Çağdaş Literatüre Mütevazi Bir Katkı

312 views
Skip to first unread message

Zahidan Üyelerinden

unread,
Aug 4, 2009, 1:37:16 PM8/4/09
to Zahidan
İlyas Aydın Kardeşimizin Gönderdiği
 
http://img9.imageshack.us/img9/430/212fatihkayaseminer.jpg
 
Çağdaş Literatüre Mütevazi Bir Katkı
 
Fatih Kaya: Bismillah… Şuayb Arnavut hoca, yetmiş yedi yaşında, orta boylu, hafif topluca, beyaz tenli biri… Arab olmadığı belli. Ziyaret için, Cebel-i Hüseyn’deki ofisine gittiğimizde vakit öğleden sonra, ikindiye yakındı. Elini öptürmüyor. Herhalde ramazandan dolayı biraz yorgun... "Yarın sabah saat sekiz buçukta gel, sohbet edelim" diyor. Hemen böyle ayakta tanışırken, Kettânî’nin “ed-Diâme”sinin tahkiki ile meşgul olduğumu söylüyorum. "Oradaki hadislerin yüzde sekseni, doksanı zayıf, uydurma rivayetler!" diyor.  
Hocanın dediği doğru, kitaptaki rivayetlerin birçoğu zayıf, bir kısmı da uydurma. Bu, müellifin kaynaklarından da kolayca anlaşılıyor. Aynı zamanda bu, kitapta sahih veya makbul hadislerinŞUAYB EL-ARNAVUT HOCA bulunmadığı manasına da gelmiyor. "Onunla uğraşacağına Birgivî'nin et-Tarîkatü'l-Muhammediyye'si ile uğraşsana!" diyor. Şimdi başka bir selefî olsa, belki et-Tarîkatü'l-Muhammediyye'ye buğzeder. Gerçi et-Tarîkatü'l-Muhammediyye onların meşrebine de yakın ya…
 
Yine ayaküstü icazetimin olup olmadığını soruyor. "Hocalarımız vesilesiyle bende icazet var" deyince "Benim icazetim yok" diyor: “Daha önce el-Herarî el-Habeşî bana bir icazet vermişti. Onu da sonradan yırttım, attım. Bugün artık insanların ortaya koyduğu eserler onların icazetleridir."
 
Anlaştığımız üzere ertesi sabah sekiz buçuk gibi gidiyorum Şuayb Arnavut Hoca'ya. Müessesetü’r-Risâle, Hoca'ya bir büro açmış… Geniş sayılacak bir kütüphanesi var… Genç araştırmacılar çalışıyorlar. Kitap tahkiklerini burada yapıyorlar. Hoca gelene kadar yaklaşık bir buçuk saat müessese bünyesindeki araştırmacılardan Âdil Mürşid ile sohbet ettik… Kırkbir yaşında genç bir hoca arkadaş. Sonra hoca geldi, başka bir odaya geçtik, yaklaşık üç saat sohbet ettik. Kevserî'yi çok tebcil ediyor. "Kevserî'yi bunlar (selefîler) anlayamaz" diyor. "Hocam eğer İstanbul’a gelirseniz sizi Emin Saraç hocaya götürürüm, Emin hoca Kevserî'nin son talebesidir" deyince hoca memnun oluyor.
 
Biliyorsunuz özellikle Abdülfettah Ebû Ğudde Hocalar gittikten sonra Kevserî'den icazetli belki birkaç Abdulfettah Ebu Ğudde Hoca ve Emin Saraç Hocatalebesi kaldı. İşte bu yüzden Emin Hoca'nın icazeti çok önemli. Zira Zâhid el-Kevserî ile, Mustafa Sabri Efendi ile aramızdaki tek bağ, bundan da öte Osmanlı ile, İslam dünyası ile aramızdaki bağ Emin Saraç Hoca'dır. Böyle olunca her taraftan hocayı arıyorlar, icazet istiyorlar.
 
Çok büyük insanlara yetiştik aslında. Bir kısmıyla görüşmek de nasip oldu. Abdullah Ğumârî 1994 senesinde, Ebu Ğudde 1997 yılında vefat etti… Bunlar büyük ve önemli adamlar. Özellikle son zamanlarda benzerleri az olan insanlar. Bunların icazetine sahip olmamayı büyük bir mahrumiyet sayıyorum. Mustafa Zerkâ, Ebu'l-Hasen en-Nedvî yakın sayılacak bir zamanda vefat ettiler.
 
Şuayb Arnavut hoca normalde de çok munsif bir insan. Anlattığına göre ilk hocası, Şeyh Nâsiruddîn Elbânî'nin babası Nuh Necâtî… Nuh Necâtî ise İstanbul'da Osmanlı medreselerinde okumuş "koyu mutaassıp" bir Hanefî… O kadar ki, namazda ellerini kaldıran Şafii bir imamın arkasında namaz kıldığında namazını iade ediyor. "Üç sene ben de onunla birlikte namazları iade ettim, ama sonra ilim öğrenince bıraktım" diyor Şuayb Arnavut hoca. İkinci hocası ise Vehbi Süleymân Ğavcî el-Elbânî'nin babası Süleyman hoca… Onunla Nâsiruddin Elbânî'nin babası arkadaş. O da İstanbul medreselerinde okumuş… Hanefî… Zaten, oğlu, Şuayb hocanın da arkadaşı Vehbi Süleyman Ğavcî de, şu an hayatta, Hanefi mezhebine bağlı bir âlimdir. İki sene önce Emin Saraç Hocamlarla Şam'a gittiğimizde onu da ziyaret etmiştik.
 
Hoca, "Bu üçümüz; ben, Nâsıruddîn el-Elbânî, Vehbi Süleyman Ğavcî, biz Arnavutluk’tanız, diğer Arnavutlar Kosovalıdır" diyor.
 
Ebubekir Sifil Hoca: Peki Elbânî nasıl olmuş da babasının rağmına böyle bir yol tutmuş.
 
Fatih Kaya: Bir kere yapı müsait. Yani Arnavutlar genelde, yapı itibariyle sert, selefiliğe müsait Nasıruddin_Albânîinsanlar. Babası Hanefî ama, onda da o sert yapı fark ediliyor. Mesela, babasına oğlu Nâsıruddin Elbânî hakkındaki kanaati sorulunca, Şuayb el-Arnavut'un ifadesiyle babası aynen şöyle demiş: “Ben ona beddua etmiyorum. Ama onu hatalı görüyorum. Yaptığı doğru da olabilir, yine de imam olursa arkasında namaz kılmam!”
" أنا لا أدعو عليه، ولكني أراه مخطئا، ولعل الصواب يكون معه، ولكنه إذا انتصب إماما لا أصلي خلفه! "
 
Hoca’ya, hem memleketlisi, hem çocukluğundan beri tanıdığı, babasına talebelik yaptığı Elbânî hakkındaki kendi kanaatini soruyorum. Hoca Elbânî’nin ciddi anlamda fıkıh tahsil etmediğini, meşguliyet ve ihtisasının hadis olduğunu, yayımlanan fetvalarında da birçok yanlışlar olduğunu anlatıyor. "Hadisler hakkındaki değerlendirmelerine itimat edebilir miyiz?" diye sorunca, “Değerlendirmeleri imamlarınki ile uyuşuyorsa evet, değilse senin araştırıp kendi vardığın neticeye bakman lazım, çünkü hataları az değil” diyor. Ben de anlattıklarını yazıp, “Bunları sizin adınıza nakletmek için izin istiyorum” deyince, “Öyleyse otur, yaz!” diyor ve irticâlen biri Elbânî hakkında, diğeri Zâhid el-Kevserî hakkında ilmî-tarihî iki vesika imla ettiriyor. Sonra da, “Bunu bana Amman-Ürdün’de -şu tarihte- Şuayb Arnavut imla ettirdi” diye yazdırıp “Şuayb Muharrem el-Arnavut” imzasıyla imzalıyor. Öyle zannediyorum ki, Ürdün ziyaretinin en büyük kazancı bu iki vesikadır.
 
Zâhid el-Kevserî hakkındaki değerlendirmesinde, onun Hadis, fıkıh, tarih ilimlerinde muhakkik imamlardan olduğunu, zamanında fikrî-ilmî-itikadî sapma içerisinde olanlarla çok ciddi tartışmaların içerisine girdiğini ve yaşadığı zaman diliminde onun seviyesine ulaşabilmiş bir kimsenin bulunmadığını neredeyse kesin bir inançla söylüyor.
 
Sohbet sırasında söz bir ara doktora meselesine geldi. Bana doktorayı bitirmemi, ileride üniversitede görev almam gerektiğini söyledi. Türkiye'nin mevcut üniversite şartlarında üniversitede bulunmak istemediğimi, bazı misaller vererek, üniversitelerde gönül rahatlığıyla içinde bulunabileceğimiz bir ortam bulunmadığını söyleyince "dur sana bir şey okuyayım" diyor. İbn Teymiyye'nin “Iktıdâu's-Sırâti'l-Müstakîm”inden bir bölüm… İbn Teymiyye orada özetle şöyle diyor: "Müslümanların zayıf olduğu yerlerde, mesela dâru'l-harpte bazı yükümlülüklerden taviz verilebilir. Birtakım vazifeler yerine getirilmeyebilir". Tam olarak böyle değil, ama mana olarak bunu ifade eden bir metin okuyor. Yani yaşanılan yer ve şartlar maslahatlar açısından değerlendirilebilir… Öncelikler tesbit edilebilir diyen bir metin…
 
Şuayb hocanın söylediklerinden aklımda kalanları eve döndüğümde oturup yazıyorum. Çünkü Emin Saraç Hocalarla beraber gittiğimiz ve neredeyse Şam’ın bütün âlimleriyle görüştüğümüz o yorucu, yorucu olduğu kadar da nefis geçen Şam seyahatinin notlarını tutmadığım için bazı hatıralar zayi oldu. Gelirken biraz fotoğraf da getirdim.
  
Şu soldaki Şam'ın son Şazelî şeyhlerinden Abdurrahmân eş-Şâğûrî... Şu an Amman’da ikamet eden Amerikalı Nuh Ha Mim Keller'ın da şeyhi. Ortadaki Şeyh Abdürrezzâk el-Halebî, sağındaki ise genç davetçi Habîb el-Cifrî.
Bu, artık Türkiye’de hepimizin tanıdığı Vehbe Zuhaylî.
Suud’da “pazartesi toplantıları”nı düzenleyen Şâkir Hoca…
Bu da o toplantılardan birinin şeref konuğu olan Ekmeleddin İhsanoğlu.
 
Bayram namazını Said Havvâ'nın büyük oğlu Muhammed Havvâ'nın camisinde kıldık. Hutbeyi o okudu. Ürdün Üniversitesinde Kevserî ile ilgili iki çalışmadan birisi onun. Bitirme tezi gibi, küçük bir şey. Onunla da görüştük… Sağ olsun, ilgilendi, Kevserî ile ilgili çalışmasını yollayacağının sözünü verdi.
 
Muhammed Iyd el-Abbasî
Muhammed Îd el-Abbâsî: Elbânî'nin en eski talebelerinden. 1994 senesinde, on iki yıl aradan sonra, Tedmür hapishanesinden çıktığında kendisini Şam’daki evinde ziyaret etmiştim.
 
Abdürrezzâk el-Halebî Hoca, Ebu'l-Hasan el-Kurdî... Kendisi Şam'da talebelere kıraat icazeti veren bir âlimdir. Yanındaki de Abdurrahmân el-Meczûb.
 
Son dönemde yetişmiş en büyük alimlerden Abdülfettâh Ebû Gudde Hoca… Bu resmi görmüşsünüzdür. İmdâdü'l-Fettâh'da var.
 
Bu ise… Bu resmi gördünüz mü? Mustafa Sabri Efendi merhum… Yanındaki de Ali Yakup Cenkçiler Hoca. Kahire günlerindeler...
 

Bu da Endonezyalı talebelerin arasında Zahid Efendi. 1946 yılında Kahire’de çekilmiş bir resim. Bunlar Emin Hocadan alınmış nadir resimler... Ebu'l-Hasen en-Nedvî...

Halil İbrahim Molla Hâtır. Suriye, Deyrazzûr'dan. Şu anda Medîne'de ikâmet ediyor. Birçok eseri var. Mekânetü's-Sünneti'n-Nebeviye adında kıymetli bir kitabı var.
 
Bu da, şu meşhur edib Ali et-Tantâvî.. Seyyid Muhammed bin Alevî el-Mâlikî’nin henüz gençken çekilmiş bir resmi.. Şam'daki Kettânî'lerden: Fatih el-Kettânî ve Taceddin el-Kettânî.. Küreyyim Râcih, Şeyhu kurrâi Dimeşk…
 

Bu fotoğraf ise pek bilinmeyen nadir bir fotoğraf. Birisi Şam’ın eski Şeyhu'l-Kurrâsı Şeyh Hüseyin Hattâb, diğeri ise Şeyh Hasan Habenneke… Bu Hasan Habenneke Suriye’de insanlar üzerinde derin tesir bırakmış, Şâm'ın sâlihlerinden büyük bir kimsedir. Menkıbeleri çoktur. Merhum allame Abdurrahmân Hasan Habenneke'nin babası…
 
Bu da hocaların hocası… Mehmet Savaş Hocamızın, Abdürrezzâk el-Halebî Hoca'nın, Şam'daki bütün hocaların da hocası, Türk talebeler üzerinde büyük emeği olan Şeyh Muhammed Sâlih el-Farfûr. Şam’daki Ma’hedu’l-fethi’l-İslami’nin kurucusu.
Oğlu Veliyyüddîn Farfûr.
 

Bu da, Şeyh Muhammed Nemr el-Hatîb, yüz küsur yaşında. Şu anda Medine’de ikamet ediyor. İnşallah bu sene hacca gittiğimizde ziyaret etmek nasip olur. Muhammed Nemr Hoca Muhammed Bahît el-Mutî‘î'ye talebelik yapmış, Yusuf ed-Dicvi'den icâzetli bir âlim. Mahmud Efendi'yi (Ustaosmanoğlu'nu) de çok severmiş.
 
Bu, Şeyh Abdulganî ed-Dakr. Mu’cemu'n-Nahv adlı kitabı bizde de, yanlış hatırlamıyorsam Kahraman Yayınları tarafından basıldı. Şeyh Dakr'ı Şam’da, Muhacirin’de evinin yanında görmüştüm, sâlih bir kimseydi.


Bu da Abdülfettah Hoca ile birlikte Kevserî'den aynı “sebet”le icazet almış Hamalı Muhammed Ali el-Murad Hoca… Kevserî icazette ikisinin ismini yan yana yazmış, ama Abdülfettâh Ebu Gudde hoca daha yakın bir talebe olduğu için “sebet” onda kalmış.

 
Bu da Said Ramazan el-Bûtî'nin babası Molla Ramazan. Yanındaki ise torunu Muhammed Tevfik. Şamlılar Said Ramazan'ın babası Molla Ramazan'ı çok severler. Bu da altmışlı yıllarda çekilmiş bir Molla Ramazan fotoğrafı.
 
Bu noktada bana Ürdün’de mihmandarlık yapan Muhammed Zahid Gül'den de bahsetmek lazım… Babası eski kitap aşığı bir dostumuz… Zahid şu anda İbn Fûrek'in tefsiri üzerinde çalışıyor. Master tezi de Ebu Ali el-Cubbâî üzerine. Bu aralar Taha Abdurrahmân'ı takip ediyor. Taha Abdurrahman Sorbon mezunu, Faslı bir entelektüel. Zahid’in şu an el-Ma'hedu'l-Âlemî li'l-Fikri'l-İslâmî'nin Ürdün şubesinin başında olan Fethî el-Melkâvî ile, Ürdün’ün içinden dışından daha birçok kimseyle yakın ahbaplığı var.
 
Bu arkadaşın bilgisayarında Hanefi mezhebinin ve diğer mezheplerin birçok fıkıh ve usûl-i fıkıh kitapları Word dosyaları olarak var. Ayrıca birçok yazma eser fotokopileri var… İyi yetişmiş genç bir arkadaş. Amman’da kitap neşri ile uğraştığı bir bürosu var. Bazı kitapları tahkik edip yayımlamış, bazısı da hazır, neşir yolunda… Elinden tutulması, sahip çıkılması gereken bir kıymet bizim için Zahid.
 
Ayrıca Ali el-Hindâvî diye bir arkadaş var. Kevserî meftunu… İyi yetişmiş bir genç hoca. Şu anda “Kâsânî ve “Bedâiu’s-Sanâi'” adlı kitabı” üzerine doktora tezi hazırlıyor. Muhammed Nemr el-Hatib'in, Muhammed Ali el-Murad’ın talebesi. Muhammed Avvâme'den icazetli… Ebu Gudde'nin bazı kitaplarının tashihini yapmış, oğlu Selman Ebu Gudde'nin arkadaşı. Epey sohbet ettik. Arap imlası ile ilgili kitap bakıyordum. Onda Abdulalim İbrahim’in kitabından iki nüsha varmış, sağ olsun birini imzalayarak hediye etti. Bu 1975 yılında Kahire’de basılmış eski bir kitap… Şimdi belki de o kitapları bulmak için Kahire’de kitapçı raflarını epey bir karıştırmak lazım.
 
Orada Elbânî'nin talebeleri Ali Hasan el-Halebî, Meşhur Hasan Selman, Selim el-Hilâlî var. Karşı cephede de Ğumârîlerin talebesi Hasan Sekkâf var. Ziyaretine gittik. Henüz genç birisi. Birçok kitap neşretmiş. Safaâtu'l-Burhân'ı yayımlamış. O da bir Kevserî tutkunu, muhibbi. Kitaplarının birçoğunda Kevserî'den uzun boylu nakiller var.
 
Hadisle, akideyle ilgili çeşitli risalelerini iki ciltte toplamış. Çoğu Elbânî ve talebelerine reddiye… Bunları, “Tenâkuzâtu'l-Elbânî el-Vâdıhât”ı ve başka kitaplarını hediye olarak getirdi. Nesebini, seyyid olduğunu ifade eden “Hasenî” olarak yazıyor. Ama –Allah korusun– Hazret-i Muâviye'ye, Amr İbn el-As’a buğzediyor, söylediklerine göre; hatta tekfir ediyor.
 
Hocaları Ğumârîlerde de böyle –Şiiliğe çalan– bir damar vardır. İçlerinde bu bakımdan en ılımlıları Abdullah el-Ğumârî'dir. Onda bile böyle bir şey vardır. Büyükleri Ahmed el-Ğumârî –Kevserî'ye reddiyesi olan– yaman bir adam… Ciddi bir hadisçi… Söylediklerine göre daha sonra bu kitabı yazdığına pişman olmuştur. Kitap yarımdır, tam değildir. Ama maalesef küçük kardeşi Abdülaziz'in -ki o da iyi bir muhaddistir- Kevserî'ye karşı bir alerjisi olmalı ki kitabın yazmalarını Ali el-Halebî’ye o verdirmiş! Bu Ali el-Halebî, Elbânî’nin talebelerinden müfrit bir tip. Kitabın yazarı Ğumârî'ye de son derece muarız olmasına rağmen, kitap Kevserî aleyhine olduğu için alıp yayımlamıştır.
 
et-Tenkîl bimâ fî Te'nîbi'l-Kevserî mine'l-Ebâtîl” en ciddî Kevserî tenkididir. Onu yazan Abdurrahmân el-Muallimî el-Yemânî iyi bir hadisçidir. Ahmed el-Ğumârî de öyle. Bunun dışında Muhammed el-Arabî et-Tübbânî’nin bir tenkidi var. Bunlar ciddiye alınabilir ama Elbânî'nin talebeleri ciddiye alınmayacak kadar seviyesizce tenkit ediyorlar. Çünkü selefîlerin genel manada Kevserî'den rahatsızlıkları var.
 
Zahid Hocayla ilgili bu kitaplar elimizde olmalı. et-Tenkîl var. Ğumârî'nin kitabı var. Muhammed el-Arabî’nin kitabı var. Bu Ammar Ceydel’in “Şeyhu Ulemâi'l-İslâm el-Kevserî”si var. İkisi Ürdün'de yapılmış master çalışması, diğeri Kahire'de yapılmış doktora tezi 3 tane daha gelecek… Ayrıca bende Muhammed Behcet el-Baytar’ın reddiyesi de var.
 
Bu arada Pakistan-Hindistan’da yapılan Kevserî ile ilgili çalışmalara da ulaşmak lazım. Selmân en-Nedvî Hoca bu hususta bize yardım edebilir.
 
Gelirken biraz kitap da getirdim. Mesela bu "Edilletu mu'tekadi’l-İmam Ebî Hanîfe". Bunu daha önce basılı görmemiştim. Küçük risâleler getirdim ayrıca. Zahid Hoca’nın Muhibbuddin Hatib’e reddiyesi “Safaâtu'l-burhân alâ Safahâti’l-udvân”ı, Abdülazîz el-Ğumârî'nin "kadının imameti"ni konu edinen bir risalesini aldım. Kâsım b. Kutluboğa'nın “Tashih”i ile birlikte basılmış iyi bir Kudûrî nüshası getirdim.
 
Ebubekir Sifil Hoca: "Kudûrî'yi sâlih bir hocadan okuduğun zaman insanın eli genişler" şeklinde bir söz var. Makâlât'ın başında Ahmed Hayri de böyle bir niyetle Kudûrî’yi Kevserî’den okuduğunu söylüyor.
 
Fatih Kaya: Kevserî'nin, talebesi Ahmed Hayri ile yazışmaları, mektuplarına gelince… Ali el-Hindavi’nin naklettiğine göre Ahmed Hayri'nin terekesi Abdülfettâh Hoca'ya intikal etmiş. Zâhid Hoca'dan kalan eşya, kitaplar… Ancak Muhammed Reşid, hocanın Riyad’daki kütüphanesine bakmış, bulamamış. Oğlu Selman da Cidde’de olduğu için mesele tam olarak netleşmedi.
 
Bu sene Allah nasib ederse hacca gittiğimde Muhammed Reşîd’i de görmek istiyorum. Bu Reşîd, Ebu Gudde’nin talebesi… İmdâdu'l-Fettâh'ı yazan… Gayretli, meraklı ve imkânları da iyi olan birisi… Bu yüzden dünyanın neresinde ulaşmak istediği bir bilgi, bir hoca efendi olsa oraya gidebiliyor. Biyografi, tarih, tabakât, alanında bilgi sahibi. Hindistan’a gidip Allame Yusuf el-Bennûrî’nin oğlundan Zahid Hoca ile Bennûrî'nin yazışmalarını almış, yayına hazırlıyormuş. Kevserî külliyatı projesi bağlamında istifade edebileceğimiz isimlerden.
 
Mâkâlât'ın mevcut baskısında 107 tane makale var. Zâhid Hoca kendisi 120 civarında makalesinin olduğunu söylüyor. Eksik makaleler var ve bu makaleler şu anda Kahire’de bir adamın elinde. Ürdün'deki arkadaşımız İyad Ahmed el-Ğavc onlarla uğraşıyor. İnşallah umuyorum yakın zamanda elimize ulaşır.
 
Ali el-Hindâvî diye bahsettiğim arkadaş da dikkatli bir takipçi. Bu arkadaş Kevseri’nin yayımlanan mukaddimelerini de incelemiş. Mukaddimelerden de eksik olanlar varmış. Ayrıca kitaplara düştüğü bazı notlar var. Mesela “Târîhu Bağdâd”ın Hancî tarafından Kahire’de yapılan ilk baskısında ilgili yere dipnot düşmüş Zahid Hoca… Böyle bazı şeyler tespit etmiş… "Hanci'nin o baskısını arıyorsan, o baskı Nâsıruddîn el-Esed'in kütüphanesinde var" dedim.
 
Nasıruddin el-EsedÜrdün gezimizin kazançlarından biri de Nâsıruddîn el-Esed’i ziyaret etmek oldu. Nâsıruddîn el-Esed, Şevki Dayf’ın talebesi, Mahmud Muhammed Şâkir’in evinde yapılan ilim, fikir, edebiyat meclislerinin müdavimlerinden. Üst tabaka edebiyatçılar zümresine mensup. Aslen Hamalı. Mısır’dan evli. Cezîre televizyonunda bu ara hayatı, eserleri, edebiyatçı yönüyle ilgili programlar yapıldı.
 
Evindeki randevumuza yirmi dakika geç kaldık. İçeri girdik, baktık ki hanımıyla beraber her türlü hazırlıklarını yapmış bizi bekliyorlar. Seksen küsur yaşında, zayıf ama dinç, takım elbisesini, iç yeleğini giymiş, muntazam tıraş olmuş, kravatını bağlamış, artık kırlaşmış ortası dökülmüş saçlarını yanlara taramış, her haliyle güngörmüş bir adam bu.
 
Duvarları eski mutlu günleri anlatan aile resimleriyle, vazifeler sebebiyle bir araya gelinmiş devlet adamlarıyla çekilmiş resimlerle, diplomalarla, şiltlerle dolu geniş bir salonda ağırlanıyoruz.
 
Bizi buyur ediyor. Hanımına da gelip oturmasını söylüyor. Uzun bir elbise giymiş, Mısırlı olduğu belli, başı açık bir hanım. El vermeyeceğimizi düşündüğü için el uzatmadığını söylüyor. Nasıruddin Esed de, "İslam’ın kadına fakihlerin verdiğinden daha fazla hak verdiğini!" söylüyor.
 
Sonra, kibar bir üslupla, kendisini nasıl tanıdığımızı, kendisinden ne istediğimizi soruyor. Ben de kendisini ilk önce 1955’lerde Kahire’de yayımlanan Arapça Yazma Eserler Enstitüsü dergisindeki makaleleri sebebiyle tanıdığımı, sonra Mahmud Tanâhî’nin kitaplarında kendisinden bahisler olduğunu söylüyorum ve sohbete başlıyoruz. Şimdi zaman olmadığı için bu sohbetten daha sonra bahsederiz inşallah.
 
Kalkmadan önce hakkında yapılmış iki çalışma hediye etti. Hatıra olması için birisini imzalamasını rica ettim, imzaladı. Kendi kalemiyle yazdığı hayat hikâyesini de imzalayıp verecekti ama elinde bir nüsha varmış. Onu da bir sonraki gün yapılacak Cezîre televizyonuna verecekmiş. "Daha sonra Zahid'le size bir nüsha ulaştırırım" dedi.
 
O ara bayram ziyareti için bir misafir gelince Nâsıruddîn el-Esed'in hanımı zamanı değerlendirmek için bizi hocanın kütüphanesine çıkardı. Kütüphanede 1950’lerde Dâru'l-kütübi'l-Mısriyye'nin çıkardığı o nefis ilk baskılar var!
 
Oradan çıkıp Irak’lı Beşşâr Avvâd Marûf'u ziyarete gidiyoruz. Beşşâr Avvâd tarihte, hadiste, yazma eserler neşrinde allâme bir kimse. Büyük ricâl mecmualarını nefis baskılarla yayımladı. Hangi birini sayayım. Mizzî’nin “Tehzîbu’l-Kemâl” ve “Tuhfetu’l-Eşraf”ını, Zehebî’nin “Târîhu’l-İslam”ını, Hatib’in “Târîhu Bağdad”ını… Bunlar onlarca ciltlerle ifade edilen kitaplar. Sonra “Muvatta”nın iki farklı rivayetini, Tirmizî’nin, İbn Mace’nin “Sünen”lerini vs.
 
Onunla özellikle Hâkim’in “Müstedrek”inin tenkidi, Zehebî’nin “Telhîsu’l-Müstedrek”inin bir ihtisar çalışmasından başka bir şey olmadığı, kendi fikirlerini içermediği, oradaki değerlendirmelerin büyük çoğunluğunun Hâkim’in değerlendirmelerinin aynen nakli olduğu üzerine, Buhârî’nin hadisçiliği, onun ve diğer Sünen sahiplerinin gözettiği şartlar üzerine uzun, nefis bir sohbetimiz oldu. Vakit dar olduğu için şimdilik bu kadarla yetinelim. Allaha emanet olunuz.
 
Vesselamu aleykum ve rahmetullah…
 
 
M. Fatih Kaya
 
 
 
 
http://img241.imageshack.us/img241/7848/472663b15imefkfutz2.gif
 

 
 

--
Üyelikle ilgili sorunlar için iletişim adresi : zahi...@gmail.com
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages