Unutmadık Unutmayacağız Ertuğrul Dursun Önkuzu

55 views
Skip to first unread message

ZEYTİNBURNU ÜLKÜ OCAKLARI

unread,
Nov 23, 2008, 12:19:30 PM11/23/08
to zeytinburnuocak
Rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun bu türküsü yıllar oldu ki
dilimizden eksik olmadı... Yüreklerimizdeki yangınlığın ateşini,
söylediğimiz bu türküyle yenmeye çalıştık, ama mümkün mü ki yenelim?

Yenemedik. Aradan geçen bunca yıla rağmen o günleri yaşayanların yanı
sıra sonradan çiçek, çiçek açan son kuşak dönemi de onun mücadelesi ve
onun kavgasıyla ayakta durabildi.

Zile ilçesine indiğimde adeta teni parçalayan bir ayazla karşılaştım
adımlarımı Zile Ülkü Ocakları'na doğru sürerken minarelerden okunan
Ezan-ı Muhammediyeler bir başka yüreğime oturuyordu, ezanlar sanki
gelişimi şehidimin ruhuna müjdeliyordu.

10-15 dakikalık bir yolculuktan sonra Zile Ülkü Ocakları'na ulaştım,
içeriye girdiğimde, mükemmel bir toplulukla karşılaştım. Ülkü Ocaklı
gençler hatim indiriyorlardı. ....




Bu hatimin özellikle Dursun Önkuzu'nun nezdinde bütün ülkücü şehitler
için okunduğunu öğrenmem beni daha da mutlu ediyordu. Daha sonra Zile
Ülkü Ocakları'nın yönetimden ülküdaşlarımızla birlikte aile
kabristanına doğru yola çıkıyoruz. Kısa bir yolculuktan sonra
kabristana ulaşıyoruz. Bu yere gelindiği anda beynimize bir soru
oturuyor: acaba biz nasıl öleceğiz?

Kabristana girdiğimizde şehidimiz Mustafa Taştangil'in kardeşi: "işte
Dursun abının kabri burası yanındaki de benim ağabeyimin kabri" dediği
anda gözlerinden akan damlalar karla kaplı mekanı delik deşik ediyordu
sanki.

... Ve işte, küfrün karşısında destanlaşan bir yiğidin kabri...
Göğsüme bir ateş basıyor, kabri şöyle bir süzüyorum, kabrin etrafı
çerçeve içerisine alınmış, biraz da demirler pas tutmuş, kabrin
üzerinde karların arasından sıyrılıp çıkan ayrık otları kabir taşının
üzerindeki yazının okunmasını engelli ur, ayrık otlarını temizliyoruz,
kabir taşının üzerinde bulunan resimlik boş, daha önceleri resim
bulunuyormuş ama sık sık yıprandığı için artık konulmuyormuş...

Bütün ömrüm süresince onun destan kavgasıyla büyümüş, gelişmiştim ve
işte onun yanındaydım... Dualarımızı ettik ve hemen yanında bulunan I
Mİ I >>aşka şehidimiz Mustafa Taştangil'in kabrine de uğradık.

Kabristanda yaşanılan sessizlik kabristandan çıkışta bozuldu... Bu
sessizliği [iği bozan da Mustafa Taştangil'in kardeşi oluyor: "ahim
ölmeden önce yazdığı hatıra defterine vasiyet etmiş. Eğer öldürülürsem
beni Dursun ahimin yanına defnedin" demiş, o yüzden şimdi aynı yerde
bulunuyorlar diyordu ve sonra yanıma yaklaşıyor boynuma sarılarak
"Haydi reisim şimdi de Dursun ağabeyin anasının yanına gidelim"
diyordu.

Ve adımlarımızı bu sefer Önkuzu'nun annesinin doğru atıyoruz. Biraz
yıpranmış evlerle bezeli dar sokaklardan geçtikten sonra, anamızın
bulunduğu eve ulaşıyoruz, ama büyük bir şansızlık yaşıyoruz, evde
bulamıyoruz Ankara'ya gittiğini öğreniyoruz... Ülkü Ocaklarına doğru
yol alırken bir güzel insanla karşılaşıyoruz, kucaklaşmadan sonra
öğreniyorum ki bu güzel insan rahmetli Önkuzu'nun çocukluk arkadaşı
Selahattin Ulubaş...

Selahattin ve ocak başkanımızın refakatinde Zile'de yürüyüş yapıyoruz.
Ulubaş, rahmetlinin gezdiği yerleri, namazını kıldığı camiyi gösteriye
top oynadıkları alanı gösteriyor ve yaramazlıklarını anlatıyor. Bu
anıların bazısında gülüyor, bazısında duygulanıyoruz. Daha sonra Ülkü
Ocaklarında sohbete devam ediyoruz. Ulubaş ülküdaşımızdan Önkuzu'nun
şahadetinin öyküsünü dinliyoruz, bu öykünün öyle yerleri oluyordu ki,
hepimiz adeta cansız, taş kesiliyoruz.



Ve işte Selahattin Ulubaş'ın diliyle Dursun Önkuzu'nun şahadeti:

1970 yıllan ülkücü hareket açısından en zor dönemlerdi, hareketin
günden güne geliştiğini gören kızıllar saldırılarını arttırıyorlardı.
Ülkücü okuması ve okula gelip gitmesi engellenmek isteniyordu.

İşte rahmetli Dursun'da bu dönemlerde Ankara'da Erkek Teknik sek
Öğretmen Okulu'nda okuyordu. Arasıra mektupları gelirdi, mektuplarında
devamlı olarak komünistlerin saldırılarını artırdığını yazardı, hatta
bu saldırıların iyice artması sonucu anasının aşırı isteği sonucu
Zile'ye gelmişti Ama duramamış ve geldiğinin ertesi günü hemen geri
dönmüştü... Babası bakkal dükkanı işletiyordu, küçüğü olan bacısını
çok sevdiğini bilirdik...

23 Kasım 1970 günü şahadet haberi ilçeye geldiğinde sarsıldık.
Dursun,: komünistlerin okulu istila ve işgal etmeleri sonucu
Selahattin Mazman, Hasan Gürül ile birlikte rehin alınıyorlar ve üç
gün boyunca aç, susuz bırakılıyorlar. Günlerce süren işkenceden sonra
da ciğerlerine hava basıp 4'üncü kattan atıyorlardı.

Cenazesi Zile'ye getirildiğinde mahşeri bir topluluk yaşandı, cenazeyi
Zile Genç Ülkücüler Teşkilatı'nın önünden kaldırdık... Bu olaydan
dolayı Türkiye'de çok büyük infialler yaşandı. "Mekânı cennet olsun,
nur içinde yatsın" diye anlatırken gözleri dolu dolu oluyordu.

Evet; Dursun Önkuzu'nun şahadetinin sonrasında Ankara'da olağanüstü
bir ortam yaşanıyor, emniyet teşkilatı cenazeyi teslim etmeyi
istemiyordu, sonrasında ülkücüler alıyorlardı ama Türk ocakları
kapatılıyor yüzlerce ülkücü genç tutuklanıyordu. Önkuzu'nun tabutunun
başında nöbet tutanlar, emniyet güçlerince alınıp Emniyet Müdürlüğü'ne
götürülüyordu. Amaç Önkuzu'nun cenazesi için yapılacak töreni
engellemekti... Her türlü zorluklara rağmen cenazeye mahşeri bir
kalabalık toplanıyor ve cenaze şehidimizin memleketi olan Zile'ye
getirilip defnediliyordu.

Önkuzu'nun şahadet haberi o günlerde bütün gazetelerde manşet haber
olarak veriliyordu, bütün ülkücü kuruluşlar ve dernekler
yayınladıkları bildirilerde olayı nefretle kınıyor ve suçluların
yanısıra sorumlu olan okul idarecilerinin de gerekli şekilde
cezalandırılmasını istiyorlardı.

Ama o günlerde yayımlanan 28 Kasım 1970 tarihli Anadolu Gazetesi'nde,
Türkiye Milli Talebe Federasyonu'nun yayınladığı bildiri,
vurdumduymazlığa olan tepkisini Genel Başkan Soner Karaman'ın diliyle
şöyle ortaya koyuyordu: "Kaç milliyetçi öğrenci daha vurulacak?
Milliyetçi ülkücü kardeşimiz olan Dursun Önkuzu'nun cenazesinde polis
çıkartılan hadiseler üzüntümüzü bir kat daha artırmıştır.

Komünist t Kürtçü işbirliğinin her gün bir milliyetçi katletmesinin
önüne ne zaman geçilecektir. Nedense kızıl yürüyüşlere hiç ses
çıkarmayan polis, bizim cenazemizi sahiplenmemize engel olmuştur,
bizler her şeyin farkındayız ve sabrediyoruz ama sabrımızın sınırına
gelmek üzere olduğumuzun da bilinmesi gerekir!.."

İşte olay böyle bir dille lanetleniyor bir de yüce Türk milletine bir
çağrı yapılıyordu, işte 25 Kasım 1970 tarihli federasyon çağrısının
metni:

"Büyük Türk Milleti!.,

Vatan satıcılar çetesi komünist-Kürtçü, işbirliğinin satılmış
beyinleri, milliyetçi, ülkücü bir öğrencimize daha kıydılar.

Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi Dursun Önkuzu 4 günden bu
yana hürriyetinden mahrum edildiği Erkek Teknik Yüksen Öğretmen
Okulu'nun 4'üncü katından, ciğerlerine hava basıldıktan sonra aşağı
atılarak katledilmiştir.

Büyük Türk milleti!

Sadece şu bir yıl içinde dört evladını kaybettin Baharettin Dedeşen,
Mustafa Bilgi, Mehmet Büyüksevinç ve diğer şehitlerin arkasından
sırayla Süleyman Özmen, Necdet Güçlü, Yusuf İmamoğlu ve işte Dursun
Önkuzu'da kara toprağa düştü. Üniversiteyi karargah haline getiren
kızıllar bir takip görmedi, polis ve jandarma gücüne şahit olamadık...
Devletini ve gençliğini koru!

Allah Türk'ü korusun ve yüceltsin T.M.T.F"

Ve Dursun Önkuzu'nun babası Abdullah Önkuzu, o günlerde devrin
yöneticilerine şu telgrafı çekiyordu:

"Oğlum Türk milliyetçisiydi, ama bunun karşılığında ihanet gördü,
polis oğlumun cenazesini Gülveren civarında kaçırmıştır, üstelik bunu
da bomba kullanarak yapmıştır. Onu arkadaşları son yolculuğuna
taşırken bu engellenmiştir, oğlumu son kez koklatmadılar bana, oğlumun
naaşını istiyor, katillerinin de bir an önce bulunmasını
istiyorum..."

Önkuzu'nun naaşı her türlü girişime rağmen verilmiyordu ama
arkadaşları naaşı polislerden alıyordu. Bunun karşılığında da yüzlerce
genç tutuklanıyordu...

Ertuğrul Dursun Önkuzu ile ilgili, Devlet Gazetesinin yayınından:

Yenimahalle Cumhuriyet Savcısı Emin Kilislioğlu, 24 Kasım 1970 Salı
günü, Dursun Önkuzu'nun ölümüyle ilgili olarak özetle şu açıklamayı
yapar:

"Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu son sınıf öğrencisi dursun
Önkuzu'nun 4. kat penceresinden atıldığı ortaya çıkmıştır. Öğrencinin
11 metre irtifadan düştüğü zemin taştır, kendiliğinden atlamasına veya
oradan düşmesine imkan yoktur. Pencereden atılmak suretiyle ölmüştür.

Ayrıca, Dursun Önkuzu'nun ölümüyle ilgili bazı öğrenciler nezarete
alındı. Olayı yaratanlar, okuldan kaydı silinen solcu öğrenciler
olabilir. Bu konunun üzerinde durulmaktadır."

Ertuğrul Dursun Önkuzu'nun katillerini bulmak için seferber olan
Ankara Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masası ile Birinci Şube ekipleri,
şimdiye kadar Akif Atasayan, Ali Kadıoğlu, Adnan Altıparmak, Fikri
Ayhan, Sabri Uyar, Erdinç Gündüz adlarındaki öğrencilerin "katil
zanlısı" olarak arandığını, İm öğrencilerden Akif Atasayan ile Erdinç
Gündüz'ün yakalandığını belirtilir.

Polis selleri Atasayan'ın katil oluğunu ileri sürer ve "durum muhakeme
sonundu aydınlığa kavuşacaktır" der ve diğer katil zanlısı
öğrencilerin aranmakta olduğunu söyler.

Ertuğrul Dursun Ön-kuzu'nun ölümü ile ilgili olarak Yenimahalle
Savcılığında yapılan soruşturma sonunda olaya adı karışan dört
öğrencinin tutuklanmasına karar verilir. Öğleden sonra Savcılık,
dosyayı Sulh Hâkimliğine verir ve mahkeme tutuklama kararı alır.

Mahkeme, hazır bulunan Akif Atasayan'ı tutuklar. Haklarında gıyabi
tutuklama kararı verilenler şunlardır: Adnan Altıparmak, Mehmet Ali
Kabakoğlu, Sabri Uyar. Otopsi yapılan Dursun Önkuzu'nun raporu, 25
Kasım 1970 Çarşamba günü, açıklanır. Yapılan otopsiye göre, durum
kesin olarak ortaya çıkmıştır. Raporda vücuttaki yaraların hem
düşmeden, hem de darptan olabileceği, belirtilmiştir.

Hesabını Soracağız

Ülkü Ocakları Birliği yöneticileri, 24 Kasım 1970 Salı günü, bir
açıklama yapar. Yapılan açıklamaya göre, Dursun Önkuzu'nun babasının
Ankara'ya geldiğini, cenazeyi bu akşam alacaklarını ve yarın da
yapacakları dini merasimden sonra Zile'ye götürecekleri bildirilir.

TMTF Genel Başkanı Soner Karaman, 24 Kasını 1970 Sah günü, bir basın
bülteni dağıtır. Basın bülteninde, Ankara'da Erkek Teknik Öğretmen
Yurdu'nun 4. katından bahçeye alılarak öldürüldüğü iddia olunan "
öğrenci Dursun Önkuzu'nun öldürülmesinin hesabını sorulacağı"
açıklanır Olayı sert bir dille eleştiren TMTF Genel Başkanı Soner
Karaman, cereyan eden bazı olayları da ele alarak şöyle der:

"Üniversitenin açılmasıyla sistemli olarak başlatılan hareketler kısa
süre içerisinde bir çok fakülte ve yüksek okullarda derslerin
aksamasına sebep olmuştur. Bazı öğretim üyeleri milliyetçi diye
yıpratılmaya çalışılmaktadır. Öğrenciler saldırılara uğramakta,
dövülmekte ve öldürülmektedir. Bu şartlar altında üniversite ve yüksek
okulların açık tutulmasının bir yararı yoktur. Türkiye'de bütün
üniversiteler kokuşmuştur. Bu kuruluşların açık tutulmasında artık bir
fayda yoktur. Büyük milletimizin kendi eserine ve çocuklarına sahip
çıkacağı günler uzak değildir"

Ertuğrul Dursun Önkuzu'nun Cenaze Töreni

Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu yatakhanesinin 4. kat
penceresinden atılarak öldürülen Ertuğrul Dursun Önkuzu'nun cenaze
namazı, 25 Kasım 1970 Çarşamba günü, komşu il ve ilçelerden gelenlerle
ve Ankara'daki ülkücü gençlerin katılmasıyla Maltepe Camiinde
kılınır.

Cenaze namazı kılındıktan sonra tabut eller üzerine alınır ve Kızılay
yönüne gidilmek istenir. Ancak, polisin Kızılay yönünde yol açmaması
üzerine tören aksar. Milli Nizam Partisi Tokat Milletvekili Hüseyin
Abbas, polisten yolu açmasını ister ve "komünistlere Kızılay'dan
cenazelerini götürme izni verilmiştir. Bu milliyetçi gençler de şehit
kardeşlerini Kızılay yönünden götürmeleri haklarıdır. Bu gençler şehit
kardeşlerini götürecekler bunlardan kötülük gelmez" der. Polis
şefleri, MNP milletvekiline şu karşılığı verir:

"Bize emir verilmiştir. Cenazelerin geçeceği bir güzergah vardır.
Kanunlara herkesten önce siz uymalısınız. Maden cenazeyi Kızılay'dan
geçirmek istiyorsunuz, buyurun bizim cesetlerimizin üzerinden geçin ve
dilediğiniz gösteriyi yapın."

MNP milletvekili Hüseyin Abbas, polis şeflerinin bu sözlerin üzerine,
"nizamlara uyanlar suçlu, ötekiler ise hep serbest dolaşıyor" diyerek,
yürüyüşten ayrılır.

Yolun açılmaması üzerine Ankara Belediye Başkanvekili Muhlis Şensöz'ün
Toplum Polisi Müdürü Yılmaz Sezgin'e yolu açması yolundaki teklifi de
Sezgin tarafından reddedilir. Bunun üzerine öğrenciler, iktidar ve
polis aleyhinde tezahüratta bulunur, çatışmalar olur.

Öğrencilere, "Tekbir getirin" diyen Belediye Başkanvekili Şensöz,
İçişleri Bakanı'ndan müsaade almak üzere müracaat ettiğini, cevap
gelinceye kadar cenazenin bekleyeceğini söylen Maltepe Camiinden inen
ana yoldaki trafik, ülkücü öğrencilerle polis yetkilileri arasında
uzayan tartışmalar yüzünden tamamen durur. Bu sırada bazı Ülkü Ocaklı
gençler, açıklama yapar.

Saat 14.30 civarında Ülkü Ocaklarından Aytekin Yıldırım adındaki bir
öğrenci, yürüyüşe dahil bulunan öğrencilere şöyle hitap eder:

"Bizi oyuna düşürmek istiyorlar. Komandolar polise saldırdı
dedirtecekler. Yapsınlar, dedirtsinler. Şimdiye kadar ne oldu? Sadece
şehid verdik. Mason iktidar ve köpekleri bize pusu kuruyorlar. Polis
bizim değil kendi güvenliğini bile sağlayamıyor. Başbakan, Milliyetçi
öğrencilerin karşısına çıkıyor. Neden Siyasal Bilgiler Fakültesine ve
ODTÜ'ye giremiyor? İktidarı tanımıyoruz. Demirel, kendine güveniyorsa,
SBF'ye girsin, ODTÜ'ye girsin de görelim. Bugünün yarını da vardır.
Kan ve kemik yığılacak ve o gün Türkiye kurtulacaktır."

Ülkü Ocakları Birliği Basın Sözcüsü Bahri Zorlu, cadde üzerinde bir
basın toplantısı düzenler ve şunları söyler:

"Öğrencilerin sınavlara girme güvenliğini bile sağlayamayan bir
iktidarı, biz iktidar olarak kabul etmiyoruz. Bizim hareketlerimize
mani olmaya Demirel'in gücü yetmeyecektir. İktidar, masonlarla,
Maocularla, komünistlerle tam bir işbirliği içindedir. Bunun en güzel
örneği ODTÜ'dür. Mütevelli Heyeti üyelerinin iktidar tarafından
seçildiği ODTÜ'de öğrenciler silah talimi yapmaktadır. ODTÜ tam bir
kaçakçı ve eşkıya yuvasıdır.

Kaç kere yetkililere başvurduksa da ilgilenmediler. Bu şikayetlerimizi
yaptığımız bir yetkili, bize 'sizin de silahlarınız var. Sizin
silahlarınız yok mu? Siz de gidin onları vurun" dedi."

Maltepe Camii'nden Kızılay'a giden yolun açılması için sokak ortasında
bekleyen ülkücü gençler, üç saat boyunca, ilahiler ve Bozkurt marşları
söyler.

Bu sırada, 4 askeri GMC ile jandarma birliği kortejin önünden geçerek
ara sokakta park eder. Bunun üzerine Ülkü Ocakları Birliği adına
açıklama yapan Zorlu, "bizi ordu ile karşı karşıya getirmek
istiyorlar. Arkadaşlar, direnmeyeceğiz, şehidimizi gönderip sessizce
dağılacağız" diyerek, korteje dahil gençleri ikaz eder.

Daha sonra, ülkücüler, cenazeyi polisin tespit ettiği güzergahtan
götürmeye razı olur. Budan sonra, cenaze arabası, Önkuzu'nun memleketi
olan Tokat'ın Zile Bucağına götürülmek üzere yola çıkar.

Cenaze gittikten sonra öğrenciler dağılmaz ve Sıhhiye üzerinden Ulus'a
doğru yürümeye başlar. Yürüyüşler sırasında iktidar ve Başbakan
Süleyman Demirel aleyhinde devamlı tezahüratta bulunan ülkücüler,
Radyoevi'nin önünden geçerken "kahrolsun Moskoflar", "Başbakan
Süleyman istifa", "Menteşe istifa" diye bağırır.

Bunun üzerine polis, çok sayıda göz yaşartıcı bomba kullanır. Polisin
saldırısı sırasında öğrencilerden yaralananlar olur, bu sırada olay
yerinden geçmekte olan Emine Sardu adında 53 yaşındaki bir kadın da
başından yaralanarak hastaneye kaldırılır.

Türk Ocağı önünde çatışmaların devam ettiği bir sırada, bir grup
öğrenci tarafından Zile'ye götürülmekte olan cenaze, Site Öğrenci
Yurdu yakınlarına geldiğinde, cenazeyi yurda götürmek isteyen
öğrencilere Polisler şiddet kullanarak engel olur.

Polis, 5 kişiyi gözaltına alır. Gözaltına alman şahıslar şunlardır:
Mehmet Sakarya (Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi),
Alparslan Aslan (Ankara Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi),
Mehmet Tuncay (Fen Fakültesi öğrencisi),
Mehmet Kaçan (Kadın berberi),
Cengiz Kalkan (şoför),
Mehmet Kural (Tapu Kadastro Okulu öğrencisi).

Ankara'dan Zile'ye götürülen Dursun Önkuzu'nun cenaze törenine;

Ankara Ülkü Ocakları Birliği,
Trabzon Ülkü Ocakları Birliği,
Zile, Turhal Samsun, Niksar, Amasya, Tokat Genç Ülkücüler
Teşkilatları,
Tokat Öğretmen Okulu,
Zile Sanat Enstitüsü,
Amasya Kız ilk Öğretmen Okulu,
Ticaret ve Sanayi Odası,
Zile Belediyesi,
Zile Turizm Derneği,
Zile esnaf Kefalet Kooperatifi,
Zile Gençlik Teşkilatı,
Ülkücü Öğretmenler Sendikası,
Milliyetçi Öğretmenler Birliği,
Turhal Belediyesi ile Zile'ye yakın vilayet ve kazalardan binlerce
kişi katılır.

Dursun Önkuzu'nun Zile Camii'nde kılman cenaze namazından sonra
İstasyon Caddesi'ne doğru yürüyüşe geçilir ve mehter marşları
söylenerek Zile Meydanı'na gelinir. Türk bayrağına sarılı tabutun
başında Dursun Önkuzu'nun babası Abdullah Önkuzu, alanda bulunan
onbinlece kişiye şunları söyler:

"Oğlum, Atatürk memleketi siz gençliğe emanet etmişti. Sen, bu emanete
sahip çıktın ve bu yolda Türk milletinin baş düşmanı moskoflar
tarafından katledildin. 60 sene yaşayıpta esaret içinde ölmektense
yirmi yıl yaşayıp hürriyet içinde şehit olmak daha iyidir..."

Şehidimize Allah'tan rahmet diliyor, geride kalmışlarına da hayırlı
uzun ömürler diliyoruz.

Kaynak: Destanlaşan Ülkücü Hareket
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages