You do not have permission to delete messages in this group
Copy link
Report message
Show original message
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to zah...@googlegroups.com
PERTEVNİYAL VALİDE SULTAN VE KEDİCİK
Sultan II. Mahmud'un eşi ve aynı zamanda İstanbul Aksaray’daki Valide
Camii’ni yaptırmış olan Pertevniyal Valide Sultan vefat ettiğinde,
kendisini salih bir kimse rüyasında güzel bir makamda gördü ve sordu:
“– Yaptırdığın bu cami dolayısıyla mı Allah seni bu makama yükseltti?”
Pertevniyal Valide Sultan:
“– Hayır.” dedi.
O salih zat şaşırarak:
“– O halde hangi amelinle bu mertebeye ulaştın?” diye sordu.
Valide Sultan şu ibretli cevabı verdi:
“– Çok yağmurlu bir havaydı. Eyüb Sultan Camii’ne ziyarete gidiyorduk.
Yol üzerinde kaldırım kenarında oluşan su birikintisi içinde küçük bir
kedi yavrusunun çırpındığını gördüm. Faytonu durdurdum; yanımdaki
bacıya:
«– Git hemen şu kediciği al, yoksa zavallıcık boğulacak!..» dedim.
Bacı ise:
«– Aman Sultanım! Senin de benim de üstümüz kirlenecek.» deyip getirmek istemedi..
Ben de onu kırmamak için hemen arabadan inip çamurun içine girdim ve o
kedi yavrusunu kurtardım.. Kedicik tir tir titriyordu.. Acıdım ve onu
kucağıma alıp, iyice ısıttım.. Çok geçmeden zavallıcık canlanıverdi..
Allahu Teala bu yüce makamı, işte o kediye olan bu küçük hizmet ve
merhametimden dolayı bana ihsan eyledi.”
ÇANAKKALE SAVAŞINDA OSMANLI ŞEHZADELERİ
Ecdad-ı Muazzamlarının (ulu atalarının) eser-i celiline (büyük
eserlerine) hasr-ı hayatla (hayatlarını vakfederek) Ordumuzda bi'i-fiil
hizmet eden Şehzâdelerimiz:
1-Sahra Topçu Binbaşı Abdurrahim Efendi 2-Süvari Yüzbaşı Osman Fuat Efendi 3-Piyade Kaymakamı (Yarbay) Abdulhalim Efendi 4-Piyade Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) Ömer Faruk Efendi
5-Mülazım-ı Sâni (Teğmen) Şerafeddin Efendi 6-Süvari Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) Ahmet Nureddin Efendi
Ünlü Fransız yazar ve gezgin Gerard de Nerval, defalarca geldiği İstanbul'da, mezarlıklar için şöyle demektedir:
"Boğazda son derece güzel ve serin bir yerdeyiz. Buranın bir mezarlık
olduğunu söylememe gerek yok sanırım. İstanbul'un bütün güzel yerleri,
gezilecek ve zevk alınacak sahaları mezarlıklardır."
Osmanlı Mezarlıkları, her bakanın rahatlıkla görebileceği konumlarıyla, çevrelerinde yaşayan
tüm insanlara bu dünyanın geçiciliğini, kalınacak asıl yurdun buralar
olmadığını fısıldamaktadırlar. Osmanlı toplumunda hayat ölümle o kadar
iç içedir ki, kişiler evlerinin önlerindeki bahçelerine, ya da her gün
gittikleri camilerinin bir köşesine bile gömülebilmektedirler.
Şehir ve hayatla içiçe geçmiş olan bu mezar taşları İstanbul'a büyülü
bir hava katarken insanlığa da kim bilir neler neler fısıldamaktadır..
OSMANLI TAŞBASKI HİLYE-İ ŞERİF SİLSİLE
Üst kısımda, dıştan içe doğru, en dış yapraklarda sağda ayetler, solda
hadisler, iç yapraklarda peygamber silsileleri, en ortada ise, üstte
Osmanlı sancak arması ve altında ise Hilye-i Şerif bulunmaktadır.
Alt kısımda ise, cennet ile müjdelenmiş sahabelerin isimleri ve
nerelerde yattıkları, en altta da İstanbul’daki sahabelerin isimleri ve
nerelerde yattıkları yer almaktadır.
OSMANLI ISTANBULU, 1710
Osmanlı ordusunun harp gücünü Mareşal Montecuccoli, birçok Batı diline
çevrilerek klâsik olmuş Tabiye isimli kitapta şöyle anlatıyor:
"Osmanlı Devleti o derecede kudretli ve kuvvetlidir ki, çok sayıda,
mükemmel eğitim görmüş askerlerden müteşekkil ordusu, her an harbe
hazırdır. İstenildiği anda yürüyüşe geçebilen bu ordu, her zaman emre
âmadedir. Ordunun yürüyüşe başladığını
daha düşman öğrenmeden Türk ordusu, muharebe sahasına girmiştir. 1660
yılında gemilere manda ve öküzleri koşup Tuna yoluyla Belgrat'a,
Osiyek'e, Budapeşte'ye Türklerin çektirdikleri gemiler ve taşıdıkları
yiyecek ve ağırlıklar tarif edilemez, akıl almaz. Gerek ordu yürüyüşünü,
gerekse ağırlık naklini Osmanlılar, bütün hileleri kullanarak
saklarlar. Düşman casuslarına dâima ters hedef verirler. Her seferindeki
hileleri de, bir öncekinden farklıdır. Nitekim herkesi Venedik seferi
yapacaklarına inandırıp birden Transilvanya'da görünen Türk ordusu,
şaşkınlık doğurmuştur. Malta'ya gideceklerini yayıp Girit'e sefer
etmeleri de böyledir. Osmanlı ordusundaki her çeşit san'at erbabı
işçinin sayısı, şaşılacak kadar çoktur. Kılavuzları ve casusları da
çoktur. Ordunun büyük ağırlıkları ve topları bulunduğu için nakliyeye
ehemmiyet verilir. Diğer milletlerin tahammül edemedikleri, takat
getiremedikleri meşakkatlere Türk ordusu alışıktır. Çok iyi siper ve
tabya yaparlar. Ordunun yürüyüşü fevkalâde sür'atlidir. Bizde 'Türk'te
ayak kurşundan ve el demirdendir.' atasözü meşhurdur. Türk askeri
cesurdur."
ŞEHZADELER ŞEHRİ MANİSA VE ORTASINDAKİ SARAY-I AMİRE
Eski adı Saray-ı Amire olan Manisa Sarayı günümüze ulaşamayan
güzelliklerimizden biridir. Saruhan Beyliği döneminde Manisa başkenttir
ve bir saray olarak yapılmıştır Saray-ı Amire. Bugünki şehir merkezinin
bile büyük bir bölümünü kaplayacak kadar da büyüktür. Hatuniye
Camii, Hükümet Konağı ve Emekliler Parkı gibi yapıları da içine
almaktadır. Osmanlı döneminde 2. Murat sarayı yeniden yaptırır, Fatih
Sultan Mehmet ise sancak görevinde bulunduğu, onun öncesinde ise burada
yetiştiği sarayı genişletir.
Saray, özellikle Osmanlı’nın
yükselme döneminde büyük önem arzeder. Ve bazı kaynaklara göre Topkapı
Sarayı’ndan sonra gelir. Çünkü Manisa, imparatorluğun merkezi İstanbul’a
en yakın sancaktır aynı zamanda. Ve taht hayaliyle yetişen
şehzadelerin, tahttan önceki son durağıdır.
Manisa Sarayı, III.
Mehmet döneminden sonra şehzadelerin İstanbul dışına çıkışlarının
yasaklanması ile eski önemini yitirir. Manisa’nın sancaklığı kalmamış,
saray ise misafirhane haline gelmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında
sarayın ahşap olan bölümleri yanmıştır. Savaş sonunda İzmir’e yakıp
yıkarak kaçan Yunan ordusunun sebep olduğu meşhur Büyük Manisa
Yangını’nda ise şehrin çok büyük bölümüyle birlikte Saray-ı Amire’nin
yine bir kısmı yanmış, bir kısmı ise kaderine terk edilmiştir. Saraydan
bugüne kalan tek yapı ise Fatih Köşkü denen kısımdır. Bir kuleyi andıran
Fatih Köşkü bugün Kızılay Manisa Şubesi olarak kullanılıyor.
Geriye kalan ne varsa soluktur şimdi, Titreyen kandiller gibi sönmek üzeredir..
1915'deki
Bir İngiliz Yayınında Çanakkale'de Savaş Sırasında Sokak Kedilerini
Besleyen "kind-hearted" (iyi kalpli) Şefkatli Osmanlı Halkı..
Avukat Guer, Osmanlıların hayvanlara bakışını şöyle anlatır: "Müslüman
Türk’ün şefkati hayvanlara bile uzanmıştır. Bu hususta vakıflar ve
ücretli şahıslar vardır. Bu şahıslar, sokaklardaki köpek ve kedilere
ciğer dağıtırlar. Verilenlere alışmış olan hayvanlar da, besicilerin
şefkatli seslerini o kadar iyi tanırlar ki, işitir işitmez hemen yanına
koşmakta hiçbir kusur etmezler. Kasapların da her gün belirli miktar
kedi ve köpek beslemeleri alışılmıştır."
"Türklerin
tabiat güzelliklerine o kadar hürmetleri vardır ki, eğer bina inşa
edecekleri arsada bir ağaç varsa, damlarının en güzel ziyneti saydıkları
bu ağaç için yeterli bir açıklık bırakmak suretiyle binayı inşa
ederler."
(Lady Craven, XVIII. Yüzyıl)
Melzing 16. asırda Osmanlı devleti ile Avrupa’yı şöyle kıyaslamaktadır:
"Kanuni Sultan Süleyman’ın imparatorluğunda adalet hâkim iken Avrupa’da
Charles Quint rüşvetler sayesinde imparator olmuştur. Sultan Süleyman
bir gün Süleymaniye Camii’ni inşa ettireceği arsa üzerindeki bir
yahudinin evini parasıyla istimlâk etmek istedi. Yahudi bu satışa razı
olmadığından Sultan müftüye müracaat etti. Müftünün kararı şu idi:
'Ancak bir mukavele ile Sultan bu evi kiralayabilekti.' Bu karara Sultan
boyun eğmiştir. O, üstelik dünyanın o devirdeki en büyük
devletinin başkanı olarak bir yahudinin ufak evini zorla almazken;
Portekiz kralı yahudilere ‘pogrom’ yaptırıp, ateşte diri diri yakıyordu.
"
SULTAN ABDÜLAZİZ
“Halkımın, huzur ve mutluluğu en büyük emelimdir. Onların canları,
malları ve namusları kanunlarımızla te'minat altındadır, korunacaktır.
Allahü tealanın emirlerinin yapılmasına, yasaklarından kaçınılmasına
çalışılacaktır. Hepimizin saadeti, selamet ve kurtuluşu bundadır. Bu
sebeble İslamiyet'in emirlerinin yapılması, kat'i olarak dileğimizdir...
Devlet malının telef edilmemesi ve
israftan korunması şarttır. Kara ve deniz kuvvetlerimizin nizam ve
intizamları sağlanacaktır. Dost ve müttefik devletlerle,
münasebetlerimizin devamına ehemmiyet verilecek ve önceki andlaşmaların
hükümlerine uyulacaktır. Şunu tekrar edeyim ki, müslim ve gayr-i müslim
ayırd etmeksizin, memleketimde, yaşayan herkes dinimizin emirleri
çerçevesinde adaletle yönetilecek ve herkes adalet önünde eşit muamele
görecektir. Allahü tealanın mülkümüze ihsan buyurduğu huzur ve refahın
her tarafa yayılması, herkesin saadetini gerektirecek gerçek
ilerlemedir. Devlet-i aliyyemizin, İstiklalinin devam etmesi, halkımın
da refah içinde yaşaması en büyük gayemdir. Cenab-ı Hak, Habib-i ekremi
sallallahü aleyhi ve sellem hürmetine cümlemizi muvaffak eylesin...”
"NE ISTERSEN ONU YAP! AMA ALLAH'IN HER ZAMAN SENIN YANINDA HAZIR VE NAZIR OLDUGUNU HIÇ UNUTMA!"