· Sürekli yemin eden aşağılık, kusur arayıp kınayana, iftiracı, durmadan laf götürüp getiren, iyiliğe ve yardıma engel olan, saldırgan, boğazına kadar suça batmış, sahtekâr, kaba, haşin, acımasız zorbaya, kişiliksiz kimselere, bunlara ilave olarak da, insanlara hiçbir yararı dokunmayana, servet ve çocuk sahibidir diye, sakın boyun eğme! (KALEM,10,...,14)
· Kazandıklarınızdan yoksullar için pay ayırın! (MÜZZEMMİL,20)
· Hiç kimseden yaptığı yardım için bir karşılık beklemez. (LEYL,19)
· Sakın öksüze / yetime kötü davranma. Yoksulu / isteyeni hor görme / aşağılama / azarlama. (DUHA,9,10)
· Dünya hayatından başka bir şey düşünmeyenlere aldırma. (NECM,29)
· Dürüstlük taslayarak kendinizi temize çıkarmayın. (NECM,32)
· İnsan için, sadece kendi çabasının karşılığı vardır. (NECM,39)
· Bilincini, şirkten / ortak koşucu şeylerden temizleyip arındıranlar kurtulur, zihni şirkle / ortak koşucu şeylerle kirli olanlar zarar eder. (ŞEMS,9,10)
· Ey insan! Aklınızı başınıza toplayın! (KIYAMET,26)
· Arkadan çekiştirip, iftirada bulunanın vay haline! O ki mal biriktirir ve onu sayar durur. (HÜMEZE,1,2)
· Zor yol, köleleri özgürlüklerine kavuşturmak yahut sıkıntıda olan öksüz bir yakınını veya yakını olmayan düşkün bir yoksulu doyurmaktır: dahası, birbirlerine, güçlüklerin üstesinden gelmeyi ve sevgiyi öğütleyen inananlardan olmaktır. (BELED,13,14,15,16,17)
· Aklıyla düşünüp ders çıkaran yok mu? (KAMER,51)
· İnsanlar arasında adaletle karar ver, duygularına kapılarak taraf tutma. (SÂD,26)
· Ne kadar da az şükrediyorsunuz! (ARAF,10)
· Unutmayın! Erdemlilik / iffet elbisesi / saygınlık giysisi daha iyidir. (ARAF,26)
· Şeytan sizi de kandırmasın. Dikkatli olun. (ARAF,27)
· Her toplantıda adil olun. (ARAF,29)
· Toplantı yerlerine her gidişinizde, tertemiz giysilerinizi giyin. Yiyiniz, içiniz; ancak savurganlık yapmayınız. (ARAF,31)
· Ülkede barış sağlandıktan sonra bozgunculuk yapmayın. (ARAF,56)
· Ülkenizde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. (ARAF,74)
· Zorluklara karşı göğüs gerin. (ARAF,128)
· Sen affedici ol, iyiliği öğütle ve cahillere aldırış etme. (ARAF,199)
· Sizden her hangi bir maddesel çıkar beklemeyen kişilerin söylediklerine inanın. Onlar doğruyu söylüyorlar. (YÂSİN,21)
· Hevasını / egosunu / arzularını / iğreti arzusunu tanrı edinen kişiyi gördün mü? Onu sen mi yola getireceksin? (FURKAN,43)
· Ortak koşucu inkârcılara aldırma / boyun eğme. (FURKAN,52)
· Onlar verirken, savurganlık ve cimrilik yapmaz, ikisi arasında dengeli harcarlar. Canı, haksız yere öldürmezler ve yasal olmayan ilişkide bulunmazlar. (FURKAN,67,68)
· Yalan tanıklıkta bulunmazlar. Boş sözlerle karşılaştıklarında önemsemeyip geçerler. (FURKAN,72)
· Yaptığı kötü işler kendisine cazip gösterilip de, onu güzel gören kimse ile cazip de olsa, kötü işleri çirkin gören kimse bir olur mu? (FÂTIR,8)
· Kimse kimsenin günahını yüklenmez. (FÂTIR,18)
· İnkâr eden kimsenin inkârı kendi zararınadır. (FÂTIR,39)
· Kötü plân sahibine geri döner. (FÂTIR,43)
· Kuşkusuz iftira edenler kaybedecektir. (TÂ HÂ,61)
· Ülkede güzel işler yapmayıp, bozgunculuk yapan ve aşırı derecede savurganlık önerenlerin peşinden gitmeyin. (ŞUARA,151,152)
· Ölçüyü tam uygulayın. Kandıranlardan olmayın. Doğru ölçek ile tartınız. Halkın hakkını çalmayın ve ülkede kötülük yaparak karışıklık çıkarmayın. (ŞUARA,181,182,183)
· Neden iyilik ve güzellik yerine kötülükte ısrar ediyorsunuz? (NEML,46)
· Ne kadar az düşünüyorsunuz? (NEML,62,63)
· Kim doğruya gelirse kendisi için gelir, kim saparsa da kendisi içindir. (NEML,92)
· Nankörler kesinlikle başaramazlar. (KASAS,37)
· Onlar kötülüğü iyilikle savarlar ve kendilerine verdiğimiz nimetlerden yoksullara pay ayırırlar. Onlar, kendi aleyhlerine söylenen sözlere hiç aldırış etmezler ve “Bizim uğraşımız / işimiz bize, sizin işiniz size. Size esenlikler dileriz. Biz cahillerle uğraşmak istemeyiz” derler. (KASAS,55)
· Şunu bil ki, sen istediğin kişiyi doğruya iletemezsin. (KASAS,56)
· Size verilen her şey dünya yaşamının geçici serveti ve cazibesidir. Aklınızla düşünmez misiniz? (KASAS,60)
· Şımarma! (KASAS,76)
· Ülkene ve halkına ihanet etme / yeryüzünde bozgunculuk yapmayı arama. (KASAS,77)
· Eğer iyi davranırsanız, kendiniz için iyi davranmış olursunuz. Kötü davranırsanız yine kendiniz için kötü davranmış olursunuz. (İSRÂ,7)
· İnsan, düşünmeden ya da inatla, çok iyi işlere öncülük ettiğini sanırken, aslında çoğu kere, çok kötü şeylere çağırdığının farkına varmaz. Çünkü insan çok acelecidir. (İSRÂ,11)
· Biz her insanın kaderini kendi özgür seçimine bırakmışızdır. Ancak, dünyada işlediği her şeyi de bir kayda alırız. Kim doğru yola gelirse, kendisi için yola gelmiş olur. Kim de saparsa, kendi aleyhine sapmış olur. Hiç kimse başkasının günahından sorumlu değildir. (İSRÂ,13,15)
· Anne ve babanızdan biri veya her ikisi birden yanınızda ihtiyarlarsa, onlara “öf” bile demeyin ve onları azarlamayın. Onlara güzel ve saygılı davranın. Anne ve babana saygıyla ve alçakgönüllülükle davran. (İSRÂ,23,24)
· Akrabalara, yoksullara ve yolda kalmışlara yardım edin. Ancak, gereksiz yere saçıp savurmayın. Akrabalara, yoksullara ve yolda kalmışlara elinizde yardım edeceğiniz bir şey yoksa hiç olmazsa onlara hoş bir söz söyleyin. Ne tümüyle cimrilik yapın, ne de tümüyle savurgan olun / ne cimri ol ne de israf et. Cimrilik pişmanlığa, israf yoksulluğa yol açar / yoksa pişman olur üzülürsünüz. (İSRÂ,26,28,29)
· Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Bu sebeple çocukları öldürmek büyük bir suçtur. (İSRÂ,31)
· Zinaya yaklaşmayın; çünkü o kötü bir davranıştır. (İSRÂ,32)
· Canı haksız yere öldürmeyin. Kim haksızlığa uğrayarak öldürülürse, ölenin mirasçılarına hakkını alması için yetki vermişizdir. Ancak, o da intikam duygusuyla sınırı aşmasın; zira kendisine yardım edilmiştir. (İSRÂ,33)
· Öksüzlerin malını, erginlik çağına ulaşıncaya kadar, kendi yararlarına olarak koruyun. Sözleşmelerinizi yerine getiriniz. Sözleşmeler konusunda kişi sorumlu tutulacaktır. (İSRÂ,34)
· Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın ve doğru teraziyle tartın. Elbette bu daha iyidir ve sonucu daha güzeldir. (İSRÂ,35)
· Bilmediğin bir şeye inanıp ardına düşme, çünkü işitme, görme duyusu ve beyin, hepsi ondan sorumludur. (İSRÂ,36)
· Yeryüzünde büyüklük taslayarak dolaşma. Çünkü sen gücünle ne yeri delebilirsin ne de dağlar kadar boylu olabilirsin. (İSRÂ,37)
· Sözlerine dikkat etsinler ve en güzel biçimde konuşup tartışsınlar / Sözün en güzelini / en güzel Sözü söylesinler. (İSRÂ,53)
· Biz insana bol nimet verdiğimiz zaman, Bizi hatırlamaz, yan çizer. Kendisine kötülük, sıkıntı gelince de hemen umutsuzluğa kapılır. (İSRÂ,83)
· Hazineler sizin elinizde olsaydı, verilirse tükenir korkusuyla, kimseye vermez elinizde tutardınız. İnsanoğlu çok cimridir. (İSRÂ,100)
· Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız ise size! Siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim. (YUNUS,41)
· İnsanlar kendi işlediklerinden ötürü, kendilerine zulmederler. (YUNUS,44)
· Siz doğruluktan ayrılmayın ve bilgiden yoksun kimselerin yolunu izlemeyin. (YUNUS,89)
· Sakın şüphecilerden olma. (YUNUS,94)
· İnsanları inanmaya sen mi zorlayacaksın? (YUNUS,99)
· Akıllarını işletmeyen bir topluma, deliller ve uyarılar kâr etmez. (YUNUS,101)
· Dikkat edin! İkiyüzlüler içlerinde besledikleri düşüncelerini dışa vurmazlar, gizlerler. (HÛD,5)
· Sen tüm güçlüklere göğüs gererek uyarmana devam et. (HÛD,49)
· Ölçüyü, tartıyı eksik tutmayın. Sizi refah içinde görüyorum. Ama haksız kazançla elde ettiğiniz bu refahın, sizi çepeçevre saran bir azabın habercisi olmasından da korkuyorum. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam uygulayın. Halkın hakkını eksik vermeyin ve bozgunculuk / hortumculuk yaparak yeryüzünü / ülkenizi ekonomik bir sıkıntıya sokmayın. (HÛD,84,85)
· Sana söylendiği gibi dosdoğru ol / dosdoğru yürü. Aşırı gitmeyin. (HÛD,112)
· Güçlüklere göğüs gererek karşı koy. (HÛD,115)
· Kuşkusuz insan nefsi, aşırı bir şekilde kötülüğe meyillidir. (YUSUF,53)
· Göklerde ve yerde ders alınacak o kadar çok ibretler var ki, ama insanlar onlarla hiç ilgilenmezler. (YUSUF,105)
· Sakın umutsuzluğa kapılanlardan olma. (HİCR,55)
· Dünyanın sonu mutlaka gelecektir. Şimdilik sen güzel ve yumuşak davran. (HİCR,85)
· Sakın ortak koşuculardan bazılarına verdiğimiz dünya malını kıskanma ve inkârcılıklarından ötürü de üzülme. Sen inananlara karşı alçakgönüllü ol. (HİCR,88)
· Nefislerinin ve duygularının tutsağı olanlar, işte onlar inanmak istemezler. (EN’ÂM,20)
· Dünya hayatı geçici bir yaşam tarzıdır. Adeta bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Hâlâ mı aklınızla düşünmeyeceksiniz? (EN’ÂM,32)
· Çağrıyı, ancak içtenlikle dinleyenler kabul eder. (EN’ÂM,36)
· Şöyle bir düşünün. Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz? (EN’ÂM,50)
· Sen, dinlerini oyun ve eğlenceye alanları ve dünya hayatına aldananları bırak. (EN’ÂM,70)
· Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız? (EN’ÂM,80)
· Dikkat et! İnsanların çoğu zanna / fısıltılara uyarlar ve sadece yalan konuşurlar. (EN’ÂM,116)
· Birçok insan, bilgiye dayanmayan, sanıya, fısıltıya dayanan rivayetler ve kişisel görüşlerle insanları saptırıyorlar. (EN’ÂM,119)
· Bütün bitkiler sudan meydana gelmeleri bakımından birbirlerine benzerlerse de (tatları bakımından) birbirlerine hiç benzemezler. Her biri ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hakkını da hasat / gelir / kazanç gününde verin. Savurganlık / israf etmeyin. (EN’ÂM,141)
· Siz ancak zanna / şüpheli ve çelişkili rivayetlere uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz. (EN’ÂM,148)
· Ana babaya iyi davranın. Yoksulluk korkusuyla kız çocuklarınızı öldürmeyin. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Cana haksız yere kıymayın. (EN’ÂM,151)
· Ergenlik çağına erişinceye kadar yetim malını koruyun, yemeyin. Ölçüyü ve tartıyı doğru dürüst tartın. Kişiye gücünün yetmediğini yüklemeyin. Konuştuğunuz zaman, akrabanız aleyhinde bile olsa adil / doğru olun. (EN’ÂM,152)
· Herkesin olumlu-olumsuz kazandığı kendisine olduğu gibi, ailesine ve toplumuna da yansır. Ve hiçbir kimse bir başka kimsenin suçunu çekmez. (EN’ÂM,164)
· Ders almak için aklınızı kullanmaz mısınız? (SÂFFÂT,138)
· Dünyada anne ve babana da iyi davranmalısın. (LOKMAN,15)
· Çok çalış ve herkesin kabul edeceği ortak değerleri öğütle, hiç kimsenin onaylamayacağı kötülüklerden vazgeçirmeye çalış ve başına gelecek her türlü zorluğa karşı göğsünü siper et. Büyüklük taslayarak insanları küçümseme, ortalarda böbürlenerek dolaşma. Davranışlarında doğal ol ve insanlara karşı yüksek sesle konuşma. Unutma ki en çirkin ses eşeklerin sesidir. Bunlar en temel evrensel ilkelerdir. (LOKMAN,17,18,19)
· Ey insanlar! Dünya hayatı sizi aldatmasın. (LOKMAN,33)
· Hiç kimse kendisinin yarın ne olacağını bilmez, yine, hiç kimse nerede öleceğini bilmez. (LOKMAN,34)
· Kuşkusuz gereğince çaba gösteren, yeterince şükreden herkes için, elbette dersler vardır. (SEBE,19)
· Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu? Bunları ancak akıl sahipleri düşünebilir! (ZÜMER,9)
· Bu dünya hayatında güzel davrananlara güzellik vardır. (ZÜMER,10)
· Kim doğruyu bulursa kendisi içindir. Kim saparsa da kendisi aleyhine sapmış olur. (ZÜMER,41)
· Bu dünya hayatı geçici bir geçinme yeridir. (MÜ’MİN,39)
· Siz yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayıp şımarıyordunuz. Büyüklük taslayanların yeri ne de kötüdür. (MÜ’MİN,75,76)
· Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden daha çok, daha güçlü, yeryüzünde bıraktıkları yapıtlar daha sağlam olan öncekilerin sonu nasıl olmuştur hiç düşünmezler mi? Onların kazandıkları şeyler kendilerini kurtaramadı. (MÜ’MİN,82)
· İyilik ile kötülük bir olmaz. Sen kötülüğe, en iyi bir biçimde karşılık ver. O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kişi, sımsıcak bir dost gibi oluvermiştir. Bu, kötülüğü iyilikle savma durumuna ancak, güçlüklere karşı göğüs geren ve olgunlaşmış büyük pay sahibi kimseler eriştirilir. (FUSSİLET,34,35)
· İnsan iyilik istemekten bıkmaz. Ancak kendisine bir kötülük dokunduğunda umutsuzdur, kötümserdir. (FUSSİLET,49)
· Aklınızı başınıza toplayın! (ŞÛRÂ,5)
· Sizin başınıza gelen bir felaket, kendi ellerinizle yaptıklarınızın bir sonucudur. (ŞÛRÂ,30)
· Yasal olmayan işlerden kaçınırlar ve öfkelerine engel olup bağışlarlar. İşlerini aralarında danışma ile / tartışarak çözerler ve rızıklardan yoksullara pay ayırırlar. Haksızlığa uğrarlarsa o haksızlığı gidermede yardımlaşırlar. (ŞÛRÂ,37,38,39)
· Kötülüğün cezası benzeri bir kötülüktür; ancak haksızlığa uğradıktan sonra, haklarını savunmak için direnenler kınanmazlar. Ancak haksız yere insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere saldıranlar cezalandırılır. Fakat saldırılarına muhatap olup da yine de onları bağışlamak, işte işin en zor yanı budur. Ama en onurlusudur. (ŞÛRÂ,41,42,43)
· Kendi yaptıklarının bir sonucu olarak başlarına bir kötülük gelse, o zaman insan nankörleşir. (ŞÛRÂ,48)
· İnsan gerçekten apaçık bir nankördür. (ZUHRUF,16)
· Belki akıllarını başlarına alırlar, dönerler diye, başlarına ibret için çeşitli felaketler getirdik. (ZUHRUF,48)
· Kim iyi ve güzel işler üretirse kendi iyiliğinedir, kim de kötülük işlerse kendi zararınadır. (CASİYE,15)
· Bilgiden yoksun kişilerin arzularına uyma. İnkârcı nankörler birbirlerinin dostlarıdır. (CASİYE,18)
· Her kişi, kazandığının karşılığını haksızlığa uğramadan görecektir. (CASİYE,22)
· Arzusunu / egosunu ilahlaştıran kimseye dikkat ettin mi? Hiç düşünmez misiniz? O arzularını ilahlaştırmış kimseler derler ki, “Hayat sadece yaşadığımız dünya hayatıdır. Yaşarız ve ölürüz. Bizi yok eden sadece zamanın akışıdır. Başkası yok etmez.” Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar sadece zannediyorlar. Fakat insanların çoğu bilmez.” (CASİYE,24,26)
· Bilinçli olarak inananlar için, insanın bizzat kendi varlığında ve yer küresinde ibret verici kanıtlar vardır. Hâlâ düşünmeyecek misiniz? (ZARİYAT,20,21)
· Sen öğüt vermeye devam et. (ZARİYAT,54)
· Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. (KEHF,29)
· Servet ve çocuklar, dünya yaşamının geçici cazibeleridir. (KEHF,46)
· İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl dayanabilirsin? (KEHF,68)
· İş yapanların en kötüsünün kim olduğunu size bildireyim mi? Onlar, iyi bir iş yaptıklarını zannettikleri halde, dünyadaki tüm çabaları boşa çıkanlardır. (KEHF,103)
· Siz hiç düşünmez misiniz? (NAHL,17)
· Bu dünyada iyi davrananlar için güzellik vardır. (NAHL,30)
· Onlar kendi kendilerine zulmettiler. Sonunda yapmış olduklarının kötü sonuçları kendilerine dokundu ve alaya almış oldukları azap, onları çepeçevre kuşatıverdi. (NAHL,33,34)
· Varlıklı hale gelenler, emirleri altındaki çalışanlara hak ettikleri paylaşımı yapmazlar. (NAHL,71)
· Adaleti / adaletli davranmayı, iyilik yapmayı ve akrabaya / yakınlara yardım etmeyi önerir. Kötülükten / pisliklerden, fenalıktan / edepsizliklerden / hayâsızlıktan ve aşırılıktan / azgınlık-doymazlık, kıskançlıktan / zulümden kaçınmanızı ister. (NAHL,90)
· Verdiğiniz sözü yerine getirin. Pekiştirdiğiniz yeminlerinizi bozmayın. Yaptığınız yeminleri bozarak, ipliğini sağlamca büktükten sonra, tekrar çözen kadın gibi olmayın. Bir topluluğun diğer bir topluluktan güçlü olmasından yararlanarak, yeminlerinizi aranızda kötüye kullanıp, bozgunculuk aracı yapmayın. (NAHL,91,92)
· Yeminlerinizi birbirinizi aldatma vesilesi yapmayın / birbirinizi aldatmak için yemin etmeyin / yeminlerinizi aranızda, kötüye kullanıp bozgunculuk aracı yapmayın ki, sapa sağlam yere basmış ayağınız kaymasın. (NAHL,94)
· Verdiğiniz sözü az bir değer karşılığında değiştirmeyin! Sizin dünyada sahip olduğunuz şeyler tükenir. (NAHL,95)
· Eğer bir ceza ile karşılık verecekseniz, size uygulananın aynısıyla karşılık verin. Kendinizi tutarsanız / sabrederseniz / affederseniz elbette bu, her şeye rağmen daha iyidir / kendini tutan / sabredenler için daha hayırlıdır. (NAHL,126)
· Güçlüklere göğsünü siper et / sabret / dayanıklı ol. Ortak koşucular için üzülme / tasalanma ve kurdukları tuzaklarından da endişelenme / telaşlanma / sıkıntı duyma. (NAHL,128)
· Kuşkusuz, her türlü güçlüklere göğüs geren ve sürekli şükreden herkes için, alınacak dersler vardır. (İBRAHİM,5)
· Rızıklardan, gizliden veya açıktan, yoksullara yardım için versinler. (İBRAHİM,31)
· İnsanlar çok nankörlük ederler. (İBRAHİM,34)
· Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız? (ENBİYA,10)
· İnsan çok aceleci olarak yaratılmıştır. (ENBİYA,37)
· Sizin aklınız yok mu?” (ENBİYA,67)
· O iyilik için çalışanlardandı. (ENBİYA,75)
· Artık şükredecek misiniz? (ENBİYA,80)
· İnsanlara yararı olmayan şeylerden kaçınırlar. Ki, onlar, tertemiz, şaibesiz faaliyetlerde bulunurlar. Yasal olmayan cinsel ilişkiden sakınırlar. Kendilerine emanet edilen şeylere dikkat ederler. Verdikleri sözleri de yerine getirirler. (MÜ’MİNÛN,3,4,5,8)
· Temiz olan şeylerden yiyiniz / dünya hayatının güzelliklerinden nasibinizi alın ve iyi ve güzel / yararlı / barışa ve hayra yönelik işler yapınız. (MÜ’MİNÛN,51)
· Ne kadar da az teşekkür ediyorsunuz! (MÜ’MİNÛN,78)
· Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız? (MÜ’MİNÛN,80)
· Siz hiç düşünmez misiniz / hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız? O halde nasıl oluyor da bu şekilde aldanabiliyorsunuz? (MÜ’MİNÛN,85,89)
· Sen kötülüğe iyilikle karşılık ver. (MÜ’MİNÛN,96)
· Siz hiç düşünüp, öğütten anlamaz mısınız? / öğüt almayacak mısınız? (SECDE,4)
· Siz çok az teşekkür ediyorsunuz! (SECDE,9)
· Rızıktan yoksullara pay ayırırlar. (SECDE,16)
· Kuşkusuz bunda dersler vardır. Hâlâ mı dinlemiyorlar? Hâlâ mı kavrayamıyorlar? (SECDE,26,27)
· Herkes kendi kazanmış olduğunun karşılığını görür. (TÛR,21)
· Ne az teşekkür ediyorsunuz! (MÜLK,23)
· Doğrusu insan hırslı ve endişeli bir yapıda yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokunduğu zaman feryat eder. Ama kendisine iyi bir olanak verildiği zaman, ondan başkasının da yararlanmasını istemez. (MEÂRİC,19,20,21)
· Mallarından / paralarından yoksul ve yoksunlara belirli bir pay ayırırlar. Yasal olmayan cinsel ilişkiden sakınırlar; yasal eşler ve durumunu yasallaştırmış olanlarla ilişkileri kınanmaz. Bunun ötesini arayanlar aşırı gidenlerdir. Onlar güvenilir kişilerdir, sözlerine bağlıdırlar; tanıklıklarını tam bir dürüstlükle yaparlar. (MEÂRİC,24,25,29,30,31,32,33)
· Aklınızı başınıza alın. (NEBE,39)
· Arınıp temizlenmeye hazır mısın? (NÂZİÂT,18)
· Kötülük işleyenlerin sonu kötü oldu. (RUM,10)
· Siz, sorumluluğunuz altında çalışan kimseleri, size verdiğimiz servetinize, kendinize eşit ortaklar olarak kabul eder misiniz? Birbirinize davrandığınız gibi, sorumluluğunuz altındakilere de aynı şekilde davranır mısınız? (RUM,28)
· Bilgiden yoksun ortak koşucular, kendi arzularına uydular. (RUM,29)
· Kendi yaptıkları yanlışlar yüzünden başlarına bir kötülük, sıkıntı gelse derhal umutsuzluğa düşerler. (RUM,36)
· Siz de akrabaya yoksula ve yolcuya yardım edin. . (RUM,38)
· Sırf servetinizi arttırmak için, insanların mallarından elde ettiğiniz her hangi bir riba / haksız kazanç, artmış sayılmaz. Topluma refahı yaymak için verilen her hangi bir zekât / karşılıksız yapılan sermaye yardımı, mallarınızı katlayarak arttırır. (RUM,39)
· İnsanların kendi işledikleri yanlışlar / kötülükler yüzünden, karada ve denizde felaketler yaygınlaştı / karada ve denizde ki bozulma, insanların kendi elleriyle yapmış olduklarından dolayı ortaya çıkmıştır. (RUM,41)
· Yeryüzünde dolaşın da, öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın. (RUM,42)
· Sen her şeye rağmen mücadelene devam et. Seni hafife almalarına fırsat verme. (RUM,60)
· Çaba gösteriyorum diyen kimse aslında kendisi için çaba göstermiş olur. (ANKEBUT,6)
· İnsana, anne ve babasına güzel davranmasını öğütlemişizdir. (ANKEBUT,8)
· Hâlbuki olayları değerlendirebilecek / gerçeği kavrayabilecek yeteneğe sahiptiler. (ANKEBUT,38)
· Evliya edinenlerin örneği ağdan bir ev edinen dişi örümceğin durumuna benzer. Oysa en kolay bozulan / en dayanıksız olan örümcek ağıdır / evidir. Keşke bilselerdi! Bu örneklerin ne demek istediğini, aklıyla düşünenlerden başkası anlayamaz. (ANKEBUT,43)
· Kuşkusuz aklıyla düşünen inananlar için, bunda bir ders vardır. (ANKEBUT,44)
· Onların çokları söyledikleri üzerinde düşünmezler. (ANKEBUT,63)
· Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ah / keşke / bir bilselerdi! (ANKEBUT,64)
· İnsanlardan bir şey alırken ölçüyü tam uygulayan, fakat kendilerinden verirken ölçüyü eksik vererek hile yapana yazıklar olsun! (MUTAFFİFİN,1,2,3)
· İşledikleri kötülükler kalplerini karartmıştır. (MUTAFFİFİN,14)
· Arınmak isteyenler, rızık olarak verdiklerimizden yoksullara pay ayırırlar. (BAKARA,3)
· İkiyüzlü insanlara “Ülkenizde / dünyada bozgunculuk yapmayın” dediğiniz zaman, hemen tepki gösterirler: “Bizler barış ve esenlik için çabalıyoruz” derler. Dikkatli olun! Bu tür davranış sergileyenler, gerçek bozgunculardır. Ama yaptıklarının bilincinde bile değillerdir. İkiyüzlülere “Sağduyulu insanlar gibi davranın / samimi olarak inanın” denildiğinde: “Biz de çapulcular / akılsız insanlar / kafası çalışmayan zavallılar gibi mi davranalım / inanalım?” derler. Gerçek çapulcular / akılsız olanlar / kafası çalışmayan düşük seviyeliler kendileridir; fakat farkında değillerdir. (BAKARA,11,12,13)
· Buna rağmen, çapulcu dedikleri insanlarla bir araya geldiklerinde: ”Biz de sizin gibi düşünüyoruz / inanıyoruz” derler. Fakat kendi yandaşlarının yanına geldiklerinde de: “Sizinle beraberiz. Biz onlarla sadece eğleniyoruz / alay etmek için yanlarına gidiyoruz” derler. Onlar sahtekârlığı ve ikiyüzlülüğü, dürüstlüğe ve samimiyete tercih ettiler. Oysaki bu tutumları kendilerine, ne yararlı bir şey kazandırır, ne de onları gerçeğe ulaştırır. (BAKARA,14,16)
· Bozguncu kişilerin vasıfları odur ki; söz verdikleri anlaşmalardan cayarlar, yeryüzünde / insanlar arasında sürekli fitne çıkarırlar. (BAKARA,27)
· Doğruyu yanlış ile karıştırmayın / hakkı / gerçeği bâtılla / saçmalık ve tutarsızlıkla karıştırmayın / kirletmeyin, bile bile gerçeği gizlemeyin. (BAKARA,42)
· Nefsinizi / gururunuzu yok edin / öldürün. (BAKARA,54)
· Anaya-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlarla dostça konuşacaksınız. Birbirinizi öldürmeyeceksiniz ve birbirinizi yurtlarından çıkarmayacaksınız. (BAKARA,83,84)
· Çok çalışın ve karşılıksız sosyal yardımlarınızı yapın. (BAKARA,110)
· Herkesin yöneldiği / amaçladığı bir yön / hedef vardır. Siz iyi ve güzel şeylerde yarışın. (BAKARA,148)
· Güçlükleri sabırla, azimle ve çalışarak aşın. (BAKARA,153)
· Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerden temiz ve helâl olmak şartıyla yiyin. (BAKARA,168)
· Asıl erdemlilik odur ki / zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki akrabalara, yetimlere, muhtaçlara, yolda kalmışlara, yoksullara seve seve yardım ederler / sevmelerine rağmen mallarını harcayanlardır / köleleri özgürlüğüne kavuştururlar / özgürlüğüne kavuşma gayretinde olanlara / özgürleştirmede severek verenlerdir. Çok çalışırlar, karşılıksız yardımda bulunurlar, söz verdiklerinde sözlerini yerine getirirler; zorluğa, sıkıntıya, zulme karşı direnirler / zorda, darda ve savaş anında dayanıklı olanlardır / güçlüklere göğüs gerenlerdir / sabırlıdırlar. (BAKARA,177)
· Öldürülenler hakkında / masum insanları öldürmede kısas / karşılıklı ödeşme size yazıldı. Ey akıl sahipleri! Ey aklı ve gönlü işleyenler / basiret sahipleri! Kısasta / karşılıklı ödeşmede sizin için hayat vardır / hayat kurtarma vardır. Böylece suç işlemekten kaçınırsınız / çünkü (kısas yoluyla öldürülmekten) korkarsınız (ve böylece kısası gerektirecek suç işlemekten kaçınırsınız.) (BAKARA,178,179)
· Sizden birine ölüm yaklaştığında, eğer bir mal / hayır / servet bırakacaksa; anaya, babaya, yakınlara, uygun bir biçimde vasiyet etmesi gerçek olarak yazıldı. Kim vasiyeti işittikten ve kabul ettikten sonra değiştirirse, günahı o vasiyeti değiştirenleredir. (BAKARA,180,181)
· Kim gönül isteğiyle, daha fazla yoksulu doyurmak için iyilik yaparsa, kendisi için daha iyidir. (BAKARA,184)
· Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin. Halkın parasını haksız yere yemek amacıyla, bile bile memurlara / yöneticilere rüşvet vermeyin. (BAKARA,188)
· Yararlı olanı yapmak, lafı evirip çevirmek değildir. Yararlı olmak en iyiyi, en doğruyu yapmaktır. Dürüst olun. (BAKARA,189)
· Haksız yere saldırmayın / asla haddi aşmayın / çarpışmada zulme sapmayın / düşmanlık etmeyin. (BAKARA,190)
· Bozguncularla uğraşmak, savaşmaktan daha zorludur / fitne / baskı ve bozgunculuk / zulüm / karışıklık çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür / daha ağır bir suçtur. (BAKARA,191)
· Yasaklara uymak / dokunulmazlıklar / hürmetler ve yasaklar / saygınlıklar karşılıklıdır. O halde azgınlık edip size saldırana, size saldırdığı şekilde ve ölçüde / aynen karşılık verin. (BAKARA,194)
· Nimetleri paylaşın, kendi kendinizi sıkıntıya sokmayın / kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın. Dürüst davranın / güzel düşünüp güzel işler yapın / iyilik yapın / iyi davranın. (BAKARA,195)
· Bazı insanların, dünya hayatı hakkındaki sözleri hoşuna gider. Oysaki o düşmanların en yamanı / insanların en yalancısıdır. İş başına geçtiğinde, insanlar arasında / ülkede bozgunculuk yaparak, ortalığı fesada vererek, ekonomiyi ve insanları yok etmek için çabalar. (BAKARA,204)
· Hep beraber barış içinde olun. (BAKARA,208)
· İnkâr edenlere dünya hayatı gereğinden fazla çekici gelir. Bu yüzden aşırı gitmeyenlerle / inananlarla alay ederler. (BAKARA,212)
· Sosyal yardımlarınızı bir iyilik olarak, ana-babaya, yakınlara, öksüzlere, yoksullara ve yolda kalmışlara yapmalısınız. (BAKARA,215)
· Sevmediğiniz bir şey sizin için iyi ve sevdiğiniz bir şey de sizin için kötü olabilir. (BAKARA,216)
· Baskı ve şiddet / fitne, bozgunculuk / kargaşalık çıkarmak / zulüm, adam öldürmekten / cana kıymaktan daha büyük / ağır bir suçtur / kötülüktür.. (BAKARA,217)
· Sarhoş ediciler / uyuşturucu / içki / şarap ve kumarda insanlar için büyük bir zarar / günah ve hem de faydalar / çıkarlar / yararlar da vardır! Ancak zararları, yararlarından daha büyüktür / çoktur. Kazandığınızın ihtiyacınızdan fazlasını / helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanı / verebileceğinizi infak edin / sosyal yardım olarak verin. (BAKARA,219)
· Yetimleri / öksüzleri erdemli kişiler olarak yetiştirmeniz en büyük iyiliktir. Eğer beraber yaşarsanız, artık onlar aile bireyleriniz gibi olurlar. (BAKARA,220)
· Aybaşı / âdet / kanama hali, kadınlara özgü bir rahatsızlıktır. Aybaşı / kanama halinde olan kadınlarla cinsel ilişkiye girmeyin ve rahatsızlıktan kurtuluncaya kadar onlara yaklaşmayın. (BAKARA,222)
· Saldırıya uğradığınızda hak ve özgürlüğünüzü korumak için savaşın. (BAKARA,244)
· Artık doğru ve güzel olan / doğru bilgiye dayalı eriş, çirkinlik ve sapıklıktan / bozuk bilgiye dayalı sapıştan kesin olarak ayrılmıştır. (BAKARA,256)
· Güzel bir söz ve güler yüz, başa kakılan bir yardımdan daha iyidir. (BAKARA,263)
· Halka gösteriş için yardımda bulunan kişi gibi, yardımlarınızı başa kakmakla ve yüze vurmakla boşa çıkarmayın. (BAKARA,264)
· Hangi biriniz, çocukları güçsüz ve kendisine ihtiyarlık çökmüşken, altlarından ırmaklar akan, içinde her çeşit meyveden bulunan hurmalığının ve üzüm bağının ateşli bir kasırganın gelmesiyle yanıp kül olmasını ister? (BAKARA,266)
· Kazandıklarınızdan ve yerden sizin için çıkardığımız nimetlerin temiz ve helal olanlarından yardım olarak verin. Size verilse, hoşlanmayacağınız kadar kötü olan mallarınızı, yardım olarak vermeye kalkmayın. (BAKARA,267)
· Nankörlerin yardımcısı yoktur. Eğer yaptığınız sosyal yardımlarınızı açıklarsanız ne güzel. Ama yardımlarınızı yoksullara hissettirmeden verirseniz böylesi daha güzeldir. (BAKARA,271)
· Yoksullara yaptığınız her iyilik, kendi yararınızadır. (BAKARA,272)
· Yapacağınız yardımları, özgürlükleri kısıtlanmış, bu yüzden diledikleri gibi hareket edemeyen ve istedikleri yerlere gidemeyen ihtiyaç sahiplerine verin. Bu kimseleri tanımayanlar, onurlu davranışlarından dolayı, onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Onurlu oldukları için kimseden bir şey isteyemezler. (BAKARA,273)
· Haksız olarak elde ettiğiniz malları almayın. Ne haksızlık edin ne de haksızlığa uğrayın. Şayet borçlu, borcunu ödeyemeyecek kadar zor durumda ise, durumunu düzeltinceye kadar süre tanıyın. Alacağınızı yardım olarak bağışlarsanız ve eğer bilinçli olarak düşünürseniz bu sizin için daha iyidir. (BAKARA,278,280)
· Belirli bir süre için birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Ayrıca, borçlanan kişi de yazsın. Borcunu yazarken eksik yazmasın, tam tamına yazsın. Şayet borçlanan kişi bunak, aklı ermez veya okuma yazması yoksa velisi tam tamına yazdırmalı. Bu arada erkeklerinizden iki kişi de tanıklık etsin. Eğer iki erkek tanık bulamazsanız, dilediğiniz şahitlerden bir erkek ve iki kadın seçiniz -ki kadınlardan birine, ifadesinde değişiklik yaptırmak için baskı yapılıp tehdit edilirse, diğeri ona destek olsun içindir.- Tanıklar ifade vermeye çağrıldıkları vakit çekinmeden gelsinler. Az olsun, çok olsun, ödeme tarihi ile birlikte borcu yazmaktan üşenmeyin. Vadeli alışverişleriniz yazılı ve tanıklı olsun. Yazana da tanığa da zarar verilmesin. Aksi bir durumda birbirinizle kötü olabilirsiniz. Eğer yolculukta olup da bir yazıcı bulamazsanız, borçlu ödemeyi garantileyecek bir senet veya makbuz versin. Birbirinizle bu şekilde bir anlaşma yapmışsanız senedi veren ödemeyi zamanında yapsın. Tanıklar bildiklerini gizlemesin. Kim bildiklerini gizlerse, o kötü niyetledir. (BAKARA,282,283)
· Herkesin yaptığı iyilik kendi yararına, kazandığı kötülük de kendi zararınadır / kişinin hem kendisi hem başkaları için kazandığı onun lehine, yalnız kendi nefsi için kazandığı onun aleyhinedir / kişinin kendi emeği ile kazandığı lehine, başkalarının sırtından kazandığı aleyhinedir. (BAKARA,286)
· Rızıklardan yoksullara pay ayırırlar. (ENFAL,3)
· Yılmamanız / başarısızlığa uğramamanız ve gücünüzü yitirmemeniz için birbirinizle çekişmeyin / birbirinize düşmeyin, yoksa başarısızlığa uğrarsınız / korkuya kapılırsınız / rüzgârınız kesilir, zayıflayıp gücünüzü yitirirsiniz. Her türlü güçlüğe göğüs gerin / dayanın / sabredin. (ENFAL,46)
· Şımararak / böbürlenerek / insanlara hava atarak / çalım satarak / gösteriş yaparak yurtlarından çıkan, o kendini beğenmişler gibi asla olmayın. (ENFAL,47)
· Kadınları, çocukları, kasalar dolusu altın ve gümüşü, eğitilmiş atları / son model araçları, davarları ve ekinleri / malları ve serveti sevmek gibi zevkler, insanlara çekici görünür. Bunlar dünya hayatının nimetleridir. (ÂLÎ İMRAN,14)
· Erdemliler, güçlüklere göğüs gerenler / sabredenler / dayanıklı olanlar, doğru sözlüler / doğru olanlar / özü-sözü doğru olanlar, insanlara yardım edenler / nimet ve imkânlardan başkalarını yararlandıranlar / iyilik yapanlardır. (ÂLÎ İMRAN,17)
· Aklınızı kullanmaz mısınız? Bilgi sahibi olduğunuz konularda tartışıp duruyorsunuz. Peki, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız bir konuda nasıl tartışabiliyorsunuz? (ÂLÎ İMRAN,65,66)
· Neden doğru ile yanlışı birbirine karıştırıyor / hakkı / gerçeği bâtılla kirletiyor / gerçeğe saçmalığı giydiriyorsunuz ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? (ÂLÎ İMRAN,71)
· Sevdiğiniz / kazandığınız şeylerden vermedikçe / infak etmedikçe / (başkaları için de) harcamadıkça, yoksullara pay ayırmadıkça, dünyada mutlu olamazsınız / erdeme / zafer ve mutluluğa asla ulaşamazsınız / iyiliğe erişemezsiniz. (ÂLÎ İMRAN,92)
· İçinizden / sizlerden, iyiliğe çağıran, iyi niyeti / iyilik yapılmasını öğütleyen, kötülük ve aşırılıktan sakındıran bir topluluk olsun. İşte bunlar, mutluluğu yakalayanlardır / kurtuluşa ve zafere / başarıya ulaşanlardır. (ÂLÎ İMRAN,104)
· İyiliği öğütlerler, aşırılıktan, kötülükten sakındırırlar ve iyi işler üretirler / hayırlı işlerde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar iyilerdendir. (ÂLÎ İMRAN,114)
· Size kötülük etmekten / aklınızı çelmekten / sizi sarpa sardırıp perişan etmekten geri durmayan, sizin sıkıntıya düşmenizi isteyen ikiyüzlüleri sırdaş edinmeyin. Onların ağızlarından çıkan sözler, kin / öfke ve nefret dolu. İçlerinde / göğüslerinde gizledikleri düşmanlık ise, çok daha büyüktür. Eğer aklınızı işletirseniz / çalıştırırsanız / kullanırsanız / düşünürseniz, onların kin ve düşmanlıklarının işaretlerini görürsünüz. İkiyüzlüler sizi sevmediği halde, sizler onları sevenlersiniz! İkiyüzlüler, sizinle beraber oldukları zaman “İnandık” derler, yalnız kaldıklarında ise, size olan öfke ve kinlerinden dolayı parmaklarını / parmaklarının uçlarını yerler. Size bir iyilik dokunsa onlara üzüntü verir, başınıza bir kötülük gelse, ona da sevinirler. Zorluklara karşı direnir / sabreder, sakınır / korunursanız / güçlüklere göğüs gerer ve erdemli davranırsanız ikiyüzlülerin entrikaları / tuzakları / hileleri, size hiçbir zarar veremez. (ÂLÎ İMRAN,118,119,120)
· Paralarınızı riba / haksız kazanç yoluyla kat kat artırılmış olarak yemeyin. (ÂLÎ İMRAN,130)
· O erdemliler ki, bollukta ve darlıkta yardım için, kazançlarından yoksullara pay ayırırlar / infâk ederler / başkaları için de harcarlar, öfkelerini, kontrol ederler / öfkelerini yener / öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. (ÂLÎ İMRAN,134)
· Çabanızda gevşeklik göstermeyin / gevşemeyin, işleriniz iyi gitmediği zaman da üzülmeyin / üzüntüye kapılmayın / tasalanmayın! (ÂLÎ İMRAN,139)
· Eğer kaba, katı yürekli olsaydın / otoriter davransaydın, yanında kimse kalmaz, hepsi etrafından dağılır / bırakıp giderlerdi. Yapılacak işler hakkında, onlara da danış / onlarla şûraya git. (ÂLÎ İMRAN,159)
· Başınıza gelen felâket, kendi kusurunuzdandır. (ÂLÎ İMRAN,165)
· Bol kazançtan cimrilik edenler, sanmasınlar ki, bu kendileri için iyidir / hayırlıdır. Aksine, o kendileri için zararlıdır / kötüdür. (ÂLÎ İMRAN,180)
· Dünya hayatı zaten geçici ve sanal / aldatıcı bir yaşam yeridir / zevkten / eğlenceden başka bir şey değildir. (ÂLÎ İMRAN,185)
· Güçlüklere göğüs gerer / sabreder / dayanır ve erdemli davranırsanız / saygın olursanız, büyük iş yapmış olursunuz / böyle hareket etmeniz, yapılması zorunlu iş ve oluşların en zorlularındandır / üzerinde durulmaya değer işlerdendir. (ÂLÎ İMRAN,187)
· Güçlüklere karşı direnin, dayanın, tetikte olun / sabredin, sabır yarışı yapın / göğüs gerin, hazırlıklı ve uyanık bulunun / başarmak için birlik ve beraberlikle çaba harcayın. (ÂLÎ İMRAN,200)
· İkiyüzlülere boyun eğme / sakın uyma. (AHZÂB,1)
· Evlât edindiğiniz çocukları / evlâtlıklarınızı, öz babaları ile bağlarını kesmeyecek biçimde çağırın. Eğer çocukların babalarını bilmiyorsanız, o zaman onlar sizin dostlarınızdır ve siz onlara ailenizin bireylerine davrandığınız gibi davranın. Kasıtlı olarak yaptıklarınız bir yana, yanılarak yaptığınız şeylerde size bir sorumluluk yoktur / sorumluluk, sadece kalplerinizin kastettiklerinden dolayı üzerinize düşer. (AHZÂB,5)
· Verilmiş her söz sorumluluk gerektirir / sorumluluk taşır. (AHZÂB,15)
· İkiyüzlülere boyun eğme / itaat etme, eziyetlerine / ezalarına / incitici sözlerine aldırma. (AHZÂB,48)
· Yetimlere / öksüzlere mallarını verin. Helâli haramla karıştırmayın / temiz olanı pis olanla değişmeyin / (size ait olan) kötü (malları) (onlara ait olan) güzelleriyle değiştirmeyin. Yetimlerin mallarını mallarınıza katıp, kendi malınızmış gibi yemeyin. (NİSA,2)
· Kimsesiz kadınların sırf mallarını yemek gibi bir adaletsizliğe kalkışmayın. Böyle bir adaletsizlik yapmaktansa, aralarında eşit davranmak ve adaletli olmak koşuluyla, korumasız kadınları ve çocukları ikişer, üçer veya dörder korumanıza alarak sahiplenmeniz daha uygundur. Ancak, aralarında adaletli davranamamaktan çekiniyorsanız, hiç olmazsa bir tane yetim ve korumasız kadının veya iltica ederek iman etmiş kimsesiz bir kadının geçimini üstlenin. Haksızlığa ve adaletsizliğe sapmamanız için en uygunu budur. Korumanız altına aldığınız kimsesiz kadınlar ve yetimlerin mallarını da koruyun. İstekleri dışında harcamayın. Ancak kendi istekleriyle bir kısmını bağışlarlarsa onu gönül huzuruyla harcayın. (NİSA,3,4)
· Yönetiminize emanet edilen malları, muhakeme gücü olmayanlara / uçarılara vermeyin / geçiminize katkı olması için, yetimlerden aldığınız malları, gereksiz yerlerde harcayarak çarçur etmeyin. O mallarla, o yetimleri büyütün, gereksinimlerini güzelce karşılayın ve eğitimlerini sağlayın. Yetimler, olgunluk çağına geldiklerinde durumlarına bakın. Eğer, kendi kendilerini idare edebilecek bir olgunluğa eriştikleri kanaatine varırsanız, kendilerine mallarını tam olarak geri verin. Sakın onlar büyüyünce mallarını geri alacaklar diye, savurganlık yapıp mallarını tüketmeyin. Zengin olan, malı ve yetimi koruduğu için bir ücret talep etmesin. Fakir olan ise, uygun bir miktar talep edebilir. Yetime mallarını noter huzurunda teslim edin / onlara mallarını teslim edeceğiniz zaman, onlar adına / yanlarında tanık bulundurun. (NİSA,5,6)
· Ana-baba ve akrabaların, ölümlerinden sonra bıraktıkları mallardan, hem erkeklere, hem de kadınlara bir pay vardır. Kalan mal, ister az olsun ister çok olsun fark etmez. Erkek de kadın da kalan maldan payını alacaktır. Miras bölüşümünde hısım-akrabalar / yakınlar, yetimler / öksüzler ve yoksullar / çaresizler / düşkünler de hazır bulunurlarsa, onlara da bir miktar vererek gönüllerini alın / onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin. Kendi çocukları yetim ve kimsesiz / zayıf ve çaresiz / güçsüz / bakımsız kaldıkları takdirde, durumlarının ne olacağı hakkında endişe / korku duyanlar, yetimlere haksızlık etmekten / başka çocuklara haksızlık yapmaktan korkup titresinler. Yetimlerin / öksüzlerin mallarını haksız yere / zulme başvurarak yiyenler, karınlarını ateşle doldurmuş olurlar. (NİSA,7,8,9,10)
· Çocuklarınızın mirastan ne kadar pay alacakları hakkında; erkek, kadının iki katı pay alır. Tüm paylaşma oranları, ölenin yaptığı vasiyetten ve borçların ödenmesinden sonra gelir. Analarınız, babalarınız ve çocuklarınızdan hangisinin size daha yararlı olduğunu bilemezsiniz. (NİSA,11)
· Kadınlarınızdan fuhuş yaptıklarını iddia ettikleriniz hakkında, dört tanık getirin. Dört doğru tanıkla belgelenirse, hapiste / evlerde tutun. Sizden yasal olmayan ilişkide bulunan çifti cezalandırın / sözle kınayın. (NİSA,15,16)
· Kendileri gönül rızasıyla vermezlerse, kadınların hakları olan mallarına el koymanız / zor ve baskı kullanarak mirasçı olmanız sizin için helâl değildir. Kanıtlanmış bir fuhuş durumları yoksa kadınlara önceden vermiş olduğunuz malları geri almak için, onlara baskı yapmayın / onları sıkıştırmayın. Kadınlarla güzel / iyi geçinin ve kadınlara karşı saygılı olun. (NİSA,19)
· Nikâhlı eşinizden ayrılıp, bir başka kadınla evlenmek istiyorsanız, ayrılmak istediğiniz eşinize, önceden büyük miktarda mal vermişseniz bile, o maldan hiçbir şeyi geri almayın. Hile ile iftira ile / suçlayarak ve böylece günah işleyerek mi ona verdiklerinizi geri alacaksınız? Sizler birbirinizle en yakın, içli dışlı / derinden derine kaynaşmış / baş başa kalmış / birbirinizin saklılıklarına ulaşmıştınız ve siz o malları eşinize verdiğinize dair sağlam bir söz vermiştiniz / kesin bir güvence almışlardı. Buna rağmen, nasıl olur da onu geri alabilirsiniz? (NİSA,20,21)
· Babanızın ayrıldığı / nikâhlamış olduğu, kadınlarla / üvey annelerinizle artık evlenmeyin. Geçmişte olanlar olmuştur / geçmişte kalanlar hariç. Geçmişe dayanan o geleneğiniz, açık bir edepsizlik, iğrenç ve kötü / çirkin bir yoldur / nefret gerektiren bir kötülüktür. Ayrıca size, şu kadınlarla evlenme yasaklandı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sütanneleriniz, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz eşlerinizden olup, evlerinizde bulunan üvey kızlarınız –eğer anneleriyle evlenmemişseniz kızlarıyla evlenebilirsiniz- öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada / aynı anda / birlikte almanız, sizlere yasaklanmıştır. Bundan öncekiler artık geçmiştir / geçmişte olan olmuştur. Başkalarının nikâhı altındaki kadınlarla evlenmeniz de yasak. Ancak, savaşlardan sonra, içtenlikle inanıp, koşulları yerine getirerek iltica eden kadınlar hariç. Bunların dışındaki kadınlarla, iffetli yaşamanız, yasa dışı ilişkilerde bulunmamanız / zinadan kaçınmak / sakınmak şartıyla ve hakları olan mehirlerini / mallarını vermeniz koşuluyla nikâhlanabilirsiniz. Onlardan hoşlandıklarınıza, bir hak olarak mehirlerini / ücretlerini ödeyin. Bu hakkı yerine getirirken / mehri / ücretlerini ayarlarken, beraberce tartışarak anlaşmanızda bir sakınca yoktur. (NİSA,23,24)
· Birbirinizin mallarını haksız yollarla alıp / batıl bir yolla / tutarsız bahanelerle yemeyin. Karşılıklı rıza / kendi hoşnutluğunuzla gerçekleşmiş bir ticaretle olursa başka. Haram yiyerek kendinizi mahvetmeyin / kendi canlarınıza kıymayın / kendinizi zorlamayın / birbirinizi öldürmeyin. (NİSA,29)
· Her birinizdeki ayrı yeteneklere imrenip durmayın. Erkeklerin kendilerine özgü yaptıkları şeyler / çalıştıklarından / kazandıklarından payları, kadınların da kendilerine özgü yaptıkları şeyler / çalıştıklarından / kazandıklarından payları vardır. (NİSA,32)
· Erkekler kadınları gözetirler / gözetip kollayıcıdırlar / koruyandırlar. Genel olarak ailenin geçiminden erkekler sorumludur. Buna karşın erdemli / iyi ve temiz kadınlar, tek başlarına da olsalar, gönülden saygılı olup, aile mutluluğu ve sorumluluğu bilincini taşırlar ve aileyi küçük düşürücü davranışlardan sakınırlar / gizliliği gereken şeyi korurlar. Aile sorumluluğunu ve mutluluğunu küçük düşürücü davranışlarından / sadakatsizlik / hırçınlık / dik kafalılık ve iffetsizliklerinden kuşkulandığınız kadınlarınızı, öncelikle bu davranışlarından vazgeçirmek için, değişik ikna edici yöntemlere ve öğüde başvurun. Şayet, tek başına bu öğüdünüz ve ikna edici yöntemleriniz bir sonuç vermezse, erkeğin ailesinden saygın bir kişi, kadının ailesinden de saygın bir kişi bularak, aileyi barıştırmaya çalışın. Barışırlarsa, artık geçmişi kurcalamayın, olanları unutun. Fakat, bütün bu barıştırma girişimleriniz sonuç vermez, şiddetli geçimsizlik devam eder ve anlaşmazlığın boyutu da kopma noktasına gelmişse, o zaman ayrılın / onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın / bulundukları yerden başka yere gönderin! Bunu üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. (NİSA,34,35)
· Ana-babaya, yakınlığı olanlara / akrabaya, yetimlere / öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya / yolda kalmışa ve iltica ederek vatandaş olana / size bağımlı olanlara iyi davranın. (NİSA,36)
· Kendini beğenmiş kibirli kişiler, üstelik cimridirler ve insanlara cimriliği öğütlerler. Kendilerini beğenmiş kibirli kişiler, mallarını gösteriş için insanlara verir. Rızıktan yardım olarak yoksullara pay verselerdi ne zararı olurdu? (NİSA,36,37,38,39)
· Hiç kuşkusuz sorumluluk / emanetler / işler, her işin uzmanına / ehil olanlara verilmelidir. Ve sorumluluklarınızı yürütürken / insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmeli / adil davranmalısınız. (NİSA,58)
· Savunma tedbirlerinizi alın / tedbiri hiçbir zaman bırakmayın / önleminizi alın. Gerektiği zaman, bölük bölük ya da topluca savaşa gidin / seferber olun. (NİSA,71)
· Bu dünyanın çıkarı / zevki / geçimliği / nimeti çok kısa sürelidir / geçicidir / azdır. (NİSA,77)
· Başına gelen her kötülük kendi kusurundandır / kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir / kendindendir. (NİSA,79)
· İkiyüzlülere aldırma / onlardan uzak dur / onlara aldırış etme / onlardan yüz çevir. (NİSA,81)
· İkiyüzlülere güvenlik veya bir tehlikeyle ilgili bir haber / söylenti ulaşsa onu hemen yayarlar. Durumu aralarındaki yetkililere / sorumluluk / söz sahiplerine / işin uzmanlarına iletselerdi, uzmanları onu değerlendirirdi / okuyup araştırarak hüküm çıkaranlar / gizli bilgileri değerlendirme konusunda yetenekli olanlar, o (konuda nasıl hareket edilmesi gerektiğini) bilirlerdi. (NİSA,83)
· Sen ancak kendinden sorumlusun. İnananların içlerinde bulunan ölüm korkusunu ve savaş ile ilgili her türlü endişelerini ve sıkıntılarını aşmalarına yardımcı ol. (NİSA,84)
· Size, içtenlikle bir saygı ve iltifatta bulunulduğu zaman / uzun bir yaşam dilendiği / selâm verildiğinde, siz de ona, daha güzel ya da aynı saygıyla / aynıyla karşılık verin / tekrarlayın. (NİSA,86)
· Hem sizinle hem kendi toplumlarıyla, güven içinde durmak isteyip, fakat bir bozgunculuk ve kargaşalık / karıştırıcılık / fitne çıkarmak için çağrıldıklarında, hemen o tarafa geçen bir başka grup var. Bunlar sizden uzak durmaz, sizinle barış yapmak istemez ve size karşı haksızca saldırılarına devam ederlerse, karşılaştığınız yerde onlarla savaşabilirsiniz. Haksızca saldıranlara karşı, sizin de kendinizi / toplumunuzu koruma hakkınız vardır. (NİSA,91)
· İnanmış / mümin bir kişi, kaza / yanlışlık hali hariç, / inanmış / mümin birisini öldüremez / öldürmesi olacak şey değildir / hakkı yoktur. Kim bir inananı kazayla / yanlışlıkla öldürmüşse, özgürlüğü elinden alınmış bir Müslüman’ı özgürlüğüne kavuşturmalı ve ayrıca, ölenin ailesine tatmin edici bir diyet ödemeli. Ancak ölenin ailesi diyetten vazgeçip almazsa, mesele yok. (NİSA,92)
· Dikkatli olun / iyice anlayıp dinleyin / (emin olabilmek için, her şeyi) iyice araştırın. Size barış / selâm önerene / verene, maddesel çıkarlarınızı gözeterek / iğreti / dünya hayatının geçici menfaatine / çıkarına göz dikerek “Sen inanmıyorsun / güvenilir değilsin” demeyin. Öyleyse iyice araştırıp emin olun / anlayıp dinleyin / anlamaya çalışın. (NİSA,94)
· İnananlardan, geçerli bir özre sahip olmaksızın oturanlarıyla, mallarıyla canlarıyla savaş verenler / didinip gayret gösterenler / üstün çaba gösterenler bir / eşit olmaz. (NİSA,95)
· Düşman, sizin silahlarınız ve teçhizatınız hakkında dikkatsiz davranmanızı ve ani bir baskınla bozguna uğratmayı umarlar. Alarmda olun / tedbirinizi / önlemlerinizi alın. (NİSA,102)
· Hak’kı gözet ve sakın hainlerden yana olma / hainlerin savunucusu olma! Öz benliklerine hainlik edenler için didinip durma / kendilerine bile yararları olmayan hainleri savunup durma / hainlik edenler adına tartışma. (NİSA,105,107)
· Kim bir hata işler / büyük bir yanılgıya düşer yahut bir suç işler de, sonra o yaptığı suçu, bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz büyük bir iftira etmiştir. (NİSA,112)
· İkiyüzlülerin kendi aralarındaki fısıldaşmalarının çoğu boş laftır / gizli konuşmalarının birçoğunda hiçbir hayır yoktur. Ancak, yardımlaşmayı / sadaka vermeyi / iyiliği ve insanların arasını düzeltmekle / barıştırmayı söyleyenle ilgili fısıldaşanların ki hariç. (NİSA,114)
· Yasal hakları olan mallarına el koyup, kendilerini korumanız altına almak / evlenmek istediğiniz, kimsesiz / yetim / öksüz kadınlar ve zavallı / ezilip horlanan çocukları hakkında ilkeler; yetimlere / öksüzlere adaletli davranmanız / adaleti yerine getirmenizdir. (NİSA,127)
· Bir kadın kocasının geçimsizliğinden, hırçınlığından / sadakatsizliğinden yahut kendisini ihmal etmesinden / aldatmasından / aldırışsızlığından endişe ediyorsa, taraflar kendi aralarında uzlaşarak, tekrar aralarını / bir barış girişimiyle düzeltmelerinde / aralarında bir anlaşma yapmalarında sakınca / engel yoktur. Uzlaşma, anlaşma daha iyidir / ve barış hep hayırdır. Kişioğlu bencil ve kıskanç davranmaya eğilimlidir / nefisler, cimrilik ve doymazlığa hazır hale getirilmiştir / ruhlara aşırı doyumsuzluk yerleştirilmiştir. (NİSA,128)
· Geçimini ve korumasını üstlendiğiniz kimsesiz kadınların bir kısmının ihtiyacını tam karşılayıp, ötekileri ortalıkta bırakır gibi davranırsanız, elbette adaleti sağlamaya güç yetiremezsiniz / tutkunluk derecesinde isteseniz de kadınlar arasında adaleti sağlamaya asla güç yetiremezsiniz / ne kadar çabalarsanız çabalayın, yine de kadınlar arasında adil davranamazsınız / ne kadar uğraşırsanız, kadınlar arasında eşitlik yapamayacaksınız. Öyle ise bir tarafa / birine bütünüyle / tamamen yönelip / eğilmeyin ki, ötekini (kocasızmış gibi) askıda bırakmayın / askıdaymış gibi bırakmayın. (NİSA,129)
· Kendiniz / öz benliğiniz, ananız, babanız ve en yakınlarınız aleyhinde bile olsa, tanıklık ederken, adaleti gözetin / adaleti gerçekleştirenlerden olun / adaleti dimdik ayakta tutarak tanıklık edenler olun! Şahitlik yaptığınız kimseler, ister varlıklı / zengin olsun, ister yoksul / fakir olsun, (siz yine de adaletten ayrılmayın). Öyleyse, kişisel çıkar ve duygularınıza / heva ve heveslerinize / nefislerinizin arzusuna uyarak, taraflı davranmayın / adaletten sapmayın. / Bizzat kendinizin, anne babanızın veya akrabalarınızın zülf-ü yârine dokunsa da adaletten şaşmayın. Zengin, fakir ayrımı yapmadan; gerçeği, sadece gerçeği gözetin. Adaletten uzaklaşıp da nefsinize uymayın. (NİSA,135)
· Kötü söz söylenmesi, çok haksızlığa uğrayanlar başka–zulme maruz kalınmadıkça- çirkin sözün alenen açıklanması hoş değildir. (NİSA,148)
· Servetinizden / mallardan ( başkaları için de) harcayın / başkalarına bol bol verin. (HADİD,7)
· Sözünüzde durun. (HADİD,8)
· Bilesiniz ki, şu iğreti dünya hayatı bir oyun / oyalanma, eğlence, süs, aranızda övünme, servet / mal ve çocuk / evlât çoğaltma yarışından / (arzusundan) ibarettir / başka şey değildir. Dünya hayatı sanal / bir aldanış gurur aracı / aldatıcı yararlanma / geçici bir geçinme ve sınav yeridir. Bu durum tıpkı, yağmurun suladığı, ziraatçının / çiftçinin de sevindiği bir ürüne benzer. Ne var ki, daha sonra o ürün kurur, sararır ve sonunda çer çöp olur. (HADİD,20)
· Övünmeyesiniz / sevinip şımarmayasınız. Kendini beğenip övünenler ki, kendileri cimrilik ederler ve insanlara da cimrilik etmelerini / cimri olmayı söylerler / öğütlerler. (HADİD,24)
· Açık bir kanıt / apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse ile, boş arzu ve heveslerine uyup, işlediği kötülükler / amelinin çirkinliği / kötü işi kendisine güzel gözüken / kendisine süslü gösterilen kimse bir olur mu? (MUHAMMED,14)
· Kalplerinde / gönüllerinde hastalık bulunanlar, içlerindeki düşmanlıklarını / kinlerini / çirkinliklerini açığa / ortaya çıkarmayacağını mı sanıyorlardı? (MUHAMMED,29)
· Yemin olsun! Sen ikiyüzlüleri konuşmalarından / sözlerinin tarzından / ses tonlarından / söyleyişlerinin ezgisinden de tanıyabilirsin. (MUHAMMED,30)
· Yaptıklarınızı / eylemlerinizi / işlerinizi / amellerinizi işe yaramaz hale getirmeyin / boşa çıkarmayın. (MUHAMMED,33)
· Sizler düşman karşısında üstün durumdayken gevşemeyin ki, tersi bir durum olup, barış istemek zorunda / durumunda kalmayasınız. (MUHAMMED,35)
· Kuşkusuz, iğreti dünya hayatı, bir oyun ve geçici bir eğlenceden ibarettir / oyalanmadır. (MUHAMMED,36)
· Kim cimrilik ederse kendisine karşı cimrilik etmiş olur. (MUHAMMED,38)
· Verdikleri sözü yerine getirirler ve anlaşmalarını bozmazlar. Çok çalışırlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık yoksullara yardım ederler ve kötülüğe iyilik / güzellik ile karşılık verirler. (RA’D,20,22)
· İnkârcılar, iğreti dünya hayatının malıyla / nimetleriyle övündüler, şımardılar / sevindiler. Oysaki bu dünya hayatındaki malları, sadece bir geçimlikten ibarettir / gelip geçici yararlanma. (RA’D,26)
· Aslında, inkârcıların dalavereleri / tuzakları / kafalarında kurdukları düzenleri kendilerine câzip gelir / güzel gösterilmiş ve böylece (doğru) yoldan sapmışlardır. (RA’D,33)
· Sakın dengeyi bozmayın / artık ölçüde taşkınlık etmeyin / ölçüyü adil bir biçimde gerçekleştirin / azgınlık etmeyin ölçü ve tartıda, saptırmayın mizanı / ölçüyü / dengeyi titizlikle ve adaletle koruyun, dengeyi bozarak yok oluşunuzu hazırlamayın / ölçüyü eksik yapmayın / ölçü ve adaletten şaşmayın, dengeyi kaybetmeyin. (RAHMAN,8,9)
· İyiliğin karşılığı, sadece iyilik değil midir? (RAHMAN,60)
· Sözlerini / verdikleri sözü tam bir biçimde yerine getirirler ve alabildiğine kötü / kötülüğü her tarafı kuşatacak / salgın olan bir günden korkarlar. İçleri çektiği halde / çok sevmelerine rağmen yine de yoksula, yetime / öksüze ve tutsağa / esire yiyeceklerini sevgiyle / severek yedirirler. “Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür beklemiyoruz.” derler. (İNSAN,7,8,9)
· Kuşkusuz insanoğlu hep gelip geçici şeyleri / hemen gelecek olanı / geçici olan dünya hayatını seviyorlar da, gelecekteki kalıcı bir günü / ötelerindeki zorlu bir günü / o ağır günle (ilgili her türlü düşünceyi) arkalarına atıyorlar / önemsemiyorlar / ihmal ediyorlar. (İNSAN,27)
· Kadınlar boşandığı zaman, iddet süreleri gözetilsin / onları aybaşlarını gözeterek boşayın ve aybaşlarını da sayın / bu süre iyice hesaplansın. Apaçık hayâsızlık / belgeli bir yüzsüzlük / kanıtlanmış yasal olmayan bir ilişki durumu dışında / müstesna; boşanan kadınları iddet / aybaşı süreleri bitinceye kadar evlerinden çıkarmayın / kapı dışarı etmeyin, onlar da evlerinden çıkmasınlar, zora başvurarak onları buna zorlamayın. Boşanan kadınlar iddet sürelerini evlerinizde doldurdukları zaman, onları örfe göre ya evlerinde güzelce kalsınlar ya da eğer devam etmek istemiyorsanız örfün gerektirdiği gibi ayrılın. İçinizden adalet sahibi / adil iki kişiyi de bu işleminize tanık tutun. Tanıklar taraf tutmasın. (TALÂK,1,2)
· Âdetten kesilenler / menopoz dönemine girerek aybaşından kesilen ve henüz / hiç aybaşı hali görmeyen kadınlarınızdan bir kuşkunuz varsa, onların bekleme süreleri de üç aydır. Hamile olanların süreleri ise, doğumla beraber sona erer. (TALÂK,4)
· Boşanan kadınları gücünüz oranında, oturduğunuz yerde oturtun. Ayrılmaya zorlamak için onları rahatsız etmeyin. Hamile iseler, doğuma kadar onların geçimlerini sağlayın. Doğumdan sonra, sizin için çocuğu emzirirlerse, masraflarını karşılayın / nafaka verin. Aranızda güzel ve medenice anlaşın / (çocuğun geleceği ile ilgili alınacak) en iyi karar konusunda birbirinize danışın. Eğer çocuğun emzirilmesiyle ilgili, aranızda bir anlaşmazlık olursa, çocuğa başka bir sütanne / bakıcı kadın bulun. Varlıklı kimse, varlığı oranında nafaka yardımında bulunsun. (TALÂK,6,7)
· İkiyüzlüler, anlayışsız, korkak bir topluluktur. Onların kendi aralarındaki çekişmeleri / problemleri / çıkmazları çetindir / ciddidir. Sen dışarıdan onları birlik beraberlik içinde sanırsın, oysaki kalpleri / gönülleri darmadağınık / parça parçadır. Zira onlar, akıllarını kullanmayan bir topluluktur (HAŞR,13,14)
· Zina eden / sürekli yasak ilişkide bulunan bir erkek, en sonunda, sürekli yasak ilişkide bulunan veya ortak koşucu bir kadınla evlenir; sürekli yasak ilişkide bulunan bir kadın da, en sonunda, sürekli yasak ilişkide bulunan veya ortak koşucu bir erkekle evlenir. (NÛR,3)
· İffetli / namuslu kadınlara zina suçlamasında bulundukları halde / iftira attıktan sonra, belgelemek için / (suçlarını ispat için) dört tanık getiremeyenlerin cezası, iftira edenlerin hiçbir durumda tanıklığının sonsuza dek / ebediyen / asla kabul edilmemesidir. İftiracılar yoldan çıkmış kimselerdir / fıska batmışların tâ kendileridir. (NÛR,4)
· Kötü kimsenin adımlarına ayak uydurmayın / adımlarını izlemeyin. Kim onların peşinden giderse kuşkusuz o, yüz kızartıcı şeyleri / iğrençlikleri / hayâsızlığı ve kötülüğü / sağduyuya aykırı olanı öğütler. (NÛR,21)
· Sizden mal / lütuf / varlık ve imkâna / servete sahip olanlar akrabalara / yakınlarına, yoksullara / düşkünlere / çaresizlere bilmeden yaptıkları hata yüzünden, yardım etmemek için yemin etmesinler, affetsinler, hoş görsünler. (NÛR,22)
· Kötü kadınlar kötü erkekler için, kötü erkekler de kötü kadınlar içindir. İyi kadınlar iyi erkekler için ve iyi erkekler de iyi kadınlar içindir. (NÛR,26)
· Kendi evlerinizden başka evlere, ev sahiplerine seslenip, izin almadan / geldiğinizi fark ettirmedikçe, esenlik dilemeden / selâm vermeden girmeyin. Düşünürseniz böyle davranmanın sizin için daha iyi olduğunu görürsünüz / bu, birbirinize karşı olan haklarınızı ve sorumluluklarınızı hatırda tutmanız bakımından, daha iyi bir davranış biçimidir. Eğer, gittiğiniz evde ev sakinleri sizi içeriye buyur etmezlerse / evde kimseyi bulamazsanız size izin verilmedikçe, oraya / içeriye girmeyin. Şayet size “Geri dönün!” denilirse, hemen dönüp gidiniz. Bu sizin için daha temiz / nezih bir davranıştır / daha iyidir / bu sizi, daha çok temize çıkarır. Oturulmayan ve içinde eşyanız / size yararlı bir nesne bulunan, ıssız bir eve girmenizde bir sakınca / sorumluluk yoktur. (NÛR,27,28,29)
· Erdemli / inanan erkekler, kadınlarla bir aradayken, gözleriyle kadınları rahatsız edecek şekilde davranmasınlar / bakmasınlar / bakışlarını kıssınlar / başlarını eğsinler / bakışlarını yere indirsinler ve kişiliklerini / edeplerini / cinsiyet organlarını / mahrem yerlerini / ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha temiz bir davranıştır / daha arındırıcıdır / daha nezihtir / onların arınmasını daha iyi sağlar. (NÛR,30)
· Erdemli / inanan kadınlar, erkeklerle bir aradayken, gözleriyle erkekleri rahatsız edecek şekilde davranmasınlar / bakmasınlar / bakışlarını kıssınlar / başlarını eğsinler / bakışlarını yere indirsinler, kişiliklerini / edeplerini / cinsiyet organlarını / mahrem yerlerini / ırzlarını korusunlar, açık olması doğal olan yerler dışında, göğüslerinin / süslerinin / zinetlerinin üzerini örtüleriyle kapatsınlar. Onları / zinetlerini cinsel tacize yol açacak ve tahrik edecek şekilde sergilemesinler. Ancak kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, diğer kadınlar, cinsel iktidara sahip olmayan / erkekliği kalmamış erkek hizmetçiler, kadın hizmetçiler ve cinsellikten anlamayan / kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocukların yanlarında, serbest giyinip, davranmalarında bir sakınca yoktur / bunlardan başkalarına göstermesinler. Bunların dışında, gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar / toplum içinde ve çalışırken, cinsel tacize yol açacak, tahrik edici, hoş olmayan davranışlarda bulunmasınlar. (NÛR,31)
· Bekârlarınızı / dulları, erdemli kadın ve erkek hizmetçilerinizi / çalışanlarınızdan, durumları evlenmeye uygun / iyi olanları evlendiriniz. Evlenme / nikâh olanağına sahip olmayanlar da, dürüst / iffetli davransınlar. İnanıp iltica ederek vatandaş olmak isteyenler / size bağımlı olanlardan, özgürlüklerini kazanmak / satın almak / hür olmak için bedel vermek isteyenlerin -eğer niyetleri dürüst ise / onların yararına olduğundan emin olduğunuzda / onlarda iyi hal / bir iyilik görürseniz- yasal işlemlerini düzenleyerek özgürlüklerine kavuşturun / onlarla yasal anlaşma yapın / bedel vermelerini kabul edin. Ve sizin özgürce sahip olduğunuz haklara, onlar da sahip olsunlar. Dürüst ve özgürce yaşamak / iffetli kalmak isteyen kimsesiz vatandaşlarınızı / hizmetinizdeki genç kızları, bu iğreti dünyanın geçici / basit menfaatini arzulayarak fuhşa, yasal olmayan yollara zorlamayın. (NÛR,32,33)
· Evlenme / nikâh arzusu / ümidi / beklentisi kalmayan / olmayan, yaşça ilerlemiş / hayızdan ve evlattan / çocuktan kesilen kadınların, süslerini / cazibelerini göstermeyi (amaçlamadıkları takdirde) / mahrem yerlerini açıp saçmamak koşuluyla, dış elbiselerini çıkarmalarında / örtülerini bırakmalarında bir sorumluluk / sakınca yoktur. Olgun / iffetli / sakınmak için titiz davranmaları kendileri için daha iyidir / hayırlıdır. (NÛR,60)
· Görme özürlüye / köre, topala ve hastaya güçlük / zorluk / sakınca yoktur! Siz birbirinizin kardeşisiniz. Bu yüzdendir ki, körün (sağlıklı olan kimselerden yardım istemesinde) herhangi bir sakınca yoktur. Siz de kendi evlerinizde, babalarınızın evlerinde, annelerinizin evlerinde, kardeşlerinizin evlerinde, kız kardeşlerinizin evlerinde, amcalarınızın evlerinde, halalarınızın evlerinde, dayılarınızın evlerinde, teyzelerinizin evlerinde, bakıcısı olduğunuz / anahtarı size teslim edilmiş evlerde ve arkadaşlarınızın / dostlarınızın evlerinde yemenizde bir sakınca / zorluk yoktur. Beraberce / hep birlikte yahut ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğinizde, güzel / hoş, mutlu / mübarek bir yaşam dileyerek / bir esenlik, bir bereketlilik, bir temizlik dileği olarak birbirinize / kendinize de selâm verin / selâmlayınız. (NÛR,61)
· İnsanlardan bazıları, işleri yolunda gidince sevinir / kendisine bir hayır / iyilik isabet ettiğinde, onunla tatmin bulup / gönlü yatışır / mutlu olur; ancak başına bir bela gelince bozulur / kendisine bir fitne, bir deneme / onu sınamak üzere bir kötülük gelecek olsa bütün benliğiyle (tekrar inançsızlığa) dönüverir. (HAC,11)
· Zalim oldukları / ayetlerimizi inkâr ettikleri / haksızlık ettikleri için, yok ettiğimiz kent / medeniyet / memleketlerden şimdi arta kalan, duvarları tavanları üzerine çökmüş halde ıssız bir durumda bulunmaktadır. Kullanılmaz hale gelmiş nice kuyular ve harabe haline gelmiş süslü / bakımlı / görkemli sarayların kalıntıları vardır / yüce sarayları bir zamanlar göklere doğru yükselmiş (ama şimdi yerle bir) kullanılmaz olmuştur. Onlar, kendileri sayesinde akıllarını kullanabilecekleri kalplere ya da kendileri sayesinde işitebilecekleri kulaklara sahip olabilmek için yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? Gerçek şudur ki, aslında gerçek körlük gözlerin körlüğü değil, kalplerin körlüğüdür / göğüslerin içindeki gönüllerin körlüğüdür. (HAC,45,46)
· Gerçekten / gerçek olan şu ki, insan pek / tam bir nankördür / doğrusu insan gerçekten pek inkârcıdır. (HAC,66)
· İkiyüzlüler, yeminlerinin arkasına sığınıp, insanların gerçekleri öğrenmelerine engel olurlar. Böylece, ikiyüzlüler gerçekleri saklarlar, sonra da inanıyoruz derler / bunun nedeni, onların önce inanmaları, sonra da inkâr etmeleridir. Bu yüzden, onların kalpleri kirlendi / kalpleri üzerine mühür basıldı; artık onlar (neyin doğru neyin yanlış olduğunu) anlayamazlar. Sen ikiyüzlüleri gördüğün zaman, fiziki / dış görünüşleri hoşuna gider. Seninle konuşurlarsa sözlerini dinlersin / sözlerine kulak verirsin. Onlar boylu porslu, kereste kalasları / tıpkı yığılmış / elbise / Hint kumaşı giydirilmiş kütükler gibidirler. Her gürültüyü / her çığlığı / her bağırtıyı kendi aleyhlerine sanırlar / kendilerine karşı olduğunu zannederler; onlar gerçek düşmandır; onlardan sakın / onlardan çekinin. (MÜNAFİKUN,2,3,4)
· “Yoksullara yardım ederek, erdemlilerden olsam / karşılık gözetmeden versem / içtenliğimi belgelemek için bir şeyler / sadaka vererek iyilik ve barış sevenlerden / yararlı iş yapanlardan / iyi kimseler arasında olsaydım” demeden önce, verdiğimiz rızıklardan yardım için veriniz / (başkaları için de) harcayın / rızık olarak verdiklerimizden dağıtın. (MÜNAFİKUN,10)
· Arabozucu / özü sözü bozuk / fasık / yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, o haberin iç yüzünü / doğruluğunu iyice araştırıp inceleyin / delil arayın. Yoksa oyuna gelip bilmeden / bilgisizlikle bir topluluğa karşı haksızlık / kötülük eder / bir topluluğu suçlar da, sonra da yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız. (HUCURAT,6)
· Eğer inananlardan iki taraf birbirleriyle savaşırlarsa, onlara arabuluculuk yapıp, aralarında barışı sağlayın / aralarını düzeltin. Şayet taraflardan biri barışa yanaşmaz, ötekine haksızca / sınır tanımazlık edip saldırıya devam ederse, barışa dönünceye kadar hep birlikte saldırgan tarafla / azgınlık edenle savaşın. Eğer saldırgan taraf vazgeçerse, savaşan tarafları ayırım yapmadan ve adaletli bir şekilde barıştırın / adalet ve dürüstlükle sulh edin. (HUCURAT,9)
· İnananlar, birbirleri ile ancak kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı adaletle sağlayın / dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin. (HUCURAT,10)
· Bir topluluk diğer bir topluluk ile alay etmesin / diğer bir topluluğu alaya almasın, belki alay ettikleri topluluk / küçük düşürmeye çalıştığınız, kendilerinden daha iyidirler / kendilerinden hayırlıdır / değerlidir. Kadınlar da kadınlarla alay etmesinler / başka kadınları alaya almasınlar, belki alay ettikleri / küçümsedikleri kadınlar, kendilerinden daha iyidirler / kendilerinden hayırlı olabilir. Kendi kendinizi / birbirinizi küçük düşürmeyin / küçük düşürücü davranışlarda bulunmayın / öz benliklerinizi ayıplamayın / kendi nefislerinizde ayıplar aramayın / birbirinizi kınamayın / karalamayın / birbirinizin arkasından konuşmayın, incitici, yaralayıcı ithamlarda bulunmayın; birbirinize (kötü) lakaplar yakıştırmayın / birbirinizi takma adla çağırmayın; inandıktan sonra fasıklıkla adlanmak / yoldan çıkma adını almak / erdemlilik yerine, arabozucu sıfatı ne kötü bir isimdir. (HUCURAT,11)
· Zandan / sanıda bulunmaktan çok çok sakının / zannın çoğundan sakının, çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli şeylerini / kusurlarını ve mahremiyetlerini merak edip araştırmayın / sinsi casuslar gibi ayıp aramayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin / gıybet ederek birbirinizi / kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Bakın bundan iğrendiniz / tiksindiniz! (HUCURAT,12)
· Ortak koşucu inkârcılara / küfre sapanlara ve ikiyüzlülere karşı mücadele et / uğraş ve onlara karşı sert davran / onlara asla ödün verme. (TAHRİM,9)
· Mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir sınavdır / bir imtihan aracıdır / bir denemedir / bir sınanma vesilesidir. Kendi yararınız için, gücünüz yettiği kadar yardımda bulunun / ve benlikleriniz için bir hayır olarak infakta bulunun / kendi iyiliğiniz için (başkalarına) harcayın / mallarınızdan verin. Nefsinin bencillik ve cimriliğinden / doymazlığından / açgözlülüğünden korunanlar, işte onlar mutluluğu yakalayanlardır / kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir / başarıya ulaşanlardır. (TEĞABÜN,15,16)
· Neden yapamayacağınız / yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapamayacağınız / yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, çok çirkin bir davranış olarak kabul edilir. (SAFF,2,3)
· İkiyüzlüler, kalplerinde olmayanı / gönüllerinde bulunmayanı dilleriyle söylerler. (FETİH,11)
· Görme özürlüye, yürüyemeyecek derecedeki topala ve hastaya savaşa gitme sorumluluğu yoktur / (savaşa katılamadıklarından dolayı) herhangi bir kınama söz konusu değildir. (FETİH,17)
· Akitlerinizin gereğini / sözleşmeleri yerine getirin. Beslediğiniz nefret / kininiz / öfkeniz sizi bir taşkınlığa, saldırganlığa / düşmanlığa sevk etmesin. İyilik, güzellik, hayır, mutluluk, erdemli davranma üzere yardımlaşın. Kötülük / çirkinlik, düşmanlık / saldırganlıkta yardımlaşmayın. (MÂİDE,1,2)
· Adaleti yerine getirmede örnek / hak ve adalet timsali insanlar / adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak (adaleti) gerçekleştirenlerden olun. Bir topluluğa olan / duyduğunuz kininiz ve nefretiniz / kızgınlığınız / bir topluluğun çirkinlik ve kötülüğü sizi adaletli davranmaktan alıkoymasın / adaletsizlik yapmaya sevk etmesin. Adaletli davranmak daha erdemlidir / adaletli olun / adil davranın / adaletten asla şaşmayın. ( MÂİDE,8)
· Yoldan çıkmış bir topluluk / halk için üzme kendini / kederlenme / tasalanma / üzülme! (MÂİDE,26)
· Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık toplumla ilişkisini kesin. Bu, bir caydırma yöntemidir. Kim yaptığı bu kötü davranıştan sonra, içtenlikle pişman olursa / tövbe ederek düzelirse, onu tekrar topluma kazandırın. (MÂİDE,38,39)
· İkiyüzlülerin inkârcılıktaki gayretleri seni sakın üzmesin! Böyleleri, sürekli yalana kulak veriyor, durmadan haram yiyor ve yasadışı işler yapıyor. Bu yanlışlarını da sana onaylattırıp meşrulaştırmak istiyorlar. Sana gelirlerse, ister aralarında karar ver, istersen reddet / onlardan uzak dur. Gelenleri reddettiğin takdirde / onlardan uzak duracak olursan sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Bununla birlikte aralarında hükmedersen / karar verirsen adaletle karar ver / adaletle hükmet. Onlar aslında dürüst kimseler / inanan kişiler değildirler. (MÂİDE,41,42,43)
· Onların heva ve hevesine / keyiflerine / yalan beyanlarına uyarak karar verme. Sizler iyi, güzel ve yararlı şeylerde / hayırlarda yarışın / hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. (MÂİDE,48)
· Kendinizi, temiz ve güzel olan şeylerden mahrum bırakmayın ama bu konuda aşırılığa da kaçmayın / azıp sınırı aşmayın / düşmanlık yapmayın. Rızıklarınızı, helâl ve temiz olarak / helâl, temiz ve güzel olanlarını yiyin. (MÂİDE,87,88)
· Siz kendinizi düzeltmeye bakın / siz sadece kendinizden sorumlusunuzdur. Gerçekten inanmışsanız, sapıtan kimseler / -siz, doğru yolda olduğunuz sürece- size hiçbir zarar veremez. (MÂİDE,105)
· Birinize ölüm yaklaşınca, vasiyeti yaparken yanınızda yakınlarınızdan iki tane adaleti gözeten tanık bulunsun. Yolculuk anında size ölüm gelirse, o zaman da sizden olmayan iki kişi tanıklık etsin. (MÂİDE,106)
· Ey ikiyüzlüler! Yoksullara ister gönüllü / kendi arzunuzla, ister gönülsüz / baskı ve zorla yardım / infak edin / harcayın / verin ; yardımlarınız asla kabul edilmeyecektir. Çünkü siz, yoldan çıkmış bir topluluksunuz. Yardımlarının kabul edilmemesinin sebebi şudur: Yaptıkları yardımları da isteksiz ve gösteriş için yapmaları / istemeyerek / içlerinden gelmeyerek vermeleridir. (TÖVBE,53,54)
· İkiyüzlülerin malları / servetleri ve çocukları seni etkilemesin / imrendirmesin. (TÖVBE,55)
· İkiyüzlüler, sizden olduklarına dair yemin ederler; oysa asla sizden değiller, onlar sizin gücünüzden korkan bir topluluktur. Nitekim onlar, sığınacak bir yer, barınacak mağaralar yahut da girebilecek bir delik bulsalardı, panik içinde oralara kaçarlardı. (TÖVBE,56,57)
· Sadakalar / sosyal yardımlar / (vergi gelirleri) / gönüllü sunular, fakirlere / yoksullara / düşkünlere, bu işte çalışan görevlilere / (vergi toplamakla) görevli memurlara / sadakalarla ilgilenmeye memur edilenlere, kalpleri yakınlaştırılıp ısındırılacak olanlara, özgürlüğünü yitirmiş olanlara, borçlulara, ve yolda kalmışlara verilmeli. (TÖVBE,60)
· İkiyüzlü erkekler ve ikiyüzlü kadınlar birbirlerinin aynısıdır. Onlar, kötülüğü öğütlerler, iyilikten men ederler. Yardımda elleri sıkıdır / çok cimridirler / harcamamak için ellerini sıkarlar. Çünkü ikiyüzlü erkekler ve ikiyüzlü kadınlar, iyice yoldan çıkmış olanlardır. (TÖVBE,67)
· Ey ikiyüzlüler! Siz de tıpkı sizden önceki inkârcılara benziyorsunuz; fakat, onlar sizden daha güçlüydüler / üstündüler, sizden daha çok mal ve çocuklara sahiptiler. Kendilerince zevk sefa içinde yaşadılar. Siz de kendinizce yaşıyorsunuz. Tıpkı sizden önceki inkârcıların yaptıkları gibi, tıpkı onların dalıp gittiği gibi siz de dalıp gidiyorsunuz. (TÖVBE,69)
· Nasıl ikiyüzlü erkekler ve ikiyüzlü kadınlar birbirlerinin aynısı ise, inanan / mümin erkekler ve inanan / mümin kadınlar da birbirinin dostudur. Onlar insanlara iyilikleri ve güzellikleri öğütlerler, kötülükten ve çirkinliklerden men ederler. (TÖVBE,71)
· İkiyüzlülerle mücadele / cihat et / onlara karşı sıkı çalış ve onlara karşı güçlü ve tavizsiz / sert davran. (TÖVBE,73)
· İkiyüzlülerin servetleri / malları ve çocukları seni etkilemesin / imrendirmesin. (TÖVBE,85)
· O ikiyüzlülerle ilgilenme / onlardan uzak durun. Onların inanç ve düşünceleri kirlidir. (TÖVBE,95)
İnsan kendini yeterli gördüğü için öğrendiklerini Rabbinden soyutlarsa aşırı derecede azabilir. Çünkü insan bildikleriyle kendisini her türlü ayrıcalığın üstünde görür. Oysaki en sonunda insan tekrar Rabbine dönecektir. (ALAK,6,7,8)