---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Sami Toprak
Tarih: 18 Temmuz 2014 12:40
Konu: Re:
Kime: Sili Ozerdim
18 Temmuz 2014 12:39 tarihinde Sami yazdı:
--
*TC Sili*
[image: http://sphotos-a.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/215290_10200934840280643_385814596_n.jpg]E-Posta
ile gönderdiğim tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve
sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
*MADDE 25:* "*Düşünce ve Kanaat Hürriyeti*";
*MADDE 26:* "*Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti*"
kapsamında tarafımdan yapılmıştır.
Demokratik düşünce ve kanaatlerimin engellenmesi ve/veya şiddet/baskı
altına alınması, bu nedenle
"*hakkımda olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi*",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her
türlü yasal haklarım saklı kalmak üzere, peşinen reddederim.
Değerli arkadaşlar, Bu gün sizlere *ABD'*yi tanıtmak istiyorum. Her an her
dakika, iki sözden biri olarak, her yerde duyduğunuz ABD hakkında açıklayıcı
bilgiler vermek istiyorum;
*ABD öyle bir şeydir ki hiç bir zaman görünmez, ama O her şeyi görür, her
zaman, her yerdedir. *
ABD' den daha güçlü hiç bir şey yoktur. ABD den habersiz, izinsiz yaprak
bile düşmez; her şey onun planı ve iradesi doğrultusunda tıkır tıkır işler.
ABD'nin izni olmadan, hiç bir şekilde görüşmek, anlaşmak, uzlaşmak,
oydaşmak, kararlaştırmak, mümkün değildir; Yazı yazılamaz, açıklama
yapılamaz, bir adım dahi atılamaz; Affedersiniz, başınıza kuş sıçsa
kesinlikle ABD ajanı bir kuşun işidir. Ayağınız bir taşa takılsa, o taşı
kesinlikle ABD yerleştirmiştir oraya.
ABD Ülkede sosyal, siyasal, ekonomik anlamda her olan biteni zaten çok
önceden planlamıştır, O her şeyi önceden bilir ve günlük olsun, saatlik
olsun her olaya anında müdahale eder.. Fay hatlarını tetikleyerek
depremlere yol açar. Uçakları düşürür, Trafik kazalarının çoğu ABD kaynaklı
elektromagnetik sinyaller nedeniyledir; hatta daha ileri seviyede bu
sinyallerle beyinleri hayalleri, rüyaları, düşünceleri kontrol eder.
ABD Muhalefet olsun, iktidar olsun her partiye, her lidere istediğini
dayatır, yaptırır. Bütün seçimler (hatta at yarışları bile) ABD'nin
önceden belirlediği şekilde sonuçlanır. İstediğini Başkan seçtirir;
istediği zaman iktidarı değiştirir. İnsanların bir kısmının kendisine
yandaş, bir kısmının muhalif ve aykırı olmasını planlar. Devlet yönetiminde
şube başkanından itibaren yukarıya doğru her makam ya doğrudan, ya da
taktik(!) icabı gizli ABD ajanıdır.
ABD önce darbe yaptırır, sonra darbeciyi tutuklatır, darbeciyi tekrar
iktidar yapar, teröristler de, polis de aslında ABD ye çalışır, yer altı
yer üstü tüm faaliyet ABD denetimi altındadır..
ABD Ülkenin kaynaklarını sömürür, insanlarını tutsak eder, Madenlerde
patlamalar yapar , salgın hastalıklar çıkarır, Hastanelere virüs
taşıyıcıları gönderir, yatak odalarına yerleştirdiği ölçüm cihazlarıyla
doğumunu önceden tespit ettiği zeki çocukların doğumunu engeller, camiler
ama aynı zamanda genel evler açar, gençleri uyuşturucuya alıştırır,
insanların bir kısmını dindar bir kısmını ateist yapar, insanları
cepheleştirir; kavga çıkartır, her cephe sonuçta ABD nin dediğini yapar.
Uçak gemilerindeki matbaalarında dolar basar, geceleri el altından akıttığı
kara paralarla Ülkelerin para piyasasını kontrol eder. kendi kendine
suikastler düzenleyerek savaş bahanesi çıkarır.
ABD orduyu, yargıyı, basını istediği gibi yönlendirir... istediği
gazetecileri yandaş bazılarını muhalif olarak görevlendirir. Bazı
aydınları kendinden yana, bazılarını gizli ajan olarak güya kendine karşı
faaliyette bulundurur. ABD Sendikalar kurar, dernekler açar, bunların
başına hem kendinden yana Başkanlar seçtirir; hem de kendinden yana
muhaliflerle bu başkanları alaşağı eder.....
Kısacası Yurttaşların, seçmenlerin, yöneticilerin, yönetilenlerin,
aydınların, kadınların hiç bir suçu günahı, ihmalleri, salaklıkları,
satılmışlıkları, tembellikleri yoktur... Çünkü onlar aslında çok zeki, çok
akıllı, çok bilgili, çok becerikli, çok çalışkan, çok yurtsever ve çok
özverilidir, ama neylesinler ki kör olası ABD şeytanı her şeye kadirdir,
her şeye hakimdir; yapacak bir şey yoktur....
Böyük Rəsuloğlu:Torpaqlarımızda gözü olanlarla müzakirə xəyanətdir! http://youtu.be/LenW2RTqQ6w
Böyük bəy Rəsuloğlu ilə söhbət əsnasında Kərküklü yazar, araşdırmaçı Şəmsəddin Kuzəçinin "Kərkük soyqırımları" kitabındakı tarixi faktlara istinad olundu.
Sevgili Ustam Filozof Avukat Hayri Baltanın "Öğrenmenin Kuralları" başlıklı anılarından bir bölümünü içeren yazısını ibret alarak okudum. Ülkemde bu ibret dersini alması gerekenler o denli çok ki…
Ne yazık ki bir o kadar da böyle şeyleri dert etmeyen sorumsuz insanlar var. Bu insanlar, demokrasi adına her dört yılda bir sandık başına gider, sallama oylar atarak ülkenin başına layık olmayan insanları getirirler. Bununla da iftihar ederler.
Böyle bir ülke nereye gider? Sonra da dertlenip yakınırlar. Bunların yakınmaya hakları yoktur. Hak, kurunun yanında yanan "yaş"larındır. Asıl onlara yazık oluyor.
Ustamızın; ayakta, mutfakta, yatakta, sokakta, otobüste vb. kitap okuduğunun, ders çalıştığının Gaziantep'te çok tanığı vardır. Ne mutlu ona ki, çileli emeklerinin ürününü almayı başardı sonunda. Okuyalım:
“ÖĞRENMENİN KURALLARI: 33 yaşında (1965’te) Akşam Ortaokuluna başladığımı bütün okuyucularım bilir. Elbette bunu söylemesi kolay… Bunu şu nedenle belirttim. Anladım ki öğrenimin de bir yaşı varmış. Hani derler ya “Öğrenmenin yaşı yoktur!..” diye… İşin aslı hiç de öyle değil…
Anladım ki insan yaşlandıkça öğrenmesi de zorlaşıyor. Bunun zorluğunu hem Akşam Ortaokulu, hem Akşam Lisesi hem de Hukuk Fakültesinde gördüm…
Bu öğrenim tam 16 yıl sürdü. Bu 16 yıl içinde gündüzleri çalıştım; akşamları ise okudum. Okul tatil olduğu günlerde de bütünlemeye kaldığım bazı derslere çalıştım. Bu arada geri zekalılarla da boğuştum…
Çocuklarım ara sıra bana takılırlardı: “Baba Okulu nasıl oluyor baba?”
“Baba Okulu” zor oluyordu. İşten çıkıp okula koşuşturmanın yanı sıra okuduklarımı aklımda tutamıyordum. Bu zorluğu daha çok Hukuk Fakültesinde yaşadım. Çünkü ben Akşam Ortaokulu’nda ve de Akşam Lisesinde hep dinleyerek öğrenim görmüştüm.
Hukuk Fakültesi öğretimini gündüz yaptığı için dersleri izleme olanağım olmuyordu. İşyerinden dersleri izlemek için işverenim sendikacılardan günde bir saat izin istedim. “Emsal olur!” diye vermediler. Bu günlerde çalıştığım sendika; işverenlere, işçilere “okuma izni” için toplu sözleşme masasında dayatıyordu.
Kendi işçisi olan bana ise günde bir saatlik izni vermiyordu. Çelişki işte… Ben de zorunlu olarak derslere gidemedim ve kitapları okuyarak sınavlara hazırlandım; hazırlandım ama gel bana sor!..
İşin zor olanı da şuydu. Sayfanın başından aşağıya doğru gelince başta okuduğumu unutuyordum. Yeniden başa geçtiğimde de bu kez sayfanın altında okuduğumu unutuyordum.
Bu, dayanılacak gibi değildi, çıldıracak gibi oluyordum...
Bu kez de öğrenmenin yollarını öğreten kitaplar okumaya başlıyordum. Öğrenmenin yollarını gösteren kitaplarda da şöyle deniyordu:
“Aralıklı çalışma, canlının durumu, dikkat, ilgi, ödül-ceza, önceki bilgiler, not alma, sağlık, sürat, teknik, tekrar, uygulama…”
Bu kuralları öğrenim yaşamımda uygulamaya çalıştım. En çok da okuduklarımdan not alırdım. Bu notlarıma ise işyerinde kaçamak yaparak çıkarıp bakardım. Kimi zamanlar yüz numarada bile çıkarıp bakardım. Sokakta yürürken, otobüste giderken hep notlarımla meşguldüm
Not almak da başka bir sorun. Sağ bileğim öylesine ağrırdı ki not tutmaktan, bu gün bile zaman zaman ağrısını duyarım…
Ne diyordu öğrenme kurallarını bildiren notta: Tekrar ve uygulama….
Bu tekrarlamayı ve uygulamayı uygulayıp durdum; ayakta, sokakta, mutfakta, yatakta…
Bir de takvim yaprağından aldığım şu notlar beni yüreklendirirdi:
“İnsan için çalışmaktan başka bir uğraş yoktur.
Çalışanı Tanrı sever…”
(25.6.1970 Saatli Maarif Takviminden…)
Av. Hayri Balta, 20.4.2011”
***
Gaziantep gazeteleri, bir iki “aklı eksik sözde “okur”unun şantajına boyun eğerek sevgili Balta ustamıza yazı yazdırmamak gibi bir gaflete düşmüştü. Böylece onun ibret alınacak yazılarından tüm okurlarını mahrum etti.
(Hayri Balta araya giriyor: Bu gün ise Hayri Balta’nın www.tabularatalanayalanabalta.com adresli sitesinde günlük okuyucusu sayısı 925’i bulmaktadır ve Hayri Balta sormaktadır: Yazılarıma yer vermeyen gazetelerin günlük okuyucu sayısı kaçtır acaba?.. 18.7.2014)
O ise, 90’ına merdiven dayadığı halde hala 18 yaşının eksilmeyen enerjisiyle yazmayı sürdürüyor. Varsın yayınlamasınlar Gaziantep gazeteleri Balta ustanın yazılarını. Okurları, internetteki www.tabularatalanayalanabalta.com sitesinden de bulup okuyorlar onu.
Ustamız, sizlerle bölüştüğüm yazısının sonunda teselliyi bir takvim yaprağından aldığını söylüyor:
“Çalışanı Tanrı sever…”
Tanrı, gerçekten her çalışanı seviyor mu? Bundan kuşkum var. Ayrıca her çalışma sevgiyi hak eder mi? İnsan, “Sevileyim” diye çalışmamalı. Önce kendini sevdiği, kendine emek verdiği için çalışmalı.
Tanrı, çalışanı gerçekten sevseydi, ağrıyan bileğin 40 yıllık sızısını çekene onca zulmü reva görmezdi.
İsrail’in Gazze’ye başlattığı saldırıları değerlendiren *Tüketici Birliği
Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “soykırımın cephanesi
bizden olmayacak” dedi.*
Turan Kavimlerin Göçleri ve göç sonrası yeni iskân sahalarının tarihlerine
dair aslında bugüne kadar ciddi sayılabilecek çalışmaya pek rastlanmaz. Bu
hususta hemen hemen tek istisna vardır o da, Macar âlimlerinin açmış
olduğu Türkiyat çalışmaları yoludur. Macar İlimler Akademisinin açmış
olduğu bu yolun önde gelen isimlerinden Karoly Czegledy, hayatını
vakfettiği uzun seyahatler ve ilmi tetkikler sonucu, ilk kaynaklara
ulaşarak dünya ilim mahfelleri tarafından tartışmasız kabul edilen ve
orijinal bir çalışmayı ihtiva eden “Turan Kavimlerinin Göç’ü” adlı eserini
ortaya koyar. Eserin ilk neşredildiği zamandan daha sonraki baskılarında
yeni ilmi bulgular ilave edilip yeniden gözden geçirilerek bir yandan ilmi
ciddiyet korunur, diğer yandan da konu hakkında ilgilenenlere en son yeni
bilgiler sunulur. Orta Asya bozkırlarından, Orta Avrupa platolarına kadar
uzanan Turan Kavimlerinin Göç macerası oldukça dikkate değer bir çalışma
olarak karşımıza çıkmaktadır.
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: DR.MUSTAFA LALE
Tarih: 18 Temmuz 2014 11:51
Konu: Kadir gecesi hk.
Kime:
*[image: cid:image0...@01CFA268.52E98D50]*
*Kadir gecesi hk.*
İmam-ı Şa’rani hazretleri, kendi keşfini bildirmiş ve (Ramazan, pazar günü
başlarsa, Kadir gecesi 29. gecedir. Salı başlarsa 27. gece, perşembe
başlarsa 25., cumartesi başlarsa 23., pazartesi başlarsa 21., çarşamba
başlarsa 19., cuma başlarsa 17. gecedir) buyurmuştur.
Ebül Hasan Harkani hazretleri de buyuruyor ki: Büluğ çağımdan beri Kadir
gecesini hiç kaçırmadım. Ramazan ayının ilk günü pazar günü başladığında,
Kadir gecesi 29. gece olurdu. Pazartesi günü başladığında, 21. gece olurdu.
Salı günü başladığında, 27. gece, çarşamba günü başladığında, 19. gece,
perşembe günü başladığında, 25. gece, cuma günü başladığında, 17. gece,
cumartesi günü başladığında, 23. gece olurdu.
*(Mişkat-ül-envar, Şir’a-tül-İslam) *
Görüldüğü gibi iki büyük âlim de, aynı şeyi keşifleriyle bildiriyorlar.
*( Buna göre kadir gecesi Ramazanın 23. Gecesi 19 temmuz cumartesiyi pazara
bağlayan gece olabilir)*
*Kadir gecesin alametleri *Kadir gecesi, açık ve sakin olur, ne sıcak, ne
de soğuk olur. Ertesi sabah güneş, kızıl olup, şuasız doğar. Kadir
Gecesinde köpek sesi duyulmaz diyen âlimler de olmuştur. Ubeyd bin Ömer
hazretleri anlatır: Kadir gecesi denizde idim, denizin suyunu içtim, tuzlu
değildi, tatlı ve hoş idi.
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
*(Kadir gecesi açık ve mülayim olur. Soğuk ve sıcak değildir, sabahında da
güneş zaif ve kızıl olarak doğar.)*[Taberani]
* (Kadir gecesi açık olur, sıcak ve soğuk değildir. Bulut yoktur. Yağmur ve
rüzgar yoktur. O gecenin sabahının alameti güneşin şuasız doğmasıdır.)*
[Taberani]
* (Kadir gecesi sabahı güneş şuasız olarak doğar. Yükselinceye kadar sanki
büyük bir tabak gibidir.)*[Müslim]
*Ramazan-ı şerif ayının 27. gecesinin önemi*
Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
*(Kadir gecesini ramazanın son on gününde arayın!)* [Müslim]
*(Kadir gecesini, ramazanın son on gününün 21, 23, 25, 27 ve 29 gibi tek
gecelerinde veya ramazanın son gecesinde arayın! Sevabını umarak Kadir
gecesini ibadetle geçirenin günahları affolur.)* [İ. Ahmed]
İmam-ı a'zam hazretleri, Kadir gecesinin, ramazanın 27. gecesine çok isabet
ettiğini bildirmiştir. *(Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihya
eden, Kadir gecesini ihya etmiş gibi sevab kazanır)* hadis-i şerifini
düşünerek, sık sık vaki olan 27. gece ihya edilirse, o gece Kadir gecesi
olmasa bile, büyük sevaba kavuşulur. Kadir gecesini soran bir zata,
Peygamber efendimiz, *(Bu yıl Kadir gecesi ramazanın ilk gecesiydi, geçti.
27. geceyi ihya et! Ramazanın 27. gecesini ihya edene, vücudundaki kıllar
sayısınca, hac, umre, şehid ve gazi sevabı verilir)* buyurdu. Başka birine
de, *(Bu yıl Kadir gecesi geçti, fakat Ramazanın 27. gecesini ihya et!
Kadir gecesi sevabına kavuşursun. Şefaatten nasipsiz kalmazsın)*buyurdu.
Hazret-i Âişe validemize de,*(13. geceydi, geçti. Kadir gecesini
kaçırdıysan, 27. geceye kavuşursun. O geceyi ihya edersen, ahiret yolculuğu
için, azık olarak, o geceki ibadet sana yeter)*buyurdu. Hazret-i Âişe
validemiz de, (Resulullah, ramazanın son on gününde çok ibadet ederdi)
buyuruyor.
*ALLAH'ın Ayetleri ile* *Peygamberimizin Görevi;
*RAB(efendi,eğitici)sıfatı
sadece Yüceler Yücesi Yaratıcımıza ait. Eğer bu özellikleri, Peygamber olsa
dahi, yaratılmış bir kula verirseniz, Allah'a ortak koşmuş olmaz mısınız?"
Âl-i İmran,31.ayette ki: "Peygambere tâbi olunuz". Aynı sözü, Yüce Allah,
Hz.İsa için de Zuhruf,63.ayette söylüyor. Peygamberlere ve Peygamberimize
itaat ;"Allah'ın sözlerini ileten olmaları" sıfatıyla, Allah'a ve sözlerine
itaat anlamındadır. Tüm Peygamberler ve Peygamberimiz Allah ne söylemişse
onu uygulamışlardır. O sözler de Kur'an'dadır. Yaratıcı, Yönetici, Rab,
Efendi, Yüce olan sadece, yalnızca Allah'tır. Allah'a ulaşmak için
aracı-Peygamber bile olsa- Kur'an'a göre YOKTUR. Kutsallık sadece Allah'a
aittir. Aşağıya alıntı yaptığım ayetleri dikkatle okumanız dileğiyle!
-Allah Kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz / Allah Kendisine şirk
koşulmasını affetmez; onun dışında kalanı dilediği kişi için affeder.
Allah’a ortak / şirk koşan kimse, kuşkusuz, büyük bir günah işleyerek
Allah’a çok büyük iftira etmiş olur. *(Nisa,48) *-Allah’tan başkasına
kulluk / ibadet etmeyelim (çalışmayalım) / tapmayalım ve Allah’a hiçbir
şeyi ortak koşmayalım, birbirimizi Allah adına Rabler edinmeyelim. *(Âl-i
İmran,64) -*Eğer Allah’a ortak koşarsan tüm yaptıkların boşa gider
ve kaybedenlerden olursun. *(Zümer,65) -*Allah’a hiçbir şeyi ortak
koşmayın.* (Nisa,36) *-Daha önce uyaran elçiler gibi, Muhammed de bir
uyarıcıdır. *(Necm,56)* -Ey Muhammed! Ortak koşuculara de ki: “Ben
sadece bir uyarıcıyım. Tek ve her şeye egemen olan Allah’tan başka tanrı
yoktur.”*(Sâd,65)* -O,apaçık bir uyarıcıdır.*(Araf,184) * -Ben
inanmak isteyen bir toplum için, sadece bir müjdeci ve uyarıcıyım.”
*(Araf,188)* -Benim görevim, sadece Allah’ın buyruklarını doğrudan
duyurmaktır.”*(Cin,21,23)* -Biz seni onlara vekil göndermedik.
*(İsra,54)* -Ben, Allah’ın görevlendirdiği ölümlü bir elçiden başka bir
şey değilim.”*(İsra;93)* -Seni, bu *Kur’an’la*, insanları müjdelemen
ve uyarman için gönderdik. *(İsra,105)* -Unutmayın ki, elçinin görevi
sadece, Allah’ın buyruklarını size duyurmaktır.*(Maide,99)* -Elçinin
görevi, sadece Allah’ın buyruklarını bildirmekten ibarettir. Elçinin tek
görevi, mesajı açıkça bildirmekten ibarettir.*(Nûr,54) *-Senin
görevin mucize getirmek değil, asıl görevin uyarmaktan ibarettir.*(Ra’d,7)*
-Senin görevin, sadece, Allah’ın sana bildirdiklerini eksiksiz tebliğ
etmektir. Hesap görme işi yalnızca Allah’a aittir.*(Ra’d,40)* -Ey
Peygamber! İnsanları doğruya iletmek sana düşmez.*(Bakara,272) *-Senin
görevin sadece duyurmaktır.*(Ali İmran,20)* -Ey Muhammed! De ki:”Ey
ortak koşucular! Ben de sizin gibi bir insanım, Tanrı’nızın bir tek Tanrı
olduğu bana vahyedildi.”*(Kehf,110)* -Sana düşen yalnızca açık bir
tebliğdir.*(Nahl,82)* -De ki:”Ben, elçilerin ilki değilim. Benden
önce de birçok elçiler geldi. Bana ve size ne olacağını da bilmem. Ben
ancak, Allah’ın bana bildirdiklerini uyguluyorum. Ben, apaçık bir
uyarıcıdan başka bir şey değilim.”*(Ahkaf,9)* -Ey Muhammed! Ortak
koşucu Arapların, “Mademki Muhammed peygamber olduğunu söylüyor, eğer öyle
ise kendisine gökten bir hazine indirilmeli ya da kendisine sürekli bir
melek eşlik etmeli değil miydi?” şeklindeki propagandalarından ötürü
bunalıyor, göğsün daralıyor. Bu yüzden de neredeyse sana vahyettiğimiz /
bildirdiğimiz ayetlerden bir kısmını duyurmayı terk edeceksin. Ey Muhammed,
şunu iyice bil ki sen sadece bir uyarıcısın ve yalnızca Benim vahyettiğimi
/ bildirdiklerimi aynen duyurmakla görevlisin, Allah ise, her şeyin
vekilidir.*(Hud,12) *-Ey Muhammed! De ki:”Bana, dini yalnız Allah’a
özgüleyerek, Allah’a ortak koşmadan kulluk etmem ve benim, örnek iyi bir
Müslüman olmam öğütlendi.”*(Zümer,11,12*) -Ey Muhammed! Cezası
kesinleşmiş ve ateşe atılmış olanı sen mi kurtaracaksın?*(Zümer,19)* -Biz
seni ortak koşanların üzerine bekçi yapmadık. Sen onların avukatı da
değilsin.*(En’âm,106,107) *
*Hakka suresi,44,45,46,47*.ayetlerde, Allah, Peygamberimizi sözleri
konusunda uyarır. Üstelik, *Nisa,152 - Bakara,136,285 ve Âl-i İmran,84.*
ayetlerde de, Peygamberler arası ayırım yapılmayacağını söyler.
*Eğitim sisteminin son yarım asırdır yapboz tahtasına döndüğünü ve yapılan
eğitim reformlarının kalıcı olmayacağı, her yıl değişeceği inancının
toplumda ciddi bir rahatsızlık oluşturduğunu kaydeden Demokrat Eğitimciler
Sendikası (DES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, Sendikanın düzenlediği iftar
programında yaptığı konuşmasında, “On yıllardır adına reform denen
politikalarla eğitim sistemi deforme edildi. Sayın Başbakan Erdoğan’ın
eğitim alanındaki en mühim icraatı öğretmen, öğrenci ve velilerin eğitim
sisteminin istikrarına olan güvenlerini kazanmak ve güçlendirmek olmalıdır”
dedi. *
*EĞİTİM VİZYON BELGESİ DAHA ÖNEMLİ!*
*Türkiye’nin önündeki on yirmi yılın eğitim politikalarına yön verecek ve
yine gündemdeki eğitim reformlarının sağaltımını yapacak kararları alması
için biran önce; kapsamlı ve nitelikli bir ‘Milli Eğitim Şura’sı
düzenlemesi gerektiğini söyleyen DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, “Eğitim
sistemimizin 2023 ve 2071 vizyonuna uygun projeksiyonel bir yol haritasına
ihtiyaç vardır. Bunun içinde herkesin altına imzasını atacağı bir eğitim
reform paketi hazırlamak; tüm partilerin, sendikaların, ilgili sivil ve
kamu kuruluşlarının içinde yer aldığı yeni ve büyük bir Milli Eğitim Şurası
yapılmalıdır” diye konuştu.*
* BAKAN AVCI ŞURAYI TOPLAMASI BİR ŞANS!*
*Cumhurbaşkanından Başbakana kadar tüm siyasi partilerin katıldığı, eğitim
alanında yetkin yerli ve yabancı tüm eğitim lider ve uzmanlarının iştirak
edeceği yeni ve büyük Milli Eğitim Şurası'nın bilimsel, demokratik ve
katılımcı bir anlayışla yapılması gerektiğini kaydeden Gürkan Avcı, “Bu yıl
yapılan eğitim reformlarından bir tanesi bile bence Millî Eğitim Şûrası'nın
toplanması için yeterliydi. Eğitim sisteminde yapılan ve yapılması gereken
değişikliklerin şurada değerlendirilip, tartışılıp yürürlüğe girmesinin,
eğitim sistemi için daha faydalı olacağına inanıyorum. Bu arada Şuranın
toplanması ve sonuçlanması sürecinde iletişim hocası olan Milli Eğitim
Bakanı Nabi Avcı'nın diyalogcu, uzlaşmacı ve kucaklayıcı siyasi kişiliğinin
de bir şans olduğunu düşünüyorum” dedi. Türkiye'nin özentili, öykünmeci,
kopyacı ve taklitçi eğitim sistem ve reformlarından vazgeçmesi gerektiğini
de kaydeden Gürkan Avcı, şunları söyledi;*
*EĞİTİM REFORMLARINDA TAKLİKÇİLİĞİ BIRAKIP ÖZGÜN OLMALIYIZ*
*Medeniyetimizin yüksek, derin ve üstün değerleriyle, erdem ve inançlarıyla
ilişkili bilimsel, özgün ve marka bir eğitim sistemine ihtiyacımız vardır.
Türkiye'nin kendi yaratıcı kimliğini, kültür ve politikalarını özünden kök
salan, birikimlerinden kaynak alıp evrenselliğe yönelerek gençliğini
bilime, teknolojiye, en yüksek erdem ve değerlere ulaştıracak bir eğitim
sistemi hayal ediyoruz. Türkiye böylesi bir eğitim sistemiyle büyük işler
ve büyük fikirler gerçekleştirmeyi başaracaktır.*
*BİZ HAZIRIZ!*
*Son 10 yılda uluslararası akreditasyon kuruluşlarınca ekonomide yıldızı
parlayan ülkelerin bu başarısının altında özellikle eğitim reformu ve bu
bağlamda yapılan inovasyon ve ar-ge çalışmaları olduğu akıldan
çıkarılmamalıdır. Bugün bize düşen görev eğitimde millî bir seferberlik
ilan ederek acil bir eylem planı oluşturmaktır. Bu amaçla Eğitim sistemini;
öğretmen eğitimi, program içerikleri, ölçme değerlendirme, öğretim
yöntemleri, öğrenme ortamları gibi tüm yönleri ile değerlendirmek
gerekiyor. Bizde sendika olarak bundan sonrada düzenleyeceğimiz çalıştay,
sempozyum ve benzer organizasyonlarla eğitim sorunlarını bilimsel bir
perspektifle ele alarak Milli Eğitim Şurası sürecine katkıda bulunmaya
devam edeceğiz. *
--
Gelen Maillerden RAHATSIZ Olmuş İseniz, Üyeliğiniz Sonlandırılması için
Konu Bölümüne " ÜYELİK SONLANMASI " başlıklı Mail Atınız LÜTFEN...
İçeriği olmayan link verilmiş bağlantılı iletiler YAYINLANMAYACAKTIR...
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "HaberPOSTA" grubuna abone olduğunuz için
aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için haberposta+...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret
edin.
Bakin karsi taraf nasil calisiyor, assagidaki yazida Turkler icin elle tutulur ne var? hemen hemen hicbirsey !!??
Assagidaki isimlerden ANDREW DISMORE'a cok dikkat edin, bu adam son secimlerde Turklerin gayreti sonucu Milletvekilligi sandalyesini kaybetti, cunku Turk ve Musluman dostu olmadigi, Turkler'e ve Muslumanlar'a karsi tereddut etmeden zarar vermeye hazir oldugu intibasini gormek mumkun (Rumca'da konusuyormus, belki Ibranice'de biliyordur) ...
Peki neden bizler faal degiliz?????.... cunku Londra'da Turk toplumu 'oculuk ve 'buculuk' ile ugrasmaktan, herkeze acik ve samimi Cemiyet ve ust kademe secimleri olmadigi icin, devamli birilerinin sandalyeye sadece ideallerine uygun adam oturtmaya calistiklarindan, koltugu kapanin elinde kaldigindan faal olamiyorlar (cunku toplumun sevgi ve saygisi olmadan sandalyeye oturanlar kaybetme korkusu ile koltuga mecburen yapisiyorlar) bu koltukcularin bazilari Ingilizce'yi bile dogru durust yazip okuyamiyor ve bu ise kafa patlatmis insanlari hemen ocu bucu damgalari ile fisleyip ortadan kaldirmaya calisiyorlar!!!
BU DURUM NE ZAMAN DUZELECEK ???????
KIM DUZELTECEK????? ....
NEDEN YURT DISINDA TURKIYE'YE NEFSINI GEMLIYEMEYENLERIN SAYESINDE ZARAR VERIYORUZ ??????
TURKIYE'NIN VE KKTC'IN IC SIYASETINE SAATLER HARCIYANLAR TURKIYE'NIN VE KKTC'NIN DIS SORUNLARINA NEDEN 5 DAKIKA AYIRAMAZLAR??? KIBRIS'TAKI EVKAF MALLARI NE OLUYOR, NE OLDU, NELER OLUYOR????
---------
Bakin onlar neler yapiyorlar ....
This was the week when Cypriots, in their different ways, and those who were in Cyprus at the time, remembered the Coup against Archbishop Makarios on 15 July 1974. As Makarios Droussiotis remains us in his new book, in Greek, but to be published in English, Makarios himself called the coup, "an invasion" and was even prepared for the British to work together with Turkey to restore the status quo. This was in a conversation with James Callaghan on Wednesday 17 July in the Commonwealth Office, London. Makarios Droussiotis writes that the coup was the "worst moment in the history of the Republic".
Last Sunday, 13 July, Cyprus minister for Energy, Industry and Tourism, Giorgos Lakkotrypis, said at the annual Trafalgar Square rally: “It was really far too long to have to wait for forty years for justice to be served in Cyprus, especially when the just cause of the island has been recognised by numerous resolutions of the United Nations and is based on the principles and values of the European Union. ... What is urgently required are steps to enhance the mutual trust between Greek and Turkish Cypriots. Turkey has to decide whether or not it wishes to take concrete steps to build confidence and improve the political climate. It is to this end that President Anastasiades has proposed confidence building measures including the Famagusta proposal”.
Peter Droussiotis, President of the National Federation of Cypriots in the UK, thanked those present including the Mayors of Kythrea/Değirmenlik and Lapithos/Lapta, Theresa Villiers MP, Secretary of State for Northern Ireland, the Cyprus High Commissioner to the UK, Euripides Evriviades, Sir Alan Meale MP, Mike Freer MP, Charles Tannock MEP, Andrew Dismore AM and former MP Ian Twinn. A petition was delivered to Prime Minister David Cameron. Petros Kareklas, the Kythrea mayor, spoke on behalf of the Occupied Towns and Municipalities of Cyprus, about the cultural and religious heritage of Cyprus and noted that while a solution was desired by virtually all Cypriots, any settlement must safeguard the unity of the state and the peaceful co-existence and prosperity of all Cypriot citizens in their own country. He added his deepest thanks to British Cypriots and the Federation for their efforts in pressing for an end to the division of Cyprus. Andrew Dismore (speaking in Greek)
reminded us that: “the eyes of the world at present are on the crises in Syria, Iraq and the Middle East, so it is important not to forget Cyprus, which makes it even more vital to have events such as this rally for as long as the injustice of a divided island remains”. Charles Tannock promised to prioritise the instigation of a resolution to focus the newly elected European Parliament on the issue of Varosha and Famagusta, and the reunification of the island. He felt that the recent interest of the USA in the Cyprus problem bodes well for the prospects of a solution under the United Nations. Sir Alan Meale highlighted the sacrifice of so many Cypriot lives to protect freedom and democracy in two world wars” and called for the redoubling of efforts in the search for the fates of Cypriots still missing and unaccounted for.
On Tuesday 14 July, Cyprus journalists travelled to Brussels to see the European Parliament elect Luxembourg's Jean-Claude Juncker as President elect with 422 of the 729 votes cast. He will take over from incumbent Jose Manual Barroso in November. The portfolios for the various Commissioners will be negotiated soon. Cyprus' Commissioner is apparently Democratic Rally's (DISY) MEP elected in May, and former MP and government spokesperson, Christos Stylianides.
The British Commissioner has been chosen. He is the former Leader of the House of Lords and Education Minister, Lord (Jonathan) Hill. He will replace Baroness (Cathy) Ashton in November. Despite attacks on his appointment, he is a former political secretary to John Major, and meant to be a conciliator, disappointing for Eurosceptics. Being a member of the House of Lords means his appointment does not trigger a byelection. His place in the House of Lords is now taken by Baroness Stowell of Beeston who has not been given full Cabinet rank.
Also on Tuesday, Baroness Warsi responded to a debate in the House of Lords initiated by Lord Northbrook in the House of Lords, see: http://www.publications.parliament.uk/pa/ld201415/ldhansrd/text/140715-0002.htm#14071567000154. Baroness Warsi remains in post although the Secretary of State has changed, from William Hague to the former Defence Secretary, Philip Hammond. William Hague is credited with forging a new relationship between the Republic of Cyprus and the United Kingdom. He will stand down as an MP at the General Election on 7 May 2015, and until then becomes Leader of the House, as did Robin Cook before him. David Lidington MP seems to be the longest serving Europe Minister in decades.
The Cyprus Negotiators, Andreas Mavroyiannis and Kudret Özersay, met yesterday exchanging proposals on federal public service, transitional arrangements, citizenship, security and guarantees. They will meet again tomorrow, 18 July, to prepare for the meeting of the Cyprus Leaders, Nicos Anastasiades and Dervish Eroglu, in a week's time on 24 July which was to visit the laboratory of the Committee for Missing Persons, and focus on confidence building measures and the way forward.
In the USA, the 30th Congress of the International Coordinating Committee Justice for Cyprus (PSEKA) has been holding its conference, with a gathering at the Capitol attended by over 45 members of the US Congress including the Chair of the Foreign Relations Committee of the Senate, Robert Menendez, and House Foreign Affairs Committee Chair, Ed Royce.
Mary Southcott
this briefing does not represent the views of the Friends of Cyprus
00 44 117 924 5139 00 44 77 125 11931
--------
- Yorum Yap
- Editöre e-posta
- Yazıyı Gönder
- Çıktı Al
-
-
Clinton'dan İsrail'e: Hamas heybetinizi bitirdi
- yeni haber
- Giriş Saati: 18.07.2014 12:41
Güncelleme : 18.07.2014 14:43
ABD eski başkanlarından Bill Clinton, Hamas’ın İsrail’in dünyadaki
konumunu zayıflattığını, heybetini düşürdüğünü söyledi
İşgal rejimindeki haber ajansların verdiği bilgiye göre İsrailli liderlere
bir konuşma yapan Clinton, Hamas'ın İsrail'in dünyadaki konumunu
zayıflattığını, heybetini düşürdüğünü ve dünya kamuoyunda yalnızlaşmaya
kadar götürdüğünü belirtti.
''İSRAİL KENDİNİ AHMAK OLARAK TAKDİM ETTİ''
İsrail güçlerinin Gazze'deki tutumlarının ve en son Gazze sahilinde dört
çocuğu öldürmesinin gerekçesiz, anlamsız ve gereksiz olduğunu belirten eski
ABD başkanı Clinton, İsrail'in sivilleri hedef alarak kendini dünyaya ahmak
olarak takdim ettiğini ifade etti.
İsrail ordusunun 3 Yahudi gencin cesetlerinin bulunması üzerine başlattığı
kanlı operasyonlarında bugüne kadar aralarında onlarca çocuğun da bulunduğu
270 kişi hayatını kaybetmiş, 2 binin üzerinde Filistinli ise yaralanmıştı.
Bu adam acaba 1974'de nerede idi? Filistin isgali icin fikri nedir acaba?
What other alternatives did he have in 1974 for Turks? and why not talk about the occupation of Palestine?
not: bu arada Turkiye ici ile ugrasacagimiza Turkiye'nin yurt disindaki dusmanlari ile ugrasiyoruz !!!! davetdir
IngiltereBizTurkler - CPTR Committee for Protection of Turkic Rights
Union of British Turks
IngiltereBizTurkler & Committee for the Protection of Turkic rights is a non-profit making British NGO, acting against unfair and unfounded propaganda, unjust initiatives, racism and alike against Turkish entry into European Union, World Turkic peoples, their lands, culture and integrity. The primary purpose of existence of the Committee is to promote multi-cultural, tolerant society, respecting human rights and the conventions of United Nations. It is not affiliated to any Turkic or British political party or Governmental institution. This is a private e-mail for communication purposes only. The information contained in this e-mail is strictly confidential and is intended solely for the individual/s to whom it is addressed. Opinion, statement & advice contained in this email is private & non-binding unless physically signed for.
IngiltereBizTurkler is on Facebook.. member of FransaBizturkler, AmerikaBizTurkler (on Facebook) ArabistanBizturkler (yahoogroups)
Ve sen, biz seslendiğimizde,* Tûr *tarafında da değildin. Sen, senden önce
kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarmak için Rabbinden bir
rahmetsin. Bu sayede onların düşünüp öğüt almaları umuluyor. 28. sure
(KASAS) 46. ayet (Resmi: 28/İniş:49/Alfabetik:53)
(19) Musa, Tebligatı
Sizin için, dinden, Nûh'a önerdiğini, sana vah yettiğini, İbrahim'e,
Mûsa'ya ve İsa'ya önerdiğimizi *şöyle diyerek kanunlaştırdı*: "Dini
dosdoğru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın!" Onları çağırdığın bu
tutum, şirke bulaşanlara çok ağır gelmiştir. Allah, dilediğini kendisi için
seçer ve hakka yönelenleri kendisine iletir. 42. sure (ŞÛRÂ) 13. ayet
(Resmi: 42/İniş:62/Alfabetik:95)
(20) Musa, Denizi Böldü
Hani önünüzde denizi yarmıştık da sizi kurtarmış, Firavun hanedanını
boğmuştuk. Siz de bunu bakıp görüyordunuz. 2. sure (BAKARA) 50. ayet
(Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
Firavun ve adamları, gün doğarken onları izlemeye başladılar. İki topluluk
birbirini görecek hale gelince, Mûsa'nın adamları seslendi: "İşte şimdi
yakalandık!" Mûsa dedi: "Hayır, asla! Rabbim benimledir, bana kılavuzluk
edecektir." *Bunun üzerine Mûsa'ya, "Asanla denize vur!" diye vahyettik.* Deniz
hemen yarıldı, her dalga kümesi kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de
oraya yaklaştırdık. Mûsa'yı ve beraberindekileri toptan kurtardık. Sonra
ötekileri boğduk. 26. sure (ŞUARA) 60-66. ayet (Resmi:
26/İniş:47/Alfabetik:94)
O, hataları örter, karşılaştığı herkese selam verirdi. Sorunları dinler ve
asla bıkkınlık göstermezdi. O en sevgiliydi: Başların tacı, ümmetinin
sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellemdi Boyu ortadan
daha uzundu. Güleç yüzlüydü. Saçını ortadan ayırırdı. Vefat ettiğinde saç
ve sakalındaki beyaz kılların sayısı onaltı civarındaydı. Sakalının
uzunluğu dört parmağı aşmazdı.
Yolculuğa çıktığında ayna, tarak gibi temizlik malzemesini yanında
götürürdü. Aynaya baktığında, "*Rabbim! Yüzümü güzelleştirdiğin gibi
ahlakımı da güzelleştir*" diye dua ederdi.
Arkadaşlarıyla beraber yürüdüğünde arkasında uzun bir kuyruğun oluşmasına
engel olurdu. Onun için de şöyle buyururdu: "*Önümden yürüyün. Arkamı
meleklere bırakın.*"
Mahcuptu. Yanında yapılan bir hata karşısında genç bir kızın utandığı gibi
yüzü kızarırdı. Yanlış yapan hiç kimsenin yüzüne, yanlışını vurmazdı. Bir
hatayı tenkid etmek istediğinde şöyle buyururdu:
"*Bazınıza ne oluyor ki, şöyle, şöyle yapıyorlar.*"
Karşılaştığı herkese selam verirdi. Baş eğerek selam vermeyi çok hoş
görmezdi. Tebessüm ederek, sözle selam verirdi. Selam vermeyi sünnet, selam
almayı ise farz sayardı. Selam kelimesindeki "*barış, esenlik, güven*"
temasına işaret edercesine "*Selamı yayın*" derdi. Çocuklara selam verirdi.
Çocukların selamını alırdı.
Yaşlı bir kadın kendisini yolda durdurduğunda dakikalarca ayakta durur ve
sorulan soruları veya iletilen problemi dinlerdi.
Asla bıkkınlık göstermezdi.
Uzaktan gelip, nasıl davranacağını ve konuşacağını bilemeyen bir köylü
yakasını tutup çekiştirince sabretmiş, bu ne biçim davranış dememiş, tepki
gösteren sahabesine müdahale etmiş ve "*bırakın, derdini anlatsın*"
demiştir. Karşısındaki bu tavrından dolayı utanmış ve özür dilemiştir.
Kendisini görüp, titreyen bir adama; "*Arkadaş, neden titriyorsun? Nedir bu
halin? Vallahi ben de senin gibi kurutulmuş et ve kuru ekmek yiyen bir
kadının oğluyum*" diyerek tevazuda zirveyi göstermiştir.
O, en sevgiliydi. O gönüllerin sultanı, başların tacı *Hz. Muhammed Mustafa
*sallallahu aleyhi ve sellemdi.
*'GECE YATAĞINA GİRDİĞİNDE AYET-EL KÜRSİ'Yİ OKU'*
Ebu Hureyre (ra) anlatıyor:
*Resul-i Ekrem *(sav) beni ramazanda toplanan fitreleri korumakla
görevlendirmişti. Bir gece bir adam geldi, yiyecekleri avuçlamaya başladı.
Adamı tuttum ve:
- "*Vallahi seni Peygamber Efendimiz'in huzuruna götüreceğim*" dedim.
Adam:
- "*Ben çok fakir biriyim*" deyince ona acıdım ve bıraktım.
Sabahleyin Allah'ın Elçisi:
- "*Ebu Hureyre! " Diye sordu.*
*Ben de:*- "*Ya Rasulullah! İhtiyaç içinde bulunduğunu, çocukları olduğunu
söyleyince haline acıdım ve onu serbest bıraktım*" dedim. Peygamber *Efendimiz
*(sav):
- "*O sana yalan söyledi, tekrar gelecek*" buyurdu.
*(O adam gerçekten de Resul'u Ekrem'in dediği gibi üç kere daha geldi.
Üçünde de, acıdığı için Ebu Hureyre onu saldı. Sonuncu yakalandığında ise o
adam şöyle dedi)*
- "*Beni bırakırsan sana çok faydalı sözler öğretirim. Gece yatağına
girdiğinde Ayetel Kürsi'yi oku. O zaman Allah senin yanına devamlı bir
koruyucu verir, sabaha kadar da şeytan sana yaklaşamaz*" dedi.
Öğrettiği cümleler üzerine onu salıverdim.Sabah olunca *Peygamber Efendimiz
*(sav):
- "*Tutsağın dün gece ne yaptı?*" dedi.
Ben de: "*Ey Allah'ın Elçisi" *O adam bana fayda verecek bazı sözler
öğreteceğini söyleyince onu serbest bıraktım. Dün gece tutsağın ne yaptı?
*dedim.*
*Efendimiz (sav): "Neymiş o sözler?" diye sordu.*
*(Ebu Hureyre adamın söylediklerini Efendimiz'e anlattı) (sav): *
*-'Kendisi yalancı olduğu halde bu sefer sana doğru söylemiş. Üç gecedir
kiminle konuştuğunu biliyor musun Ebu Hureyre?' *
*"Hayır, bilmiyorum Ya Rasulullah" dedim. *
*"O şeytandı" buyurdu. *
*BÜYÜKLERİN DUALARI*
*Veysel Karani'nin Duası*
*Allah'ım, sen Rabbim'sin, ben kulunum. Sen Halik ben mahlukum. Sen rızk
veren, ben rızıklanan. Sen sahip, ben sahiplenen; sen şerefli, ben
şerefsiz; sen zengin, ben fakirim. Sen diri, ben ölüyüm. Sen Bâki, ben
fâniyim. Sen kerem sahibi, ben keremsizim. Sen iyilik yapan, ben kötülük
yapanım. Sen bağışlayan, ben günah işleyenim. Sen büyük, ben küçüğüm. Sen
kuvvetli, ben zayıfım. Sen veren, ben dilenenim. Sen emniyetli, ben
emniyetsizim. Sen cömert, ben ise miskinim. Sen kabul eden, ben duâ edenim.
Günahlarımı bağışla, beni azarlama, beni rahmetine ulaştır, ey merhamet
edicilerin en merhametlisi!*
*SORU - CEVAP*
*1- Kadınlar adetli veya loğusa iken dua edebilirler mi?*
*Hanımlar âdet günlerinde veya nifâs (loğusalık) hallerinde iken dua
edebilirler; zikir ve dua anlamı taşıyan âyet-i kerimeleri okuyabilirler.
Bunun yanında, Kelime-i şehâdet, Kelime-i tevhid, istiğfar, salâvat-ı
şerife getirebilirler. Aynı şekilde tefsir, hadis ve fıkıh gibi dinî
eserleri okuyup mütalaa edebilirler.*
*2 - Babalarının emekli maaşını almak için boşanan bir tanıdığım var, bu
dinen geçerli midir?*
*Bu iş devleti kandırmaktır ve alınan para haramdır. Boşanma dinen geçerli
olur.*
*3- Bayramda kurban kesmek istemiyorum, onun yerine parasını dağıtsam caiz
midir?*
*Kişi kurban kesmek yerine parasını dağıtmakla, vacip olan kurban borcunu
ödemiş olmaz. Sadaka vermek ayrı bir ibadet, kurban kesmek ayrı bir
ibadettir.*
Yalova bu yıl da Türk Dünyasını buluşturdu.Yalova’ya,Yalovalılara bu
buluşmaları senelerdir sağlayan YAFEM,bu yılda 17. buluşmayı gerçekleştirdi.
Bu seneki Misafirlerimiz: Azerbaycan. Başkordistan. Çuvaşistan. Dağıstan.
Gürcistan.Kabardin.Karaçay.Kazakistan.Kırgızistan.Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti.Kuzey Osetya. Makedonya. Romanya Türkleri.Romanya Tatar
Türkleri.Suriye Türkmenleri.
Bu buluşmada Türk Dünyasının muhtelif noktalarında gelen her bir misafir,
Yalovalılarla bilgilerini,görgülerini,folklorunu paylaşmanın hazzını
yaşamanın onurunu duyduklarını ifade ettiler.Bu gibi kültür paylaşımı ve
dayanışmaları dünya coğrafyasının her noktasından TÜRK görmek şahsen bana
da onur veriyor.
Bir sıkıntı var olduğunu herkes kabul etmelidir ki.TÜRK coğrafyasında
yaşayan her bir soydaşımız,hep zulüm görmekte.Her türlü insanlık dışı
muamelelere muhatap olmaktalar.Bundan da ayrıca üzüntü duymaktayım.Bu tür
buluşmalarla da basın yoluyla öğrenilmeyen bir takım bilgiler sevindirici
olduğu kadar üzüntü verici de olabiliyor.
Türkiye'nin bu konuda izlemesi gereken stratejiyi ve politikaları
incelemeden önce, genel olarak Türkmenleri tanımak gerekir.Bin yılı aşkın
bir süredir Irak'ta yaşayan Türkmenler köklü bir geçmişe
sahiptir.Osmanlılar döneminde yönetimde oldukça etkili olan Türkmenler,Irak
halkının eğitimli ve aydın bir bölümünü oluşturmaktadır.Türkmenlerin dağlık
ve ova bölgeleri arasındaki coğrafi konumları, yaşadıkları bölgelerin
çoğunlukla Kürt bölgeleri ile iç içe olması,bir yandan petrol zengini olan
Kerkük'teki nüfus ağırlıkları ve diğer yandan da Kerkük'ün ulaşım açısından
stratejik bir konuma sahip olması,Türkmenlerin siyasi istikrarı sağlamak
için politik denklemlerde dengeleyici bir unsur olmalarını sağlayabilir.
Bahsi geçen Türk Soydaşlarımız,başka milletlerin devletleri içinde
bulundukları için hayatları hiçte insani değildir.Her ezilen masum insan
için dünyanın her kuruluşu ayağa kalkmakta bazı devletlere yaptırım
uygulamaktadırlar.Konu TÜRK olunca herkes susup bir kenara çekilmekte.Zulme
ve haksızlığa ses çıkarmamaktalar.
Bu coğrafyalarda yaşayan soydaşlarımızın hak ve hukukunu korumak; Türkiye
Cumhuriyeti Devletine ve onun idarecilerine düşmektedir.Bu görev için ise
TÜRK yöneticilere.Türk gibi düşünen idarecilere.Türkçe konuşup,Türkçe hayal
kurabilen Siyasetçi ve Bilim adamlarına ihtiyaç vardır.Hem Türklük için.Hem
insanlık için.Hem de mazlumun hakkını korumak için.Bu görev öncelikli
olarak Türklere ve Türkiye’ye düşmektedir.
Akıl PC gibi çalışan beyne yüklenmiş bilgi data-ları ile sınırlı düşünür.
Kendisini yeni ve farklı bilgilere kapatan aslında aklını da sınırlı
bilgiler ile kısıtlı bir beynin mahkumu eder. Bundan kastım lüzumsuz
bilgiler ile beyni doldurmak değildir tabii ki ama lazım olacak bilgileri
bilinç altına arşivlemenin faydası olur. Bazı düşünürler bilgi ile ilim
arasındaki farkı şöyle izah ederler. Bilgiler nerede kullanacaksanız orada
işe yarayan parçalardır. İlim insanın öğrenip unuttuktan sonra geride kalan
şeydir derler. İlim kalp ile aklın üzerinde müşterek hareket edebilecekleri
ortak paydadır dersek yanlış olmaz sanırım.
Beyin programlaması ve beyne yüklenen bilgilerin sonsuzluğa açık olması
dışında aklı kemale erdirmenin imkanı yoktur.
Hayattaki bütün bilgilerimiz eğer görsel tabiat olaylarından değil iseler
başkalarından aktarılmıştır. İlim bunların arasından süzüp çıkardığımız öz
olsa gerek.
İlim Müminin yitik malıdır nerede bulursa alır. Hz. Muhammed (Sav)
Saygı ve Selamlarımla
A.D.Şimşek
*Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-35*
SEVGİLİ EFKAN HOCAM NAÇİZANE FAKİRİNİZ HAKKINDAKİ Milliyet Blog'daki Yazı
dizisine ŞÖYLE DEVAM ETMİŞ... Allah razı olsun hocam...
Sizi çok seviyorum canım hocam...
Bizler yeterince dua etmiyoruz. Aslında dua öyle büyük bir ibadet ki,
Peygamberimiz SAV
“Ayakkabınızın bağı bile kopsa onu Allah’tan isteyin” buyuruyor. *(Tirmizi)*
Peygamberimizin SAV hayatının her karesinde dua vardır. Gece yatarken,
uyanınca, gömlek giyerken, abdest alırken, yemekten önce ve sonra, banyo
yaparken, tuvalete girip çıkarken .. gibi her olayda, ama heran dua
etmiştir.
Dua o kadar önemli ki, Peygamber Efendimiz SAV Bedir savaşında gözyaşıyla
dualar etti. Allah meleklerle yardım gönderdi. *(Enfal suresi, 9-12.
ayetler)*
İstanbul iki şeyle fethedildi. Birincisi, Fatih Sultan Mehmet çağın en son
teknojisiyle orduyu donattı ve ikincisi toplumdaki hemen herkesin
gözyaşıyla dualarıyla...
Fatih Sultan Mehmet geceleri planlar hazırlarken, Akşemseddin gibi çok
alimler sabaha kadar namaz ve gözyaşıyla Allah'a yalvarıyorlardı. Evet
İstanbul maddi ve manevi güçle fethedildi.
Belki beş vakit namaza henüz başlamadınız. Ama yine de dua edebilirsiniz.
Hiç olmazsa gece yatarken, yatakta elinizi açın, samimi dille dua edin,
amin deyin huzurla uyuyun inşallah...
Mesela:
*“Ey güzeller güzeli Allah’ım, bana yine bugün çok nimetler verdin. Köfte
için teşekkürler. (O gün yediğiniz bir nimet seçin) Allah’ım işlerimi
yoluna koy, rızkımı artır, bugün aldığım o borcu ödememi nasip et.
Çocuğumu sınavlarında başarılı eyle, ...”*
...vs bunun gibi samimi dualarla Allah’a içinizi dökün. Ve huzur bulun...
Dua eden bilir ki kendisini duyan, gören ve isteğini yerine getirecek biri
var...
Mümin daima havf (korku) ve reca (ümit) arasında bulunmalıdır. Çünkü fazla
korkudan ümitsizlik, korkusuz ümitten ise gaflet doğar.
Mümin, Rabbinin büyüklüğünü ve azabının çetinliğini bilerek O’ndan korkar.
Yani Allah’tan en çok korkan, O’nu en çok bilendir.
Ölünce karşılaşacaklarımdan hem korkuyorum, hem de ümitliyim. Mesela
diyorum ki, günahlarım çok, Allah’ım şimdi beni yerde sürükleyerek götürtüp
cehenneme atsan, haklısın.
Ama senin rahmetin azabını geçmiştir Allah’ım, tövbelerimi ve kırık dökük
ibadetlerimi kabul et. beni ateş azabından koru, diye dua ederken gözyaşına
boğuluyorum.
Bizler hayatımız boyunca, sürekli şeytan ve nefsimizin tuzaklarına karşı
uyanık olmalıyız. Bu ise konuşmadan önce ve yapacağımız işten önce sonucunu
düşünmekle mümkün olur.
Yani cehennemden korku içinde olmakla beraber, Cennete girme ümidini hiçbir
zaman yitirmemeliyiz. Bunun içinde sürekli ibadet etmeli, iyilik etmeli,
imanımızı korumalıyız.
Yorgunsunuz!
Çıkarınız için; kömür çuvallarını beklemekten yorgunsunuz!
Yorgunluğunuza bağlı istekleriniz sizi şehvetlerinize alıp götürmüş.
Bilmek istemiyorsunuz!
Öğrenmek istemiyorsunuz!
Sizi sadakat zincirleriyle bağlı kılan karanlık emelleri anlamıyorsunuz.
Bu nasıl bir görmemezlik, bu nasıl bir duymamazlık!
Eğer bu dünyada onurlu yaşamayacaksanız; gidin öteki dünyaya.
Bu dünyada ötekileşmenin/ötekileştirmenin bir anlamı yok.
Öteki dünyada Huriler, Gılmanlar varmış bak!
Boş yere burada masallar dinlemeyin!
Öteki dünya var mı, yok mu?
Bilin ki öteki olmak da bu dünyada, olmamak da...
Hem sonra her şeyi bu dünyada öğrenip oraya taşımak niye?
Boş yere hamallık edeceksiniz.
Yoksa bu bir yatırım mı?
Demek ki; en büyük yatırımı mescitlerde para toplayanlar yapıyor.
Oh ne ala! Korku yok onlar için.
Varsa eğer öteki dünya düşüncelerinizden ve isteklerinizden kirlenmiştir.
Hani hep 33 yaşında olacaksınız ya!
Hani hep tespih çekersiniz ya...
33 - 33 - 33
İsa'nın ölüm yaşı gibi.
Yahudiliğin temel direğisiniz.
Vah, vah!
Erkeklerin cinsel organları her zaman dik olacakmış...
Kim bilir erkekler ne kadar utanacak.
Çeşit çeşit, biçim biçim, boy boy, organ var. Bir de beyazı, karası..
Bir de kabuklu, kabuksuz...
Bir gün:
Her şeyi yerinde olan bir nonoş gelirse;
Bence gelir mi? Gelir.
Her şeyi olduğuna göre...
Ve kadınlar önce nonoşu beğenirler.
Kibar mı kibar, nazik mi nazik, kadınların ruhundan anlayan bir centilmen!
Yaratılış yaratılış diyenler!
Elma zaten düşecekti. Newton ne arıyordu orada. Kafası kırılmadı ya...
Arşimed'in bağırması da bir tuhaf.
" Evreke, evreka!"
Hamamtası zaten su üstünde durur. Batırırsan batar, çıkarırsan çıkar.
Kurnanın umurunda mı?
Onlar bunu biliyorlardı.
Önemli olan formülü bulmaktı.
E= mc2
Hadi bil bunu
Bilmiyorsan eğer;
Hiroşima'ya, Nagazaki'ye atılan atom bombasıdır bu.
Sen halen uyu!
Bunun suçlusu kim?
Kömürcüler değil.
Bulgurcular, makarnacılar da değil.
El kadar kızların; bayramlarda seyranlarda memelerini okşayanlar da değil.
Bir yaşında evlenir, sekiz yaşında gerdeğe girer diyen yam yam da değil.
Öyle çocuklar var ki; insanın nefsini uyandırıyor diyen takkeli,
Kendi kızımı kucaklayamıyorum diyen sapık da değil.
Hatta sana koyun diyen padişah da değil.
Hatta ol padişah hain değildir diyen ihanet sahipleri de...
Bunun suçlusu sensin!
Bunun suçlusu Sarıkamış'da 100 bin askerimizi savaşamadan öldüren Enver'de değil.
Bunun suçlusu Çanakkale'de ölen 351 bin şehidimiz,
Bunun suçlusu Kurtuluş'da ölen 40 bin şehidimiz,
Bunun suçlusu " Ben sizlere ölmeyi emrediyorum!" diyen,
Düşmanı denize döken, Padişahlığı, hilafeti kaldıran, seni ümmetlikten kurtaran,
millet yapan, Ulu Önder Gazi Kemal Atatürk'e ihanet edenlerdir.
Değil mi?
Sana kimbilir neler öğrettiler, neler öğretiyorlar.
Sandığa gittiğinde kullandığı oyu satan sen: Uyu!
Nenni nenni uyu!
Uyu da:
Belki bir gün büyürsün.
Şimdi de; çocuklarınızı kölelik zincirleriyle bağlıyorsunuz.
Ulusumuz; yapacak olduğumuz İkinci Kurtuluş Savaşımızda önce sizlerden kurtulacaktır.
Gerçek bu.
" Önce ekmek bilmez hainleri
Sonra düşmanı yeneceğiz!
Kazmayla, kürekle, sağlam bir değnekle..."
1919- Amasya- Mesudiye Oteli-Miting- Sıtkı Hoca