You do not have permission to delete messages in this group
Copy link
Report message
Show original message
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to Zahidan
Ümmü Emin Kardeşimizin Gönderdiği
7 AYETLER VE MUCİZEVİ FAYDALARI….
Ka’bül Ahbar (r.a.) buyuruyor ki: “Bu ayetleri okuduğun takdirde yer ve gök afetlerinden, belalardan, düşmanın şerrinden, sihirbazın sihrinden bu duanın bereketiyle emin olursun.”(Mecmeatü’l adab)
İmam Şehabettin Hazretleri’nin ise “Fevâid” isimli eserinde Kâ’b el-Ahbar /r.a) dan naklettiği bir rivayete göre; “Ben bizzat kendim bu ayetleri okuduğum zaman gökyüzü yere inse ve yer ile gök birbiri üstüne kapansa bana herhangi bir zarar olur diye hiç endişe duymam ve Allah bana bu âyetler bereketiyle bir imdat yolu gösterip beni kurtarır” Yine hadisi şerifte nakledildiğine göre “Bir mü’min inanç ve tahareti kamile bu 7 ayeti okumaya devam eder ise gökten dünyaya Uhud dağı büyüklüğünde azap ve belalalr yağsa, bu ayetleri okuyan kimseye bu ayetlerin bereketiyle hiçbir zarar erişmez ve o kişi bütün belaları üzerinden def eder”
Yine İmam Şehabettin hazretlerinin Hz. Ali (r.a) den yaptığı bir rivayet şöyledir. “Her kim bu ayetleri sabah ve akşam okumaya devam eder ise Allah o kimseyi zamanın hilelerinden düşmanların ve hasetçilerin kurdukları tuzaklardan ve her çeşit şer ve belalardan korur ve kendini himayesi altına alır” Bu ayetler inanan her insan için zırhtır.
Ve iy yemseskellahü bi durrin fe la kaşife lehu illa hu ve iy yüridke bi hayrin fe la radde li fadlih yüsıybü bihı mey yeşaü min ıbadih ve hüvel ğafurur rahıym
Ve eğer Allah sana bir keder dokunduracak olursa, onu O'ndan başka açacak yoktur; ve eğer O, sana bir hayır dilerse o zaman da O'nun lütfunu reddedecek yoktur. O, lütfunu kullarından dilediğine nasip eder. O çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Ve ma min dabbetin fil erdı illa alellahi rizkuha ve ya'lemü müstekarraha ve müstevdeaha küllün fı kitabim mübın
Yerde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir debelenen yoktur; O, onların duracakları yeri de, emanet edildikleri yeri de bilir. Onların hepsi açık bir kitaptadır.
İnnı tevekkeltü alellahi rabbı ve rabbiküm ma min dabbetin illa hüve ahızüm binasıyetiha inne rabbı ala sıratım müstekıym
Ben kesinlikle hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a dayanmışım. O'nun perçeminden tutmadığı hiçbir canlı yoktur. Şüphe yok ki, Rabbim doğru bir yol üzerindedir.
Ma yeftehıllahü lin nasi mir rahmetin fe la mümsike leha ve ma yümsik fe la mürsile lehu mim ba'dih ve hüvel azızül hakım
Allah, insanlara rahmetinden her neyi açarsa artık onu tutacak, kısacak kimse yoktur. Her neyi de tutar kısarsa onu da ondan sonra salacak yoktur. O, öyle güçlüdür, öyle hikmet sahibidir.
Ve lein seeltehüm men halekas semavati vel erda le yekulünnellah kul eferaeytüm ma ted'une min dunillahi in eradeniyellahü bi durrin hel hünne kaşifatü durrihı ev eradenı bi rahmetin hel hünne mümsikatü rahmetih kul hasbiyellah aleyhi yetevekkelül mütevekkilun
Andolsun ki, onlara: "O gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan kesinlikle "Allah'tır" diyeceklerdir. De ki: "Gördünüz ya. Allah'tan başka çağırdıklarınızı, eğer Allah bana bir keder dilerse, onlar O'nun vereceği kederi açabilirler mi? Ya da O, bana bir rahmet dilerse onlar O'nun rahmetini tutabilirler mi?" De ki:" Allah bana yeter! Tevekkül edenler hep O'na dayanır!"
Tahsin Yazıcı Kardeşimizin Gönderdiği
Bu âdem dedikleri El ayakla baş değil Âdem "mana"ya derler Sûret ile kaş değil... Kaygusuz Abdal
İnsanların hangi dilde konuştuğuna değil, hangi dilde sustuğuna dikkat ediniz...
Her bir kişinin yaşamı, kendi hakkındaki rüyasının yorumudur...
Yürürken yolun sonuna odaklananla dostluk etme; çünkü kestirmeyi bulduğunda seni yüzüstü bırakır; zîrâ dostluk sona değil, yola nisbetledir.
Zor yola, kolay insanlarla çıkılmaz... Ehl-i irfân
Kişinin bir işe niyetlenmesi namaza niyet gibi olmalı; bir kez niyet ettikten sonra önünden başka bir tarafa bakmamalı...
Gitmeye değer yerlerin kestirmesi yoktur... Paelo Coelho
Çünkü gel. Çünkü gelmen gerek. Çünkü gelmezsen gidecek her şey... Özdemir Asaf
Geçer elbet efendim..! Bazısı teğet geçer, bazısı deler geçer, bazısı deşer geçer, bazısı parçalar geçer; ama mutlaka geçer... Oğuz Atay
Sana içimi döksem beraber toplar mıyız..? İlhan Berk
Eğer bir amaç uğruna ayakta değilseniz her darbe sizi yere serebilir... Malcolm X
Dalı ucuna gitmekten korkma, meyve oradadır... A. Huxley
Yol karardığında elveda diyen kişi haindir... J. R. Tolkien
İnsanı ayakta tutan iskelet ve kas sistemi değil, prensipleri ve inançlarıdır... Albert Einstein
Dünya hâli..! Uyku bile bazen insanı uyutmuyor...
Öyle ateşler vardır ki hayatta bizi yakan, su ile değil ancak yanarak, daha çok tutuşarak söndürülebilirler... Ehl-i ışk
Emreden dinlemez Dinlemeyen anlamaz Anlamayan sevemez Sevemeyen korkar Korkan yok eder İşte siz! Yok ediyorsunuz... Kızılderili sözü
Bahar Proteinsiz Olmaz!
Metabolizmayı hızlandıran 10 besin Proteinden zengin besinler bu yıl diyetlerin baş tacı! Kolay doyurmaları, uzun süre tok tutup geç acıktırmaları, hipoglisemik nöbetlerden koruyup yeme ataklarını önlemeleri ve metabolik hızı yükseltmeleri en önemli artıları. Ayrıca unutmamalı ki yalnızca hayvansal ürünlerde değil, bitkisel bazı ürünlerde de bol protein var. Kırmızı et, balık, tavuk, yumurta, süt ve süt ürünleri ile balık dışında kalan deniz ürünleri proteinlerin en zengin, en güvenli kaynakları ama mercimekte, kuru fasulyede, bezelyede de azımsanmayacak miktarda protein mevcut. "Ben et yemem!" veya "Vejetaryenim proteine uzağım" demenin bir âlemi yok! Proteinden zengin beslenmek "şeker-insülin dengesini" çok da etkilemediği, pankreasa kötü karbonhidratlar gibi (un, nişasta, şeker yüklü gıdalar) insülin patlamaları yaptırmadığı için de tercih ediliyor. Özellikle "düzenli aktivite" ve "proteinden zengin beslenme" birleştiğinde diyetlerde sık görülen "SARKOPENİ", yani "kas erimesi" riski de azalıyor.
PROBİYOTİK ŞART! Son yıllarda önemini daha iyi fark ettiğimiz bir nokta da şu: Sağlık sorunlarımızın çoğu (gaz, hazımsızlık, şişkinlik, ödem, yorgunluk, alerjiler, kolesterol-şeker problemleri ve daha pek çok şey) "probiyotik yetersizliği" ile ilişkili. Bağırsaklarımızda 1,5 kiloya yakın probiyotik bakteri var. Toplam sayıları yüz trilyonun üzerinde (bedenimizdeki hücre sayısının on katını geçiyor). Probiyotik eksikliği de kilo sorununun nedenlerinden biri. Kilo problemi yaşayanların çoğunda bağırsak biyolojisinin dengesizliği (disbiyozis) ve probiyotik bakterilerin eksikliği var. Kilo problemi yaşayan herkesin probiyotik gücünü de artırması lazım. Bunun yolu, probiyotik yüklü besinleri tüketmek ve bu bakterileri besleyen yiyecek içeceklere (prebiyotik) ağırlık vermekten geçiyor. Doğal süt ürünleri, kefir, yoğurt ve peynir, probiyotik gücü yüksek besinler. Probiyotik bakterileri besleyen prebiyotik yiyeceklerin sayısı ise bir hayli fazla. Lahana, pırasa, boza, turşular, soğan, sarımsak ve daha pek çok besin... Özetle diyet listelerinizi hazırlarken probiyotik/prebiyotik zengini yiyecek içeceklere de ağırlık vermeniz gerekiyor.
BASİTLEŞTİRİN Sık yaptığımız bir diğer hata da şu: Nedense hep büyük hedeflerin peşindeyiz. Elimizdeki basit şeyleri görmezden geliriz. Hareket etmemiz mi önerildi, maraton koşmaya çalışırız. Kilo vermemiz mi tavsiye edildi, ölüm oruçlarına başlarız. Uykuna dikkat et mi denildi, beyni uyuşturan haplar yutarız. Stresimizi azaltmamız mı söylendi, ot, çöp yutarız. Oysa yarım saatlik bir yürüyüş, çayımıza kahvemize atmaktan vazgeçeceğimiz şeker, aklımıza getirmekten vazgeçeceğimiz endişeli düşünceler, ruhumuza yükleyeceğimiz güzel duygular, coşkular da bize iyi gelecektir. Sağlığımız konusunda hassas olmaya devam edelim ama sağlıklı olmak adına zevk aldığımız her şeyden vazgeçmeyelim, hayatla ilişkilerimizi koparmayalım, hayatı ertelemeyelim.
Kesip Saklayın Zencefil ve zerdeçal: Çaylarınızda, çorbalarınızda, salata ve yoğurtlarınızda kullanabilirsiniz. Kırmızı biber: Her gün 1-2 adet kahvaltılarınıza veya salatalarınıza ekleyin.
Yeşil çay: Şeker emilimini yavaşlatıcı etkisi ve antioksidan içeriğiyle yağ yakımında vazgeçilmezdir. Limon ekleyerek etkisini artırırsınız. Günde 2 fincan tüketin. 2 dakika demleyin.
Avokado: Yarım avokado ile salatalarınızı zenginleştirebilir, kahvaltı veya ara öğünde faydalanabilirsiniz. Somon: Haftada 2-3 kez avuç içi büyüklüğünde filetosunu yiyebilir veya füme olarak salatalarınızda tüketebilirsiniz.
Çilek: Şekeri az antioksidanı ve suyu bol bu meyveyi günde 1 su bardağı kahvaltıda, ara öğünlerde veya salatalarınızda kullanabilirsiniz.
Badem: İçeriğindeki yağ asitleri insülin duyarlılığını artırır, kan şekerini dengeler. Günde 20 adet tüketebilirsiniz.
Enginar: Kışın toksinlerinden arınmak, karaciğerinizi temizlemek için öğle veya akşam yemeklerinizde hafif zeytinyağlı olarak veya salatalarınıza ekleyerek tüketebilirsiniz.
Yoğurt: İnsülin salınımı dengelemesi ve içerdiği kalsiyum ile yağ yakımının temel taşıdır. Ana ve ara öğünlerde günde 2-3 kase tüketin.
Yumurta: Dengeli yağ ve protein içeriği ile hem tok tutucu hem de vazgeçilmez bir metabolizma ateşleyicisidir. Her gün 1 adet ara ve ana öğünlerde mutlaka tüketin. Dyt. Deniz YEMİŞÇİ
YAPMAYIN Şeker tüketmeyin, gençliğinizin düşmanı insülin artışlarına izin vermeyin. Çok geç yatmayın. Hareketsiz kalmayın. Basit şeker kaynaklarını tüketmeyin. Trans yağ tuzağına düşmeyin. Yapay tatlandırıcılardan uzak durun, aspartamı kesin. İyi yağlardan kaçmayın. Kızarmış yiyecekler tüketmeyin. Dyt. Deniz YEMİŞÇİ
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu
Tozumuzu Kim Alacak?
Görünen o ki, herhangi bir maksada ulaşmak için imaj sahibi olanlar, bir gün vazgeçip geri dönseler de gerçek kimliklerini yerinde bulamıyor.
Birileri ajandaların bazı günlerini diğerlerinden daha önemli günler olarak işaretliyor, biz de hiç sorgulamadan o güne kadar olan bütün günleri o güne feda ediyoruz.
Tefekkürü hep mütefekkirlere bıraktığımız halde, her konuda fikir sahibi olmaktan vazgeçmiyoruz.
Tefekkür her şeyden önce haddini bilmeyi öğretir insana, bu sebeple pek talibi yok bu devirde!
Kelimeler biri dokunduğunda patlayan baloncuklar gibi tedbirsiz dolanıyor aramızda.
“Bu söylediğin çok dokundu bana” dedi biri. “Nihayet!” dedi diğeri sevinçle.
İçinize dokunan bir şey kaldıysa hâlâ, farkedin ve sımsıkı sarılın mutlaka ona!
Bir gün sıcacık bir kelime bulup, o günden sonra o bir tek kelimeyle içini ısıtan insanlar da var.
Hiç şüpheniz olmasın, hafızalarımızda tozu alınsa işimize yarayacak pek çok şey var!
Neden boş konuşmamalıyız? Çünkü boş konuşursak, gerçeğin kuru gürültüye mağlup olmasında vebalimiz olur!
Allah rızası için günde en az bir vakit, insanlığını içine sığdıramayıp dışına taşıranlardan olmaya niyetlenen var mı?
Eskiden bir incitenler vardı, bir de incinenler vardı. Şimdi incinenlerin de incitmeyi öğrendiği bir zamandayız.
İçimizde, hırsla dilimizden dökülen sözlerin önünü almaya çalışan bir şeyler kalmadıysa vah bize!
“Notunuzu aldık, biz en kısa zamanda size döneceğiz” diyenler sizin zavallı 'bir yere gidemezliğiniz'i kibirle yüzünüze vuruyorlar.
Bir hayal kırıklığına dönüşebilmek için bile önce bir hayalin öznesi olmak gerekiyor.
Temelini sağlam atmamış kişiliklerimiz, dünyanın rüzgarlarıyla bir o yana bir bu yana savrulup duruyor.
“Bugün söylediğin dün söylediğini tutmuyor!” dedi biri. “Çünkü ben her gün bir başkasıyım!” dedi diğeri.
Sözü yenilemek lazım evet, özü sabit tutmak şartıyla!
Pergelin dünyayı dolaşan ayağıyla ilgili heveslerimizde hiç sıkıntı yok, sıkıntımız pergelin sabit ayağında...
“Sen sağlam dur ki” dedi meczup, “rüzgar saçlarını okşayabilsin!”
Gökhan Özcan
BİZİM İÇİN RAHMET FIRSATLARI
Şimdi bu kâinat bir ibret. Bir rahmet tecellîsi. Cenâb-ı Hak insana bu rahmeti ikram ediyor. Rasûlullah Efendimiz; O da bir rahmet.
(“(Rasûlüm!) Biz Senʼi âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” [el-Enbiyâ, 107]) buyruluyor. Bizi nefsânî arzularımızdan kurtarıyor, bizi selâmete çıkartıyor bizi Cennet yolcusu olarak. Bize Rasûlullah Efendimiz bir rehber hâlinde. Cenâb-ı Hak:
“Senʼi ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (el-Enbiyâ, 107) buyuruyor.
“Biz Kur’ânʼdan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müʼminlere şifâ ve rahmettir…” (el-İsrâ, 82)
Demek ki kâinât bir rahmet tecellîsi.
Rasûlullah Efendimiz insanda bir rahmet tecellîsi.
Kur’ân-ı Kerîm kelâmda bir rahmet tecellîsi.
Cenâb-ı Hak insanın da bir rahmet insanı olmasını (istiyor). Yani bir, yüreğinden bir rahmet taşıracak. O şekilde bir müʼmin olacak, Cenâb-ı Hakʼla dost olacak.
İşte deminki âyet; hayatın/ömrün üç safhasında da; “…Melekler inecek; «Korkmayın, üzülmeyin (o rahmet insanına) Allâhʼın size vaad ettiği Cennetlerle sevinin.» diyecekler.” (Fussilet, 30)
Rahmet insanı olabilmemiz için birinci şart:
Rahmetin tefekkür dünyamıza yansıması.
Rahmetin tefekkür dünyamıza yansıması. Yani nîmetleri tefekkür.
Cenâb-ı Hak bizden ne istiyor rahmet insanı olmamız için? Aşk ile yaşanan bir îman istiyor. Bunun misallerini veriyor. Sihirbazları bildiriyor. Nasıl ölümü göze aldılar tevhîdi korumak için. Ashâbuʼl-Uhdûdʼu bildiriyor. Nasıl hendeklerde yanmayı göze aldılar, tevhîdi kurtarmak için.
Bizden de Cenâb-ı Hak, aşk ile yaşanan bir îman istiyor, rahmet insanı olabilmemiz için.
Beden ve kalp âhengi içinde ibadetler istiyor ki rûhâniyetimiz tekâkmül etsin. Mârifetullahʼtan bir hisse gelsin.
Hayranlık tevzî eden bir ahlâk yapımız ve muâşeret yapımız olmasını Cenâb-ı Hak arzu ediyor bizden.
Böyle, bu yapıda insanın tefekkürü nasıl olacak?
Cenâb-ı Hak yine âyet-i kerîmede; “Onlar, ayakta dururlarken, otururken, yanları üzerindeyken, (her dâim) Allâhʼı zikreder (Allâhʼı unutmaz)lar. (İlâhî kameranın altında olduklarının idrâki içinde olurlar. Devamlı tefekkür hâlinde olurlar şu kâinatla.) Göklerin ve yerin yaratılmasını (derinden derine) tefekkür ederler. «‒Yâ Rabbi! Sen bu âlemi boşuna yaratmadın, Sen Sübhânʼsın (derler. Boş yere yaratmadın derler). Bizi Cehennem azâbından koru!» derler.” (Âl-i İmrân, 191)
Demek ki kul, bir tefekkür hâlinde olacak: “‒Ben bu dünyaya niye getirildim? Niye yaratıldım? Kimin mülkünde yaşıyorum? Bu çiçekler, binbir çiçek, lâleler, sümbüller, kimin için Cenâb-ı Hak halketti? Bu güzel manzarayı kimin için halketti? Bu binbir türlü sofralar kuruluyor bütün mahlûka, insana kurulan sofra en büyük ihsan. Yolculuğum nereye? Bu geliş niye? Bu gidiş niye? Ve kimin mülkünde yaşıyorum?..”
Demek ki kul, bunun bir idrâki içinde olacak. Ayaktayken, otururken, yanları üzerindeyken, yani hayatın her safhasında Cenâb-ı Hakkʼı unutmayacak. Cenâb-ı Hak bunun bir zıddını da bildiriyor Haşr Sûresiʼnde:
“Allâhʼı unutan, Allâhʼın da kendini unutturduğu kişiler gibi olmayın!..” (el-Haşr, 19) buyuruyor.
Demek ki Cenâb-ı Hak unutulmayacak ki bir yanlış olmasın. Besmele çekerek başlanmaz dedikoduya. Bir çelme takarken, bir yumruk atarken, bir kalbe diken batırırken besmele çekilmez.
Demek bunlar hep, Allah unutulduğu zaman böyle kötü hâller oluyor. Demek ki kul, kalp öyle bir frekansa gelecek ki,
Öyle bir Allah anıldığı zaman titreyecek ki, mâsiyete gitmeye, Allahʼtan uzaklaştıranlara gitmeye kalp gitmeyecek. Nasıl bir, elimizi ateşin içine sokmayız, kalp de kendisini ateşin içine sokmayacak.
اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
(“…Bilesiniz ki, kalpler ancak Allâhʼı anmakla mutmain olur (huzura kavuşur).” [er-Ra‘d, 28])
Dünyada tek, en büyük zevk, en büyük lezzet, kulun Cenâb-ı Hakʼla beraber olması. Bu da işte bir mesâi istiyor. Kalbî merhaleler istiyor.
Bütün Hak dostlarının sözcüsü Mevlânâʼdır, öyle ifade edilir. O, Selçuklu Üniversitesiʼnin (Medresesinin) bütün derslerinin dersiâmı/genel hocası iken, o hâline “hamdım” diyor. Bu kalbî tekâmül neticesinde “piştim” diyor. Kalpten ilâhî ufuklara manzaralar açılıyor. Ondan sonra “yandım” diyor.
Ondan sonra, Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem– Efendimizʼdeki manzaraları seyrediyor;
Velhâsıl, kul, şu içtiği suda bile “Aman yâ Rabbi!” diyecek. Şu suyu bir besmeleyle, hamdeleyle…
Cenâb-ı Hak Vâkıa Sûresiʼnde; “Ya (diyor) Biz bunu tuzlu olarak indirseydik…” (Bkz. el-Vâkıa, 70)
Ne yapardınız o zaman!? Nasıl şu su semâda yıkanıyor? Pis sular, iğrenç sular, kirli sular, nasıl böyle tertemiz Cenâb-ı Hak akıtıyor? Bütün toprak inbât ediyor oradan. Sen de o suyu içiyorsun.
Cenâb-ı Hak demek ki bizden ne istiyor? Hamd istiyor, şükür istiyor. Değişen şartlarda sabır istiyor. Teslîmiyet üzere bir hayat istiyor.
Düşünecek: Sayısız mahlûkat, denizde, karada, denizin her kısmında, görüp göremediği, melekler, cinler vs. şeytanlar… Hepsi Cenâb-ı Hakkʼın “el-Bârî, el-Musavvir” sıfatlarının tecellîsi. Hiçbiri örneği olmadan yaratıldı. Cihazları birbirine uygun olarak yaratıldı.
Bir mahlûkatın yediğini sen yiyemezsin. Onun midesinin kabul ettiğini senin miden kabul etmez. Her sisteme, her yaratılan mahlûka ayrı bir, Cenâb-ı Hak sistem verdi. “El-Bârî” sıfatı, “el-Musavvir” sıfatı. Ayrı ayrı hususiyetler verildi. Bâzı şeylerde zıt hususiyetler. Meselâ bir yılana baktığımız zaman; düz duvara tırmanıyor, ayak yok, kol yok. Ondan insan korkuyor. Derisini alıyor, derisini bir çanta olarak, ayakkabı olarak kullanıyor. Derisi hoşuna gidiyor. Kendisinin soğukluğundan ürperiyor. Bir şiir-i tezad hâlinde. Her şey öyle. Hayır-şer, soğuk-sıcak vs.
Velhâsıl, hep bunlar lûtuf. Cenâb-ı Hakkʼa yaklaşmaya bir Cenâb-ı Hakkʼın lûtfu. İşte asr-ı saâdet insanı yarı vahşî insandı. Kız çocuğunu diri diri gömen bir insan topluluğuydu. Hakkın kaybolduğu çöller kan gölüne çevrilmişti. İşte o insan, nasıl bir faziletler medeniyeti inşâ etti? İnsanın yok kadar bir nutfeden meydana gelmesi, bir ağacın yok kadar bir tohumdan meydana gelmesi, bir hayvanın ufacık bir yumurtadan gelmesi üzerinde uzun uzun tefekkürler başladı.
Sâdî-i Şîrâzî diyor ki: “Bak (diyor), ağaçlardaki bir tek yaprak, mârifetullâha bir divandır (diyor) kalbi olana. Kalbi olmayana ise bütün ağaçlar tek bir yaprak bile değildir.” diyor.
Yine bir Hak dostu: “Âkiller için bu âlem seyr-i bedâyî (diyor), ilâhî azamet, ilâhî kudret akışları, ilâhî nakışları seyredebilmek, kalbin seyredebilmesi; ahmaklar için de (diyor) yemekle şehvettir (diyor) bu âlem (diyor) kendini ziyan edenler için.”
Velhâsıl Mevlânâ Hazretleri bir de insanı burada fâniliğe (fâniliğini tefekküre) dâvet ediyor: Fânîsin! Bir takvimle meydana geldin! Ne kadar ömründe kaç sayfa var bilmiyorsun. Hep bir fânî manzaralar içindesin…
Mevlânâ Hazretleri birkaç misal veriyor: “Sen (diyor) ey (diyor) ilkbahar güzelliğine karşı dudak ısıran, hayran olan kimse (diyor) ilkbaharın güzelliğine. Bir de (diyor) sonbaharın sararmış hâlini gör (diyor). Onun bir soğukluğuna bak (diyor). Şafak vaktinde Güneşʼin doğuşunu görünce, batış zamanı onun ölümü demek olan bir de Güneşʼin batışını gör (diyor). Nasıl o gidince her şey kapkaranlık olur. Bir mehtaplı gecede (diyor), bir bedir hâlindeki ayın on dördü hâlindeki bir (diyor), Ayʼın bir letâfetini seyret (diyor). Bir de (diyor) onun (diyor) ayın sonunda (diyor) erimiş, bitmiş bir cılız hâle gelmiş hâlini gör (diyor). İnsan (diyor), aynı (diyor) bu macerayı yaşar (diyor). Kemâli de cemâli de bitişe mahkum, zevâle mahkumdur. Güzel bir çocuk bakarsın (diyor). Babasının, annesinin, etrafının sevgilisi olur (diyor). Bir de onun (diyor) son anlarını düşün (diyor). Buruşuk (diyor), âciz bir hâle gelmesi, titrek bir gözü olması, elinin titremesi, gözünün sulanmasını seyret (diyor). İşte (diyor), dünyanın (diyor) fânîliğine aldanma!” diyor.
Yine güzel bir misal veriyor: “Bak (diyor) sen yağlı ballı (diyor), yemekler, nefis gıdalar sana sunuluyor (diyor). Sen onu iştahla yiyorsun (diyor). Bir de (diyor), git (diyor), tuvalete bak (diyor). Onların âkıbetini orada, yediğin o lezzetli yemeklerin âkıbetini seyret.” diyor.
Konuşturuyor onları:
“Teressübat sana der ki (diyor): «‒Senin o güzelliğin, tabak içindeki zevk u letâfetin, o güzel kokun nerede şimdi?» der.
Cevâben teressübat der ki cevâben: «‒O saydığın şeyler gonca idi. Ben de kurulmuş bir tuzaktım, benim vücudum. Sen gelip benim tuzağıma düşünce, gonca eridi, soldu. İşte gördüğün, bu kokulu, iğrenç bir pisliğe döndü.»”
Böyle misaller verir. Mevlânâ da diyor ki, daha çok sayar: “Bütün bunların ilk ve letâfetli hâllerine bak (diyor). Bir de onların ne hâle geldiklerine bak. Onun için dünyanın hiçbir şeyine aldanma (diyor).
Yine senin bu gönlün (diyor), bir (diyor) şeydir yani misafirhanedir. Hiç kimse bir misafirhaneye gelen bir misafirin orada devamlı kalacağına ihtimal vermez (diyor). Muayyen zaman kalacak, yoluna devam edecek. Senin de gönlün (diyor) bir misafirhane hükmündedir (diyor). Elemler bir misafirdir (diyor). Dün vardı bugün yok (diyor). Sevinçler (diyor) dün vardı bugün yok (diyor). Onun için fâniliğe aldanma (diyor), Bâkîʼye doğru (diyor), Cenâb-ı Hakkʼa doğru (diyor) takvânı artır (buyuruyor). Kim ki (diyor), nefsine esir olmaktan, mecazlara gölgelere aldanmaktan kurtulmuş ise, Allâhʼa o kadar yakındır.
Ey insan (diyor), sana (diyor) iki tane diyor zıt ses gelir (diyor). Acaba senin (kulağın) hangisine doğru istidatlı (diyor). O seslerden biri seni Allâhʼa yaklaştıran bir sestir, takvâya. Diğeri de seni nefsânî arzulara yaklaştıran diğer sestir (diyor). Sen (diyor) takvâ sesine eriştin mi (diyor), o (diyor) nefis şeyinden -o sana iğrenç gelir- ondan (diyor) kendini sıyırırsın (diyor).
Ne mutlu (diyor) o kimseye ki Hak erlerinin duydukları sesi önceden işitti, kendini takvâya yönlendirdi.”