Tarihi kaynaklarda Oğuz Kağan

156 views
Skip to first unread message

ZEYTİNBURNU ÜLKÜ OCAKLARI

unread,
Aug 24, 2008, 11:50:03 AM8/24/08
to zeytinburnuocak
Destan özelliğinde olan kaynaklarda ise, E. Bahadır Han, Reşidüddin,
ve Beyzavi''nin kayıtlarında M. Ö. bin yıllarında Oğuz Kağan''ı M. Ö.
İskitler devrinde ve İskitlerin başbuğu olarak M. Ö. 625 yılında
öldürüldüğünü gördük.Afrasyab Destanı) Destan özelliğinde olan
kaynaklarda ise, E. Bahadır Han, Reşidüddin, ve Beyzavi'nin
kayıtlarında M. Ö. bin yıllarında yaşamış olarak gösteriliyor.
Reşidüddin Oğuz Kağan'ı kendinden (1310) iki bin yıl önce yaşamış
olarak kabul etmekle, M. Ö. 700 yıllarına götürmektedir. Bu tarih
İskitlerin İran üzerinden inerek Ön Asya'ya buyruk oldukları döneme
rastlar. Reşidüddin'in eski İsrail ananelerini çok iyi bildiğinden,
söyledikleri doğru olabilir. (Z.Velidi Togan, Oğuz Destanı, 128, İst.
1972) Sakaların Ortadoğu'ya ve İran'a M. Ö. 7. y.y. da buyruk
oluşları, Oğuz Kağan destanının tarih kaynağını hazırlamıştır.

Oğuz Kağan'ın teşkilatında asıl budun olarak Uygurlar yer alıyor.
Uygur, Göktürk, Hun ve Karluk boylarının da Tiklerden geldiklerini ve
bunların çeşitli kaynaklarda SAKA adı ile anıldıkları da bilniyor.
Oğuz Kağan, Alp Er Tunga, Afrasyab ve Uygurların destan ve tarih
kaynakları gösteriyor ki, Oğuz Kağan'ın Asya'ya buyruk oluşu,
Sakaların Asya'ya buyruk oluşlarına özellik ve yapı bakımından
uygundur.

Oğuz Kağan destanında, Uygurların yanı sıra yer alan Karluk, Kanglı,
Kıpçak, Kalaç (Halaç)lar, (Beşuygur)ın M. Ö. 7. y.y. da Asya'ya buyruk
olan Sakalar topluluğunda asıl unsur şeklinde, Asya'nın geniş illeri
üzerinde tarih izleri meydana çıkan boylar olarak görülüyorları.
(a.g.e, 145) Destan özelliğini taşıyan kayıtlarda, E. Bahadır Han,
Reşidüddin, Beyzavi, Dagigi ve Esedi Tusi Oğuz Kağan'ı, M. Ö. 1000 ile
3000 yılları arasında yaşamış olarak göstermektedirler. Ebülgazi
Bahadır Han yazılı ve sözlü gelenekleri kaynak edinerek yazdığı Şecere-
i terakime'de Oğuz'u İran padişahı Keyümers'e çağdaş olarak göstererek
116 yıl, Uygur, Karluk, Kıpçak, Kalaç ve Kanglılara kağanlık yaptığını
anlatırken, Reşidüddin 100 yıl, Ebubekr Tahrani 60 yıl kağanlık
yaptığını kaydederler. (Ebulgazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime 55 -
Kononof Neşri-; Ebubekir Tehrani, Kitab-ı Diyarbekriyye, 24-25).
Deguignes, ise Doğu kaynaklarına dayanarak M.Ö. 2000 yıllarında buyruk
olduğunu kabul etmektedir. (Deguignes, c.1, 175)

Uygurca destanda, Oğuz Kağan'ın ordası olarak Yedisu, TaIas ve Sayram
illeri gösteriliyor. (Z.Velidi Togan, Oğuz Destanı, 89, İst.1972) Oğuz
Kağan buradan hareketle Amu su-yunu geçmiş ve İran üzerine yürümüştür.
Bu durum Ebulgazi Bahadır Han tarafından şöyle anlatılıyor:

"Oğuz Han Talas'dan geçip, Semerkand ve Buhara'ya gelip, Amu suyundan
geçip Horasan'a vardı. O zaman İran yurdunda iyi padişah yok idi.
Keyhümers ölmüştü, Huşink'i henüz padişah yapmıyorlardı. Öyle zamana
Araplar, mülükü'l-tavayif der. Manası her bir ilde bir töre demektir.
Türkler öyle zamana <<ev başına KARA HAN>> derler. Manası her evde kara
kişi bir han olmuştur her eve bir han demektir. O vakit İran yurdu
böyle idi. Oğuz Han Horasan'ı aldı, oradan geçip İran'ı, Acem'i ve
Irak-ı Arab'ı ve Azerbaycan'ı ve Ermen ve Şam'ı ve Mısır'a kadar aldı.
Bu söylenen vilayetlerin çoğunu savaşıp ve hepsini tabi kılıp
kendisine bağladı."(Z.Velidi Togan, Oğuz Destanı, 51, İst.1972) Bu
olaylar Uygurca destanda farklı ayrıntılar içinde, fakat asıl konu
değişmeden işleniyor. Bahadır Han'ın kaydı ile, Oğuz Şam'da bulunduğu
yıllarda, oğulları tarafından çölde altun yay ve gümüş oklar bulunur.
Uygurca destanda ise Suriye'yi ele geçirdikten sonra (Şam'ın Suriye'de
bulunduğuna dikkat edelim) Suriye'nin güneyinde çok sıcak ve halkının
yüzünün rengi de kapkara olan bu ülkenin sahibi Masar (MISIR) Kağanla
savaşır ve Masar Kağan'ı mağlup eder. Bu tariften Masar Kağan'ın Mısır
olduğu açıkça anlaşılıyor. Bu gelişme Reşidüddin'de aynen
kaydedilmiştir. (Z.Velidi Togan, On Mübarek Şah Guhri, Belleten VI,
855) Firdevsi'nin Şehname'sinde ise Turan Başbuğu Afrasyab, Nevrez ve
Keyhüsrev devrinde İran'ı baştan başa ele geçirmiş ve İran tahtına
oturmuş, hatta İran'ı Arapların istilasından kurtarmış olarak
anlatılıyor (bk. Afrasyab destanı özeti). Oğuz Kağan, Atil, Derbent,
Mugan yolu ile İran'a ve diğer Orta-Doğu ülkelerine gelerek
savaşlarını tamamladıktan sonra Demavend ve Nişabur yolu ile ülkesine
döner. Firdevsi'de, Oğuz destanına çok yakın olarak, Afrasyab'ın aynı
yoldan Mugan ve İran'a geldiğini ve Damdan ve Demavent yolu ile
Turan'a döndüğünü kaydeder. Destanlarda yer alan bu aynilik, aynı
tarihi olayın ve Türk destanlarına işlenmiş olduğunu anlatır.

İran-Turan savaşlarında Afrasyab'ın yurdu olarak Ceyhun'un doğusu
gösteriliyor. İranlılar, hep Ceyhun'un üzerinden Turan ülkesine
saldırırlar. Bu saldırılara karşı koyarken, Afrasyab'ın buyruğunda
görülen ve Şehname'de padişah ünvanı ile kaydedilen pehlivanlar Oğuz
Kağan'ın buyruğundaki boy beyleri olmalıdır. Yine İran-Turan arasında
gelişen savaşların coğrafyası, Oğuz destanında görülen coğrafyayı
vermektedir. Afrasyab'ın, Şehname'ye göre buyruk olduğu ülkeler ise
Oğuz Kağan'ın buyruk olduğu ülkelerdir.

Oğuz Kağan'ın buyruğu ile vergileri toplamak üzere görevlendir-diği,
kumandanlarından Piran, Maveraünnehir bölgesini, Türkistan'ı, Tibet'i,
Çin ve Hindistan'ı, kuzey ülkelerini, Afganistan bölgesini, Sar-has'ı
dolaşır. Bu coğrafya Oğuz Kağan destanında yer alan coğrafyanın
kendisidir. Elle tutulur vaziyette görülen bu destanlar aynı kay-
naktan beslenmiş olmalıdırlar. Şehname'de görülen Afrasyab'la ilgili
anıları, Samanoğulları ve Gaznelilerin buyruk oldukları yerlerde ya-
şayan Türklerden olduğu gibi, alınmış olması muhtemeldir. Firdevsi'-
nin ve ondan önce Şehname'ye başlamış olan Dakiki'nin (6. yüzyıl) de
ay-nı kaynaklardan faydalandığını düşünebiliriz. Gazneli Mahmud'un
ordusunda genel olarak asıl gücü meydana getiren Kalaç ve Karlukların
varlığı da bu sebepten olmalıdır.

M. Ö. ki Türk ve İran tarihini incelediğimizde, destanlardaki
olayların tarih kaynaklarını bulmak mümkündür. Türk tarihinin etkisi
altında kalan İran, Çin ve Hind kaynakları, M. Ö. 3. y. y. da Asya'ya
buyruk olan Hunları Saka boylarından gelmiş olarak gösteriyorlar.
(Fahrettin Kırzıoğlu, Kars Tarihi, 23). Bazı arkeolojik kalıntılar da
bunu doğrulamaktadır. Rus tarihçile-rinden S. V. Kilev'in "Togar" adlı
yerde bulunan KOÇ heykellerinin ve heykellerin bulunduğu mezarların M.
Ö. bu bölgede 7. y.y. da yaşamış İskitlerden kalmış olduğunu, Güney
Sibirya. tarihi adlı ese-rinde .göstermiştir. (Heredot, Heredot
Tarihi, 168). Bilhassa Hunlarda Totem olan koyun-koç, heykellerinin
Hun boylarına ait mezarlarda çokça bulunduğunu düşünürsek, İskit-
Sakalarla Hunlar arasındaki bağlantıyı izah etmesi yönün-den faydalı
olur. Hatta Kültigin Barkı'nın giriş kapısında iki yanda bu-lunan koç
heykellerinin de bu Saka-Hun-Göktürk bağlantısını anlatmış olabilir.
Böylece İskit-Saka tarih anılarının Oğuz destanını şekillendirmiş
olması mümkündür. Heredot İskitlerin İran'dan çekilişlerini anlatır-
ken; yurtlarına, Asya'ya döndüklerini kaydeder.

Oğuz destanında yer alan bazı motiflerin izlerini bulabiliriz :
<<Targitaus'un, Lopoksais, Arpoksais, ve Koloksals adında üç oğlu
vardı. Bunlar İskit ülkesini yönetiyorlardı. Bir gün gökten bir altun
sapan, bir altun boyunduruk, bir altun bardak düştü. Bu üç kutsal eşya
büyük kardeşlere ateş almış şekilde göründüğü için yanaşıp el
süremediler, sahip olamadılar. Küçük kardeş Kolaksais bu kutsal eş-
yalara sahip oldu. Böylece diğer kardaşlar onun ululuğunu kabul ede-
rek, krallığa Kolaksais'i geçirdiler.(a.g.e. 46). Bu üç kardaş
soyundan gelen-ler ayrı ayrı Üç İskit boyunu meydana getirdiler.>>

Bu menşe efsanesinde görülen kutsal altın eşya, Oğuz destanında
kardeşler tarafından çölde bulunan altun yay, gümüş ok motiflerini
hatırlatmaktadır. Ayrıca üç kardeşten üç İskit boyunun türeyip ge-
lişmesi de, Oğuz teşkilatında görülen her erkek evlattan bir boyun tü-
remiş olma geleneğini hatırlatıyor.

I- İskitler, Hazar'ın doğusundan (Heredot'ta Kafkasları batı yanlarına
alarak) İran'ı ele geçirdikten sonra, Mısır'a kadar ilerlemişlerdir.
Protelhyes oğlu Madyas (Madova)ın başbuğluğunda 28 yıl bu ülkelere
buyruk olduktan sonra, İran hükümdarı Keykavus'un hileli bir davranışı
sonunda, bütün başbuğlarını kaybeden İskitler, İran üzerinden Asya'ya,
ülkelerine çekilmişlerdir.(Bahaeddin Ögel, İlk Töles (Tölös) Boyları,
Belleten XII) Bu İran-İskit savaşı Afrasyab destanında (Şehname'de)
olduğu gibi, destan özelliği içinde anlatılmıştır. Nevzer'in ölümünden
sonra İran tahtını ele geçiren Af-rasyab, Nevzer'den sonra başlayan
uzun süreli savaşlar sonunda İran'ı terk eden Afrasyab'la Zen arasında
yapılan anlaşma ile Ceyhun nehri, her iki budun arasında sınır kabul
edilir (bk. Afrasyab destanı). Bu olay İskitlerin İran ve Ortadoğu
ülkelerini istila etmeleriyle uygunluk gösterir.

II - Şehname'de, II. Keyhüsrev devrinde İran ordusu TURAN ülkesini ele
geçirerek Afrasyab'ın ordasına kadar ilerlemiş ve onu doğuya çekilmeye
mecbur etmiştir. Şehname'de yer alan bu olay, tarihte 2. KURUS
(549-525) (Keyhüsrev) un Baktariyan Sakaları üzerine yürüdüğü,
Maveraünnehir, Harzem bölgesindeki Türkleri buyruğuna ala-rak, Ceyhun
üzerinden İndüs boylarına kadar ilerlemesinin, destana aksetmiş
şeklidir.

III- Oğuz'un Çin ve Hindistan üzerine yapmış olduğu seferler ise,
kaynaklarını Saka (Uygur-Hun-Dingling) ların M. Ö. ki tarihlerinden
almış olmalıdır. M. Ö. V-IV. asırlarda Asya'ya zaman zaman buyruk
oldukları ((a.g.e) ve bu dönemde Çin' e akınlar yaparak, bu ülkeyi
talan ettiklerini biliyoruz (a.g.e). Destanda, Oğuz'un, Uygurların
kağanı olduktan sonra, beylik verdiği Karluk, Kıpçak, Kalaç, Kanglılar
Uygur topluluğu içinden çıkmışlar, hatta H. Namık Orkun'un yayınladığı
Oğuzname parçasında BEŞUYGUR adı ile kaydedilmişlerdir.(Hüseyin Namık
Orkun, Oğuzlara Dair, 18, Ank. 1935)

Bu boylar Asya Dingling boylarından gelmektedirler. 5. yüzyıldan önce
Uygurlar arasında mevcut bir alfabe ile yazılmış olan Oğuz destanı
(Z.Velidi Togan, Oğuz Destanı, 118, İst. 1972) normal olarak
Uygurların tarih anılarından bazı kalıntılar almış olmalıdır. M. Ö. 4.
asırda Hazar'ın batısına göçen Dingling boyları (Avrupa'da Atilla
Hunları) arasında bulunan Uygur ve Dinglinglerin bu bölge ile ilgili
tarihleri, Oğuz'un Hazar'ın kuzeyine yaptığı seferin izlerini
vermektedir. Bunun yanı sıra, destanda yer alan karanlık ülke ise
İskitlerin bu ülkedeki yaşantılarından destana geçmiş olmalıdır.
Destanda varlığı doğuda gösterilen Altun Kağan'ın tarihi izini bul-mak
mümkün değildir. Fakat Saka (ÇU) destanında adı geçen, yine Ebubekir
Behtuşşi'nin gördüğü Oğuzname'de Altun Kağan destanın-dan söz etmesi,
muhtemelen doğuda Saka (Dingling) boylarından Al-tun Kağan adında
birisinin anısını vermiş olmalıdır.

Uygurca yazılmış destanın dışında Oğuz'un soy kütüğünü veren
destanlarda, NUH PEYGAMBER'in sekiz oğlundan birinin adı SAK-LAB,
diğerinin ise RUS'dur. (Deguignes, c.1, 175-176-177) Bu iki isimden
Rus, Oğuz'a karşı .çıkan güçlü bir düşmandır. SakIab ise Rus'un oğlu
olup, Oğuz'un üstünlüğünü tanımış ve ondan ad almıştır. Destanda
Oğuz'la aynı çağda yaşa-mış olarak görülen Rus ve SakIab, diğer
kaynaklarda Hz. Nuh'un oğlu Türk'le kardeştirIer. Oğuz'dan çok önce
yaşamış olarak gösterilen bu iki şahısla ilgili olaylar, Hazar'ın
doğusuna göçen Asya Dinglingleri-nin (Attila Hunlarının) bu bölgedeki
soylarla yapmış oldukları çarpış-maların anıları destana geçmiş
olabilir,

E. Bahadır Han, Reşidüddin ve Beyzavi'nin kayıtlarında HZ.Nuh'un oğlu
Yafes'e Hazar'ın kuzeyi, kuzey-doğu ülkeleriyle Türkistan'ın Hanlığı
verilir. Yasef'ten sonra yerine oğlu TÜRK geçer. Türk'ün buyruk olduğu
ülkeler genellikle İskitlerin yaşadığı veya sahip olduk-ları
ülkelerdir.Şehname'de ise Afrasyab bazen-Müthiş Türk lakabı ile de
anılıyor, (bk. Afrasyab özeti). Dedesinin adı ise TUR 'dur. Şehname'-
de görülen TUR ile TÜRK adları arasında bir menşe birliği vardır.
(Z.Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, Turan Bölümü, İst. 1946)
Yafes ve Oğlu Türk'ün buyruk oldukları ülkeler Hazar'ın kuzey ve do-
ğusu, İtil boyları, Türkistan'ın destanda yer alışı, İskitlerin bu
Ülkele-re M. Ö. 8 ve 7. yüzyıllara kadar buyruk oluşlarının anıları
olmalıdır. Dikkat edilirse, İskit adı da bu buduna Yunanlılar
tarafından verilmiş-tir. (Heredot, Heredot Tarihi, 169, 1973). Asıl
adlarının anlamını çözmek mümkün değildir. Heredot'un kaydı ile,
yukarıda da belirttiğimiz gibi, İskitlerin asıl vatanı ASYA'-dır.
(Z.Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, 170, İst.1946). İskitler
Karadeniz'in kuzeyine Kimmerleri takiben ve Arimas-pilerle olan
mücadeleleri sonunda gelmişlerdir.

<< ... Göçebe çoban kabileler halinde Asya'da yaşayan İskitler Mas-
sagetlerin baskısı altında Kimmerya'ya doğru itilmişlerdir .... >>

Arimaspialardan başlamak üzere İssedonları Arimaspialılar, İs-kitleri
İssedonlar ve Kimmerleri de İskitler Karadeniz sahillerine at-
mışlardır>>.(a.g.e. 400). Heredot'un İskit ve komşuları ile ilgili bu
kaydı onları Asya'nın budunu olarak gösteriyor. İskitlerin Orta Asya
ve Türkistan illerine buyruk olmuş boylarına ise Doğu kaynaklarında
SAKA adı verilmektedir . Çin tarihlerindeki TİK adı (M.Ö. 13. asır)
Türkçeye TERK/TÜRK olarak tercüme edilir. (a.g.e. 421) Bu TÜRK adı ile
YASEF'in oğlu TÜRK, Şehname'de Afrasyab'a ve-rilen MÜTHİŞ TÜRK lakabı
arasında bir bağlantı kurulabilir. Aynı kay-nak veya düşünceden gelmiş
olabileceğini de kabul edebiliriz.

Tanküan'da yapılan bir kazıda, 8. y.y. dan önce yazıldığı kabul edilen
bir kitabede SAKA (Khute-Brahma)lara ait boyların isimleri yazılı
olarak bulunmuştur, (a.g.e. 422) Bu listede, Tan-huang (Kumul) ve Kü-
midh -Ballg (Uyguristan) bölgesinde yaşamış Türk boylarının adları
veriliyor. Bu boylardan <<Yağlapar, Başgurt, Börübör, Gorborlar Tölös
(Dingling, Tik) boylarıdır. 7. y.y.da Göktürk birliği içinde
görülürler. Sırtarduş boylarından olan <<Sikar, Tugara, Eyübör, Çarığ,
Yabutkör, Yalpagut boyları arasında ve Karadağ'da yaşayan Yalpagut
adı, önem taşıyor. Yine bu listede, Sölmi'de yaşadıkları söylenen
Bayırgu ile Cu-mul (Kumul) boyları da veriliyor. Bayırgular, Ötüken
kitabelerinde (Göktürk) sözü edilen BAYIRKULAR'dır. Cumul (Kumullar)
ise Oğuz boylarından biridir. Tarduş boylarından olan TUĞRALAR,
Göktürk kitabelerindeki TOKHAR'lar, olduğu gibi, Şehname'de de TUHAR
olarak kaydedilmiştir. Bu ad Dede Korkut'da ise DUHA (Duha Kocaoğlu)
olarak geçmekte ve destanlarda yer almaktadır. Çe-şitli kaynaklarda
sözü edilen <<TUGARA=TOKHAR=TUHAR=DUHA>> adının palatal şekli ise
<<TÜKER>> olup 24 Oğuz boyundan biridir. (a.g.e. 400)

Sırderya ile İrtiş nehirleri arasında yaşayan Dinglinglerin soyla-rı
tarih sahnesinde Uygur adı ile bilindikleri gibi yine bu boylar Gök-
türklerin de atalarıdır. Batı Göktürklerini meydana getiren <<ON OK>>
lar ise Çin' in kuzeyinden gelmiş ON KAM'ın (Şaman) soyları olarak
rivayet ediliyor ki, gerçekte, Çin'in yakınında oturan Dingling-Tölös
(SAKA) boylarıdır. Çin'in kuzeyindeki bu SAKA boyları yerlerinden
göçle Orta Tiyanşan'a gelmiş ve burada yerleşmişlerdir. Daha sonra
Batı Göktürklerin kurucusu olan <<ON OK>> lar bunların devamıdır.
(a.g.e. 401) M. Ö. 593 olaylarında, Dingling boylarından bir kısmı
TOKSİN adı ile kaydediliyor. (H.Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, c.I,
Kültigin Yazıtı) Bu Toksinler, Göktürk kitabelerinde adı geçen "TUKH-
Sİ" ler olmalıdır. (Eberhard, Çin'in Şimal Komşuları, 118-119, Ank.
1942) Oğuz destanında, Oğuz Kağan'dan ad alan Kıpçaklar da bu Dingling
boylarındandır. (Bahaeddin Ögel, İlk Töles Boyları, Belleten,
XII-1948).

Buraya kadar üzerinde durduğumuz kaynaklar gösteriyor ki, İSKİT, SAKA,
toplumu içine giren ve doğuda Çin tarihlerinde TİK adı ile, daha sonra
da Dingling ve Tölös adı ile anılan boylarla, SAKA lar arasında bir
bağlılık görülüyor. Asya'da, SAKA üstünlüğü yıkıldıktan sonra müstakil
halde, birlikten uzak vaziyette yaşayan boylar, (Çin tarihlerinde Tik-
Dingling-Tölös adı ile kaydedilir). Asya üzerinde dağınık bir ortama
sürüklenmişlerdir. Bu boyların siyasi bir güç kurarak, zaman zaman
Çin'e saldıracak kadar güçlendikleri de olmuştur. (a.g.e.) Bunlar
arasında bazıları Uygur adı ile, M. Ö. 5. yüzyıllarda Asya'da
üstünlüğü sağlayarak Çin'i tehdit ettikleri de Çin kaynaklarından an-
laşılıyor. (a.g.e.) Çin tarihçilerinden Vei-Iüche'nin kaydıyla
Uygurların (Dinglinglerin) devleti Kangchu'nun kuzeyinde idi, Kang-chu
bu de-virlerden kalma bir şehir adıdır. Bazı araştırıcılarca Kang-chu,
Göktürk kitabelerinde kendilerinden bahsedilen KENGER'lerin etnik kay-
nağıdır. (a.g.e.) M. Ö. 5. asırda Uygurların Çin'e yapmış oldukları
akınlar Oğuz destanında Tibet ve Çin'e yaptığı seferlerin izlerini
vermiş ola-bilir. Bu devirden sonra Hun birliğine karışan Uygur-Hun
kağanlığı yı-kıldıktan sonra güçlenerek 3. asırda Balkaş Gölü'nün kuze-
yine yerleştikleri anlaşılıyor. (a.g.e.). Asya tarihi üzerinde yer yer
etkili ol-duğu anlaşılan Uygurlar, diğer Saka (Dingling) boyları ile
Oğuz des-tanının kuruluşunda da temel unsurlardır. Destanda Uygurların
6.-7. asır yaşantılarında Alp Er Tunga ve Afrasyab anılarını devam
ettirmeleri ve Böğü Kağan'a (759-780) Afrasyab adı verilmesi de bu
geleneğin sonucudur.

Bu kısa ayrıntılara göre, Oğuz Kağan'ın Hazar ve Kafkasya'nın kuzeyine
olan seferleri, İskitlerin bu bölgedeki yaşantılarının destanlaş-mış
anılarıdır. Attila Hunlarının ilk öncüleri olan Dingling boylarının M.
Ö. 4. asırda batıya göç etmelerinin anılan da bu olaylara karışmış ola-
bilir.
Verdiğimiz kaynaklardan anlaşıldığı gibi, Sakaların - Uygur, Hun ve
Göktürkler yoluyla anılan 6. ve 7. yüzyıla kadar Asya'da yaşadığı
anlaşılıyor. Böylece, M. Ö. ki Saka üstünlüğünün geliştirdiği tarih.
anıları üzerine Oğuz Kağan destanı kurulmuş olabilir. Eski Saka (Tik,
Dingling Tölös) zincirinin devamı olan 5. ve 6. yüzyıl Uygurları ise
bu tarih anılarını destanlaşmış şekliyle yazıya geçirmişlerdir.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages