ABD nedir ?

2 views
Skip to first unread message

D.Ali Ercan

unread,
Jul 18, 2014, 1:59:40 PM7/18/14
to Turkiye-i...@googlegroups.com




Değerli arkadaşlar, Bu gün sizlere ABD'yi tanıtmak istiyorum. Her an her dakika, iki sözden biri olarak, her yerde duyduğunuz ABD hakkında açıklayıcı bilgiler vermek istiyorum;

 

ABD öyle bir şeydir ki hiç bir zaman görünmez, ama O  her şeyi görür, her zaman, her yerdedir. 

ABD' den daha güçlü hiç bir şey yoktur. ABD den habersiz, izinsiz yaprak bile düşmez; her şey onun planı ve iradesi doğrultusunda tıkır tıkır işler.  ABD'nin izni olmadan, hiç bir şekilde görüşmek, anlaşmak, uzlaşmak, oydaşmak, kararlaştırmak, mümkün değildir; Yazı yazılamaz, açıklama yapılamaz, bir adım dahi atılamaz; Affedersiniz, başınıza kuş sıçsa kesinlikle ABD ajanı bir kuşun işidir. Ayağınız bir taşa takılsa, o taşı kesinlikle ABD yerleştirmiştir oraya.

ABD Ülkede sosyal, siyasal, ekonomik anlamda her olan biteni zaten çok önceden planlamıştır, O her şeyi önceden bilir ve günlük olsun, saatlik olsun her olaya anında müdahale eder.. Fay hatlarını tetikleyerek depremlere yol açar. Uçakları düşürür, Trafik kazalarının çoğu ABD kaynaklı elektromagnetik sinyaller nedeniyledir; hatta daha ileri seviyede bu sinyallerle beyinleri hayalleri, rüyaları, düşünceleri kontrol eder. 

ABD Muhalefet olsun, iktidar olsun her partiye, her lidere istediğini dayatır, yaptırır. Bütün seçimler (hatta at yarışları bile)  ABD'nin önceden belirlediği şekilde sonuçlanır. İstediğini Başkan seçtirir; istediği zaman iktidarı değiştirir. İnsanların bir kısmının kendisine yandaş, bir kısmının muhalif ve aykırı olmasını planlar. Devlet yönetiminde şube başkanından itibaren yukarıya doğru her makam ya doğrudan, ya da taktik(!) icabı gizli ABD ajanıdır.

ABD önce darbe yaptırır, sonra darbeciyi tutuklatır, darbeciyi tekrar iktidar yapar, teröristler de, polis de aslında ABD ye çalışır, yer altı yer üstü tüm faaliyet ABD denetimi altındadır..

ABD Ülkenin kaynaklarını sömürür, insanlarını tutsak eder, Madenlerde patlamalar yapar , salgın hastalıklar çıkarır, Hastanelere virüs taşıyıcıları gönderir, yatak odalarına yerleştirdiği ölçüm cihazlarıyla doğumunu önceden tespit ettiği zeki çocukların doğumunu engeller, camiler ama aynı zamanda genel evler açar, gençleri uyuşturucuya alıştırır, insanların bir kısmını dindar bir kısmını ateist yapar, insanları cepheleştirir; kavga çıkartır, her cephe sonuçta ABD nin dediğini yapar. Uçak gemilerindeki matbaalarında dolar basar, geceleri el altından akıttığı kara paralarla Ülkelerin para piyasasını kontrol eder. kendi kendine suikastler düzenleyerek savaş bahanesi çıkarır.

ABD orduyu, yargıyı, basını istediği gibi yönlendirir... istediği gazetecileri yandaş bazılarını muhalif  olarak görevlendirir. Bazı aydınları kendinden yana,  bazılarını gizli ajan olarak güya kendine karşı faaliyette bulundurur.  ABD Sendikalar kurar, dernekler açar, bunların başına hem kendinden yana Başkanlar seçtirir; hem de kendinden yana muhaliflerle bu başkanları alaşağı eder..... 

 

Kısacası Yurttaşların, seçmenlerin, yöneticilerin, yönetilenlerin, aydınların, kadınların hiç bir suçu günahı, ihmalleri, salaklıkları, satılmışlıkları, tembellikleri yoktur... Çünkü onlar aslında çok zeki, çok akıllı, çok bilgili, çok becerikli, çok çalışkan, çok yurtsever ve çok özverilidir,  ama neylesinler ki kör olası ABD şeytanı her şeye kadirdir, her şeye hakimdir; yapacak bir şey yoktur.... 


ABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABDABD.....

 

öff be... yetti artık bu Allahın Belası Dangalaklık !! 


Sevgilerimle. æ



18 Temmuz 2014 11:07 tarihinde <Turkiye-i...@googlegroups.com> yazdı:

Grup: http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/topics

    ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com> Jul 18 10:58AM +0300  

    Bazıları neden se Ergün Diler'in Sürekli Başbakanı cilaladığını iddia
    ediyorlar..
    Hayır ben Bu görüşte değilim. Ergün Diler Türkiye'nin İslam alemi ile
    birlikte ve tek başına pozisyonunu açıklamaya çalışan ve neler yapılması
    gerektiği konusunda yolu anlamak için bu duruma nasıl düştüğümüzü halkımıza
    açıklayarak toplumsal farkındalığımızı artırmak için, bazı önemli
    konularda bilgilendirip nasıl uyutulduğumuzu anlatmaya çalışarak
    uyandırmaya çalışan bir uyarıcı ve erken alarm sistemi olarak kullanılıyor.
    Hiç beklemediğimiz dönemlerde gelen iç karışıklıkları da daha önce
    istihbarat kaynaklarından alıp aktaran bir yazar olarak görüyorum.
    Bu yüzden bu yazarın yazılarını sıkıcı bulanlar silip atabilirler. Ama ben
    siyaset tartışmaları dışında değerlendirilmesinin daha yararlı olacağını
    düşünüyorum. Kusursuz insan olmaz bazı tavırları ve ya kendine has siyasi
    düşüncesi bizi rahatsız edebilir ama öze ulaşmak keçi boynuzunu çiğnemeyi
    de göze almak, işe yaramaz kısmını atıp işe yarayan özü almak gerekiyor.
    Selam ve Saygılarımla
    A.D.Şimşek.
    <http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/ergundiler/Arsiv>
    ArşivErgün Diler <http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/ergundiler/Arsiv> O
    bombalar bize
     
    Petrolün keşfinden sonra hayat hem bizim, hem de bölge için artık
    bambaşkaydı! Yeni silahların, yeni oyunların devreye girmesi kaçınılmazdı!
    İngilizler *ÜRETİM *kalıplarını değiştirmiş, imparatorluklarını daha da
    yüceltmenin formülü olarak *OSMANLI'yı *yıkmaktan başka seçeneklerinin
    olmadığını görmüştü!
    *Abdülhamit Han'ın da İngilizler'in adımlarını attığı her yerde olan
    bitenden haberi vardı! *İran Şahı Nasreddin'in petrollerini kime nasıl
    verdiğini anlayacak kadar zekiydi! Baron *Julius de Reuter*,
    *ROTHSCHİLD *ailesi
    adına yeraltı zenginliklerine konmuştu! Abdülhamit Han zaten elinde tuttuğu
    toprakların petrol denizi olduğunu çok iyi biliyor ve sıranın *OSMANLI'*ya
    geleceğini net olarak görüyordu! 100 yıllık bir planla karşı karşıya
    kaldığını hissediyordu!
    Dünya değişecek ve bunun için de *OSMANLI *parçalanacaktı! Kan ve gözyaşı
    hakim olacak, İngilizler ve Yahudiler gelip paralarını kazanacaktı!
    Hindistan'da büyük prova yapılmıştı!
    Müslümanlar ve Hindular sömürgeye karşı çıkınca *İÇLERİNDEKİ BEYAZ
    TAŞLARLA *yola devam edildi! Okullar ve eğitim sistemi ele alındı! Onlar
    gibi düşünen, onlar gibi yaşayan insanlar yetiştirildi! Kültürel değişim
    beraberinde ekonomik birleşmeyi getirdi! Artık Hindistan sömürgeydi! Ama
    bunu yazacak medya, dile getirecek siyasetçi kalmamıştı!
     
    *Oradan buraya sıçradılar!*Osmanlı İmparatorluğu'nda açtıkları Alliance
    İsraelite, B'nai B'rith ve Notre Dame de Sion gibi onlarca yabancı okulla,
    onlar gibi düşünen ve günü geldiğinde *DEVLETİNE BAYRAK AÇMAK İÇİN *meydanlara
    çıkacak insanlar yetiştirdiler!
    Abdülhamit önlerinde durduğu için inanılmaz bir psikolojik operasyon
    başlattılar!
    *Demedikleri kalmadı!*Mesela, Kürt çocuklarına sahip çıktığı için tıpkı
    bugün gibi o zaman da saldırıyorlardı!
    Sultan Abdülhamit bu operasyonlar karşısında durumu anlıyordu! "Kürt
    ağalarının bazılarının çocuklarını İstanbul'a getirip memuriyete
    yerleştirdiğim için tenkit edildiğimi biliyorum.
    Senelerdir Hıristiyan Ermeniler bakanlık mevkilerini işgal etmişlerdir.
    Bundan sonra da kendi dinimizden olan Kürtler'i kendimize yaklaştırmakta ne
    gibi bir zarar olabilir?" diyerek eleştirilere cevap veriyordu!
     
    *Veriyordu vermesine ama asıl sorun buydu!*Parça parça edilmek için
    anlaşılan Osmanlı topraklarında Abdülhamit'in birleştirici modeli kimseyi
    heyecanlandırmıyordu!
    Osmanlı için geri sayım başlamıştı! İçeride çok *YABANCI *vardı! Zaten
    Osmanlı bir devletin nasıl içeriden çürütülüp çökertildiğinin en güzel
    örneklerindendi!
    Sultan Abdülhamit Han, kara tablo karşısında sessizce mırıldanıyor ve
    dudaklarından çıkan şu sözler bugünü anlamamız için rehber oluyordu: "33
    sene devletim ve milletim için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet
    ettim. Hâkimim Allah, bunu muhakeme edecek ise Resulullah'tır. Bu memleketi
    nasıl bulduysam öyle teslim ediyorum.
    Hiç kimseye bir karış toprak vermedim.
    Hizmetimi ancak Allah'ın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki düşmanlarım
    bütün hizmetime kara çarşaf örmek istediler ve muvaffak da oldular..."
    "Beni evhamlı sanıyorlardı, hayır!
    Ben sadece gafil değildim!" diyecek kadar *AKIL *dolu bir *SULTAN *sonunda
    pes ediyordu! Neredeyse tahtta bulunduğu 40 yıl içinde sayısız
    operasyonları önleyen *SULTAN *artık yoktu!
     
    *Büyük paylaşım başlamıştı!*Bölgenin içini boşaltıp kimliksiz hale
    getireceklerdi! Bunun için işe *İSTANBUL'*dan başlamak gerekiyordu! Öyle de
    oldu!
    Ortadoğu'nun başına bela olmak için varedilen *İSRAİL'*in temelleri
    Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda atıldı! İlk Cumhurbaşkanları Ben Gurion
    Beyoğlu'nda kaldı, okudu! Hem devletin temelleri, hem *MOSSAD'ın *omurgası
    burada oluşturuldu! Osmanlı'yı yıkan *AKIL, *yerine koyacağı *CUMHURİYET'in
    BAMBAŞKA *bir şey olması ve kendi tarihinden, dilinden, dininden
    uzaklaşması için düğmeye basmıştı!
    İçeride buna alkış tutan çok kişi vardı! Aileler zaten seçilmişti! Boğaz
    parsellenmişti!
    Yabancı okullardaki çocuklar mezun oluyor, hem paranın hem Hariciye'nin
    başına geçiyordu! 600 yıl *BAYRAĞI*dalgalandıran ne kadar mukaddesat varsa
    neredeyse unutulmuştu! Ortadoğu gibi bizim de içimiz boşaltılmıştı!
    Okuduğunu anlamayan, ezberlerle giden, Ramazan'da şarap içmeyi maharet
    sanan bir *NESİL *sahibi olmuştuk!
     
    *Adamlar başarmıştı! *Bizi bizden koparıp bilmediğimiz coğrafyalarda kabul
    göremeyeceğimiz bir kılığa sokmuşlardı!
    Müslüman alemini kontrol etmek için kurulan İsrail'in de temellerini bize
    attırmışlardı! Artık Müslümanlar hep birlikte *İSRAİL *ile uğraşacak,
    arkadaki *İNGİLİZLER'i *kimse görmeyecekti!
    Hatta Kraliçe'nin okullarından mezun olanlar oradan diploma almanın
    ayrıcalığını yaşayacaktı!
    Ama bize Hindistan tarihi okutulmuyordu! Doğru bir örnek önümüze gelmiyor,
    bir türlü uyanamıyorduk!
    İran Şahı Nasreddin, Rus Çarı II.
    Aleksandr, Avusturya İmparatoriçesi Elizabeth, Fransa Veliaht Prensi
    Napolyon, Portekiz Kralı Pedro, Bavyera Kralı Ludwig, Avusturya Veliaht
    Prensi Rudolf, Meksika İmparatoru Maksimilyan, Bavyera Düşesi Sophie
    Charlotte, Belçika Prensi Baudouin gibi önemli isimlerin tıpkı *SULTAN
    ABDÜLAZİZ'le *aynı akıbeti yaşadığını bilmiyorduk!
    Atlayıp ilerliyor, aslında hiçbir şeyi göremiyorduk!
    Aklımız esir alınmıştı çünkü!
    Bilmeden yaşayamazdık!
    Beyoğlu'nda kurulan İsrail'le Osmanlı'nın elinde tuttuğu topraklar *UÇAK
    GEMİSİ HALİNE *dönüştürüldü!
    Uyarı sistemi İsrail, kumanda ise İstanbul ve Türkiye oldu!
    İsrail'le birlikte aslında Ankara, Tel Aviv'e bağlandı! Arkada da Kraliçe
    vardı! Siyaset, ekonomi, ordu hep bu yolda ilerledi!
    MİT'in başındaki efsane isme İsrail makam otosu verirken bile gurur duyar
    hale geldik!
    Devlet olma iddiamızdan çok uzaklaştık! Sadece biz değil cetvelle sınırları
    çizilen her yerde durum böyleydi!
    Sevseniz de sevmeseniz de bu tablo Erdoğan'la değişti! Ezberlerle gelen ve
    aslında size ait olmayan açıdan bakarsanız durumu anlama şansınız hiç yok!
    Türkler'in tarihinin 1923'ten önce de olabileceğini düşünüp ilk adımı
    atarsanız işiniz çok daha kolay olur!
    Aslında ülkemizin nasıl çevrildiğini ve nasıl nefessiz bırakıldığını
    görürüz!
    *FİLİSTİN'de *patlayan bombaların geri dönen Türkiye'ye atıldığını
    anlarsınız!
    İsrail askerleri kumda oynayan çocukları katlederken hiçbir *ARAP *ülkesinden
    tepki gelmemesinin nedeni olarak belki bir parantez açarsınız! Ve belki de
    içine "Bunlarda mı Türkler'den korkuyor! Öyle ya biz gelirsek onların da
    saltanatı bitecek!" diye küçük bir not düşersiniz!
    Şu an *FİLİSTİNLİ *çocuklara atılan *BOMBALAR *aslında bizim çocuklarımıza
    atılıyor! Hedef yine biziz!
    Amaç istedikleri şartlara yanaşmayan Ankara'ya ders vermek!
    Bunun için de kullandıkları en büyük silah içerideki parçalı halimiz!
    Ne diyor Sultan Abdülhamit Han.... "Savaş yalnız sınırlarda olmaz. Savaş
    bir milletin topyekün ateşe girmesidir.
    Eğer bu bütünlük sağlanmamışsa
    *zafer tesadüfi, yenilgi kaderdir..."*Aklımıza ve kardeşliğimize sahip
    çıkalım! Araplar da Kürtler de bizim kardeşimiz! Büyük devlet büyük düşünen
    insanlardan oluşur!
    *Gösterin bunu!*

     

    "Yılmaz ARSLAN" <y.ars...@gmail.com> Jul 17 05:38PM +0300  

    Diyanet'ten Efkan Ala fetvası: Tevbe etmesi gerekir - ZAMAN
     
     
     
    İçişleri Bakanı Efkan Ala, geçtiğimiz günlerde İstanbul Eyüp'te partililere bir konuşma yaptı, Hz. Muhammed'in (sav) Mekke fethedildiğinde şehre girerken nefsine pay çıkardığını, bu yüzden Allah tarafından uyarıldığını iddia etti. muspethareket.com internet sitesi, tepki doğuran bu açıklamayı Diyanet Alo Fetva Hattı'na sordu. Diyanet Alo Fetva Hattı, muspethareket.com'da yayınlanan habere göre, "Peygamber (sav) gurura kapıldı, biz kapılmadık" ifadesi hakkında şu fetvayı verdi:
     
     
     
    "Gurur var mı Peygamber'de (sav)? Allah (cc) O'nun (sav) gururunu ta anadan doğma kırmış, temizlemiş. Gurur kelimesinde aldatmak vardır, aldanmak vardır. Cenab-ı Hakk (cc) ayet-i kerimede diyor ki, 'Siz gurura kapılmayın çünkü kendi kendinize aldanırsınız, kendi kendinizi aldatırsınız.' Peygamberde (sav) böyle bir gurur meselesi yoktu. Yanlış, yanlış; kasıtlı söylediyse iftiraya kadar gider. Kasıtlı değil de böyle avamın konuştuğu şekliyle genel bir konuşma yaptı ise bilmeden cahilce yapmıştır, Allah (cc) affetsin deriz. Tevbe etmesi gerekir. Pişman olacak, bir daha yapmayacak onu. Kasıtlı ise daha tehlikeli, peygambere (sav) sen iftira ediyorsun. Bizim peygamberimiz (sav) veya diğer peygamberler vatandaşına dini tebliğ ederken ne diyorlardı? 'Bu iftiracı, yalancı' diyorlardı. Ve onun yüzünden toplumlar ceza yemiştir. Yanıltıcı ve günah bir şeydir. O halka söylenilmez. Peygamberlerin sıfatları var. Birisi nedir? İsmet'tir. Her türlü gururdan, enaniyetten, ucubiyetten, her türlü günahlardan korunmuştur. Kim koruyor O'nu (sav)? Allah (cc) koruyor. Onu söyleyenler kimse, umarım yanlışlıkla söylemiştir, hataen söylemiştir. Allah affetsin diyoruz. "
     
    Diyanet Alo Fetva Hattı görevlisi, 'Bunu kamuya açık yerde söylemek sıkıntıya yol açar mı?' sorusu üzerine şu bilgiye verdi: "Tabi canım. Toplu bir yerde söylediğin zaman da ihtilaf çoğalır. Bugün İslam dünyasındaki bu problemler nereden kaynaklanıyor? Aynen bu sorulara eşdeğer soruları ortaya atmak suretiyle toplumun içine fitne sokuyorlar. Sonra sen-ben onu temizleyeyim diye uğraşıyoruz. Bu arada da birbirimizi yiyoruz, öldürüyoruz, yaralıyoruz. En büyük fitne. Allah (cc) buyuruyor ki, 'Fitne kapısını kapatınız. Fitne çıkaranı da ıslah ediniz. Fitneyi de orada imha ediniz. Yoksa Allah (cc) sadece fitneyi çıkartanı değil, hepinizi cezalandırır' diyor ayet-i kerimede. (Enfâl Sûresi/ 25) Geçmiş milletlerin peygamberlerine bakalım. Onların ceza yemesinin sebebi, fitneyi çıkartıyorlar, onu da kapatmıyorlar, o fitne yayılınca hepsi de ceza yiyor. Bilerek konuşuyorsa, küfre kadar gider."
    http://www.zaman.com.tr/gundem_diyanetten-efkan-ala-fetvasi-tevbe-etmesi-gerekir_2231975.html
    ---------
    Tayyip diyor ki "bi taraf olan bertaraf olur" yani benden taraf olmayanı bitiririm İyi de ben çalamamki, adam da öldüremem. Bittik ya la.!

     

    "Yılmaz ARSLAN" <y.ars...@gmail.com> Jul 17 05:04PM +0300  

    BUGÜN Gazetesi: CHP'li Umut Oran: IŞİD'in rehin tuttuğu 2 bebek hastalandı,
    CHP'li Umut Oran'dan çarpıcı açıklama
    CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran , TBMM'de düzenlediği basın toplantısında
    bomba gibi iddialarda bulundu. Oran, Musul'da IŞİD tarafından alıkonanlar
    arasında bulunan 2 çocuktan birinin hastalandığı ve tedavisi için Türkiye'den
    doktor gönderildiğini ileri sürdü. CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran ,
    TBMM'de düzenlediği basın toplantısında bomba gibi iddialarda bulundu. Oran,
    Musul'da IŞİD tarafından alıkonanlar arasında bulunan 2 çocuktan birinin
    hastalandığı ve tedavisi için Türkiye'den doktor gönderildiğini ileri sürdü.
    CHP'li Umut Oran, Musul'da kaçırılan Türk vatandaşlarıyla ilgili yaptığı
    açıklamada; "Alıkonanlar arasında bulunan 2 bebekten biri hastalandı. Tedavi
    için Türkiye'den doktor gönderildi. Hangi bebeğin hasta olduğu dahi bilinmiyor"
    dedi.
     
    CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, TBMM'de basın toplantısı düzenledi. Oran,
    Irak'ın Musul kentinde IŞİD tarafından kaçırılan 49 konsolosluk görevlisinden
    hala haber alınamadığını söyleyerek, Başbakan Erdoğan'ın Musul'da rehin olan
    Türk vatandaşların ailelerinin çığlığını duymak zorunda olduğu savundu.
     
    Konsolosluk baskınının üzerinden 37 gün geçtiğini dile getiren Oran; "Bu konuda
    hükümet bilgilendirme yapmıyor. yayın yasağı da yanlış bir uygulama. Baskının
    hemen öncesinde yapılan tahliye uyarılarına rağmen bu olayın meydana gelmesinde
    ihmali olanların tespit edilmesi ve konuyla ilgilenmeleri amacıyla bugün
    Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu ve Başbakanlık Teftiş Kurulu
    Başkanlığı'na başvuracağım. Yarın da gizlilik kararanın kaldırılması istemiyle
    Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapacağım. Amacımız bir an evvel bu
    vatandaşlarımızın yurda gelmesi. Amacımız üzüm yemek, bağcı dövmek değil.
    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın öncelikli gündemi bu olmalı" diye konuştu.
     
    "BU ORTAMDA CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNİNİN BİLE YAPILMASI ABESLE İŞTİGALDİR"
     
    CHP'li Oran, alıkonanlar arasında bulunan iki bebekten birinin hastalandığını ve
    tedavi için Türkiye'den doktor gönderildiğini iddia etti. Bebeklerden hangisinin
    hastalandığının bilinmediğini dile getiren Oran şunları söyledi; "Alıkonanlar
    arasında bulunan 2 bebekten biri hastalandı. Tedavi için Türkiye'den doktor
    gönderildi. Hangi bebeğin hasta olduğu dahi bilinmiyor. Başbakan, 'milli irade
    mili güç' diyor ama üç maymunu oynuyor.
     
    Başbakan Erdoğan, Musul'da rehin olan vatandaşlarımızın ailelerinin çığlığını
    duymak zorunda. 49 vatandaştan daha önemli gündem ve önceliği ne olabilir?
    Dışarıda ona buna ağlıyorsun, Musul'daki rehine bebekler için de ağla. Bu
    ortamda Cumhurbaşkanlığı seçimininin bile yapılması abesle iştigaldir. Onlar can
    derdinde siz makam mevki derdindesiniz. Bu ortamda seçim olmaz. İşimizi gücümüzü
    bırakacağız o insanları buraya getirip ondan sonra devam edeceğiz" dedi.
     
    ---------
    Tayyip diyor ki "bi taraf olan bertaraf olur" yani benden taraf olmayanı bitiririm İyi de ben çalamamki, adam da öldüremem. Bittik ya la.!

     

    Ata Atun <ata...@gmail.com> Jul 17 05:05PM  

    Rumların uluslararası ortamda başları sıkışmaya başladı mı, tehditleri de
    artmaya başlar. Bu dönemde bol bol atıp tutarlar ve birisi çıkıp “otur
    yerine” dedi mi de, pısıp yerlerine otururlar.
     
    Kendilerini dev aynasında gören ve dünyanın en güçlü ülkesinin de Güney
    Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu sanan Rumlara göre, dünyanın merkezi de
    Lefkoşa'dır zaten.
     

     
    Lefkoşa'da normal diplomatik görevlerini ifa eden büyükelçilerin, özellikle
    de ABD, Rusya ve Avrupalı bazı Büyükelçilerin, başta KKTC Cumhurbaşkanı Dr.
    Derviş Eroğlu olmak üzere Müzakereci, Özel Temsilci, Dışişleri Bakanı ve
    diğer siyasi kişilerle yapmış oldukları temaslarla ilgili olarak Rum
    Dışişleri Bakanlığı’nın, söz konusu yabancı büyükelçilere göndermiş olduğu
    sözlü uyarı notası Rum megalomanisinin en güzel örneklerinden bir tanesidir.
     

     
    Söz konusu yabancı büyükelçilerin Rumların bu sözlü notasını dikkate
    almadıklarına ve de almayacaklarına kuşku yok.
     

     
    Zaten İngiltere, aralarında İngiliz Yüksek Komiseri’nin de bulunduğu
    büyükelçilere Kıbrıs Türk toplumluyla temasları konusunda Rum Dışişleri
    Bakanlığı’nın sözlü nota göndermesine karşılık, herhangi bir resmi yazı
    veya yanıt vermeyeceğini açıkladı. Açıkçası İngiltere Rumlara "*senin
    uyarıların benim bir kulağımdan girer, diğerinden de çıkar*" mesajını verdi
    bu açıklaması ile.
     

     
    Rumlardaki bu megalomani yeni kazanılmış değil… Hatırlarsanız, Makarios da
    21 Aralık 1963 gecesi korumasız Türklere, tepeden tırnağa silahlı milis
    ordusu ile saldırırken kendisini dev aynasında görmüş ve adanın mutlak
    hakimi sanmıştı. 1 Ocak 1964 sabahı, herhalde bir gece evvelsinde kutlanan
    yılbaşı masasında içkiyi fazla kaçırmış olmalı ki, altında Türkiye,
    İngiltere, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum Toplumlarının liderlerinin de
    imzaları bulunan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Anayasası'nı iptal ettiğini
    açıklamıştı, Kıbrıslı Türklere söz konusu Anayasa'nın verdiği ortaklık
    haklarını iptal edip, adaya tek başına hakim olabilmek için…
     

     
    İngiltere ve Türkiye Makarios'un bu sözlerine karşı çıkıp öğleye doğru
    yaptıkları açıklamada Makarios'un bu sözlerini geri almaması durumunda
    Garantörlük haklarını derhal kullanmaya başlayacaklarını belirtince,
    Makarios yelkenleri indirmiş ve yanlış anlaşıldığını, böylesi manada bir
    söz söylemediğini belirterek, yaptırımlardan kurtulmuştu.
     

     
    Günümüzde, kırk yıl evvel yaşanmış bu olayın tıpa tıp benzeri olmasa da
    yaklaşık benzerlikte olaylar yine yaşanmakta. 15 Temmuz Rum-Yunan
    darbesinin yapıldığı günde ve sonrasında üst düzey Kıbrıs Rum yetkilileri
    tarafından Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafını hedef alan suçlayıcı
    açıklamalarda bir artış gözlemlenmekte yine.
     

     
    Rum Sözcü Hristodulidis’in, sahip oldukları tek yanlı AB üyeliğini
    Türkiye’nin müzakere başlıklarının açılmasında “*veto hakkını bir silah
    olarak kullanacakları*” şeklinde tehditkâr açıklamalarda bulunması,
    başlarının sıkıda olduğunun habercisi gerçekte.
     

     
    Rum Dışişleri Bakanı Kasulidis'inde,kendini adanın kralı gibi gördüğü,
    yaptığı saçmalıktan net bir şekilde anlaşılıyor. Türkiye’ye karşı bir
    propaganda savaşı başlatacakları açıklayan Kasulidis, daha da ileri giderek
    Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi Geçici üye üyeliğini önlemek için de elden
    geleni yapacaklarını belirtiyor boyuna posuna bakmadan.
     

     
    İşin doğrusu, BM üyeliği ve de AB Üyeliği'nin sorgulanması gereken bir ülke
    varsa, onun Güney Kıbrıs Rum Yönetimin olduğu kesin. Belliki Rumların başı
    bu aralar çok sıkışık ve Rum siyasiler, zevahiri kurtarmak için "Hayali bir
    düşman yaratmak" peşinde...
     

     
    Ata ATUN
     
    e-mail: a...@kk.tc
     
    http://www.twitter.com/ataatun
     
    http://www.ataatun.com
     
    18 Temmuz 2014

     

    "T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com> Jul 17 06:47PM +0300  

    [?]
     
    *Dantel gibi!*
     
    *Keyifli seyirler...*
     
    *N. G.*
     
    *****
     
     
    --
     
    "*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
    ortak sayılır.*"
    Mustafa Kemal ATATÜRK

     

    "T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com> Jul 17 05:55PM +0300  

    [?]
     
    *Sekiz dakika veye seksen sene...*
    *Yaşadığımız her an kıymetlidir.*
    *Yeter ki, pişman olacağımız şeyler yapmadan yaşamayı becerebilelim!*
     
    *İyi seyirler,*
     
    *N. G.*
     
    *****
     
     
     
    --
     
    "*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
    ortak sayılır.*"
    Mustafa Kemal ATATÜRK

     

    Lale Gurman <lale....@gmail.com> Jul 17 07:30PM +0300  

    *Değerli dostlar,*
     
    *İstanbul'un su sorunu artık kapıda değil, kısıtlamalar başladı bile.
    Barajlardaki su seviyesinin %20'ye düştüğü biliniyor. Konu hakkında uyaran
    uyarana: *
     
    *http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/tabip-odasi-susuzluk-icin-uyardi-haberi-94875
    <http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/tabip-odasi-susuzluk-icin-uyardi-haberi-94875>*
     
     
    *Oysa çok değerli bilim kişisi Prof. Tolga Yarman yıllar önce (1990) çok
    önemli bir projesini yetkili ve sorumlulara sunmuştu (Altta)*
     
    *Bugün ise gelinen nokta:*
     
    *http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/bakandan-su-kesintisi-aciklamasi-allahin-yardimiyla-haberi-94869
    <http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/bakandan-su-kesintisi-aciklamasi-allahin-yardimiyla-haberi-94869>*
     
     
    *Acaba birilerine büyük ihaleler verilerek uzaklardan İstanbul'a su mu
    getirtilecek?*
    *Ya da*
    *İstanbul'daki paha biçilmez su havzaları, iskana mı açılacak?*
    *Kamuoyu şimdiden konuya ısındırılıyor mu dersiniz?*
     
    *Altta ve ekteki değerli Prof. Yarman'ın bu çok önemli çalışmasını lütfen
    olabildiğince fazla sayıda kişi ile paylaşınız.*
     
    *Dostlukla,*
     
    *Lâle Gürman *
     
    ___________________________________________________________________________________________________________________________________________
     
     
     
     
     
     
     
    *Degerli Ilgili:*
     
     
     
    *Yillar once (1990), hazirlayip, İSKİ'ye sundugum,*
     
     
     
    *i) Terkos Golumuz'e, bunun onundeki, Karadeniz'in berisindeki, sazlikli *
     
    *derenin suyu ile karisinca, daha da az tuzlu olacak, Karadeniz suyunun, *
     
    *basilmasina,*
     
     
     
    *ii) keza, Darlik Barajimiz'a, zaten Sile Ovasi'nin neredeyse bir karis, *
     
    *alti, tatli su olup, sahildeki kumsalin altindan alininca, tuzluluk *
     
    *derecesi iyice dusecek, ayrica bir nevi aritilmis olacak, yine, *
     
    *Karadeniz suyunun, basilmasina,*
     
     
     
    *iii) ayni baglamda, Darlik Baraji'ni yalayarak Karadeniz'e kacan *
     
    *Yesilvadi Deresi gibi, Baraj Gollerimiz'e katilmadan, denize kacan *
     
    *sularimizin, bu gollerimize kazandirilmasina,*
     
     
     
    *yonelik projem, daha o vakit gerceklestirilmis olup, Istanbul'un, hani *
     
    *"vurgulamak" uzere, "hafiften abartarak" soyleyecek olursak, Karadeniz *
     
     
    *tukenmedikce, Su Sorunu yoktur!.. *
     
     
     
    * ** *
     
     
     
    *Anlattiklerimi; ceyrek asra yakin bir sure once, projeyi gerceklestirmis *
     
    *uygulayacilarin, tarafima yazdiklari ekli, vefa dolu, "tesekkur *
     
    *mektubu", ozetlemektedir. Bu mektup, vakt-i zamaninda SHP Il Yoneticisi, *
     
    *Cok Degerli Arkadasim, Makina Yuksek Muhendisi, Cavit Savci tarafindan, *
     
    *SHP, Buyuksehir Belediye Meclis Grubu'nda, okunmustur.*
     
     
     
    *O tarihlerde, hic bir karsilik beklemeden hazirladigim soz konusu *
     
    *Proje'nin, tarafima ait oldugu; yetkililerce, daha sonra; keske *
     
    *yanilsam, su ki iste, hele pek cok kisi ve kurum, hatta siyasî partiler, o
    aralar, "Istanbul'un *
     
     
     
    *Su Sorunu"na donuk, bunun bahsettigi buyuk itibara kilitlenip (Yalova'dan
    Istanbul'a tankerlerle su tasima, yagmur bombasi atma, gibi) çok sayida
    projeyi yoklamis ya da denemis ve fakat tatminkar genel bir çozum bulamamis
    olarak; projenin, *
     
    *"intihali" degilse, muellifinin inkari suretiyle, olusacak, "siyasi *
     
    *ranta" tamah edilerek, teslim edilmekten geri durulunca; nihayette, bir
    yargi *
     
    *hukmu ile (Yargitay E 2008/10223 ve K 2010/2988 sayili karari *
     
    *uzantisinda), kesin olarak onanmis,bulunmaktadir.*
     
     
     
    *Anlattigim cercevede, demek ki, "Baraj Gollerimiz kurudu", "Su kadar *
     
    *gunluk suyumuz" kaldi gibi, hele hepimize endişe pompalayan sozler, hic *
     
    *inandirici degildir ve akla, bir yandan "Istanbul'a uzaktan su temini" *
     
    *gibi, getirisi birileri icin cok yuksek olacak, ama cok pahali ve akilci *
     
    *olmaktan uzak, projeleri, obur yandan ise, Istanbul'daki su *
     
    *havzalarinin, agizdan yel alsin, iskâna acilmasi suretiyle saglanacak, *
     
    *"devasa ranti", cagristirmaktadir.*
     
     
     
    *Istanbul'da, cesmelerden akan suyumuz; hemen tumuyle, temizlik, banyo, bu
    arada, epey yüklü bir hacimde, tuvalet *
     
    *rezervuarlarinda tutulan su, amaclariyla kullanilmakta, ama, "icme suyu" *
     
    *olarak, hemen hic kullanilmamaktadir. Kahve / cay suyu ve yemek suyu *
     
    *olarak ise, bunlar kaynatilarak tuketilme noktasinda bulunuldugu icin, *
     
    *gayet rahat kullanilmaktadir.*
     
     
     
    ****
     
     
     
    *Ilgililer, hemen ceyrek asirdir oldugu gibi halen yururlukte bulunan, *
     
    *soz konusu isler proje varken, Baraj Gollerimiz'in (buralara *
     
    *Karadeniz'den, dedigim cizgilerde olarak, su basilmasi islemi "sip" *
     
    *diye yapilabilecek oldugu halde), neden kurumaya birakildigini ve *
     
    *Istanbul'a, "tasa pompalanmasindan" geri durulmadigini,
    aciklamalidirlar...*
     
     
     
    ****
     
     
     
    *Guzel dilekler, sevgi, ve saygilarimla...*
     
     
     
     
     
    *Tolga Yarman, Prof. Dr.*
     
     
     
     
     
     
     
     
    --
     
    *YARIN SANA GÖZ AÇTIRMAYACAK OLANLAR, DÜN GÖZ YUMDUKLARINDIR!*
     
     
    *VATAN AŞKI MAYA GİBİDİR; SÜTÜ BOZUK OLANLARDA TUTMAZ!*
     
    *FARKINDA OLMAK DÜŞMANI BERTARAF ETMENİN İLK KOŞULUDUR!*
     
     
     
     
     
     
    --

     

    Sili Ozerdim <silio...@gmail.com> Jul 17 06:47PM +0300  

    *LÜTFEN OLABİLDİĞİNCE BÜYÜK BİR HIZLA PAYLAŞALIM!!!*
    Prof. Dr. Mümtaz Soysal’dan
    <http://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=m%C3%BCmtaz%20soysal&source=web&cd=8&cad=rja&sqi=2&ved=0CEkQFjAH&url=http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id%3D1893&ei=qKp7UfqEOo3Msgb_koDgBA&usg=AFQjCNFgMSPCTn8I98gwj2LPagNU5ChX2w&bvm=bv.45645796%2cd.Yms>kritik
    çağrı
     
    Türkiye’de AKP’yle birlikte gelişen politikalar üzerine aydınlar “Ulusal
    Seferberlik Çağrısı” adıyla bir metin yayınlayarak, bu metne katılanları
    imza vermeye çağırdılar.
    Türkiye’nin küresel güçler tarafından çok yönlü bir saldırı altında
    olduğuna dikkat çekilen metinde, “Siyasal iktidar, bu tehlikeli durumu
    halkın gözünden kaçıracak her türlü propaganda ve baskı aracını en etkili
    biçimde kullanmaktadır” denildi.
    Açıklamanın tam metni şöyle:
    Cumhuriyetimiz, kuruluşundan bu yana en kritik günlerini yaşamaktadır.
    Çok yönlü sinsi bir işgal ile küresel güçlerin örtülü sömürüsü
    sürdürülmekte ve ülke bütünlüğümüzü yıkıp ulusal birliğimizi parçalamak
    isteyenlerin çabaları yoğunlaşmaktadır. Siyasal iktidar, bu tehlikeli
    durumu halkın gözünden kaçıracak her türlü propaganda ve baskı aracını en
    etkili biçimde kullanmaktadır.
    “CUMHURİYET VE ATATÜRKÇÜLÜK TASFİYE SÜRECİNE SOKULMUŞTUR”
    Meclis’te muhalefet yok sayılmakta, Cumhuriyetin yansız ve koruyucu
    kurumları üzerinde sindirme ve yandaşlaştırma amaçlı her türlü tertip
    uygulanmaktadır.
    Bizler, Prof. Dr. Mümtaz Soysal‘ın çağrısıyla, siyasal parti bağı olsun
    olmasın bir araya gelen kişiler olarak, bu saptamalar karşısında her
    yurtsever gibi gittikçe daha çok kaygı duymaktayız. Cumhuriyet ve Kemalizm;
    bu topraklarda yaşayan insanların bu vatanın sahibi olmasını, ondan eşit
    pay almasını ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmasını amaçlar. Buna karşın,
    Cumhuriyet ve Atatürkçülük tasfiye sürecine sokulmuştur. Sözde “serbest
    piyasa” adıyla azgın bir sömürü düzeni dayatılmaktadır. Özelleştirme
    talanıyla bağımsızlığın ve Cumhuriyetin temel ekonomik dayanakları ortadan
    kaldırılmış, Ülkemiz tarım ve sanayi üretiminden koparılarak her yönden
    dışa bağımlı duruma getirilmiştir. En önemli mal ve hizmet üretici kamu
    kuruluşlarımız, başta enerji, iletişim, bankacılık, sigortacılık ve
    madencilik alanlarında olmak üzere, yabancıların eline geçmiştir.
    Yüklü dış borç, tehlikeli rakamlara varan cari açık, kaynağı belirsiz sıcak
    para kullanımıyla krizleri erteleme çabası gibi yanlış politikalar yüzünden
    ülke ekonomisi hızla tıkanmaya sürüklenmektedir.
    “REJİM İSLAMİ FAZİŞME GİDİYOR”
    Diktacı bir rejime (İslami faşizme!) gitmek, bu tıkanmanın çözümü olarak
    görülmektedir.
    Süregelen işsizlik, yoksulluk ve açlık sınırı altındaki toplum kesimlerinin
    gitgide çoğalması, halkımızda, özellikle gençlerde gelecek kaygısının
    artması, bir karmaşa döneminin açık belirtileridir. Temel hak ve
    özgürlüklerin kullanılması, adil yargılanma ve savunma hakları, demokratik
    hak arama yolları yasa ve hukuk tanımaz biçimde ortadan kaldırılmıştır.
    Sağlık hizmetleri ancak parası olanların yararlanabileceği duruma
    getirilmiş, anayasal Öğretim Birliği (md. 174) bozulmuş, üniversitelerde
    siyasal kadrolaşma had safhaya gelmiştir.
    Çok ciddi derecede zedelenen yargı bağımsızlığı; “yüksek yargının tek çatı
    altında toplanması” girişimiyle, tümüyle bağımsızlığını yitirerek
    siyasallaşacaktır.
    Emperyalist güçlerin araçlarından biri olduğu artık açıkça anlaşılan bölücü
    terör örgütü ile ilişkiler, bölünmeyi meşrulaştıracak sözde “Açılım”
    girişimleri ile sürmektedir.
    “BAŞKANLIK GÖRÜNTÜLÜ BİR DİKTA REJİMİNE GİDİLİYOR”
    Dış siyasette ulusal çıkarlar bir yana bırakılarak Türkiye’miz,
    uluslararası güçlerin, ekonomik, siyasal ve askeri emellerine taşeronluk
    yapar düzeye indirgenmiştir. Tüm bu vahim girişimleri tamamlayıcı ve
    kalıcılaştırıcı bir son adım olarak başlatılan “Yeni Anayasa” tuzağının,
    Türkiye Cumhuriyeti’ni başkalaştırma, “Başkanlık” görüntülü bir dikta
    rejimine dönüştürme girişimi olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Yürürlükte bir
    anayasa varken yapılacak işlemin adı ancak “anayasa değişikliği” olabilir.
    O da, yürürlükteki anayasaca konmuş yöntemlere uyarak olur ve bunların
    başında, “değiştirilemez” oldukları vurgulanan hükümlere uymak zorunluğu
    yer alır.
    Bu anayasal zorunluk ortadayken iktidar partisine mensup kimi hukukçuların
    belirttikleri gibi yürürlükteki anayasayı “ilga edilmiş“ -hukuksal olarak
    yok- sayıp “yeni anayasa” yapmaya girişmek düpedüz “sivil darbe” dir ve
    açıkça anayasa suçudur. AKP’nin, Meclis’teki 4 partinin katılımıyla kurulan
    “Uyum Komisyonu”nu, yeni anayasa yapma yöntemlerini kendisi belirleyerek
    bir “asli kurucu iktidar” sayma manevrasını kabul etmek; hukuksal olarak
    olanaksızdır.
    “YENİ ANAYASA YAPMAK BU MECLİS’İN YETKİSİNDE DEĞİLDİR!”
    AKP iktidarının kökü dışarıda bu politikaları pervasızca sürdürmesi
    durumunda, bir ulus-devletimizin, yurt bütünlüğümüzün, Cumhuriyetimizin,
    demokrasinin, toplumsal barışın kalmayacağı çok tehlikeli bir döneme
    girilebilir.
    Artık açıkça görülen bu karanlık gidişin engellenmesi için; yurt bütünlüğü,
    ulusal birlik, laik-demokratik-sosyal-hukuk devleti ilkelerini benimseyen;
    emek, eşitlik ve özgürlük duyarlığı taşıyan siyasal partilerimizi ve
    demokratik kitle örgütlerini en kısa sürede güçlü bir birliktelik ve eylem
    için direniş ve dayanışmaya, öz olarak VATAN SAVUNMASINA çağırıyoruz.
     
     
     
     
     
     
     
    --
    *TC Sili*
     
    [image:
    http://sphotos-a.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/215290_10200934840280643_385814596_n.jpg]E-Posta
    ile gönderdiğim tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve
    sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
    *MADDE 25:* "*Düşünce ve Kanaat Hürriyeti*";
    *MADDE 26:* "*Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti*"
    kapsamında tarafımdan yapılmıştır.
    Demokratik düşünce ve kanaatlerimin engellenmesi ve/veya şiddet/baskı
    altına alınması, bu nedenle
     
    "*hakkımda olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi*",
     
    TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her
    türlü yasal haklarım saklı kalmak üzere, peşinen reddederim.
     
     
     
    [image: Resim]
     
     
    * ek* — Tüm ekleri indir
    <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=zip&zfe=cp857>
    (sıkıştırma
    hedefi:
    Türkçe
    [image: Dosya adı kodlama menüsü]
    ) Tüm resimleri görüntüle
    <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=imgs>
     
    [image: ata ve bayrak.jpeg]
    <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&attid=0.1&disp=inline&realattid=f_h8pql53l0&safe=1&zw>*ata
    ve bayrak.jpeg*
    31
    .
    .
    SORGULAMAYAN İNSAN CAHİLDİR,
     
    SORGULATMAYAN İNSAN İSE ZALİMDİR
     
     
    YURTTA SULH CİHANDA SULH
     
    PEACE AT HOME PEACE ON EARTH
     
    K. ATATURK

     

    Sili Ozerdim <silio...@gmail.com> Jul 17 06:24PM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    Kimden: Cüneyt Şaşmaz
    Tarih: 17 Temmuz 2014 10:32
    Konu: "ÇARESİZLİĞİ KABUL EDENLER"İN ÇÖZÜMÜ?!
    Kime:
     
     
    *"Yaşayan herşey bazı izler bırakır.*
    *Biz onlardan bir ders çıkaracak kadar zeki isek, bu izlerin bir anlamı
    olur."*
    *Mustafa Kemal Atatürk*
     
    *"Açılım" ile ilgili söylenecek söz, görmeden hatta "ama sopası" da
    kullanmadan el ve ayak yordamıyla "bilinmeyene doğru yapılan yolculuk"tur.*
     
    *İsrail, sözünü söyledi: "Kürdistan'ın kurulma zamanı geldi?!"*
     
    *Ona birçok cevap geldi bizden de, bir "meclis kararı" gelmemesine ne
    demeli?!*
     
    *Çaresizlikten mi?!*
     
    *"Çözüm" denilen süreç'de, PKK ve Türkiye Cumhuriyeti arasında barış
    görüşmelerinin resmen başlaması, TBMM tarafından kabul edilmiştir.*
     
    *Bugün, bu tasarıya "evet" diyen 237 milletvekilimiz, "başka çare yok"
    diye "ülkemizin bölünmesi için onay" vermişlerdir!?*
     
    *"Savaşı kazanmadan" veya "kazanacağını karşı tarafa hissettirmeden"
    yapacağın, "barış anlaşması" değil, "teslimiyet" olacaktır!?*
     
    *"Başka çare yok" demek, çaresizlikten "karşı tarafın kazanacağını kabul"
    etmek demektir.*
     
    *Sözün özü, "bükemediğin bileği öpmek"tir!*
     
    *Bu onay; PKK-Türkiye çatışması karşısında "çaresiz kalındığı", mevcut
    olmayan "ayrılıkçılığın kabul edildiği"nin açıklanmasıdır.*
     
    *Bu onay; PKK'nın kazanacağını kabul etmek, PKK'nın arkasında
    bırakılanların dışındaki diğer vatandaşlarımız için "can teminatı" dışında
    bir şey istenmeden, "koşulsuz" görüşmelere başlanması suretiyle "SEVR"
    gerçeklerine doğru yolculuğun başlamasıdır!?*
     
    *"Kürt kardeşliği" için umutlu olanlarımız, PKK gibi kanla beslenen
    örgütle işbirliği yapanlarla birlikteliği kabullenemeyecektir!*
     
    *Zaten PKK da, kısa bir süre sonra deyim yerinde ise, anasının nikahını
    isteyecektir?!*
     
    *Uluslararası komisyonlara, referandumlara, otonomiye, federatif yapıya
    nihayetinde Cumhuriyetin yargılanmasına varılacaktır!*
     
    *Sonuç, ayrı telden çalan insanların ayrışması olacaktır; çünkü, gerçek
    kaynaşmanın inkarıdır.*
     
    *Gelinecek noktada; her şeyi çift olarak düşünmek ve birliktelik olan
    hususları çözüme uydurarak iki parçaya döndürme aşamasını sosyal, ekonomik
    ve siyasi boyutlarda düzenlemek zorunda kalacağız.*
     
    *İkilemlerle birlikte hassaslaşacak "uluslar arası haklarımız"ın peşine
    düşeceğiz.*
     
    *Yerel yönetimler, yerel ordular, yerel polis, yerel mahkeme derken; yeni
    komşular ile "yüz göz" olacağız.*
     
    *Arada, otonomi ve/veya eyalet olgularında yaşayarak geleceğimiz noktada,
    ülkemizin batısında Sevr'i aratacak çözümü de tartışmaya başlayacağız?!*
     
    *Unutulmaması gereken; "savaşta en kısa yol, gerçekleşmesi mümkün olan
    yoldur.*
    *Görünen kısa yol, gerçekte başarıya giden en uzun ve tehlikeli yoldur."*
     
    *Cevabını arayan sorular ortada:*
    *- Devlet, PKK'ya neden teslim oldu?!*
     
    *- Devletin bekası için mücadeleden neden vazgeçti?!*
     
    *- Kürt vatandaşlarımızı, PKK'nın idaresine ve insafına niçin bıraktı?!*
     
    *- Ayrışmayı önleyecek tedbirler hala mevcut iken, bu tedbirler niçin
    alınmıyor?!*
     
    *- Madem ortada bir savaş var, bu savaşı kazanmak yerine neden "ver kurtul"
    gibi kısa yol tercih ediliyor?!*
     
    *Ülkenin her yerinde binlerce Kürt vatandaşı "sorunsuz"ca yaşar'ken,
    devletin her organında onbinlercesi "görevli" iken, mal ve can güvenliği
    "endişe"si yok'ken, bir terör örgütü karakol ve köy basıp, "savaş başladı"
    deyip, "40 bin insanımızın ölümüne neden" olup, "hadi barış yapalım, daha
    fazla ölmesin" deyince, "peki" deyip, "senin dediğin olsun" ne demek?!*
     
    *ATATÜRK'ün dediği gibi; "Şeref ve haysiyetin koruyamadığı hatları, hiç
    bir kuvvetle koruyamayacağımız"ı unutmamalıyız!?*
     
    *Hiçbir tedbirin ve hiçbir tavizin bizi kurtaramayacağı duruma
    düşmemeliyiz!?*
     
    *Yönetenlerin, çareler düşündüğüne, çaresizlik içinde hareket
    etmediklerine inanmak, hepimizin hakkıdır.*
    *İsmail ÜNSAY*
    just now, Cesuryorum
    <http://www.blogger.com/profile/04605777830357221954> tarafından
    yayınlandı
     
     
     
    *-- *
    *"Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev 'HAYAT'tır." *
    Nusret DEMİRAL
     
    *-- *
    *Cesuryorum; Atatürk'e, Türk Toplumu'na, Türk Devleti'ne zarar verenlerin,
    hakaret edenlerin, Türkiye'nin kaynaklarını sömürenlerin, Atatürk'ün
    kurduğu çağdaş, laik, demokratik ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni
    yıkmak isteyenlerin açıkça ifşa edildiği ve gerçek yüzlerinin gösterilmek
    istendiği bir sayfadır! *
    *https://www <https://www>.cesuryorum.blogspot.com
    <http://cesuryorum.blogspot.com> *
     
     
     
    --
    *TC Sili*
     
    [image:
    http://sphotos-a.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/215290_10200934840280643_385814596_n.jpg]E-Posta
    ile gönderdiğim tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve
    sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
    *MADDE 25:* "*Düşünce ve Kanaat Hürriyeti*";
    *MADDE 26:* "*Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti*"
    kapsamında tarafımdan yapılmıştır.
    Demokratik düşünce ve kanaatlerimin engellenmesi ve/veya şiddet/baskı
    altına alınması, bu nedenle
     
    "*hakkımda olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi*",
     
    TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her
    türlü yasal haklarım saklı kalmak üzere, peşinen reddederim.
     
     
     
    [image: Resim]
     
     
    * ek* — Tüm ekleri indir
    <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=zip&zfe=cp857>
    (sıkıştırma
    hedefi:
    Türkçe
    [image: Dosya adı kodlama menüsü]
    ) Tüm resimleri görüntüle
    <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=imgs>
     
    [image: ata ve bayrak.jpeg]
    <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&attid=0.1&disp=inline&realattid=f_h8pql53l0&safe=1&zw>*ata
    ve bayrak.jpeg*
    31
    .
    .
    SORGULAMAYAN İNSAN CAHİLDİR,
     
    SORGULATMAYAN İNSAN İSE ZALİMDİR
     
     
    YURTTA SULH CİHANDA SULH
     
    PEACE AT HOME PEACE ON EARTH
     
    K. ATATURK

     

    "T. C. - Nihal Gülbahar " <nihalg...@gmail.com> Jul 17 10:46PM +0300  

    [?][?][?]
     
    *Büyüleyen, iç açıcı güzellikleriyle *
    *doğanın bizlere sunduğu sanat eserleridir çiçekler...*
     
    *Çiçekli bir dünya dileğiyle,*
    *keyifli seyirler...*
     
    *N. G.*
     
    *****
     
     
    --
     
    "*Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine
    ortak sayılır.*"
    Mustafa Kemal ATATÜRK

     

    "KERİM ÖZBEKLER" <kerimoz...@gmail.com> Jul 18 04:19AM +0300  

    BASIN YAYIN SANAT DÜNYASI'NDAN KISA KISA DUYURULAR-YAZILAR...
     
    KERİM ÖZBEKLER
    GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
     
    15 TEMMUZ 2014 SALI GÜNÜ, www.antoloji.com İSİMLİ WEB SİTESİ'NDE AYDIN'IN
    NAZİLLİ İLÇESİ'NDE Kİ DSİ MÜDÜRLÜĞÜ'NDE Y.MÜHENDİS OLARAK GÖREV YAPAN ŞAİR
    İBRAHİM SOYALAR'IN AŞAĞIDA Kİ ŞİİRİ ''GÜNÜN ŞİİRİ'' OLARAK SEÇİLMİŞTİR,
    OKUYALIM;
     
    TERS KÖŞE..
     
    Zaman yok
    Koşturmaca hayat,
    Zamanın yok
    Konuşmaya ve dinlemeye,
    Anlamaya ya da anlatmaya derdini.
     
    Zaman yok
    Huzur bulmaya, sükunete.
    Yok yok ters köşede
    Sevmeye ve sevilmeye
    Seni seviyorum demeye.
     
    Aşk yüzünden dert çekmeye,
    Özlemeye, sabretmeye
    Çileden çıkaran bekleyişe,
    Sevda türküleri söylemeye
    Zaman yok.
     
    Öldürmeye ve yok etmeye
    Zamanın çok ama,
    Barışa ve anlaşmaya
    Yaralara derman olmaya
    Zaman yok, yanlış yerdesin.
     
    Saniyeler kaçar, yetişemezsin
    Arkasından koşturmaca.
    Durma koş, ha gayret
    Az daha yetişecektin
    Tutacaktın ucundan hayatın.
     
    Yaşamaya zaman yok
    Zaman yok ölmeye bile.
    Ama merak etme,
    Servi altı köşkün
    Hazır seni beklemekte.
     
    Gün gelir bir dişli düşer çarktan
    Hiçbir şey olmamışçasına
    Sürüp gider hayat bilinçsizce.
    Aniden zaman duruverir ve
    Her şey kalır aynı yerinde.
     
    İBRAHİM SOYALAR (Y.MÜHENDİS)
    DSİ
    NAZİLLİ-AYDIN
    www.antoloji.com/ibrahim-soyalar/siirleri/
     
    *****************************************************************************************
     
    ORDU'NUN ÜNLÜ ÖĞRETMEN VE ŞAİRLERİNDEN CEMİLE DÜZGÜN'ÜN;YILLARCA ''ULUBEY
    CAMİİ''NDE HAFIZ OLARAK GÖREV YAPAN AMCASI HACI AHMET DÜZGÜN 15 TEMMUZ 2014
    SALI GÜNÜ, SAAT.17.00 SIRALARINDA VEFAT ETMİŞTİR. İLGİLENENLERE, ÖNEMLE
    DUYURULUR. NOT.TAZİYE İÇİN CEMİLE DÜZGÜN'E FACEBOOK SAYFASI ÜZERİNDEN
    ULAŞABİLİRSİNİZ.
     
    AYDIN'IN NAZİLLİ İLÇESİ'NDE PERŞEMBE GÜNLERİ PAZAR KURULUYOR, KENTE O GÜN
    TÜRKİYE'NİN DÖRT BİR TARAFINDAN ALICI VE SATICILAR GELİYOR. DÜN 17 TEMMUZ
    2014 PERŞEMBE GÜNÜ 5.5 SAAT PAZARDA İDİM, SADECE İŞPORTACILARIN ÖNÜ DEĞİL.
    DÜKKANLARIN BİR KISMI DA TIKLIM TIKLIM DOLU, SANKİ BEDAVA MAL DAĞITILIYOR.
    ÖYLESİNE KALABALIK, HELE SOSYETE PAZARI'NDA DOLAŞMAK MÜMKÜN DEĞİL, 2 KATLI
    OLAN BU PAZAR YERİNDE YOK YOK. HERKES CEBİNE VE İHTİYACINA GÖRE SEPETİNİ
    DOLDURMA TELAŞI İÇİNDE, SATICILARIN BÜYÜK BÖLÜMÜ ERKEKSE. ALICILARIN ÇOK
    BÜYÜK BİR KISMI BAYAN, ÇOĞU ZAMAN ŞUNU DÜŞÜNMÜŞÜMDÜR. BU DEVASA NAZİLLİ
    PAZARINI GÖRMEYEN BİRİSİ VAR MIDIR ACABA ? GÖRMEYENLERE BİR TAVSİYEM
    OLACAK, HAYATINIZDA 1 GÜN BU PAZARI SABAHTAN AKŞAMA KADAR GEZMENİZİ TEMENNİ
    EDERİM. BAZI KONULAR DA FİKRİNİZİN DEĞİŞECEĞİNİ TAHMİN EDİYORUM, ÇÜNKÜ
    MEMLEKETİM DİYE SÖYLEMİYORUM AMA DÜNYA'DA HER TÜRLÜ MALIN BOL OLARAK
    BULUNDUĞU İLGİNÇ PAZARLARDAN BİRİSİ BANA GÖRE.
     
    DÜN 17 TEMMUZ 2014 PERŞEMBE GÜNÜ PARK'TA OTURURKEN AĞAÇLARA BAKTIM,
    YEŞİLLİĞİ VE GÖLGESİ GÖZ DOLDURAN TEK AĞAÇ BANA GÖRE ÇINAR AĞACI. HER
    HALDE, ÇINAR AĞAÇLARI'NIN SÜSLEDİĞİ EN GÜZEL YERLER DE ANKARA'DA KIZILAY
    SEMTİNDE YER ALAN CADDE VE SOKAKLARDIR. BURADAN RAHATLIKLA ŞUNU
    SÖYLEYEBİLİRİM, TÜRKİYE'NİN HER TARAFINA EN ÇOK ÇINAR AĞACI DİKİLMELİDİR.
    TÜRKİYE'DE Kİ BÜTÜN BELEDİYELERİN, ''PARK VE BAHÇELER MÜDÜRLÜĞÜ''
    PERSONELİNE ÖNEMLE DUYURULUR. BANA KALIRSA, BOL BOL ÇINAR AĞACI DİKİN...
     
    BU GÜN 18 TEMMUZ 2014 CUMA;CUMANIZ HAYIRLI OLSUN, ALLAH BÜTÜN İYİ
    DİLEKLERİNİZİ KABUL ETSİN.
     
    BU GÜN 18 TEMMUZ 2014 CUMA;İŞÇİ EMEKLİLERİ'NİN %'DE 5.75'LİK ZAMLI EMEKLİ
    MAAŞLARINI ALMA GÜNÜ, HEPSİNE HAYIRLI UĞURLU OLSUN. ALLAH GÜLE GÜLE
    HARCAMALARINI NASİP ETSİN...
     
    19 TEMMUZ 2014 CUMARTESİ GÜNÜ, SAAT.19.00'DA;AYDIN'IN NAZİLLİ İLÇESİ'NDE Kİ
    İSTASYON MEYDANI'NDA, İSTANBUL BAYRAMPAŞA BELEDİYESİ YÖNETİCİLERİ
    TARAFINDAN ''KARDEŞLİK SINIR TANIMAZ'' ADI ALTINDA BİR İFTAR YEMEĞİ
    VERİLECEKTİR. PROĞRAM AŞAĞIDA Kİ ŞEKİLDE UYGULANACAKTIR,
    -İNTERAKTİF ÇOCUK GÖSTERİSİ,
    -HACİVAT KARAGÖZ,
    -TASAVVUF MÜZİĞİ VE SEMA GÖSTERİSİ,
    -KUR'ANI KERİM TİLAVETİ,
    -İFTAR YEMEĞİ,
    -FASIL,
    -TÜRK HALK MÜZİĞİ KONSERİ,
    -FOLKLOR.
    İLGİLENENLERE, ÖNEMLE DUYURULUR.
     
    MİLAT GAZETESİ
    SEYİT NİZAM MAHALLESİ, ŞEHİT ERKAN ALYANAK SOKAK, NO.2 KAT.4
    ZEYTİNBURNU-İSTANBUL
    TEL.0-212-6652211
    FAX.0-212-6650379
    E POSTA.i...@milatgazetesi.com
    NOT.MİLAT GAZETESİ YÖNETİCİLERİ TARAFINDAN TEMSİLCİLİĞİ OLMAYAN
    İL-İLÇE-KASABA VE KÖY'LERE TEMSİLCİLİK VERİLECEKTİR, BU KONUDA İSTEKLİ
    OLANLAR AŞAĞIDA Kİ TELEFON NUMARALARINI ARAYABİLİRLER;0-530-5554513 VEYA
    0-532-2672772 VEYA 0-212-6652211 GAZETECİLİĞE MERAKLI OLANLARA ÖNEMLE
    DUYURULUR...
     
    BAŞARI EDEBİYAT DERGİSİ'NİN TEMMUZ 2014 TARİHLİ 6.SAYISI YAYINLANDI,
    EDİNMEK İSTEYENLER VEYA DERGİ'DE YAZI VE ŞİİRLERİ İLE YER ALMAK İSTEYENLER
    AŞAĞIDA Kİ E POSTA ADRESİNİ KULLANARAK İRTİBAT KURABİLİRLER;
    basar...@gmail.com
    İLGİLENENLERE, ÖNEMLE DUYURULUR.
     
    ARTIFARMA YAYINLARI
    PHARMA EĞT.DAN.YAYINCILIK VE ORG.TİC.LTD.ŞTİ.
    ÇAYYOLU MAHALLESİ, 34.CADDE, 2678 SOKAK, IRMAKKENT SİTESİ YANI, NO.11
    ÇAYYOLU-ANKARA
    TEL.0-312-2359097 VEYA 0-533-3858946
    FAX.0-312-2351710
    E POSTALAR;
    ki...@artifarmayayinlari.com
    arti...@gmail.com
    WEB.www.artifarmayayinlari.com
    NOT.Kitabınızın yayınlanması için, ki...@artifarmayayinlari.com şeklinde ki
    e posta adresini kullanabilirsiniz veya posta yolu ile iletebilirsiniz.
     
    KARİKATÜRİST HİKMET NAZLI;HER AKŞAM, BAHÇELİEVLER MAHALLESİ, MENDERES
    BULVARI (TREN İSTASYONUN HEMEN ALTI) MEŞHUR ADIYAMAN ÇİĞ KÖFTECİSİ VE
    ELMADAĞ SİGORTA SHOP ÖNÜ HASANOĞLAN-ANKARA ADRESİNDE, 10.00 TL.YE A-4
    KAĞIDINA KARİKATÜRÜNÜZÜ ÇİZMEKTEDİR. BUNUN İÇİN 10-15 DAKİKA POZ VERMENİZ
    VEYA VESİKALIK 1 FOTOĞRAFINIZI YA DA TELEFON ÇEKİMİ BİR FOTOĞRAFINIZI
    İLETMENİZ GEREKMEKTEDİR, FOTOĞRAF BIRAKANLARIN ÇİZİMLERİ RENKLİ OLARAK
    YAPILMAKTADIR. İLGİLENENLERE, ÖNEMLE DUYURULUR.
    NOT.SİZ DE BULUNDUĞUNUZ ÜLKE-İL-İLÇE-KASABA VE KÖY'DE BU TÜR BİR ÇALIŞMA
    YAPARAK PARA KAZANABİLİRSİNİZ.
     
    DAİMA BÜYÜK OYNAYIN, MESLEĞİNİZ NE OLURSA OLSUN DÜNYA'DA 1 NUMARAYA OLMAYA
    BAKIN.(KERİM ÖZBEKLER)
     
    *****************************************************************************************
     
    PKK, AKP'YE GÜÇ VERDİKÇE...
     
    Bülent ESİNOĞLU
    bulente...@gmail.com
     
    Yeniçağ Gazetesinin yazdığına göre, PKK'nın elinde artık SA-8 füzeleri var.
     
    AKP Açılım dedikçe, PKK daha fazla militan, daha fazla donanım, daha fazla
    zaman kazanıyor.
     
    SA-8 füzeleri demek; Türk Ordusu terör bölgelerinde helikopter
    bulunduramayacak demektir.
     
    Siz diyeceksiniz ki, kullanmadıktan sonra, ne asker, ne de helikopter
    gereklidir.
     
    Evet, Güney doğu PKK'nın keyfine terk edilince, vergi toplama dahil, her
    türlü güçlenme hedefini gerçekleştirecektir.
     
    Yukarda yazdığım, Erdoğan'ın yarattığı felaketi siz zaten biliyorsunuz.
     
    Erdoğan iktidardan düştükten sonra, Ülke aleyhine işlediği tüm
    olumsuzlukları geri çevirmek mümkündür.
     
    Lakin toprak kaybını telafi etmek asla mümkün değildir.
     
    Siyasi iktidarın gericileşmekte gittiği her yola evet diyebilirsiniz. Ancak
    toprak kaybına asla evet diyemezsiniz.
     
    Aldıkları yol, kat ettikleri mesafe ölümcül boyuttadır.
     
    14.7.2014 tarihinde, telsiz aracılığıyla, Kandil'deki elebaşı Karayılan
    diyor ki; "Lice halkı yarı ayaklanmayı başlatmıştır. Erdoğan'ın Köşk
    Seçimlerini kazanamayacağı biliniyor. Eylül'e kadar ne yapacaklarını
    göreceğiz. Madem Apo baş muhatap, o zaman zindanda tutulamaz."
     
    Silah bırakmayan terörle masaya oturursanız, Meclis'ten Yasal Muhatap
    olması için yasa çıkarırsanız, terör örgütü de, kazandığı mevzii bir ileri
    ki aşamaya taşır.
     
    Karayılan'ın tehdidinin içinde, gizli başka bir tehdit var.
     
    "Köşk seçimini Erdoğan'ın kazanamayacağı bilinmektedir. Eylül'e kadar ne
    yapacaklarını göreceğiz."
     
    Bunun manası da şudur; Gizli toplantılarda bize verdiğiniz sözleri,
    (yasallaştırma dışında) yapıp, yapmayacağınızı göreceğiz.
     
    Yani "yeni istediklerimizi yapmazsanız, ikinci turda oylarımızı vermeyiz."
    Diyor.
     
    Her secimde, bu veya buna benzer pazarlıklar yapılarak, Erdoğan seçimlere
    girmektedir.
     
    Her seçimde, PKK'dan aldığı güçle gericileşiyor, gericileştikce
    diktatörleşiyor ve PKK'ya daha fazla imkan sağlıyor.
     
    Bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi ikinci turda, PKK'nın oyları
    Erdoğan'a gidecektir.
     
    Cumhurbaşkanı adaylarına bakıyoruz.
     
    Erdoğan bölünmeden yana...
     
    Ekmelettin Açılıma destek vereceğini söyledi.
     
    Demirtaş, zaten PKK'nın Meclis temsilcisi...
     
    Bu durumda. Bölünmeye karşı olan birisinin kime oy vermesi gerekir?
     
    Ama biz biliyoruz ki, MHP'li seçmenin, CHP'li seçmenin, hatta AKP'li
    seçmenin büyük bir kısmı, bölünmeye karşıdır.
     
    Ama kime oy verirse versin Bölünmeye destek vermiş olacak.
     
    Ancak AKP'nin iktidarda kalması demek; gericilik ve bölücülüğün iktidarda
    kalması demektir.
     
    Gericilik ve Amerikan İslam-ı sürekli Bölücülüğü besliyor.
     
    Örgütlü gericiliğin belini kırmak, ya da MHP ve CHP'nin tabanındaki,
    bölünmeye karşı olan seçmenlere güvenerek, Ekmelettin'e, kerhen de olsa oy
    vermek gerekiyor.
     
    CHP'nin aydın, bölünmeye karşı, yurtsever seçmenlerinin, eninde sonunda,
    CHP içinde ki, bölünmeden yana olan yöneticilerini temizleyeceğini umut
    etmek istiyoruz.
     
    Bu umutla, kendimle çelişmek pahasına, Ekmelettin İhsanoğlu'na oy
    vereceğim.(16 Temmuz 2014.Çarşamba)
     
    *****************************************************************************************
     
    İŞID'IN ARKASINDA Kİ GÜÇ...
     
    NECDET BULUZ
    necde...@gmail.com
    necd...@mynet.com
     
    Irak'da Musul'u birkaç saat içinde ele geçiren, Bağdat yönetimini zorlayan,
    Suriye'de yayılan ve bize komşu haline gelen Irak Şam İslam Devleti
    (IŞİD)'ın, dur durak bilmeyen bu eylemlerine bütün dünya seyirci kalıyor.
    Kafa kesen, Şii düşmanlığı yanında mezhep fark etmeden önüne geleni vahşice
    doğrayan bu örgüt, arkasında bir güç olmasa, bir yerlerden destek görmese
    bugünkü hale gelebilir mi? Terör örgütü, bölgedeki Türkmen katliamından
    sonra şimdi de Kürtlerle savaşmaya başladı.
     
    IŞİD'ın arkasındaki güç Amerika'dır. Bu örgütü şu an için kullanıyor.
    Burada iki önemli hedef var. Birincisi Ortadoğu'da Rusya'nın önünü kesmek,
    ikincisi de İsrail yayılmacılığının önünü açmak. IŞİD teröristlerinin
    çoğunun Amerikan pasaportu taşıdığı, hepsinin kayıtlarının CIA'da olduğu
    biliniyor. Çeçen, Gürcü, Mısır, Libya, Suudi Arabistan, Türk ve Avrupa'nın
    birçok ülkesinden kiralık tutulan teröristler Gürcistan'ın Pankisi
    bölgesinde ve Ürdün'de bir araya getirilip eğitildiler.
     
    IŞİD'ın Irak topraklarını altını üstüne getirdiğine bakmamak gerekiyor.
    Çünkü örgüt işi bitince yok edilecek. Irak'ın da, Suriye'nin de üç bölgeye
    ayrılması BOP çerçevesinde işletiliyor. Amerika'nın "Böl, parçala, yönet"
    anlayışı ile İngiltere ile başlattığı bu süreç, Rusya'nın da Ortadoğu'daki
    etkinliğini kırıp, İsrail'in daha rahat hareket etmesini sağlayacak.
     
    Bölgede bir Kürt Devleti'nin kurulması ve İsrail'in yayılmacılığının önünün
    açılması da IŞİD'ın eylemleri sonunda daha belirgin hale gelmiştir.
    Bölgedeki zengin petrol kaynaklarına el koyan Barzani'yi yönetenlerin
    İsrail olduğunu unutmamak gerekiyor. Aslında IŞİD'ın bu eylemlerine sessiz
    kalmakla, İsrail'in yayılmacı politikalarına hizmet ediyoruz. Bugüne kadar
    da bizi yönetenler IŞİD için "Terörist grup" diyemediler.
     
    Sayıları 10-15 bin dolayındaki bir grubun bölgede böylesine kan dökmesi,
    terör estirmesi arkasında güç veya güçler olmasa yapması mümkün mü?
    Ellerinde yüklü paralar, ele geçirdikleri ağır silahlarla özellikle bölgeyi
    cehenneme çeviren, mezhep çatışmalarını körükleyen, İran'a da gözdağı veren
    IŞİD'ın hiç kimse kuşku duymasın arkasında Amerika, İngiltere ve İsrail
    vardır. Elindeki teknolojik zenginliğe rağmen Amerika'nın olaylara kılını
    kıpırdatmaması, hiçbir şeye müdahaleden yana olmaması düşündürücü değil mi?
     
    Ortaya çıkan tabloya baktığımızda, PKK'nın da bu süreçten istifa etmeye
    başlamış olduğunu görmekteyiz. Ulusal Birliğin kurulması ve bazı hakların
    elde edilmesi konusunda bu günleri çok önemli fırsat olarak
    değerlendirenlerin hedefinde Bağımsız Kürdistan Devleti vardır. IŞİD,
    dikkat edilecek olursa birçok alanda kullanılıyor ve taşlar yerinden
    oynatılıyor. Çünkü dış güçler, bölgede böylesine bir oyun oynanmasını
    istiyorlar. Bu oyunun bozulmamasında Türkiye'den gördükleri yardım ve
    destekle de bugünkü yönetimin devam etmesinde bir sakınca görmüyorlar.
     
    Özetleyecek olursak, bölgede geniş bir coğrafyada IŞİD sayesinde Sünni bir
    devletin kurulması gerçekleştirilecek. Hem ırak, hem Suriye Sünni, Şii ve
    Kürt bölgelerine ayrılacak. Taşlar yerine oturunca da IŞİD'ın görevi
    bitecek. Bu örgütün kalıcı olmayacağını söyleyebiliriz.
     
    Bazı Batılı uzmanlar ve kaynaklar, IŞİD'ın arkasında Suudi Arabistan,
    Katar, bazı Körfez ülkeleri ile Türkiye'nin de yer aldığını iddia ediyor.
    Nitekim İran'ın IŞİD karşısındaki tutumu üzerine Suudi Arabistan "Bu işe
    karışmayın" uyarısı yapmamış mıydı? Özellikle muhalefet ve HDP sözcüleri
    Suriye sınırında IŞİD militanlarının rahatça giriş-çıkış yaptıklarını
    söylemediler mi? Yaralanan militanların Türkiye'de tedavi edildikleri
    yolunda iddialar yok mu? Katar'dan bu işler için TIR'lar dolusu Dolar'ların
    geldiği söylentileri yalanlanıyor mu?
     
    IŞİD, şimdi bölgedeki otorite boşluğundan istifade ederek, çizilen harita
    çerçevesinde Sünni güç bloğunu oluşturuyor. Yakında ele geçirilen bu
    yerlerde Sünni Federal Bölge kurulmuş olacak. Sonunda da hem Irak'ın, hem
    Suriye'nin idari yapısı değişecek.
     
    Bizi ilgilendiren bundan sonraki gelişmeler olacak. Bugüne kadar
    izlediğimiz bu politikalar sonunda bölgedeki harita değişikliğinden en
    fazla etkilenen ülkenin Türkiye olacağını görmemek, en büyük yanılgıdır.
    Her geçen gün daha da köşeye sıkıştırılacağımız günlerin ayak seslerini
    duyar gibiyiz.

     

    "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jul 18 09:05AM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    From: Habip Hamza ERDEM <habip...@gmail.com>
    Date: Thu, 17 Jul 2014 15:31:09 +0200
     
    *REJİM TEHLİKESİ*
     
    Politik rejimlerin temelini ‘iktidar’ın ‘niteliği’ belirliyor.
     
    Bu ‘nitelik’, veri ‘kurumsal çerçeve’ içinde ‘seçilmiș’lerin
    ‘nitelikleri’ olduğu kadar, yönetim sūresince ‘kurumlar’daki nitelik
    değișimini de içermektedir.
     
    Bu bağlamda ‘otoriter’, ‘totaliter’ ya da ‘liberal’
    niteliklerden birinden diğerine doğru bir ‘yönelim’, bir ‘kayıș’ ya da
    ‘geçiș’ sözkonusu olabilir.
     
    Ne var ki bu ‘kurumsal çerçeve’nin ‘devlet dūzeyi’nde mi,
    ‘ekonomi dūzeyi’nde mi yoksa ‘toplum dūzeyi’nde mi olduğuna da ayrıca
    bakmak gerekmektedir.
     
    Çūnkū ‘Devlet’ ve ‘Toplum’, henūz Tūrkçede tam karșılığı
    olmayan ‘toplumsal formasyon’ kavramının, deyim yerinde ise biri ‘alt’
    diğeri ‘ūst’ olmak ūzere iki ‘yapı’sını olușturmaktadırlar.
     
    ‘Devlet-ulus’ kavramı da, bu bağlamda, bir ‘būtūn’lūğū dile getirmek için
    kullanılmaktadır.
     
    Eğer bir ‘sistem’den sözedilecekse, ‘Devlet-ulus’ sistemi, onun politik
    rejimi, ekonomik yapısı ve toplumsal örgūtlenmesini de içermelidir.
     
    Bu kuramsal veriler ıșığında, Tūrkiye’de bir ‘politik rejim’
    değișikliğinden sözedilebilir mi?
     
    Altyapısından bașlanacak olursa, Tūrkiye’de ‘ulusal būtūnlūk’te bir
    ‘değișiklik’ var mıdır yok mudur?
     
    ‘Etnik bölūnme’ mi yoktur, yoksa ‘dinsel/mezhepsel ayrıșma mı’?
     
    Toplumda, futbol taraftarlığı gibi ‘taraf tutma’, bir ‘yığınsallașma’ ve
    giderek bir ‘kitleselleșme’ var mıdır yok mudur?
     
    Buna paralel olarak, politik dūzeyde bir ‘yanlıș bilinç’lenme..
     
    Bir ‘yozlașma’ ve ‘soysuzlașma’..
     
    Var mıdır yok mudur?
     
     
     
    Ekonomik dūzeyde, kentte ‘yoksullașma’ ve köyde ‘mūlksūzleșme’ var mıdır
    yok mudur?
     
    Eğitim dūzleminde, bu kez dūzlem denilebilir, bilim ve akıldan uzaklașma..
     
    Genel bir dinselcilik ve sahte bir dincilik var mıdır yok mudur?
     
    Eh bu ‘rejim’in değiștirilmesinden ‘korkulacak’ bir yeri kalmıș
    mıdır?
     
    Parlamentarizmden ‘bașkanık rejimi’ne geçilecekmiș..
     
    Parlamento sanki parlamentarizmin kurallarına göre seçilmiș de..
     
    Parlamenterler sanki ‘parlamenter’ imișler de, ‘parlamenter
    niteliklerine’ toz konacakmıș.
     
    ‘Devlet-Ulus’u yıkmak için geliyoruz diyen ‘parlamenter’ler
    ‘bașkanlık’ için aday olmamıșlar da, ‘rejim değișiyor’ diye korkmaya
    bașlamıșız.
     
    Deveye sormușlar, değil mi ama?
     
    Pekiyi ‘çözūm nedir’ denilebilir.
     
    Çözūm ‘radikalizm’dedir, ‘köktencilik’te..
     
    Ne Dr Recep, ne Dr Ekmelleddin ve ne de bir bașkası..
     
    ‘Cumhuriyet’imizin ‘kurucu felsefesi’ ve ‘ilkeleri’ni yeniden
    yașama geçirmektedir.
     
    Yirmibirinci yūzyılda, 1920-30’ların ‘Devlet-ulus’unu, çağın
    gereklerini de dikkate alarak, çağdaș ‘Ulusal Devlet’e dönūștūrmek..
     
    Kuramsal dūzeyde, hala ‘ulus-devlet’ diyen dūșūnūrlerin,
    ‘devlet-ulus’ ile ‘ulusal devlet’ arasındaki ayırım ūzerinde yeniden
    dūșūnmelerini öneririm.
     
    Herhangi bir kitap ya da ‘ansiklopedi’ önerecek değilim.
     
    Kendi ‘kavramsal dūnya’larına bir baksınlar.
     
    Yeniden ‘kavramsallaștırma’yı bir denesinler derim.
     
    Tūrkiye Cumhuriyeti Devleti, 21 yūzyılda yeniden doğacaksa, bu
    önce, onu kuracak gūçlerin, onu ‘kendi kafaları’ içinde yeniden
    kurmalarından geçer.
     
    Dr Recep ya da Dr Ekmeleddin bu değișiklikte bir ‘nokta’ bile
    değildir.
     
    Ha kel Hasan ha Hasan kel!
     
    Kaldı ki Dr Recep’in seçilmesi, sūreci hızlandıran bir ‘rol’
    oynayacaktır.
     
    ‘Rejim değișikliği’ falan derken, sistemimiz de değișecek;
    Devlet-ulustan ulusal devlete daha bir hızla geçilecektir.
     
    Habip Hamza Erdem
     
     
     
     
    --
    Türkiye için el ele mail grubumuz
    *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
    <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
     
    Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
    <turkiye-i...@googlegroups.com> *
     
    Erzincan Kemaliye Egin Grubum
    http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
     
    Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
     
    Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
     
    Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
    https://twitter.com/#!/MiLALDi
     
    Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
    http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148

     

    "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jul 18 08:57AM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    Kimden: yasemin <yasem...@hotmail.com>
    Tarih: 17 Temmuz 2014 18:18
    Konu: Kur'an'dan muhteşem uyaran, öğüt veren Ayetler!
    Kime: "erzinca...@gmail.com" <erzinca...@gmail.com>
     
     
    Din sadece Allah’ındır. Allah’tan başkasına mı saygı
    göstereceksiniz?*(Nahl,52)
    *Hüküm ancak Allah’ındır. Allah yalnızca kendisine kulluk etmenizi
    istemiştir. İşte dosdoğru din budur.*(Yusuf, 40) *Biliniz ki elçinin
    görevi, sadece Allah’ın ayetlerini açıkça bildirmektir.*(Ankebut ,18)
    *Kesinlikle
    bu Kur’an, bir öğüttür. Dileyen herkes ondan öğüt alır.*(Müddessir,54,55) *Ey
    insanlar! Bu Kur’an öyle bir Kitap’tır ki, her şeyden haberdar olan ve her
    şeyi bilen Allah’ın ayetlerini kolaylaştırdığı, sonra da ayrıntılı olarak
    açıkladığı bir Kitap’tır. Ki sizler, onu okuyup da Allah’tan başkasını
    ortaklar edinmeyesiniz diye indirmiştir.*(Hûd ,1,2) *Allah adına verilmiş
    her söz sorumluluk gerektirir.*(Ahzap,15) *Bu Kur’an, kendisinden önce
    gelen Tevrat, Zebur, İncil ve diğerlerini onaylayıp doğrulayan her şeyin
    ayrıntılı açıklaması ve inananlar için de bir yol gösterici, sevgi ve
    şefkat pınarı olan ilahi bir Kitaptır.*(Yusuf,111) *Yemin olsun! Size,
    öğüt veren ve sizi uyaran bir Kitap indirmiş bulunuyoruz. Hâlâ aklınızı
    başınıza almayacak mısınız?*(Enbiya,10) *Allah’ın buyruğu üzere adil
    olun, dini sadece Allah’a ait kılın ve yaptığınız işlerde Allah’ı hiç
    hatırınızdan çıkarmadan davranın. Çünkü sizi ilk yarattığı gibi, tekrar
    Allah’a döneceksiniz.*(A’raf,29) *Allah insanlara karşı büyük iyilik
    sahibidir, fakat insanların çoğu teşekkür etmez.*(Mü’min,61) *Biz ortak
    koşuculara öğüt almaları için, gerçekleri Kur’an’da her fırsatta, detaylı
    olarak açıkladık.*(İsrâ,41) *Biz Kur’an’da hiçbir şeyi eksik
    bırakmadık.*(En’âm,38)*
     
    Bu Kur’an, tüm insanlara bir çağrıdır / öğüttür / uyarıdır /
    hatırlatmadır.*(En’âm,90)
    *Sakın dengeyi bozmayın. Dengeyi titizlikle ve adaletle koruyun, dengeyi
    bozarak yok oluşunuzu hazırlamayın. *(Rahmân,8,9) *Ey inananlar! Allah
    için adaleti yerine getirmede, adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak,
    adaleti gerçekleştirenlerden olun / adaleti yerine getirmede örnek olun.
    Bir topluluğun çirkinlik ve kötülüğü / bir topluluğa olan kininiz sizi
    adaletli davranmaktan alıkoymasın. Adaletli olun / adil davranın. Allah’ı
    dinleyin.*(Mâide,8,9,10) *Yemin olsun! Biz Kur’an’ı öğüt alınması
    için kolaylaştırdık; o halde yok mu öğüt alıp düşünen?*(Kamer,17,22,32)*
    Ya o Kur’an Allah’tan idiyse ve siz de onu yalanlamış
    iseniz?*(Fussilet,52)
    *Kur’an’ı anlayarak okuyun ve düşünün ki bilinciniz ortak koşucu
    düşüncelerden temizlensin, yolunuz aydınlansın.*(A’raf,204) *Allah
    isteseydi tüm insanları tek bir toplum yapardı. Ancak uyarıcı elçiler
    göndererek, herkesi kendi yolunu seçmede serbest bırakmıştır.*(Şurâ,8)
    *Sizi
    yaratan, size duyma, görme duyuları ve düşünmek için beyinler veren
    Allah’tır. Ne az teşekkür ediyorsunuz!*(Mülk,23) *Allah kendisine ortak
    koşulmasını asla bağışlamaz. Allah’a ortak koşan kimse, kuşkusuz, O’na çok
    büyük bir iftira etmiş olur.*(Nisâ,48)* Ortağı olmayan Allah’a yönelin
    ve hepiniz O’na saygılı olun, salâtı ikame edin / Allah’ın dosdoğru dinine
    bağlanın ve ortak koşanlardan olmayın. Ortak koşanlar dinlerini
    parçaladılar ve mezhep mezhep oldular. Mezheplere bölünüp ayrılığa düşenler
    için büyük bir azap vardır.*(Rûm,31,32-Âl-i İmrân,105) *Hiç kuşkusuz
    Allah, sorumluluğu, her işin uzmanına verilmesini diler. Ve
    sorumluluklarınızı yürütürken, insanlara karşı adil davranmanızı öğütler.
    Allah size ne güzel öğüt veriyor.*(Nisâ,58) *Kuşkusuz bu Kur’an
    insanlara bir hatırlatma / öğüttür; ondan sorumlu tutulacaksınız.
    *(Zuhruf,44)* Sevdiğiniz / kazandığınız şeylerden Allah için
    yoksullara pay ayırmazsanız, dünyada ve ahrette mutlu olamazsınız.
    İçtenlikle verdiğiniz her şeyi Allah, mutlaka bilir. *(Âl-i
    İmrân,92) *Mallarınızı aranızda haksız ve uydurma yollara başvurarak
    yemeyin. Halkın parasını, haksız yere yemek amacıyla, bile bile memurlara /
    yöneticilere rüşvet vermeyin.*(Bakara,188) *Allah kiminize kiminizden
    daha bol rızık vermiştir. Varlıklı hale gelenler, emirleri altındaki
    çalışanlara hak ettikleri paylaşımı yapmazlar. Hâlbuki herkesin rızkını
    Allah verir. Hâl böyleyken, Allah’ın nimetini mi esirgiyorlar? *(Nahl,71)*
     
     
     
    --
    Türkiye için el ele mail grubumuz
    *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
    <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
     
    Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
    <turkiye-i...@googlegroups.com> *
     
    Erzincan Kemaliye Egin Grubum
    http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
     
    Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
     
    Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
     
    Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
    https://twitter.com/#!/MiLALDi
     
    Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
    http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148

     

    "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jul 18 08:56AM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com>
    Date: Thu, 17 Jul 2014 19:58:35 +0300
     
     
    *Sıra Türkiye’de!*
     
    Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Musul ve Tikrit’in ardından, nüfusunun çoğu
    Türkmen olan Telafer şehrini de ele geçirdi. Türkmenler, canlarını
    kurtarmak için 50 derece sıcağın altında yollara düştü. 200 bin Türkmen
    yerinden yurdundan oldu. Bu arada Türkmenler, çölde mahsur, sıcak, açlık ve
    susuzlukla baş etmeye çalışıyorlar. Bir oldu bitti ile Türkmen şehri Kerkük'ün
    ve Türkmen Kenti Tuzhurmatu’nun da Peşmerge tarafından işgal edilmesine de
    Ankara'dan hiçbir tepki gelmemesi, Türkmenlerin yalnız ve sahipsiz
    kaldığının açık bir göstergesidir. Daha sonra *Peşmergeler**,* *Kerkük ve
    Bayhasan petrol kuyularını, ayrıca* *Hurmala Boru Hattı**'**nın kontrolünü
    ele geçirdi**.*
     
    Kürtler, Kerkük'teki iki petrol sahasının ele geçirilmesinin ardından
    çıkarılan petrolün merkezi hükümetten bağımsız olarak Kerkük petrolünün de
    Türkiye üzerinden uluslararası piyasaya ihraç etmek istiyorlar. Barzani
    yönetimi Sözcüsü Sefin Dizayi'nin, " petrol ihracını yıl sonuna kadar 120
    bin varilden 400 bin varile çıkarmayı hedeflediklerini ve Türkiye'nin de
    buna göre hazırlık yapmasını istedik" dedi.
     
    Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Irak uzmanı Ali
    Semin de bu yöndeki hedef beyanlarının başından beri Kerkük petrolünü de
    dahil edilerek yapıldığını, Kürtlerin statüsü henüz belirlenmemiş (bölge
    hala Irak’ın bir parçasıdır, ayrıca *Kürtler'in egemen bir devleti yok*)
    Kerkük'ün petrolünü satmasının Irak anayasasının ihlali olacağını
    belirtmişti. Semin, "Bu durumda Türkmenler de Araplar da susmaz ve Türkiye
    de zor durumda bırakılmış olur" dedi.
    *Türkiye, Irak merkezi Hükümeti’ni devre dışı bırakarak* Barzani yönetimi
    ile yaptığı gizli petrol anlaşmalar, bir anlamda Türkiye, *Irak**'**ın
    egemenliğini* *ihlal ediyor*.
     
    IŞİD Irak'ta birden bire harekete geçti. İsrail, AKP ve Barzani üçlüsü de
    aynı anda "Kürdistan'ın kurulma vaktinin geldiğini" haykırmaya başladılar. Irak
    Türkleri için artık çok daha kötü günler başlıyor. Türkmenler, IŞİD ve
    Peşmerge’nin insafına terk edildi. Anlaşılan Irak Türklerinin çilesi ne
    yazık ki hiç bitmeyecek.
     
    ABD bölgeye demokrasi getirecekti, insan haklarını koruyacaktı, hani
    nerede? İdare eski tas eski hamam; Öyle ki, Kürtler *tek başına ve* anayasaya
    aykırı olarak Türkiye üzerinden dünyaya (özellikle İsrail’e) Irak’ın
    petrolünü satıyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de, bu husus için ikna
    edilmiş, karşılığında bir miktar petrolle avutulmuştur. Türkmen ne kimsenin
    derdinde ne de umurundadır. Altta kalanın canı çıkıyor. Mağdur ve mazlum
    Türkmenlerden başka altta kalan da yok; tapuları yakılmış, toprakları
    ellerinden alınmış, insanları göçe zorlanmış ve yerinden yurdundan sürgün
    edilmiş, gelen vuruyor, giden vuruyor! Ey petrol sen nelere kadirsin?
     
    Türk çoğunluklu bölgeleri Kürtleştirmeye çalışan ve bağımsız bir Kürt
    devleti amacından vazgeçmeyen Kürtlerin egemenlik alanında kalması hâlinde,
    Irak Türkleri’nin canı, malı, varlığı, kimliği, kültürü, dili ve
    güvenliğinin tehlikeye atıldığını belirtmeye gerek dahi yoktur. Bin yıllık
    Türk şehri Kerkük’ü, “Kürt şehri” yapmaya çalışıyorlar ve uyduruk Kürt
    devletinin başşehri ilân etmeye hazırlanıyorlar. Ne acı değil mi?
     
    *Hedef Toprak ve Bir Kürt Devleti kurmak*
     
    Mesut Barzani: "Artık, bizim şimdiye kadar bildiğimizden, daha farklı bir
    Irak'ta yaşıyoruz. Irak'ta son yaşananlar, Kürt halkının kendi geleceğini
    belirleme fırsatını kaçırmaması gerektiğini ortaya koydu. Bağımsızlık
    hakkımız geri adım atmayacağız." dedi.
     
    AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’de; Irak'ta bağımsız bir Kürt
    devleti kurulması ihtimalinin devlet erkini eskiden olduğu gibi rahatsız
    etmediğini ve bazı şeylerin değiştiğini belirterek *"Eskiden bağımsız bir
    Kürt devleti mevzuu Türkiye için savaş nedeni sayılıyordu. Hatta Kürdistan
    kelimesi bile insanları sinirli ve agresif yapmaya yeterliydi. Ama onların
    adı Kürdistan ve bunun kabul edilmesi gerekli. Eğer Irak bölünürse ki bu
    kaçınılmaz görünüyor; onlar bizim kardeşimizdir"*demişti. *AKP Genel Başkan
    Yardımcısı* ve *Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik**,* İsrail Başbakanı Benjamin
    Netanyahu gibi Mesut Barzani'yi teyit ediyor ve açık açık uyduruk Kürt
    devletinin kurulmasına ışık yakıyor. Bu sözde devlet kurulursa,
    Türkiye'yi bölünme
    ve parçalanmanın eşiğine getirmeyecek mi?
     
    *Kısa bir süre önce Suriye'nin kuzeyinde* yer alan *Kürtler* arasında *Rojava
    olarak adlandırılan* bölgede ikinci özerk yönetim ilan edildi. *Kürtler**,* üç
    kanton (Cizre, Kobani ve Afrin) halinde özerk yönetimler tesis ettiler. Özerk
    Yönetim Yasama Meclisi, bölgeyi yönetecek “Toplumsal Sözleşme”si de
    (Anayasa’sı) kabul edildi.
     
    Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğü bozuluyor, Türkiye’de toprak bütünlüğü
    bozulmayacak diyenler var, öyle mi? *Türkiye’nin* *toprak bütünlüğüne
    yönelik tehditleri bertaraf etmeden ve* *önlem almadan Türkiye’nin toprak
    bütünlüğün bozulmayacağının garantisini kim verebilir*?
     
     
     
    *Irak'taki senaryonun aynısı Türkiye'de sahneye konuluyor*
     
    Kürt grupları, Kürt ırkını yücelten politikaları, Kürtlerin kendi etnik
    hedefleri için tehdit oluşturduğunu düşündükleri herkesle kavga etmeye
    hazır, fanatik ve ırkçı bir kuşağın ortaya çıkmasını teşvik eden, yanlış,
    uydurma ve sahte tarihi ve coğrafi bilgilere dayalı ders programları
    hazırladılar. Kürtler, tarihte hiçbir zaman bağımsız bir devlet olamamış,
    daima, o çevreye hâkim devletlerin yönetiminde kalmışlar, her dönemde
    bağımsız olmak için çeşitli güçlerin tahrik ve teşvikleri ile
    başkaldırmışlardır. Kürt grupları sözde toprakları başkaları tarafından
    işgal edilip bir mazlumiyet ve mağduriyet duygusu yaratmaya çalışıyorlar,
    başta petrol zengini Türkmen şehri Kerkük olmak üzere Kürt bölgesinin
    içinde olduğunu. Farklı bir görüş ortaya koyan tarihi ve akademik
    kaynaklara rağmen, onlar geniş Irak toprakları üzerinde sözde Kürt
    devletini (ikinci İsrail’i) inşa etmelerinin tarihi hakları olduğuna iddia
    etmeye başladılar.
     
    Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra ortaya çıkan otorite boşluğu pek çok
    grup tarafından fırsat bilinmiş, özellikle Kürt gruplar bu fırsatı en iyi
    şekilde değerlendirmeye çalışan kesimlerden biri olmuştur, otoritenin
    sarsılması (Merkezi Hükümetin zayıflığı) ve işgal, Kürtler tarafından
    tarihi bir şans olarak algılanmıştır. Bu bağlamda ABD, İngiltere ve
    İsrail’in desteği ile Kürtler, bölgelerini genişletmek için de yeni
    topraklara göz dikmiştir.
     
    Irak Hükümeti, 11 Mart 1970 yılında Kürtlere istedikleri özerkliği
    tanımış.1970′li yıllardan bu yana özerkliğe sahip olan Kürtlerin siyasi
    beklentileri gelişerek, 2003’den sonra yerini federasyona bırakmıştır.
    Irak’ın işgalinde, işgalcilere öncülük ve savaş süresince ABD, İngiltere ve
    İsrail ile işbirliği yapan Kürtler federasyonu da elde etmişlerdi. Dış
    güçlerin desteği ile Kürtler, Irak’ın yeniden yapılandırılması sürecinde
    belirleyici güçlerden biri haline gelmiş. Bölgesinde merkezden bağımsız
    olmuş, fiili egemenliklerini devam ettirmiş, kurulan hükümetlerde önemli
    konumlar kazanmış ve Irak’ın iç ve dış politikasında etkili olmuştur. Kürtler,
    ABD, İngiltere ve İsrail’in desteği ile kendi büyüklükleriyle orantısız
    olarak Irak devletinde çok sayıda önemli görevi ele geçirdiler. Bugün
    Iraklı Kürtler, Irak’tan toprak talep ediyor ve petrol zengini Türkmen
    şehri Kerkük’ü de sınırları içine katmak ve hayal ettikleri Kürt devletini
    (İkinci İsrail’i) kurmak istiyorlar. Sonraki hedef ise Türkiye, İran,
    Suriye, Azerbaycan (Nahçivan) ve Ermenistan’dan da toprak talebinde
    bulunmak. Kürtlerin senaryosu bu ülkelerde de sahneye konulmuştur; kimlik
    tanıma, anadilde eğitim, özerklik veya federasyon ve son hedef ise Kürt
    devleti (ikinci İsrail’i) kurmaktır. Irak’ta bu senaryo 50 sene önce
    sahneye konulmuştu, Irak’ın durumu ortada! Bugün *Irak**'*ın *toprak
    bütünlüğü tehlikede ve Irak parçalanmak üzeredir**.* Şimdi ise aynı senaryo
    (kimlik tanıma, anadilde eğitim, özerklik veya federasyon) Türkiye’de
    sahneye konuldu, yani cehennemin kapısı Türkiye’ye de açıldı! Sıra
    Türkiye’de!
     
    Irak’ta gelişecek ayrılıkçı bir Kürt hareketinin, hele bir Kürt devletinin
    bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünü (Türkiye, İran, Suriye, Azerbaycan
    (Nahçivan) ve Ermenistan’i) etkilemeyeceğini düşünmek mümkün müdür? Zaten
    düşünmemek saflık olur!
     
    Kürtlerin hayal ettikleri Irak, Türkiye, İran, Suriye, Azerbaycan (Nahçivan)
    ve Ermenistan topraklarında sözde Kürt devletinin (ikinci İsrail’in)
    sınırları: İskenderun Körfezi’nin batısından başlayan sınır, Amanos’un doğu
    ucu ve Toros Dağı’nın otlakları boyunca kuzeydoğu yönünde, Kahramanmaraş ve
    Malatya’nın yanından geçerek Fırat Nehri’nin batı kıyısı boyunca kıvrılır.
    Kuzeye doğru ilerler ve Tunceli yaylalarını içine alarak Karasu’nun (Fırat
    Nehri’nin batısı) oluşturduğu halka boyunca doğuya döner. Buradan
    Karasu’nun yukarı kısımları boyunca, Erzurum’un içinden geçerek genişler.
    Bu noktada Kars ilinin bazı bölümlerini içine alarak kuzey-kuzeydoğu yönüne
    kayar, Türkiye sınırlarını geçerek Ermenistan’daki Alagöz Dağı boyunca
    ilerler. Nahçivan’ı içine alacak biçimde keskin bir dönüşle Erivan’ın
    güneyine yönelir, Koy’un doğusundan geçerek Salamas, Urmiye ve Uşnu’yu
    içine alacak biçimde Urmiye Gölü’nün batı kıyıları boyunca ilerler. Urmiye
    Gölü’nün güneyinden küçük bir açıyla doğuya yönelir; Miyandup ve Bicar’ın
    etrafını dolanır. Uzun Kızıl Nehir’in yukarı kısmını keserek Kangavar’a
    değin gider. Buradan güneybatıya doğru büyük bir yay çizerek Kirmanşah’ı
    içine alır ve Luristan’ın kuzey sınırındaki Maniş Kuh’ta sonlanır.
     
    Bu noktadan sonra, hilalin iç kenarını oluşturacak şekilde kuzeybatı
    yönünde ilerler, Hanakin’de İran-Irak sınırının yakınından geçerek Zohab ve
    Mahidaş ovalarını içine alır. Kızlarbat yakınlarında Diyala Nehri’ni
    geçerek kuzey-kuzeybatıya yönelir. Kifri ve Kerkük yakınlarından geçerek
    Altun Köprü’de Küçük Zap’ı keser. Buradan batıya dönerek Karakoç Dağı’nı ve
    Erbil Yaylası’nı içine alır. Eski Kelek’te Büyük Zap’ı geçerek Musul ve
    Duhok’a değin Maglup Dağı’nın güney ucunu takip eder ve simayl’e ulaşır.
    Ardından Dicle’yi kesip önce güneye sonra kuzeye yönelerek Habur
    yakınlarından geçer ve Sincar Dağı’nı içine alır. Daha sonra batıya
    yönelerek Yukarı Cezire’nin kuzeyinden geçer. Oradan Tur Abdin ve
    Karacadağ’ın güney yamacını izler, Türkiye-Suriye sınırı boyunca batıya
    doğru ilerleyerek Kamışlı, Mardin, Şanlıurfa ve Kilis yakınlarından geçer
    ve İskenderun Körfezi’nin batısında son bulur. Kürtler, Sözde Türkiye’nin
    doğusu (Kuzey Kürdistan), Irak’ın kuzeyi (Güney Kürdistan), İran’ın kuzey
    batısı (Doğu Kürdistan) ve Suriye’nin kuzeyine (Batı Kürdistan) diye
    gönderme yapıyorlar.
     
    Kürt grupları, elden ele ve internet sitelerinde dolaşan sözde Kürdistan
    haritasını dünyaya açıkça ilan ediyorlar. Sözde Kürdistan’ın resmi
    sınırları olarak gösteriliyor. Türkiye (Türkiye’nin 27 ili ), Suriye, İran,
    Azerbaycan (Nahçivan), Ermenistan ve Irak’ın toprakları da bu haritanın
    içinde yer alıyor. Bu haritada Türkiye topraklarını da içine alan 27 il
    şunlardır; Muş, Van, Adıyaman, Bitlis, Bingöl, Malatya, Hakkari, Mardin,
    Erzincan, Kars, Siirt, Şanlıurfa, Tunceli, Mersin, Hatay, Kahramanmaraş,
    Ağrı, Elazığ, Şırnak, Batman, Iğdır, Osmaniye, Kilis, Diyarbakır, Erzurum,
    Gaziantep ve Sivas.
     
    Irak gibi tarihi olan bir ülke etnik ve dini esaslara göre bölünürse
    Türkiye neden bundan muaf olsun. Aynısı İran, Suriye, Suudi Arabistan,
    Yemen ve Ürdün’de de bölünme olur. Pandora’nın kutusu sadece Irak’ta değil,
    Türkiye dahil bütün bölgede açılacak. Vatansever Türkler durumu doğru
    analiz etmelidir! Aksi takdirde Türkiye’de bölünür ve parçalanır. Büyük
    Ortadoğu Projesi adım adım uygulanıyor, Türkiye’ye bir şey olmaz demeyin!
     
    *Ali Kerküklü*
     
    (Irak’a Özgürlük Operasyonu ve Kerkük Kitabının Yazarı)
     
    http://www.yenidenergenekon.com/707-sira-turkiyede/
     
    [image: image002]
     
     
     
     
     
     
     
    --
    Türkiye için el ele mail grubumuz
    *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
    <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
     
    Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
    <turkiye-i...@googlegroups.com> *
     
    Erzincan Kemaliye Egin Grubum
    http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
     
    Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
     
    Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
     
    Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
    https://twitter.com/#!/MiLALDi
     
    Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
    http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148

     

    "Erdal İZGİ" <erda...@hotmail.com> Jul 18 08:33AM +0300  

    ÖRTÜ KALMADI! / Erdal İZGİ /
     
     
     
    Bunca kavga…
     
    Gerginlik, hakaret, davalar…
     
    Değer miydi?
     
    İşte bitti.
     
    Meşhur “örtü” meclis kararıyla ortadan kalktı.
     
     
     
    ***
     
     
     
    Efendim, hatırlatalım.
     
    İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş’ın kurucu olduğu Ekonomi Üniversite’nin yeri dar gelir.
     
    Büyümek gerekir.
     
    Güzelbahçe’de imar plansız arazi bulunur.
     
    2005 yılında 191 dönümlük alan ehven fiyatla alınır.
     
    Büyükşehir Belediyesi’ne başvurulur. İstek;
     
    “ Üniversite yapılacak. Meclis karar alsın, plana işlensin”
     
     
     
    ***
     
    Belediye reddeder. Gerekçe;
     
    “ Orası doğal karakteri korunacak alandır.
     
    Tarımsal niteliği vardır.
     
    Ağaçlandırma bölgesidir”
     
    Demirtaş kızar, o dönemin CHP lideri Deniz Baykal’a Kocaoğlu’nu şikayet eder.
     
    Tabii ipler kopar.
     
     
     
    ***
     
     
     
    Zaman geçtikçe sinirler gerilir.
     
    Karşılıklı laflar atılır.
     
    Başkan Aziz Kocaoğlu, “ Üniversite şemsiyedir” çıkışıyla…
     
    “ Örtünün altında rant var.
     
    Benzinlik var.
     
    Alış veriş merkezi var.
     
    Villalar var.
     
    Oğlu var” iddiasında bulunur.
     
    İş âleminin tecrübeli ismi Demirtaş geri kalır mı?
     
    Basar cevabı:
     
    “ Gerçek örtü Kocaoğlu’nun beynindedir”
     
     
     
    ***
     
    Sözler, mahkemeye taşınır.
     
    Demirtaş, Kocaoğlu’na dava açar.
     
    Tanık dinlenir, gazeteler incelenir.
     
    Kocaoğlu suçlu görülür.
     
    Demirtaş’a 5 bin lira ödemeye mahkûm edilir.
     
    İlişkiler daha da gerilir.
     
     
     
    ***
     
     
     
    Yıllar geçmektedir.
     
    Üniversite adına Demirtaş, yargıya başvurur.
     
    İzmir 2. İdare Mahkemesi arazide keşif, bilirkişi incelemesi yaptırır.
     
    Haziran 2013’de kararını açıklar:
     
    “ Tarım alanı dışındaki yerlerin planlaması imar mevzuatına uygundur”
     
    Arazinin 154 dönümünün “ Korunacak alan” olmadığını ilan eder.
     
     
     
    ***
     
    Karar, üniversiteye bayram havası yaşatır.
     
    Hemen revizyon planlara başlanır.
     
    Bu arada…
     
    İlişkiler düzelir.
     
    İki kavgalı başkan sık sık bir araya gelir.
     
    Sözler unutulur.
     
    Methiyeler sıralanır.
     
     
     
    ***
     
     
     
    Ve gelelim mutlu sona.
     
    Planlar yenilenmiştir.
     
    Yargı kararı vardır, itiraza gerek yoktur.
     
    Önceki gün belediye meclisine karar getirilir.
     
    O kadar çok madde vardır ki…
     
    Numarasıyla okunur, ismi bile geçmez.
     
    Çoğu meclis üyesi ne olduğunu anlamadan el kaldırır.
     
    Plan geçer, sorun biter.
     
     
     
    ***
     
     
     
    Böylece ne “ örtü “ kalmıştır.
     
    Ne de kavgası.
     
    Yazık olan…
     
    Geçen yıllardır.
     
    Bugün İki başkan kol koladır.
     
     
     
    ***
     
     
     
    Onlar erdi muradına.
     
    Biz yanalım dertlerimize!
     
     
     
    **************

     

    "Celal Çelik" <celal...@gmail.com> Jul 18 04:56AM +0300  

    *Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN - Allah'ın duaları kabul etmesi*
     
     
    <http://2.bp.blogspot.com/-yQdYpfuQw7I/U49D2Awq3OI/AAAAAAAAV7A/61yX5i-KmjA/s1600/mecuntitled.png>
    Prof
    Dr. Mahmud Esad Coşan (1938-2001)
     
    *HAYIRLI CUMALAR*
     
     
    *Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..*
    Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler!
     
    Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, her türlü ikrâm u ihsânı üzerinize
    olsun... Cenâb-ı Hak hem dünyada, hem âhirette cümlenizi sevindirsin, aziz
    ve bahtiyâr eylesin...
     
    *Allah'ın Duaları Kabul Etmesi*
     
    Peygamber SAS Efendimiz'den Enes RA'ın rivâyet ettiği ve Hâkim (Rh.A)'in
    Müstedrek'inde kaydettiğine göre Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerifin
    metninde şöyle buyuruyor:
     
    *RE. 87/13* *(İnnallàhe azze ve celle rahîmün hayyiyün kerîmün, yestahyî
    min abdihî en yerfaa ileyhi yedeyhi sümme lâ yedau fîhimâ hayrâ.) Sadaka
    rasûlüllàh, fî mâ kàl, ev kemâ kàl.*
     
    Bu hadîs-i şerîf müjdeli... Sevindirici mazmunu olanı, sevindirecek bir
    haberi bilgiyi ihtivâ eden bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyuruyor
    ki:
     
    *(İnnallàhe)* "Hiç şüphe yok ki Allah *(azze ve celle)*, çok izzet sahibi
    olan, çok celâl sâhibi olan, sonsuz izzet ve celal sâhibi olan, aziz ve
    celil olan Allah-u Teàlâ Hazretleri *(rahîmun)* merhametlidir; acıyan,
    merhamet edendir, rahmeti, merhameti çok olandır. O kadar çoktur ki,
    merhametlilerin en merhametlisidir. Dünyadaki bütün merhametleri toplasak,
    rahmetinin %1'i kadardır. %99'u ahirete saklanmıştır. Kullarını sever,
    kullarına acır, merhamet eder.
     
    *(Hayyiyün)* "Hayâ sahibidir; yâni Cenâb-ı Hak hayâ eder, utanır.
    *(Kerîmün)* Kerem sâhibidir; yâni cömerttir, güzel bağışlarda,
    davranışlarda bulunucudur. Ekremül-ekremîndir hattâ... *(Yestahyî min
    abdihî)* Kulundan istihyâ eder, hayâ eder, utanır." Sübhànallah!..
    Efendimiz böyle buyuruyor: Allah-u Teàlâ Hazretleri utanır kulundan... *(En
    yerfaa ileyhi)* "O kulu, Rabbine, Allah'a iki elini kaldırmış, ellerini
    açmış duâ ediyor da; *(sümme lâ yedau fîhimâ hayrâ)* Allah da o duâ eden
    kulunun açmış olduğu avuçlarına hiçbir hayır koymuyor. Böyle yapmaktan
    utanır Allah..."
     
    Yâni, duâ için açılmış olan iki elini, kolunu, içine hiçbir hayır koymadan,
    boş çevirmez, boş çevirmeye hayâ eder. Kereminden, lütfundan, merhametinden
    dolayı kulu boş çevirmez. Elini boş döndürmez, avucunu boş bırakmaz Allah-u
    Teàlâ Hazretleri. Mutlaka duâ edene lütfeder, bir şeyler ihsân eder.
     
    --Nasıl bir şeyler ihsan eder?..
     
    Ya istediğini ihsân eder... Bugün bir eve misâfir gittik. Kadıncağız, temiz
    kalpli saf bir kimse. İşte bir geniş ev istiyormuş. Küçük eski bir evde
    oturuyorlarmış. Mahallede yeni bir inşaat başlamış. Onun önünden geçerken:
     
    "--İşte ben böyle bir ev istiyorum!" demiş.
     
    "--İstiyorsun ama bu çok para, büyük bir ev bu, bunu biz nasıl alırız?.."
    filan derken, Allah-u Teâlâ Hazretleri evin sâhiplerini evi satma kararına
    getirttirmiş. İtalyanmış onlar, karı ile koca arasında geçimsizlik olmuş,
    evi satmaya girişmişler. Bunlar da, "Bizim o kadar paramız yok filân
    demişler ama, nasıl olduysa, yine de istenen paradan çok az bir para teklif
    etmişler, "Şu kadar verebiliriz." diye.
     
    Haber gitmiş ev sahiplerine... Ev sahibi, "Aman vaz geçmesinler, ben hemen
    veriyorum!" demiş, hemen vermiş. Böylece ummadıkları eve nail olmuşlar.
     
    Allah-u Teàlâ Hazretleri, kulun istediğini bazen böyle aynen veriyor. "Şu
    evi istiyorum!" diyor, o evi veriyor. Bazen daha hayırlısını verir,
    istediğinden âlâsını verir. Bâzen de en güzel mükâfat olarak, âhirette ona
    çok büyük sevaplar verir. Ama elini boş döndürmez, eline mutlaka bir şeyler
    koyar. Avucu boş dönmez.
     
    Çünkü, Cenâb-ı Hakkın burada üç sıfatını söylüyor, Peygamber Efendimiz.
    Tabii Aziz ve Celil olduğunu sıfat olarak ayrıca söylüyor:
     
    "--Aziz ve Celil olan Allah-u Teàlâ Hazretleri, hiç şüphe yok ki Rahîm'dir,
    Hayiy'dir, Kerîm'dir." diyor.
     
    Yâni üç sıfatını beyan ediyor: Birisi; merhametli olması Cenâb-ı Hakkın
    kullarına şefkatli, merhametli olması... İkincisi; utanması, hayâ etmesi
    Cenâb-ı Hakkın... Üçüncüsü de; cömertlik, kerem sâhibi olması... Kulu
    istediği halde, onu vermemekten utanıyor Allah-u Teàlâ Hazretleri.
     
    Tabii Cenâb-ı Hak alemlerin Rabbidir, her şey onundur. Biz de onun
    kullarıyız. Bütün bu sıfatlar bize, Cenâb-ı Hakk'ın lütfunu, keremini
    anlatmak için kullanılmış sıfatlardır.
     
    Cenâb-ı Hakkın, zât-ı şerîfini ve esmâ-i hüsnâsını ve onların hakikatini
    anlamak, tabii beşer için imkânsızdır. Çünkü, *(leyse kemislihî şey'ün)*
    Allah-u Teàlâ Hazretleri gibi, insanların tanıdığı, etrafındaki,
    çevresindeki varlıklardan, hiçbir şey yoktur ki, şuna benziyor, denilsin.
    Her şeyi rubûbiyyetinin şanına uygun şekilde eşsizdir, emsalsizdir,
    yegânedir, tektir. Her sıfatı bizim bildiğimiz sıfatlardan çok daha yüce,
    çok daha farklı, bizim idrâkimizin çok çok daha üstündedir ama, Peygamber
    Efendimiz'in bu güzel anlatımından biliyoruz ki, Rabbimiz kullarına
    merhamet ediyor.
     
    <http://2.bp.blogspot.com/-DA0D0hJhtdk/U8fwsVeb32I/AAAAAAAAWSg/LbJn7B54szk/s1600/10559841_10152618939141189_7932640038288152736_n.png>
     
     
    Hatta bir defasında esirlerden bir kadın, öbür kâfilede kalmış olan
    çocuğunun yanına koştu gitti. Hemen onu yakaladı, bağrına bastı. Harpte
    esir alınmış, ganimet esirler bunlar. Peygamber Efendimiz de, o kadının bu
    kâfileden koşup, öbür kâfileye gidip, orada çocuğunu bulup, bağrına basıp
    kucaklamasını seyretti sahabeyle beraber. Sonra ashabına sordu:
     
    "--Ey Ashabım, ne dersiniz; bu şefkatli anne, şu çocuğunu bağrına sımsıkı
    basan kadıncağız bu çocuğunu kendi elleriyle ateşe atar mı?.."
     
    "--Atmaz yâ Resullallah! Bak ne kadar anne şefakati cûşa geldi. Nasıl
    çocuğunu kucakladı, nasıl bağrına basıyor. Ne kadar sevgi, ne kadar candan
    bir şefkat... Yapmaz, çocuğunu bu ateşe atmaz, kesinlikle atmaz!" dediler.
     
    "--İşte Allah-u Teàlâ Hazretleri, bu kadıncağızın bu evlâdına olan
    sevgisinden, şefkatinden, muhabbetinden kat kat daha fazla, çok çok daha
    fazla kullarına şefkatlidir, merhametlidir." buyurdu.
     
    Demek ki, Allah-u Teàlâ Hazretleri, kullarına lütf etmiş, rahmetmiş,
    peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiş, cennete girmelerine sebeb olacak
    yolları ve amelleri ve işleri, faaliyetleri, halleri, huyları bir bir
    kullarına öğretmiş cennete girsinler diye..
     
    Kur'ân-ı Kerîm'de de buyruluyor ki, *bismillâhir-rahmânir-rahîm:*
     
    *(Vallàhu yed'ù ilâ dâris-selâm)* "Dârus-selâm olan, selâmet yurdu olan
    cennetine kullarını Allah dâvet ediyor, çağırıyor. 'Gelin kullarım,
    cennetime gelin!' diye."
     
    Tabii, girmeyen niye girmiyor?.. İnatçılığından, kendi günahkarlığından,
    kendi isyânından, kendisinin kusurundan, kabahatinden dolayı girmiyor.
     
    Demek ki, el açtık mı, duâ ettik mi, mutlaka mükâfat var. Allah-u Teàlâ
    Hazretleri açılan elleri boş çevirmiyor. O halde duâ edelim, çok duacı
    olalım, ağzı dualı kul olalım! Çünkü, dua da ibâdettir, zikir gibidir,
    tefekkür gibidir. Nasıl onlar ibâdetse, duâ etmek de ibadettir.
     
    O bakımdan, her vesile ile aklımıza, gönlümüze doğan mânâları düşünerek
    çevremize, kendimize, dünyamıza, âhiretimize, dostlarımıza duâ edelim. Bol
    bol duâlar edelim! Ümmet-i Muhammed'e duâ edelim. Hep hayırları isteyelim
    Cenâb-ı Haktan, çünkü eller boş dönmüyor. İşte, böyle bir müjdesi Peygamber
    Efendimiz'in.
     
     
    Tabii insan inanacak, sâlih amel işleyecek, yâni ihlâsla işleyecek. Bir
    şeyler öğrendikten sonra asıl sonuç nedir?.. O öğrendiklerini uygulamaktır.
    Onları hayatında uygulayıp, İslâm'a faydalı olup, ömrünü Allah-u Teàlâ
    Hazretleri'nin rızasına uygun geçirip, huzuruna sevdiği kullar olarak
    varmayı, Allah cümlemize nasib eylesin, aziz ve sevgili izleyiciler ve
    dinleyiciler!..
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
    *HAYIRLI CUMALAREsselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!.. 19. 01.
    2001 AVUSTRALYA'DAN Telefonla AKRA Fm CUMA SOHBETİProf. Dr. M. Es'ad COŞAN
    *************************

     


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages