Ergenekon Destanı, Darbe ve Demokrasi !....

3 views
Skip to first unread message

ZEYTİNBURNU ÜLKÜ OCAKLARI

unread,
Aug 24, 2008, 11:47:39 AM8/24/08
to zeytinburnuocak
Nihat Sami Banarlı, Türk Edebiyat Tarihi adlı ünlü eserinde "Ergenekon
Destanı"na genişçe yer verir. Banarlının anlattıklarına sadık kalarak
Ergenekon destanının ne olduğunu ve alama geldiğini kısaca
özetleyelim.

Ergenekon, Türklerin yüzyıllarca çift sürerek, av avlayarak, maden
işleyerek yaşayıp çoğaldıkları; etrafı, aşılmaz dağlarla çevrili,
mukaddes bir toprağın adıdır. ...




Yüz yıllar öncesinde Türk illerinde Gök-Türk oku ötmeyen, Gök-Türk
kolu yetmeyen bir yer yokmuş. "Bütün kavimler birleşerek" Gök-
Türklerden öç almaya kalkmışlar. Türkler çadırlarını, sürülerini bir
yere toplamışlar; çevresine hendek kazmışlar, beklemişler. Düşman
gelmiş. Vuruş başlamış ve on gün sürmüş. Gök-Türkler üstün gelmiş.

Daha sonra düşman hile yaparak galip gelmiş. Düşman Gök-Türkleri
öldüre öldüre çadırlarına gelmişler. Büyüklerin hepsini kılıçtan
geçirmişler. Küçükleri de köle etmişler.

Gök-Türk hakanı İl Han'ın oğullarından Kayan ile Tukuz adlı yeğeni iki
kadınla bu kıyımdan kurtulur. Dört tarafı düşman ile kuşatılmış
vatanlarında artık tutunamayacaklarını anlarlar. Dağların içinde insan
yolu düşmez bir yere giderler. Hayvanlarının kışın etini yiyip, yazın
sütünü içerler, derilerini de giyerler. İşte bu yere Ergenekon adını
koyarlar.

Dört yüz yıl burada yaşarlar. Çoğalırlar Ergenekon'a sığmaz olurlar.
Daha sonra Kayan soyundan Börte Çene'nin önderliğinde demir dağları
eritip Ergenekon'dan çıkış yolunu bulur, özgür ve bağımsız olurlar.
Sonra da düşmanlarından da öçlerini ve eski topraklarını alırlar.

Bu efsaneyi Ziya Gökalp şu dörtlükle ölümsüz kılar:

"Ergenekon yurdun adı,
Börte Çene kurdun adı,
Dört yüz sene durdun, hadi,
Çık ey yüz bin mızrağımız!".

Destanların önemi

Her milletin destanı yoktur. Destanlar, tarihi halklar, daha doğrusu
tarihi olan milletlere ait olan zenginliklerdir. Onlar, milletlerin
tarihi derinliklerini, halklarının hayal iklimlerini gösteren en eski
ve ilkel dönemlere ait halk inanışlardır. Toplumlar milli birliği,
bağımsızlığı, özgürlüğü ve var oluş iradesini bu tür değerlerinden
alırlar. Yunanlılar Homeros ve İlyada, Almanlar Nibelungen, İranlılar
Şehname, Türkler de Ergenekon vb. destanlarıyla dünleriyle bugünleri
arasıdaki ilişkiyi kurmaktadırlar.

Bugün dünün ürünüdür. Bugünün varlığı, bağımsızlığı ve özgürlüğü
kaynağını dünden almıştır. Ergenekon destanı her şart altında baş
eğmemek, var olmak, bağımsız ve özgür kalmak inancının nesillerden
nesillere aktarılması bakımından hayati derecede önemlidir.

Türk milletinin evlatları Ergenekon destanını hatırladıkça büyük bir
milletin çocukları olarak daha büyük işler yapmak için kendilerinde
büyük güç bulacaklardır. Böyle bir destan yaratan milletin evlatları
olarak başarı için, kalkınma için, özgür olmak için önlerine konulacak
hiçbir sınırı tanımayan erdemli bir ruh yapısına ulaşacaklardır.

Ergenekon teröre isim olarak verilebilir mi?

Son zamanlarda işte böyle bir destan terör ve çete ile bir arada
kullanılır olmuştur. Türkiye'de son elli yıldır meydana gelen bütün
darbeleri, katliamları, entrikaları, komploları ve çatışmaları alt
alta yazıp, adına da "Ergenekon terör örgütü" demek sıradan bir olgu
olarak görülür oldu.

Her türlü yasa dışılığı ve hukuksuzluğu "Ergenekon komplosu" ile tarif
etmeyi "ezber bozmak", "keşfetmek" ve komploları açığa çıkarmak olarak
nitelemek için yalnız zekâdan değil ahlaktan da yoksun olmak gerekir.
Ergenekon sapla samanı karıştırma, elmayla armutları toplama ya da
birbiriyle ilgisiz olayları birleştiren bir efsane değildir.

Soru şu: Konusu terör olduğu iddia edilen bir iddianameyi "Ergenekon"
adıyla anmak milli değerlere karşı duyarlılık bakımından ne anlama
gelir? Bir terör soruşturması niçin "Ergenekon" adıyla birlikte
anılır? Bu ve benzeri sorulara yetkililer "bu ismi savcılar ya da
emniyet vermedi. Çete mensupları verdi" demek durumun vahametini
ortadan kaldırmaz.

Önemli olan Ergenekon ismini çeteye kimin verdiği değil, verilmiş
olmasıdır. Daha da vahimi bunu yetkililerin ve medyanın malum
unsurlarının hala büyük bir iştahla kullanmaya devam etmeleridir.
Şimdi soralım herhangi bir çete ya da terör örgütü mensubu meydana
getirdiği bir örgütlenmeye "Türkiye", "İslam" ya da "Osmanlı" adını
verecek olsa, o zaman onları da "Türkiye", "İslam" ya da "Osmanlı"
terör örgütü olarak mı niteleyeceğiz? Böyle bir şey kabul edilebilir
mi? Aslında bütün olan bitenler gerçekte tam anlamıyla milli bir
değer olan "Ergenekon" kavramını kirletmeye, değersizleştirmeye ve
lanetli bir kavram haline getirmeye yöneliktir.

Yeri geldiğinde -bıçak kemiğe dayandığında- destan yazmasını bilmeyen
milletler sonunda tarihe veda etmek zorunda kalırlar. Milletlerin,
milli ve dini değerleri diz üstü çöktürülemeden teslim alınamayacağını
yakın Türk tarihi söyler. Ergenekon destanı bu anlamda simgesel bir
özelliğe sahiptir. Ergenekon destanı her türlü kuşatılma altın dahi -
bu kuşatılma demirden zırhlı duvar da olsa- milletin bir çıkış yolu
bulabileceğini anlatır. Düşmana teslim olmamaya, köleleşmeye ve baş
eğmemeye vurgu yapar.

Çok açıktır ki bir milletin destanlarını terörle, çeteyle özdeştirerek
kullanmak, gerçekte o millete yönelik en büyük hakarettir. Burada
kirletilen yalnız "Ergenekon" kavramı değil, aynı zamanda o destandan
beslenen millettir.

Yaşananlar Türkiye'de insanların büyük çoğunluğu yarım yamalak dini,
ahlaki, insanı ve tarihi bilgilere sahip olduklarını göstermektedir.
Sorun "yarım doktor candan, yarım imam dinden eder" türden belirli bir
alanla ilgili değildir. Sorun her alanda yarım inanç, yarım itikat,
yarım tarih, yarım eğitim alan insanların ürettiği yarım yamalak
insandadır.

Yarım yamalakların meydana getirdiği bu kargaşayı da maddi alanda
yaşanan baş döndürücü gelişmelere manevi/ahlaki alanın zamanında cevap
verememesi üretmektedir. Küreselleşmenin meydana getirdiği bu kavram
kaosu içinde, "Ergenekon" adlı Türklüğün diriliş destanına birileri
terör örgütü demekte bir sakınca görmemektedir. Aslında suçlanan
"Ergenekon" kavramı değil onun taşıyıcısı olan Türk milletidir!

Aslında Ergenekon destanındaki ruh, milletin direniş iradesinin
ruhudur. Milletin iradesini hâkim, milli değerleri yetkin kılmak
Ergenekon'un ruhudur. Demek ki Ergenekon destanındaki ruh ile
demokrasi -yanı halkın iradesini halkın kullanması anlamında- arasında
tam bir uyum vardır.

Demokrasi ile darbe kavramları arasında ise -kelimelerin baş
harflerinin "D" ile başlamasından başka- hiç bir ortak yan yoktur.
Aklı başında olan hiçbir yurttaşın darbeden yana olması ya da darbe
arzusu duyması söz konusu olamaz. Darbe arzu ve özlemi yalnız
başarıdan değil insanlıktan da umudu kesmenin sonucudur. Kaldı ki
Fransa'da "ihtilallerin çocuklarını" yediği gibi, Türkiye'de de
darbelerin ilk önce kendisine çanak tutanları ezdiğine geçmişte
yaşanan darbeler tarihi şahittir.

Gücün zalimleşmesi!

Darbe zulmün, işkencenin, hakkın, hukukun, insanın ve insanlığın
binlerce yıllık kazanımlarının bir anda yok sayılması demektir. Darbe
maddenin zalimleşmesi yani gücün amaç dışı kullanılması anlamına
gelir. Bir yerde güç, hukukun değil de kişi ya da gurupların
arzularına tabi ise orada darbe yapmaya gerek yoktur, çünkü orada
darbe zaten vardır.

Darbe, hukuka aykırı olarak halkın iradesine zorla el koymak anlamına
gelir. Darbenin özü, hukuka riayet etmemeye dayanır. Demokrasinin
temeli de milletin hukukuna karşı gösterilen bağlılık ve saygıdır.
Hukuk; matematik kadar kesin veriler üzerine oturur.

Diğer yandan demokrasi adına başlatılan ihbar furyası, mahremlerin
çiğnenmesi, hoyrat tavırlar, kişinin temel hak ve hürriyetlerinin
özüne dokunulmasının da demokrasiyle bir ilgisi yoktur. Bilinmelidir
ki demokratik olmayan tutumlarla demokrasi korunamaz aksine
zayıflatılır. Hem hukuksuzluğu hem de demokrasiyi savunmak mümkün
değildir. Muhalifleri korkutmak, sindirmek, germek ve geriletmek
yoluyla demokrasi değil ancak korku diktatörlüğü kurulmuş olur.

Muhalefet etmek, karşı çıkmak, itiraz etmek, reddetmek, eleştirmek
demokrasinin gereğidir. Her karşı çıkışı, sivil örgütlenmeyi ve
sözlerini özgürce ifade etmeyi darbe alameti olarak görmek gerçekte
demokrasi aleyhtarlığının göstergesidir. Muhalif her eylem ve söylemi
"darbe çağrısı" olarak nitelemek demokrasiyi demokrasi adına mahkûm
etmek demektir. Elbette darbenin de ruhu vardır ama bu ruh, gücün ve
şiddetin ruhudur. Bu bakımdan darbe çağırmak, ruh çağırmaya benzemez!

Önemli olan bireylere, insan onuruna uygun muamele yapmaktır. Yoksa
insanların hukukunun, haysiyetinin ve onurunun hangi kavram ve sistem
altında çiğnendiğinin fazlaca bir önemi yoktur. Ölüm, ölümdür.
Elektrik sandalyesinden ya da giyotinle gerçekleştirilmesinin fazlaca
bir önemi yoktu. Aynı şekilde Afganistan, ister SSCB komünizmi adına
işgal edilmiş olsun, isterse ABD demokrasisi adına işgal edilmiş olsun
sonuçta yapılan da aynı şeydir.

Ancak şunu da hatırlatmak gerekir ki zalim uygulama, işkence, temel
hak ve özgürlüklerin kısılması darbe dönemlerine özgü de değildir.
Demokratik yöntemlerle iş başına gelenlerin demokratik söylemler
içinde faşist uygulamalara yönelmeleri tarihin her döneminde
görülmüştür.

Demokrasilerde herkesin hakkının, adalet kavramı çerçevesinde teminat
altında olması esastır. İktidarlar toplumu temsilen meşru yoldan
aldıkları erki adaletle kullanmak durumundadırlar. İktidarlar, temsil
ettiği toplumdan daha büyük değildir. Çoğunluğun tasvibini almak
onlara zalimce uygulamaları azınlığa dayatma hakkını vermez.

Darbe halkın iradesini ezmek ve onu sürü yerine koymak anlamına gelir.
Bu bağlamda demokrasi dışı bütün yöntem ve arayışlar temelde Ergenekon
efsanesinin ruhuna aykırıdır.

Ergenekon gerçek anlamda Türk milletine güç karşısında boyun eğmemek,
yabancı tahakkümünün kabul edilemez olduğunu göstermek, kendi
kaderimiz kendi elimizde olmalıdır diyen bir destandır.

Böyle bir destanı bir çeteye ad ya da teröre vasıf yapmak en azından
Türk tarihine ve milletine hakarettir.

Özcan YENİÇERİ
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages