http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=29293
31 Aralık 2013
Ahmet TAKAN
Şunları söyledi;
3 Kasım 2002’den sonra;
Başbakan Recep Erdoğan;
“Millet adına savcıyım. Çünkü kim kimlerin avukatlığına soyunmuş
bunlar çok önemli. Biz kendimize hiçbir vasıf tayin etmemişken bize de savcılık
görevini sağ olsun onlar veriyor. Bu da güzel bir şey. Niye savcı millet adına
vardır, iddia makamı millet adına ordadır, biz de millet adına evet hakkı
aramanın hakkı savunmanın gayreti içindeyiz, eğer bu anlamda savcılık ise evet
savcıyım.” (15 Temmuz 2008)
Başbakan Recep Erdoğan;
“Eğer bugün hâkimlerimiz, savcılarımız hiçbir baskı ve tehdide boyun
eğmeden görevlerini yapabiliyorlarsa, güven verici bir gelişmedir. Bundan kim
neden rahatsız olabilir? Bunu kim, neden engellemeye çalışabilir? Bakınız ortada son derece ağır, son derece vahim iddialar var.
Anayasamıza, yasalarımıza göre suç teşkil eden ithamlar var. Bırakalım yargı
işlesin, bırakalım hukuk işlesin. Bırakalım ak ile kara ortaya çıksın. Süreci
bulandırarak, hâkimleri, savcıları tehdit ederek hiç kimse bir yere
varamaz.” (21 Nisan 2009)
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç;
“Emekli orgenerallere ait ses kayıtları ortaya çıktı. Neler
konuşmuşlar, neler söylemişler. Allah’a çok şükür ediyorum ki Türkiye
bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş. Neler var neler... Konuşuldukça
bu ülkede neler varmış, kimler ne yapmış, kimler kimlerle işbirliği yapmış,
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü kimler dinamitlemiş... AK Parti iktidarı
bütün bunlara karşı nasıl dimdik ayakta kalmış bunu görüyoruz.”
(12 Mart 2009)
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik;
“Sayın Türkân Saylan, bazı kız çocuklarına Çağdaş Yaşamı Destekleme
Derneği faaliyetleri kapsamında burs verdiği için bu soruşturmaya konu değil.
Sayın Haberal organ nakli yaptığı için, iyi bir cerrah olduğu için içeri
alınmıyor. Netice itibariyle kimse sorgulanmaz, hesap sorulmaz, dokunulmaz konumda
değildir.” (17 Mart 2011)
Başbakan Recep Erdoğan;
“Son günlerde bazı iddialarla ilgili başlatılan yargı sürecini biz de
dikkatle izliyoruz. Emekli ve muvazzaf bazı askerlere yönelik bir süreç
başlatıldı. Bu süreç yargının tasarrufu altında ilerliyor. Ak ile karanın
ortaya çıkması; sürecin hassasiyetle ilerlemesi, kamuoyuna tatmin edecek
kararların verilebilmesi için herkesin bu noktada yargıya ve yargı süreçlerine
saygı duyması şart. Bu konuda duyarlı, hassas olması herkes için geçerli. Bu işleri
hükümetle ilişkilendirenler, kusura bakmasınlar hezeyan içindedirler. Birileri
yargıya, siyasi müdahalelerde bulunmaya, davalara yön vermeye alışık olabilir.
Bizim de böyle yaptığımızı düşünebilir veya birileri böyle bir temenni içinde
olabilirler. Bizim yürütme olarak görevimiz bellidir, yetkimiz bellidir. Kimse
hükümeti bu tür spekülasyonlara alet etme yanlışına düşmesin. Başta ana
muhalefet partisinin genel başkanı olmak üzere, herkesi bu noktada sağduyulu ve
özellikle de sorumlu davranmaya davet ediyorum. Yargının işleyişini
güçleştirecek, yargıyı töhmet altında bıraktıracak, çalışmasını engelleyecek
girişimler adaletin tecellisine katkı sağlamayacağı gibi, şüphelerin aydınlığa
kavuşmasını da engelleyecektir.” (15 Şubat 2011)
Başbakan Recep Erdoğan;
“Ergenekon’da verilmiş karar nihai karar değildir.
Ergenekon Davası ile ilgili kanaatimde sapma söz konusu değil. Temenni ederiz
ki adalet hakkıyla tecelli eder. Gerek ana muhalefetin, gerek diğer muhalefetin
bu süreçle ilgili yaptığı açıklamalar çok çirkin. (Yargı organı istediğim
kararı verdiği zaman iyi, istemediğim kararı verdiği zaman kötü) gibi bir niyet
olmaz. Muhalefet partisinin genel başkanının yaptığı açıklamalar suç teşkil
etmektedir. (Bu mahkemelerin hakimlerini savcıları tanımıyoruz) gibi ifadeler
yargıya müdahale gibi bir anlayışın içerisine girmektedir. Türkiye’de
siyaset yapmanın edebinin ne noktaya geldiğini gösteriyor bu. Bu şekilde bir
siyaset yapılamaz.” (8 Ağustos 2013)
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç;
“Allah o savcılardan razı olsun ki hiçbir tehdide aldırış etmeden,
hiçbir şeyden korkmadan soruşturmalarını çok güzel bir şekilde yaptılar,
mahkemeler de incelemelerini yaptı, yargı kararını verdi. Biz şimdi hiçbir
şeyden korkmuyoruz.Hükümet sadece siyasi olarak bu işin arkasında durdu. Çünkü
başka hiçbir insan, savcı olsun hâkim olsun bunları yargılama gücü veremezdi.”
(3 Eylül 2012)
(E) Adalet Bakanı Sadullah Ergin;
“Yeni yasa (HSYK) ile kurul, bağımsız bir yapıya kavuşuyor. Görev ve
yetkilerini kullanırken hiçbir organ, makam, merci veya kişi, bu kurula talimat
veremeyecek. Adalet, tarafsızlık, doğruluk, tutarlılık, eşitlik ve liyakat
çerçevesinde görev yapacak” (10 Aralık 2010)
AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ (Y. Adalet Bakanı);
“HSYK’nın çaycısı, bütçesi, oturacağı koltuğu bile yoktu, her
şeyiyle göbeğine kadar Adalet Bakanlığı’na bağlıydı. Artık Adalet Bakanı
karışamayacak, görüş serdedemeyecek.” (10 Aralık 2010)
17 Aralık 2013’ten sonra;
Başbakan Recep Erdoğan;
“HSYK’yı yargılarım...”
“Bu savcı kimin savcısı?.. Bu nasıl savcı...”
“O savcıyla daha işimiz var...”
“Orada bu savcı iş takip ediyor...”
Ve 30 Aralık 2013 sabahı gelinen nokta; Adalet Bakanı Bekir Bozdağ,
HSYK’nın yetkisini elinden aldı, “Tek ben açıklama yapacağım”
dedi.
Meşhur bir Türk sözü gündeme nasıl da cuk oturdu. Değil mi?
“Eskiden yediğin hurmalar, şimdi sizleri tırmalar...”