|
|
Sayın Ümit ÖÇZDAĞ’ın aşağıdaki eleştirilerine bir de son Ermenistan ziyaretinde söylediği “Tehciri benimsemiyoruz, gayriinsani bir uygulama”“mealindeki sözleri de Türkiye’nin en haklı, uluslararası arenada en kabul gören tezine darbe vuracak, bu tezi de elinden çıkartacak niteliktedir..
Bu sözler AKP’nin temel görüşlerine uygunluğunun yanı sıra şu sıralarda konunun böyle dile getirilmesi de AKP Hükümeti‘nin dış dünya’da dökülen sırlarının, kaybolan güven ve prestijini yeniden parlatmaya; batılıya „bunlardan vazgeçmeyelim bunlardan iyisini bulamayız“ düşüncesini yeniden canlandırmaya yönelik bir taşla bir kaç kuş vurma taktiğidir..
Zaten temel politikasını da dışarıda batıya şirin görünüp destek alıp içeride de teokratik devlet temellerini atmak üzerine kurmuş olan bir iktidara bunlari da çok görmemek lazim..
Aydoğan KEKEVİ 26.12.13
***
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=29227
26 Aralık 2013
Ümit ÖZDAĞ
Davutoğlu’nun Yeni Ermeni Açılımında Damat Ferit Politikasında İzler (1)
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu sadece Türk dış politikasına değil, Türk milletine ve Türk tarihine zarar vermeye devam ediyor. Davutoğlu’nun zararlarının temelinde “Türk olmasına rağmen Türk olduğunun farkında olmaması” şeklinde ifade edilebilecek duruşu ve bakışı var. Türk olmasına rağmen Türk olduğunun farkında olmamanın nedeni ise Davutoğlu’nun siyasallaştırılmış dinî görüşü. Bu görüşe yakın olanlar “milliyetsizleşiyorlar” veya “vatansız Müslümanlık” diye ifade edebileceğimiz bir sürecin parçası haline geliyorlar. Prof. İsmail Kara, “Türkiye İslamcılığının en büyük zaafı ve handikapı enternasyonalizm ve ümmetçilik üzerinden kendi toprağına yabancılaşmasıdır” diyerek konuyu biraz daha entelektüel bir şekilde ifade ediyor. Aslında 12 Eylül öncesinde Türk Milliyetçiliğinin siyasileştirilmiş din için yapmış olduğu “bunlar karpuz gibi, dışı yeşil içi kızıl” tespiti, milli kimliksiz İslamcıların milliyetsizliğini çok açık bir şekilde ortaya koyuyordu.
Kendisi Karamanlı bir Türkmen olmasına rağmen yarısı Türkmen olan Halep’ten bahsederken, bu kenti bir Arap kenti olarak tanımlaması, bilgisizlikten değil, Davutoğlu’nun yukarıda bahsettiğimiz “milliyetsiz”likten kaynaklanan dış politik yaklaşımının sonucudur. (Bu açıklamasından dolayı Sabah gazetesinde Hasan Celal Güzel, Davutoğlu’nu sert bir şekilde eleştirmişti.) Davutoğlu’nun milliyetsiz dış politikasını “milli kültür kaynaklarından ve Türkolojinin temel verilerinden” yoksun olmakla yargılayan Prof. Dr. Kemal Üçüncü, “Davutoğlu nerede yanıldı?” başlıklı makalesinde odatv.com’da milliyetsizliğin kültürel temellerini de açıklıyor.
Tabii, milliyetsiz bir yaklaşımın temel hesaplaşma alanı da Türk Milliyetçiliğidir.17 Eylül 2012’de Hürriyet gazetesine verdiği demeçte Davutoğlu Milliyetçiliğin Avrupa’da feodalite zemininde bölünmüş olan toplulukları birleştirdiği için Avrupalılar için olumlu olduğunu ifade ettikten sonra “Bizde ise tarihten gelmiş organik yapıları dağıtarak geçici ve suni karşıtlıklar ve kimlikler ortaya çıkardı. Hepimizin bu ayrıştırıcı (milliyetçi diye okuyun) kültürle hesaplaşma zamanı geldi” demektedir. Davutoğlu’na göre Türk milliyetçiliği ile hesaplaşılmalıdır. Türk Milletinin yerini “kadim millet” diye tanımladığı millet almalıdır.
Ahmet Davutoğlu’nun Türk Milliyetçiliğine saldırıları şu şekilde devam ediyor: “İttihat ve Terakki’nin imparatorluğu bölen tekilci ulusçuluğuna; buna tepki gözükmekle birlikte aslında Lawrence’in planlarının bir parçası olan Arap ulusçuluğuna; Dersim’de suçlu masum ayrımı yapmadan kendi halkına zulmeden CHP ulusçuluğuna; 12 Eylül’de hapishanelerdeki işkencelerle devletin bekasını garanti altına aldığını zanneden ama PKK’yı hortlatan 12 Eylül ulusçuluğuna; haklarını savunduklarını iddia ettikleri Kürt kardeşlerimizin yaşama hakkını yok sayan otoriter PKK ulusçuluğuna karşı çıkıyoruz.” Davutoğlu, bu açıklaması ile Enver Paşa ve Ziya Gökalp’i Atatürk ve Mareşal Çakmak’ı, Öcalan ile aynı kefeye koyuyor.
*** ****
Şimdi de „yanlışımızı düzeltiyoruz“ diyerek „düze(lte)cekler“ hukuku.
Elle tutulacak yanı, düzeltilecek tarafı kalmayıncaya kadar devam.
Pes vallahi..
Aydoğan
* * * * *
http://www.taraf.com.tr/haber/bir-yanlis-yaptik.htm
|
|
|||
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, iki günlük
Manisa ziyaretini tamamladı. Akhisar, Demirci ve Salihli ilçelerinde açılış
törenlerine katılıp halka hitap eden Erdoğan, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu
için “Bu bir çete olayıdır; bu bir örgüt olayıdır. Maalesef ana
muhalefet de, yavru muhalefet de elele şu anda bu işi yapıyorlar. Babamın oğlu
olsa, evladım olsa yolsuzlukla mücadeleden prim vermeyiz” dedi. BU KİMİN AVCISIBu savcı kimin savcısı? (Muammer Akkaş’ı kastediyor) Marjinal örgütlerin militanları gibi adalet sarayının önünde bildiri dağıtıyor. Bunlar nasıl adalet dağıtacak. Bunlar adil olabilir mi? Ben CHP zihniyetine mensup olan savcıların mağduruyum. Şu anda elinde silah olmayan insanlara terör örgütü mensubu demek kimin haddine. Ve utanmadan, sıkılmadan CHP’nin başındaki zat, dün kalkıyor yine aynı hezeyanları kusuyor. Delille konuş delille. Dürüstsen belgeyle konuşursun.” Tüm eleştirilere rağmen işlerine bakacaklarını vurgulayan Erdoğan, bir kesimin 17 bin kilometre bölünmüş yol ve Marmaray ile üçüncü havalimanının yapılıyor olmasını hazmedemediğini savundu. “İHANET İÇİNDELER”Erdoğan, şöyle devam etti:
“Gerek anamuhalefet, gerek yavrumuhalefet vatana ihanet içindedir. Zira
642 milyar, eski rakamla 642 katrilyon bu ülkede devletin kasasında kaldı. 17
Aralık’tan bu yana 120 milyar dolar maalesef zarar var. Yazık değil mi,
bunu nasıl yaparsınız? Bu bir çete olayıdır, bu bir örgüt olayıdır. Maalesef
ana muhalefet de, yavru muhalefet de elele şu andan bu işi yapıyorlar.
Bunların derdi yolsuzluk filan değil. Hepsi bu işin içindeler. Bunların derdi
hukuk değil, adalet değil. Bunların tek bir derdi var bu milletin hükümetini
yıpratmak, eski Türkiye’ye dönmek.” GİDEN GİTSİN SEN BİZE YETERSİNBaşbakan Erdoğan, gittiği
Manisa’nın ilçelerinde toplu açılış törenlerine katıldı.
Akhisar’da tören alanında, “Giden gitsin sen bize
yetersin”, “Kefenini giyip çıktığın bu yolda mezarımızı kazıp da
çıktık yola”, “Dedelerimiz Menderes’le, babalarımız
Özal’la biz de Erdoğan’la yürüyoruz” şeklindeki pankartlar
dikkat çekti. Bir yanlışlık yaptıkBAŞBAKAN Erdoğan’ın Demirci ve Salihli ilçelerindeki konuşmalarının merkezinde yine yolsuzluk operasyonu vardı. Savcı Muammer Akkaş’a sert sözlerle yüklenmeyi sürdüren Erdoğan şunları söyledi: “Devletin içinde paralel devlet olamaz. Çıkıyor bir savcı efendi, makamını farklı bir şekilde kullanıyor. Seninle daha işimiz var, dur bakalım... Bir yanlış yaptık. Nedir o yanlış? HSYK, onu da yargılayan denetleyen mekanizma vardı. Biz dedik ki, demokrasinin gereğini yapalım. Adalet Bakanlığı’ndaki bu yetkiyi kalktık devrettik. Orada yanlış yapmışız. Eğer şu anda anayasayı değiştirecek bir güce sahip olduğumuz anda bu değişikliği yapmak durumundayız. Herkes denetlenecek, bu beyler denetlenmeyecek, demek ki olmuyor böyle bu iş. Bu beylerin de denetlenmesi gerekiyor. Bu CHP’nin Genel Müdürü yolsuzluklarıyla meşhurdu. Aynı zamanda çok garip işlerle de meşgul. Bunun adı kaset genel müdürdür. Sayın Baykal’ı bir kasetle götürdüler.” |
Lütfen bu yılın KUTLAMA YAZISI yerine kabul ediniz...
Aydoğan Kekevi 31.12.13
(Yazıyı kitaptan bilgisayara aktarırken gözümden kaçan yanlışlarim için özür dilerim)
* * * *
„ATATÜRK’ün NOT DEFTERLERİ“nden..
(…)
18 numaralı defter sayfa 24:
„Biz artık kimsenin namını taşıyamayız. Kimsenin namı altında hüviyetimizi ırkımızı unutamayız. An’anat-ı milliyemizi çiğnetemeyiz. Biz yalnız namımızla yadolunur ve ancak bu suretle tanınırız“
18 numaralı defter sayfa 29:
„Tarih İngiltere Hükümeti’nin böyle gülünç bir teşebbüse rapt-ı ümit etmesini hayretle kaydedecektir. Maskara bir kavmi Türkiye’yi istila ettirerek cihangir yapmak. Siyasi ve askeri bir gaflet numunesi“..
18 numaralı defter sayfa 18: „Vatanın atisini, milletin haysiyet ve namusunun muhafaza etmek umde-i esasiye olmalıdır“ „milleti kurtarmak isteyen her vatanperver için başlıca evsaftandır“. Sayfa 17: „Aynı zamanda ilim ve maarif milleti kurtarmak için hüsnüniyet de kafi değildir.Milleti kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde de birer namuskar mütehassı, faal birer alim olmaları lazımdır“
* * *
„ATATÜRK’ün NOT DEFTERLERİ“ sayfa 142-144
„Selanik’te Hürriyet Meydanı denilen bir meydan vardır. Tanınmış gazinolar bu meydanı çevirir. Olimpos Palas, kristal Yonyo vs. Bir gece Yonyo’nun mahşer gibi kalabalık büyük salonunun bir köşesinde ufak bir merdivenle çıkılır bir de hususi oda olduğunu haber aldım.
Orada bir masaya yaklaştığımı hala hatırlarım: Bu masada ihtilalci kimseler varmış. Rakı ve bira içildiğine dikkat ettim. Masadakiler, çok vatanseverce konuşuyorlardı. İnkilap yapmaktan, inkilabı yapabilmek için büyük adam olmaktan bahsolunmakta idi. Herkeste büyük adam olmak hevesi vardır. Fakat büyük olabilmek için insan nasıl ve kimin gibi olmalı idi?
İçlerinden biri bağırdı „Cemal gibi olmak isterim!“ Sofradakilerin hepsi: „Bravo“ dediler „Cemal gibi…“ Sonra hiç birini yakından tanımadığım bu zatlar hep birden bana döndüler. Ben, durgun ve sabit bir bakışla kendilerine baktım. Bu bakışımla tabii bir şey anlatmak istiyordum. Benim durgunluğuma ve ne demek istediğine dikkat eden yoktu.
Benim onlardan daha çok, her gün ve gece temas etmekte olduğum Cemal bey hakkındaki düşüncelerine katılmaklığımı bekliyorlardır. Ben, kendilerini memnun edecek bir şey söylememiştim. İçimden diyordum ki, „bir adam ki, „memleketi kurtarmak için evvela büyük adam olmak lazımdır“ der ve bunun için bir de örnek seçer, onun gibi olmayınca memleketin kurtulamayacağı (kurtarılamayacağı) kanaatinde bulunur, bu bir adam değildir“
„Böyle düşünürken, sofra arkadaşlarımı memnun edemeyeceğimi hissettim. Hiç şüphe etmem ki, bana dair fikirleri menfi olmuştur. Ve bu hükümlerini mantıkı bir surette izah edebilmek için demiş olsalar gerekirki:„Bu, acemi efendi, galiba kendini o kadar büyük görüyor ki ve bu sebepten görüşü o kadar daralmıştır ki, artık büyüklüğü göremez hale gelmiştir. Bu adam arkadaşımız olamaz.“ O gece sofranın mahmurluğu içinde iki anlayış belirdi: Biri müsbet, biri menfi. Bu anlayışa göre evvela büyük adam olmak, sonra memleketi kurtarmak lazımdır. Öteki anlayışa göre , büyük adam lafla olunmaz. Evvela memleketi kurtarmalı, ondan sonra dahi büyüklük bahis mevzuu değildir.”
“Size bu hikayeyi bugünkü duıygumla, bugünkü tecrübemle söylemiyorum. Yonyo’nun hususi odasında işittiklerimin bana verdiği fikir bu idi.
Bir gün Cemal bey Selanik gazetelerinden birinde imzasız bir başmakale yazmış. Beraber çalıştığımız daireden çıkıp tramvaya binmiş, Olimpos’a gidiyorduk. Cemal beyin elinde o gazete vardı, bana uzatıp: “Bu başmakaleyi okudunuz mu?” dedi
“-Hayır.”
“-Oku” dedi, okudum.
“-Nasıl” diye sordu.
“-Alelade bir gazetecinin, alelade bir yazısı” dedim.
“-Amma yaptın ha, bunu ben yazdım.”
Cevap verdim:
“-Afedersiniz, bilmiyordum. Yazmamış olmanızı temenni ederim” dedim ve ilave ettim:
“-Cemal bey, şu ve bu yolda birtakım kuş beyinli kimselere kendinizi beğendirmek hevesine düşmeyiniz. Bunun, hiç bir kıymeti ve ehemmiyeti yoktur. Siz içinde bulunduğumuz vaziyeti tetkik ediniz. En başta biraz feragat sahibi olmak lazımdır.
Şunun bunun pöhpöhünden kuvvet almaya tenezzül etmeyiniz. Büyüklük odur ki, hiç kimseye eğilmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için hakiki mefküre ne ise onu görerek, o hedefe yürüyeceksin. Önüne sayısız engeller yığacaklardır. Kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere güleceksin!
Cemal bey sözlerimi sükunetle dinledi, bana hak verdi.”
(…)
* * * * * * * * *
Kaynak:
Falih Rıfkı ATAY; Atatürk’ün Hatıraları (1914-1919) Türkiye İş Bankası yayını, Ankara 1965
* * * * * * *
Alıntıların tümü:
ATATÜRK’ün NOT DEFTERLERİ. Ali Mithat İNAN, Gündoğan Yayınları ANKARA
* * * * * * * * *