Re: [TÜRKİYE:35224] Turkiye-icin-el-ele@googlegroups.com adlı grubun özeti - 12 konu konuda 12 güncelleme ileti

1 view
Skip to first unread message

Yusuf Yaman

unread,
Jul 27, 2014, 5:02:42 AM7/27/14
to Turkiye-i...@googlegroups.com
Durum gösteriyor ki Hadisler, Kurana Eş koşmak için uydurulmuş. Allah'a eş koşmak ve Kuran'a eş koşmak niye? Kuran'ı okuyup anlayan insan bunu yapmaz. Kuran anlaşılmak ve anlatılmak ve öğüt almak için insanlara indirilmiştir. Ama insanlar hep kötülük işleyerek ilerisini berbat etmek isterler Allah ıslah etsin. ALLAH AFFETSİN. 


27 Temmuz 2014 01:51 tarihinde <Turkiye-i...@googlegroups.com> yazdı:

Grup: http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele/topics

    "Hasan ÖZÇELİK" <altay...@gmail.com> Jul 27 12:57AM +0300  

    TENGRİCİLİĞİN YAŞAYAN BİR YANSIMASI: KAFATASI KÜLTÜ
     
    <http://son.altayli.net/wp-content/uploads/2014/07/Kafatası_Kultu.jpg> Kafatası_Kultu
     
    Giriş
     
    Tengri[1] inancı, Türklerin en eski inanış biçimidir. Uzun bir dönem, Orta Avrupa’daki Macar bozkırından, Uzakdoğu’daki Büyük Okyanus kıyılarına kadar egemen olmuştur. Türklerin İslâmiyet’i kabul ettikleri 10. yüzyıla kadar bu durum sürmüştür. Bu geniş coğrafyaya, Rusların güçlenmeye başladığı 16. yüzyıla kadar kuzey Karadeniz’e Kıpçak Bozkırı denmesi, en aşağı 2000 yıl boyunca bölgenin Türk yurdu olarak görüldüğünün göstergesidir.
     
    Bozkırın Avrupa kısmındaki Türklerin, Hristiyanlığı; Hazar[2] ve Karaylar gibi küçük toplulukların Musevîliği; geri kalan büyük Türk kitlelerinin de, 10. yüzyıldan itibaren İslâmiyet’i seçmesiyle Tengricilik inancı gerilemeye ve daha dar bir alana hitap etmeye başlamıştır. Tabiî Çin’i yöneten Moğol hanedanlarının da Budizm’i seçmesi ve Budist yöneticilerin Moğolları da Budizm’e geçirmesi ile Tengricilik, bu alanda da gerilemiştir. Günümüzde daha çok Altaylar çevresi ile Sibirya Türkleri arasında, resmen yaşamaktadır.
     
    Bununla berâber kamlık geleneğinin dışında, diğer dinlerin içerisinde Tengricilik, eski Türk coğrafyasının büyük kısmında yaşamaktadır. Kıpçak Bozkırı’nın Rusya olması ve Rusya’nın Sibirya’nın tümünü elinde tutması ve diğer birçok Türk yurdunun yabancı elinde olması, tabiî olarak nüfusu da etkilediği için buralardaki Tengriciliği de etkilemektedir. Ancak yine de bu inanış, geniş bir coğrafya da yaşamaya devam etmektedir. Kazakistan gibi İslâmiyet’e geçişi nispeten yeni sayılabilecek Türk devletleri dışında, Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi Türk devletleri ile Irak Türkmenleri, İran’daki Güney Azerbaycan Türkleri arasında hâlâ kendini gizleyerek, adını söylemeden yaşamaktadır. Cenaze, düğün, evlilik törenleri ve ayrıca toplu dua törenlerinde Tengricilik, en açık hâli ile görünmektedir.
     
    Geçenlerde fotoğrafçı arkadaşım Yılmaz Kaya’nın Çanakkale’de merkeze bağlı Kızılkeçili köyünde çektiği iki fotoğraf dikkatimi çekti. Fotoğraflarda birer tahta çubuğa takılı at ve sığır kafatasları bulunmaktaydı. Fotoğrafların birinde at kafatası varken, diğerinde de sığır kafatası vardı. Bu makalenin amacı, bu fotoğraflar üzerinden Türkler arasında hâlâ yaşamakta olan Tengrici bir inanç unsurunun değerlendirilmesi olacaktır. Bunun içinde Tengricilik, at kültü, kafatası kültü gibi kavramları iyi bilmek ve açıklamak gerekmektedir.
     
    - Tengri İnanışı -
     
    Tengri, Türkler, Moğollar gibi Altay toplumlarında var olan en yüce gücün adıdır. Köken olarak Türkçe olan bu kelime çeşitli Türk lehçeleri ile Moğolca’da bulunmaktadır. Bulgar Türklerinde “Tangra” denirken, diğer Türk toplumları ve Moğollarda “Tengri” denirdi.
     
    1240 yılında yazılan ve Cengiz Han’ın hayatını mitolojik bir biçimde anlatan “Moğolların Gizli Tarihi”[3] adlı kitap, “Müngke Tengri-yin Küçü-dür”[4] diye başlamaktadır. Aynı şekilde Kök Türklere ait Orkun yazıtlarda da Bilge Kağan şöyle demektedir: “Türk Oguz begleri, bodun, eşidin. Üze teŋri basmasar, asra yer telinmeser, Türk bodun iliŋin törüŋin kim artatı udaçı erdi?”[5] [6] Ayrıca çok önem verdikleri dağ ve tepe gibi coğrafî yerlere de Tengri adı verilmiştir. Bugün Kırgızistan ve Tacikistan’dan başlayıp, neredeyse Moğolistan’a kadar uzanan, Çinlilerin Tien-Şan, Türklerin ise Tanrı Dağları dediği dağ sırasının adı Tengri-Tav’dır. Ayrıca Tuna boyuna yerleşen Bulgar Türkleri, Balkan yarımadasının en yüksek dağına “Tangra” adını vermiştir. Daha sonra başka bir Türk topluluğu olan Osmanlıların “Maşallah” adını verdiği dağ, bugün “Musala”[7] adını taşımaktadır.
     
    Tengri, evreni ve dünyayı yaratıp, yönetendir. Bu açıdan bakıldığında Tengri, tek tanrı olarak görülmektedir. Ancak bir noktaya dikkati çekmekte fayda vardır. O da şudur ki, Tengri’nin oğulları ve kızları bulunmaktadır. Bereket tanrıçası olan Umay, Tengri’nin kızı iken; gökyüzünün tanrısı Ülgen ile yeraltının tanrısı Erlik Han, Tengri’nin oğullarıdır. Böylece bir büyük tanrı etrâfında çok tanrı inancının yer aldığı görülmektedir.
     
    Tengri’nin kızı olan Umay, bereket tanrıçası olarak hâmile kadınların, annelerin, doğmuş ve doğmamış çocuklar ile hayvan yavrularının koruyucusudur. Moğolların anne anlamında “Ece”, Hakasların “Imay Ece”, Yakutlarında “Ayısıt” dediği Umay, Kaşgarlı Mahmut’un Divânü Lûgâtit Türk adlı eserinde, plasenta ve çocuğun rahimdeki eşi[8] olarak açıklanmıştır. Ayrıca şu atasözüyle de önemi vurgulanmıştır. “Umayqa tapınsa ogul bulur”[9]. Ayrıca Orkun yazıtlarında Bilge Kağan, annesini Umay’a benzetmektedir.
     
    Tengri’nin başka bir çocuğu olan ve gökyüzü tanrısı olan Ülgen, sıralamada Tengri’den sonra gelmekte ve kardeşleri Umay ve Erlik’in önünde yer almaktadır. Hatta bazı Türk topluluklarında zaman zaman Tengri’nin konumuna yükseldiği de olmuştur. Ülgen'in Karakuş, Karşıt, Buura-Kan (Pura Kan), Burça Kan, Yaşıl Kan, Er Kanım, Baktı Kan adında yedi oğlu, Ak Kızlar <http://tr.wikipedia.org/wiki/Ak_K%C4%B1zlar> ve Kıyanlar diye adlandırılan dokuz kızı vardır. Her biri birer yer-sub olan bu ruhlar, ak kamların Ülgen ile konuşmasına aracılık ederler. Ayrıca Radloff’a göre Altay Tatarları, Ülgen’in ataların talebi üzerine yeni doğan çocuğa verilecek hayatî gücü, süt kadar beyaz bir gölde araması için elçi gönderdiğine inanır[10].
     
    Ülgen’in dışında Tengri’nin diğer bir oğlu da yer altı tanrısı olan ve kötülüğün sembolü olan Erlik Han’dır. Erlik ile ilgili anlatılanlarla İslâm, Hıristiyan ve Musevî kaynaklarındaki İblis arasında inanılmaz bir benzerlik ve tam uyum vardır. İnsanın yaratılması esnasında Tengri’ye kötülük düşünen ve ilk insan olan Törüngey ve eşi Ece’yi yoldan çıkarması üzerine Tengri tarafından yer altına gönderilmiştir[11]. Kendisine burada çok az ışık veren ve koyu kırmızı renkli bir güneş verilmiştir. Erlik, dünyadaki bütün kötülüklerden sorumludur. Erlik Han’ın dokuz oğlu, dokuz kızı vardır. Dokuz oğlu, adlarıyla birlikte şunlardır: Karaş, Mattır, Şıngay, Kömür Kan, Badış Biy, Yabaş Kan, Temir Kan, Uçar Kan, Kerey Kan. Erlik Han’ın kızları, kam, Tengri ya da Ülgen’e kurban vermek için göğe çıkarken, kamı yataklarına çağırıp yolundan alıkoymağa çalışırlar. Kam, işini unutup Erlik'in kızlarının cilvelerine kanarsa başka ruhlarca cezalandırılır ve kurbanın kabul etmesi işi de tehlikeye düşer. Erlik'in kızlarından ikisi, Sekiz Gözlü Kiştey Ana ile Erke Solton'dur. Ülgen’in emrindeki ak kamlar gibi Erlik Han’ın emrinde de kara kamlar vardır. Ayrıca bazı Türk ve Moğol toplumlarında ölümün kaynağı olarak Erlik Han gösterilir. Buna göre Erlik Han’ın, “Aldacı” isimli elçisi, ölmek üzere olan kişinin ruhunu alır.
     
    Görüldüğü gibi Türk ve Moğolların Tengri inancı, tek tanrı görüntüsündeki birçok tanrı inanışıdır. Tabiî bunların altında da Ülgen, Umay ve Erlik Han’ın çocukları olan iyi ve kötü ruhlar, çeşitli yer-sublar bulunmaktadır. Ayrıca Türkler, her dağ, tepe, su, vb. coğrafi yerlerinde ruhları olduğuna inanmaktadır. Bir çeşit animizm[12] olan bu inanç yapısının, tanrılar dışındaki ruhlarla ilgili olan bölümünü kafatası kültünü açıklarken vereceğiz.
     
    Genelde yanlış olarak şamanizm[13] olarak adlandırılan Tengricilik, çok tanrıcı olmakla birlikte çağdaşı olan birçok antik uygarlıkta olduğu gibi tapınma için belli dinî ritüellere, ruhban sınıfına, tanrı-kral anlayışına tamamen yabancı bir inanıştır. Ruhlarla ilgili animist olan yapısına rağmen, esas rolün Tengri ve çocukları olan Ülgen, Umay ve Erlik’e düştüğünü göz önüne aldığımızda da animizmden de uzak, bir inanç yapısı olduğunu görüyoruz.
     
    <http://son.altayli.net/wp-content/uploads/2014/07/iskit-at1.jpg> iskit-at[1]
     
    - At Kültü -
     
    Atın, yaklaşık olarak bundan 5500 yıl evvel, MÖ 3500 yıllarında, bugünkü Kazakistan’ın kuzeyinde yer alan Botai kültüründe evcilleştirildiği biliniyor. Atı evcilleştiren Botai halkının, yaşam tarzına bakıldığında Türk oldukları izlenimi uyansa da, bu konuda, tam anlamıyla bir kesinlik, henüz sağlanamamıştır. Bazı bilim adamları, bu kültürün Hint-Avrupalı olduğunu savunurken, birçok bilim adamı da bu kültürün Türk olduğunu savunmaktadır.
     
    Botai kültürü, MÖ 3700 ile 3100 yılları arasında uzun bir süre var olmuş olan bir kültürdür. İlk olarak Sovyet arkeolog Viktor Seibert tarafından bulunduğu 1980 yılından beri yapılan kazılarda, yüz binlerce hayvan kemiği çıkarıldı ve işin en ilginç yanı ise bulunan yüz binlerce kemiğim, neredeyse tamamımın, %99,99’unun at kemikleri olmasıydı.[14] [15]
     
    Gerek Kazak bozkırı, gerekse de Karadeniz’in kuzeyinden Sibirya ve Orta Asya’ya kadar olan bölgede atçılığın çok kısa sürede yayıldığı görülmektedir. Atın hızı, dayanıklılığı ve gücü, onu çevresindeki diğer büyük baş hayvanlardan ayırmış ve kısa zamanda yolculukların, göçlerin ve savaşların aranılan hayvanı hâline getirmiştir. Üstelik bu rolünü de 20. yüzyıla kadar korumuş ve kimseye kaptırmamıştır.
     
    Atın evcilleştirilmesinin iki muhtemel kaynağından biri olan Türkler, diğer milletlere göre ata daha fazla bağlanmış ve atla berâber, ata uygun bir yaşam tarzı geliştirmişlerdir. Doğal olarak da, bu yaşam tarzı dilden, dine, geleneklerden, töreye kadar bütün unsurları etkilemiştir.
     
    Her başarının arkasında olağanüstü ya da güçlü bir at olduğu düşüncesi de, Türklerin zihninde yer etmiş ve böylece at ile aradaki bağlar, çok daha güçlü bir şekilde yaşanmıştır. Manas Destanı’nda geçen Manas’ın atı Akkula’nın önemi çok büyüktür. Hatta başarılarını da büyük ölçüde ona borçludur. Ayrıca Köroğlu’nun atı olan Kırat’ta Köroğlu Destanı’nda Köroğlu’ndan sonra en önemli figürdür. Köroğlu, her savaşa Kırat’la girmekte, onun sâyesinde başarmaktadır. Bu yüzden de Bolu Beyi, düşmanının, bu en önemli gücünü ele geçirmek istemektedir.
     
    Ayrıca Bizans, Çin, İran ve Arap kaynakları, Türklerin atlara olan özel ilgisinden bahsetmektedirler. Meselâ Bizans kaynakları, Hun hükümdarı Attila ile barış görüşmesine giden Bizans elçilerinin, Hunların sürekli olarak at sırtında oldukları için zorlandığını yazmaktadırlar.
     
    Konar-göçer bir toplum olarak Türkler için atın çok önemli olmasının nedenlerinden biri de Türklerin güney komşusu Çinlilerdir. Tarihin her döneminde en kalabalık toplum olarak Çinlilere karşı mücadele etmenin yolu hareketli olmaktan geçmekteydi. Bu da atın önemin arttırmakta ve sürekli at sırtında geçen bir hayat tarzı meydana getirmekteydi. Günümüzde bile Orta Asya’da atlara çok büyük önem verilmektedir. Özellikle Moğolistan’da at nüfusunun, insan nüfusundan fazla olduğu bilinmektedir. Ayrıca Türkmenistan bayrağında da yer alan ve Türk atı olan Ahal-Teke’de atın önemini göstermektedir.
     
    Türkler için artık bir hayvandan öte olan atlar, hem dost, hem etini ve sütünü bağışlayan bir kaynak, hem de gerektiğinde Tengri’yi ya da Ülgen’i mutlu kılacak ya da Erlik’in ve onun kötü ruhlarının kötülüklerinden korunmayı sağlayacak bir kurbandı. Manas Destanı’nın birçok bölümünde at kurbanı geçmektedir. “Manas'ın oğlu Semetey Talas'ta Zülfikâr dağında oturan Bayoğlu Bakay'ı ziyaret eder. Bakay sevinir. Tanrı yoluna atlar kurban eder[16].”
     
    Destânın diğer bir bölümünde de, at kurban etme, şu şekilde geçmektedir: “Manas öldükten sonra, dokuz gün bekletilir. Doksan kısrak kesilir. Dokuz kat kumaş halka dağıtılır. Daha sonra aynı cenaze töreninde altmış sayısı rol oynamaya başlar. Altmış gün bekletilir. Altmış kısrak kesilir ve ölü mezara konur. Bu suretle merasim biter” [17]. Bu bölümde Manas Destanı’nda şöyle geçer:
     
     
    “Manastın çımınday canı kétti déyt,
    çın üyüne kétti déyt
    Ak-saraylap koydu déyt,
    kök-saraylap koydu déyt,
    Toğus künü cattı déyt,
    tokson-do bee soydu déyt:
    altı künü cattı déyt,
    altımış bee soydu déyt.
    Altınduu tonun toğustan,
    élge cırtış bérdi déyt.”
     
    Manas’ın canı uçmuştu,
    asıl evine gitmişti.
    Ak saray gibi bir bina yaptılar
    mavi bir mezar yaptılar,
    dokuz gün orada kaldılar,
    doksan kısrak kestiler,
    altı gün orada kaldılar,
    altmış kısrak kestirip
    dokuz kat da altın kumaş
    bulup halka dağıttılar.[18]
     
    Bunun birlikte kurban edilen atın rengi de oldukça önemlidir. Beyaz renkli kurbanlar, Tengri başta olmak üzere diğer tanrılara ve iyi ruhlara sunulurdu[19]. Bahaeddin Ögel, bu konuda da bizlere çok önemli bilgiler vermektedir. “Hıtaylar'da beyaz ata binerek, beyaz tilki avlama merasimleri, beyaz atla beyaz öküzün Gök Tanrısı'na kurban edilmesi, bir şehir zapt edildikten sonra, yine beyaz atla koyunların kurbanı, çok eski Türk-Moğol adetlerinin bize gelen akisleridir”[20].
     
    Görüldüğü gibi Türkler, bu çok önem verdikleri hayvanı, öteki dünyada da kullanabilmek amacıyla aynı zamanda bir kurbanlık olarak görmüşlerdir. Ayrıca asıl dikkat çekici nokta da şudur ki; Türklerde at kurbanı geleneği ile atın ilk evcilleştirildiği yer olan ve Türk mü, Aryen mi olduğu tartışmalı Botai kültüründe bulunan kemiklerin tamamına yakının at kemiği olması ve yüz binlerce at kemiğinin bulunması da oldukça önemli bir noktadır. Bugün dâhi at kemikleri ya da at kafatası, Anadolu’da birçok yerde uğursuzluğa, kötü ruhlara karşı bir koruma vazifesi görmektedir.
     
    Ayrıca Türk kültürünün yaklaşık 5000 yıldır temasta bulunduğu bölgeler ve insanlarda da ilginç düşünce ve inançların ortaya çıkmış olması da dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Zira antik Yunan’daki ok ve yay kullanan yarı at, yarı insan Sentorlar ile çeşitli İran, Mısır ve Çin çizimlerindeki at üzerinde ok atan savaşçı tasvirleri gerçekten atlı Türk savaşçılarına benzemektedir. Türklerin at üzerinde ok kullanabilen bir millet olması da, bazı tarihçilerin Sentorlar ya da at üzerinde ok kullanan savaşçı çizimlerinin Türkleri anlattığı iddiasının oluşmasını sağlamıştır.
     
    Bütün bunlar göstermektedir ki, Türklerin binlerce yıldır temas kurmuş olduğu Roma, Yunan, Anadolu, İran, Mısır, Arap, Tibet ve Çin uygarlıklarının zihninde Türk ve at kavramları o kadar iç içe geçmiştir ki, bir birinden ayrılamayan iki canlı, hatta birleşmiş bir tek canlı gibi görünmüşlerdir.
     
    <http://son.altayli.net/wp-content/uploads/2014/07/1jDYDY1.jpg> 1jDYDY[1]
     
    Fotoğraflar: Yılmaz KAYA
     
    - Kafatası Kültü -
     
    Hayatın kaynağı olan beynin, kafatasında yer alması, dolayısıyla kafatasının hayatın koruyucusu gibi bir görevinin olması ilkel insanın zihninde, olağanüstü bir duruma yükselmiştir. Bu durum, kafataslarının, ruhların merkezi olarak algılanmasına yol açmıştır. İlk zamanlar insan kafatası ile başlayan kült, zamanla hayvanların

     

    Abdullah Mustafa <abdullah...@gmail.com> Jul 26 08:59PM +0300  

    *Sayın Muzaffer İlaldı (Grup yöneticisi)*
     
     
    *Sayın Mehmet Patan’dan yönlendirdiğiniz iletiden, Sayın Patan’ın eleştiri
    ve şikâyetinden haberdar oldum.*
     
    *Yaklaşık 65.000 kayıtlı üyesi olan bir toplulukta, tüm üyelerin beğeni,
    tercih ve seçimlerinin hepsinin aynı olması elbette ki beklenemez. İsteyen
    istediğini okur hatta arşivler, İstemeyen okumaz “bir tık” ile çöpe
    yollar. Herkes istediği yazıdan ancak kendi isterse nasiplenir.*
     
     
    *Sayın Patan, kişisel değerlendirmesi ile: “Bir olay olur. Bunun kuranda
    karşılığı olur. Onu belirterek örnek verirsiniz herkes severek okur.”
    Diyerek aslında “Türkiye’nin tarihi, kültürel, siyasi ve güncel
    sorunlarıyla” Din ve Kuran’ın ilgisini zımnen (**Üstü kapalı olarak,
    dolayısıyla) ilgisini kabul ediyor “Ama öyle olmuyor.” Diye , “Burası kuran
    öğretme yeri değildir. Kuran veya başka şeyler öğrenmek isteyenler giderler
    bu tür konuları öğreten yerler vardır, oralarda öğrenirler.” “Bakış
    Yoluyla” meseleye yaklaşıyor**.*
     
     
    *Oysaki:*
     
     
    *Aslolan, aydınlanma adına, istismarına engel olmak ve asıl kaynağından
    doğru bilgiyi / haberi paylaşmak olduğunda, “bu tür konular”, sadece,
    birbiriyle örtüşmeyen ve / fakat belli disiplin ve geleneksel
    yorumla “öğreten yerler” den sorgulamamaksızın “öğrenildiği”
    için, “Türkiye’nin kültürel, siyasi ve güncel sorunları” zuhur etmekte /
    belirmektedir.*
     
     
    *Bu gurup gibi her düşünce ve fikrin, usul ve adap çerçevesinde, demokratik
    olarak ifade edildiği guruplar, bilgi ve haberin serbestçe paylaşıldığı,
    gereğinde tartışılıp, sorgulanıp, tahkik edildiği, gerçek bir “halk
    okul”ları olarak hizmet sunarlar. Doğruya ulaşmada bir ihtiyacı
    karşılarlar.*
     
     
    *Bu sebeple kişisel olarak beğenmezsek elbette görüşümüzü yazarız, ama
    kendimiz gibi düşünmeyen bir başka üyeyi, “**bu grubun belki de iyi
    niyetini süistimal etmekle**” ve “**Birileri bu platformu dinsel
    amaçlarına ve propagandalarına alet ediyorlar. Bizi de kullanıyorlar.**” Diye
    delilsiz ( yazarının niyet ve maksadını anlamadan kendi zannımızca)
    suçlayamayız. *
     
     
    *Sayın Mehmet Patan’nın bu ithamını kendi adıma reddederken, ithama muhatap
    diğer yazı sahibi üyeleri de bu konuda tenzih ederim.*
     
     
    *Sayın Muzaffer İlaldı (Grup yöneticisi)*
     
     
    *Gurubun yöneticisi olarak, gurup ilkeleri ile ilgili olarak, yöneticisi
    olmanız sebebiyle özelinize gönderilen Sayın Mehmet Patan’nın
    iletisini, gurubunuzla paylaşıp üyelerinizi bilgilendirmeniz şüphesiz
    uygun ve doğru bir uygulamadır.*
     
     
    *Ancak bir yorum yapmadığınız için sizin konuya ilişkin olarak görüş ve
    ilkesel olarak tutum ve isteğinizi, şahsen bilmek ihtiyacındayım. *
     
     
    *Şayet kişisel özgün derlemem olan,” Konularına göre Kur’an Mesajı” E-
    kitabından, yorumsuz (herkes kendi ne anlıyorsa o), Yaşar Nuri Öztürk
    Türkçe Çevirisi ile, Konusuna uygun derlenmiş Kur’an Ayet Guruplarını, Ana
    kaynağından ve ana diliyle “oku”mak isteyenler için, günlük olarak, Allah
    rızasını kazanmak amacıyla paylaşmaya çalıştığım ve Sayın Mehmet Patan’nın
    iletisinde atıf (gönderme) yapılan yazı disisinin gurupta yayımlanmasını
    uygun görmüyorsanız lütfen bunu guruba açık bildiriniz (bu yönetici olarak
    sizin hem hakkınız hem görevinizdir) ki böylece hem ben yazı dizisini
    sonlandırayım, hem de ithama muhatap olan diğer yazı sahiplerine bir
    işaret verilmiş olsun.*
     
     
    *Saygılarımla*
     
     
    *abdullah...@gmail.com <abdullah...@gmail.com>*
     
     
     
     
     
    26 Temmuz 2014 08:54 tarihinde Grup Yönetici <erzinca...@gmail.com>
    yazdı:
     
     
    --
    Selam ...
    Abdullah Mustafa

     

    ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com> Jul 26 06:32PM +0300  

    Hadi Bakalım.
    Buna ne demek gerekiyor.
    A.D.Şimşek
    İsrail katliamdan 19 gün sonra itiraf etti!
     
    İsrail 19 gündür Gazze'de sivilleri hedef almaya devam ediyor. Bine yakın
    sivilin hayatını kaybettiği saldırıların bahanesi olan 3 Yahudi
    yerleşimcinin öldürülmesine ilişkin gerçekler ortaya çıktı. İsrail Emniyeti
    Basın Sözcüsü, Micky Rosenfeld, İsrail'in 3 yerleşimcinin Hamas tarafından
    öldürüldüğünü iddia ederek Gazze'ye saldırmasını değerlendirdi. Rosenfeld;
    'Yerleşimcileri Hamas öldürmedi, eğer Hamas olsaydı bunu önceden bilirdik'
    dedi.
    YENİSAFAK.COM.TR/ DÜNYA | 26 TEMMUZ 2014, 15:46
    <http://yenisafak.com.tr/>DÜNYA <http://yenisafak.com.tr/dunya-haber>HABERİ
    YAZDIR
    <http://yenisafak.com.tr/dunya-haber/israil-katliamdan-19-gun-sonra-itiraf-etti-26.07.2014-670364?ref=manset-4#>
     
    -
    -
    -
    <http://yenisafak.com.tr/dunya-haber/israil-katliamdan-19-gun-sonra-itiraf-etti-26.07.2014-670364?ref=manset-4#>
    -
    -
     
    İsrail Emniyeti Basın Sözcüsü, Micky Rosenfeld, İsrail'in 3 yerleşimcinin
    Hamas tarafından öldürüldüğünü iddia ederek Gazze'ye saldırmasını
    değerlendirerek, 'Yerleşimcileri Hamas öldürmedi, eğer Hamas olsaydı bunu
    önceden bilirdik' dedi.
     
    *'Hamas öldürdü' iddiası yalan*
     
    19 gündür Gazze'ye yoğun şekilde saldıran İsrail, şu ana kadar 940 sivili
    katletti. 7 Temmuz'da başlatılan operasyonda İsrail'in bahanesi olan 3
    İsrailli yerleşimcinin, Hamas tarafından öldürüldüğü iddia edilmişti.
    Hamas'ın öldürülen yerleşimcilere ilişkin yaptığı açıklamalarda kesin bir
    dille yalanlasa da İsrail, Gazze'deki katliamlarına kılıf uydurarak,
    bölgeye kara harekatı da başlattı.
     
    *'Hamas olsa çok önceden çözerdik'*
     
    3 İsrailli yerleşimcinin, Hamas tarafından öldürülmediği, İsrail emniyeti
    tarafından da itiraf edildi. İsrail Emniyeti Basın Sözcüsü, Micky Rosenfeld
    yaptığı açıklamada, İsrailli yerleşimcilerin Hamas tarafından
    öldürülmediğini belirtti. Rosenfeld açıklamasında '3 yerleşimciyi
    kesinlikle Hamas öldürmedi. Hamas olsa biz bunu önceden çözerdik. Bu ayrı
    bir hücre' dedi.
     
    *'Öldürülen gençler İsrail'in bahanesi'*
     
    Rosenfeld'in açıklamaları yerleşimcilerin öldürülmesinin ardından Hamas'ı
    suçlayan Netanyahu'nun sözleri ile çelişiyor. Rosenfeld, açıklamasında '
    İsrail Hükümeti, Gazze'ye saldırmak için bu işi Hamas'ın yaptığını öne
    sürdü' şeklinde konuştu.
     
    3 İsrailli yerleşimci 12 Haziran'da kaybolmuş, 18 gün boyu kendilerinden
    haber alınamamıştı. Kayıp yerleşimcilerin cesedi Batı Şeria'da El-Halil
    kenti yakınlarında bulunmuştu. Cesetlerin bulunmasının ardından Hamas'ı
    suçlayan İsrail, Gazze'ye 3 koldan saldırmaya başlamış, Batı Şeria'da da
    binlerce Filistinlinin evini basıp 590 kişiyi gözaltına almıştı

     

    ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com> Jul 26 06:14PM +0300  

    Haram lokma yememişlermiş
    A.D.Şimşek
    Şovmen polis taltif zengini çıktı!
     
    Emniyet içindeki paralel yapılanmanın, polislere para ödülü verilmesini
    düzenleyen taltif sistemini sabote ederek, ödüllerin tamamına yakınını
    yapıya mensup Emniyet müdürlerine aktardıkları tespit edildi. "Haram lokma
    yemedim" diyen Emniyet Müdürü Hayati Başdağ'ın da bu sistemle, tam 557 maaş
    taltifi aldığı ortaya çıktı. Yapının üst kadrolarında yer alan müdürlerin,
    aldıkları yüzlerce maaşlık taltiften sonra kısa sürede edindikleri mal
    varlıkları da dikkat çekiyor
    YUSUF DOĞAN/YENİ ŞAFAK | 26 TEMMUZ 2014, 17:13
     
    Emniyet içindeki paralel yapılanmaya yönelik düzenlenen Casusluk ve
    Yasadışı Dinleme Operasyonları ile yapının usulsüzlükleri bir bir ortaya
    çıkarken bir usulsüzlük de polislere para ödülü verilmesini sağlayan 'maaş
    taltif sistemi'nde tespit edildi. Emniyet Genel Müdürlüğü'ndeki (EGM)
    Cemaat yapılanmasının, maaş taltif sistemini kendilerine yakın olan
    isimlere bağladıkları, paralel yapıya mensup olmayan polislerin ise mağdur
    edildikleri belirlendi. Gözaltına alındıkları soruşturma dosyasında
    herhangi bir yolsuzluk isnadı yokken, müdürlerin bazılarının kirada
    oturdukları ve mal varlıklarının az olduğu yönünde kamuoyunu yönlendirme
    amaçlı algı yönetimi çalışmaları sürerken, bu tespitlerle bu çabalar da
    boşa çıkmış oldu.
     
    *BAŞDAĞ İHYA EDİLMİŞ*
     
    Maaş taltifiyle ihya olan müdürlerden birisi de, gözaltına alındıktan sonra
    sağlık kontrolü için gittiği hastanede "Haram lokma yemedim" diyerek şov
    yapan, İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nin eski müdür yardımcısı Hayati
    Başdağ oldu. Başdağ'ın tam 557 maaş taltif aldığı ortaya çıktı.
     
    *YILMAZER'İN 11 YILDAKİ KAZANIMLARI BÜYÜK*
     
    İstihbarat Şube Müdürlüğü ve İstihbarattan sorumlu Emniyet Müdür
    Yardımcılığı yapan Ali Fuat Yılmazer'in de 490 maaş taltif aldığı
    belirlendi. Yılmazer'in baskın yapılan villasının kiralık olması nedeniyle
    algı yönetimi yapılırken Yılmazer'in kısa sürede edindiği mal varlığı bu
    çabaları boşa çıkardı. İşte 2003 yılına kadar hiçbir mal varlığı olmayan
    Yılmazer'in 11 yılda edindiği mal varlığı:
     
    Çanakkale Sarıtaş ve Tepecik'te 3 arsa
     
    Ankara Yumrutepe, Karagedikli ve Gölbaşı'nda 3 arsa
     
    Ankara Mera Besi Çiftliği'nde hisse
     
    *YURT ATAYÜN: 731 MAAŞ ÖDÜL*
     
    Eski Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün'ün de 731 maaş taltif aldığı
    belirlendi. Atayün'ün 2 adet otomobili ve her ikisi de 2012 yılından sonra
    olmak üzere Büyükçekmece'de 2 adet daire aldığı öğrenildi.
     
    *ERTAN ERÇIKTI: 697 MAAŞ ÖDÜL*
     
    Asayiş Şube Müdürü iken 17 Aralık Operasyonu sonrası görev yeri
    değiştirilen Ertan Erçıktı'nın 697 maaş taltif aldığı belirlenirken,
    Atakent'te 1 daire ve birisi eşinin üzerine olmak üzere Kayabaşı'nda 2
    daire aldığı öğrenildi.
     
    *SERDAR GÜLDALI: 449 MAAŞ ÖDÜL*
     
    İstihbarat Şube eski Müdürü Serdar Güldalı'ya ise 449 maaş taltif verildiği
    ortaya çıktı. Güldalı'nın da Ankara Eryaman ve Yapracık'ta 2 daire ile
    İstanbul Beşiktaş'ta geçen yıl 400 bin lira karşılığında alınan bir daireye
    sahip olduğu öğrenildi.
     
    *ÖMER KÖSE: 428 MAAŞ ÖDÜL*
     
    Terörle Mücadele Şubesi'nin 17 Aralık Süreci'ndeki müdürü Ömer Köse'nin ise
    428 maaş taltif aldığı ve Tekirdağ Çerkezköy'de bir arsaya sahip olduğu
    öğrenildi.
     
    *İŞTE DİĞER TALTİFLER*
     
    Serdar Bayraktutan: 689 maaş taltif
     
    Murat Çetiner: 265 maaş taltif
     
    Ömer Özyılmazer: 742 maaş taltif
     
    Ramazan Candan: 527 maaş taltif
     
    Metin Canbay: 594 maaş taltif

     

    "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jul 26 05:45PM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    From: "Dr.Kayaalp Buyukataman" <k...@turkishforum.com.tr>
    Date: Tue, 22 Jul 2014 12:06:05 +0300
    Subject: Butun Turk Dunyasinin Basi Sagolsun.................. Av.Sadun
    Koprulu
     
    Butun Turk Dunyasinin Basi Sagolsun.
     
    Turk Dunyasi buyuk bir Evladini kaybetti.
     
    Kabri Cennet Olsun.
     
     
     
     
     
    *http://www.kapsamhaber.com/yasam/kerkuk-davasinin-oncu-ismi-sadun-koprulu-hayatini-kaybetti-h16035.html
    <http://www.kapsamhaber.com/yasam/kerkuk-davasinin-oncu-ismi-sadun-koprulu-hayatini-kaybetti-h16035.html>*
     
     
    Kerkük Davasının Öncü İsmi Sadun Köprülü Hayatını Kaybetti
    Kerkük davasının öncü isimlerinden Sadun Köprülü, Hakk’ın rahmetine
    kavuştu. Şeker yükselmesi ne bağlı kalp krizi sonucu hayatını kaybeden
    Sadun Köprülü’ye rahmet, ailesine ve Ülkücü harekete sabır diliyoruz.
     
    21 Temmuz 2014 Pazartesi 14:26
     
    [image: Kerkük Davasının Öncü İsmi Sadun Köprülü Hayatını Kaybetti]
     
     
    *Kerkük davasının öncü isimlerinden Sayın Sadun Köprülü, Hakk’ın rahmetine
    kavuştu.*
     
    *Şeker yükselmesi ne bağlı kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Sadun
    Köprülü’ye rahmet, ailesine, Ülkücü Harakete ve Türk dünyasına sabır
    diliyoruz.*
     
     
    *Kendi ağzından Sadun KÖPRÜLÜ Kimdir ?*
     
    Kerkük’e bağlı Altunköprü ilçesinde 1957 yılında dünyaya gözlerimi açtım.
     
    İlkokulu Kerkük’te, ortaokulu Bağdat’ta, liseyi Kerkük’te ve yüksek
    öğrenimimi ise
     
    Bağdat Üniversitesi Kanun Şeriat (Hukuk) Fakültesinde tamamladım.
     
    Okuldan mezun olduktan bir hafta sonra, benim şeref madalyam olan
    Türkçülük, Türkmen ve Kerkük milli davalarından dolayı haksız yere hüküm
    giyerek; 17 yıl Abu Garip Hapishanesinde mahkûm kaldım.
     
    Hapishanede geçen 17 yılda çektiğim sıkıntıları bir ben bir de Allah bilir!
     
    Bir buçuk sene öyle vahşi işkencelere tabi tutuldum ki, anlatmaya kelimeler
    yetmez. Saddam rejimi beni haksız yere hapsettiği ve işkence ettiği
    yetmiyormuş gibi. Ayrıca tırnaklarımı dahi söktüler…
     
    Bu benim ilk mahkûmiyetim değildi. 1967 yılında henüz 10 yaşında iken,
     
    Süleyman Demirel’in bir Irak ziyareti esnasında kendisini, “Ağam Süleyman,
    Paşam Süleyman” türküsüyle ve “Yaşasın Türkiye” sloganlarıyla karşıladık.
    Bu yüzden 8 ay tutuklu kaldım. Aynı olaydan ötürü anneme ve bana çeşitli
    işkenceler yaptılar.
     
    1973 yılında Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün Irak’ı ziyaretinde ben yine
    hapishaneyi boyladım. Çünkü İstiklal Marşımızı okumuş yine “Yaşasın
    Türkiye” diye bağırmıştık. 6 Ay tutuklu kalıp çocuk yaşta büyük işkencelere
    maruz kaldım.
     
    BM ve İnsan Hakları kuruluşlarının çabalarıyla 1996 yılında özgürlüğüme
    kavuştum.
     
    Saddam rejimi beni öldürmek için çeşitli suikast girişimlerinde bulundu. Bu
    yüzden BM beni ABD’ye gönderdi. Orada kaldığım 6 yıl boyunca çeşitli
    kurslara katılarak kendimi geliştirdim.
     
    Irak Türkmen Milli davası ve Türkiye sevgisi yüzünden 2003 yılında
    Türkiye’ye döndüm.
     
    ITC’de görev aldım. 1 yıl ITC Türkiye Temsilcisi olarak görev yaptım. Halen
    Türkmen Araştırmaları ve Projeleri Koordinatörü olarak görev yapmaktayım.
     
    Evli ve 4 çocuk babasıyım. Arapça ve İngilizce bilmekteyim.
     
    Irak Türklerini Türk dünyasını ve Milli Davalarımızı konu alan,
    araştırmalarım, şiirlerim, hikâye ve romanlarımın yanı sıra çeşitli
    konuları içeren makalelerim vardır. Basılmış 4, basılmayı bekleyen 3
    kitabım mevcuttur.
     
    Halen çeşitli gazete ve dergilerde makaleler yazmaktayım.
     
    Basılmış kitaplarım şunlardır:
     
    Kitaplarım
     
    1-ALTUNKÖPRÜ
     
    İlk kitabım 48 sayfa Altunköprü adında, 1973 yılında yayınlanmıştır. Çocuk
    yaşlarında yazmış olduğum milli, aşk şiirim ve Hoyratlarım 18 şiir 30
    hoyrat kapsayarak, büyük şairimiz Nasih Bezirgânın ön sözüyle başlamıştır,
    Ön sözünde şöyle yazmıştır.
     
    Altun Köprü kitabinin yazarı Sadun Osman Köprülü Yurdumuzun yetirmiş olduğu
    yüzlerce, yiğit milliyetçi, Türkçü şairlerin biridir, Altunköprü Kerkük’ün
    sağ eli olan kitapta yazılan ilk şiir Altunköprü şiiridir, ne kutsal ad, ne
    hür toprak, ne şirin su ırmak, ne temiz toplum, tarih boyunca erleri
    vardır, bay Sadun Köprülü diğer şairlerimiz gibi, ince düşünceli gönlü
    imanla dolu, bir gençtir, şairimiz 1957 yılında Altunköprülü Çay
    mahallesinde dünya gelmiştir, lisede okumaktadır. Sadun Köprülü şiir
    dünyasına çocuk yaştan ilk payesine ayak basmıştır ve yükselmek arza ediyor
    tabii iradesi küvetli olan amacına olaşır.
     
    Son olarak bütün kalpımla bu kitabın yazarına başarılar dilerim
     
    Nasih Bezirgânın bana yazmış iki hoyratı.
     
    Ara yerde
     
    Altını ara yerde
     
    Tut elim koyma düşüm
     
    Kalmayım, ara, yerde
     
    Su sizdi
     
    Ara yerden su, sizdi
     
    Gözyaşım adam boğar
     
    Kerkük çayı, susuzdu
     
    1973 Kerkük Musalla Mahallesi
     
    İlk hoyratım ise
     
    Gülse Nadi
     
    Bu konca gül, senedi
     
    Gönlüm Verene dönmüş
     
    Ağlasa, Gülse, Nadi
     
    Altunköprü kitabım tam olarak, 1970 yılında hazırladım, bir türlü siyesi
    nedenlerden basılmadı.
     
    İçinde olan şiirlerle tam olarak, 1968 – 1970 yıllarında yazmıştım.
     
    ilk önce ona izin vermediler
     
    Bastırılmaya, kitap önce genel emniyet araştırıldı, Türkçe bilen insanlar
    uygun olduğunu söyleyerek,
     
    basıldı, o günlerde kitaplar devlet tarafından basılırdı, oda Baas
    partisine bağlı olmakla, birde
     
    Onların ilkelerine bağlı olmak istenildi, bende buna karşı olarak, kitabı
    kendi hesabıma bastırdım,
     
    toplamış olduğum bir bölüm paralarla, birde arkadaşlarım kitap
    yayınlayacağım diye, babama
     
    Haber vermişlerdir, babam o kadar sevinerek, mutlu olmuştur, beni öperek
    kutladı, kitabın tüm
     
    Parasını vererek, kitap tam olarak bin adet basıldı, ortaokul, lisede iki
    günde satıldı, bunun yanında
     
    Kitap basılmadan önce, kaplığını kitap evlerinin önüne bırakılmıştır, bende
    her akşam, sabah geçerek, adımı kitabın kaplığınıda görünce, kendimi
    heyecan içinde sanıyordum mutluydum, her kes artık kitabımı okuyacak,
    geceler uyumak bilmiyordum küçük yaşımda kitap yayınlandı, ortaokulda
    bulunan arkadaşlarım birlikte onu sattılar, kitabın parası üzerine kitaptan
    kazanmış olduğum paraları yoksullara dağıtarak, sevinçli mutlu idik,
    kitapta olan şiirlerimden.
     
    Bizler var oluruz
     
    Türklük uğrunda kurban, tarih burhanımız var
     
    Güzel Kerkük’e karşı, içten hayranımız var
     
    • • •
     
    Kimse Türklerden başka, Türkleri seve bilmez
     
    Ölürüz büyük şeref, erler kurbanımız var
     
    • • •
     
    Bülbül bizim güllerde, kutsal toprak bizimdir
     
    Doğru seven âşık biz, aşkta cananımız var
     
    • • •
     
    Dağ tepeler yürürse, canla karşı dururuz
     
    Gönlü temiz Türkleriz, yüce imanımız var
     
    • • •
     
    Korkma bizi bir düşman, yurtta yok ede bilmez
     
    Gözün aç kurban diye, uyak aslanımız var
     
    • • •
     
    Gönlümüz coşkun kanla, milletsever insanız
     
    Kimseye baş eğmeyen, yiğit Türkmen’imiz var
     
    • • •
     
    Sabır ile iman çoktur, Kura’ndı burhanımız
     
    Türklük için vermeye, canla kanlarımız var
     
    1970-Kerkük Kale
     
    2-
     
    Gönül seçmeyecek
     
    Kasırgalar kopuyor, gül, çiçek açmayacak
     
    Bülbül çileli küskün, özgürce uçmayacak
     
    • • •
     
    Kerkük’ten yıllar uzak, göz yaşlar kanla akar
     
    Irmaklarda üzgündür, coşup ta akmayacak
     
    • • •
     
    Ne bahar var Kerkük’te, ne dallarda kuş öter
     
    Gönül Kerkük’ü seçmiş, başkaya bakmayacak
     
    • • •
     
    Yeni gün doğmasını, millet yıllardı bekler
     
    Neden bu karanlığa, güneş nur saçmayacak
     
    • • •
     
    Ay yıldızlı bayrağım, canlansın Kerkük’ümde
     
    Saray, Kale bir başka, bayrağı takmayacak
     
    • • •
     
    Gönül aşkını seçmiş, senin için ölecek
     
    Türk aşkıyla yaşayıp, gayrı aşk seçmeyecek
     
    1970-Bağdat
     
    Kitap – 2
     
    Her Bahçeden bir gül
     
    İkinci kitabim: Her bahçeden Bir gül Hıdır Gece yatmazın adıyla
    yayınlanmıştır, çünkü kitap yayınlamak benim ismimle emniyet tarafından
    yasaklanmıştır, ayrıca şiir yazılarımı Erdoğan Köprülü, Ay doğan Köprülü,
    Necibe Köprülü, Mahzun gönül birkaç isimle Hapishanede olduğum sırada
    yayınlıyordum.
     
    Her Bahçeden Bir Gül kitabımda Irak Türklerinin ses sanatkârlarının türkü,
    şarkıları hayatları yer almaktaydı, kitapta çok siyasi şiir şarkılardan
    dolayı kitabın bir çoğu satıldıktan sonra, emniyet tarafından yasaklanarak
    kitap evinde kalanlar emniyet üstüne el bırakmıştır.
     
    Kitap 72 sayfa idi içinde 30 Türkmen ses sanatkârların şarkı sözleri,
    yazarı besteleyen bulunmaktaydı. Kitapta bulunan büyük ses sanatkârı Abdul
    Vahit Küzeci 1925 Yılında Kerkük şehrinde dünyaya gelmiştir, mollada camide
    Kuran kerim dersleri okumuştur ve onu beğenmişlerdir, 1944 öğretim hayatını
    bırakarak, Kerkük petrol şirketinde çalışmıştır, Genç yaştan Türk büyük ses
    sanatkârı
     
    Celal Güzel sesine hayran olarak, onu her zaman dinlermiş 1952 yılında
    Londra’ya gönderilmiş, orada bulunan Türkçe radyo evine birçok Kerkük
    hoyrat şarkılarını tepe
     
    Kesite almıştır.1956 yılında Ankara, İstanbul radyolarında çok sayıda
    besteler hoyrat türküler kayıt etmiştir.
     
    1959 – 1 Şubat tarihinde Irak Türkmen radyosu açılışında, ilk ses sanatkarı
    olarak çok sayıda türküler, makam, hoyrat sesiyle kayıt etmiştir.
     
    şarkı hoyratlarından.
     
    Baba gür, gür bir kızdır,
     
    Kerkük üste yıldızdır
     
    Aç gözün dünyaya bak
     
    Gece değil gündüzdür
     
    Şarkısı
     
    Öksüz Bülbül
     
    Söz: Mehmet İzzet Hattat
     
    Beste müzik: Abdul Vahit Küzeci oğlu
     
    Bir bülbülüm öterem ne yerim var ne yuvam
     
    Bir detliyem gezerem ne çarem var ne davam
     
    Benim destanı aşkım ne has anlar ne avam
     
    Hülyalar gezen gönlüm dalına konmak ister.
     
    Ne güzelsin gözümde güneş gibi gün gibi
     
    Yıllar oldu ayrılık bana gelir dun gibi
     
    Birden ezdin bağrımı eyledin un gibi
     
    Yollarında dilberin mum gibi yanmak ister
     
    Kitap – 3
     
    Yıllanmış Çileler
     
    Bu şiir, Hoyrat kitabım 200 yakın sayfa olarak, çok sayıda milli Türkçülük
    şiirlerdir 2004
     
    Yılında Kuzey Irak Erbil Türk şehrinde yayınlanmıştır.
     
    Kitapta bulunan şiirlerden
     
    Şehit Mehmet KORKMAZ
     
    Türkmen Kifri’nin, gülü mert Korkmaz
     
    Senle ümitler, senle güneş doğan
     
    İbrahim Ali, Türk yolundan bıkmaz
     
    Ulu şehitsin, millet yazdı destan
     
    • • •
     
    Uğrunda dökeriz, Korkmazım kanlar
     
    Senle güvenir, Türk Turan alanlar
     
    Adını dağ taşta, mertlikle yazdık
     
    Yolundan dönmez, kardeş Türkmenler
     
    • • •
     
    Korkmaz Memadım, Türklüğün eri
     
    Candan severdin, her Türkmen diyarı
     
    Türk öğretmendin, erler yetirdin
     
    Satmadın düşmana, toprağı yeri
     
    • • •
     
    Sen bir gül idin, bahçede bir tek sin
     
    Yolumuz ışığı, ümit dilek sin
     
    Fatih Şakırla, çalışıp, yoruldun
     
    Gelecek kurmaya, bize erek sin
     
    • • •
     
    Her yanda Türkmen, cana kıyarlar
     
    Kerkük, Kifri, Tuza canlar koyarlar
     
    Sen yaşarsın diye, gelmen beklerler
     
    Yer altından kalkıp, sesin duyarlar
     
    • • •
     
    Sen şehit oldun, Türk tarihte izin
     
    Çalıştın diktin, mert millete gözün
     
    Her yerde koşardın, Türkmen dadına
     
    Bir tek eriydin, milli duygumuzun
     
    • • •
     
    Yiğit bir Türkçüydün, gözünden belli
     
    Adın söylerdi, Telafer Mendili
     
    Kerkük’ü, Erbil’i, ayrım yapmazdın
     
    Her Türkmen yurduna, açtın gönüllü
     
    1984-Abu garip Siyasi Hapishanesi-Medrese
     
    Kitap – 4
     
    Kerkük
     
    Gönlümde Aşk Yüreğimde Sızıdır
     
    284 Sayfa olan bu kitap geçmiş ve 17 sene hapishane ile ilgili olarak bir
    romandır
     
    İçinde bulunan önemli belgeler ve konuları gizli olarak Abu garip
    hapishanesinde
     
    Yazdığım sıralarda Anne, Şeker, Babam Osman, Teyzem Güler ve kız
    kardeşlerim,
     
    Şengül, Gülşen’in ve Kardeşlerim Yaşar, Ziyat yardımıyla saklayarak her
    görüşmenin sonunda eve göndermekteydim
     
    Ve şimdi Türkiye İstanbul’da yayınlanarak birçok insanlar tarafından
    karşılandı ve sayın
     
    Milliyetçi kardeşimiz Osman Oktay tarafından roman olarak kelama alınmıştır.
     
    5- 1973 yılında Kerkük’te basılan Altunköprü şiir kitabım ikinci defa
    olarak 2008 tarihinde değerli soydaşlarım tarafindan kendi paralarıyla
    tekrar basılmıştır Ve Kerkük’te
     
    2008 tarihinde
     
    1973 yılında yayınlanan Altunköprü şiir kitabımın ikinci baskısı Kerkük’te
     
    Ses sanatkârı Behçet Gemgin ile birlikte Salah Behlül Çamurcu kardeşim
    yayınlanmışlardır
     
    Kardeşim Salah beye teşekkür ederim her zaman bizim yanımızda olarak
    bizlere destek moral vermektedir ayrıca Saddam döneminde korku bilmeyerek
    kaç defa bizleri hapishanede ziyaret etmiştir.
     
    Ayrıca Hapishanede olduğum sıralarda, yazmış olduğum üç şiir
     
    Kitabım arkadaşlarımın adıyla yayınmıştır.
     
    Ayrıca bunun yanında birçok kitaplarım basılmak için, hazırlanmaktadır.
     
    Ve birçok şiir yazılarımda Türkiye, dünyada gazete dergilerde ve internet
    yoluyla birçok sitelerde
     
    Yayınlanmaktadır.
     
    *Baba Harun Arkadaşımdır 2006*
     
    Sadun Köprülü: 1957 tarihinde Kerkük’e bağlı Altunköprü ilçesinde orta
    yakada mahallesinde göz açtım, ilkokulu Kerkük’te, ortaokulu Bağdat’ta,
    liseyi Kerkük’te Bağdat Üniversitesi Kanun, Şeriat fakültesini bitirdikten
    sonra bir haftalık avukat, hâkim görevine atlandım ve tutuklanarak,
    Türkiye, Türkçülük Türkmen Kerkük davasından dolayı 17 yıl Abu garip
    hapishanesinde kaldım.
     
    1967 Tarihine Sayın Süleyman Demirel, Kerkük şehrine ziyareti sırasında,
    onu ağam Süleyman, Paşam Süleyman, Türküsüyle, yaşasın Türkiye diye
    karşıladık, Demirel’in dönüşüyle 8 ay tutuk evine, 10 yaşta atıldım, her
    türlü işkence gördüm, aynı günde annem Şeker Köprülü iki yaşında küçük
    kardeşimi adak diye Demirel’in önünde kurban vermeye kalktı ve bizleri
    kurtarın, yaşasın Türkiye bağırdı, onu karşı her türlü işkenceye kalktılar
    kulakları sağır yapmakla elleri kollanılmaz hala gelmiştir.
     
    1973 Tarihinde Sayın Fahri Koru Türkün Kerkük şehrine gelişinde, onu Kerkük
    Türk kültür merkezi önünde İstiklal marşı ile yaşasın Türkiye diye
    karşıladık tutuklanarak 6 ay her türlü işkenceye maruz kaldım.
     
    8 yaşından Edebiyat âlemine katıldım ilk kitabim, Altunköprü adında 1973
    yılında yayınlandı, ondan sonra 7 kitabim yayınladı, en son kitabim 2004
    tarihinde Erbil’de Yıllanmış çileler yayınlanmıştır, şimdi üç kitabim
    sırasını beklemektedir, biri siyasi kitap, öteki destan, üçüncü kitap ise
    milli davayla ilgili siyası yazılar, bunun yanında, dörtlüklerimle,
    hoyratlarımı da toplayarak, iki kitap hazırladım.
     
    17 yıl yaşamış olduğum roman olarak hapishane geçmişimi hazırlamak üzereyim.
     
    Ayrıca Kerkük ve Türkmeneliyle ilgili yazmakta olduğum kitaplarımla ilgili
    uzun süreden beri çalışmak üzereyim, çok sayıda şiir, Hikaye, Roman,
    onlarca düz yazı makale yazdım bir çok dergi, gazetelerde kitaplarda,
    Internet sitelerinde, yazdıklarım yayınlandı, ve yayınlanmaktadır.
     
    *Türkiye’de günlük aylık olarak yazılar yazmaktayım.*
     
    Bağdat Fakültede öğrencisi olduğum sıralarda Türkmen Kardeşlik ocağında
    birçok faaliyetlere, törenlere siyasi gezilere katıldım, gizli yolla
    Türkiye’ye gelerek çok

     

    "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jul 26 05:42PM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com>
    Date: Tue, 22 Jul 2014 12:21:29 +0300
    Subject: Buz Prenses (Ukok Prensesi)
     
     
    *Buz Prenses (Ukok Prensesi)*
     
     
    [image: image001]
     
    Rusya Bilimler Akademisi’nin (RBA) Sibirya Bölgesi – Altay Karma Ekibi
    1990-1995 yılları arasında Çin, Moğolistan ve Kazakistan sınırları
    içerisinde yer alan Yüksek Ukok Dağ Plâtosu’nda araştırma ve kazı
    çalışmaları yapmıştır.
     
    Bu bölgedeki Kurganlardan AK-ALAHA Höyükü’nde yegâne bir kadın mezarına
    rastlanmıştır. Bu höyükte yapılan kazılarda ölünün cesedi, 3,3 x 2,3 m.
    ebatlarında olan ve duvarların iç kısmı çok iyi düzlenmiş melez ağacı
    tomruklarından yapılmış defin odasında bulunmuştur. Defin odasının tabanına
    da aynı şekilde yontulmuş tomruklar döşenmiştir. Söz konusu oda onbir adet
    iyi örtüşen tomrukla tamamen kapatılarak mezar boşluğu buzlarla doldurulmuş.
     
    Tabandaki tomrukların üzerine taş ve özel mıcır yayılmış. Bunların üstüne
    ise birkaç parça keçe üstüste dikilerek hazırlanan siyah örtü serilmiş.
    Defin odasının güney duvarının hemen bitişiğinde büyük bir kütüklerden
    yapılmış bir sandık bulunmaktadır. Bu sandığın kapağı başları yuvarlak ve
    bakırdan yapılmış çivilerle birleştirilmiş vaziyettedir.
     
    Buzlar eriyince bu kütük sandığın içinde deriden yapılmış geyik figürlü süs
    eşyaları bulunmuştur. Yan tarafta soğuktan parçalanmış iki seramik testinin
    parçaları yere yayılmış vaziyettedir. Tabaklarda çok iyi muhafaza edilmiş
    et parçalarına rastlanmıştır. Bir parça et bir bıçağın ucuna batırılmış
    şekilde bırakılmıştır. Bıçağın özenle süslenmiş sap kısmı simetrik olarak
    iki yana yönelik dağ keçisi boynuzlarını andıran figür ve kurt başı
    şekliyle süslenmiştir. Neticede sapı süsleyen kompozisyonun merkezinde
    sivri dişlerini gösteren kurt ağzı yer almaktadır.
     
    Diğer Pazırık definlerinde de olduğu gibi, mezarın kuzey kısmında tamamen
    duvarın dibine yakın bir yerde altı tane at görülmektedir. Bunların
    tüyleri, saç örgülü kuyrukları, at koşumunda kullanılan ahşap süs eşyaları,
    eyer parçaları, keçeden yapılmış at örtüleri en iyi şekilde korunmuştur.
     
    İki kat keçeden hazırlanarak yere özenle serilmiş kalın örtünün üstünde ise
    sağ tarafına yatmış, başının altında keçe silindir yastık bulunan bir kadın
    uyur pozisyonda yatmaktadır. Bacaklar diz kısmından hafif bükülmüş, eller
    ise karnının üstünde kavuşturulmuş vaziyettedir.
     
    Cesedi örten kürk örtü ise altın folyodan bitki ornamentlerinde
    süslenmiştir. Ölünün üstündeki elbiseler de çok iyi muafaza edilmiş
    durumdadır. Sarımtrak ipek kumaştan geniş gömleğin kolları uzundur,
    bilekleri örtmektedir. Dikişleri üzerinden ayrıca ince kırmızı iplikle
    geçilerek süslenmiş olup etek, yaka, kol uçları ve ortası kırmızı şeritle
    bezenmiştir. Uzun ve iki renkten (beyaz-kırmızıdan) oluşan yün etek ise
    kalın yün iplikle dikilmiştir. Beli saran kırmızı kemerin uçları
    püsküllüdür. Ayaklardaki uzun beyaz yün çorapların konç kısımları, aplike
    nakışla süslüdür.
     
    Ölüye şahsi eşyaları da eşlik etmektedir. Sol kalçayı örten eteğin üzerinde
    keçe kılıf içinde dikdörtgen şeklindeki ayna bir tunç levhasıdır. Ayna
    çerçevesinin arka tarfı ise geyikli motiflerle süslenmiştir. Ayna
    levhasının yüz kısmına sürülmüş olan cilâ hem parlaklık, hem geçeklik
    izlenimi vermektedir.
     
    Nazarlığına gelince: boncuk, inci ve tunç salkımlartamamı ince bir iple bir
    araya toplu bir şekilde bağlanmış vaziyettedir. Onun hemen yanında bulunan
    bir makyaj seti yer almakta olup, içinde at kılından fırça, yeşil-mavi
    arası toz halindeki(vivianit minerali genelde mavi boya yapımında
    kullanılan) madde bulunmaktadır. Onun yanında özel kalem parçaları ve özü,
    taştan oyma vivianit maddesinin bulunduğu kap yer almaktadır.
     
    Parçalanmış halde bulunan kalem genelde resmi törenlerde yüz makyajında
    kullanılmaktadır. Ölünün başlığının bitiştiğinde taştan oyulmuş fincan
    içinde bitki tohumları bulunmuştur.
     
    Bariz şekilde görülmektedir ki, bu mezar sıradan bir kadına ait bir defin
    olayı değildir. Defin odasının ferahlığı ve büyüklüğü, tesis ediliş şekli,
    cesedin mumyalanması, özenle süslenmiş ve büyük bir kütükten yapılmış
    tabuta konmuş olması, özel hazırlanmış ve çok zarif motiflerle süslenmiş
    koşum takımlarıyla gömülmüş altı ölüye eşlik etmesi, bunlar hepsi soylu bir
    kadının ekonomik durumunun ve toplumda aldığı mevkinin göstergesidir.
     
    Diğer taraftan gerçekten soylu, zengin ve toplumda yüksek bir sosyal
    statüye sahip olmasının göstergesi olarak ölünün üzerindeki ipek kumaştan
    yapılmış elbise, Pazırık kurganlarında çok nadir rastlanan mücevherler de
    sadece hükümdar ailelerinin defnedildiği kurganlarda rastlanan eşyalardır.
    Vurgulayarak belirtebiliriz ki, ipek kumaştan dikilmiş elbiseye ilk defa bu
    mezarda rastlanmıştır.
     
    Etnografya kaynaklarından aldığımız bilgiye göre, soylu-zengin ve fakir
    olup hayvancılıkla uğraşanların arasındaki temel farklılığı görsel olarak
    genelde giyim kuşamda kullanılan kumaş türü oluşturmaktadır.
     
    Ukok’lu genç kadının iki kolu da bilekler kadar dövmelerle süslüdür.
    Ellerinin bazı parmaklarında dövme kalıntıları görülmektedir.
     
    Özellikle sol koldaki bembeyaz cilt üzerine yapılmış mavi renkteki dövmeler
    çok net bir şekilde görülmektedir. Sağ koldakilerden sadece bilek kısmında
    ve büyük parmaktaki dövmeler korunmuş vaziyettedir.
     
    Sol omuzun üzerindeki dövme, hayalet hayvan şeklinde olup görünüş
    itibariyle geyiği andırmaktadır, gagası itibariyle akbabaya benzemekte,
    boynuzları ise geyik ile dağ keçisini çağırıştıran bir hayvan figürüdür.
    Boynuzlar grifon başlarıyla süslenmiş, söz konusu hayalet hayvan hafif
    bükülmüş vaziyettedir. Başını arkaya eğmiş bir de koç görülmektedir.
    Ayağını kurban olarak gördüğü koçun üzerine basmış olan benekli parsın
    kuyruğu halka şeklinde kıvrılmış bir vaziyette görülmektedir.
     
    Bazı belirtiler var ki, bunlara dayanarak açık bir şekilde şunu
    söyleyebiliriz: Söz konusu genç kadının defnedilme şeklinle kabilesi, bariz
    bir şekilde ona olan saygı ve sonsuz hürmetini, statü itibariyle de mevki
    özelliğini vurgulamaktadır. Fakat bu işaretleri dikkate alarak onu muhakkat
    bir şaman veya dini lider saymamız gerkmiyor. Bu genç kadının hakim, ozan
    veya falcı olarak geleceği bildiren birisi olması da mümkündür.
     
    Zaten Sayan-Altay Bölgesi törenlerinde genel olarak pratikte, otuzdan fazla
    farklı alanda bu tür uzmanlar vardır ki; bunlar bilgi sırlarının hamili
    olarak her zaman şamanın yanısıra mevcudiyetleriyle gerekli fonu
    oluşturmaktadır.
     
    Bundan 2500 yıl önce ölmüş kadının görünüşü birçok kişiyi hayrete
    düşürmüştür. Ben bu satırları yazarken şunu belirtmek istiyorum.
    Pazırık’taki kadınların ruhu sanki benim de 39′ncu yaş günümde ise dişi
    geyik dövmesini omuzuma da yaptırdım. Benim de kanımın 1/8 Lenan’dır.
    Amerika’daki Lenanlar Kızılderili boyudur ve Delavar nehri vadisinde
    yaşamışlardır. Onlar Baykal Gölü’nün güneyinde bulunan bölgede sözkonusu
    Leydi’nin mezarının bulunduğu yerden 1000 km kadar mesafede yaşamış olup
    Bering’i geçerek Amerika’ya göçetmişlerdir.
     
    Bu satırlar Roza Domnan’ındır.(ABD’nin Kaliforniya Eyaleti’nden yazdığı
    mektuptan alıntıdır).
     
    Elizabet Jonsonlyine (ABD’nin Kaliforniya Eyaleti’nden) Novasibirsk’e
    gönderdiği slaytta da battaniye üzerine kapitone nakış işi olarak aynı
    hayalet hayvanın resmi, yani aynen Altaylı Hanımefendi’nin dövmesinde
    olduğu gibi görülmektedir.
     
    İspanyol Migel Anhel Gorgilio Urkuya ise Pazırlıklıların defnedildiği
    bölgenin üzeride uçakla bir gezi planlamaktadır. O da uçağının kuyruğunu
    grifon-geyikle süslemiştir. Kaybolmuş halkın bu çok eski sembolü sanki
    yeniden hayat bulmak üzere…
     
    Kaynak: bulturk.org
     
    www.genelturktarihi.net
     
    http://www.yenidenergenekon.com/785-buz-prenses-ukok-prensesi/
     
     
     
    <http://galeri.genelturktarihi.net/ukok-guzeli-buz-prenses>
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
    --
    Türkiye için el ele mail grubumuz
    *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
    <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
     
    Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
    <turkiye-i...@googlegroups.com> *
     
    Erzincan Kemaliye Egin Grubum
    http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
     
    Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
     
    Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
     
    Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
    https://twitter.com/#!/MiLALDi
     
    Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
    http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148

     

    "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jul 26 05:40PM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com>
    Date: Tue, 22 Jul 2014 13:32:42 +0300
    Subject: SADUN KÖPRÜLÜ'YÜ KAYBETTİK!
     
     
    *SADUN KÖPRÜLÜ’YÜ KAYBETTİK!*
     
    [image: image001]
     
    Sadun Köprülü 21 Temmuz 2014 tarihinde tüm doktorların müdahalelerine
    rağmen hakkın rahmetine kavuştu
     
    Irak Türkmen Cepnesi (İTC) Türkiye ESki Temsilcisi, Türkmen Şanı Bağımsız
    Medya ve Araştırma Merkezi Türkiye Temsilcisi Sadun Köprülü kalp krizi
    geçirerek vefat etti.Türkmeneli ve Türk dünyasının başı sağolsun..
     
    *SADUN KÖPRÜLÜ’NÜN SON YAZISI*
     
    Günümüzde Irak Türklerine karşı uygulanan politikalar ve buna karşı sesiz
    kalanlar Türk Düşmanları planlı Bir Katıldılar!!. Çünkü onların tek
    emekleri, sinsi, asimilasyon acı politika oyunları ile Türkleri yok etme,
    göçe zorlamaktadır ve topraklarını, yerlerini ellerinden almakla Kerkük,
    Musul, Erbil alt kaynaklarına, varlığına el koymaktır.
     
    Adını koymuş oldukları, IŞİD ve Peşmergerler dâhil Irak Türklerine karşı
    acımayan sinsi tam olarak planlarında Türk yurtları olan eski çağlardan ,
    Türk bölgelerimizi ele geçirerek işgal etmektedirler, ve buna karşı dış
    güçlerde sesiz olarak, işbirliği peşindedirler düşmanlıkları ile bu gün
    hepsi bir araya gelmeleriyle Ortadoğu projesini uygulamak için paylarını
    aşmak, almak üzere birlikte yola çıkmaktadırlar.
     
    Artık hala bizlerde bunun farkında olmadık ki dostumuz yok bilmedik, hep
    inandık düşmanlara böylece arkadan vurdular bizi, yok etmeye çalıştılar ve
    çalışmaktadırlar, halada yok etmeye silmeye kalkıyorlar, çünkü bizlerde tek
    Dostumuz Türk olduğunun farkında olmadan, olmalıyız, birbirimize
    sarılmalıyız.
     
    Gönülden kucaklaşmalıyız, birbirimizi sevmeliyiz.
     
    Günümüzde Tüm Türk dünyasında acılar ayni, baskı, işkenceleri yaşamaktayız,
    çok üzülerek söylüyorum.
     
    Türk bayrağımıza, Büyük Atatürk’ümüze,Türk ulusuna Türkiye Türk
    Cumhuriyetimize, toprak bütünlüğümüze, Yüce Türk dilimize, Marş, Andımıza
    soysuzları, Teröris ,hainler, İşbirlikçiler savaş açmaktadırlar,
    Türklüğümüze karşı durmaktadırlar , planlarlar çizmektedirler, bizlersek
    hala uyumaktayız, duyarsız kalmaktayız, topraklarımız, yerlerimiz satılıyor
    gedmektedir.
     
    Ne bekliyoruz’!, Teslim olmayı mı!, ölmeyi mi!, vazgeçmeyi mi !, yoksa
    bırakıp gedmeyi mi !?
     
    Şehitlerimize, dedelerimize, Atalarımız, babalarımıza Ne Söylemeliyiz,
    yazık değimli biz bu duruma gelmeli, sesiz kalarak düşünmeden bir önlem
    almadan uykuya kendimizi kaptırdık Vatan, toprak yok olarak elimizden
    gedmektedir.
     
    Bu kadar yiğitlerimize, kahramanlarımıza, milli mücadelede vatanı korumada
    gücümüze ne oldu, Bu kadar güçsüz mü olduk acaba! ne zaman uyanmalıyız,
    ayağa kalkarak ben Türk’üm demeliyi kendimize, Türklüğümüze dönmeliyiz,
    kendimize güvenmeliyiz, İş, işten geçmeden boşman olmadan sonra , o zaman
    boşmanlık, yanmak, yakarmak, ağlamak yaka yırtmak ne yapacak bize, tüm
    dünya Türkleri yanında Irak Türklerinin toprak, yurtları, yerleri vatanları
    işgal altında ellerinden alınmakta gedmektedir, buna büyük Vatanımız
    Türkiye Dahil düşmanlar tarafında , terörist, işbirlikçi, hainler
    tarafından gündemdedir.
     
    Bu kadar şirin mi!, tatlı mı? uykumuz ne zaman bitecek bu uzun uykumuz,
    uyanacağız yoksa varlığımızı bırakacağız sesiz kalacağız ve düşmanlar
    ülkemizi, toprağımız almaya devam edecekler, o zaman ölüm bizim için hak
    olacak, ölelim, ama teslim olmayalım bu acı, baskı dolu günleri görmeden,
    Bir Türk olalım doğruda titreyelim, kendimize dönelimim, utkularımızı,
    savaşlarımızı hatırlayalım.
     
    Topraklarımızın bütün değerlerimiz, izlerimiz, kültürümüz, geçmişimiz,
    gelenek, göreneklerimiz işgal güçleri tarafından ganimet diye talan
    edilmektedir.
     
    Azerbaycan’ın Karabağ toprakları Ermeniler elinde,
     
    Çin'de Uygur Türklerini, Doğu Türkistan da, acılar, baskılar artmak üzere
    Türkler yok olmaktadır
     
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Rumlar tarafından durumları ortada
     
    Suriye'nin Türkleri topraklarını bırakarak binlerce insanlarımız şehit
    olmaktadırlar, ölmektedirler Türkiye'nin Türkleri korunması yanında, göz
    göre, göre yok olmaktayız, Suriye ile Türkiye arasına “hayalini kayıp eden
    Türkler terörist örgütleri çalışarak işbirlikçilerle yeni Kürt Yahudi
    Devletinin” Suriye, Irak parçayla oluşturmak üzere bizim toprakları katmak
    umuduyla planlar çizilerek, bizlerse hala habersiz, sesiz yatarak,
    uyumaktayız.
     
    Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bölmek için işbirlikçi düşmanlar hain PKK
    görevlileriyle, 40 bin milletimizin şehit olmasından sorumlu küresel Fahişe
    Öcalan'ı ön planda tutarak, ona değer vermektedirler, Böylece bebek katılı
    Öcalan PKK Hainleriyle günümüzde iktidar olmaktan milletin meclisine
    vakileri söz sahibi olmaktadırlar, Türkiye’ni bölmeye yönelik her türlü
    oyunlar oynamaktadırlar.
     
    Bununla yetmeyerek birkaç milyon nüfusları olan Kürtler Türklüğe, Türk
    milletine düşman olan bir Cumhurbaşkanını ön sıraya atmaktadır, bu
    değimliydi Mecliste Türklük hakkında Ne Mutlu Türk’üm demeye karşı duran,
    andımızın kaldırmasına neden olan, Evet iş, işten geçmeden uyanmalı Dim dik
    durmalıyız kendi toprak ülkemize sahip çıkmalıyız
     
    Irak Türklerinin satanlar, Barzani ile iş birliği içinde olan düşmanlar.
    Kanlı eylemleriyle terör örgütü İŞİD’DA, her türlü lojistik, silah, para
    yardımları sağlayarak Türkmenleri kendi ana baba topraklarından sürmek için
    görev Başındadırlar, buna karşı her gün kıyarcasına Irak Türkleri şehit
    etmektedirler.
     
    İŞİD bir yandan, Barzani ile Türk kanını döktürüyor. Artık eski tarihi yüce
    belgelerle Türk şehri toprakları olan Türk yurtlarımız Barzani'ye, İsrail'e
    öte yandan peşkeş edilmektedir, hediye verilmektedir. (18.07.2014)
     
    SADUN KÖPRÜLÜ
     
    Diğer yazıları için:
    http://www.turkmensani.net/tr-tr/index.php?option=com_content&view=category&id=66:sadun-koepruelue&layout=blog&Itemid=165
     
    [image: image002]
     
    SADUN KÖPRÜLÜ KİMDİR?
     
    http://sadunkoprulu.blogcu.com/sadun-koprulu-kimdir/10546250
     
    *Allah Rahmet Eylesin. Türk Dünyasının Başı Sağolsun.*
     
    http://www.yenidenergenekon.com/786-sadun-kopruluyu-kaybettik/
     
     
     
     
    --
    Türkiye için el ele mail grubumuz
    *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
    <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
     
    Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
    <turkiye-i...@googlegroups.com> *
     
    Erzincan Kemaliye Egin Grubum
    http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
     
    Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
     
    Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
     
    Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
    https://twitter.com/#!/MiLALDi
     
    Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
    http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148

     

    "Hasan ÖZÇELİK" <altay...@gmail.com> Jul 26 05:26PM +0300  

    SARIKIZ EFSANESİNDEKİ SARIKIZ ve ESKİ TÜRK İNANÇLARINDAKİ ALBIZ ÜZERİNE
     
    <http://son.altayli.net/wp-content/uploads/2014/07/Sarikiz_Efsanesi.jpg> Sarikiz_Efsanesi
     
    Giriş
     
    Kültür; bir millete ait maddi ve manevi değerler bütünüdür. Kültürün içinde, bir milletin değer yargısı, zevki, düşünce tarzı, inanç sistemleri bulunur. Toplumlar, bulundukları coğrafyadan göç etmiş olsalar bile, bu kültür unsurlarını yeni yurtlarına taşımışlar ve oraların şartlarına uydurmuşlardır. Bazı inanış ve uygulamalarımız ilkel klan devirlerinde hâkim olmuş kültürlerle bağlı olduklarından, eski Türk ve genel olarak eski Orta Asya kavimlerinin inanma ve ayinlerini incelemeden bu inanış ve uygulamaların ana köklerini meydana çıkarmak imkânsızdır. Bu bakımdan bazı inanış ve uygulamaların kaynağını eski dönem insanının düşünce tarzını, inanış ve uygulamalarını nazara almak suretiyle bulabiliriz. Bu çerçevede bu çalışmamızda, günümüzde Kaz Dağları ile Madran Dağları eteklerinde yaşayan Tahtacı Türkmenler arasında korunan Sarıkız Efsanesi’ndeki Sarıkız ile eski Türk inançlarında Ateş ve Ocak ilâhesi iken “şerir ruhlar’ zümresine dâhil olan “Al Ruh” arasında bir ilgi bulunduğu ortaya konulmaya çalışılacaktır.
     
    Türklerde Al Ruhu İnancı ve Sarıkız
     
    Ateş tarih boyunca bütün insanlığın özellikle eski toplumların günlük hayatlarının vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Bu sebeple Türklerde ateş ve ateşe bağlı birçok inanç oluşmuştur (Dilek 2007: 33-54; Bekki 2007: 249-254). Ateş ve Ocak kültü ile bağlı en eski Türk inançlarından biri de müennes bir ruh olan “Al Ruh” inancıdır.
     
    “Al Ruh” tarihten önceki zamanlarda, tarihî devirlerde olduğu gibi, şerir bir ruh olmamıştır. “Al” kelimesinin “Ateş Kültü”yle alâkalı olması bilhassa bu ruhun en eski devirlerde hami ruh, ateş ve ocak ilâhesi olduğunu göstermektedir (İnan 1998-I: 263). A. İnan’ın belirttiklerine göre, „Al ruhunun hami ruh sayıldığı devirde bunun şerefine dikilen bayrak ateş rengine yakın bir renkte olmuştur. Türklerin Al Bayrakları Al ruhunun ateş tanrısı ve hami ruh sayıldığı devirden kalma bir hatıradır ki bu da yedi, sekiz bin yıllık demektir.’ (İnan 1998-I: 265). Ancak zamanımızdan altı bin yıl kadar önce „Al Ruhun sukûtu başlamıştır (İnan 1998-I: 264). “Al Ruh” sukûtu sonrasında, doğal olarak şer ruhlar zümresine dâhil olmuştur. Türk dünyasında genellikle Albastı olarak adlandırılan ve Cehennemin sahibi Erlik’in avamından olan bu ruh, Altay dağlarının doğu tarafında Uluğkem ve Kemcik ırmakları sahilleri ile Tangnu ve Sayan dağlarının yamaçlarında meskûn Tuva Türklerinde Albas olarak anılmaktadır. Altay Türklerinin hikâyelerinde dağ iyeleri genellikle kadın suretine bürünmektedir. Bunların inancına göre, hiç evlenmemiş bir kızdan türemiş olan Albas, kumsal yerlerde ve kayalarda bulunmakta ve keçi gibi bağırmaktadır. Bu ruh kam dualarında Sarıkız olarak nitelendirilir (Yıldız 2008: 90). Nogay masallarında cinlerin şahı olan Sarıkız, Azerbaycan inançlarındaki cinlerin Al Ana’sı ile aynı zümrededir (Bayat 2007-II: 326). Günümüzde, “Al, alkarısı, alanası, alkızı, albasması, alarvadı, alacama, albıs, albız, almış” gibi adlarla anılan ve hemen hemen bütün Türk dünyasında görülen Al ruh olağanüstü mefhumlardan biridir. Bu mefhum eski Türk inançlarındaki Al Ruhun günümüzdeki temsilcisi sayılabilir (Duvarcı 2005: 128).
     
    Kırgız-Kazak halk inanışlarına göre, Albastı iki türlü olup biri Kara Albastı ve diğeri de Sarı Albastıdır. Sarı Albastı sarışın bir kadın suretindedir (İnan 1998-I: 259-260). Bazen tilki, ekseriya keçi suretine girmektedir (İnan 1986: 170). Kazak-Kırgızlarda keçi suretinde görünen ve Tuva Türklerinde keçi sesi ile bağıran bu ruh Anadolu Türklerinde fena sesle bağırmaktadır (Bayat 2007-II: 332). Tuva Türklerinin Şaman dualarında Şaman bu ruha, kaya yerlerde yaşayan altı Sarı Albıslarım diye hitap ediyor. Kazak-Kırgız baksıları da, herhalde bu ruhu, tuv dediği derde derman olan ey Sarıkız, gel diye çağırıyor. Bu ruh bütün Türklerde dişidir; hoppa, hilekâr ve yalancıdır (İnan 1998-I: 263). Anlaşılıyor ki Şaman dualarında Sarıkız olarak betimlenen Al Ruh, Orta Asya Türklerinin mitolojik inançlarında sarı saçlı güzel kadına dönmüştür. Beltir ve Sagay Şamanlarının davulunda yedi sarıkız (çetti sarığ kız) resmi bulunurdu (İnan 1986: 96). Al başlılık veya Sarı başlılık, Albastı tipinin temel özelliklerindendir. Diğer yandan Sarıkız Altay ve Yenisey Türklerinde su ezi/ su sahibi ve bazen de Almıs ~ Albız adını taşımaktadır (İnan 1998- II: 326). Bazı avcılık mitlerinde Su hamisi kadın, güzel ve çıplak olarak tasavvur edilir. Bu çıplak Su hamisi, avcıları yoldan çıkarmak için onların yanına gelip onlarla sevişmek ister. Bu inanç, Dağ ruhu olan Sarıkız hakkında da söylenmektedir. Bu ise zamanla bazı iye zümrelerin birbirine karışmış işlevlerinden ve genelde Dağ, Orman, Ağaç, Su, Hayvan Koruyucu iyelerin, ekonomisi avcılığa dayalı Türk toplumlarında daha yaygın olması ile ilgilidir (Bayat 2007-II: 254). Nitekim Kaz Dağlarında bugün de canlı bir şekilde yaşamakta olan dağ, ağaç ve ocak etrafında oluşmuş inanışlar mevcuttur (Duymaz-Şahin 2008: 116-126).
     
    Albastı, özellikle Sarıkız’a bağlı anlatmalarda Sarıkız’ın bazen insanlara keçi şeklinde görünmesi motifinin hem doğal hem de mitolojik temelleri vardır. Bazı Türk boylarında Albastı, aile, ev ocağı ve doğumun koruyucusu olduğu için, nikâh ve doğum törenlerinin Albastı olmadan yapılmayacağına inanılır (Turdimov 1999: 265). Sonuç olarak, Albız, nesiller tarafından günümüze kadar değişik şekillerde anlaşılmış, millî düşüncemizin ve anlayışımızın tabakaları arasından süzülüp gelen mitolojik bir tiptir.
     
    Türkçenin coğrafyası ve tarihi dönemleri içinde kurallı olarak önseste ‘y-’ türemesi olaylarına tanık oluruz. Yenisey yazıtlarında E. 45 olarak tanımlanan yazıtın onuncu satırında hapax legomenon olarak ‘yabız', Gök Türk yazıtlarında ise ‘hendiadyoin' olarak ‘yabız yablak/ ri-ijD'fıjt>' sözündeki ' Yabız'm aslı günümüz Anadolu'sunda ‘AV ruhuyla ilgili olarak ‘Albastı, Alkarısı, Albıs, Almış, Abası’ şeklinde izlerine rastlanan ve binlerce yıl öncesinde Yakut, Altay, Yenisey Türklerinin inançlarında yer almış olan ‘Şerir ruh ve ‘Şeytan/ İblis’ anlamındaki ‘Albız’ mefhumudur. ‘Yabız’, şerih ruh, iblis, şeytan (kötü, fena, şerir) anlamındaki ‘albız’ kökenli olup ‘y’ öntüremesi ve zamanla T’nin düşmesiyle ‘yalbız > yabız > yavuz’ halini almış ve anlam iyileşmesine uğrayarak günümüze ulaşmıştır. ‘Yablak ise, ‘av/ ağlak/ avlaktan gelişerek yine ‘y’ öntüremesiyle ‘ yavlak/ yablak’ şeklini almış, ‘y-/ ç-’ değişimi ile perişan, pejmürde anlamlarında olup, ‘cavlak > cılbak > çıplak ~ cıbıldak şeklinde günümüze kadar taşınmıştır (Aydemir 2012: 339 n. 2). “Yabız vablak/ikilemesindeki sözlerin kökündeki “cdbız' ve 'ablak'. en azından VIII. asırda ‘y’ (Clauson 2013: 175-194) ön protezi almış ve kısmen anlam iyileşmesine uğramış olmasına bakılırsa, bu sözlerin Gök Türk Yazıtları öncesinde uzun bir süre eski anlamları geçerli olmuştur. Bu bakımdan Türk mitolojisinin karanlık sayfaları, Türk dilinin kelime hazinesinde saklı bulunmaktadır.
     
    <http://son.altayli.net/wp-content/uploads/2014/07/bw_8930605651.jpg> Sarıkız
     
    Balıkesir Yöresi Tahtacı Türkmenler
     
    Günümüzde Kaz Dağları ile Madran Dağları eteklerinde yaşamakta olan Balıkesir ve yöresi Tahtacı Türkmenler tarihte bilinen ‘Ağaç-eri’ boylarının ahfadı olarak kabul edilmektedir (Sümer 1962: 521-528). Türk Alevîlik gelenekleri içinde İslâmiyet öncesi Türk dini olan Gök Tanrı dininin belirgin izleri bulunmaktadır (Talas 2005: 281-292). Kendine özgü sosyal yapı ve değerler sistemi ile kapalı bir toplum özelliğini taşıyan Tahtacılar, inanç ve uygulamalarını canlı bir biçimde sürdürmektedir. Mahallî ve kapalı toplumlardaki sözlü kültür unsurlarının çok eski inanç ve anlayışları muhafaza etmesi tabiatı gereğidir. Geleneksel Türk halk dindarlığının özgün tiplerinden olan Tahtacı inanç sistemi, kitabî dindarlığın inanç sisteminden farklılık gösteren unsurları bünyesinde barındırmaktadır (Selçuk 2010: 199-214). Tahtacılarda Ateş ve Ocak kültü ile bunlara bağlı inanç ve uygulamalar günlük hayatın içinde belirgin durumdadır (Çıblak 2007: 670-685; Duymaz-Şahin 2008: 116-126; Kumartaşlıoğlu 2011: 211-224). ‘Ağaç-eri’ boyları daha Avrupa Hunları zamanında 435 yılında Hun hâkimiyetini tanımışlardı (Ahmetbeyoğlu 2001: 63). Bu sebeple, efsaneyi buralara getiren Tahtacı Türkmenler, Malazgirt Zaferinden çok önceleri, Karadeniz’in kuzeyi yoluyla Balkanlara gelip, Bizans idaresi tarafından Batı Anadolu’da iskân edilen Türklerden olması ihtimâl dâhilindedir. Bunun gibi, Sarıkız Efsanesi’nin Manisa ilimizin eski adı Philadelphia olan Alaşehir ilçesinde ve Batı Anadolu’nun bazı yerlerinde görülen varyantlarını da bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir. Nitekim Manisa ilimizin Alaşehir ilçeleriyle İzmir ilimizin Narlıdere kasabasındaki Tahtacı Türkmenlerin buralara sonradan iskân edildiği anlaşılıyor (Yörükân 2006: 154).
     
    <http://son.altayli.net/wp-content/uploads/2014/07/568446711.jpg> Sarıkız
     
    Kaz Dağları ve Sarıkız Efsanesi
     
    Yunan mitolojisinde önemli yeri olan Kaz Dağları, Balıkesir’in Edremit ilçesi sınırları içerisinde ve Edremit Körfezi’nin kuzeyinde yer almaktadır. Sarıkız Tepesi ve Babatepe (Kartaltepe) adında iki zirvesi bulunan Kaz Dağları, yaklaşık 1800 m. yüksekliktedir. Yunan mitolojisine göre adı İda olan Kaz Dağları, bilhassa ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer olarak tanınır. Mitolojiye göre aşk tanrıçası Afrodit, rakiplerini yenerek güzellik kraliçesi seçilir. Ayrıca Zeus’un zaman zaman gelip konakladığı ve burada çobanlık eden Ganymedes’i kaçırdığı da yine mitolojide anlatılır (Duymaz 2001: 89). Sarıkız Efsanesi’nde, Yunan mitolojisinin coğrafi mekânına Türk mitolojisinin kahramanları yerleştirilmiştir.
     
    Tahtacı Türkmenler tarafından muhafaza edilen Sarıkız Efsanesi’nin birbirine yakın birkaç varyantı bulunmaktadır. Bu varyantlardan bazıları İslâm inançları tesirinde kalmıştır. Bizim ele aldığımız efsane, Kaz Dağlarının zirvesine yakın bir mevkide 1765 metre yükseklikteki tepede medfun olan Sarıkız etrafında gelişen efsanedir. Akçay’ın Güre köyünde tespit edilen rivayete göre Sarıkız, babası Cılbak Baba ile Edremit’in Güre köyüne yerleşir. Daha sonra Kavurmacılar köyüne yerleşen baba kız kışları Kavurmacılar da yazları da Kaz Dağlarında geçirirler. Cılbak Baba, Sarıkız’a vakit geçirmesi için kaz alır. Sarıkız vaktinin büyük bir çoğunluğunu kazları ile geçirir. Hacca gitmeye niyetlenen Cılbak Baba, kızını Güre köyünde bir imamın ailesine emanet eder. Sarıkız, babasının Hacda olduğu zaman zarfında, köyün delikanlıları tarafından gelen evlenme tekliflerini reddeder. Bunu gurur meselesi yapan delikanlılar Sarıkız’ın dedikodusunu yapar ve ona iftira atarlar. Hacdan dönen baba kızıyla ilgili iftiralara üzülür ve kızını öldürmeye karar verir. Baba ile Sarıkız şimdiki Sarıkız tepesine çıkarlar. Namaz kıldığı için abdest almak isteyen baba, kızından su ister. Sarıkız’ın getirdiği suyun tuzlu olduğunu anlayınca suyu nereden getirdiğini sorar. Sarıkız, denizden cevabını verir. Kolunu uzatıp Edremit körfezinden babasına su getiren Sarıkız’ın sırrı açığa çıkar. Babası kızının bu halini farkeder etmez, kızının ortadan kaybolduğunu görür. Sarıkız’ın mezarı kaybolduğu yerde taşlarla çevrilidir. Üzgün ve pişman olan Cılbak Baba da dönmeye hazırlanırken diğer bir tepe üzerinde ölür (Turan 2002: 149-164).
     
    Sarıkız Efsanesi, Türk mitoloji ve inançlarında, Af ruhun Ateş Kültü ile bağlı olduğu ve hami bir Tanrı sayıldığı çok eski çağların bulanık hatıralarını taşıyor. A. İnan’a göre, “Ali kültünün Türklerde intişarı da eski Türk ateş Tanrısı al adını andırmasına medyun olabiliri” (İnan 1998-I: 264 n. 12). Özbeklerde ve Türkmenlerde, Gök Türk yazıtlarındaki Umay Ana’nın yerini uzun, sarışın dalgalı saçları olan Sarı Ene tutar. Bu mitolojik varlık Anadolu’da Alevi-Tahtacı topluluğu içinde Sarıkız kültüne çevrilmiştir. Sarıkız nefesi ve her yıl Ağustos ayında kurban kesmekle sonuçlanan ziyaret, bu kültün Tahtacılar arasında geniş olarak yayıldığını göstermektedir (Yörükân 2006: 255-256; Kalay 1997: 58-59). İslâm’dan önceki Türk inançlarında, Sarıkızlar hayır mabudeleri veya melekleri olmuştur (Yörükân 2006: 255, 463). Ancak Sarı Ene olumlu tipten olumsuza geçtiği halde Sarıkız olumlu durumunu koruyabilmiştir. Anadolu’da, Özbeklerin Albastısına ve Azerbaycan’daki Alarvadı’na çoğu kez Al Kızf denilmektedir. Bu halde Sarıkız’ ile Alkız arasında bir bağlantının olması mümkündür (Bayat 2007-II: 55, 333). Zamanla Sarıkız inancı biçimlenirken sarı saçlı dağ ve orman ruhları ile de çaprazlaşarak senkretik bir mefhum ortaya çıkmıştır. Sonuçta A. İnan’a göre, “Tuvaların şaman dualarında zikredilen ve kayalarda bulunan altı sarı Albası, Kazak-Kırgız ve Başkurtlarda sarıkız suretinde olan bu ruh kültü ile Anadolu Türklerinin Sarıkızlar efsanesi de münasebettar olabilir” (İnan 1986: 172; 1998-I: 262).
     
    Bu değerlendirmelerden çıkarılabilecek sonuçlar aşağıda maddeler hâlinde verilmiştir:
     
    * Al Ruh tarihten önceki çağlarda, Ateş Kültüyle alâkalı olmuş, Ateş ve Ocak hamisi kabul edilmiş, günümüzden altı bin yıl kadar önce sukûta uğrayarak şer ruhlar zümresine dâhil olmuştur.
    * Müennes bir ruh olan Al Ruh hoppa, hilekâr, yalancı bir ruh olup sarı bir kadın suretindedir ve keçi gibi bağırmaktadır.
    * Gök Türk yazıtlarında hendiadyoih olarak bulunan yabız yablak sözündeki Yabız\ Sarıkız’ın aslı olan albız; yablak ise Sarıkız’ın babası Cılbak Baba’dır.
    * Kaz Dağları çevresindeki Tahtacı Türkmenler Sarıkız’ı büyük ihtimâlle Malazgirt Zaferinden önce Anadolu’ya getirmişler, olumlu vasıflar vererek, kapalı bir toplum olmalarından dolayı günümüze kadar taşımışlardır.
    * Sarıkız Efsanesi’ndeki Sarıkız ve babası Cılbak Baba’nın vasıflarına Dağ, Orman, Su ve Kaz kültlerinin bazı unsurları karışmıştır.
    * Sarıkız Efsanesi ve Sarıkız’ın vasıflarına Kaz Dağları yerli kültürlerinin bazı unsurları karışmıştır.
     
    Sonuç
     
    Türkler asırlar boyunca çeşitli dinlere inanmalarına rağmen, eski Türk dinî gelenekleri manevi hayatlarında derin izler bırakmıştır. Eski inanış ve uygulamaların bir kısmı, hurafe, boş inanış ve bid’at olarak kabul edilip terk edilmiştir. Ancak bunlardan bir kısmı nesilden nesile geçerken toplumun içinde bulunduğu sosyo-kültürel çevrenin özellikleriyle yeni anlam ve biçimler kazanmış, özde değişmeden gelişerek günümüze kadar ulaşmıştır. Sarıkız Efsanesi yerli unsurlardan etkilenmiş,

     

    "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jul 26 08:39AM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    Kimden: yasemin <yasem...@hotmail.com>
    Tarih: 25 Temmuz 2014 13:06
    Konu: Diyanet ne anlatıyor?!
    Kime: "erzinca...@gmail.com" <erzinca...@gmail.com>
     
     
    Diyanet'in anlatımları, uygulamaları ve topluma yansımaları ile,
    Kur'an'ın anlattığı Tevhid inancının örtüşmediği gerçeği, Diyanet'in önünde
    bulunan ekranlarda "Hadislerle İslâm" yazısı görülünce iyice ortaya çıktı.
    Dinin TEK sahibi olan Allah, İslâm için, adını Kendisinin
    koyduğunu(Mâide,3) ve tamamlanmış tüm hükümlerinin eksiksiz
    Kur'an'da(En'âm,38) yer aldığını söylemesine rağmen! Kur’an’a göre İslâm
    yerine; Peygamberimizin (O'na sonsuz selam olsun) hadislerini, dinde hüküm
    kaynağı kabul ettiğiniz de, hadislerin doğruluk kontrolü nasıl
    sağlanacaktır? Cinci, büyücü, hoca geçinenlerin; Peygamber hadisleri
    diyerek zavallı, eğitimsiz, cahil insanları kandırmasının; dinden,
    Kur'an'dan habersiz kötü niyetli kişilerin, tarikat, cemaat lideri
    sıfatıyla, kendilerine kul, köle insanlar oluşturmak için "Peygamber böyle
    buyuruyor" diyerek, kendi düşüncelerini din diye anlatmalarının önüne nasıl
    geçilecektir?! Bu korkutucu duruma örnek; Peygamberimiz için "sünnet"
    namazlarını kılan, Peygamberimiz için kurban kesen insanlar (namaz, kurban
    sadece Allah için değil mi?)gördüm. Duyunca ürperiyor ve Yüceler Yücesi
    Yaratıcımız Allah'ın azabından endişe ediyorum. AHKAF,9.ayette, Allah,
    Peygamberimize; de ki, diyor:"Bana ve size ne yapılacağını bilmem. Ben
    ancak bana Vahyedilene/Kur’an’a uyuyorum. Ben apaçık bir uyarıcıdan başka
    bir şey değilim." Peygamberimize itaati emreden Allah; itaat edilmesini
    emrettiği her şeyi, Peygamberimize sağlığında uygulattırarak ve yine
    Peygamberimizin sağlığında Kur'an'da yazıya geçirttirerek sonuca bağlamış
    ve kulların, Din hükmü koyma kapısını kapamıştır. Peygamber hadisleri,
    diyerek açılan kul kapısından herkes kendi düşüncesini, din diye anlatmakta
    ve dayatmaktadır. Bu öylesine kontrolsüz bir alandır ki, Kur'an gibi,
    garantisi/koruyanı Allah olan kayıtlı bir Kitap yok! Halbûki Kur'an'da
    herşey Allah tarafından kayıt altına alınmıştır ve Allah tarafından(Hicr,9)
    korunmaktadır. Bilgisizce saptırılan insanların vebalinin çok ağır
    olduğunu, NAHL,25.ayette, ALLAH çok açık olarak söylüyor. Peygamberimize
    uyulmasını emreden ayetlere gelince; ZUHRUF,63-64-65.ayetlerde de, Yüceler
    Yücesi Yaratıcımız, Hz.İsa'ya uyulmasını söylüyor. Tek Allah'ın yolundan
    sapmanın, mezheplere bölünme sonucunu doğurduğu örneğini veriyor. Allah'ın
    gönderdiği her Peygamber, Allah'ın, “DE ki!” sözü ile, yaşadığı
    dönemde:"Bana uyunuz, bana tabii olunuz." demiştir. Allah'ın, tüm
    Peygamberlere, yaşadıkları dönemde uyulmasını emreden ayetleri
    karşılaştırılınca; Allah'ın, Peygamberlere uyulmasını, Kendi Vahyettikleri
    ile sınırladığı, Kur'an ayetlerinde açıkça görülür.Allah, Peygamberleri
    kutsallaştırıp, ilahlaştıranların; Hz.İsa ve Hz.Musa örneklerinde, şirk
    bataklığına nasıl düştüklerini defalarca dikkatimize sunuyor ki, bizler,
    Allah'ın sözlerinin toplamı Kur'an'ın yolundan ayrılmayalım. Günümüzde
    İslam dünyasının içinde bulunduğu bölünmüşlük, Kur'an'ın yolundan sapmanın
    eseri değil midir?! HUD,1-2; NAHL,51-52; EN'AM,114 ve daha pek çok ayet,
    dinin tek sahibinin ALLAH olduğunun açık ifadeleri ile dolu. KEHF,26.ayet:
    "Allah hükümlerine hiç kimseyi ortak etmez." ve Peygamberimizin şikayeti;
    FURKAN,30.ayet: "Rabbim, halkım Kur'an' terk etti."
     
    Peygamberimizin olduğu şüpheli hadisleri(?!)yerine, Kur'an'ın daha iyi
    anlaşılıp, topluma daha iyi anlatılması için çalışılsa, Kur'an'ın anlam
    boyutlarının evrenselliği kanıtlanmış olur. Şekilsel boyuta hapsedilmiş,
    özden, ahlaktan, insanın tekamülünün yolunu gösteren anlayıştan uzaklaşmış
    dini uygulamalar yüzünden toplumda tam bir karmaşa ve din
    adına ahlaksızlıklar yaşanmaktadır.
    HAC,74.ayette: "Allah'ı kadrine, şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar,
    takdir edemediler!" sitemini yapan, Yüce Yaratıcımızı, dinin tek sahibi ve
    Kur'an'ı ,din de tek hüküm kaynağı olarak, anlayan ve anlatan bir
    zihniyetin oluşması temennisi ile!
     
     
     
    --
    Türkiye için el ele mail grubumuz
    *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
    <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
     
    Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
    <turkiye-i...@googlegroups.com> *
     
    Erzincan Kemaliye Egin Grubum
    http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
     
    Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
     
    Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
     
    Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
    https://twitter.com/#!/MiLALDi
     
    Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
    http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148

     

    "Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com> Jul 26 08:37AM +0300  

    ---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
    Kimden: pan bebek <panb...@hotmail.com>
    Tarih: 26 Temmuz 2014 01:47
    Konu:
    Kime: "erzinca...@gmail.com" <erzinca...@gmail.com>
     
     
     
     
     
     
     
    *TEZATLAR ÜLKESİNDE SANATI AĞLATANLAR...*
     
    *Sanata ihanet edenler adıyla bir yazı yazmıştım,son zamanlarda yaşananlara
    baktığımda aslında az bile yazmışım.Sanatçı asla BİAT etmez,sanatçı asla
    kişisel çıkarı adına birine yada birilerine yalakalık dalkavukluk yağdanlık
    yapmaz.Ama şimdi karşımda kilere bakıyorum,toplum bu güne kadar bunlara
    nasıl sanatçı diye bakmış şaşkınlık içindeyim.Siz sanata ''
    UCUBE,MÜSVEDDE,ULAN'' diyen bir zihniyete biat ederek ayaklarına
    kapanacaksınız yazıklar olsun.Bu güne kadar kendime asla ben sanatçıyım
    demedim,yaptıklarımla asla övünmem,ülke tanıtımında bulunmanın milli bir
    görev olduğu inancıyla çalışmalarımı sürdürdüm.Ama kişisel çıkar uğruna
    asla kimseye biat etmeyip yalvarmadım.*
    *Bu ülkede sinemalar yıkıldı,tiyatrolar bir biri ardına kapatılıyor,opera
    bale bir çağdaş anlayışın simgesi,ama şimdi kapatılmaya çalışılıyor
    kimsenin gıkı çıkmıyor,yıllarca sanata sinemaya ömrünü vermiş insanlar bir
    köşede perişan açlık içinde yaşarken ölüyor kimsenin umurunda değil.Siz
    çağdaş düşünceye,aydınlığa, Atatürk ve devrimlerine,cumhuriyete,düşman.Laik
    değil ümmetçilik evladır diyen bir anlayışa teslim oluyorsunuz yazıklar
    olsun.Bu biat etmenin arkasında bana göre kişisel çıkarların yattığını
    düşünmemek mümkün değil,onların ne Atatürk, ne cumhuriyet, ne çağdaşlık ve
    aydınlık, hiç biri umurlarında değil,sadece acaba ilerde ben nasıl bir
    yatırımda yer alabilirim,işte sanatın anlamı burada sadece kişisel
    çıkarların arasında idam ediliyor.*
    *Bunlar adlarını bile zikretmek istemediğim sözde sanatçılar,şimdi sanata
    ihanet edenler değil mi? Sanatın adını bile doğru tanımlaya mayan bunlar,ve
    sanata yıllarını verenlere gösterdikleri saygısızlık değil mi
    yaptıkları.Sen sana hakaret eden,sana küfreden,sana saygı göstermeyip
    eserini tepene yıkmaya çalışan bir anlayışın etrafında resim vermenin adına
    sanat diye bilir misin?Senin BİAT ettiğin anlayış '' ben böyle sanatın
    içine tükürürüm'' demedi mi? Sanatçı toplumun aynasıdır,sen cehaletin
    pençesine sürüklenmiş halkın aydınlanması için çalışacağın yerde, sana
    küfreden anlayışın yanında yer alıyorsun.Baksana bu cahil bırakılmış toplum
    şimdi neyi nasıl kimi neden seçecek durumda olmadığı için,onu 12 yıldır bu
    anlayış nasılda kullanıyor bunu gör.Çağdaş dünyayı görsel ve yaşamsal
    olarak algılayamayan bir toplum yaratılmış,Atatürk ve tüm cumhuriyetin
    değerleri adeta katledilmekte sen bunu gör,bu ülkeye binlerce bilim adamı
    gerekirken,imam hatip öğrencisini on kat artıran bir eğitim sistemine karşı
    çık.Gazeteciye yazan düşünen aydınlara gösterilen saygısızlığa sesini
    çıkar,çağdaş eğitim,okul kütüphane açma yerine inadına cami açmaya çalışan
    anlayışa dur de.Çağdaş özde dolaysız bir demokrasi yerine,ılımlı İslam
    cumhuriyetine sürüklenen ülkenin yaşayacağı felaketi düşün.Siyasal bir
    parti anlayışından uzak,tarafsız tüm halkını kucaklayacak,ülkesinin
    uluslararası saygınlığını kazanmasında çalışan halkına bağırmayan korku
    salmayan bir düşüncenin cumhurbaşkanı olması için çalış.Türkiye tüm bu
    değerlerin ötesinde her geçen gün otoriter bir anlayışa doğru sürükleniyor
    bunu gör.*
    *Ülkede 30 milyona yakın bir kesim açlık ve yoksulluk sınırında yaşıyor,her
    seçim döneminde bir çuval kömür,yada bir kutu makarnaya onuru satın alınan
    bir toplum var bu ülkede.Cahil bir toplum seçme karar verme yetkisinde
    değildir,kimi neden seçmenin,yada onun nasıl bir anlayış içinde olduğunu
    kavrayamaz,ama birileri bu kesimi çok iyi duygusal etkileşimle etki altına
    almasını iyi biliyor.İşte Türkiye'nin geleceğine bu toplum karar
    veriyor.Cahil bırakılmış güdülmüş bir toplum yarattılar her zaman
    istedikleri alanda kullanabilmeleri için.Şimdi böyle bir düşüncenin yarın
    cumhurbaşkanı olması,Türkiye'nin felaketi yaşaması demektir.Kin ve öfke
    ihtiras duygusunu atamayanlar felaketin davetlisi olacaklardır bu
    ülkede.(RTE) bu anlayışa sığınmak istiyor,yani cumhurbaşkanı olmak ve tüm
    ülkeyi tek elden tek başına yönetmek.Bunun adına siz şimdiden otoriter bir
    sistemin adı diyebilirsiniz.Böyle şey olmaz,Türkiye bu sisteme hazır
    değil,bunun adı Atatürk devrimlerine,onun bıraktığı çağdaş düşünceye karşı
    alınacak bir darbedir bana göre.Ama bu ülkede kimse kendisini ATATÜRK
    yerine koymaya kalkmasın.Dünyanın hiç bir yerinde bir Başbakan,bir hukuk
    kurumun başında bulunan zata ''haddini bil edepsizlik yapma'' sözlerini
    sarf edemez.Toplumun bilgilendirilmesi görevini yapan bir kişiye bu konuşma
    demektir.*
    *Türkiye yanlış yönetiliyor,Türkiye felakete sürükleniyor,Türkiye'de yarın
    mezhepler savaşı başlayacak,Türkiye yavaş yavaş bölünmenin eşiğinde
    duruyor,birileri kendi siyasal gelecekleri kin ve ihtiras kültürünü yaşamak
    için her şeyi çekinmeden düşünmeden hayata geçiriyor.Türkiye hiç bir
    dönemde bu kadar parçalara ayrılmadı,beni en çok üzense kabul edemediğim
    şey.Başbakanın Atatürk'ün son nefesini verdiği Dolma bahçe sarayında bir
    ofis açması bu gerekiyor muydu sormak gerek,neden inadına başka yer değilde
    Dolma bahçe.(RTE) her yerde bir ofis açarak farklılık getirmeye çalışıyor
    bunu kabul edemiyorum.Devasa saraylar konaklar milyonlarca dolar harcanarak
    Başbakana çalışma ofisi hazırlanıyor,merak ediyorum acaba bunlardan
    hangisinde Başbakan çalışma fırsatı bulacak.Atatürk orman çiftliği
    Başbakana saray yapılmak adına tarumar edildi,Çamlıca tepesinde cami inşası
    inadı kabul edilir gibi değil.Tarih yok ediliyor ve tarihi yazanlar düşman
    ilan ediliyor.Atatürk ve arkadaşları cumhuriyet için mücadele ederken,bugün
    ona düşmanca bakanlar daha analarının karnında değildi.Şimdi bakıyorum
    sözde sanatçılar bu felakete ortak olmak *
    *için her türlü yadan lığın ortasına atılmaktan utanmıyorlar.UNESCO 1985
    yılında İstanbul'u Dünya Mirası Listesi'ne aldı,şimdi Başbakan Ayasofya'nın
    camiye dönüştürülmesini istiyor,işte o zaman Ayasofya Unesco listesinden
    çıkar.Yılda 3,5 milyon turist ziyaret ediyor Ayasofya'yı.Bu acaba şimdi
    kimin umurunda merak ediyorum?Sözde sanatçılar Başbakanın yanında
    görünebilmek için yalakalık yapıyorlar,acaba hangisi bir gün olsun
    Türkiye'de sanatın yalınız lığını Başbakana anlatabilme cesaretini
    gösterebiliyorlar,sanatı kişisel çıkarlar uğruna satan birine ben sanatçı
    diyemem utanırım bundan.Gün gelecek her biri yalınız kalacak ama şimdi
    bunun farkında değiller.*
    *Dış politika yerle bir olmuş saygınlık kalmamış,Mısır,İsrail,Suriye,ABD ve
    diğerleri,yaşananlar kimsenin umurunda değil,Başbakan kendi siyasal
    geleceğini korumak adına her türlü oluşumun içinde olmaktan geri
    kalmayacak.Toplumu inandıracak bir politika üretememenin sancısını
    yaşıyor,ancak toplama topluluklarla başka kanallara mesaj vermek bana göre
    inandırıcılığın ötesinde bir felaketin habercisi.(RTE) nın politik
    sergilemesinde bana göre ülke sevdası,tolumun barışı huzuru,Türklük kavramı
    değerleri,Atatürk ve cumhuriyet,çağdaş anlayış aydınlık paylaşım,bilim ve
    sanat,hiç bir yok.TEK adam olma inadı ve ülkenin otoriter bir rejimle
    idaresi işte istenilen budur.Çağdaş dünyanın değerlerinden uzakta cahil bir
    toplum yaratmak yapılan sadece 12 yılda budur.Ülkenin geleceğini de işte
    her tarafa sürülerek giden bu eğitimsiz toplum tayin ediyor.Türkiye şimdi
    Dünya ülkesi hikayeleriyle topluma sunulmak isteniyor,aslında bunun yalan
    olduğu ve asla gerçekleşmeyeceğini bu yalanı söyleyenler çok iyi
    biliyor.Türkiye ne yazık ki bu tarihi fırsatı 1950 de kaybetti.Şimdi 12
    yıldır sadece kendi geleceklerini hazırlayanların bu gerçeği çok iyi
    düşünmeleri gerek.Din afyonuyla narkoz lanmış bir toplum bundan sonra asla
    özgür olamaz,sözde sanatçılarımız asıl bu felaketin baş mimarları bana
    göre.Türkiye'de alkışlanacak tek bir sanatçı var mı acaba? Gerçekten var
    olanlarında bu tabloya baktıklarında acı duyduklarını biliyorum.*
    *Prof.Dr.Levent Seçer*
     
     
     
     
    --
    Türkiye için el ele mail grubumuz
    *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
    <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
     
    Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
    <turkiye-i...@googlegroups.com> *
     
    Erzincan Kemaliye Egin Grubum
    http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
     
    Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
     
    Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
     
    Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
    https://twitter.com/#!/MiLALDi
     
    Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
    http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148

     


ahmet dogan Simsek

unread,
Jul 27, 2014, 5:16:34 AM7/27/14
to TÜRKİYE İÇİN EL ELE GRUP
Bir sonraki aşama ise Batılıların iddiaları gibi Kuranı kendisi yamış. Ondan dan sonraki aşama ise hepsi uydurulmuş.
İnsan dünyada da sırat köprüsü üzerinde yürür.
Denge bir kere zanlar ile bozulursa sonuç sırattan düşmekle sonuçlanır.
Ama yaşarken üzülmeyiniz. Sırattan söz edende Yine Peygamberin hadisleridir. Vahiy geldiğinde Cebrail (As)ı gören olmadığına göre Kuranda hadistir.
Size iyi yolculuklar bakalım bu şekilde nereye vara bileceksiniz. Bence üzücü bir durum Allah düşmanlarımın dahi başına bu gibi kesin zannı ile sahteye bakıp gerçeği de inkar etmeyi.
A.D.Şimşek



27 Temmuz 2014 11:41 tarihinde Yusuf Yaman <yusufya...@gmail.com> yazdı:

--
Sayın "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubu üyesi.
grubumuzla ilgili şikayetleriniz ve tavsiyeleriniz grup yönetimine " erzinca...@gmail.com " adresimize bildirin,
Grubumuzda yayınlanan iletilerin yasalar karşısında tüm sorumluluğu yazarına ve iletinin üzerinde değişiklik yapıp yayınlayan üyeye ait olacaktır, İletilerin mutlaka konu başlıklarını yazınız. İletilerinizde Başka bir grubun tanıtımı, url adresleri yada benzeri ibareler bulunması halinde o iletiler yayınlanmayacaktır.. önemle duyurulur. saygılarımızla
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba yayın göndermek için, Turkiye-i...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu http://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele adresinde ziyaret edebilirsiniz.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages