Mehmed Zahid Kardeşimizin Gönderdiği
Mürşid-i Kamil Nasıl Aranır? Nasıl Bulunur? Nasıl Tanınır? Sahte Mürşidler Kimlerdir?
Ey hakkı hak olmayandan ayırt ederek, Allahü Teâlânın rızâsına tâlib olan ve Resûlullah'ın siretine ragip olan ahbaplar ve kardeşler! Bilmiş olun ki, bir kâr ve zarar diyarı olan bu dünyâ âlemine gelerek, îmân ile müşerref olan ve La ilahe illallah muhammedün rasulullah kelime-i saadetini ,dilleri ile takrir ve kalpleriyle tasdîk eden kadın veya erkek her mümin ve muvahhidin, yaradılışının aslında mevcut bulunan ve bu risale-i şerifenin başından sonuna kadar zikrolunan ilâhî feyizler ve ihsânlar; her birinin alınlarında gizli yazı ile yazılmıştır ki, aşıklar ve sadıklar yolu yordamı ve sırasıyla kulluk görevlerini yerine getirmeğe gayret ve himmet ederlerse, Cenab-ı Vahib-ül Ataya mutlaka ihsan buyurur ve mahrum bırakmaz. Sen itikadını buna bağla ve kapıcısı olduğun Allah'ın hazinesi olan kalp kapısını; arzu, hırs, şehvet, muhabbet gibi şeytanın bayağı ve aşağılık askerlerine karşı koru ve onları içeriye bırakma. Bir taraftan da, bir mürşid-i kamil bulup, elinden tutmağa çalış! Zira, delilsiz yola çıkmak ve yolu bulmak; geceleyin bilinmeyen bir yola ışıksız ve yalnız gitmek gibidir. Gittiği yeri görmez, bastığı yeri bilmez. Önünde bir hendek mi yoksa uçurum mu var, farkedemez. Bu suretle yola çıkanların, tehlikeye düşmelerinden korkulur. Fakat, mürşid-i kamil gidip gelmiştir. O yolların hatalarını ve tehlikelerini görüp anlamıştır. Delalet ettiği müridini, o yollarda kolaylıkla geçirir.
- Bu zamanda, öyle mürşid-i kamil nerede bulunur? Bilinmesi ve bulunması gayet zor ve kıymetli bir şey, diyecek olursan, bu itirazın bir bakıma yerindedir.
Fakat, insaf ile düşünür ve insaf ile hakkı teslim edersen, nefsin hiyle ve oyunu bu sözünde açıkça görünmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, mürşid-i kamil aramak hususunda noksanlık yine sendedir. Eğer, sen tetik ve uyanık bulunur, sözünde sadık olursan, Cenabı Feyyaz-ı Mutlak, sıdk-u hulus ile yolunu arayan kulunu haşa sümme haşa mahrum bırakmaz. Sen doğrulukla onu ararken, bakarsın, o seni elinden tutuverir.
- Nişanı yok, alameti belli değil; mürşid-i kamil olduğunu nasıl bileyim? dersen, alameti pek çoktur. Fakat, sana söyleyeceğim üç husus kafi gelecektir. İyi dinle ve belle:
3) Ziyâretine gelen herkes büyük veya küçük genç veya ihtiyar hatta devlet reisi bile olsa elini öpmeye mecbur ve hayır duâsını niyâz ile mesrûr olurlar.
İşte bu üç vasfı nefsinde toplayan zat-ı- şerifin bütün hareketleri, davranışları, durumu, tutumu Rasulullah'ın siyretidir. Bu üç işaret ve alamet; riyasız, gösterişsiz hangi zatta görülür ve bilinirse, hiç durma, hemen git, teslim-i külli ile teslim ol! Ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi, emrettiği yerde dur, her emrine uy, hizmetlerini ve emirlerini kendine nimet bil, emirleri gereğince hizmetinde ol!
Ancak, dikkat edilecek çok mühim bir husus vardır:
Babadan kalmış veya bir fırsatını ve sırasını
bulup gelir kaynağı yapmak maksadıyla bir dergah ele geçirmiş kimseler vardır. Bunlar, ehlullah kisvesine bürünürler. Tasavvufa dair bazı kitap ve risaleleri okurlar ve ariflik iddiasıyla ortaya çıkıp:
- Biz de şeyhiz! diyerek sözüm ona meşihat makamında bulunur ve irşada başlarlar, amma irşad nedir bilmez, bildiği de yanıldığına değmez. Bu gibi kimseler, tıpkı körler gibidirler. Bunların müridleri de kör olurlar. İki kör, yola nasıl gidebilirler? Önünde sonunda, bunların bir tehlike uçurumuna düşmelerinden korkulur.
Bir başka güruh daha vardır:
-Şeriat, zahir halidir. Bizim yolumuz batındır. Gusül, abdest, namaz ve oruç ebrar işidir. Onlar; cennet, huri, gılman ve diğer nimetler ile cennet sefaları için çalışırlar. Bizim ise, guslümüz ezelidir. Abdestimiz de o zaman alınmış, namaz ve orucumuz da o zaman eda olunmuştur. Biz, cemal aşıkıyız. Bizim, cennetle cehennemle işimiz yoktur, diyerek ve Allah korusun, buna benzer yerli yersiz sözler söyleyerek:
- Biz, daim huzurda oluruz, derler. Her türlü menhiyatı, mübah derecesinde işlerler. Sakın, sakın bu gibilerden, ırak olmak, Hakka yakın olmaktır. Hatta, meclislerinde bile bulunmamak lazımdır, elzemdir. Bu gibiler, yani bu amelde, bu kavilde ve bu fiiilde bulunanlar, insan pisliğine batmışlardır. yanlarına varana bulaşır, hiç olmazsa fena kokuları ulaşır.
Bu gibi kimselerden son derece çekinmek ve sakınmak lazımdır. Kadın veya erkek her müminin alnında gizli yazı ile yazılmış bulunan ilahi feyizler ve sonsuz ihsanlar, ki maye-i Muhammedi ve siyret-i Ahmedidir. Böyle herkese şamil ve Allahu Teala'nın ihsanı olan nimetler, layık ve reva mıdır ki, gafletle kaybedebilsin?
Miftah-ül- Kulub Kalblerin Anahtarı / El- Hac Mehmed Nuri Şemsüddin- El- Nakşibendi Sayfa: 7-8-9
Mürşit Bulamayanlar Ne Yapmalıdırlar?
Mürşid-i kamilin nasıl bulunacağı ve bilineceğine dair üç alamet ve işaret, başlangıçta anlatılmıştı.
Allahu Teala'nın rızasına talip ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin siyretlerine ragıp ve tarıkat-ı aliyyeye muhib ve sadık olup böyle bir mürşid-i kamile kavuşmak mukadder olamayan din kardeşlerimiz, Rasulü zişanın ruhsatı iledir.
Malum olsun ki, aşık ve sadık olan mürit, bütün aramalarına ve araştırmalarına rağmen mürşit bulamazsa, tenha ve gizli bir yerde, kendi hücresinde belirli bir vakitte kıbleye yönelerek oturur. Kendi kendine ölümü düşünmeye başlar:
Güya, son nefese gelmiş, artık ahirete gidecektir. Hastalığı artmış, can boğazına gelmiştir. Malını,, mülkünü, çoluk çocuğunu, akraba ve ahbaplarını, dünyaya ait her şeyini bırakıp gidecektir. Ruhunu teslim eder etmez, kendisini sevenlerin muhabbetleri de, o ruhla birlikte gidecek ve yakınlarında cesedi bir an önce mezara koymak için bir telaş başgösterecek, kefen ve diğer lüzumlu şeyler tedarik olunacak, hazırlanan teneşirde gasledilecek, kefenine sarılıp tabuta konulacak, namazı kılındıktan sonra kabrine yerleştirilecek, üzerine toprak atılacak ve bütün sevdikleri, çoluk çocuğu, akraba ve ahbapları kendisini orada yapayalnız bırakarak birer tarafa dağılacaklar. İşte, bütün bunları enine boyuna tefekkür ettikten sonra, bir müddet kendi kendisini dinlemeli ve bu kitabın baş tarafında anlatılan üç türlü teveccüh şeklinden hangisi kendisine kolay gelirse, öylece Hazreti Pir Muhammed Baha'eddin Şah-ı Nakşibend kaddesallahu sırrahulazize teveccüh etmeli ve bu teveccühünü bozmaksızın yüz istiğfar, yüz salat-ü selam okumalı ve eğer dayanabilirse bunları 200,300 hatta 500'e kadar arttırmağa ruhsat vardır, o kadar tekrarlamalıdır. Bitirince, Fatiha diyerek Fatiha-i Şerifi okuduktan sonra ellerini yüzüne sürerek kalkmalıdır.
Hazreti Şah efendimizin Şemail-i şerifleri orta boylu, tıknazca, kır sakallı, yani beyazı siyahından fazla, mübarek yüzleri değirmi, yanakları biraz kırmızıya yakın, iki kaşının arası açık, bıyıkları kırkık, gözleri sarı şehdane ela, ki kestane karası tabir olunur. Bu hey'et ve bu şekil üzere teveccühüne alıp, huzuru şeriflerinden diz dize otururmuş alnını alınlarına dayamış ve mübarek kalplerinden kendi kalbine ilahi feyiz akıyormuş farzederek bir müddet öylece durmalı, daha sonra zikrini muvacehede okuyormuş gibi düşünerek okumalı ve duasını ederek Fatiha'yı müteakip Fatiha-i Şerifi de okuyup, ellerini yüzüne sürmelidir.
Eğer, Fethiyye-i Şerifi de okumak için şevk ve muhabbet gelirse, bir cuma gecesi iki rekat namaz kıldıktan sonra istihareye niyetlenerek Fethiyye-i şerifi başının altına koymalı ve sağ tarafına yatmalıdır. Manasında, Hazreti Pir Efendimizi veya Ehlullah'tan birisini görür ve onlardan isteğine ruhsat verildiğine dair bir işaret alameti olursa, her gün sabah namazından sonra, Fethiyye-i Şerifi okumalıdır.
Böylece, hiç ara vermeden Hazreti Pir efendimizin şemail-i şerifesin üzerine teveccühüne devam ve sebat etmeli, zahirde olduğu gibi zuhur edinceye kadar Fethiyye-i Şerifi okumalıdır.
Hazreti Pir efendimiz, manen zuhur buyurduktan sonra, kitabın başlangıcında İbtida-i Süluk bahsinde açıklanan usul ve tertip ile, İsm-i celale başlamalı, eserleri zuhur edince, diğer mertebelere devam olunmalıdır. Böylelikle, kısa zamanda Vuslat-ı İlallah kapıları kendisine açılır ve Allahu Teala'nın ihsanlarına mazhar olur.
Bu arada, herhangi bir müşkili olursa, teveccühünde hazreti Şah Efendimize kalben niyazda bulunmak suretiyle, bu müşkillerinin halli de kolaylaşır. Bu takdirde, ne gibi bir işaret veya alamet zuhur ederse, asla kuşkulanmadan hak olarak kabul edilmeli, emir ve iş'arları dahilinde hareket olunmalıdır.
Miftah-ül- Kulub Kalblerin Anahtarı / El- Hac Mehmed Nuri Şemsüddin- El- Nakşibendi Sayfa: 64-65-66