Beddua Edince O Beddua Bize Geri Döner mi?

817 views
Skip to first unread message

кαяdєşℓєяiмizdєη .

unread,
Mar 31, 2014, 12:30:44 PM3/31/14
to Zahidan
Zahide Kardeşimizin Gönderdiği

<br/><a href="http://oi59.tinypic.com/wl85mh.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Beddua Edince O Beddua Bize Geri Döner mi?

Laneti hak etmen bir kimseye edilen beddua, lanetin o kişiye geri dönmesine sebep olur mu?

Cevap:
Laneti hak etmeyen bir kişiye lanet etmek lanetin o kişiye geri dönmesine sebeptir

"Kul herhangi bir şeyi lânetleyince, lânet semaya çıkar, ama önünde sema kapılarını kapanmış bularak geri döner, arza iner. Sağa sola gider, gidecek bir yer bulamazsa lânet edilene uğrar. O buna ehilse mesele yok, değilse, lâneti yapana döner." (Ebu Davud, Kütüb-i Sitte)

Hz. Ebu Zerr (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki: "Bir kimse diğer bir kimseyi fıskla veya küfürle itham etmesin. Aksi takdirde, itham edilen arkadaşında bunlar yoksa kelime kendine döndürülür." (Buhârî)

Ebu Talib'in oğlu Hazret-i Alî'nin (ra) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Lanet edenlere lanet olunmuştur.” (Edeb’ül Müfred)

Kavilerden Mervan demiştir ki: “Bu lanet olunmuşlar, insanlara lanet okuyanlardır.” (Edeb-ül Müfred)

Hadis-i Şeriflerden açıkça anlaşılacağı üzere laneti hak etmeyen bir kişiye lanet etmek lanetin kişiye geri dönmesine sebeptir. Peygamber Efendimiz (asm) müminlere beddua etmeyi yasaklamıştır Peygamberimiz (asm) müminlere beddua etmeyi yasaklamıştır. Kendisi müşrik olanlara bile beddua etmekten kaçınmıştır.

Hz. Cabir (ra) anlatıyor: Resulullah (asm) buyurdular ki: “Nefisleriniz aleyhinde dua etmeyin, çocuklarınız aleyhinde de dua etmeyin, hizmetçileriniz aleyhinde de dua etmeyin. Mallarınız aleyhinde de dua etmeyin. Ola ki Allah’ın duaları kabul ettiği saate rast gelir de, istediğiniz kabul oluverir.” (Ebu Davud)

Burada yasaklanan “aleyhe dua” dan maksat dilimizde beddua dediğimiz şeydir, yani kötü temennide bulunmaktır. Kişinin kendisi için, “Gözlerim kör olsun”; evladı için, “Allah canını alsın”; malı için, “yok olsun ateş olsun…” gibi sözler sarf etmesidir. İnsanlar çoğu kere bu çeşit sözleri çok samimi olmaksızın, bir dil alışkanlığı şeklinde sıkça kullanırlar. İşte bu hadiste, Resulullah (asm), bu hareketin müminlik edebine uymadığını, dilimizi zihnimizi böylesi sözlere alıştırmamamız gerektiğini ders veriyor. Bu sözlerin Cenab-ı Hakk’ın duaları kabul ettiği bir ana rastlayacak olursa, pek samimi olmadan yapılan bu duaların bed (kötü) akıbeti ile karşılaşılabileceğini belirtiyor. Bir başka hadiste dualara meleklerin “amin” demeleri sebebiyle kişinin kendisi için hayırdan başka bir temennide bulunmaması tavsiye ediliyor:

“Kendiniz için sadece hayır dileyin. Zira melekler, dualarınıza “amin!” derler. (Kütüb-i Sitte)

İbnu Mes'ud (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki: "Mümin ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayâsızdır." (Tirmizî)

Semüre İbnu Cündüb (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki: "Birbirinize, Allah'ın laneti, Allah'ın gadabı ve cehennem temennisiyle bedduada bulunmayın." (Ebu Davud, Tirmizî)

Dinimiz müminleri birbirlerine kardeş kılmıştır. Ayette "Müminler birbirlerinin kardeşleridir" (Hucurat, 10) buyrulmuştur. Dili, rengi, içtimâî seviyesi, maddî durumu ne olursa olsun birbirlerinin kardeşi olan müminler bir bedenin azaları mesabesindedirler ve dayanışma içinde olmaları gerekir. Birbirlerine dua edecekler, rahmet okuyacaklar "Ey Rabbimiz, beni, annemi, babamı ve müminleri hesap günü mağfiret buyur" (İbrahim, 41) diyeceklerdir. Şu halde birbirine karşı ahlakı bu olması gereken mümin, mümin kardeşine nasıl bedduacı olur, lanetçi olur? Mümin kardeşe lanet, kişinin imanıyla, ahlakıyla ters düşmesi, tezat içinde kalması Allah'a ve Resulü’ne karşı gelmesi demektir. Hele âlemlere rahmet olarak gelen peygamberin lanetçi olması hiç düşünülemez. Bu sebeple Resulullah (asm), beddua etmesi talebini reddederek, "Ben rahmet olarak gönderildim, lanetçi değil" demiştir. Bu hususta da örneğimiz olan Efendimizin yolunda giderek, bilhassa müminlere karşı merhametkâr, sabırlı, bağışlayıcı, hayırhah, hayır dualar edici olmamız gerekir. 
(Kütüb-i Sitte)

Lanet okuyan kimseler şehit ve kıyamet günü şefaatçi olamazlar
Ebu'd-Derda (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki: "Laneti çok yapanlar kıyamet günü şefaatçi olamazlar, şehit de olamazlar." (Müslim, Ebu Davud) Bu hadiste, kıyamet günü müminler muhtaç olanlara şefaatte bulunurlarken, dilinden laneti düşürmeyen kimselerin bu şerefe eremeyecekleri, dolayısıyla yakınlarına şefaat edemeyecekleri belirtilmektedir. Lanetçi müminin şehit olamaması Nevevî tarafından üç ayrı manada izah edilmiştir:

1) En doğru ve en meşhur olanına göre: "Kıyamet günü diğer ümmetler üzerinde, peygamberlerin kendilerine Allah'ın risaletini tebliğ ettiklerine dair şehadette bulunamaz.

2) Dünyada şahidlik yapamazlar. Yani fıskları sebebiyle dünyada şahid olamazlar, şehadetleri kabul edilmez. Zira fasığın şehadeti merduddur.

3) Şehidlik nimetini tadamazlar. Yani Allah yolunda ölemezler. "Şu da var ki, ayet ve hadislerde Allah'ın, Resulü'nün ve meleklerin lanetine müstehak oldukları belirtilenler var. Onlara lanet etmek bu yasağa girmez; zalimlere, Yahudi ve Hıristiyanlara, içkicilere, faiz yiyenlere... lanet gibi. (Kütüb-i Sitte)



<br/><a href="http://oi58.tinypic.com/2jagikn.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>






Tahsin Yazıcı Kardeşimizin Gönderdiği

<br/><a href="http://oi59.tinypic.com/2rmxg5z.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Anlamaya Ne Kadar Talipsiniz?

Aktif Okuma
Aktif okuma, talepkâr ve gereksizlerin ayıklandığı bir okuma türü; pasif okuma ise hiç çaba harcamadan ne veriliyorsa hemen kabul edilen okuma türüdür. Bu yazımızda okurun talepkârlığı nispetinde, okurluk düzeyini daha ileriye nasıl taşırız, sorusuna cevap bulmaya çalışacağız. Okuma sırasında aktiflik arttıkça, okuma kalitesi artar. Okunan şey ne olursa olsun okuma işi bir yorumlama faaliyeti olduğundan, kesinlikle etkin olmalıdır. Pasif bir okuma, okuma olarak anlamlandırılamaz. Gözleri hareket ettirmeksizin ve uyuklar haldeki bir zihin okuma yapamaz.

Kitap okumak ya da bir dergiyi takip etmek, medya araçları karşısında eski gücünü kaybetti, türünden bir değerlendirme yapılıyor. Bu doğru değil. Her ne kadar teknoloji gelişip kitaplar e-kitap, dergiler e-dergi olarak şekil değiştirse bile, onlar yine kitap, yine bir dergi olarak okunmaktadır. Ayrıca okumak, artık sadece metin okumak olarak anlaşılmamalıdır. Bir afişi, reklamı, belgeseli izlemek de okumak olarak anlaşılmalıdır. Çünkü okumak, yorumlamak ve anlamlandırmaktır. Yorumlanabilen, anlamlandırılabilen her türlü şey, okumak olarak değerlendirilmelidir. Bu yüzden aktif okumanın nasıl olacağı sorusuna geçmeden önce, okuma nedir ne değildir, meselesini ele almak gerekir.

Okuma nedir ne değildir?
Pek çok insan, okur ve dinleyicinin yazar ve konuşucudan daha az çaba sarf ederek netice alabileceğini düşünebilir. Ancak bu kesinlikle doğru bir düşünce değildir. Her ne kadar yazmak ve konuşmak aktif bir iş, okumak ve dinlemek daha pasif bir süreç gibi gözükse de gönderici, alıcı ve gönderilen veri üzerinden iyice düşünüldüğünde, bunun doğru olmadığı rahatlıkla anlaşılabilir. Okuma ve dinleme, aktif bir “gönderici” konumundaki birinden, “alıcının”, bir iletişim süreci sonunda “gönderilenleri” yorumlaması, değerlendirmesi ve almasıyla son bulur. Burada yapılan hata alıcının, aktif bir gönderici karşısındaki durumunun yanlış değerlendirilmesidir. Aslında alıcı mahkeme kararını alan biri gibi değil, fırlatılan bir nesneyi yakalayan kişi gibi değerlendirilmelidir.
Şunu belirtmek gerekir ki, nesneyi atan kişi ve onu tutacak olan alıcının başarılı olabilmesi, işbirliği yaptıkları müddetçe mümkündür. Okur ile yazarın ilişkisi de buna benzer. Yazar aslında yakalanamaz olmaya çalışmıyordur. Her ne kadar zaman zaman öyle görünenler olsa bile. Ancak biz okurun metni yorumlaması, tenkit etmesi ve tenkit süzgecinden geçenleri almasını ele aldığımız için, bu mevzuu burada noktalıyoruz.

Aktif bir okumanın püf noktaları
İyi bir okur adayısınız ve sizin bir zihniniz var. Şimdi sizin okuyacağınız bir metinle ilişkinizi düşünelim. Bu metin, size bazı fikirleri ulaştırmak isteyen biri tarafından hazırlanmış bir çalışmayı barındırıyor. Sizin buradaki başarınız talip olma dereceniz ve verilenleri tenkit süzgecinizden geçirerek almanız oranında artacaktır. Satırlar veya sayfalar ilerledikçe yazarın söylemek istediklerini ya mükemmel bir şekilde anlamakta veya anlayamamaktasınız. Eğer anlayamıyorsanız o zaman, okuduğunuz mesele üzerinde biraz daha bilgi edinmeniz gerekir. Eğer okuduğunuz metni rahatlıkla anlayabiliyorsanız, o zaman verilenler sizin eğitim ve kültür seviyenize uygun demektir. Önce okuduğunuz metni anlamadığınız durumları ele alalım. Zor bir metni her insan okur; ancak gerçek manada anlayabilmek o kadar kolay değildir. Okuduğu metni anlayamayan kişi, metni anlayabilecek birinden yardım ister. Bu, yaşayan bir âlim olabileceği gibi, açıklayıcı ikinci bir eser de olabilir. Okuduğu metni rahat anlayabilen kişiyse, aktif okuma tekniklerini kullanarak, anlama seviyesini yükseltebilir. Aktif okuma teknikleri hem anlama seviyesini yükseltmek, hem de metin içerisindeki zararlıları ayıklamak için kullanılabilir.

Hangi maksatla okuyorsunuz?
Aktif okuma tekniğinde, okunan metnin hangi maksatla okunduğuna cevap bularak yola başlanır. Bilgi için mi okumak, yoksa anlayış kazanmak için mi okumak? Neyin okunabilir, neyin okunması gerekli olduğunun bilinmediği karışık bir dönemde bulunuyoruz. Eğer öyle olmasaydı okutulan ve izletilenler hep güzel şeyler olur ve zihinler hep berrak kalırdı. Bu karışık durumda okunan, izlenen metinleri gruplara ayırarak işe başlamak gerekiyor. Öncelikle okunan metin ya da izlenilen görsel malzeme, bilgi mi veriyor yoksa anlayış mı kazandırmaya çalışıyor. Eğer metin bilgi veriyorsa kafa yorulmadan, herhangi bir şaşkınlık ve karışıklık yaşanmadan anlaşılabilir. Türkiye’de çoğu neşriyat, gazete, kitap, görsel malzemeler bu sınıfa girer. Eğer metin anlayış kazandırmaya çalışıyorsa, ikinci defa okunma durumu ortaya çıkabilir. Anlayış kazandırmaya çalışan metin, okurun seviyesinden yüksek olabilir. Böyle metinler ancak daha önce öğrenilen bilgiler kullanılarak anlaşılabilir. Aktif okuma tekniğini kullanırken, bilgi veren metinle anlayış kazandırmaya çalışan metinler birbirinden ayırt edildikten sonra yola, şu soruları sorarak devam etmek gerekir.

Satış mı ikna mı?
Bir reklam metni gibi anlayış kazandırmaya çalışan metinlerde de satış ve ikna durumları vardır. Bilgiyi satış ya da bir fikre ikna da, metin içerisinde karşımıza çıkan çarpıcı cümleler, önceki tecrübelerin bağlantılarının verildiği etkileyici misaller ve duygulara hitap eden tasvirler ve fotoğraflar kullanılır. İkna ve satış tekniklerini metin içerisinde bulmak kolay değildir. Çünkü bazen satışı doğrudan “Bu kitaptaki ilkeleri altı ay uygulayın, sağlığınız yüzde 50 oranında düzelmezse paranızı iade edeceğiz.” gibi cümlelerle karşınıza çıkabilir. Ama bazen “Kitabı okurken her satırında büyülü sırlar buluyormuşum gibi hissettim.” türünden bir cümleyle karşılaşabilirsiniz. Bu durumda kitabı alınacaklar listesine yazdığınızı bile fark etmeyebilirsiniz. Aktif okur ikna ve satış cümlelerini yakalamak istiyorsa aldıklarını tek tek kontrol etmesi gerekir. Bu tür metinler genelde kısa olduğu için, anlaşılması daha kolaydır. Ancak nispeten zor olan şeyse, kurgunun genelini yakalamaktır. Çünkü uzun bir metne yayılan kurgunun, tamamı çözülmeden anlaşılması zordur.

Yazar binayı nasıl inşa etmiş?
Metnin temelini oluşturan kurgu, okuru anlam yönünden gütme işlevini görür. Şayet kurgunun tamamının üzerine çıkarak yapılan sorgulamalar olmazsa aktif okur için büyük bir eksiklik olur. Bunu da kolaylaştırmak için metnin iki alanı olduğunu bilmek gerekir.
Biri ön alan, diğeri ise art alan. Yazar, yeni fikirlerini inşa ettiği ön alana, yani sonuç bölümüne kadar, okurun zihnindeki eski bilgileri kullanır. Süreç içerisinde okuru bir yere kadar çeker. Yazarın seçerek getirdiği metinlerle, okurun gözünde bir art alan oluşturulur.

Art alan üzerine kurulan yeni fikirler ise okurun zihninde yeni çizgiler manasına gelir.
Her okur, içinde bulunduğu toplumsal kültürel ortamın niteliğine göre yeni çizgileri anlamlandırır. Aktif okur, genelde anlayış kazandırmaya çalışan metinlerde karşısına çıkacak bu duruma karşı kurgunun tamamını sorgulayarak işe başlamalıdır. Arkasından zihnine gelen yeni çizgilerden kendince doğru olanları bırakır, yanlış yönlendirmeleri ise daha önceki doğrularını kullanarak siler. Yazarın seçtiği materyaller onun fikirlerini birbirine bağlamak için kullandığı araçlar olduğu için okur araçlara fazla takılmadığı müddetçe bu durumla baş edebilir. Aksi takdirde araçlar fikirlere, fikirlerse yeni çizgilerle anlayış olarak kendisine geçer. Burada yeni bir soru ortaya çıkıyor. Yazarın kullandığı materyaller metin içerisinde nasıl yer alır? Bu soru metin analizinin cevabını oluşturur.

En kolay metin analizi nasıl yapılır?
Her metin, okurun hayatını, okurun hayatı da metnin anlaşılırlığını etkiler. Bunu anlayabilmek için okunan metnin iki yönünün olduğunu bilmek gerekir. Metin içi yönü, metin dışı yönü. Yazının türü, üslubu, yazıda kullanılan kelimeler ve diğer anlatım teknikleri yazının metin içi yönünü oluşturur. Metin dışı yönünde ise, eserin içinde oluşturulan şeylerin tarihi süreci, şimdi ve geçmiş hal ile bağlantıları ve okurun hayat birikimleri ile orantılı olarak yapılan yeni yorumlar vardır. Bütün metinlerde bu iki yön sürekli etkileşim halindedir. Yazar, metin dışı unsurları materyal olarak ele alıp, anlatım tekniklerine, sanat ve üslup katarak okura sunar.

Aktif okur, metni analiz ettikten sora materyallerle, anlatım tekniği olan sanat ve üslup malzemelerini birbirinden ayırır. Arkasından materyallerin getirildiği yerlere bakar. Kendi bilgileriyle kurulan bağlantıların doğruluğunu sorgular. Netice olarak karar verme sürecinde bunları tek tek kullanır. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Yazar ve okurlar birbirinden farklıdır. Aynı mevzuu yazan iki yazardan, birbirine çok da benzemeyen iki metin çıkabilir. Aynı metni okuyan iki kişi, o metinden birbirinden çok farklı manalar çıkartabilirler. Ancak bazı yazarlar vardır ki mükemmel bir kontrole sahiptirler. Neyi vermek istediklerini çok iyi bilirler. Ve bu vermek istediklerini eksiksiz ve doğru bir şekilde yerine ulaştırırlar. Aktif okur, pratikler yaptıkça ve kendine göre yeni yollar buldukça bu tür yazarları da yakalayabilir. Önemli olan aktif okurluğu kabul etmek ve metni anlamak için gösterilen çabayı arttırmaktır.

Aktif okurun 3 özelliği
1-
Okumaya, analiz ve tenkit ederek metni  gerçek manada anlamaya çalışan kişi aktif okur olarak kabul edilebilir.

2- Aktif okur, okuyacağı metinden elde edeceklerini düşünerek okumaya başlar. İşine yaramayacak metinlerden uzak durur. Daima faydalanacağı kitaplara öncelik verir. Bunun için güvendiği okurların tavsiyelerini alır, kendisi de okuduğu kitabı tenkit ve tavsiye eder.

3- Aktif okur, okuduğu metni her yönüyle analiz edebilecek kabiliyete sahiptir. Eğer, okunan metin okurun bilgi ve kültür seviyesinde değilse, bu durumda tekrar başa döner. Kendine uygun bir metinle yeniden okumaya başlar, bilgi ve kültür seviyesini yükseltir, yeni hedefler yeni kitaplarla yoluna devam eder.


Ömer Demir

<br/><a href="http://oi58.tinypic.com/2jagikn.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>






<br/><a href="http://oi62.tinypic.com/wk24ap.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Çirkin Kadın Yoktur ama Kendisini Çirkin Yapan Kadın Vardır!
 
Dışarı giderken yaptığı süsünü çoğu kadın evinde yapmıyor. Güzelliğine dışardakilerden çok, evindeki kocasının bakmaya hakkı olduğunu düşünüyorum, haksız olmadığımı da biliyorum! Kadınlar dikkat etmeli, evli olanlar hele daha çok dikkat etmeli. Yağlı saçlar, kirli tırnaklar, sapsarı dişler, uyumsuz ve kirli kıyafetler, pis kokan vücut kimseye yakışmaz hele bir kadına hiç yakışmaz.  Çoğu kadını dışarıdayken görseniz, bir gün de çat kapı evine gidip görseniz ikisinin arasında en aşağı 7 adet fark bulursunuz,
hatta acaba bu falanca hanım değil mi?! diye bile düşünebilirsiniz.

Neden böyle peki?
Çalışan kadınlar dışarıda ve evde çok yoruldukları ve genel manada dışarı giderken oldukça süslü ve topuklularla çalıştıklarından evlerinden rahat etmek istiyorlar. Bir eşofman ve tepede sıkıca toplanmış topuz saç, evde kurtarıcıları oluyor, sabahtan akşama kadar makyajlı ciltlerini ve topukluyla şişen ayaklarını dinlendirmek istiyorlar. Ama çoğu zaman evdeki kocalarını sanırım unutuyorlar. Sabahtan akşama kadar süslü ve bakımlı onlarca kadını gören adam evdeki karısını o şekilde görünce şok etkisi yaşıyor. Ve belli bir zaman sonra dışardaki kadınlarla karısını kıyaslamaya bile başlıyor, doğru mu yapıyor kıyaslamayla?  Tabi ki hayır ama bu kıyaslamaya büyük oranda karısı teşvik ediyor diye düşünüyorum. Çalışmayan kadın da çalışan kadından farksız değil, sabahtan akşama kadar ev işiydi, çocukların bakımıydı yoruldum diyerek evde bakımsız, çoğu zaman da pasaklı bir vaziyette olduğundan aynı durum ev hanımları içinde geçerli. Çalışan, çalışmayan kadın da evinde rahat olmak istiyor, hatta bu rahatlık bazen pasaklılıkla bile birleşiyor, kendilerini çok salıyor evde olduğu zaman kadınlar.

Bir kadın sokakta birisinin görmesini istemediği kılık kıyafetle asla kocasının karşısına çıkmamalı. Bir kadın kocasının kalbine, duygularına hitap edebileceği gibi! gözüne de hitap etmeli. Bir kadın sokaktaki insana verdiği değerden daha fazlasını kocasına da vermeli.

Bir kadın, yağlı bir saçla gezmeye ya da işe gider mi? Cevap belli o zaman kocası içinde aynı şey geçerli olmalı!

Bir kadın, kirli ve bir paçası anyada diğeri konyada olan eşofmanla komşu ağırlar mı? Cevap belli o zaman kocası içinde aynı şey geçerli olmalı!

Bir kadın, üzerine çamaşır suyu dökülmüş bir kıyafetle markete gider mi? Cevap belli o zaman kocası içinde aynı şey geçerli olmalı!

Bir kadın, ter kokmuş kıyafetle bir toplantıya katılır mı? Cevap belli o zaman kocası içinde aynı şey geçerli olmalı!

Bir kadın elaleme gösterdiği bu çabayı kocasına neden göstermez? Ya kocasını değersiz görüyordur, ya da kocasına sana değer vermiyorum hissini vermek istiyordur.

Çirkin kadın yoktur ama kendisini çirkin yapan kadın vardır, bence olay bu!


Gülşah D.Gülşah D.
Gülşah D.

<br/><a href="http://oi58.tinypic.com/2jagikn.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>






<br/><a href="http://oi39.tinypic.com/jv4yyx.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

GURUR CANAVARI
 
Bir varmış bir yokmuş. Ülkelerden birinde  aynı evde yaşayan iki yabancı varmış. Bunlar birbirine çok uzakmış. Birbirlerini dinlemez, birbirlerine bağırırlarmış. Evlilik de bu ikisi için bir OYUNMUŞ,  evliliklerini hiç ciddiye almazlarmış. Oyuncak gibi birbirleriyle oynarlarmış.  Oyuncakları kırılsa  yada bozulsa tamir etmez bir kenara kaldırır yada çöpe atarlarmış. Birlikte hiç de iyi oyun oynayamazlarmış. Hep oyunlarında birinden biri mızıkçılık yapar, diğerini kırarmış. Hem de gözleri de hep başkalarının oyuncaklarındaymış. Kendi oyuncaklarının kıymeti bilmez, hep başkasının oyuncaklarını beğenirlermiş.

Ve bazende oyuncaklarını değiştirmeye çalışırlarmış. Biri arabayı, gemi yapmak, Diğeri bebeğini, uçak yapmak istermiş. Ama ne araba gemi oluyormuş, ne de bebek uçak. Bu sefer ellerindeki oyuncaklarda bozulurmuş sonucunda da hep  mutsuz  olurlarmış hem de çocuklarını mutsuzluklarına ortak ederlermiş.

Oyundan çıkıp bir türlü gerçek hayatı yaşamazlarmış.  Çünkü gerçek hayatı yaşamak, bir şeyler için çabalamak, karşısındakini değiştirmeden mutlu olmak bu ikisine de zor gelirmiş. Zor gelirmiş, çünkü mutlu olmayı istemezlermiş. İsteseler başarabilirlermiş ama inat uğruna mutluluğu ellerinden kaçırırlarmış. Ellerinde sadece gözü yaşlı günler, bağırış çağırışlı kavgalar, huzursuz dakikalar ve mutsuz çocuklar varmış.

Kendileri de bu durumdan memnun değilmiş. Ama evlerinde gurur diye bir canavar yaşarmış.   Bu ikisinin mutlu olmasına  hiç izin vermezmiş. Bu gurur canavarını yüreklerinden uzaklaştıra bilseler pek ala mutlu olabilirlermiş. Ama bu canavar onları öyle ele geçirmiş ki buna izin vermezmiş. Belki bir gün bu canavarı yüreklerinden ve yuvalarından atıp evlerinden mutlu mesut yaşarlarmış.

Gurur canavarından kurtulmak dileğiyle...


Gülşah D.


<br/><a href="http://oi58.tinypic.com/2jagikn.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>





<br/><a href="http://oi61.tinypic.com/4l0pk9.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Kariyer Hırsı Hasta Ediyor

Erkeklerde daha çok görülen seboreik dermatit; metropol yaşamının, tükenmeyen hırsın, yoğun çalışmanın ve stresin bize bir armağanı! Dermatoloji Uzmanı Dr. Deniz Koral; kronik ve genetik bir cilt hastalığı olan, kişilerin yaşam kalitesine ciddi darbe vuran seboreik dermatit ile ilgili bilgiler verdi:
 
Tedavi edilebilir bir deri hastalığı olan seboreik dermatit, bir çeşit yağlı egzama olarak da tanımlanabilir. Yağlanmayla birlikte kepeklenme ve kaşıntıyla seyreden ve yağ bezi sayısının en çok bulunduğu alanlarda meydana gelen iltihaplanmaya seboreik dermatit denir. Seboreik dermatitte, kepekle beraber, saçlı deri, yüz ve gövdede iltihaplı, kızarık alanlar ve kabuklanma oluşur. Vücutta ise göğüs ön yüzünde, sırtta ve hatta göbek deliğinde ortaya çıkabilir. 


<br/><a href="http://oi58.tinypic.com/2jagikn.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages