Maneviyat Büyüğü Abdullah bin Mübarek'ten İbretli Örnekler...

333 views
Skip to first unread message

Kardeşlerimizden .

unread,
May 7, 2012, 7:23:13 PM5/7/12
to Zahidan
Tahsin Yazıcı Kardeşimizin Gönderdiği



Maneviyat Büyüğü Abdullah bin Mübarek'ten İbretli Örnekler...

Türk asıllı, çok yönlü alim bir veli olduğu rivayet edilen Abdullah bin Mübarek, 118'de Horasan'da doğmuş, 181'de Bağdat'ın Hit mevkiinde vefat eden değerli bir maneviyat büyüğümüz olarak tarihe geçmiştir. İbn-i Mübarek, İmamı-ı Azam Hazretleri'nden fıkıh öğrenir, diğer tasavvuf büyüklerinden zühd ve takva dersleri alarak tabiinin ileri gelen velileri derecesine yükselir. Çevresine karşı verdiği takva örnekleri, söylediği kitaplık çapta sözleriyle de dikkatleri çeker. Düşündüren bu örneklerden bazılarına kısaca bir göz atalım izin verirseniz.

1- Ziyaretine gelen bir baba yana yakıla çocuğundan şikâyet ediyordu. Şikâyetçi babaya sordu:

-Sen oğluna hiç beddua ettin mi? Evet, canımı sıktığı zamanlarda ettim, dedi.

- Öyle ise dedi, sen kendi elinle kötülük yapmışsın çocuğuna. Çünkü dedi, baba ve annenin çocuğu hakkındaki duası redde uğramaz. Etkisini eninde sonunda gösterir. Resûl-i Ekrem Efendimiz, mübarek dişini kıran kavmine bile: "Yâ Rab, kavmime hidâyet eyle, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar!" diye dua etti, bedduaya asla yönelmedi. Sen de kızdığın evladına böyle sabırla dua etseydin keşke!..


2- Abdullah bin Mübarek, her fırsatta sahabeye hayranlığını ifade eder, onların yürüdükleri yolun tozları dahi başımız gözümüz üstüne, derdi. Bir gün dediler ki:

-"Resûlüllah'ın arkasında atıyla giden Muâviye mi efdâl, yoksa yüz sene sonra gelmiş olan Müceddid Ömer bin Abdülâziz mi efdal?. Hangisini daha üstün görürsün sen?"

Şöyle cevap verdi: "Vallahi, Hz. Muâviye'nin Resûlüllah'ın arkasında giderken atının yuttuğu tozlar dahi Resûlüllah'ı görmemiş olan müceddid Ömer bin Abdüllaziz'den efdâldir!

Şunu da ekledi bu üstünlük gerekçesine:

- Efendimiz (sas) Hazretleri, namaz kıldırırken "Semia'llahü limen hamideh." dedi Muâviye de, arkasından "Rabbena leke'l hamd." diye ekledi. Resûlüllah bu eklemeyi duydu, yasaklamadı ve devamlı söylenmesine izin verdi. Bugün de namazlarımızda Hz. Muaviye'nin yaptığı bu eklemeyi halen okumaktayız. Bu olay bile yeterli delildir, Hazret-i Muviye'nin sonra gelen büyüklerden de büyük olduğuna!..


3 - Abdullah bin Mübarek komşusundan emanet olarak aldığı bir atla Ürdün'e gidiyordu. Yolda biri ona bir mektup uzatarak Ürdün'deki akrabasına vermesi ricasında bulundu. Abdullah bu mektubu almaktan kaçındı: Ben dedi, sadece beni taşıyacağı sözüyle emanet aldım bu atı. Sahibinin haberi olmadan mektup dahi olsa atına başka bir yük yükleyerek emanete ihanet edemem!.


4 - İmam-ı Azam'ı hapse attırdığı söylenen Emevi halifesi Mansur'la Arafat'ta karşılaşınca çekinmeden ikazını yaparak dedi ki:

-Ey Müminlerin Emiri! Şu gözyaşı döken hacıların hepsi de kendi nefislerinin hesabını verememe korkusundan dolayı ağlıyorlar. Sen ise yönettiğin koskoca bir milletin hesabını vermekle mükellefsin, sen ne kadar gözyaşı dökmen gerekiyor acaba hiç düşündün mü?

Bu hatırlatmanın sonunda Mansur'un da ağladığı görüldü.


5 - Abdullah bin Mübarek'in düşünen dostları için söylediği kendi kısa manası uzun sözleri vardır. Bazılarına bir göz atalım isterseniz:

-Eğer gıybet edecek olsam ana-babamı gıybet ederdim. Hiç olmazsa sevabımı onlara vermiş olurum!

- Güzel ahlak, zengine karşı müstağni, fakire karşı mütevazı davranmaktır.

- Kendimi sâlihlerden saymadığım halde sâlihleri severim. Ama kendimi kötülerden saydığım halde kötüleri sevmem!

- Müstahabları yapmakta gevşek davranan adam, sünnetlerde de gevşekliğe düşer. Sünnetlerde gevşekliğe düşen ise farzları ihmale doğru kayar.

-"Nefsini bilen Rabb'ini bilir!" hadîsini tam anlayan insan, sokakta leş yiyen köpeğe arka çıkmaktan utandığı gibi, kendine kötülük yaptıran nefsine de arka çıkmaktan utanır.

-Nice küçük amel niyetle büyür, nice büyük amel de niyetle küçülür! Mesela, yoksula tek ekmeği gizlice veren adamın sevabı bir fırın ekmek vermiş gibi büyür, bir fırın ekmeği ilan ederek veren adamın sevabı ise tek ekmek vermiş gibi küçülür!.


Ahmed Şahin



"http://img14.imageshack.us/img14/8572/imzaew.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.










Kısmet Olmayanı Kim Verebilir?

Ey hırs yüzünden rüsva olan! Yeryüzünde yaşayanlar bir araya gelse sana kısmet olmayanı veremezler. Hangi yiğit kısmetinde olmayanı sana takdir edebilir? Hak Teâlâ sevdiği kulların safiyetini arttırmak için onları ufak yollu imtihan eder. Bu sebeple o kullar ebedî bir çekinme ayağı üstünde dururlar. En çok korktukları şey, hâllerinin kötülüğe çevrilmesi ve iyi olmayan hâlin gelmesidir. Bir emniyet duygusu gelince üzülürler, çünkü hemen nefisleri ile çekişme yoluna koyulurlar. Nefsi, yaptığı işlerin her zerresinden hesaba çekerler. Hak o kulları öz varlığına yerleştirdiği an uçarlar. Verdiği zenginlik kadar ihtiyaç beyan ederler. Korkuları, dışta ne kadar yok görünürse görünsün, yine de korkarlar. Hattâ, daha çok korkuya alışıktırlar. Şayet onlara bir sükûn hâli gelecek olsa, yerlerinde ne kadar sağlam kalacakları belli olursa olsun, yine de korku onlarda esastır. Hak onlara ne kadar verse, yine de “Yeter!” demez, durmadan almak isterler.

Her gülüşleri bir ağlamanın eseridir. Herkes onları ferah görür, ama onlar ferahı buldukça içinde üzüntüyü ararlar. Hak’tan gayri her şeyin değişmekte olduğunu bildikleri için korkar ve sonlarını düşünürler. Son demlerinin imansız geçmesi korkusu, onlara en büyük korkuyu verir. Bu olmayacak iş değildir. Bunu onlar da bilir. Hak Teâlâ dilediğini yapar, yaptığı işten O’nu kimse sorguya çekemez, ama kendileri daima mesuliyet altındadır.

Ey gafil, senin hâlin nicedir? Her an isyan bayrağı çeker, Hakk’a muhalefet edersin. Sonra da her hâlinin emniyette olduğunu söylersin. Bu ne iştir? Yakında ümitlerin boşa çıkacak, emin hâlini korku sarmış bulacaksın. Bu genişlik hâlin de kalmayacak, darlık olacak. Sağlığına güvendiğin için de bir garip hastalığa tutulacaksın. İzzetin kaybolacak ve zillet gelecek. Tahtın çökecek, yüksekten alaşağı edileceksin ve zenginliğin elden gidecek, fakir olacaksın. Sana şunu anlatmak isterim: Bilmelisin ki, dünyada Allah’ın azabından emin olduğun kadar öbür âlemde korku bulacaksın. Bu âlemde ondan çekinip hata işlemediğin kadar orada emniyet hâli bulacaksın.

Lâkin sizler hiç bir şey değilsiniz. Dünyanın kötü denizinde yüzmektesiniz. Gaflet uykusunun en alt köşesinde kalmaktasınız. Şüphe yok ki, yaşamanız vasat bir insan yaşayışı değildir. Hayvanî bir yaşama hâline benzer. Yemek, içmek, kadın almak ve uyumaktan başka bir şey bildiğiniz yok. Hakiki kalp sahipleri yanında hâliniz aşikârdır. Hırsla dünyaya sarılmanız, rızkınızı uygunsuz yollardan aramanız, sizi Hak yoldan perdeledi, O’nun kapısını göremez etti. Ey hırs yüzünden rüsva olan! Neden böylesin? Yeryüzünde yaşayanlar bir araya gelse sana kısmet olmayanı veremezler. Hangi yiğit kısmetinde olmayanı sana takdir edebilir? Hırsı içinden at, kısmetinde olan şey için hırs atına binme. Kısmetinde varsa hırsın boş, yoksa yine boş. Aklı başında olan, elinden gideceği mukadder olan şeyi niçin zorla kapmayı düşünsün? Ve nasıl olursa olsun elinden çıkacak şey için uzun boylu yorulman neye yarar ki?

(Fethu’r Rabbani / Abdülkadir Geylani)




"http://img14.imageshack.us/img14/8572/imzaew.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.










Muhyiddin-i Arabi’den Altın Tavsiyeler
 
Allah’ın takdir ve kazasıyla olan iman, Allah’ın katında ibâdetlerin en yücesi ve kurbatın en yakınıdır

Rasûlullah (s.a.v.) buyuruyorlar ki: “Ey Ümmeti Ashabım! Siz ilmin çok, soranın az bulunduğu bir devirdesiniz. Şimdi, sizin amel etmeniz ilim yapmanızdan efdâldir. Ancak öyle bir zaman gelecek ki, o zaman ilim yapanlar az, soru soranlar ve câhil hatipler çok olacak. İşte o vakit; sizin ilim yapmanız amel etmenizden efdaldir.”
Kur’an gereği hayatını düzenleyenler Allah’ın koruması altında olurlar.
Hazreti Ahmed Aleyhisselâm’ın sünnetleri dinin bizzat kendisidir.
Alçalmada yücelik olmasaydı, yüzlerimiz, görüneni gözler ile aramakla alçalmazdı. İşte bundan dolayı Allah bize, secde etmemizi emr etti.
O halde, biz de Hakk’ı hem ulvî hem de süflî olan her şeyde müşahade ederiz.
Hak, bir takım icatlara bizleri alet ettiği için bizler dişileriz.

“Siz Beni zikrederseniz Ben de sizi zikrederim” (2/152) buyuruyor.
Bu da; Allah, kendi zikrini, kulun zikrine cevap kıldığına delâlet eder.
Allah (c.c.) Hadis-i Kudsî’de şöyle buyuruyor:
“Kulum Beni zikrettiğinde Ben kulumla beraberim. Şayet kulum Beni nefsinde zikrederse Ben de onu nefsimde zikrederim. Şayet Beni cemaatle zikrederse Ben de onu daha hayırlı bir cemaatte zikrederim.”
Dolayısıyla biz de şöyle vasiyet ederiz:
Zikirlerin en yücesi; Allah’ı her halde (yatarken, gezerken, otururken, bir başka işle uğraşır gibi) dâim zikretmektir.

Taatın karıştığı günaha istiğfar ve tevbeyi izafet edersen o günah, taat üzere taat ve yakınlık içinde yakınlık olur.

Allah’ın takdir ve kazasıyla olan iman, Allah’ın katında ibâdetlerin en yücesi ve kurbatın en yakınıdır.
Allah’ın kula olan yakınlığı için mizana ihtiyacı yoktur.
Senin ilk hilafetin kendi zâtına olan hilâfetindir..
Sen, beden memleketinde O’nun halîfesisin..
O’nun sana olan yakınlığı, senin O’na olan yakınlığındır.

Salih ameller yapamasan da, nefsini salih ameller işlemeye daima zorla!
Hadis-i Kudsi’de Allah Azze ve Celle şöyle diyor:
“Kulum bir iyilik yapmaya niyet ederse işlemediği müddetçe bunu kendisi için bir iyilik olarak yazarım.”

İmtihanın en büyüğü; kadın, mal, evlâd ve mevki fitnesidir. Şükür, verilen bütün nimetlerin Allah’tan olduğunu bilmektir

İmtihanın en büyüğü; kadın, mal, evlâd ve mevki fitnesidir.
Şükür, verilen bütün nimetlerin Allah’tan olduğunu bilmektir.
Hak, insan-ı kâmil’in sûretini kendine ayna kılmıştır. Zira bir şey ona bakana ayna olursa, ona temaşa eden kendinden başka bir şey görmez. Dolayısıyla kişi kadına olan şiddetli muhabbet ve meylinden dolayı, kendisini onda görürse kendi sûretini görmüş olur.

Muhabbetle benzerin bir şahsı seversen ve o şahsın sevgisinden Allah sevgisini müşahede edersen, sen Allah’ın sevdiği kimselerden olursun. Böylece de bir imtihanın hakikatte senin için bir fitne olmayıp, bizzat hidâyet olduğunu görürsün.

Kadınların sevgisinden Allah sevgisine yönelmeye vesile olacak bir başka tarz şudur: Dişiler her türlü emsal ve ayanların zuhura gelmesi için infial ve oluşum yerleridir.
İnsan-ı kâmil mutlak sevgi ile kayıtlı sevgiyi bir arada cem edendir. Mutlak sevgiye misal, Allah Resûlü’nün şu hadisidir: “Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Bunlardan biri kadınlardır.”
Zikrettiğimiz dört fitneden ikincisi, riyâset diye tabir edilen, mevkî sevgisidir. Riyâsetin mânâsı hükümleri infaz etmektir. O’nun emri, bir şeyi dilediği zaman, ona ancak “ol” demesinden ibarettir. O da oluverir. (Yâsin- 36/82).

“Kün feyekûn” emrinden daha ziyade infaz edici bir hüküm olamaz. Öyle ise, riyâseti Allah’ın riyâseti ile olanın riyâseti en yüce riyâsettir. Riyâseti Allah ile olan kul, Allah’ın riyâsetinin bekâsının aynını kendi bu geçici riyâsetinde görür ve riyâsetinin gerçekleşmesi esnasında Allah’ın riyâsetinin emsalsiz olduğunu bilir. Artık o kula, “Abd’un Rabbun” denir. Yani o reis olması itibariyle, Mâlik mânâsına gelen “Rab” ve Allah’a kul olması itibariyle “Abd” olmuştur. Allah Teâlâ’ya ise; mutlak Mâlik mânâsına gelen “Rab” denir. “Abd” denilemez. Binaenaleyh, kul da bu itibarla cem’iyet, Allah Teâlâ’da ise ferdiyet ve Vahdet vardır. (Riyaset=Reislik, bir işi idarede başta bulunmak, başkanlık).

İnsanın imtihan edildiği dört fitneden üçüncüsü mal sevgisidir. İnsanın yaratılışında mala karşı meyli bulunduğundan dolayı, mala meyl kökünden türetilen mal kelimesiyle isim verilmiştir. Mal sevgisi, hidâyet veya dalâletin gerçekleşmesine vesile olacak imtihanın sebebidir. Artık arifler, malı Allah’a ödünç vermelerinde sadakanın Rahman’ın eline düştüğünü görürler ve o ödünç vesilesiyle Rahman’ın kullarına malı sunma vuslatı gerçekleşir. Allah Teâlâ mal ile ve malı onlardan istemekle kulları imtihan etti.

Hadis-i Kudsi’de Allah, kendisini servet sahibi olanlarda ihtiyacını arz eden kulun yerine koyarak; “Ey Ademoğlu, Ben senden su istedim sen Bana su vermedin ve Ben, senden yemek istedim, sen Bana yemek vermedin” buyurdu.

O fitnelerden dördüncüsü evlâd sevgisidir. Çocuk, babasının sırrı, ciğerinin bir parçası ve ona eşyanın içinde en yakın olduğu için evlâd sevgisi kişinin aslında kendisini sevmesidir. Dolayısıyla Allah, kişiyi kişinin nefsinden çıkan parçayla, Allah’ın emirlerine riayet edip etmemesi hususunda imtihan eder. Hz. Rasûlullah’ın kızı Hz. Fatıma hakkında, “Eğer Muhammed’in kızı Fatıma da hırsızlık yaparsa onun da elini kestirirdim” buyurması delâlet eder ki, Hz. Rasûlullah’ın Hz. Fatıma’ya olan sevgisi herkesin malumudur.



"http://img14.imageshack.us/img14/8572/imzaew.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages