HAİN NAZIM HANGİ VATANIN ŞAİRİ?

20 views
Skip to first unread message

ZEYTİNBURNU ÜLKÜ OCAKLARI

unread,
Jun 5, 2008, 4:54:40 PM6/5/08
to zeytinburnuocak
Ekranın sağ üst köşesinde "Vatan Şairi" etiketi.


Hayat hikayesini yazacak değilim, o kadar gözümüzün içine soktular ki
hepsini biliyoruz. Nerede doğduğunu, nasıl "vatanı için" komünist
olduğunu, Rusya'ya "biat" ettiğini, arkasında bıraktığı çocuklarını,
aldattığı gözü yaşlı kadınlarını; her nedense hayattayken ait
hissetmediği benliğinin öldükten sonra bu ülkeyi nasıl arzuladığını...

Nazım'ın hikayesi Türk Edebiyat tarihinin en önemli kurmacası. Vatan
şairliği de bu kurmacanın zirve noktası. Nazımın "hikayesini" bildiğim
için sordum, tanımlamaya şaşırdığım için, hangi vatanın şairi diye.

Bizi böyle düşünmeye sevkeden şey, geçtiğimiz yıllarda kaldırılan,
kuru bir Bakanlar Kurulu kararı mı?

Nazım'ın "ihaneti" Bakanlar Kurulu kararıyla değil, hayatıyla tescil
edilmişti. İşte bu yüzden hangi vatana ait olduğu da Bakanlar Kurulu
Kararı ile değil, vatanına ettiği hizmet ve ömrü boyunca takip ettiği
çizgi ile tespit edilmesi gerekirdi.

İşte o çizgiyi gözler önüne seren birkaç ayrıntı...

30 Haziran 1951, Cumhuriyet gazetesi 1. Sayfa. Haber: Şakşakçı Kızıl
Şair hava alanında "beni yaratan Stalin'dir" diye bağırdı ve vatanının
Rusya olduğunu söyledi. Moskova radyosu dün akşamki yayınlarında Kızıl
Şair Nazım Hikmet'in Moskova'ya vardığını ve havaalanında beyanatta
bulunurken "beni yaratan Stalindir" diye bağırdığını bildirmiştir.
Gene Moskova radyosuna göre, Kızıl Şair Stalin'i göklere çıkaran şu
sözleri de sarf etmiştir:
"- Gözlerimin ışığını Stalin'e borçluyum, her şeyimi ona borçluyum, o
beni yarattı, o beni yaşatıyor."

Nazım'ı yaratan Stalin'i biliyoruz; ömrü Orta Asya Türklüğünü
katletmekle geçmiş, hızını alamayıp Kars'ı Ardahan'ı istemek
"küstahlığı"nda bulunmuş, en az Hitler kadar kanlı bir tiran...

Devam edelim Cumhuriyet haberlerine. 1 Temmuz 1951: "Moskova "ebedi"
gazetesi Hikmet'e, hatta Pravdadan bile fazla yer ayırmış ve komünist
şairin "Türkiye'de Amerikanlar" başlıklı bir makelesini yayınlamıştır.
Nazım Hikmet bu yazısında "Türk burjuva sınıfının her türlü hicab
hissini kaybettğini ve burjuvaların Türkiye'yi Birleşik Amerika'ya
sattıklarını" ileri sürmüş ve Türkiye'de Sovyetler Birliği'ne karşı
harb için hummalı hazırlıklar yapıldığını iddia etmiştir."

Kurtuluş savaşı destanı ile "coştuğumuz", ilk gençlik yıllarında
yazdığı bir kaç şiirine dayanılarak"Vatan şairi" diye yutturulmaya
çalışılan Nazım'ın "olgunluk dönemi" şiirlerine de bir göz atalım...

"Köyde bebeler ağlıyor/Uyku uyutmuyor açlık
Yaramı sarıver bacım, jandarmalarla çarpıştık
Görüp durur yolumu/Emzikli bir kadıncağız/
Biz on kere onbin memet/On kere on bin kaçağız.
(Asker Kaçakları)
****
"Kışlamız gömülünce karanlığa/İneceğim sokağa pencereden
Bir saat içinde varırım dağa/Gel dağa çıkalım İzmirli teğmen
Kuvayı Milliye kanı damarda/Asker ocağının şanı damarda
Bekler bizi yüzbin yiğit dağlarda/Gel dağa çıkalım İzmirli teğmen."
(İzmirli Teğmen)

Nazım'ın Atatürk'ü çok sevdiğini iddia edenler de var tabii. Onun
İstiklal Harbi'ne katkısından bahsedenler nerede, nasıl olduğunu bir
türlü anlatamadıkları hizmetlerini anlata anlata bitiremiyorlar.
Bakalım "vatan şairi"nin Mustafa Kemal sevgisi nasıl bir şeymiş?

"Trabzon'da bir motor açılıyor/Sa-hil-de-ka-la-ba-lık
Motoru taşlıyorlar/Son perdeye başlıyorlar!
Burjuva, Kemal'in omzuna binmiş
Kemal kumandanın kordonuna

Kumandan kahyanın cebine inmiş
Kahya adamların donuna/Uluyorlar/Hav..Hav..Hak..Tü
Yoldaş unutma bunu/Burjuvazi ne zaman aldatsa bizi
Böyle haykırır/Hav..Hav...Hak..Tü.."
(28 Kanuni Sani)

Kendini "yaratan", gözlerinin ışığı Stalin'in ölümü üzerine yazdığı 5
Mart 1953 şiirinde ise Stalin Yoldaş'ın arkasından döktüğü
gözyaşlarını "muhteşem" dizeleriyle şöyle ifade ediyor:

"İlk önce kim kime/Metin ol kardeşim diyecek
İlk önce kim kime/Baş sağlığı dileyecek?
Hepinizindi o/Hepimizindir yoldaşlarım
Acınızı duyuyorum/Sizin duyduğunuz gibi.
......

Hüngür hüngür ağlamak geçiyor içimden
Tutuyorum kendimi/Aynı metanetle
Seviyorum onu, Marks'ı, Engels'i, Lenin'i
Sevdiğim gibi"

Nazım yolunu seçmişti, kendi gönlü ile; bilerek ve isteyerek. O
"gönül" ile Rusya'ya sığındı. İlk gençlik yıllarında yaptığı gibi. Bu
bir mecburiyet değildi; ancak alışkanlık olarak nitelendirilebilir.

Sağlığında "vatan"ı ancak "kaçmak" için hatırlayan Nazım'ın "beni
Anadolu'da bir köye gömün" sözünün ne derece gerçek, ne derece
"samimi" olduğu kendi satırları gözler önüne seriyor. Aşağıdaki mektup
Nazım tarafından kendini "yaratan" Stalin'den sonra işbaşına gelen
Kruşçev'e yazılmış. "Vatan şairi"nin SSCB vatandaşlığına geçmek için
"ricasını" birlikte okuyalım:

"Saygıdeğer Nikita Sergeyeviç,

19 yaşından beri, yalnızca kalbim ve kafamla değil, geçmişimle de
Sovyetler Birliğine bağlıyım. Bolşevik Partisi'ne ilk olarak 1923
yılında üye oldum. Ardında, 1924 yılında yine Moskova'da 1925 yılı
başında Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi oldum. Doğu Emekçileri
Komünist Üniversitesi'ni bitirdim, parti işleri için Türkiye'ye
gittim. 1925 yılı sonunda, Ankara'da yeraltı çalışması gösterdiğim
için gıyaben 15 yıl hapis cezasına çarptırıldım. Sonra yine Moskova'ya
döndüm. 1928 yılında Türkiye'de parti işleri ile uğraştım. O zamandan
1950 yılına kadar toplam 56 yıl hapis cezasına çarptırılmama karşın,
toplam 17 yıl cezaevinde kaldım. Başta Sovyet halkı olmak üzere,
ilerici insanların mücadelesi sonucu cezaevinden çıkarıldım. Ben
sayılı komünist şairlerdenim. Çok mutluyum, çünkü Büyük Ekim
Devrimi'nin beşinci yıldönümünü Moskova'da kutladım. Bu nedenle de
şiir yazdım. SBKP'nin 22nci kongresini kutladım. Bu nedenle de şiir
yazdım. Artık 10 yıldır Moskova'da yaşıyorum, ailem de yanımda. Bütün
Sovyet halkı gibi, buradaki yaşama alıştım. Saygıdeğer Nikita
Sergeyeviç, yardım edin, ben Sovyet vatandaşı olmak istiyorum."

Ne diyelim. Medya kalantorlarının "vatan şairi" ancak böyle bir şey
olurdu zaten...


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages