İSTANBUL BAHÇELERİ
Osmanlı dönemi İstanbul, durmaksızın akan dereleri ve pınarlarıyla bir
safa bahçesiydi adeta.. Baharla gelen hıdrellez şenlikleri, çiçeklerin
ve yeşilin kutlanmasıydı. Veziriazam düzenli olarak sultana ve yabancı
elçilere çiçek ve meyve armağan ederdi. Du Fresne Canaye, Osmanlıların
çiçeklere kutsal emanetler gibi davrandıklarını gözlemiştir. Ya
ellerinde, ya da başlıklarında genellikle bir çiçek bulunurdu.
Osmanlılar İstanbul'da çok değişik bahçe tarzları meydana
getirmişlerdi. Çiçek tarhlarıyla cennet bahçeleri, evlerin dışında sefa
bahçeleri, asma çardaklarıyla gölgelenen taraçalı bahçeler, bostan adı
verilen meyve ve sebze bahçeleri, yaz aylarında serin kaldığı için yerin
kazılmasıyla elde edilen batık bahçeler..
1790 yılında,
Fransız gezgini ve tarihçisi Jean du Mont, Veziriazam kaymakamının
(vekilinin) bahçesinden çok etkilenmişti : "Kumlu yollar bazı yerlerde
portakal ağaçları, bazı yerlerde de diğer meyve ağaçlarıyla
çevreleniyor. Bahçelerin avluları bizimkiler gibi düzenlenmemiş; sadece
tahtalarla birbirinden ayrılarak Türklerin çok sevdiği çiçeklerle
doldurulmuş."
Ağaçlar İstanbul'un sokak ve duvarlarında da boy
verirdi. Asmalar ve mor salkımlar evlerin üzerine yaslanır ve iplerin
üzerinde caddenin bir ucundan diğerine uzanırdı. Marmara Denizi ve Boğaz
kıyılarında altmış bir has bahçe vardı.
Bir bahçe tarzı vardı
ki, son derece İstanbul'a hastı: Şehir dışındaki tepelere ve eteklere
yayılan, çiçeklerle dolu mezarlıklar.. Osmanlı kabirlerinin arasında ya
da kabirlerin üzerine oyulmuş deliklerde servi ağaçlarıyla çiçekler
yetişirdi.
Beşiktaş yakınlarındaki Yahya Efendi bahçesi,
Kanuni Süleyman'ın süt kardeşi olan müderris Yahya Efendi'nin kendi
elleriyle diktiği ağaçlarla genişleyip büyüyen ve adeta bir ağaç denizi
halini alan, 1570' deki ölümünden sonra da her Çarşamba, tarikattan
olsun olmasın, kalabalık bir halk yığınının derviş zikirlerini izlemeye
geldikleri bir yerdi..