak
etiketlere, 6 rakamdan oluşan bir rumuz ve sıra numarası (Örneğin: 123456-1
gibi) yazılmalıdır. Eserin adlandırılmasında katılım formundaki sıra
numarası yazılmalıdır.
5- Eserlerin Ulaştırılması: Katılımcılar katılım formunu eksiksiz olarak
doldurduktan sonra fotoğrafların kayıtlı olduğu CD/DVD ile birlikte zarfa
koyacak bu zarfın üzerine sadece rumuz yazılacaktır. Sonra eserler bu
zarfla birlikte daha büyük bir zarfa konulacaktır. Zarf postada zarar
görmeyecek şekilde kapatıldıktan sonra, Yarışma Sekreteryası adresine, son
katılım tarihi saat 17.00'ye kadar elden teslim edilmesi ya da posta/kargo
yolu ile teslimat en son katılım günü saat 17.00'ye kadar olacak biçimde
gönderilmesi gerekmektedir. Bu tarihten sonra yapılacak teslimatlar
alınmayacaktır. Posta/kargo ile gönderim sırasında oluşacak gecikmeler ve
zarar gören eserlerden Konak Belediyesi ve Türk Anneler Derneği İzmir
Şubesi sorumlu
erdem akyuz <erd...@gmail.com> Dec 31 03:44AM +0200
Değerli çalışmalarınıza bir katkı olarak, Komitenize "Ermeni Sorunu ve
Türkler" isimli, kolay okunur ve anı ve tarihi bilgilere dayalı; Türkçe,
İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinde yazılı kitabımdan 10 adedini
yollayamak istiyorum. Kitap kapağı eklidir.
Saygılarımla.
Av.A.Erdem Akyüz
2013/12/30 Sili Ozerdim <silio...@gmail.com>
Sili Ozerdim <silio...@gmail.com> Dec 30 10:36PM +0200
https://www.facebook.com/pages/Talat-Pa%C5%9Fa-Komitesi/452400391549248?fref=ts
Değerli Vatanseverler ve Akademisyenler,
Bilindiği gibi; İsviçre Hükümeti 2008 yılında değerli Doğu Perinçek'i
"Soykırım yapmadık. Vatanımızı savunduk.
Ermeni soykırımı, emperyalist bir yalandır. Soykırım yoktur." dediği için 90
gün ertelenmiş hapis cezasına ve
3.000 İsviçre Frankı para cezasına çarptırmıştı. İtiraz üzerine hapis
cezası para cezasına çevrilmişti.
Sayın Perinçek'in bu olay üzerine AİHM'de açmış olduğu dâvâ geçenlerde
sonlanmış ve "Ermeni Soykırımı Yoktur"
söyleminin suç olmadığına karar verilmişti.
Bu karar Türkiye için çok büyük bir adımdır ancak sıkıntıların bittiği
anlamına gelmemektedir.
Bu kararın alınmasında belge derleme, kitaplaştırma, kitapları çeşitli
yabancı dillere çevirtmekte büyük
yardımları olan Talat Paşa Komitesi, bugün artık siz değerli
akademisyenlerden bilgi, belge, hepsinden önemlisi;
destek beklemektedir. Bu destekleriniz Talat Paşa Komitesi'nin "facebook"
sayfalarında yayınlanacaktır.
Altta görüleceği gibi, Cambridge Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesi'nden bile
Türkiye'ye gelen destek ortadayken,
sizlerin daha fazla sessiz kalmayacağınızı umuyoruz.
Saygılarla,
Mine Uysal
· *HOME <http://cjicl.org.uk/>*
· *THE JOURNAL >> <http://cjicl.org.uk/thejournal/>*
· *ARCHIVE <http://cjicl.org.uk/archive/>*
· *SUBMISSIONS <http://cjicl.org.uk/submissions/>*
· *REVIEW BOARD <http://cjicl.org.uk/academicboard/>*
· *CONFERENCE <http://cjicl.org.uk/conference-registration/>*
Top of Form
Bottom of Form
[image: CJICL] <http://cjicl.org.uk/>
- Current Affairs >> <http://cjicl.org.uk/category/currentaffairs/>
- Domestic Courts <http://cjicl.org.uk/category/domestic-2/>
- Economic Law <http://cjicl.org.uk/category/economics-currentaffairs/>
- Human Rights <http://cjicl.org.uk/category/humanrights/>
- Int'l Legal Theory <http://cjicl.org.uk/category/intl-legal-theory/>
- Procedure <http://cjicl.org.uk/category/procedure/>
- Territory >> <http://cjicl.org.uk/category/borders/>
- Treaties <http://cjicl.org.uk/category/treaties/>
- War <http://cjicl.org.uk/category/war/>
*Categorized |** Current Affairs
<http://cjicl.org.uk/category/currentaffairs/>, Domestic Courts
<http://cjicl.org.uk/category/domestic-2/>, Human Rights
<http://cjicl.org.uk/category/humanrights/>*
*The Judgment of the European Court of Human Rights in Perinçek v.
Switzerland: Reducing Genocide to Law
<http://cjicl.org.uk/2013/12/21/echr-reducing-genocide-law/>*
Posted on 21 December 2013.
[image:
https://ci4.googleusercontent.com/proxy/kuYl5W5CqBaejOpg9mLoUmNSnkY9Xm86RAKBMwrTC8-i2LXEsp6sI22_By-Li7wbzJlA3qrgSfOmpHNm7o31_RbAQROYXHaE8sTvmKAxXl5ieJfsOeiv9uc4=s0-d-e1-ft#http://cjicl.org.uk/wp-content/uploads/2013/12/ECHRcourt-250x180.jpg]<http://cjicl.org.uk/wp-content/uploads/2013/12/ECHRcourt.jpg>
On 17 December 2013, the European Court of Human Rights
ruled<http://hudoc.echr.coe.int/sites/eng/Pages/search.aspx#%7B%22fulltext%22:[%22perincek%22],%22documentcollectionid2%22:[%22GRANDCHAMBER%22,%22CHAMBER%22],%22itemid%22:[%22001-139276%22]%7D>
by
five votes against two that Switzerland violated the right to freedom of
speech by convicting Doğu Perinçek, chairman of the Turkish Workers' Party,
for publicly denying the existence of any genocide against the Armenian
people.
*I. Background*
On several occasions, the applicant had claimed that the idea of an
Armenian genocide was 'an international lie'. The reasoning adopted by the
Swiss courts to find him guilty of racial discrimination (see the judgment
of the Swiss Federal
Tribunal<http://relevancy.bger.ch/php/aza/http/index.php?lang=fr&type=show_document&highlight_docid=aza://12-12-2007-6B_398-2007&print=yes>)
rested *inter alia* on the identification of a consensus about the
existence of the Armenian genocide. In the view of the Swiss courts,
because the Armenian genocide was the object of a 'general historical and
scientific consensus', its existence had to be considered established as a
matter of fact and could not be challenged in court - even though the issue
had not been previously adjudicated by a court of law, and despite the fact
that some degree of controversy persisted as to the legal qualification of
these events.
*II. The Court's Decision*
In its decision, the European Court of Human Rights indicated that it was
not incumbent upon it to arbitrate controversial historical questions and
make factual or legal findings concerning the massacres and deportations
that occurred in Turkey in 1915. Rather, the court asked whether the
interference in the applicant's freedom of expression by the Swiss judicial
authorities pursued a legitimate aim and was necessary in a democratic
society.
The Court first acknowledged that the decision of the Swiss courts was
'susceptible to serve the protection of the rights of others, namely the
honour of the family and relatives of the victims of the atrocities
committed by the Ottoman Empire against the Armenian people'.
However, it found that, considered as a whole, the motives of the Swiss
authorities were insufficient to warrant interference with the applicant's
rights. The Court recalled its jurisprudence on the freedom of speech,
stressing that the protection of the European Convention on Human Rights
extends 'not only to "information" or "ideas" that are favourably received
or regarded as inoffensive or as a matter of indifference, but also to
those that offend, shock or disturb'. Any restriction of the freedom of
expression must respond to 'a pressing social need'.
In assessing whether the interference was necessary, the Court first noted
that the state's margin of appreciation in this case was reduced because
the comments of the applicant were part of a historical, legal and
political debate of public interest. Then, the Court expressed caution
about the 'consensus approach' adopted by the Swiss courts: it pointed out
that a consensus was difficult to establish in relation to matters which,
in the Court's opinion, cannot be historically ascertained with absolute
certainty, especially in view of the fact that genocide is a very specific
and narrowly defined legal concept requiring a high threshold of proof.
Finally, the Court cited pertinent developments before domestic courts in
France<http://www.conseil-constitutionnel.fr/conseil-constitutionnel/root/bank/pdf/conseil-constitutionnel-104949.pdf>
and Spain<http://hj.tribunalconstitucional.es/docs/BOE/BOE-T-2007-21161.pdf>
and
before theHuman Rights
Committee<http://www2.ohchr.org/english/bodies/hrc/docs/gc34.pdf>
concluding
that the criminalisation of opinions about historical facts that do not
incite to violence or racial hatred cannot be justified.
*III. Comments*
The decision of the Court is most welcome. The line of reasoning of the
Swiss authorities was indeed troubling, as it came very close to
establishing a form of '*dictature de la pensée unique*': a system which
places one single opinion above all others, criminalises disagreement, and
precludes any form of debate or discussion. As the Court rightly recalled,
disturbing or shocking opinions deserve the full protection of the law.
Opinions we deem unfounded, inappropriate, or despicable should be subject
to debate and argumentation, not blind suppression. Indeed, as the Court
has regularly stressed, '[s]uch are the demands of pluralism, tolerance and
broadmindedness without which there is no "democratic society"'.
The Court also reminds us of the necessity of 'reducing genocide to
law<http://www.cambridge.org/us/academic/subjects/law/human-rights/reducing-genocide-law-definition-meaning-and-ultimate-crime>'.
The term 'genocide' has been used, misused and abused and brandished as a
rhetorical and political weapon to further diverse agendas. It should be
kept in mind that the crime of genocide as defined under the 1948
Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide
requires the specific 'intent to destroy, in whole or in part, a national,
ethnical, racial or religious group, as such'. A legal determination that
genocide has been committed must be made irrespective of the scale and
heinousness of the underlying crimes. The events painfully remembered by
the Armenian people as *Meds Yeghern *('the Great Crime') may well have
constituted genocide. It is, however, for a court of law to make such
determination, and even then, disagreement about the validity of such
determination should arguably still be tolerated as long as it does not
constitute hate speech. Genocide remains above all a legal construct -
nothing more, and nothing less.
--
--
*TC Sili*
[image: Resim]
* ek* -- Tüm ekleri
indir<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=zip&zfe=cp857>
(sıkıştırma
hedefi:
Türkçe
[image: Dosya adı kodlama menüsü]
) Tüm resimleri
görüntüle<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=imgs>
[image: ata ve bayrak.jpeg]<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&attid=0.1&disp=inline&realattid=f_h8pql53l0&safe=1&zw>*ata
ve bayrak.jpeg*
31
.
.
SORGULAMAYAN İNSAN CAHİLDİR,
SORGULATMAYAN İNSAN İSE ZALİMDİR
YURTTA SULH CİHANDA SULH
PEACE AT HOME PEACE ON EARTH
K. ATATURK
"Dogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de> Dec 31 12:35AM +0100
<http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=29293>
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=29293
31 Aralık 2013
Ahmet TAKAN
ahtt...@gmail.com
Şunları söyledi;
3 Kasım 2002'den sonra;
Başbakan Recep Erdoğan;
"Millet adına savcıyım. Çünkü kim kimlerin avukatlığına soyunmuş bunlar çok
önemli. Biz kendimize hiçbir vasıf tayin etmemişken bize de savcılık
görevini sağ olsun onlar veriyor. Bu da güzel bir şey. Niye savcı millet
adına vardır, iddia makamı millet adına ordadır, biz de millet adına evet
hakkı aramanın hakkı savunmanın gayreti içindeyiz, eğer bu anlamda savcılık
ise evet savcıyım." (15 Temmuz 2008)
Başbakan Recep Erdoğan;
"Eğer bugün hâkimlerimiz, savcılarımız hiçbir baskı ve tehdide boyun eğmeden
görevlerini yapabiliyorlarsa, güven verici bir gelişmedir. Bundan kim neden
rahatsız olabilir? Bunu kim, neden engellemeye çalışabilir? Bakınız ortada
son derece ağır, son derece vahim iddialar var. Anayasamıza, yasalarımıza
göre suç teşkil eden ithamlar var. Bırakalım yargı işlesin, bırakalım hukuk
işlesin. Bırakalım ak ile kara ortaya çıksın. Süreci bulandırarak,
hâkimleri, savcıları tehdit ederek hiç kimse bir yere varamaz." (21 Nisan
2009)
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç;
"Emekli orgenerallere ait ses kayıtları ortaya çıktı. Neler konuşmuşlar,
neler söylemişler. Allah'a çok şükür ediyorum ki Türkiye bunların zamanında
bir savaşa falan girmemiş. Neler var neler... Konuşuldukça bu ülkede neler
varmış, kimler ne yapmış, kimler kimlerle işbirliği yapmış, Türkiye'nin
bölünmez bütünlüğünü kimler dinamitlemiş... AK Parti iktidarı bütün bunlara
karşı nasıl dimdik ayakta kalmış bunu görüyoruz." (12 Mart 2009)
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik;
"Sayın Türkân Saylan, bazı kız çocuklarına Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
faaliyetleri kapsamında burs verdiği için bu soruşturmaya konu değil. Sayın
Haberal organ nakli yaptığı için, iyi bir cerrah olduğu için içeri
alınmıyor. Netice itibariyle kimse sorgulanmaz, hesap sorulmaz, dokunulmaz
konumda değildir." (17 Mart 2011)
Başbakan Recep Erdoğan;
"Son günlerde bazı iddialarla ilgili başlatılan yargı sürecini biz de
dikkatle izliyoruz. Emekli ve muvazzaf bazı askerlere yönelik bir süreç
başlatıldı. Bu süreç yargının tasarrufu altında ilerliyor. Ak ile karanın
ortaya çıkması; sürecin hassasiyetle ilerlemesi, kamuoyuna tatmin edecek
kararların verilebilmesi için herkesin bu noktada yargıya ve yargı
süreçlerine saygı duyması şart. Bu konuda duyarlı, hassas olması herkes için
geçerli. Bu işleri hükümetle ilişkilendirenler, kusura bakmasınlar hezeyan
içindedirler. Birileri yargıya, siyasi müdahalelerde bulunmaya, davalara yön
vermeye alışık olabilir. Bizim de böyle yaptığımızı düşünebilir veya
birileri böyle bir temenni içinde olabilirler. Bizim yürütme olarak
görevimiz bellidir, yetkimiz bellidir. Kimse hükümeti bu tür spekülasyonlara
alet etme yanlışına düşmesin. Başta ana muhalefet partisinin genel başkanı
olmak üzere, herkesi bu noktada sağduyulu ve özellikle de sorumlu davranmaya
davet ediyorum. Yargının işleyişini güçleştirecek, yargıyı töhmet altında
bıraktıracak, çalışmasını engelleyecek girişimler adaletin tecellisine katkı
sağlamayacağı gibi, şüphelerin aydınlığa kavuşmasını da engelleyecektir."
(15 Şubat 2011)
Başbakan Recep Erdoğan;
"Ergenekon'da verilmiş karar nihai karar değildir. Ergenekon Davası ile
ilgili kanaatimde sapma söz konusu değil. Temenni ederiz ki adalet hakkıyla
tecelli eder. Gerek ana muhalefetin, gerek diğer muhalefetin bu süreçle
ilgili yaptığı açıklamalar çok çirkin. (Yargı organı istediğim kararı
verdiği zaman iyi, istemediğim kararı verdiği zaman kötü) gibi bir niyet
olmaz. Muhalefet partisinin genel başkanının yaptığı açıklamalar suç teşkil
etmektedir. (Bu mahkemelerin hakimlerini savcıları tanımıyoruz) gibi
ifadeler yargıya müdahale gibi bir anlayışın içerisine girmektedir.
Türkiye'de siyaset yapmanın edebinin ne noktaya geldiğini gösteriyor bu. Bu
şekilde bir siyaset yapılamaz." (8 Ağustos 2013)
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç;
"Allah o savcılardan razı olsun ki hiçbir tehdide aldırış etmeden, hiçbir
şeyden korkmadan soruşturmalarını çok güzel bir şekilde yaptılar, mahkemeler
de incelemelerini yaptı, yargı kararını verdi. Biz şimdi hiçbir şeyden
korkmuyoruz.Hükümet sadece siyasi olarak bu işin arkasında durdu. Çünkü
başka hiçbir insan, savcı olsun hâkim olsun bunları yargılama gücü
veremezdi." (3 Eylül 2012)
(E) Adalet Bakanı Sadullah Ergin;
"Yeni yasa (HSYK) ile kurul, bağımsız bir yapıya kavuşuyor. Görev ve
yetkilerini kullanırken hiçbir organ, makam, merci veya kişi, bu kurula
talimat veremeyecek. Adalet, tarafsızlık, doğruluk, tutarlılık, eşitlik ve
liyakat çerçevesinde görev yapacak" (10 Aralık 2010)
AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ (Y. Adalet Bakanı);
"HSYK'nın çaycısı, bütçesi, oturacağı koltuğu bile yoktu, her şeyiyle
göbeğine kadar Adalet Bakanlığı'na bağlıydı. Artık Adalet Bakanı
karışamayacak, görüş serdedemeyecek." (10 Aralık 2010)
17 Aralık 2013'ten sonra;
Başbakan Recep Erdoğan;
"HSYK'yı yargılarım..."
"Bu savcı kimin savcısı?.. Bu nasıl savcı..."
"O savcıyla daha işimiz var..."
"Orada bu savcı iş takip ediyor..."
Ve 30 Aralık 2013 sabahı gelinen nokta; Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, HSYK'nın
yetkisini elinden aldı, "Tek ben açıklama yapacağım" dedi.
Meşhur bir Türk sözü gündeme nasıl da cuk oturdu. Değil mi?
"Eskiden yediğin hurmalar, şimdi sizleri tırmalar..."
Alparslan Oguz <alpars...@gmail.com> Dec 31 12:59AM +0200
TÜM DOSTLARIN YENİ YILINI KUTLUYOR,
*ALPARSLAN OĞUZ*
Alparslan Oguz <alpars...@gmail.com> Dec 31 01:03AM +0200
* TÜM DOSTLARIN YENİ YILINI KUTLUYOR,*
* SAĞLIK VE MUTLULUKLAR DİLİYORUM...*
*ALPARSLAN OĞUZ*
Haldun Keskin <keskinl...@gmail.com> Dec 31 01:27AM +0200
*YENI YILINIZI KUTLAR , *
*SAGLIK, BASARI VE MUTLULUKLAR DILERIZ. *
*HERSEY GONLUNUZCE OLSUN. *
*2014 YILININ TUM GUZELLIKLERIN,*
*TUM DILEKLERINİZİN GERCEKLEŞECEĞİ *
*MUTLU BIR YIL OLMASI DILEGI ILE.*
*http://haldunkeskin.flptr.com <http://haldunkeskin.flptr.com> *
*Türkiye'nin sağlıklı yaşama devam sitesi*
--
*Sevgi ve Saygılarımla*
*Haldun Galip Keskin*
*0532 265 89 00*
*YOĞUN BİR MAİL TRAFİĞİM OLDUĞU İÇİN, SORULARINIZI, ELEŞTİRİLERİNİZİ,
YORUMLARINIZI LÜTFEN **keskinl...@gmail.com* <keskinl...@gmail.com>*
ADRESİME GÖNDERİNİZ.*
*Sayfamızı inceleyin.Yaşamınızın sağlıklı ve varlıklı olması için, *
*FACEBOOK DA Haldun Galip Keskin
<http://www.facebook.com/haldungalip.keskin.16>
<http://www.facebook.com/haldungalip.keskin.16> i arkadaş olarak ekleyiniz*
"PROF DR. Övgün Ahmet ERCAN" <ahmet...@ahmetercan.net> Dec 31 04:03AM +0200
NİCE SAĞLIKLI YILLAR KARDEŞLERİM
Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN
HEPAR Hak ve Eşitlik Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı
From: Turkiye-i...@googlegroups.com [mailto:Turkiye-i...@googlegroups.com]
Sent: Monday, December 30, 2013 2:16 PM
To: Özet Alıcıları
Subject: [TÜRKİYE:27070] Turkiye-i...@googlegroups.com adlı grubun özeti - 25 Konu konuda 25 İleti ileti
Bugünün Konu Özeti
Grup: <http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/topics> http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/topics
§ [Konu Yok] [1 Güncelleme]
§ Yeni yılınız kutlu olsun!... [1 Güncelleme]
§ YENİ YIL KUTLAMA MESAJI [1 Güncelleme]
§ 09-Malkoçoğlu Balı Bey [1 Güncelleme]
§ 09-Selcan TAŞÇI : "Milletim adil yargılandığıma hükmederse kendimi yakarım" [1 Güncelleme]
§ 09-Emniyet'te büyük şok! Maliye Şube'ye... [1 Güncelleme]
§ HARiKA BiR MANZARA... :) [1 Güncelleme]
§ DOĞA VE MÜZİK... [1 Güncelleme]
§ SONUNCU KÖY'ÜN DUVAR YAZILARI... [1 Güncelleme]
§ GÜLÜMSEMELİK... [1 Güncelleme]
§ 101 / 2013 YENİLER OKUMANIZA SUNULUR * İngiliz belgelerinde Vahdettin * YÖNETİME EL KOYUN DİYE BİZE YALVARDI * Seyhülislam Vatikan’a AKP Amerika’ya sarıldı * 87 yıllık belge ortaya çıktı *Hazreti gazeteci * BUNGA BUNGA”cının sonu * Cemaatin Yaktığı Canlar!..* TÜRK DİYE BİR IRK OLMADIĞINI SÖYLEYEN prof.dr. !!! Yasin Aktay’ın MİLLİYETİ NEDİR ??? *ESKİ TAHRAN BÜYÜKELÇİSİ’NİN EŞİNDEN UYARI… [1 Güncelleme]
§ [TÜRKİYE:26997] Fwd: Fw: FW: *HİLFER** SALAVAT HAKKINDA BİR KISSA [1 Güncelleme]
§ Gizli devlet (İbrahim Karagül [1 Güncelleme]
§ ABD CASUSLARI, "YOLSUZLUK"LA HALKI KANDIRIYOR! (M. Sakarya) [1 Güncelleme]
§ ZİLLETLE YAŞAM.. [1 Güncelleme]
§ Cüneyt Ülsever: HERKES POZİSYONUNU YENİDEN BELİRLİYOR... [1 Güncelleme]
§ NE GÜZEL GÜNLERDİ ONLAR! [1 Güncelleme]
§ KARS'TA GEZİLECEK GÖRÜLECEK YERLER... [1 Güncelleme]
§ 2.Abdulhamid'in Çarşafı Yasaklaması [1 Güncelleme]
§ ÖFKEM VAR - Erol ÖZDEN [1 Güncelleme]
§ Yüzük parmağımız... [1 Güncelleme]
§ İlt: TSM KOROSU DAVETİYESİ [1 Güncelleme]
§ Yorgan gitti dava sürer [1 Güncelleme]
§ HER GÜNE BİR AYET [1 Güncelleme]
§ YENİ YAZI: Yeni yılınız kutlu olsun [1 Güncelleme]
<http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/t/7adc8a6bd59fcd5e> [Konu Yok]
"Bay Tekin" <gabar...@ttmail.com> Dec 30 11:56AM +0200
<http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/t/2d8ec012ed4b1a6> Yeni yılınız kutlu olsun!...
"T.C. Oraj POYRAZ" <cim...@neomailbox.net> Dec 30 11:30AM +0200
Sayın Turkiye Icin El Ele Grubu üyeleri ,
Yeni yılın sağlık, mutluluk, başarı ve bol kazanç getirmesi dilekleriyle.
Neşe dolu yıllar dilerim.
Oraj POYRAZ
Yeni umutla, Hoşgeldin Yeni Yıl
(Şair Erdoğan Kırmızıoğlu)
Bir yılı daha geride bıraktık.
Yeni yıla hep umutlarla girdik.
Her gönüle, yeni düşler yarattık,
Ömrümüzden bir yılı daha verdik.
Yeni umutla, hoş geldin yeni yıl.
Geçen bir yılda, bazen mutlu olduk,
Bazen acıdan, hüzünlenip, solduk,
Bazen nice olay yaşayıp, dolduk,
Bazen de, sevgiye uzanan yolduk,
Yeni umutla, hoş geldin yeni yıl.
Yeni yıla, hep merhaba diyelim,
Kin, nefreti gönüllerden silelim,
Doğru, dürüst olup, ilerleyelim,
Mutlulukla bu yılı geçirelim.
Yeni umutla, hoş geldin yeni yıl.
Bu yılda da beklentiler olacak,
Fakir sofrası, inşallah dolacak,
Karanlık günler, geçmişte kalacak,
İnsanlarımız huzuru bulacak.
Yeni umutla, hoş geldin yeni yıl.
--
zaryop:jaro
. . . . . .
KUMRULU SIIR
. . . . . .
Duydugum yoktu ne vakittir
Guvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
Icime gene
Yolculuk mu dustu, nedir?
Nedir bu yosun kokusu,
Martilarin gurultusu havalarda;
Nedir?
Yolculuk olmali, yolculuk.
Orhan Veli KANIK
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com
<mailto:Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com>
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com
<mailto:Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com>
Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.com/
<http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/t/4a2cfac851c918c> YENİ YIL KUTLAMA MESAJI
"Nurullah aydın" <na74...@gmail.com> Dec 30 12:06PM +0200
*Nurullah AYDIN*
*30 Aralık 2013-ANKARA*
*YENİ YIL KUTLAMA MESAJI*
*Akıl ve bilim öncülüğünde;*
*hak, adalet, özgürlük ve eşitliğin temel kabul edildiği, *
*dostluk, dayanışma, kardeşlik, barış, ve yardımlaşmanın pekiştiği;*
*Dargınlıkların, *
*düşmanlıkların, çatışmaların, çekişmelerin, ayrışmaların ve savaşların
giderildiği,*
*sevginin, saygının, hoşgörünün ve bütün güzelliklerin ülkemizde, dünyada
ve galaksimizde olması umuduyla,*
*sağlıklı, başarılı, mutlu günler diler, Yeni Yılınızı içtenlikle kutlarım.*
*Nurullah AYDIN*
<http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/t/668ddcd47d36e8b1> 09-Malkoçoğlu Balı Bey
"T.C. Oraj POYRAZ" <cim...@neomailbox.net> Dec 29 10:48PM +0200
Dikkatinizi çekerim.
Lehistan, Prut nehri, Diniester nerhri, Galiçya, Podolya, Lviv ve
Jaroslaw şehirleri.
Ve son olarak Varşova şehri.
Bu günlerde buralara kadar turist olarak dahi gidenler sayıyladır.
Aslında benim tahminim, o devasa imparatorluğun kurucu varislerinden
olan Türklerin belki de sadece yüzde beşi ülke dışına çıkmış olabilir.
Baltık denizine neredeyse birkaç yüz kilometre kalmış.
Az şey değil doğrusu.
oraj
------------------------------------------------------------------------
Malkoçoğlu Balı Bey
Malkoçoğlu Balı Bey Osmanlı'da beylerbeyi.
Lehistan'ın 1498 yılının başlarında Osmanlı himayesinde bulunan Boğdan
Prensliği'ne müdahalesi üzerine Osmanlı-Lehistan Savaşı başlamıştı.
Öncelikle Rumeli Beylerbeyi Yakup Paşa ve hatta Vezir Mesih Paşa bu
savaşa tayin edildi.
Lakin Lehistan Kralının Türk-Boğdan birliklerine karşı yürüttüğü savaşta
büyük bir yenilgi alıp, ancak 1,000 atlı ile hayatını kurtarabilmesi ve
20,000 araba dolusu ganimetin Osmanlı'nın eline geçmesi üzerine, buna
lüzum olmadığı anlaşıldı ve harbin yönetimi Silistre sancak beyi akıncı
kumandanı Malkoçoğlu Balı Bey'e verildi.
Balı Bey Lehistan üzerine iki sefer yaptı ve 40,000 akıncı ile Osmanlı
tarihinin en büyük akıncı seferidir.
Ordunun sağ kanadını Balı Bey'in büyük oğlu Ali Bey, sol kanadı ise
Mustafa Bey yönetiyordu.
Türk atlıları önce Prut Nehri'ni, ardından Dniester nehirini geçti.
Mustafa Bey önce Galiçya'ya girdi.
Kuzeybatı istikametinde ilerledi Lviv şehrinin 100 km.kuzeybatısındaki
Jarosław şehrini zaptetti.
Burası Varşova'ya 260, Baltık Denizi'ne ise 500 km.mesafededir.
Balı Bey ise kuvvetleri ile Lviv şehrini aldı.
Bütün Galiçya'yı çiğneyerek Varşova şehrine girdi.
Böylece ilk defa Türk Akıncıları bu kadar kuzeye ulaşmış oluyorlardı.
Bu birinci seferden sonra 10.000 seçkin esir ile Akkerman'a döndü.
Yaklaşık - 3 ay sonra Türk ordusu tekrar Lehistan'daydı.
Bu sefer Podolya ve Galiçya üzerine gidildi.
Yalnız şiddetli soğuk yüzünden sefer uzun sürmedi.
Bu büyük başarı ile Balı Bey sancak beyliğinden beylerbeyliğine yükseltildi.
Mezarı Bursa-Yenişehirde Balibey camii avlusundadır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Malkoçoğlu_Balı_Bey
<http://tr.wikipedia.org/wiki/Malko%C3%A7o%C4%9Flu_Bal%C4%B1_Bey>
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-201307301451-09
^^^^^ <#BAS> - vvvvv <#SON>
zaryop:jaro
Amor omnia vincit
* * *
Ask her guclugu yener.
Latin Atasozu
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com
<mailto:Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com>
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com
<mailto:Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com>
Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.com/
<http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/t/f5bbd192a3b895f1> 09-Selcan TAŞÇI : "Milletim adil yargılandığıma hükmederse kendimi yakarım"
"T.C. Oraj POYRAZ" <cim...@neomailbox.net> Dec 29 10:48PM +0200
Bakın bu yazının bana hatırlattığı şey nedir?
Cemaate de çete suçu isnat etmek için dijital veri kullanılabilir.
Hatta kullanılmalıdır.
En azından ilahi adaleti tecelli ettirmek için bunu yapmak gerekir.
Bilgisayardan anlayan birkaç acar kişi bunun içi yeterli.
Bilgisayar tarihleriyle oynanır, biraz cut/copy-paste yapılır.
Bazen aynı metni onlarca kez çoğaltır, tekrar tekrar farklı klasörlere
yığarsın.
Alakasız metinlerle iyice şişirirsin.Araya gerçekten resmi olan belgeler
de koyarsın.
Resmi görünümlü delil niteliğinde belgeler üretirsin.
Şifresi 1234 olan şifreleme yöntemleriyle şifreler sonra da şifreyi
kırdım diye ortaya çıkarsın.
Sonuçta onlarca değil, yüzlerce CD, belge üretirsin.
Sonra bunları muteber sayıp mahkumiyet kararı üretirsin.
Bütün itirazları geçersiz sayarsın.
Temyiz mahkemesini de kurguladın mı iş tamam.
Yanında güzel bir medya kampanyası da yaptın mı iş tamam.
Tayyipcan kardeş bunu aynen böyle yapsın, gelsin ciğerimi yesin.
Kaç oyum varsa onun olur.
Kolay değil, dünyada ilahi adaletin tecelli etmesini sağlıyorsun.
Görev ilahi, sonuçları ilahi.
Ikinci bir dikkate deger nokta, zavalli general halkin ferasetine guveniyor.
Saf garibim.
Halkin tirnak kadar feraseti, bilgeligi olsaydi zaten bu noktaya hic
gelmezdin pasam.
Ayni hatayi uc kere yapana ne denir?
Anadolu halklari mi desek, ne desek?
Ne kisilik, ne onur, ne tarihi miras, ne faziletler?
Hicbirsey yok, bir kakafoni var o kadar.
Oraj POYRAZ
------------------------------------------------------------------------
Selcan TAŞÇI : "Milletim adil yargılandığıma hükmederse kendimi yakarım"
http://www.bursaturkocagi.org.tr/images/selcantaşçı/Selcan%20Taşçı%20Yeni%20Medya%20Düzenini%20Konuştu.JPG
Yolsuzluk, rüşvet, kara para, beddua, istifa, *_"devlet içinde çete"_*,
*_"savaş kabinesi"_* derken ortalık toz duman olunca epey ihmal ettik
mektupları.
Madem Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan Balyoz’un *_"ülkenin milli
ordusuna kumpas"_* olduğunu itiraf etti, bu durumda *_"masum oldukları
halde bir kumpas uğruna yıllardır cezaevlerinde çürütülmeye çalışılan"_*
komutanların seslerine bir kere daha kulak kabartmanın tam vakti.
Deniz Kurmay Albay Servet Bilgin’in, kızı Bilgesu aracılığıyla yolladığı
mektup Kasım ayında elime ulaştı.
Sine-i millete dönüyoruz
Akdoğan’ın itiraf ettiği *_"kumpas"_*, kendini *_"Milletimizin hak ve
menfaatleri uğruna gerektiğinde canını feda etmeye yemin etmiş, milletin
bağrından çıkmış onurlu ve şerefli bir Türk subayı"_* olarak tanımlayan
askerlerin hayatlarında bakın neye mal oldu:
"/25 yıl vatanımın ve milletimin menfaatleri uğruna adeta çırpındım…//
//Hak ederek kazandığım Deniz Kurmay Albay rütbesi ile liyakat
esaslarına göre atandığım Donanmanın en prestijli görevi olan Hücumbot
Komodorluğu görevini yaparken bir komplo sonucunda tutuklandım.//
//BALYOZ davasında yargılama süresince bağımsız zannettiğim mahkemeye
karşı suçsuzluğumu ispatlayan bütün belge ve bilgileri sundum, hâkimlere
karşı son derece saygılı davrandım, mahkeme dışında konuşmadım, yazmadım
ve sabırla adaletin tecelli etmesini bekledim.//
//Neticede Yargıtay’ın kararı ile 18 yıl hapis cezası ile ödüllendirildim!//
//Ve hapishane köşelerinde kaderimle baş başa bırakılarak manevi anlamda
idam edildim.(…) //
//Bunları Türk milleti adına yetki kullanan mahkemelerde anlattık…//
//Yargıtay yanlış karar verdiyse Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk, ama
Anayasa Mahkemesi başkanı da //*_"ben o hâkimleri tanırım, doğru karar
vermişlerdir"_*//demedi mi?//
//Bu nedenle sine-i millete dönerek işlenen hukuk cinayetinin somut
delillerini anlatmak zorunluluğu doğmuştur.//
//Bunları okuyan ve araştıran sağduyulu milletimin herhangi bir ferdi
//*_"BALYOZ davasında adil yargılama yapılmıştır"_*//sonucuna varırsa,
kendimi yakarak hayatımı sonlandıracağıma namusum ve şerefim üzerine
yemin ediyorum.(…) //
//Bize herkes //*_"evet haklısınız, suçsuzsunuz ama yapacak bir şey yok,
bu dava siyasidir, bu bir süreçtir"_*//diyor.//
//Ne süreci bu?//
//Almayın mazlumun ahını çıkar aheste aheste"/
*_"İhbar ediyorum"_*
17 Aralık operasyonundan bir ay önce yazdığı mektupta dediği olduğu
Bilgin’in; *_"mazlumların ahı tuttu"_*.
Şimdi, Balyoz davasının çöktüğü, yargılamanın yeniden yapılmasının
gündeme geldiği bu günlerde Bilgin’in *_"millete"_* hitaben yazdığı
*_"ihbarname"_*nin her satırı daha da önemli.
Yerimiz tamamını aktarmaya elvermese de, suç işlediği iddia edilen
dönemde Türkiye’de dahi olmayan Bilgin’in (tabii aynı durumdaki bütün
askerlerin) maruz kaldığı *_"hukuksuzluğu"_* anlamanıza yetecek kadar
özetlemeye çalışacağım size:
/"-Islak veya elektronik imzam, parmak izim ya da bana ait bir
bilgisayarın izi veya yazıcı çıktısı gibi hiçbir maddi delil olmayan
dijital yazılara dayanarak hakkımda 18 yıl hapis cezasına hükmettiler.
Bir yazının, ceza hukuku kapsamında sorumluluk doğurabilmesi ve daha
doğrusu *_"belge"_* olabilmesi için imzalı olması gereklidir .(…)
CD-flash bellek gibi dijital materyallerde yer alan Word dosyaları,
belge değildir.///
//
/- TÜBİTAK raporlarında ve Yargıtay’ın onama kararında da kabul edildiği
üzere (…) sahte bir dijital yazı hazırlamak isteyen herkes,
bilgisayarların sistem saat ve tarihi ile kullanıcı isimlerini
değiştirerek, istediği tarih ve saatte, istediği kullanıcı adıyla yazı
üretebilir ve bu yazıları CD’ye, flash bellek’e vs.
aktarabilir.///
//
/- *_"Sözde suç"_* ile beni ilişkilendiren bir eylem olmadığı gibi,
ismim bulunan dijital verileri destekleyen herhangi bir fiziki veya
teknik takibe dayalı iletişim tespit tutanağı, bant kaydı, tanık ya da
sanık beyanı, imzalı belge ve benzeri tespit veya somut olgu yoktur.///
//
/- Talep ettiğim *_"davanın sonucuna doğrudan etkili olacak"_*
tanıklarım keyfi olarak dinlenmedi; *_"silahların eşitliği"_* ilkesi yok
sayıldı.///
//
/- Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı
tarafından İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen raporlarda
tereddüte mahal vermeyecek biçimde tespit edilen sahtelik ve
manipülasyonlar, mahkeme ve Yargıtay tarafından keyfi olarak dikkate
alınmadı.(…)
30’dan fazla bilirkişi raporu/uzman görüşü ile manipülasyonlar, zaman ve
mekân çelişkileri ve sahtelikler ile bilişim teknolojileri kapsamında
açıklanamayan çelişkiler dikkate alınmadı.(…)
Hüküm için hayati öneme haiz olan hususta mahkeme kararı ile savunma
"Dogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de> Dec 31 01:07PM +0100
Von: Tuncer Bahcivan [mailto:tuncer....@gmail.com]
Gesendet: Dienstag, 31. Dezember 2013 12:10
An: undisclosed-recipients:
Betreff: İmamların falına baktım
FAL:2013 nasıl geçti 2014'te neler olacak?
Tuncer BAHÇİVAN
<mailto:tuncer....@gmail.com> tuncer....@gmail.com
30 Aralık 2013, 19:38
Yurdumuzda gelecek yıl tahmini yapmak artık mümkün değil.
Ne milli cadı Rezzan Kiraz ne de Yasemin Boran çıkabilir bu işin içinden.
Kim derdi ki 11 yıldır tatlı tatlı giden 2 imam arasındaki derin nikah son
ayda bozulsun!
İki taraf ülkeyi paylaşma anlaşmazlığına düşsün de şiddetli geçimsizlikten
boşansınlar.
Ne güzel gidiyordu(!), ülkeyi kuran TC Ordusunun komuta kademesini içeri
atmışlardı.
PKK'lıyı gizli tanık yapıp,PKK ile savaşan komutanları ebedi mahkum
yapmışlardı.
Ne zaman ki kökü dışarıda(!)..
Yazının devamı için lütfen:
<http://www.gazeteci.tv/fal2013-nasil-gecti-2014te-neler-olacak-6566y.htm>
http://www.gazeteci.tv/fal2013-nasil-gecti-2014te-neler-olacak-6566y.htm
adresini tıklayınız..
"PROF DR. Övgün Ahmet ERCAN" <ahmet...@ahmetercan.net> Dec 31 04:19AM +0200
NİCE SAĞLIKLI YILLAR KARDEŞLERİM
Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN
HEPAR Hak ve Eşitlik Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı
From: Ciddi...@googlegroups.com [mailto:Ciddi...@googlegroups.com] On
Behalf Of Mustafa Nevruz SINACI
Sent: Monday, December 30, 2013 6:14 PM
To: YARHUZLU Ayşegül
Cc: A_C_A_O GRUP; ALTINMİRAS GRUP; ANAYOL GRUP; auudplatformu GRUP;
CESURYORUM GRUP; CİDDİYİZBİZ GRUP; Digi.S...@isnet.net.tr; DP2010YENİDEN
GRUP; dumanol.UNITED-TURKS GRUP; DÜNYA TÜRK BİRLİĞİ GRUP; DÜŞÜNCE FIRTINASI
GRUP; ENGİN KÜLTÜR GRUP; ERDEM GRUP; FGN0606 GRUP; genelsekreter.LDP GRUP;
GRUPPOSTASI GRUP; HABERCİLERR GRUP; HABERPOSTA GRUP; HABERVER GRUP;
harbiyeli63 GRUP; Heddam .Heddam; info.TC-america GRUP; info.uetd TDB, KÖLN;
KOTANLAR TR GRUP; KOTANLAR.TR GRUP; METİN ASLIM GRUP; NİHAL GÜLBAHAR GRUP;
NİMET KÖSE GRUP; ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YAHOOGROUPS); ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU
WORDPRESS (İSTİHBARAT SAHASI); özel-büro GRUP; ÖZGÜR GÜNDEM GRUP; SEFA
DOĞANAY GRUP; SEVGİ YEŞİLMEN MERSİN.BC; TÜRKÇÜTAVIR GRUP; TÜRKİYE İÇİN EL
ELE GRUP; UNİTED-TURKS GRUP
Subject: [Ciddiyiz Biz Grubu] Ayşegül Akbay Yarpuzlu, Devlet Başkanı Adayı
TIKLA>> link :::
<http://1ajans.blogspot.com/2013/12/aysegul-akbay-yarpuzlu-devlet-baskan.htm
l> Ayşegül Akbay Yarpuzlu, Devlet Başkanı Adayı
Ayşegül Akbay Yarpuzlu,
Devlet Başkanı Adayı
<http://3.bp.blogspot.com/-oC16s0-Md_g/UsGXbPZrk5I/AAAAAAAAA04/aqcXZwhXB6I/s
1600/Prof.+Dr.+AY%C5%9EEG%C3%9CL+YARPUZLU.bmp> Görüntü gönderen tarafından
kaldırıldı.
Liberal Devlet Başkanı adayı, Prof. Dr. Ayşegül Akbay Yarpuzlu, adaylığına
dair;
'2005'den bu yana liberal felsefeyle aktif siyasetteyim. Ancak Türk
siyasetinde Troika'lı yıllarda liberallerin siyasetten çeşitli söylenti ve
ayak oyunlarıyla silinmesinden sonra, liberal siyasi felsefe, muhafazakar
sağ ve hatta ulusalcı sol tarafından marjinal bir gurup gibi gösterilmeye
çalışılmaktadır. Esasen, liberalliğin ilk şartı, bireyciliği anlamaktan
geçer. Liberal siyasetin devletten hiç bir desteği yoktur. Siyaset
yapanların her biriyse, propaganda ve tanıtım çalışmalarını tümüyle kendi
akıl ve maddi güçleriyle bireysel olarak yüklenmektedirler. Bu bağlamda,
liberal felsefede 20 yıldır yerini koruyan, tam başkanlık sistemine geçiş
teması, çoğuna göre simgesel bir yorumdur. Bu sebeple, kimseden destek
görmeden, 3 ay önce, Devlet Başkanlığı sistemine geçiş olması halinde,
Cumhurbaşkanlığı'na değil, Devlet Başkanlığı'na aday olacağımı basına
açıkladım. Önümüzdeki yıl bir seçim var. Bu arada, Anayasa değişiklik
çalışmaları aksaklıklarla sürüyordu. Anayasa uzlaşma komisyonu paketinden
Devlet Başkanlığı, ya da Cumhurbaşkanı seçim yöntemleriyle ilgili bir metin
çıkmadı. Büyük ihtimalle, gelecek seçimlerde TC. Cumhurbaşkanı'nı yine
meclis seçecek. Oysa olması gereken, Başkan'ın milletin oyuyla
seçilebilmesiydi. Ve tabii, tüm diğer kurumlarıyla tam Başkanlık sistemi !
Bu değişikliğin alt yapısını hazırlamaya meclisin ve mevcut siyasi
yapılanmanın heves ve zamanı kalmamıştır. Öte yandan AKP içinde, bu partinin
devamlılığı kaygısıyla çeşitli alternatif isimler nabız yoklamak maksadıyla
gündeme düşmeye başlamışlardır. Mevcut seçim sisteminde, resmen
Cumhurbaşkanlığına aday olabilmek için, meclis içinden en az 20
parlamenterin destek imzasına ihtiyaç bulunmaktadır. Ben gerek iktidar,
gerekse muhalefet partilerinin siyasi çizgi ve önermelerini benimsemiyorum,
desteklemiyorum. Bu sebeple, farklı ideolojilerin temsilcilerinden destek
turuna çıkmak gibi bir niyetim henüz şekillenmedi. Kaldı ki, mevcut siyasi
grup ve blokların, liberal felsefeyi anlamaktan çok üzak ve sürü
mentalitesiyle, kendi aralarından uzlaşarak belirleyecekleri kendi
partilerinin adayına destek verecekleri daha kuvvetli bir ihtimaldir. Bu
durumda, şimdilik, sadece zayıf da olsa, görünürlüğümü artırma çabasındayım.
Milletinse, oyunu çoğu zaman adayının siyasi felsefesine vermediği, ve
kamuoyunda yer alan tartışmalara içgüdüsel tepkilerle karar verdiği gerçeği
çok acıdır. Bu durumda, yılmadan, 80'lerde muhafazakar kalıplar içinde
gerçek içeriği anlaşılamamış olan liberal demokrat felsefeyi millete ve
halka anlatabilmek ve yaşam tarzına dönüşmesine katkıda bulunabilmek,
Türkiye'yi ileri götüreceğine inandığım yöntemdir. Girişimimi bu çerçevede
yorumlayabilirsiniz.' dedi.
Yarpuzlu; Başkanlık Programının temel esaslarını oluşturmasını planladığı
Liberter Deklarasyonunu ise şöyle özetledi;
<http://3.bp.blogspot.com/-9TpH4lU_5H0/UsGXdFQIiOI/AAAAAAAAA1E/XZ-lfVas1eI/s
1600/PROF.+DR.+AY%25C5%259EEG%25C3%259CL+YARPUZLU.jpg> Görüntü gönderen
tarafından kaldırıldı.
Ayşegül Akbay; 'Liberter Deklarasyon';
Bir 'LİBERTER' olarak, 'özgür bir dünya' arayışımda , tüm bireylerin kendi
yaşamları üzerinde egemen olduğu ve hiç kimsenin, başkalarının yararına,
kendi değerlerini feda etmek zorunda olmayacağı bir dünyada yaşamak
istiyorum .
Düşünüyorum ki; özgür ve müreffeh bir dünya için ön koşul, bireysel haklara
saygı, cebren ve hile ile insan ilişkilerindeki sürgünlerin yerine sadece
özgürlük ile barış ve refahın fark edilebilir olması gereğidir.
Sonuç olarak, her kişinin, huzurlu ve dürüst herhangi bir faaliyete girişme
hakkını savunmaya, ve özgürlüğün getirdiği çeşitliliğe hoş geldiniz. İnşa
etmeye çalıştığım ideal, dünyadaki bireylerin, hükümetten müdahale veya
herhangi bir otoriter güç olmadan , kendi yollarını, kendi hayallerini takip
edebilme hak ve özgürlüğüdür.
İlerleyen sayfalarda benimsediğim temel ilkelerle belirlenen çeşitli
politika prensiplerimi bulacaksınız;
Bu öznel politik fikirler aslında bir hedef değildir. Amacım ne fazla ne de
eksik bir dünyada serbestliği standart ve amaç edinmektir.
İLKELERİMİN BEYANI
Özgürlükçülüğü prensip edinmiş bir birey olarak, her şeye gücü yeten devlet
kültürüne meydan okuyorum ve bireyin haklarını savunuyorum .
Prensipte, tüm bireylerin kendi yaşamları üzerinde tek hakimiyet ve egzersiz
hakkına sahip olduklarını düşünüyorum, ve bu kadar uzun çaba ve zorluklarla
seçtikleri ne olursa olsun bir şekilde yaşamak için yine de hiç kimsenin
başkalarının eşit haklarına müdahale hakkı da yoktur. Başkalarının
tercihleri ne olursa olsun bir şekilde yaşama hakkına sahip oldukları en
önemli gerçektir.
Bireycilik prensibinin zıddına; tarih boyunca devletler ve hükümetler,
düzenli olarak bireylerin yaşam emeklerinin meyvelerini ellerinden kapma
hakkına sahip olduğu varsayım ve ilkesiyle faaliyet göstermişlerdir. Hatta
gerek Osmanlı gerekse Türkiye Cumhuriyeti içinde, devlet için kendi
varlıklarını hibe edecek bireylerin yaşamlarını düzenleyen ve hatta
kimilerinin rızası bile olmadan emeklerinin meyvelerini devletleştirme
yasasını desteklemiş olan, cumhuriyetin siyasi partilerinin neredeyse
tümüdür. Yazık!
Biz; liberterler ise, tam tersine, herhangi bir devlet ya da hükümetin
bireysel özgürlükleri çiğnemeye hakkı olmadığının bilinciyle; birey
haklarını inkar ve ihlal edenlere şu noktalarda dur demeliyiz, (1) yaşam
hakkı - yasakçı zihniyetlerin baskıcı destek arayışları, başkalarına karşı
fiziksel güç kullanmaya başladığında, (2) konuşma ve eylem özgürlüğü hakkı -
kısacası, hükümet tarafından konuşma ve basın özgürlüğü, herhangi bir
biçimde sansüre konu olduğunda, (3) mülkiyet hakkı- buna göre, özel
mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri tüm devlet
müdahalelerinde karşılaşılan, devlet eliyle soygun, izinsiz işgal,
dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil uygulamalarında.
Hükumetler bireysel haklarını ihlal etmeye kalkıştığında, biz bireyler
aramızdaki gönüllü ve akdi ilişkiler alanlarında, devlet tarafından
uygulanacak tüm müdahalelere, girişim özgürlüğümüz adına, karşı çıkalım.
İnsanlar başkalarının yararına, kendi can ve mallarını feda etmek zorunda
olmamalıdırlar. Serbest ticaret (piyasa) ile uğraşanlar, zaten hükumet
tarafından ücretsiz bırakıldığında, kendiliğinden gelişen ekonomik sistem
(serbest pazar), bireysel hakların korunması ile uyumlu tek çözümdür.ve
basın özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür girişimlerine konu olduğunda (3
) mülkiyet hakkı - buna göre özel mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve
kamulaştırma benzeri tüm devlet müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle
soygun, izinsiz işgal, dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil
uygulamalarında.ve basın özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür
girişimlerine konu olduğunda (3 ) mülkiyet hakkı - buna göre özel
mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri tüm devlet
müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle soygun, izinsiz işgal,
dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil uygulamalarında.ve basın
özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür girişimlerine konu olduğunda (3 )
mülkiyet hakkı - buna göre özel mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve
kamulaştırma benzeri tüm devlet müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle
soygun, izinsiz işgal, dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil
uygulamalarında. ve basın özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür
girişimlerine konu olduğunda (3 ) mülkiyet hakkı - buna göre özel
mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri tüm devlet
müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle soygun, izinsiz işgal,
dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil uygulamalarında.
1.0 Bireysel Özgürlük
Bireylerin kendileri için yapacakları seçimler ve yaptıkları seçimler
sonuçlarının sorumluluğunu kabul, kendi öz tercihleri olmalıdır . Hiçbir
birey, grup, ya da hükümet başka bir birey, grup veya hükümete karşı
zorlama, baskı ve kuvvete başvurmamalıdır. Hayatta yapılan seçimler için bir
bireyin hakkının diğerleri tarafından onaylaması veya seçeneğin reddi de
başlı başına bir seçimdir .
1.1 İfade ve İletişim
İfade özgürlüğü tam anlamıyla desteklenirken, hükümet tarafından uygulanacak
sansür , sınırlama ve düzenlemeler, iletişim, medya ve bilgi
teknolojilerinin kontrolüne karşı durulmalıdır . Özgürlük adına,
başkalarının haklarını ihlal eden ya da yok sayan herhangi tipten inançlar
ve din üzerinden yürütülen baskı faaliyetlerinden de kaçınmak gerektiğini
düşünüyorum. Din adına yardım veya herhangi dini saldırıların hükümet
eylemine dönüştüğü durumlara da karşı durulmalıdır.
1.2 Kişisel Gizlilik
Özgürlükçüler kişilerin konut ve özel hayatın gizliliği haklarına dair
anayasa belirtmelerini desteklerler. Haksız arama ve el koymalara karşı
durulurken, e-posta, tıbbi, ve kütüphane kayıtlarının gizliliği gibi üçüncü
şahıslar tarafından tutulan kayıtların gizliliğine önem verilir.
Başkalarının haklarını ihlal, sadece eylemlerin doğrudan suçlularının
kişisel sorumluluğudur. Ayrıca, tıbbi veya zevk amaçlı ilaç kullanımı gibi
mağduru olmayan "suç " larda, tüm suçlayıcı ve baskıcı yasaların yürürlükten
kaldırılması lehine tavır sahibidirler.
1.3 Kişisel İlişkiler
Cinsel yönelim , tercih , cinsiyet ya da cinsel kimlik sınırlaması olmayan
güncel evlilikler , velayet, evlat edinme , göç ya da askerlik yasaları
kapsamında, bireylerin kararları üzerinde , hükümetin herhangi bir etkisi
olmaması gerekir . Hükümet kişisel ilişkileri tanımlamak, belgelendirmek
veya kısıtlamak yetkisine sahip değildir . Rıza sahibi yetişkinlerin kendi
cinsel uygulamaları ve kişisel ilişkileri konusundaki seçim özgürlüğüne etki
edilmemelidir .
1.4 Kürtaj
Kürtaj kabulü hassas bir konudur ve insanların her taraftan iyi niyetli
görüşlere sahip olabilmesine bağlıdır. İşe hükümet karıştığında, vicdani göz
için her kişinin bireysel soru ve karar hakkı, meselenin dışına itildiğinden
kürtaj konusundaki hükümet müdahalelerinin sınırlı tutulması gerektiğine
inanıyorum.
1.5 Suç ve Adalet
Hükümet; yaşam , özgürlük ve mülkiyet dahil olmak üzere her bireyin
haklarını korumak için vardır . Ceza yasaları, güç veya dolandırıcılık, ya
da kasıtlı eylemler yoluyla başkalarının haklarının ihlali ile sınırlıdır.
Gerektiğinde zarar tazmini, önemli risklerin istemsiz ihlallerinin
çözümüdür. Bireyler gönüllü olarak kendilerine ait zarar tazmin riski
üstlenme hakkını saklı tutarlar. Suç veya ihmal halinde zararın, zorunluluk
pahasına mümkün olan en geniş ölçüde kurbana iadesi desteklenir. Ancak,
cezai sanık haklarının anayasal güvencelerin azaltılması karşısında, süreç,
hızlı bir sorgu, hukuk danışmanı hakkı, hızlı yargılanma ve masumiyet
karinesi yasal hakları, kanıtlanmış suçlu kadar , mağdur tarafından da inkar
edilmemelidir . Gerçekleri daha tarafsız yargılamak için tek hakim yerine,
jürinin kararının, hukukun adalet iddialarının en gerçek yansıması olacağı
kanaatindeyim .
1.6 Öz Savunma
Meşru müdaafa, - yaşam , özgürlük , ve haklı olarak edinilmiş mallara karşı
- saldırganlığa karşı, bireysel hakların korunması için en önemli hak ve
mekanizmadır . Bu hak, herhangi bir birey ya da grup tarafından
desteklendiğinde de kabul edebilir. Meşru müdaafa hakkına bağlı silah taşıma
adına tanınan bireysel hakların teyidi, kendini savunma hakkı için silah
kullanmış kişilerin yargılanmasında göz önünde bulundurulmalıdır. Hükümet
gerekli silah kayıtlarını tutmada yasal düzenlemeleri aşırıya vardırdığında,
mülkiyet ve üretim haklarını savunma özgürlüğünün caydırıcılığına kısıtlama
getirmiş olur.
2.0 Ekonomik Özgürlük
Liberterler, toplumun tüm üyelerinin ekonomik başarıya ulaşmaları için bol
bol fırsatlar isterler. Bir serbest ve rekabetçi piyasa, kaynakları en
verimli işlere ayırır. Her kişi, serbest piyasada başkalarına mal ve hizmet
sunmak hakkına sahiptir. Ekonomik alanda hükümete düşen tek rol, mülkiyet
haklarını korumak adına anlaşmazlıkları karara bağlamak, ve gönüllü
ticaretin korunduğu bir yasal çerçeve sağlamaktır. Yeniden dağıtma;
zenginlik, ya da ticareti kontrol etmek veya yönetmek için hükümet
tarafından ortaya konacak her türlü çabalar, özgür bir toplumda yanlıştır.
2.1 Mülkiyet ve Sözleşme
Mülkiyet hakları tüm diğer insan hakları ile aynı önemle korunması gerekli
haklardır. Mülkiyet sahipleri, kontrol egzersizini başkalarının geçerli
haklarını ihlaline kadar ve sürece, müdahale olmaksızın, ya da herhangi bir
şekilde zevk amacıyla bile olsa , mülklerinin kontrol, kullanım hatta imhası
için tam hak sahibidirler. Ücretler, fiyatlar , kiralar , kar , üretim ve
faiz oranları üzerindeki tüm devlet kontrollerine karşıyım .Fiyat, ürün veya
hizmetlerin reklamını yasaklayan veya kısıtlayan tüm yasaların yürürlükten
kaldırılmasını savunuyorum . Özel mülkiyet , sözleşme özgürlüğü ve ticaret
özgürlüğü hakkının tüm ihlallerine karşı herhangi bir nedenden dolayı arazi
dahil olmak üzere, bireysel mülkiyet haklarının ihlali; hükümet veya özel
eylemciler tarafından hak sahiplerine karşı nerede yapıldıysa; mülkün,
"T.C. Oraj POYRAZ" <cim...@neomailbox.net> Dec 31 10:48AM +0200
* 'Tarım savaşı' <#mozTocId602221>
o ADIM ADIM KÜRESEL FİNANS OLİGARŞİSİNİN DOĞUŞU <#mozTocId160949>
o KÜRESEL BİR HÂKİMİYET ARACI OLARAK ‘AÇLIK KORKUSU’ <#mozTocId747352>
o AÇLIK KORKUSUYLA DOĞAL BESLENMENİN GASPI <#mozTocId170160>
o AÇLIK KORKUSUNUN YARATTIĞI YIKIM SAVAŞLARDAN DAHA ETKİN
<#mozTocId312186>
o TARIMDAN KOPARILAN İNSANLAR ROBOTLAŞIYOR <#mozTocId700659>
o KORKU PSİKOLOJİSİYLE ELİNİ KANA SÜRMEDEN KAN DÖKENLER
<#mozTocId172699>
o KÜRESEL FİNANS OLİGARŞİSİNİN HEDEFİ: ‘TARIM SAVAŞI’
<#mozTocId253452>
------------------------------------------------------------------------
*'Tarım savaşı'***
<http://www.odatv.com/n.php?n=tarim-savasi-2912131200>
29.12.2013 01:21
Türkiye’nin baş döndürücü gündemi Anadolu’nun her köşesinde farklı
yorumlarla ama aynı merakla izleniliyor.
Bugün 70 yaşındaki bir büyüğümüzle konuşurken, sözü, ülkenin her yarım
saatte bir, birkaç yılda yaşanabilecek devinimler yaşadığını ve başka
bir ülkede olsa yer yerinden oynayacak olaylar karşısında hiçbir şey
olmamış gibi gündelik hayatını sürdürebilen insanlara getirerek,
*_"burada en büyük suç aydınlarda.
Aydınlar bu ülkeye ihanet etmiştir!"_* dedi.
Yüzündeki acımsı ifade, söylenecek çok şeyin olduğunda susmayı
yeğleyenlerin halini yansıtsa da, Anadolu’nun dört bir yanında toplumsal
işlevini sürdüren *_‘organik aydınların’_* varlığına olan inancı,
sabrının yegâne dayanağıydı…
İşte o organik aydınlardan birini, Erhan Ünal’ı tanıştırmak istiyorum
bugün size.
1968 olayları içinde aktif olarak yer alan Ünal, 1972’de yurt dışına
çıkarak kendi deyimiyle *_"denizci olarak"_* bir süre dünya denizlerini
dolaşmış.
Evlilik ve çocuklar karaya bağlayınca da serbest olarak çalışma kararı
almış.
Ünal, 1990’larda Avrupa’nın politik gündemi içerisinde Türkiye’den yana
tavır geliştiren çalışmalar yürütürken yaşadıklarını şöyle özetliyor:
*_"Alman politik sistemi ve ardındaki görünmezler ile karşılaşınca
oluşan hayret ve dehşet ile ailece geri dönüş kararı aldık"_*
'Tarım savaşı'
<http://www.odatv.com/n.php?n=tarim-savasi-2912131200>Geri dönüş
kararının ardından Torosların eteğinde bir köye yerleşerek eşiyle
birlikte sıfırdan bir yaşam kuran Ünal, yaşamının geriye kalan bölümünde
geleneksel tarım yöntemiyle, yerel tohumlarla kimyasaldan uzak ürünler
üretmeye başlamış.
A’dan z’ye kendi tükettikleri her şeyi kendileri üretmeye çalışıyorlar.
Ancak Ünal ailesinin yaşamları bununla da sınırlı değil.
Yerleştikleri köyde komşular tavuklarını satıp marketten yumurta almaya
başlarken, onlar köy tavuğu yetiştirmeye koyulmuşlar ve sonunda tavuğunu
satan komşular yeniden kendi üretim değerlerini farkına varmaya başlamışlar.
Erhan Ünal, uzun yıllar dünyanın birçok ülkesinde yaptığı araştırmaların
birikimine Türkiye’deki gözlemlerini de ekleyerek bahçesinden arta kalan
zamanlarında, *_"tarım ve gıda savaşı"_* konularını derinlemesine ele
aldığı bir kitap üzerinde çalışıyor.
Ünal’a göre küresel finansı elinde tutan oligarşik yapı, dünya genelinde
*_‘açlık korkusu’_* yaratarak tarımsal üretimi ve gıda dağıtımını elinde
tutmak için bir savaş yürütüyor.
Ünal, bu savaşa, *_"Tarım Savaşı"_* adını veriyor.
Tarım, gıda ve beslenme konularında bildik ezberleri bozan çalışmaları
hakkında uzun uzun söyleştiğimiz Erhan Ünal, dünyayı gıda ile kontrol
etme arzusundaki küresel diktatörlüğün kilometre taşlarını yazdı.
Devamı da gelecek…
İşte Asya’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Anadolu’ya geleneksel tarımın
izlerini süren Araştırmacı Erhan Ünal’ın kaleminden açlık korkusu ve
küresel tarım savaşı…
*ADIM ADIM KÜRESEL FİNANS OLİGARŞİSİNİN DOĞUŞU*
"Son dört yüz yılda küresel olarak ivmesi gittikçe artan oligarşik bir
yapılanmanın içerisindeyiz.
Bu yapılanmanın tarihçesi aslında çok daha eskilere dayanmakla birlikte,
Amerika kıtasının keşfinden sonra önemli bir güç sıçraması ve buna bağlı
olarak da süreç içerisinde dikeye yakın bir hızlanma oluşmuştur.
Günümüzde bu söz konusu *_‘merkezi güç’_*, Avrupa’dan başlayarak adım
adım var olan ülkeleri ve kıtaları plan doğrultusunda yapılandırmayı
hızlandırmaktadır.
Bu *_‘güç sistemi’_*, geçmişte ekonomik ve politik yapısal modellerini
oluşturmuş, bu modellere işlevsellik kazandırmış ve kurumlaştırmıştır.
Oluşan bu ekonomik ve politik alt yapının üzerinde gelişen sosyal yapı
ise, günümüzde dünyanın neresinde olursa olsun, insanın düşünce ve
davranış sistemini kontrol edip şekillendirmektedir.
Geçen binlerce yılda titiz bir uğraş ve müthiş bir enerji ile iğne oyası
işlercesine, bölgesel etnik bir yapı üzerine dinselleştirilerek
oturtulmuş bu muazzam *_‘güç sisteminin’_* merkezine, günümüzde
*_‘Küresel Finans Oligarşisi’_* *(KFO)*, diyoruz.
Zaman içerisinde mükemmelleşen bu güç sistemi özellikle son 300 yıl
içerisinde Dünyamızda yaşamı, kendi plan hedefleri doğrultusunda
yönlendirebilen, şekillendirebilen bir konuma gelip yerleşmiştir.
Artık bu güç merkezi 3500 yıl önce önüne koymuş olduğu hedefe, (tek
merkezli dünya hâkimiyeti) çok yakındır.
Her ne kadar hala, yerküremizin şu ya da bu köşesinde işler KFO
açısından çok da pürüzsüz gitmese de genelinde sistemin hâkimiyeti
sağlanmıştır.
Dünyada, kitlesel olarak insanlar üzerinde hâkimiyetin sağlanabilmesi
yönünde gerçekleştirilen en önemli yapısal aşama, adım adım insanların
beslenme potansiyeli üzerinde hâkimiyeti ele geçirmek ile olmuştur.
Yeryüzünde tüm canlıların sahip oldukları temel reflekslerinden birisi
(yapısal olarak) beslenebilmek için, yiyecek bir şeyler bulabilme güdüsüdür.
Bundan dolayı insanların da tüm davranışlarının temelinde, öncelikli
olarak kendisi ve ailesi için beslenme imkânını oluşturabilmek ve
devamını sağlamak eğilimi yatar.
Paleolitik çağ öncesinde de durum böyleydi, günümüzde de böyledir.
Gıda konusunda herhangi bir sebepten oluşabilecek gıda dar boğazı, hatta
sıkıntı ihtimali, insanlarda *_"açlık korkusu"_*na sebep olur.
Gıda sorunu, açlık korkusu ya da *_‘beslenme temel hakkı’_* üzerine
sayısız kitap yazılmıştır ve daha da pek çok yazılacaktır.
Konu çok geniş ve bakış açılarının farklılıklarına göre pek geniş bir
bilimsel hacme sahip.
Burada tarım ve gıda konusunu neden ele aldığımı, KFO açısından beslenme
temel hakkının, nasıl ve neden kendi plan hedeflerine ulaşmada çok
etkili bir araç olarak kullanıldığını açıklamaya çalışacağım.
*KÜRESEL BİR HÂKİMİYET ARACI OLARAK _‘AÇLIK KORKUSU’_*
İnsanın en *_‘derin’_* ve en *_‘temel’_* korkularından birisinin, *_‘aç
kalma korkusu’_* olduğunu yukarıda belirttim.
On binlerce yıldır insanoğlunun günlük yaşam ritminin belirleyici unsuru
olan açlık duygusu ve yiyecek bir şeyler bulabilme uğraşı, bu gün bile
her an bilinçaltının derinliklerinde titreşen negatif bir enerji olarak
kişinin şu yada bu davranış tarzında etken olan temel nedenlerden birisidir.
Canlıların refleksif davranışlarını tetikleyen temel algılardan birisi
olan *_‘korku’_*, tarih boyunca insan kitlelerini *yönlerdirme* ve
*sömürmede* en önemli gereç ve en etkili silahtır.
Amerika kıtasının keşfinden sonra etrafa çekirge sürüsü gibi yayılan
istilacılar tarafından sistematik bir şekilde yoğunlaştırılan *_‘ölüm
korkusu’_*nun yarattığı *dehşet* ile insan kitlelerinin nasıl paralize
(adeta felç) edilerek savunmasız hale getirildiklerini hatırlayalım.
*_‘Korku’_* olgusunu daha da genişleterek araştırmaya devam ettiğimizde
korkuların *_‘anası’_*ndan *_‘açlık korkusu’_*ndan ve bu gün bu korkunun
çeşitli biçimlerde kullanılmasıyla, dünya çapında nasıl bir *_‘Tarım
Savaşı’_*nın sürdürüldüğünden bahsetmemiz gerekmekte.
Tarihte insanlar *_‘avcı- toplayıcılık’_*tan tarım toplumuna çok da
gönüllü olarak geçmemiş.
Bu geçiş yoğun kişisel zahmetleri ve riskleri beraberinde getirmiş.
Gittikçe sayısal olarak kalabalıklaşan (şehirleşen) toplumlarda,
çalışmak yerine çalışanın emeğine, ürününe ve hatta kendisine sahip
olarak daha rahat yaşanabileceğini fark edenler, diğer insanlar üzerinde
sonu gelmez bir hâkimiyet mücadelesini başlatmışlardır.
Avcı-toplayıcı toplumlarda da olabilen benzer amaçlı çatışmalar, o
zamanlarda kitlesel kıyım boyutuna ulaşmamıştır.
Kabileler hem sayısal olarak oldukça mütevazı büyüklüklerdedirler, hem
de büyük kıyımları zorunlu kılacak bir neden ve de olanak yoktur.
Yerleşik düzene (şehirleşme ve giderek devletleşme) geçişle birlikte,
önce aynı yerde yaşayan insanlara hâkim olabilme amacı ile başlatılan
gücünü diğerlerine kabul ettirebilme çatışmaları, *_‘öteki’_*şehrin,
giderek *_‘öteki’_*devletin topraklarına, ürününe, emeğine ve hatta
insanına (insan kaynakları / human resources!) hâkim olabilme, el
koyabilme amacı ile kıyam savaşlarına dönüşmüştür.
Bir önceki paragrafta sözünü ettiğimiz *_‘Tarım Savaşı’_*da budur ve bu
*_‘çapul amaçlı kıyam’_,* neredeyse aralıksız olarak 5000 yıldan fazla
bir zamandan beri sürdürüle gelmektedir.
Son 400 yüzyılda ise bu *çapul*, nitelik ve nicelik olarak çok değişmiştir.
Küresel olarak örgütlenmesini tamamlamış, merkezileşmiştir.
Böylelikle tek merkezden, tek amaçla yönetilir olmuş ve bu yönetim
biçimi için yeterli güç birikimini sağlamıştır.
Bu merkez, yukarıda sözünü ettiğimiz *_‘Tarım Savaşı’_*nın stratejik
beyni olan *_"Küresel Finans Oligarşisi"_*dir.
*AÇLIK KORKUSUYLA DOĞAL BESLENMENİN GASPI*
*_‘_**_Aç kalma korkusu’_*, yüz binlerce yıl boyunca en olumsuz
şartlarda verilmiş yaşam savaşında insan denilen canlının, iliklerine
işlemiş olan varlığını sürdürebilme çırpınışının bir öz deyişi, yok olma
korkusunun ön adıdır.
Böylesine köklü bir temel duygu, *_‘Küresel Finans Oligarşisi’_*
açısından, koymuş olduğu plan hedeflerine ulaşmada kitleleri
yönlendirebilmek için bulunmaz bir fırsattır.
Bu yüzden sistemin oluşturduğu ve kontrolünü elinde tuttuğu (BM, FAO,
WTO, WHO vb.
gibi) çeşitli uluslararası kurumlar vasıtası ile yıllardır küresel
olarak *_‘açlık korkusunu’_* işlemekte ve aktüel tutmaktadır.
Sistem, bu korkunun yarattığı koyu sis perdesinin ardında, milyarlarca
insanın doğal beslenme hakkını gasp edebilmektedir.
*Bir yanda kitleleri kurtulması imkansız bir tarzda güdülebilir
kılmakta, öte yanda ise muazzam bir para (konsantre güç ) akışını,
oluşturmuş olduğu kanallardan muntazam ve rekabet dışı bir şekilde kendi
finans merkezlerine doğru yönlendirebilmektir.*
Doç.Dr.Osman Nuri Koçtürk, 1970 yılında yayınlanan *_‘Açlık Korkusu’_*
adlı eserinde şöyle yazıyor: */"Yeni sömürgecilik, savaş korkusunu,
açlık korkusu ile pekleştirerek geri ülkeleri dize getirmede yeni bir
çığır açmış ve bu suretle sömürdüğü toplumun doğal ve beşeri
kaynaklarını büyük bir tepki ile karşılaşmadan çıkarlarına uygun olarak
kullanma olanağını hazırlamıştır.
Açlık tek başına bir insanın sağlığının bozulması, üretim ve savunma
gücünün kısıtlanması, yakın çevresinde olup bitenlere karşı ilgisiz
kalıp, sahibi olduklarına sahip çıkmaması için yeterlidir"/*//
*AÇLIK KORKUSUNUN YARATTIĞI YIKIM SAVAŞLARDAN DAHA ETKİN *
Özellikle son 200 yıl içerisinde *_‘Küresel Finans Oligarşisi’_*, başta
Afrika olmak üzere dünyanın pek çok yerinde binlerce yıldır süregelmekte
olan, makul bir yaşam tarzı için insanlara yeterli *_‘geleneksel tarım
üretimi’_* tarzını, ileride açıklayacağımız çeşitli metotlarla çökertmiştir.
Hedef bölgelerin insanlarını *_‘açlık korkusu’_* ile adeta paralize
etmiş ve tarihte görülmemiş boyutlarda ki *_‘sosyal bozulma ve
çözülme’_* (dejenerasyon) ile kimliksizleştirmeyi becermişlerdir.
Bu insanlar, Osman Nuri Koçtürk’ün 1970’lerde gayet isabetli bir şekilde
belirttiği gibi, ülkelerinde olup bitenlere karşı ilgisiz ve dolayısı
ile savunmasız kalmışlar ve *_‘açlık korkusu’_*nun pençesinde, rüzgârın
önüne kattığı kuru yapraklar gibi oradan oraya savrulur olmuşlardır.
Osman Nuri Koçtürk’ ün tespitlerine kaldığımız yerden devam edelim:
*/"...Kişiler üzerindeki fizyolojik ve psikolojik yıkıntıyı, toplumlar
üzerinde aynen gerçekleştirmek için, sömürü bölgelerinde açlık psikozu
yaratmayı, sonuçları bakımından savaşlardan daha etkin girişimler olarak
niteleyen emperyalistler, şu günlerde açlık korkusunu sömürü bölgelerine
yaymayı, savaş korkusu yaymaktan çok daha etkin ve yararlı görüyorlar"/*
Zaman, zaman televizyonlarda gördüğümüz ve herkesi etkileyen, Afrika’dan
açlık görüntülerini hatırlayalım: Her yaştan on binlerce aç ve yarı
çıplak insan açık alanlarda kuyruklar halinde sıralanmışlar, ellerinde
birer tas, uluslararası yardım kuruluşlarının (?) kaynattığı kazanlardan
bir tas olsun kaynamış pirinç ya da darı bulamacı kapabilmek için
saatlerdir bekleşmektedirler.
Yüzleri sinek dolu, bir deri, bir kemik bebeklerin ve karnı şişmiş,
ağlamaya bile mecali kalmamış küçük çocukların görüntüleri mutlaka
herkesin hafızasında derin izler bırakmıştır.
Bu görüntüler, genellikle kuzey yarım kürede, şehirlerde yaşayan geniş
insan kitlelerini *_‘açlık tehlikesi’_*nin gerçekliğine inandırmakta da
önemli rol oynamıştır.
*TARIMDAN KOPARILAN İNSANLAR ROBOTLAŞIYOR*
Her türlü *_‘geleneksel tarım’_* faaliyetinden koparılmış, geniş
alanlarda toplanmış bu insanların, toplumsal herhangi bir girişim gücü
olamayacağı açıktır.
Açlık ve ölüm korkusunun en çıplak bir şekilde pençesinde olan bu
insanlar yaşayabilmek için tek umutları olan o yardım kuruluşlarının
vasıtası ile batılı büyük devletlerin ellerine teslim olmuşlardır.
Osman Nuri Koçtürk bu konuda şöyle diyor: */"Açlık korkusunun etkisi
altına sokulmuş bir toplumda, kişiler alışkanlıklarını, göreneklerini,
örf ve adetleri ile çıkarlarının gereğini unutarak, her türlü baskı ve
istismara elverişli bir davranış içine girerler.
Bu duruma sokulmuş olan bir toplumu rastgele yiyeceklerle beslenmeye
razı etmek ve gizli açlık ortamına itekleyerek zayıf düşürmek kolaydır.
İkinci Dünya Savaşı sırasında, toplama kamplarında kötü beslenme
koşulları altında kalmış şahıslar üzerinde yapılan geniş incelemeler ve
savaştan sonra geri ülkeler insanları üzerinde yapılan araştırmalar
sonunda, açlık korkusunun etkisi ve baskısı altına sokulmuş yarı aç
insanların yeteneklerini kaybettikleri ve kendilerine verilen her emri
itiraz etmeden yerine getiren robot insanlar olarak rahatça
kullanılabilecekleri görülmüştür.
Bu durum, daha önce Hindistan halkı üzerinde İngiliz’lerin uyguladıkları
insafsız açlık projeleri dolayısıyle de gayet iyi biliniyordu…"/*
ahmet kalkan <kalk...@windowslive.com> Dec 31 01:41PM +0200
"Yusuf Tunçer" <yusuf...@gmail.com> Dec 31 01:47PM +0200
2014'ün kararlılığımızın ve azmimizin başarıya ulaştığı bir yıl olması
dileğiyle,
herkesin yeni yılını kutlarım.
*Yusuf Tunçer*
*[image: Satır içi resim 1] *
*işte böyle laz ismail*
ilerleyen aydınlığın içindeyim
ellerim iştahlı, dünya güzel.
gözlerim doyamıyor ağaçlara
ağaçlar öyle ümitli, öyle yeşil.
güneşli bir yol gidiyor dutlukların arkasından
mapushane revirinde penceredeyim.
duymuyorum ilaçların kokusunu,
bir yerlerde karanfiller açmış olacak.
işte böyle laz ismail,
mesele esir düşmekte değil,
teslim olmamakta bütün
mesele<https://eksisozluk.com/?q=teslim+olmamakta+b%c3%bct%c3%bcn+mesele>
!
Nazım Hikmet
"mehmet necati güngör" <mnecat...@gmail.com> Dec 31 02:55PM +0200
ESKİ YANLIŞLARDAN, ESKİ ALIŞKANLIKLARDAN, ESKİ HESAPLARDAN ARINMIŞ BİR YENİ
YIL DİLEĞİ İLE SAĞLIKLI VE MUTLU BİR GELECEK DİLİYORUM.
M. NECATİ GÜNGÖR
Huseyin Ozbek <hozb...@yahoo.com> Dec 31 04:37AM -0800
2013’TEN KALANLAR VE TCG.DEĞİRMENDERE KAZASI
Halk sokaklara ha döküldü, ha dökülüyor.
Yolsuzluğa, hırsızlığa isyan halinde. TSK’ ya komplo kurulduğu, paha biçilmez
değerlerin karalandığı, mahkum edildiği, iktidar tarafından da, istemeden de
olsa dillendirilmeye başlandı. Sonrada yan çizildi, tornistan edildi. Anayasa
Mahkemesi Baş Savcısı görevini yapmalı; Ergenekon, Balyoz…gibi üzerinde komplo
töhmeti olan mahkeme kararları eski ve yeni deliller ışığında tekrar açılmalı. Bu yolda
hukuki olarak ne yapılacaksa yapılmalıdır.
İktidarlar hep vaat ederler. Vaatlerini
kamuoyu önünde şeffaf, hukuka dayalı icraatlari ile yerine getirebilirlerse
bugünde, yarında, tarih önünde saygı ile anılır; gönüllerde yaşamaya devam
ederler. Bugünlerde ise yukarıdaki gerçekler uygulanmıyor; icraattan çok tehdit var. Tarihler 7Aralık 2013’ü gösteriyor,
Başbakan Trakya da dolaşıyor, konuşmalar yapıyor, yer Çorlu, “…biz açıklamaya başlarsak, ülkede yer
yerinden oynar…içerde ihanet içinde olan birileri kalkıp bunu dışarı servis
ediyor…” diyor.
AKP iktidarı ile Cemaat’in sürtüşmesi
hızlandı.; öyle bir an geldi ki paralel çalışma, menfaat çatışmasına dönüştü.
İçleri berbat şeylerle dolu testiler çarpıştı, kırılıp döküldüler. Buralardan
kutu kutu dolarlar, para sayma makineleri, kasalar çıktı. Bunlar iktidar yetkililerinin Türkiye’yi adil, İslami ölçüler içinde
haram yemenin kötü olduğunu söylerlerken oldu. Halkı aldatan, üstün
yeteneklere sahip Başbakan ve bakan
çocuklarının bazılarının iş yerlerinde, evlerinde ve onların güvenilir kişilerinde
( banka müdürü) bulunan kara paranın kaynağı ne, bu akış nereden geliyor bilen
var mı?
İktidar panikledi, şok geçirdi. Önce
direndi, baktı ki köpüren dalgalar sertleşerek gelecek, 3’derken 9 bakan
görevden alındı, bir bakan yer değiştirdi. Sular yükselmişti, bordaları
dövüyordu, sarsıntı öyle kolay geçeceğe benzemiyordu. 17 Aralık 2013’te başlayan, “Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu”nda
gözaltına alınanlar bir ara 89 kişiye yükseldi. Elle tutulan, gözle görülen her
yerden kir, pislik ve yolsuzluk akıyordu.
Sarsıntı şiddetini arttırdı. 25 Aralık
2013’te İstanbul Cumhuriyet savcısı Muammer Aktaş yeni bir yolsuzluk dosyası açtı,
bir kısmı Başbakan’ nın oğulları ve yakın kişilerden oluşan 41 kişinin
evlerinin aranması ve tutuklanmaları için resmi mahkeme kararı çıkardı.
İstanbul Cumhuriyet Baş Savcısı Turan
Çolakkadı görevini yapan savcının elinden dosyayı aldı, soruşturmadan el
çektirdi.
Hani siz bu tip olaylar askere uygulanırken
mutluluktan ellerinizi ovuşturuyor, “İyi
Oldu!” der gibi kendinizi rahatlamış hissediyordunuz. Demokrasilerde, hukuk
devletinde uygulamalar eşit olmaz mı? Bu yapılanlar suç değil miydi?
Hırsıza;”Sana zaman tanıyorum, ilerde bir şey olmaması için git şimdiden
tedbirini al!” demek değil miydi, daha açıkçası; “Delilleri karart, yok et!”
demekti.
Başsavcı ve emniyet yargı kararının önünü
kestiler. İşte Başbakan; “ İş nasıl bu safhalara kadar geldi” buna köpürüyor. Bütün
vukuatlardan Cemaat’i ve Pensilvanya daki Fethullah Hoca’nın Türkiye’deki sadık
ve çekirdek kadrosunu sorumlu görüyor.
2013’ün Haziran rüzgarı yıllarca sürecek.
Hakkında makaleler, kitaplar yazılmaya devam edecek. Hızı kesilir gibi olsa
bile zamanla ivmelenecek. Tarihte yerini aldı. Ukrayna gibi çevre ülkeleri
de etkileyen , “Gezi Parkı” veya “ Taksim Direnişi” adları ile anılan hareket
bilin ki yoluna devam edecek.
Biz bize benzeriz. Yeryüzünde de başka bir
örneğimiz yok. Geçen sene 2012 biterken Paris’te 3 PKK’lı üst düzey militan
bayan inlerinde öldürülmüş, suç faturası da T.C ‘ye çıkarılmak istenmişti.
Bir sene daha geriye gidin, gene 2011
Aralık ayı sonları Türkiye ile Irak arasında hudut kalkmış, T.C’nin bayrağı
inmiş gibi, serbestçe gidip gelip kaçakçılık yapıyorlarken bombalanmışlar ve
ölmüşlerdi. Ölüm kötü, onu istemek insanlığa sığmaz, savunulacak tarafı da
yoktur. Fakat orası hudut, o bağırıp çağıran Ertuğrul Kürkçü bilmeyebilir,
şirazesine göre değerlendirebilir ama aklı başında olanlar hatırlatmalı. Hâlâ suçlu arıyorlar. Eğer öyle birisi
aranıyorsa o Hava Kuvvetleri’dir, o Türk Genelkurmay’ıdır. Bunu biliyorsunuz
ama gene de soruyorsunuz. Onlar bu ülkenin hudutlarını korumakla görevliler.
2013’ün son günleri, ülkenin yarınları
aydınlık değil; gri ve hatta karanlıklara gebe. Bunu görmek için hukuku kendine
lâzım olduğu zaman beğenen, çevresine, partisine ve ailesine ucu dokunuyorsa
itip kakan, suçlayan iktidarla Türkiye’yi çağdaşlaştırmak güç.
Başbakan tarihe geçen, ilerde belki de
pişman olacağı sözler sarf etti, cümleler kurdu. “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık.” dedi. Konuşmalarında “Atatürk” kelimesini
kullanmamaya özenle dikkat etti ve ediyor.
Arap’tan çok Arapçı. Müslüman etiketi
altında onların koruyucu meleği.
Irak – Kürt petrollerinin temelini Musul ve
Kerkük yöresindeki kuyulardan çıkarılan petrol oluşturuyor. Yıllık 16 milyar
dolar bir gelir getirdiği hesaplanan ve zamanla artacak bu gelirden, bu
toprakların sahipleri Türkmenler hiç faydalanamıyorlar. Onlar XXI’ inci
yüzyılda vatanlarında parya durumuna düştüler . Bir T.C. Başbakanı Diyarbakır’a
kadar giderek bunu onların hesabına artı olarak, Türkmenler’ e rağmen
kaydettirdi. Bu sizsiniz R.T.Erdoğan.
Abdullah Gül, R.T.Erdoğan ve Bülent Arınç
triosu AKP’nin omurgasını oluşturuyorlar. Sanki al gülüm, ver gülüm yapıyorlar.
Yarın bir diğeri cumhurbaşkanlığını eski dava arkadaşından devralacak. Ne alâ
ülke!
İktidar, iktidarın ortakları, paralel hareket
ettiği ama şimdilerde menfaat çatışmasında her şeyin ortaya döküldüğü
“Cemaat’in çekirdek kadrosu” sizi zorlayacak. Sonuçta halk zararlı çıkacak,
bilin ki iyi yönetilmiyoruz. 2013’ün sonunda Türkiye ufku siyah bulutlarla
kapatılarak, 2014’e doğru itekleniyor.
DÜNYADA NELER
OLDU
Bizim dışımızda sıkıntılarla dolu yer
kürede, pek çok ülke de iyi ve huzurlu değil.
Arap Dünyası için için kaynıyor. Mısır ve
Libya’da istikrarsızlık, sandalye ve gene menfaat çatışması var.
Irak ve Suriye iç savaşla yaşıyor. Yarınları
meçhul, her gün 10’lerca ölü, kimin ne yaptığı, ne yapacağı belli değil.
Komşudaki iç harp Türkiye’nin güneyini kötü vurdu. 700 binin üzerinde, tam da
sayılamayan çoğu ve hatta hepsi vasıfsız göçmen topraklarımızda. Daha öncede
Turgut Özal zamanında Saddam’ın hışmından kaçan yüz binlerce Kürt’ü
topraklarımıza almıştık. Sonuç ortada.
2013’ten geriye kalan bazı satır başları:
-Kendisine Atatürk Ödülü verilen ve onu
kabul etmeyen Nelson Mandela 94 yalında öldü.
-Yoksulluktan,
cahillikten kaçmak isterken Malta ile Tunus arasında Sicilya Adası’nın 170 km.
güney batısında Lampedusa Adası açıklarında 518 kişi ile batan mülteci
teknesinde, denizde son yılların en büyük faciası yaşandı. 366 kaçak mülteci
boğularak öldü. (Ekim 2013)
-Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi (N.S.A) ve
CİA. görevlisi E. J. Snowden dünyayı birbirine kattı. Güçlülerin, hak ve hukuk dinlemez devletlerin, kirli, kokmuş sırlarla
örtülü çamaşırlarını havalandırdı. Bazı pislikleri görmemizi sağladı. Birileri,
bu birileri ABD, istediği herkesi dinliyor, ahlak ve uluslar arası etik bir
değer tanımıyor.. Bunu gösterdi. ( 6 Haziran 2013)
-Filipinler’i tarihin en büyük
tayfunlarından biri olan Haiyan Tayfunu vurdu. Sonuç; 5700 ölü, 26 bin yaralı
ve 1700 kayıp. ( 8 Kasım 2013)
-İspanya’da Madrid – Santiago de Compostela
seferini yapan hızlı tren raydan çıktı, 78 kişi hayatını kaybetti.( 24 Temmuz
2013)
-Esad güçleri Şam yakınlarında Guta’da
kimyasal silah kullandı, çoğu çocuk 1300’den fazla insan öldü.
-Bangladeş’te Dakka’da, binlerce tekstil
işçisi 3 000 taka ( yaklaşık 75 T.L.) 35 dolar olan aylık ücretlerini arttırma
istekleri kabul edilmiyor. Yoksulluğu yenmeye yönelik gösterilerde zaman zaman
ağır can kayıpları oluyor. Adalet, eşitlik mi dediniz? O ne demek?
İstanbul – Milano uçuşu, Malpense Havaalanı,
sonrada Cortino d’Ampezzo kış sporları merkezi. Veya Zürih üzerinden İsviçre Alpleri’ nde; Davos, St.Moritz, Aspen ve Gstand gibi kayak
merkezlerinde yaşamı renkli tutan, bir söyleyip iki gülen, tuzu kuru insanlarda
var.
Ben
adalete inanmam; “Dün yoktu, bugün yok ve yarında olmayacak.” Tabii buna Mersin
hatırası mühendis Yusuf’un adaleti dahil
değil. Ha ne diyorsun Harun Kaptan? Biliyorum itiraz edeceksin ama lütfen etme!
Güneyimizde güçsüzlüğü ve iç harbi İsrail’e
yarayan yarınları olmayan bir Suriye var. 2013’te dünyada her platformda
sözcülüğünü Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov yaptı. “Her şeyi bozuk” sanki
gizli bir Rus sömürgesi gibi. Taurus’
taki Rus Deniz Üssü’nden atılan füze İskenderun Körfezi’nin güneyinde askeri
uçağımızı vurdu, düşürdü. Nedense
sustuk. Sahi Esad’ın çevresindeki 2 Rus danışman ne yapıyor?
TCG.DEĞİRMENDERE’NİN
ALABORA OLMASINDA İHMAL VAR MI?
İnsanların ilgilendikleri konular meslekleri
ve hayat görüşleri ile kesişiyorsa ne mutlu onlara. Yoksa içsiz güçsüz ileri
yaşta ölümü bekleyen yaşlılar gibi tatsız bir ömür sürülür. Denizin tuzu,
gemiler, limanlar, personel, Güney Kutbu’nda buzullara takılan gemi, uzun okyanus seyirlerinin anlatıldığı
geçmiş günler ve 70 yaşına rağmen bu yaz Heybeliada’dan Büyükada’ya yüzerek
geçebilir miyim gibi derin konular…
22 Aralık 2013 haber kanalları kısa,
muğlak, pek anlaşılmayan bir gemi kazasının haberini veriyor. Biz denizci
millet değiliz, haberi hazırlayan kişiler durumu topluma iyi anlatamıyor. Hani
bir roman var 25 – 30 baskı yaptı denizi, denizciliği anlatmak istiyor ama
anlatamıyor, onun gibi.
İzmir Aliağa Tersanesi’nde havuz işlemi
bittikten sonra TCG.Değirmendere (A-576) açık deniz römorkörü ile TCG.AĞ-6
(P-308) şamandıra dökme ve denizaltı kurtarma çan gemisi, aynı zamanda havuzdan
indirilmek isteniyor.
AĞ-6 salimen havuzdan çıkıyor. Değirmendere daha havuzda kızaklar üstünde
“domuz damları” ve yan besleme takozları/ takaryalar devre dışı kalmadan önce
iskeleye, sonrada sancağa yatıyor, alabora oluyor. İçerde Deniz Tesfiye
Fabrikası’ndan 2 işçi var.
AĞ-6
desteklerden kurtulduktan sonra çekiciler onu havuzdan çıkarıyor. Burada
muhtemelen Değirmendere’nin yan takozları kayıyor, önce iskeleye meyil ettiğinde sancak destekler
kurtuluyor, aksi yöne meyledince de takoz ve tutucu payandalar olmadığından tekne
sancağa alabora oluyor. Tabii, şuanda
bilinmeyen başka sebeplerde olmuş olabilir.
Bu havuz, “pontonlu – Yüzer havuz” olarak
adlandırılıyor. Dalış ve çıkışlar
paralellik arz etmeli. Eğer bu paralellik sağlanamazsa, pontonlardaki su
dengeli olarak tahliye edilemezse, kaymalar sonucu alabora olmak kaçınılmaz
olur.
Geminin biri havuzdan çıkarken diğeri de
çıkmalıydı. Ancak alabora olduktan sonra acil yangın söndürme sistemi
bilinmeyen bir nedenle devreye giriyor. Makine dairesini karbon monoksit gazı
basıyor. Çeşitli yaralanmalar hariç 7 er, 1 astsubay ve 2 işçi havasız kalıyor,
zehirlenerek boğuluyor, şehit oluyor. (Yukarıdaki bilgiler basında da yer
aldı.)
Burada dört sorumlu amir var: a-) Havuz komutanı ( müessese sivilse
müdürü) b-) Havuzlama mühendisi c-) Gemi komutanı d-) Gemi baş mühendisi (B.Ç.)
Elim olay kaza mı, facia mı bilmiyorum!
Konu ile ilgili DİSK ve Limter-İş sendikaları kesif hatalardan bahsediyorlar
Biz ne zaman denizci bir ülke olacağız?Kaza
kurbanlarından teskere bırakarak TSK’ da kalmak isteyen 21 yaşındaki er Mert
Paşalı’nın Gelibolu’da yapılan cenaze merasimini seyrettim. O ve diğer şehitler
yürekleri dağladı. .
Deniz Kuvvetleri inşallah 30 Ocak 1985’te Seferihisar –Sığacık
Körfezi’nde batan Ç – 136’da şehit olan 40
denizciye çok görülüp verilmeyen “Şehitlik Mertebesi” ni bunlardan esirgemez.
Bunlar Türkiye – Irak hududunda kaçakçılık yaparken ölmediler.
O 40
şehit ailelerinden bazılarının yoksul olup zorda olduğu haberleri geliyor.
2013 zor geçti, gelecek yıl daha zorlu
olacağa benziyor. Yeni yılın bütün
insanlığa ve Türk Dünyası’na huzur ve mutluluklar getirmesini dilerim. 31 Aralık 2013
Babür Hüseyin ÖZBEK
ortac tepe <orta...@gmail.com> Dec 31 02:32PM +0200
Fwd: Next Level
*Bu rezidansların sırrı ne*
Ankaralılar bilir. Eskişehir yolundan Konya asfaltına çıkarken, eskiden
bir sürücü kursunun pisti olan, fi tarihinde Anadolu Ajansı’na tahsis
edilen sonra her ne hikmetse Bayındır Hastanesi’ne münasip görülen, Ufuk
Hastanesi’ne de sınır olan Ankara’nın en değerli arsasındaki bir
yapılaşmadan söz edeceğiz. Bu kıymetli arsa, son kertede “*eşraftan*” Fatih
Erdoğan’ın “*Pasifik İnşaatı*”na nasip oldu ve sayesinde “*bağzı*”
Ankaralılar kutu kutu pense evciklere eşek yükü paralar dökerek, “*üst
aşama*”lı yaşamlar vadeden “*Next Level*”lı oldular.
Armada'nın karşısındaki devasa iki kuleden oluşan, bir tarafında Ufuk
Üniversitesi Hastanesi, öbür tarafında ise Melih Gökçek’in milyonlar döküp
yaptırdığı, sonra yine milyonlar döküp söktürdüğü “*roller coaster*” binası
bulunan Next Level’ın konumlandığı 25 dönümlük bu arazi, Ankara’nın en
değerli arsalarından biri.
*AŞTİ MANZARALI 3,5 MİLYONLUK DAİRELER*
Konya Yolu’na dönerken birdenbire, kendiliğinden bitivermiş gibi azametle
dikilen, 105 konuttan oluşan bu kibirli sitede 1+1′den 5+1′e kadar farklı
daire alternatifleri bulunuyor. Dairelerin fiyatı ise, 3 bin 400 liralık
yoksulluk sınır altında yaşayan çok büyük kitlenin duyduğunda topuklayıp
kaçacağı cinsten. 1+1 dairelerin fiyatlarının 760 binle 914 bin lira
arasında olduğunu söyleyeyim gerisini siz anlayın.
Projenin 426 metrekarelik 7 kral dairesinden 4’ü satılmış. “*AŞTİ
manzaralı*” bu dairelerin 3 milyon 300 bin liraya alıcı bulduğunu
kaydedelim. İstanbul’da Boğaz manzaralı bir daire sahibi olmak varken, AŞTİ
ve Ulusoy Garajı manzarasına bu kadar parayı bastıran Ankaralı “*hür
teşebbüs*”ün Başkent sevgisine şapka çıkarıp devam edelim.
Pek janjanlı ve pek bir civelek bu projede rezidans dairelerin yanı sıra,
133 ofis, 40 bin metrekarelik AVM de yer alıyor. Şirketin 35 yaşındaki
patronu Fatih Erdoğan, Mayıs 2012’de TOKİ’nin AVM’deki payını da 147 Milyon
TL’ye satın aldıklarının açıkladı. TOKİ bu altın yumurtlayacak hissesini
neden sattı bilinmez ama Erdoğan, ticari zekasını kanıtlarcasına bu bölümü
satmayıp 150 dükkândan ayda 1 milyon 250 bin olmak üzere yılda 15 milyon
Euro kira geliri beklediklerini belirtiyor.
Alınan bilgilere göre, şimdilik projeden 243 adet bağımsız bölüm
satılırken, karşılığında TOKİ’ye 92.9 Milyon TL para ödendi.
*BAHTI AÇIK “ENİŞTE”*
Next Level’lılar kusura bakmasın, onların parası biz züğürtlerin çenesini
biraz daha yoracak. Çoluk çocuk derken, enişte, baldız, dünür çevresine
yatay geçiş yapan sonra halka halka genişleyerek “*aynı güneş altında namaz
kılanla*r” kontenjanından oluşan çevresini zenginleştirme uğruna, ülkesine
yağmacı işgal kuvveti gibi dalan “*siyasi şebeke*”yle mi karşı karşı
karşıyayız, yoksa “*helal kesim*” bir sofra mı karşımızdaki biraz
kurcalayacağız.
Toplam 25 bin 195 metrekare alana sahip bu yerin “*Arsa Satışı Karşılığı
Gelir Paylaşımı İhalesi*” 18 Ocak 2010 tarihinde yapıldı. İhaleye 6 firma
teklif verdi ancak sözlü turda 3 şirket ihaleden çekildi ve ihale, toplam
gelirden arsa satış karşılığı idare payı geliri olarak 106 milyon 200 bin
TL teklif eden Pasifik İnşaat’a kaldı.
Peki bu Pasifik İnşaat neyin nesi kimin fesi?
Şirket, 1986 yılında kurulan Ortaköy Çay San. ve Tic. A.Ş (ORÇAY), 1995
yılında kurulan ORPAŞ Gıda San.ve Tic. A.Ş. ve 2003 yılında kurulmuş olan
İlerleyen Yapı İnşaat Taahhüt Gıda Turizm Eğitim Hizmetleri Limited
Şirketi’ni bünyesinde barındıran Pasifik Grubu’na ait. “*Pasifik İnşaat*”
ise ihaleden 2 yıl önce 2008’de kurulmuş.
Grubun bahtı, AKP MKYK üyesi Asuman Erdoğan’ın eşi Fatih Erdoğan’ın 16
Kasım 2009’da buraya ortak olmasından sonra açılmış. Şirket, Erdoğan’ın
kendilerine ortak olmasından sadece iki ay sonra TOKİ’nin ihalesine girmiş
ve bu ballı arazinin, “*yüzde 31 idare payıyla*” ihalesini kapmış.
Şirketin diğer ortakları ise 31 Aralık 2009 tarihli Türkiye Ticaret Sicili
Gazetesi’ne göre, Abdülkerim Fırat, Mehmet Erdoğan, Ayşe ve Mehmet Yılmaz.
*YÜZDE 31 NASIL YÜZDE 30 OLDU*
Ankara’nın en değerli bölgesinde yüzde 50-60’la kat karşılığında arsaların
müteahhide verildiği bir bölgede TOKİ, Pasifik İnşaat’a burayı yüzde 31’le
verdi. Ama bu garipliğin üstüne cila çeker gibi başka bir ilginçlik daha
meydana geldi ve 1 Mart 2010’da imzalanan sözleşmede, Pasifik İnşaat’ın
yüzde 31’lik teklifi, yüzde 30’a düşüverdi. Mali değeri 4-5 trilyon olarak
ifade edilen bu yüzde 1’lik hissenin nasıl buharlaştığı ve nerelere gittiği
şimdilik sır…
14 milyon 675 bin teminatı bir kamu bankası olan Halkbank tarafından
verilen Next Level’ın açılışı, “*hikmetinden sual olmaz şahıs*” tarafından
yapıldı. “*I have a dream*” kıvamında "*Bir hayalimi açıkça sizlerle
paylaşmak istiyorum*” diye sözlerine başlayan alemlerin efendisi, “*Gönül
isterdi ki, TBMM'nin penceresinden Kızılay'a doğru baktığımızda Ulus'u,
Eski Meclis Binası'nı, Ankara Kalesi'ni görelim. Arada da sadece yeşil
alanlara, yayaların rahatça dolaşabildiği geniş bulvarlara sahip olalım*”
dedikten sonra anında fabrika ayarlarına dönüp, kalkınmayı dikilen bu dev
cüsseli binalarla eş tutarak Next Level’lı yaşamlara övgüler yağdırdı..
Devletin zirvesini kendisine atasından miras kaldığını zanneden “*onlara*”
göre, kalkınma söz konusuysa gerisi teferruattı. Projedeki bu gariplikleri
inceleyip esas kalkınanın kim olduğunu kurcalamanın alemi yoktu.
Gayrimenkul uzmanları Next Level projesinden yaklaşık 1.2 Milyar ABD
Doları hasılat beklenmesinin yanlış olmayacağını söylüyor. Ama TOKİ nasıl
bir hesaplama yaptıysa burayı 354 Milyon TL olarak öngörmüş ve kendisine
proje hasılatından 106.2 Milyon TL verilmesine razı olmuş. Erich Fromm usta
bu gibi durumlara herhalde “*sadizm*” derdi de biz ne diyeceğimizi
bilemedik.
TOKİ yetkilileri, Ankara Çankaya’da yüzde 47’yle hasılat paylaşımı
yaparken, Next Level’da nasıl bir hesaplama yaptılar, hangi rayici baz
aldıklarını açıklasalar da uçuk fiyatlı dairelerin arsasının neden bu kadar
kelepir satıldığının nedenini kamuoyu olarak öğrensek. Bir de yüzde 31’lik
teklifin nasıl yüzde 30’a indiği, o yüzde 1’lik payın nerelere uçtuğu da
açıklanması beklenen en önemli soru.
*ALT GELİR GRUBUNA DÖNMELİ*
Sayıştay ise TOKİ’nin “*hill*”, “*tower*”, “*kule*”, “*kent*”, “*residance*”
gibi fiyakalı isimlerle milyon TL’lik konutlar yerine alt gelir grubuna
yönelik konut projelerine ağırlık vermesi gerektiğini raporlarında
kaydediyor. Sayıştay’ın yıllardır tekrarladığı öneriyi 2010 yılı raporunda
bir kez daha tekrarladığını ve 2010 yılı TOKİ Denetim Raporu’nun 101’inci
sayfasında, TOKİ’nin asıl kuruluş amacına uygun davranması gerektiğine
işaret ettiğini belirtelim.
Bu arada Pasifik İnşaat’ın bağlı olduğu Pasifik Grubun bir diğer şirketi
olan ORPAŞ Gıda’nın da Ankara Büyükşehir Belediyesinin gıda ihalelerinde
olağanüstü performans gösterdiğini, 2004-2011 yılları arasında 199 milyon
782 bin 200 liralık gıda ihalesini Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden almayı
başardığını da ekleyelim.
*Derya Kırıcı*
*derya...@gmail.com*
*Odatv.com <http://odatv.com/>*
__._,_.___
Reply via web
post<http://groups.yahoo.com/group/Kolej76/post;_ylc=X3oDMTJxaGFsZ3ExBF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzY3ODUzODkEZ3Jwc3BJZAMxNzA1MDgyMzUzBG1zZ0lkAzI4MjMxBHNlYwNmdHIEc2xrA3JwbHkEc3RpbWUDMTM4NzI5NDg0MA--?act=reply&messageNum=28231>
Reply
to sender Reply to group Start a New
Topic<http://groups.yahoo.com/group/Kolej76/post;_ylc=X3oDMTJldHNpbWc5BF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzY3ODUzODkEZ3Jwc3BJZAMxNzA1MDgyMzUzBHNlYwNmdHIEc2xrA250cGMEc3RpbWUDMTM4NzI5NDg0MA-->
Messages
in this topic<http://groups.yahoo.com/group/Kolej76/message/28231;_ylc=X3oDMTM2Z2duc29vBF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzY3ODUzODkEZ3Jwc3BJZAMxNzA1MDgyMzUzBG1zZ0lkAzI4MjMxBHNlYwNmdHIEc2xrA3Z0cGMEc3RpbWUDMTM4NzI5NDg0MAR0cGNJZAMyODIzMQ-->(1)
Recent Activity:
Visit Your Group<http://groups.yahoo.com/group/Kolej76;_ylc=X3oDMTJlb3I4bjEzBF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzY3ODUzODkEZ3Jwc3BJZAMxNzA1MDgyMzUzBHNlYwN2dGwEc2xrA3ZnaHAEc3RpbWUDMTM4NzI5NDg0MA-->.
[image: Yahoo!
Groups]<http://groups.yahoo.com/;_ylc=X3oDMTJkY2xyajdjBF9TAzk3NDc2NTkwBGdycElkAzY3ODUzODkEZ3Jwc3BJZAMxNzA1MDgyMzUzBHNlYwNmdHIEc2xrA2dmcARzdGltZQMxMzg3Mjk0ODQw>
Switch to: Text-Only, Daily Digest • Unsubscribe • Terms of
Use<http://info.yahoo.com/legal/us/yahoo/utos/terms/>• Send
us Feedback
.
__,_._,___
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Dec 31 02:12PM +0200
2013’E DAMGA VURAN OLAYLAR Bu yılın şüphesiz en önemli olayı Taksim Gezi
Parkı protestolarıydı. Parktaki ağaçların sökülmesini protesto amacıyla
mayıs ayının son gününde başlayan gösteri yurt geneline yayıldı. Türkiye
dışında da ses getiren olaylar sadece yaz aylarını değil bütün bir yılı
etkisi altına aldı
[image: 2013’E ‘GEZİ’ DAMGASI]
HABER MERKEZİ
*OCAK*
*USTALARA VEDA*
Türkiye ocak ayında basın, sanat ve edebiyat dünyasının önemli isimlerini
sonsuzluğa uğurlado. Şarkıcı Şenay Yüzbaşıoğlu, edebiyatçı Metin Kaçan,
dünyaca ünlü Türk ressam Burhan Doğançay, usta gazeteci Mehmet Ali Birand,
‘Deprem dede’ lakaplı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, yazar İsmet Kür ve
sanatçı Ferdi Özbeğen’in ölüm haberleri ocak ayında peş peşe geldi.
Yine ocak ayı içinde avukatlar için başörtüsü yasağı kalktı. Çözüm süreci
kapsamında BDP Heyeti ilk kez İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüştü.
*ŞUBAT*
*SIERRA CİNAYETİ*
Ankara’da ABD Konsolosluğu’ndaki canlı bomba saldırısı Şubat ayına damga
vurdu. İstanbul Zeytinburnu’nda bulunan ABD’li Sarai Sierra cinayeti
Türkiye gündeminden uzun süre düşmedi. Cumartesi annelerinin simgeleşen
ismi Berfo Ana’yı (105) da yine bu ay kaybettik. Ay içerisinde Milliyet’te
Namık Durukan imzası ve ‘İmralı tutanakları’ başlığıyla yayınlanan haber
Türkiye’nin gündemini belirledi.
*MART*
*‘ÇEKİLİN’ ÇAĞRISI*
Mart ayına damga vuran en önemli olay Diyarbakır’da yapılan Nevruz
Şenliği’nde Abdullah Öcalan’ın mesajının Türkçe ve Kürtçe olarak okunması
ve Öcalan’ın PKK’ya yaptığı ‘çekilin’ çağrısı oldu. Bu çerçevede PKK’nın
kaçırdığı 8 kamu görevlisi Kuzey Irak’a giden bir heyet tarafından
Türkiye’ye getirildi. Geçirdiği kalp ameliyatının ardından uzun süre yoğun
bakımda kalan Müslüm Gürses’in ölümü hayranlarını üzüntüye boğdu.
Tiyatrocu Metin Serezli de Mart ayında yaşamını yitirdi. Milliyet
gazetesinde Yazı İşleri’nde görev yapan arkadaşımız Kadir Pastutmaz kalp ve
solunum yetmezliği nedeniyle kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
*NİSAN*
*AKİL İNSANLAR*
Nisan ayının birinci gündem maddesi 63 kişilik Akil İnsanlar Heyeti’nin
açıklanması ve 9’ar kişilik grupların 7 bölgede ziyaretlere başlaması oldu.
İsrail, Mavi Marmara saldırısıyla ilgili Türkiye’den özür diledi ve
tazminat görüşmeleri başlatıldı.
Susurluk davasından hükümlü eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, denetimli
serbestlik çerçevesinde 1 yıl tutuklu bulunduğu cezaevinden tahliye edildi.
Piyanist ve besteci Fazıl Say hakkında dini değerleri aşağıladığı
iddiasıyla açılan davada 10 ay hapis ile cezalandırılması kararı çıktı.
Hüküm 5 yıllık denetimli serbestlik şartıyla geri bırakıldı.
*MAYIS*
*REYHANLI VE GEZİ*
Mayısta Türkiye tarihinin en kanlı terör eylemlerinden biri gerçeklişti.
Hatay Reyhanlı’da belediye önünde patlatılan bomba yüklü iki araç nedeniyle
52 kişi yaşamını yitirdi. Mayıs ayının son günü ise Taksim Gezi Parkı’nda
ağaçların sökülmesini protesto ile başlayan Türkiye geneline yayılan
kitlesel olayların fitili ateşlendi. Çevik Kuvvet’in 30 Mayıs’ta Gezi
Parkı’nda eylem yapan protestoculara müdahalesiyle başlayan olaylar yaz
sonuna kadar sürdü. Milliyet gazetesine uzun yıllar emek veren sivil
akrobasi pilotu Murat Öztürk Adana’da gösteri uçuşu sırasında yaşamını
yitirdi.
*HAZİRAN*
*YILIN EN UZUN AYI*
Haziran ayı Taksim Gezi Parkı protestolarının kitleselleştiği, polis
şiddeti ve protestoların dozunun arttığı bir ay oldu. Eylemcilerden 27
yaşındaki kaynak işçisi Ethem Sarısülük, Kızılay Güvenpark’taki gösteriler
sırasında polisin açtığı ateş sonucu kafasından kurşunla vurularak yaşamını
yitirdi.
Ataşehir’de ise bir sürücünün otomobiliyle protestocuların arasına dalması
sonucu Mehmet Ayvalıtaş yaşamını yitirdi. Eskişehir’de de 19 yaşındaki Ali
İsmail Korkmaz, sopalı saldırıya uğradı. Kafasına aldığı darbeler nedeniyle
38 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitiren Korkmaz’ın dövüldüğü ana
ilişkin güvenlik kameraları görüntüleri ülke genelinde tepkilerin artmasına
neden oldu.
Hatay’daki protestolar sırasında da Abdullah Cömert, kafasına aldığı darbe
sonucu hayatını kaybetti. Adli Tıp Kurumu, Cömert’in, gaz fişeğinin
kafasına isabet etmesi sonucu beyin kanaması nedeniyle hayatını
kaybettiğini belirledi.
İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme
Derneğinin açtığı davada, belediyenin projesinin yürütmesini durdurduğunu
açıkladı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da Gezi
Parkı’nda AVM projesinden vazgeçildiğini ve buraya bir kent müzesi
yapılmasının düşünüldüğünü açıkladı.
Protestolar devam ederken, Okmeydanı’nda evinden ekmek almaya çıkan 16
yaşındaki Berkin Elvan, gaz bombasının kafasına isabet etmesi sonucu ağır
yaralandı.
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde karakol yapımına tepki gösteren çevre
köylerden BDP’li grup ile güvenlik güçleri arasında çıkan arbedede Medeni
Yıldırım öldü.
*TEMMUZ*
*5’İNCİ YÜZ NAKLİ*
Gezi Parkı eylemlerinin etkisi devam etti, birçok ilde eylemlere katılan
kişilerle ilgili kimlik tespitleri ve gözaltılar yapılmaya başlandı.
Türkiye’nin 5’inci yüz nakli ameliyatı, Akdeniz Üniversitesi’nde yapıldı.
Muğla’da beyin ölümü gerçekleşen Polonyalı turist Andrzej Kucza’nın yüzü ve
çenesi, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer
Özkan başkanlığındaki ekip tarafından, 1 yıldır nakil bekleyen 26 yaşındaki
Recep Sert’e nakledildi.
*AĞUSTOS*
*ERGENEKON DAVASI*
Başbakan Erdoğan Başkanlığı’nda toplanan Yüksek Askeri Şura’da, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin yeni komuta kademesi belirlendi. Öcalan’ın
avukatlarının, ‘yeniden yargılanma’ ve ‘cezasının infazının durdurulması’
talebiyle yaptıkları başvuru Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce reddedildi.
Yıllarca süren Ergenekon davasında karar açıklandı. Genelkurmay Başkanı
emekli Orgeneral İlker Başbuğ müebbet hapis cezasına mahkum edilirken CHP
milletvekili Mustafa Ali Balbay toplam 34 yıl 8 ay hapis cezasına
çarptırıldı. CHP Milletvekili Mehmet Haberal ise cezası açıklandıktan sonra
tahliye edildi.
*EYLÜL*
*HELİKOPTER KRİZİ*
Eylül ayına damga vuran olay Türkiye’nin sınır ihlali yapan bir Suriye
helikopterini düşürmesi oldu. M-17 tipi Suriye helikopteri TSK tarafından
düşürüldü.
Hükümet Eylül ayı sonunda Demokratikleşme Paketi’ni açıkladı. Bingöl M Tipi
Ceza İnfaz Kurumundan aralarında terör örgütü mensuplarının da bulunduğu 18
tutuklu ve hükümlü tünel kazarak firar etti. Firariler ertesi gün kırsalda
yakalandı. Alkollü içkilerin 22.00 - 06.00 saatleri arasında perakende
satışını yasaklayan düzenleme yürürlüğe girdi. Sinema ve tiyatro sanatçısı
Tuncel Kurtiz vefat etti. Kurtiz’in ölümü büyük bir üzüntü yarattı. ‘Şu
Çılgın Türkler’ kitabının yazarı Turgut Özakman da hayatını kaybetti.
*EKİM*
*MARMARAY AÇILDI*
Ekim ayında kamuda başörtüsü yasağı ve okullarda Andımız uygulaması kalktı.
İstanbul’da iki kıtayı denizin altından birleştiren Marmaray projesi 29
Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda açıldı. Kamuoyunu uzun süre meşgul eden
Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili davada rekor tazminat kararı çıktı.
Garipoğlu ailesinin 37 bin 500 lira maddi, 1 milyon 250 bin lira manevi
tazminat ödemesine karar verildi. Gölcük’te bayram tatilinde Hatay’a giden
annesi tarafından evde bırakılan bebek öldü. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve
Sanat Büyük Ödülü Ahmet Kaya’ya verildi.
*KASIM*
*‘KIZLI-ERKEKLİ’*
Kamuda başörtüsü yasağının kalkmasıyla AK Partili milletvekilleri Meclis’e
başörtüleriyle geldi. Meclis’te grubu bulunan partilerin kadın
milletvekillerinin yaptığı konuşmalar güne damgasını vurdu. Öğrenci
evleriyle ilgili ‘kızlı - erkekli’ tartışması başladı. 10 Kasım’da
Anıtkabir’i 1 milyon 89 bin 615 kişi ziyaret etti ve bir rekor kırıldı.
Uzun süredir gırtlak kanseriyle mücadele eden gazeteci Savaş Ay ile
tiyatrocu Nejat Uygur hayatını kaybetti.
*ARALIK*
*OPERASYON ŞOKU*
Aralık ayına 17 Aralık’ta patlak veren operasyon damgasını vurdu.
Soruşturma kapsamında işadamları, bürokratlar ve devlet memurları hakkında
kara para aklama, rüşvet ve altın kaçakçılığı suçlaması getirildi.
Soruşturmayla ilintili olarak 4 bakan istifa ederken Bakanlar Kurulu’nda da
büyük revizyon gerçekleşti ve 10 yeni isim girdi.
CHP Milletvekili Mustafa Balbay tahliye edildi. İzmir’deki askeri tersanede
bakımı yapılan römorkör suya indirildiği sırada alabora olarak yan yattı ve
8’i asker 10 personel yaşamını yitirdi.
*SANAT DÜNYASI REKORA DOYMADI*
* Picasso’nun ‘Le Reve’ isimli tablosu 155 milyon dolara satılarak, bugüne
kadar ABD’li bir koleksiyonerin satın aldığı en pahalı eser unvanını aldı.
* Fahrelnissa Zeid’ın ‘Atom Patlaması ve Bitkisel Hayat’ isimli tablosu 2
milyon 741 bin dolara satıldı. Zeid, Ortadoğu’nun en yüksek fiyatla satılan
eserini resmeden kadın sanatçı unvanını kazandı.
* Dan Brown’ın ‘Cehennem’i, ilk haftasında 369 bin kopya satarak bir rekora
imza attı.
* 4 yıl süren protestolara rağmen tarihi Emek Sineması, kamuya ait olmasına
rağmen yerine AVM yapılmak için özel inşaat firması Kamer tarafından
yıkıldı.
*2013 DÜNYAYA HEM ACI HEM DE YENİLİKLER GETİRDİ*
*SÜRPRİZLERLE DOLU BİR YIL*
*Yaşanan felakette 10 bin kişi hayatını kaybetti.*
*FİLİPİNLER*
Filipinler’i vuran Haiyan tayfunundan ABD’nin dinleme skandalına kadar pek
çok gelişme 2013’e damga vurdu. Mucize kanser tedavisi immünoterapi ve
Kraliyet bebeği George ise yılın heyecan yaratan gelişmelerinden...
* Haiyan Tayfunu: Filipinler’i 8 Kasım’da vuran tayfun 10 bin kişinin
ölümüne neden oldu.
* Bangladeş’te fabrika faciası: Başkent Daka’daki fabrika çöktü, 1100 işçi
öldü.
* NSA sızıntısı: ABD’li Edward Snowden, Amerikan Ulusal Güvenlik
Dairesi’nin (NSA) tüm dünyayı gizlice nasıl izlediğini kanıtlayan belgeleri
sızdırdı.
* Mısır’da askeri darbe: Mısır’ın Genelkurmay Başkanı el Sisi komutasındaki
Mısır Silahlı Kuvvetleri yönetime müdahale etti.
* İran’ın nükleer anlaşması: İsviçre’nin Cenevre kentinde İran’la yürütülen
nükleer müzakerelerde 24 Kasım’da anlaşma sağlandı.
* Mavi Marmara için özür: İsrail Başbakanı Netanyahu 22 Mart’ta, Mavi
Marmara baskını nedeniyle Türkiye’den özür dilediğini açıkladı.
* Rusya’ya meteor düştü: Saatte 60 bin kilometre hızla hareket eden meteor
Çelyabinsk’te patladı.
* İngiltere kraliyet bebeği: İngiltere Prensi William ve eşi Düşes Kate’in
oğulları George 22 Temmuz’da doğdu.
* Curiosity Mars’ta su buldu: Mars’a gönderilen keşif robotu Curiosity su
izine rastladı.
* Tarihi değiştiren kemik bulundu: Bilim insanları 400 bin yıllık bir insan
iskeletinde DNA buldu.
* Yapay et: Hollanda’da üretilen yapay et ‘tatsız’ bulundu.
* Kansere mucize tedavi: Bilim insanları, kanserle mücadele için
‘immünoterapi’yi seçti.
* Papa istifa etti: Papa 16. Benediktus, ilerleyen yaşını gerekçe
göstererek istifa etti.
* ‘Selfie’ sözlüğe girdi: ‘Telefonla kendi fotoğrafını çekmek’ anlamına
gelen ‘Selfie’ kelimesi Oxford sözlüğüne girdi.
* Rusya’da Greenpeace krizi: Eylül ayında, Kuzey Buz Denizi’nde Rus Gazprom
firmasına ait petrol platformunu protesto ettikten sonra tutuklanan Türk
aktivist Gizem Akhan ve 29 Greenpeace aktivisti yıla damga vurdu. 63 gün
tutuklu kalan Akhan Türkiye’ye döndü.
* Boston maratonu saldırısı: Saldırıyı Çeçen Çarnayev kardeşler
gerçekleştirdi.
* Pistorius sevgilisini öldürdü: Güney Afrikalı paralimpik atlet Sevgililer
Günü’nde sevgilisi Reeva’yı öldürdü.
* İspanya’da tren kazası: 80 kişinin öldüğü olay ülkede son 40 yıldaki en
büyük kaza oldu.
* Kenya’da AVM baskını: Başkent Nairobi’deki alışveriş merkezinde meydana
gelen silahlı saldırıda 67 kişi hayatını kaybetti.
*En çok Miley Cyrus konuşuldu*
Yıl boyunca dünya çapında en çok konuşulan magazinel isim ABD’li şarkıcı
Miley Cyrus oldu. Ilımlı tavırlarıyla birçok farklı dinden insanın
sempatisini kazanan Papa Francesco ve İran’ın yeni cumhurbaşkanı Hasan
Ruhani en çok konuşulan liderler arasında... İşte 2013’ün en fazla ses
getiren ünlü isimleri...
* Miley Cyrus: ABD’li şarkıcı Cyrus, yılın en çok konuşulan ismi oldu. Time
dergisinin ‘Yılın Kişisi’ listesinde zirveyi zorlayan Cyrus, MTV Müzik
Ödülleri’nde yaptığı dansla tarihe geçti.
* Papa Francesco: Arjantinli Jorge Bergoglio 13 Mart tarihinde yeni Papa
olduğunu ilan etti. Papa Francesco göreve geldiğinden bu yana eşcinsellere
ve ateistlere karşı ılımlı yaklaşımıyla takdir topladı. Time dergisi de
Papa Francesco’yu yılın kişisi seçti.
* Malala Yusufzay: Pakistanlı insan hakları aktivisti 16 yaşındaki Malala
ülkesindeki kızların okula gitmesi için sürdürdüğü mücadele nedeniyle
Taliban tarafından başından vuruldu. İyileşen Malala yıl boyunca yaptığı
konuşmalarla kendisinden söz ettirdi.
* Hasan Ruhani: İran’ın yedinci Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani göreve geldiği 8
Ağustos tarihinden bu yana ılımlı yaklaşımlarıyla konuşuluyor. Ruhani, ABD
Başkanı Barack Obama ile de telefonda konuştu.
* Jennifer Lawrence: ABD’li aktris Lawrence Hollywood’a farklı bir ses
getirmesiyle konuşuldu. Lawrence, ‘Silver Linings Playbook’ (Umut Işığım)
filmiyle En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kazandı.
*Mandela 95’inde veda etti*
2013 yılında birbirinden önemli isimler birer birer yaşama veda etti. Güney
Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela ve Venezuela Devlet Başkanı Hugo
Chavez bunlardan sadece ikisi...
* Nelson Mandela: Güney Afrika’da Apartheid rejimine son veren ülkenin ilk
siyasi lideri, 5 Aralık’ta 95 yaşında öldü.
* Hugo Chavez: Venezuela Devlet Başkanı 5 Mart’ta kansere yenik düştü.
Chavez, 58 yaşındaydı.
* Margaret Thatcher: İngiltere tarihinin tek kadın başbakanı Margaret
Thatcher 8 Nisan tarihinde 87 yaşındayken meydana gelen felç sonrasında
hayata veda etti.
* James Gandolfini: ‘Sopranos’ dizisi ile yıldızlaşan Amerikalı aktör, 19
Haziran’da Roma tatili sırasında hayatını kaybetti. Kalp krizi geçiren
aktör 51 yaşındaydı.
* Doris Lessing: 2007’de Nobel Ödülü alan İngiliz yazar, 17 Kasım’da 94
yaşında hayatını kaybetti.
* Paul Walker: 30 Kasım’da ‘Hızlı ve Öfkeli’ filminin yıldızı, 40 yaşında
araba kazası sonucu öldü.
* Mikhail Kalaşnikof: Rus silah tasarımcısı 94 yaşında hayatını kaybetti.
DIŞ HABERLER
http://gundem.milliyet.com.tr/2013-e-gezi-damgasi/gundem/detay/1815353/default.htm
Allah'a emanet olun.
C. Çelik / Ankara ( Konya-Ereğli )
ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com> Dec 31 01:17PM +0200
Fethullah Gülen'in genç versiyonundan dua
A.D.Şimşek
Lütfen kısa yolu tıklayınız.
https://www.facebook.com/photo.php?v=512593708858963&set=vb.140259182759086&type=2&theater
ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com> Dec 31 12:52PM +0200
Bediüzzaman'ın 5 talebe <http://www.takvim.com.tr/Index/talebe>sinden
Manifesto niteliğinde açıklama.
Bediüz zaman Said-i Nursi'nin hayatta kalan son talebelerinden bir Risale-
Nur manifestosu
Allah Bediz Zamana ve kendisine sadık talebelerine Rahmetii artırsın ve
siyasete bulaşmak gibi yanlış yollara sapanlara da hidayet nasip etsin
inşallah.
A.D.Şimşek
Bediüzzaman'ın 5 talebe <http://www.takvim.com.tr/Index/talebe>sinden ortak
açıklama
Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin
talebe<http://www.takvim.com.tr/Index/talebe>leri
son günlerdeki tartışmalar üzerine kamuoyuna ortak açıklamada bulundu.
[image: Bediüzzaman'ın 5 talebesinden ortak açıklama]
*Güncel* <http://www.takvim.com.tr/Guncel>31 Aralık 2013, Salı
Gönder<http://www.takvim.com.tr/HaberGonderUp/9a743db7-e861-41c2-9413-03073ba58e5f/bediuzzamanin-5-talebesinden-ortak-aciklama-1388488856/2013/12/31>
YazdırYorum
-
-
-
*Etiketler:* risale-i nur
talebeleri<http://www.takvim.com.tr/index/risalei_nur_talebeleri>
, talebe <http://www.takvim.com.tr/index/talebe>
- önceki haber<http://www.takvim.com.tr/Guncel/2013/12/31/yilbasi-planlari-desifre-oldu>
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin
talebe<http://www.takvim.com.tr/Index/talebe>leri
Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayramoğlu, Salih Özcan, Mehmet Fırıncı, Abdülkadir
Badıllı ağabeyler son günlerdeki tartışmalar üzerine kamuoyuna ortak
açıklamada bulundular.
"İman hizmetinin töhmet altında" kaldığının belirtildiği açıklamada, Risale-i
Nur talebeleri <http://www.takvim.com.tr/Index/risalei_nur_talebeleri>nin
siyasete bakışına dair metinler yer aldı.
*Açıklamada şöyle denildi:*
Risale-i Nur Külliyatının müellifi ve Risale-i Nur hizmetinin müessisi
Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin hizmetinde bulunmuş ve bu Kur'ân ve
iman hizmetinin esaslarını bizzat ondan ders almış talebeleri olarak,
aşağıdaki hususları muhterem kamuoyuna duyurmak ihtiyacını hissetmiş
bulunuyoruz:
*1.* Risale-i Nur'un hizmet esasları içinde Bediüzzaman Hazretlerinin en
fazla üzerinde durduğu ve büyük bir hassasiyetle riayet etmeyi bize ve
bütün Nur talebelerine ders verdiği husus, bu hizmetin sadece ve sadece
iman hizmetinden ibaret olduğudur. Pek çok mektuplarda tekrar tekrar
zikredilen bu husus, bir Emirdağ mektubunda da şu şekilde ifade edilmiştir:
"Risale-i Nur hiçbir şeye âlet olamadığını ve rızâ-yı İlâhiyeden başka
hiçbir maksada vesile olamadığını ve doğrudan doğruya herşeyden evvel iman
hakikatlerini ders vermek ve biçare zayıfların ve şüpheye düşenlerin
imanlarını kurtarmak olduğunu elbette sizin gibi Nur'un has şakirtleri
biliyorlar."
Bu hakikat muvacehesinde kamuoyuna şunu arz etmek isteriz ki, insanlara
hiçbir tarafgirlik gözetmeksizin ve hiçbir menfaat gütmeksizin Risale-i
Nur'la iman hizmeti vermek ve muhtaç olanların imanlarını her türlü
tehlike, vehim, vesvese ve şüphelerden korumaya çalışmak ve bu hizmetin
mukabilinde ne maddî, ne de manevî hiçbir karşılık beklememek, Risale-i Nur
mesleğinin olmazsa olmaz esasıdır. Bu esas feda edildiğinde, ortada
Risale-i Nur hizmeti de kalmaz.
*2.* Risale-i Nur hizmetinin gaye ve mahiyeti münhasıran iman hizmetinden
ibaret olduğundan, onun dışındaki faaliyetler tarafgirlik mânâsına
gelebilecek her türlü davranıştan şiddetle kaçınmak gerekeceği izahtan
vareste olmakla beraber, Üstadımız bu hususu müteaddit mektup ve
müdafaalarında tekrar tekrar hatırlatmıştır. Bu mektuplardan birinde, "İman
dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost, düşman derste
fark etmez. Halbuki siyaset tarafgirliği bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır.
Onun içindir ki, Nurcular emsalsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip
Nur'u - Risale-i Nur'u - hiç bir şeye âlet etmediler, siyaset topuzuna el
atmadılar" denmektedir.
İman hizmetinde bulunanların hariç cereyanlardan niçin uzak durmaları
gerektiği, Bediüzzaman Hazretleri'nin şu ifadelerinde de çok net bir
şekilde açıklanmıştır:
"Risale-i Nur şakirdlerinin, mümkün olduğu kadar, siyasete ve idare işine
ve hükûmetin icraatına karışmamak bir düstur-u esasîleridir. Çünki hâlisane
hizmet-i Kur'aniye, onlara her şeye bedel kâfi geliyor. Hem şimdi hükmeden
öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse,
istiklaliyetini ve ihlâsını muhafaza edemez. Herhalde bir cereyan onun
hareketini kendi hesabına alacak, dünyevî maksadına âlet edecek, o hizmetin
kudsiyetini bozacak... Hem dünya için dinini bırakan veya âlet edenlerin
nazarlarında, Kur'anın hiçbir şeye âlet olmayan kudsî hakikatleri bir
propaganda-i siyasette âlet olmuş tevehhüm edilecek. Hem milletin her
tabakası, muvafıkı ve muhalifi, memuru ve âmisinin o hakikatlarda hisseleri
var ve onlara muhtaçtırlar. Risale-i Nur şakirdleri, tam bîtarafane kalmak
için siyaseti ve maddî mübarezeyi tam bırakmak ve hiç karışmamak lâzım
gelmiş."
Siyaset yoluyla vatana, millete, İslâmiyete hizmet de elbette ki ihmal
edilecek bir mesele değildir. Ancak herkese eşit şekilde hizmet sunması
gereken bir iman cereyanının mahiyeti, siyaset yoluyla hizmetten bütün
bütün farklıdır. Onun içindir ki, cemaat adına siyasî faaliyette bulunmak,
siyasî partilerle pazarlıklar içine girmek, devlet içinde kadrolaşmak,
iktidara ortak olmaya çalışmak gibi faaliyetlerin tamamı Risale-i Nur'un
iman ve Kur'ân hizmetiyle tam bir tezat teşkil etmektedir. Risale-i Nur
talebeleri böyle faaliyetlerde bulunmayı Üstadlarından miras aldıkları
kudsî hizmetin kudsiyetini bozmak olarak görürler ve bundan şiddetle
kaçınırlar. Aynı şekilde, milletin reyiyle iş başına gelen meşrû iktidarı
muhafaza etmek ve memlekette asayişi ihlâl etme istidadı taşıyan
hareketlerden şiddetle kaçınmak da Risale-i Nur talebelerinin Üstadlarından
ders aldığı en mühim esaslar ve düsturlardır; ancak onlar bunu hiçbir zaman
bir menfaate âlet etmezler, bir tarafgirlik haline getirmezler.
Nitekim Umum Nur talebelerine Üstad Bediüzzaman'ın vefatından önce vermiş
olduğu en son derste:
"Aziz kardeşlerim, bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket
değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i
İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet İmân
hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz"
denilerek, asıl yapmaları gereken şey ifade edilmiştir.
*3.* İman hizmetinin mahiyeti kadar metodları da menfi siyasetin icabı
telâkki edilen âdet ve uygulamalardan uzaktır. İmanın esası olan doğruluk,
iman hizmetinin de en mühim esasıdır; yalan, iftira, iki yüzlülük, hile
gibi fiil ve metodlar hiçbir zaman iman hizmetine yanaşamaz. Üstadımız
Bediüzzaman Hazretleri, yol, sıdk ve doğruluk üzere olmaktır, der:
Sual: Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?
Cevap: Doğruluk.
Sual: Daha?
Cevap: Yalan söylememek.
Sual: Sonra?
Cevap: Sıdk, ihlâs, sadâkat, sebat, tesanüd.
Sual: Yalnız...
Cevap: Evet...
Sual: Neden?
Cevap: Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu burhan kâfi
değil midir ki, hayatımızın bekası, imanın ve sıdkın ve tesanüdün
devamıyladır?
Bir müdafaasında da "Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve
komitelerle münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz" demek suretiyle,
Risale-i Nur hizmeti ile diğer faaliyetler arasındaki bu temel metod
farkını ayrıca teyid ve tasrih etmiştir.
*4.* Siyasî tarafgirliğin en dehşetli neticesini, Bediüzzaman Hazretleri
bir hatırasında şöyle anlatır:
"İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyeye dair bir kanun-u esasîsi dahi, bu hadis-i
şerifin, "(Mü'minin mü'mine bağlılığı, parçaları birbirini sımsıkı tutan
bir bina gibidir)" hakikatidir. Yani, hariçteki düşmanların tecavüzlerine
karşı, dahildeki adâveti unutmak ve tam tesanüd etmektir. Hattâ en bedevî
tâifeler dahi bu kanun-u esasînin menfaatini anlamışlar ki, hariçte bir
düşman çıktığı vakit, o taife birbirinin babasını, kardeşini öldürdükleri
halde, o dahildeki düşmanlığı unutup, hariçteki düşman def oluncaya kadar
tesanüd ettikleri halde; binler teessüflerle deriz ki, benlikten,
hodfuruşluktan, gururdan ve gaddar siyasetten gelen dahildeki tarafgirane
fikriyle, kendi tarafına şeytan yardım etse rahmet okutacak, muhalifine
melek yardım etse lânet edecek gibi hâdisâtlar görünüyor. Hattâ, bir sâlih
âlim, fikr-i siyasîsine muhalif bir büyük sâlih âlimi tekfir derecesinde
gıybet ettiği; ve İslâmiyet aleyhinde bir zındığı, onun fikrine uygun ve
taraftar olduğu için hararetle senâ ettiğini gördüm. Ve şeytandan kaçar
gibi, otuz beş seneden beri siyaseti terk ettim."
İşte bu sebepten, tıpkı Bediüzzaman Said Nursî gibi, onun talebeleri de
siyasî tarafgirliklerden uzak durmakta ve bu iman ve Kur'ân hizmetine
hiçbir siyasî tarafgirlik gölgesi düşmemesi için azamî itina
göstermektedirler.
*5.* Biz Risale-i Nur talebeleri, hizmetimizin prensiplerini kaynağı Kur'an
ve Hadisten ibaret olan Risale-i Nur'dan ve onun müellifi olan Bediüzzaman
Said Nursî'den alırız. Mevkii, maddî veya manevî makamı, şöhreti, ünvanı ne
olursa olsun, hiç kimsenin indî tevilleri Risale-i Nur talebeleri için bir
ölçü teşkil etmez. Risale-i Nur memleketimizin ve dünyanın en buhranlı
dönemlerinden geçerek bugünkü muzaffer konumuna ulaşmışsa, Bediüzzaman
Hazretlerinin büyük bir hassasiyetle muhafazasına çalıştığı "hizmet
düsturları" sayesinde bu mümkün olabilmiştir. Yoksa, zamanın ve zeminin
şartlarına göre hizmet tarzında birtakım değişiklik ve ayarlamalar
yapılsaydı, şimdi Risale-i Nur hizmeti diye bir şey kalmazdı.
*6.* Son zamanlarda cereyan eden ve hepimizi üzen bazı gelişmeler, siyasî
mahiyet taşıyan ve Nur'un safî hizmet telâkkisinden çok uzak düşen bazı
hareketlerin Risale-i Nur ile karıştırılmasını ve bu menfî hareketler
sebebiyle bu iman hizmetinin töhmet altında kalmasını netice verdiğinden,
biz Risale-i Nur talebelerinin böyle hareket ve faaliyetlerle hiçbir
surette alâkamızın bulunmadığını ve bu tür sakat anlayışların asla Risale-i
Nur'dan kaynaklanmadığını açıklamak zorunda kalmış bulunuyoruz.
Aziz milletimize saygı ile duyurulur.
ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com> Dec 31 11:07AM +0200
Çok enteresan İlgilenenlere tavsiye ederim.
A.D.Şimşek
http://www.youtube.com/watch?v=Ldvkl_7tLrI
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Dec 31 10:25AM +0200
--
*Her şey Allah'ın dilemesiyle olur...*
“Mesai arkadaşım, ‘Ne et et, paranı çoluk çocuğa karışmadan önce biriktir;
ben yirmi yıllık devlet memuruyum hala bir ev alamadım.’ dedi. Ben de 30
yıldır içtiği sigarayla en az bir evi duman ettiğini iddia ettim. Bu
hatırama bir kitabımda yer verdim, seminerlerimde de anlattım.
Sıra benim ev almama geldi. İnşaattan bir ev aldım, yüklenici yıllarca çivi
çakmadı, mahkemelik olduk. TOKİ’den ev aldım, oturamadığımız için sattım.
Yıllarca ev baktık Ankara’da. Ben beğendim, eşim ...
beğenmedi, eşim beğendi çocuklar hoşlanmadı, hepimiz beğendik yüklenici
vazgeçti. Eşimle ikimiz çalışıyorduk, kitaplarımdan da kazanıyordum,
yeterli paramız vardı ama bir türlü ev alamıyorduk.
Bir gece yıllardır ev aramaktan yorulmuş halde gözyaşlarına boğuldum.
Birden aklıma sigara içen arkadaşıma söylediklerim geldi ve benim de devlet
memurluğumun yirminci yılına girmek üzere olduğunu fark ettim.
Allah’ın neden ev almamıza izin vermediğini keşfettim. Haddimi aşan
iddiamın kurbanıydım. Allah nasip etmezse, sigara içen, içmeyen, parası
olan, olmayan hiç kimsenin evi olamazdı. Tövbeler ettim.
Ardından da, teslimiyet ve tevekkül hissi içinde son bir kez internette
evlere baktım. Bir apartman projesinin çizim resmi aklımda kaldı.
Ertesi gün kalbim o çizimle ilgilendi. Akşama doğru eşimi çağırdım, o
semtten geçerken inşaat halindeki binayı gördük. Merak edip içine girdik,
akşam vakti olduğu için iyi inceleyemediysek de, hayalimizi karşılayan bir
ev bulmuştuk.
Yükleniciye gittik, bir saat pazarlık yaptık, evi aldık, sözümüze güvenen
yüklenici ertesi gün tapu masraflarımızı kendisi ödeyerek bize evi sattı,
birkaç gün içinde borcumuzu ödedik, inşaat birkaç ay içerisinde tamamlandı
ve geçen yılın Kadir gecesinde evimize taşındık.
Bu olayla birlikte bir kez daha iman ettim ki, hayatta her şey yüce
Yaradan’ın hâkimiyeti altında yaşanıyor.”
Dr. Muhammed Bozdağ
Sayın "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubu üyesi.
grubumuzla ilgili şikayetleriniz ve tavsiyeleriniz grup yönetimine " erzinca...@gmail.com " adresimize bildirin,
Grubumuzda yayınlanan iletilerin yasalar karşısında tüm sorumluluğu yazarına ve iletinin üzerinde değişiklik yapıp yayınlayan üyeye ait olacaktır, İletilerin mutlaka konu başlıklarını yazınız. İletilerinizde Başka bir grubun tanıtımı, url adresleri yada benzeri ibareler bulunması halinde o iletiler yayınlanmayacaktır.. önemle duyurulur. saygılarımızla
---
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU " adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için Turkiye-i...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele adresinde ziyaret edebilirsiniz.