Muzaffer Efendi Hazretlerinin üzerinde sık sık durduğu ve çok önem verdiği bir husûsu sizlerle paylaşmak istiyorum...Efendi Hazretleri şöyle buyururlardı :
İnsânın üç türlü mes'ûliyeti vardır...Bunlar kişinin;
Kur'ân'da buna işâret eden âyet-i kerîme şudur :
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
"Ey iman edenler, kendinizi ve ailelerinizi bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı insanlar ve taşlardır; onun başında son derece katı, çetin mi çetin melekler görevlidir. Allah kendilerine ne emrettiyse ona isyan etmezler ve emrolundukları her şeyi yaparlar"
Dikkat edilirse önce "kû enfüsekum/kendinizi" deniyor, ikinci sırada "ehlîkum/âilenizi" deniyor...
Efendi Hazretleri buyururlardı ki,
"Bunların üçünü de hakkıyla yerine getiren kişi, kâmil insân olur, birini yapıp diğerlerini yapmayan nâkıs kalır..."
Meselâ, kişinin ibâdet ve tâat bakımından hiçbir eksiği yok ancak âilesini, çoluk çocuğunu ihmal ediyor...Bu kişi kâmil insan olamaz...
Ya da kişi, cemiyete karşı olan vazîfelerini ihmâl ediyorsa, istediği kadar zühd ü takvâ sâhibi olsun, o kişi nâkısdır...
Bir de Allah'a ibadet etmediği halde cemiyete faydalı olduğu için yere-göğe konulamayan insanlar var...Bu insanlar da örnek insan olamaz...
Kendinize de başkalarına da tatbîk edebileceğiniz şaşmaz bir ölçüdür bu...İster mükemmeliyet ölçüsü deyin, ister "mikyâs-ı kemâl" deyin...


İtme mir'âtı şikeste seni yüz sûrete kor...
Muzaffer Efendi Hazretlerinin münâsebet düşdükçe anlattıkları latîf nüktelerden biri de şudur :
"Git şu dolaptaki şişeyi al da getir" demiş...
Dervîş gidip dolabı açınca :
"Efendim! Burada iki şişe var, hangisini alayım?" diye sormuş...
"Evlâdım! Dolapda tek bir şişe var, sen iki görüyorsun, al o şişeyi" dediyse de dervîş dolapda iki şişe olduğunu söyleyerek iddiâsında ısrar etmiş...Nihâyet Şeyh Efendi dervîşi irşâd etmek için :
"Peki, kır o zaman şişelerden birini" demiş...
Dervîş şişelerden birini kırınca bir de bakmış var zannettiği diğer şişe de ortada yok!...
Sûrete itme nazar sîrete bak...
Efendi Hazretleri bizleri irşâd için sık sık şu nükteyi de sık sık hatırlatırlardı :
"Sopa suyun içinde kırık görünür, sopa mı kırıkdır yoksa bizim rü'yetimiz mi bozuktur?!..."
Yine O'nun hikmetli sözlerindendir ki :
"Gözünde ne varsa herşeyi öyle görürsün! Gözünde pislik olan dünyâyı pislik içinde görür!! Evvelâ gözünü temizle!!..."


İsteme! İsteyeni de Sakın Reddetme!
Muzaffer Efendi Hazretleri bir sohbetlerinde buyurdular ki :
Kimseden birşey isteme! Senden isteyeni de sakın boş çevirme, mahrûm etme! Ne isteyeceksen Allah'dan iste! Kullardan istersen kullar sana darılır, Allah'dan istemezsen Allah sana darılır!...Kulum neden benden istemiyor diye Allah gücenir!...
İslâm'da isteyeni reddetmek olmadığı gibi istemek de yokdur! Attan aşağı kamçın düşse, aşağı inip kendin alacaksın, kimseden istemeyeceksin!...
Efendi Hazretleri bu sohbet meclisinde "sâdece Allah'dan istemek" husûsunda şu ibretli menkıbeyi de lutfetmişlerdi...
Efendi Hazretleri diğer bir sohbetlerinde de şöyle buyurmuşlardı :
İsteyeni reddetmek yokdur demişdik ancak istenilen şey sende yoksa, tatlı sözle başından savarsın, sakın acı söz söyleme!...
وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ
"Ve emme's-sâile felâ tenhar..."
"Ve bir şey isteyeni de azarlayıp kovma!.."
âyeti bu hususda nâzil olmuşdur...
dedikden sonra, âyetin sebeb-i nüzûlü olan hâdiseyi şu şekilde lutfettiler...
Efendi Hazretleri bu hususda Şeyh Sâdî Hazretlerinin şu hikmetli sözünü de söylerler idi :
Birisi kapına gelip de birşey isterse, sakın onu mahrûm etme! İstediğini ver ona!...Eğer o kişinin rızkı senin üzerine yazıldı ise, o muayyen rızkı ona verebilmek için, o kişiyi şehir şehir aramak zorunda kalırsın!...

Meclis-i irfâne bir şeb mum olan ehl-i hüner
Mahv ider kendini ammâ subh-i maksûda irer...
Efendi Hazretleri, hocası Alasonyalı Cemâl Efendi hakkındaki şu ibretli hikâyeyi münâsebet düşdükçe anlatırlardı...
Hacı Cemâl Efendi'nin babası oldukça zenginmiş. Cemâl Efendi dünyâya gelince şöyle niyet etmiş..."Oğlumu husûsî olarak okutayım, hiçbir zaman maaşlı bir işe muhtâc olmadan benim servetim ile geçinsin ve Allah rızâsı için bu ümmete ölünceye kadar hizmet etsin..."Nitekim babası Cemâl Efendi'yi bu niyet ile husûsî olarak okutmuş ve âlim olarak yetiştirmiş...Cemâl Efendi Hazretleri de ölünceye kadar gerek vaaz kürsülerinde gerek ilim meclislerinde hiçbir karşılık gözetmeksizin ümmet-i Muhammed'e hizmet ederek ömrünü tamamlamışdır...
Efendi Hazretleri sitâyişle şöyle buyururlardı :
Eski adamlar, çocuklarını böyle husûsî olarak ümmete hizmet etmek üzere yetiştirirlerdi..Şimdikiler ise kendileri para içinde yüzdükleri halde, çocuklarının daha da çok para kazanması ve servet üstüne servet yığmak derdindeler..Kimse de demiyor ki "oğlum doktor olsun da, fakîr olan hastalara para almadan baksın...Hattâ bir mikdar parayı da ilaç parası olarak vakfedeyim de, ilaç alamayacak olanlara oğlum o paradan versin..." Hiç görmedim böyle bir kimse!...
Fakîr de haddim olmayarak derim ki, biz vakfı ya cami, ya medrese ya da şifâhâne gibi müesseseler olarak biliriz...Bunların faydası ve lüzûmu tabii ki inkâr edilemez ancak kanaat-i âcizânemize göre en lüzumlu ve önemli olan İNSAN vakfetmekdir...Zâten diğer vakıfları da yapacak olan İNSAN değil midir?...

''Şeriatte şu senindir bu benim, tarikatte hem senindir hem benim, hakikatte ne senindir ne benim"Birgün Muzaffer Efendi Hazretleri dükkanda ihvânı ile sohbet ederken dışardan bir bendesi geldi...Bu zât daha içeri girer girmez Efendi Hazretleri o kişiye hitâb ederek beklemediği bir soru sordu :
"Eş-şöhretü âfetün/Şöhret âfetdir" ne demekdir?
Hazırlıksız yakalanan o zât, kem-küm etti, doğru dürüst cevap bile veremedi...Bunun üzerine Efendi Hazretleri şu mürşidâne beyânâtı lutfettiler :
"Şöhret, kişinin kemâlini geçerse âfetdir..."
Nâkıs olanların hak etmedikleri bir üne sâhib olduklarında daha bu dünyâda ne gibi belâlara dûçâr olduklarını hep müşâhede ediyoruz. Gurur ve kibirleri yüzünden âhiretde başlarına gelecek belâ ve azâbın ise daha da şiddetli olacağı muhakkakdır. Halbuki Abdülkâdir Geylânî, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, İmâm Gazâlî gibi nice şöhretli zevât vardır ki bunların kemâli şöhretlerinden ziyâde olduğu için şöhret onlara zarar vermemişdir...
Efendi Hazretlerinin o zâta bu soruyu sormakdan maksadı şu idi. O kişi şöhret konusunda pek hırslı bir kişi olmakla berâber ne kâbiliyyet yönünden ne ilim-irfân bakımından ne de tecrübe bakımından şöhreti hazm edebilecek biri değildi...Yani Efendi Hazretleri demek istedi ki, "sen bu hâlinle şöhret sâhibi olursan, o şöhret senin başına belâ olur. Ya kendini yetiştir, kemâle er yahut otur oturduğun yerde, şöhret hırsından vazgeç..."
Burada şu inceliğe de dikkatinizi çekmek istiyorum. Efendi Hazretleri, o kişinin bu kusûrunu doğrudan yüzüne söylemek yerine bu şekilde bir soru ile îmâ yoluyla îkâz buyurdular...Orada bulunanlar o kişinin bu zafını bilmedikleri için Efendi Hazretlerinin o kişiye hitâbından tam olarak ne kasd ettiğini anlamadılar... Böylece o kişi de kimseye mahcûb olmadı...İşte ehlullahın nâkıs olan kişileri irşâd husûsunda âdet-i seniyyeleri böyledir...
Rahmetullahi aleyhi ve rahmeten vâsia...
"İtteki şerre men ahsente ileyh"
İyilik Yaptığın Alçağın Şerrinden Sakın
Muzaffer Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Bir kişiye iyilik yaptığında karşılığında iyilik beklemeyeceksin, teşekkür de beklemeyeceksin...Belki de iyilik yaptığın kişiden kötülük gelebilir, bunu da göze alacaksın..."İtteki şerre men ahsente ileyh/iyilik yaptığın kişinin şerrinden sakın" demişlerdir...İyilik yaptığın adam eğer "leîm/alçak" ise mutlaka sana bir kötülük yapacakdır...Öyle alçak adamlar vardır ki, senin ona yaptığın iyiliği, onun şirretliğinden korktuğun için yaptın zanneder!...
İyiliğe iyilik her kişi kârı
Kötülüğe iyilik er kişi kârı
İyiliğe kötülük şer kişi kârı


Er-rızku 'alAllah tevekkeltü 'alAllah
Oranın Allah'ı Ayrı mı?!...
İnnallâhe hüve'r-rezzâku zü'l-kuvveti'l-metîn
Şüphesiz Allah'dır o bol bol rızık veren sarsılmaz kuvvet sâhibi...
Sûre-i Zâriyât, Âyet 58
Bendegânından birileri Muzaffer Efendi Hazretlerine gelip, rızık sıkıntısından şikâyet ederek "Burada para kazanamıyorum, para kazanmak için yurtdışına gitmek istiyorum" diyerek, akıllarınca destûr (izin) almak istediklerinde,
"Oranın Allah'ı ayrı mı?!..."
diyerek mürşidâne sûrette azarladığına birkaç defa şâhid oldum...
Avâm yani sıradan insanlar için yapılmasında mahsûr olmayan birçok işler havâss için makbûl ve mu'teber değildir. Efendi Hazretlerinin azarlaması da bunu göstermek içindir...Nitekim "hasenâtü'l ebrâr seyyiâtül mukarrebîn" denmişdir..."Ehl-i Tarîk" olan Hakk kapısında tevekkül etmekle mükellefdir...Hem dervîşlik iddiâsında bulunup hem de her kapıyı çalmak olmaz...Yanlış anlaşılmasın dervîşlik demek tembellik demek değildir...Tam tersi dervîşlik, ölünceye kadar çalışarak hem malıyla hem canıyla insanlara hizmet etmeyi gerektirir...
Bu vesîle ile şu mühim menkıbeyi de hatırlatmak isterim ki bu sâyede "tevekkül", "rızâ", "sabr" gibi hasletlerin derece derece olduğu da bir nebze anlaşılmış olur. Evliyâullahın büyüklerinden bir zât buyurmuşlar ki :
Belhli bir gencin beni mağlûb ettiği gibi hiç mağlûb olmadım. Hacca giden bu genç yolda bana uğradı ve "Size göre zühd nedir?" diye sordu. Ben "Bulursak yeriz ve şükrederiz, bulamazsak sabrederiz" diye cevâb verince "Sizin yaptığınızı bizim şehrin köpekleri de yapar" deyince bu defa ben ona aynı soruyu sordum. Cevâben dedi ki; "Bulamazsak şükrederiz, bulursak başkalarını kendimize tercîh ederiz..."
Şu hikmetli beyti de Efendi Hazretlerinden öğrendik....
Ne gezersin Semerkand u Buhârâ'yı
Rızkın ise gelir seni ârâyı ârâyı
Efendi Hazretlerinin "helâl kazanç" ve "helâl lokma" hakkında anlattığı ibretli kıssalardan biri de şudur...
Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Çocuğuna haram yedirirsen, o çocuk mutlakâ âsî olacaktır...Belindeki tohumu helâl lokma ile hazırla!...Meğer ki "vakt-i ebreke"de dünyâya gele veyâ ana rahmine düşe...Veyâ Allah sevgilisi bir ehlullahın nazarına uğraya...Çünkü ehlullahın nazarı hâki (toprağı) kimyâ eder...
Haram lokmanın çocukdaki tezâhürü ile ilgili de sık sık şu kıssayı anlatırlardı...
Efendi Hazretlerinin ağırlıklı olarak "helâl lokma" konusunu beyân ettiği bir hutbesini de bu vesîle ile buraya derc edelim....
Bu da O'nun özlü nasîhatlerinden biridir :
"Önüne geleni yersen, diline geleni dersen cehenneme gidersin!..."
Efendi Hazretlerinden öğrendiğimiz hikmetlerden biri de kazancın helâl mi harâm mı olduğunu anlamanın yoludur...Şöyle buyurmuşlardı :
Kazancının helâl mi harâm mı olduğunu nasıl anlarsın bilir misin? İbâdetinden zevk almıyorsan bil ki kazancında harâm vardır...Kazancını nereye harcıyorsun bir bak! Harâma harcıyorsan bil ki kazancın da haramdır...Harâm harâma, helâl helâle gider...Herşey cinsine çeker!...
Buna delîl olarak şu âyet-i keîmeyi okudular :
الْخَبِيثَاتُ لِلْخَبِيثِينَ وَالْخَبِيثُونَ لِلْخَبِيثَاتِ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبِينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ
El habîsâtu lil habîsîne vel habîsûne lil habîsâti vet tayyibâtu lit tayyibîne vet tayyibûne lit tayyibâti...

Yine Efendi Hazretleri İRŞÂD adlı eserinde seher vakti hakkında şu tavsiyelerde bulunuyor :
Seher vakti uyuma! Kalk! Herkes uyurken teheccüd namazı kılanlar, seher vakti kıyâm ederek ayakda bulunanlar, necâta ve felâha kavuşmuşlardır...
Seher vakti kalk da el aç duâya, tazarru' ve niyâz eyle o yüce Mevlâ'ya, vâsıl ol sen de maksad-ı ulyâya! O kerem kânının şânına lâyık değildir ki matlûbunu vermesin sâhib-i recâya...
Seherde el açan âşık, mahrûm olmaz...Seherde bütün derdlere devâ, bütün hastalara şifâ bahşolur...Seherde Hakk'ın pazarından nice cevherler alınır...Seherde uyumayan göz, Hakk'ı görür...Seherde vuslat bulunur, seherde mağfûr olunur...Seherde Hak rızâsı tahsîl olunur...
Efendi Hazretleri şu ibretli kıssayı da lutfetmişlerdi :
Hakk Teâlâ, bir seher vakti Cebrâil aleyhisselâma emr ü fermân buyurdu :
- Yâ Cebrâil!...Var dünyâ yüzüne, şu mıntıkada dolaş...Bu seher vaktinde uyumayan kim ise, ona fazlımı ilet..
Cebrâil aleyhisselâm, emrolunan mıntıkayı dolaşdı ve doksan senedir ateşe tapan bir mecûsîden gayrı kimseyi uyanık bulamadı. O mecûsî de, ateşe karşı durmuş, "yâ sanem, yâ sanem" diyerek kendisine göre ibâdet ediyordu yani ateşe tapıyor ve Allah'a şirk koşuyordu.
Cebrâil aleyhisselâm, makâmına vararak Hak tealâ'ya niyâz eyledi :
- Yâ Rabbi! Sana şirk koşan bir mecûsîden gayrı uyanık kimse bulamadım...Bütün insanlar derin bir uyku içinde uyuyorlar...
Cenâb-ı Hakk irâde buyurdu :
- Yâ Cebrâil!...Var o mecûsîye fazlımı eriştir!
Cebrâil aleyhisselâm o mecûsînin yanına vararak fazl-ı ilâhiyyeyi kendisine tevdi' eder etmez, ömrü boyunca ateşe karşı, "yâ sanem, yâ sanem" diye tapınan mecûsî, fazl-ı ilâhî erişince, "yâ Samed, yâ Samed" diye zikre başladı. Allah da kendisine , "Lebbeyk, Lebbeyk" mukâbelesinde bulundu. LEBBEYK hitâb-ı ilâhîsinin ma'nâsı "EY KULUM BENDEN NE İSTİYORSUN" demekdir.
Cebrâil aleyhisselâm, şu niyâzda bulundu :
- Yâ Rabbi!...Doksan sene sana karşı şirk koşan bu müşrikin iki defa YÂ SAMED zikrine cevâben LEBBEYK buyurmandaki hikmet nedir?
Allah azîmü'ş-şân buyurdu ki :
- Doksan sene, "yâ sanem" diye zikreden bu mecûsîye ateş hiçbir cevap vermedi. YÂ SAMED hitâbında bulunduğu zaman, ben de cevap vermeseydim, benim o puttan
ne farkım kalırdı? Ben, "Hayy" ü "Kayyum"um, o kuluma îmân nasîb eyledim...
Kıssayı anlattıktan sonra Efendi Hazretleri buyuruyorlar ki :
Seher vakti uyumayan mecûsî bile, seherde olan fazl-ı ilâhiyyeye nâil olarak kendisine îmân nasîb olursa, sen Allah'a îmân eden, O'nun Habîbine gönül veren hakîkî bir mü'minsin, sana bahşolunacak ecri ve derecâtı bir düşün de seherlerde uyuma!...Fırsatı ganîmet bil, uyuyup kaldığın her seher, en az bir fazl-ı ilahîden mahrûm kaldığını unutma!...Şunu da hatırından çıkarma!...Yakın bir zamanda yine seher olacak ammâ sen o seherde ebedî uykuna dalmış bulunacaksın...Bu ebedî uyku, sana ya seâdet uykusu veya felâket uykusu olacakdır....
Vaktini boş geçirme ibâdet et Mevlâ'ya
Seherlerde uyuyan uğrar nice belâya
Şunlar da Efendi Hazretlerinin seher vakti ile ilgili tenbihâtındandır :
Uyuma! Hele seher vakti sakın uyuma! Çok yakın bir zamanda uzun uzun uyuyacak, uykuya doyacaksın!...
Ümmeti olduğun peygamberin, gece namazında kıyâmda durmakdan ayakları şişerdi, senin ise çok uyumakdan gözlerin şişiyor!...
Efendi Hazretleri gece namazını dervîşliğin bir şartı olarak görür ve şöyle buyururlardı :
Gece namazında çok büyük fazîlet vardır...Allah'ı sevenler gece namazına kalkmalıdır...Kişi sevdiği ile tenhâ yerlere gider... Teheccüde kalkmayan bir sâlik, yolundan zevk alamaz...
Efendi Hazretleri gece namazının faydaları hakkında şöyle buyuruyor :
Gece namazı kılan, ârif-i billah olur. Kendisine takvâ libası giydirilir. Başına muhabbet tâcı konulur. O kul, Allah'a mahbûb olur. Kabrinden emîn kalkar. Mahşere, emin olarak varır. Gece namazı kılanlar, arşın gölgesinde gölgelenirler. Gece namazı kılanlar, mahşer korkularından emîn olurlar. Gece namazı kılanlar, cennete dâhil olurlar. Gece namazı kılanlar, "cemâl-i lâ-yezâl"i müşâhede ederler. Gece namazı, enbiyânın sünneti, sâlihlerin ibâdeti, âşıkların mi'râcı, sâdıkların sertâcıdır...
Efendi Hazretleri gece namazının faydaları hakkında Hazret-i Ömer radıyallahu anh Efendimizin rivâyet ettiği şu hadîs-i şerîfi de zikrediyor...
Bir kimse, gece namâzına kalkar, huşû' ve hudû' ile namaz kılarsa, Allah o kuluna dokuz ihsânda bulunmak sûretiyle ikrâm eder. Bu dokuz ni'metin beşi dünyâda ve dördü de âhiretdedir. Bu kişinin dünyâda ereceği ni'metler şunlardır :
1. Allah, o kişiyi her türlü âfetlerden ve belâlardan korur.2. O kişinin yüzünde tâ'at alâmeti bulunur. 3. Allah onu sâlih kullarına sevdirir. 4. Bütün insanların kalblerinde ona karşı muhabbet peydâ olur.5. Lisânına hikmet ihsân eder. Onu hakîm kılar.
Âhiretde ihsân buyuracağı ni'metler de şunlardır :
1. Kabrinden kalktığında yüzü ak olur. 2. Mahşerde hesâbı kolay olur.3. Defter-i a'mâli sağ yanından verilir. 4.Korkunç sırâtı yıldırım gibi geçer ve cennete dâhil olur.
