Zahide Kardeşimizin Gönderdiği
Mübarek GünlerIbni Abbas Ra dan Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed (SAV) in söyle bir tavsiyesi...
mevcuttur.'Bir insan gecmis senenin son günü olan zilhiccenin sonuncu
gününü oruclu gecirirse, muharremin birinci gününü de oruclu gecirirse
böyle yapan kimse gecen seneyi orucla kapatmis olur gelen seneyi orucla
baslatmis olur.Allah böyle davranisini onun icin elli yillik günahina
kefaret vesilesi eyler,' diye Peygamberimiz( SAV) müjdeliyor.
(Benzer ifadeler için bk. Şerhu Süneni İbn Mâce, I , 124)
14 Kasım 2012 Çarşamba günü Hicri 30 Zilhicce 1433 olup, senenin son günüdür. 15 Kasım Perşembe ise 1 Muharremdir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.
[İbni Cerir]
Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.
[Taberani]
"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı
tavsiye edersiniz?"Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında
oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde
bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir"
buyurdu.(Tîrmizî. Savm:
40.)
MUHARREM AYI'nin 1. ci günü icin ibadetler: oruclu olmak Muharrem
ayinin 1'den 10'na kadar 10 gün oruc tutmak faziletli ibadetlerdendir.
Bunu tutamayanlar 8, 9 ve 10. günlerde oruc tutmaya calissinlar. Bu ayin
Persembe, Cuma, Cumartesi günlerinde pespese oruc tutulursa 900 senelik
nafile oruc sevabi verilir. Peygamberimiz buyuruyor ki: ”Kim Aşure günü Müslümanlardan on kişiye selam verirse, bütün müminlere selam vermiş olur.” [1]
Peygamberimiz buyuruyor ki: ”Kim Aşure günü zerre kadar bir sadaka
verirse, Allah ona Uhud dağı kadar sevap verir, o sevabı kıyamet günü
mizanında bulur.” [2] [1]-[2] Mecma-ul Adab
Bu ayda istiğfar etmeyi çoğaltmak tavsiye olunmaktadır.
Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 365.
Bir sene hasta olmamak için yapılacak bir amel:Aşure günü bir miktar
gül suyuna her birinin başında besmele çekilerek ve suya bakılarak 7
fatiha okunup sonra o gül suyu başa ve yüze sürülürse o kişi bir dahaki
seneye kadar illet ve dert görmez. Bu husus tecrübeyle sabit olmuştur. (Muhammed Ebul-Yüsr Abidin, el Evradüd-daime,sh-93)
Resimdeki yazıyı okuyamıyorsanız ekte resmi bulabilirsiniz.
Muharrem Ayı ve Aşure Günü
"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı
Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani
ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.Allah'ın ayı, günü ve
yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu
için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı
bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda
bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu orucu yahudilerde tutardi.
Onlara muhalefet biz orucu tek bir gün degil 9. ve 10.cu Muharrem veya
10. ve 11. ci günlerinde tutariz. Hatta 8.,9. ve 10. cu günleri 3 gün
oruç tutmak çok faziletlidir. Gücü yetenler ilk 10 günü tutmasinin cok
büyük ecirleri var. Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının
10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir
yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve
bereketli bir konumu bulunmaktadır.Âşura Gününün Allah katında da çok
seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye
yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.Bazı tefsirlerimizde
bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan
edilmektedir.(1)
Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların
kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi,
Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında
geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde
Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu
ikramlar şöyle belirtilmektedir: 1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura
gününde değiştirilirdi.İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin
yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri
Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok
zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta
bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri,
edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.Âşura Gününde
ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü,
Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes
sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye
hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını
öğrendi."Bu ne orucudur?" diye sordu.Yahudiler,"Bugün Allah'ın Musa'yı
düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.)
şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.Bunun üzerine Resulullah
Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha
çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da
emretti.(3) Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh
Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi
Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes
bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu. Bu hususta
Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:"Âşûrâ, Kureyş kabilesinin
Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun
hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve
başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ
gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen
bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.
O
zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve
Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan
orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı.
"İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu
sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.Âşura orucunun fazileti hakkında da
şu mealde hadisler zikredilmektedir. Bir zat Peygamberimize
geldi ve sordu:"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye
edersiniz?"Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç
tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o
günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de
affedebilir" buyurdu.(5) Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste
Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:"Âşura Gününde tutulan orucun Allah
katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını
kuvvetle ümit ediyorum."(6) "Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7)
hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade
etmektedir.Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî
senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele
dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir"
demektedir.Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe
denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu veya on, onbirinci
günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.Bu mânâdaki bir hadisi İbni
Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü
ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de
yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde
ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini
bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat
kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular:"Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev
halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına
bereket ve genişlik ihsan eder."(9)
Bu aile mefhumunun içine
akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat,
bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur.
Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.Âşura gününün manevi ve berraklığı
üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret
yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55
yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da
hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi
Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden
Peygamberimizin bizzat haber verdiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i
Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın
da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden
şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür,
ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve
taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin
bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek
ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.
1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tîrmizî. Savm: 40.
6) A.g.e., Savın: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
8) İhyâ, 1:238
9) et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.

Aykut Aslan Kardeşimizin Gönderdiği
FANİ DÜNYA
7
Aralık 1996 Cumartesi akşamı, mukaddes Miraç kandili, Receb’in 27.
gecesi... Cümle mü’min ve müslüman kardeşlerime mübarek olsun!
Ekremü’l-ekremîn ve erhamü’r-râhimîn olan yüce Allah (celle celâlüh), o
müstesna gece hürmetine bizleri, af ve mağfiret buyursun; rahmetine
daldırsın, rızasına erdirsin, iki cihanda aziz ve bahtiyar kılsın, nice
nice yıllar muammer edip, ibadet ve taat işlemeye, hayır hasenât yapmaya
muvaffak eylesin, huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varmak,
cemaliyle müşerref olmak nasip buyursun.
Receb-i
şerîf geçiyor, tevbe ayı; oruç ayı; hazırlık ve ekim ayı bitmek
üzere... Sevgili Peygamberimiz, serverimiz, önderimiz, her şeyimiz,
başımızın tacı, gönüllerimizin mahbûbu ve sultanı Muhammed Mustafa
(sallallahu aleyhi ve sellem) hazretlerinin ayı Şâbân-ı şerîf geliyor;
içinde mübarek Berat kandili var (galiba 24 Aralık 1996 Salı akşamı).
Bütün sene için çok önemli bir gece... Şaban’da Resûlullah Efendimizin
(sas.) sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılmalı, ona çok çok salât u selâm
getirmeli, Ramazân-ı şerîfe iyice hazır hâle gelmeliyiz.
Aziz
ömürlerimiz rüzgâr gibi geçiyor, yıllar sular gibi akıyor, hayat
sermayemiz gittikçe azalıyor, her gün ayrılık ve kavuşma zamanı biraz
daha yaklaşıyor: Dünyadan, akrabadan, dostlardan, meşgalelerden,
yorgunluklardan, kederlerden, imtihandan ayrılma, âhiret dostlarına,
Peygamberimize, Cenâb-ı Hâlik’ın didarına kavuşma zamanı...
Orası
için ne hazırlık yapıyoruz? Bizi cennete, ebedî ve sonsuz saadete
ulaştıracak ne gibi âmâl-i sâlihamız var? Ömür muhasebemizin hâsılası
ne? Kârda mıyız, zararda mı? Huzura kabul edilebilecek miyiz? İki cihan
güneşinin iltifatına nail olabilecek miyiz? Havz-ı kevserden içmek nasip
ve müyesser olacak mı? Cennete girebilecek, evliyâullah ve salihlerle
beraber olabilecek miyiz? Sevdiklerimize, sevimli, mutlu, iyi, güzel bir
hal üzere kavuşabilecek miyiz?
Acaba
kabirde halimiz nice olacak; mahşer günü ne gibi durumlarla
karşılaşacağız; mahkeme-i kübrâda sorgulamamız nasıl sonuçlanacak;
yüzümüz ak pak, pürnur, pürneşe mi, simsiyah, mosmor, buruşuk, kırışık,
gamgin, pişman ve perişan mı olacak?
Sıratı
geçip cennete girecek miyiz? el-İyâzü billâh, nâr-ı cehenneme düşüp
cayır cayır yanacak mıyız? Bütün salih ve mübarek dostlardan ayrı
düşmek; kâfirlerle, zalimlerle, pis, çirkin, iğrenç, süfli, suçlu, asi,
mücrim kullarla yan yana olmak, türlü türlü ezalara, cezalara uğramak,
yüz binlerce sene o izbe, pis kokulu, katranlı, karanlık, irinli,
zakkumlu, işkenceli yerlerde azap çekmek ne fena ya Rabbi!
Ey
kardeş! Gaflet uykusundan uyan, gerçekleri anla, istikbalde başa
gelebilecek felaketleri düşün, fâni cihanın aldatıcı lezzetlerine
kapılma, şeytana kanma, gafillik ve cahillikten kendini kurtar, gayrete
gel, tedbir al, İslâm’a sarıl, gerçek müslüman ol, âhiret için çalış,
kendini cehennemden kurtarmaya bak, cenneti elden kaçırma, bir saniyeni
bile boşa geçirme! Bu dünya kimseye kalmadı ve kalmayacak, sen de bir
gün mutlaka buradan göç edeceksin.
Ölüm ansızın ve habersiz geliverir. Bir gün, kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında Azrail (as.) yakana yapışıverir.
Akıllı müslüman ölüme hazırlıklı olandır; ahmak ise hevâ-yı nefsine uyup gaflette yüzen!
Yâ Rab! Bizi gafletten uyandır; bize zikrinde, şükründe ve hüsn-i ibâdetinde tevfîkini refîk eyle!
Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN
İslam Dergisi Aralık 1996
Tahsin Yazıcı Kardeşimizin GönderdiğiTek Kişilik MahzenBir baba için evladı her şeyin önünde gelir... Hazreti İbrahim için de öyleydi... Ama uzunca bir bekleyişin ardından kavuştuğu biricik oğlu ciğer paresini Allah için adamıştı... Allah ondan adağını yerine getirmesini istediğinde çetin bir imtihanla karşı karşıya kaldığını anladı... Ne yapsaydı... Bir taraftan canından çok sevdiği ciğer paresi, diğer tarafta Allah'ın rızası vardı... Bu onun kulluğunun derecesini belirleyecek ve samimiyetini ölçecek bir sınavdı aynı zamanda... Zor bir dönemden geçmekteydi, duyguları ile teslimiyeti arasında bir denge kurmalıydı... Ama verdiği sözde sadık kalmaya ve biricik oğlunu Yüce Yaratıcı'ya kurban vermeye kararlıydı ve bıçağı aldı... Oğulun boğazına dayadı... Ama doğanın kanunlarını alt üst edecek bir şey oldu ve bıçak kesmedi? Bıçak başka bir şeye dönüştü... Kesmiyordu işte... Allah isterse ateş yakmaz, bıçak kesmez, su boğmaz... Allah isterse yaprak kıpırdamaz, gök gürlemez, dünya dönmez...
Hazreti İbrahim oğlunu kurban etmeye karar verdiğinde aslında imtihanı kazanmış ve Allah'ın rızasına nail olmuştu... Allah onu sınamış sonra da biricik oğlunu bağışlamıştı. İbrahim artık Allah'ın emri ile oğlunu değil bir koçu kurban edecekti... Hazreti İbrahimle başlayan bu sorumluluğu daha sonra Müslümanlar devralacak ve her yıl kurban keserek imanlarındaki samimiyetlerini ikrar edeceklerdi... Öyle de oldu, o günden bugüne onlarca hayvan kurban edildi, onlarca mümin duaları ile Allah'ın arzında teslimiyetlerini ikrar ettiler...
Yine bir Kurban ve yine onlarca inanan insan... Ancak, görmekteyiz ki, artık pek kişi kurbanı iman ve teslimiyetimizin bir göstergesi olarak değil, sadece bir et ziyafeti olarak algılıyor ve adeta bir şölene hazırlanır gibi davranıyor... O yüzden neyi niçin kurban ettiğimizi kendimize yeniden sormalı ve bunun bir et ziyafeti olmadığını bilmeliyiz.
Hazırlıklar yapıldı, alış verişe çıkıldı peki kurban neyi hatırlattı sizlere? Ne düşündünüz kurban deyince? Neleri kurban ettiniz bugün? Neleri feda ettiniz Allah için? Feda etmeden, sevdiğiniz şeylerden Allah için vazgeçmeden Salihlerden olabilmeniz mümkün mü?
Hazreti İbrahim'in kurbanı ile bizim kurbanınız arasında ne gibi fark var ya da? Unutmayalım ki, Kurban samimiyetimizi ve teslimiyetimizi simgeler ve gerektiğinde en sevdiğimizden dahi Allah için vazgeçebilmeyi ifade eder... Yani, Kurban bize, teslim olmayı, sevdiğimiz şeylerden Allah için vermeyi, Allah için feda etmeyi ve Allah için vazgeçmeyi öğretir. Gerçekten inandığımızda samimi isek, Hazreti İbrahim gibi hareket eder, teslimiyet gösterir, iki seçenek arasında kaldığımızda hiç düşünmeden Allahın rızasına uygun olanı tercih ederiz. Eğer samimi isek, Sümeyye gibi, Hüseyin gibi gerekirse, en sevdiğimiz varlığımızı canımızı da Allah için vermeye hazır olur ve hiç tereddüt etmeyiz. Aksi taktirde bu bayramı da her bayram olduğu gibi bir ziyafet gününe indirgemiş oluruz ki, bu kurbanın bizlere karnımızı doyurmanın dışında bir faydası olmaz...
Fatma Tuncer