Hayreddin Tokadi Hazretleri

670 views
Skip to first unread message

Kardeşlerimizden .

unread,
Aug 27, 2013, 7:26:36 PM8/27/13
to Zahidan
Tahsin Yazıcı Kardeşimizin Gönderdiği

<br/><a href="http://oi43.tinypic.com/2u5zyo9.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Hayreddin Tokadi Hazretleri

Tarikatı aliyyeden Halvetiye'de mukaddes feyiz zincirinin mübarek halkalarından birini teşkil eden ve aynı tarikatın büyük mürşidlerinden olan Şeyh Hayreddîn-i Tokadı (K.S.) Hazretleri...

BOLU-ABANT BÖLGESİNDE MANEVİ ÇEKİM MERKEZİ HAYREDDİN-İ TOKADİ HAZRETLERİ
Tarikatı aliyyeden Halvetiye'de mukaddes feyiz zincirinin mübarek halkalarından birini teşkil eden ve aynı tarikatın büyük mürşidlerinden olan Şeyh Hayreddîn-i Tokadı (K.S.) Hazretleri, çelebi Halife diye bilinen, zamanının kutbu ve ârifibillâh-ı Şeyh Muhammed Cemalüddin-i Halveti (K.S.) Hazretlerinin yetiştirip, irfan ve tasavvuf âlemine hediye ettiği, Güzel Anadolunun manevî zenginliğini meydana getiren büyük velilerden birisidir.
 
Temiz soy ve nesebi Büyük Müfessir Fahri Razi'ye uzanan ve asil soyundan nice arif âlimler yetişen bu tarikat kutbunu yerinde incelemek gerekir.
 
Hicri 9 ve 10. asırdan itibaren gelişerek İslâm âlemine bir irfan denizi halinde yayılan Halvetiye tarikatının kutlu ve ulu velileri arasında yer alan Halvetiye şeyhi HAYREDDİN-Î TOKADİ (K.S.) HAZRETLERİ'nin hayatını yazmaya, önce Allah'ın Rasûlü (S.A.V.) Efendimiz ile olan zahiri bağlantısını vesikaları ile ortaya koyarak başlamak, "marifet zinciri içerisinde feyz aldığı irfan pınarlarını bir bir göstererek konuya girmek yerinde olacaktır."
 
ŞERİAT, TARİKAT, HAKİKAT ve MARİFET'in yegâne menbaı, varlığın efendisi ve tek ümidi, iki cihanın güneşi, âhır zamanın sultanı ve en büyük şefaatçisi, bütün peygamberlerin imamı, Allahüazîm'üş-şan'ın habîbi, sevgilisi HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.) kıyamete kadar varlığı aydınlatacak olan kutlu zincirin başı, kaynağı ve temeli olarak birinci halkayı teşkil etmektedir.
 
Bu îtibarla, bu mukaddes ve mübarek zinciri şöylece sıralamak gerekir:
 
1 - Evvel gelmişlerin ve sonra geleceklerin efendisi, ulusu, Resülü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri,
 
2 - Hasan ve Hüseyin (R.A.)nın babaları, Hazreti Fatıma (R.A.)nın muhterem Eşi, Allah'ın Resulünün «Onun eti, benim etim. Kanı, benim kamındır.» «Ben ilmin şehriyim. Ali ise o şehrin kapısıdır». buyurarak şanını yücelttiği, Allah'ın arslanı Aliyy'ül Murtaza (R.A.) Hazretleri,
 
3 — Tabiîn devrinin en büyük âlimi ve arifi, aynı zamanda en faziletlilerinden olan Ebü Said Hasan bin Yesar el Basri (R.A.) Hazretleri,
 
4 — Eş Şeyh'ül Elmaî Habib'ül Acemî (K.S.) Hazretleri,
 
5 — Eş Şeyh'ül Kebir Ebû Süleyman Davud bin Nasır et'Tai (K.S.) Hazretleri,
 
6 — Eş Şeyh'ül Fahim Ebû'l Mahfuz Ma'ruf Aliyy'ül Kerhî bin' firûzî (K.S.) Hazretleri,
 
7 — Eş Şeyh'ül Kerim Ebü'l Hasan Sırrı es Sakatı bin Muğlis (K.S.) Hazretleri,
 
8 — Sofiler taifesinin efendisi, ulusu Ebü'l Kasım Cüneyd bin el Muhammed'ül Bağdadî (K.S.) Hazretleri,
 
9 - Eş Şeyh Ebû Ali Ahmed Mimşad ed Dînûri (K.S.) Hazretleri,
 
10 — Ebû Ataullah Muhammed Dînûri (K.S.) Hazretleri,
 
11 — Muhammed Amaviyye bin Abdullah el Bekri (K.S.) Hazretleri,
 
12 - Eş Şeyh Ebû Hafs Ömer Vecîhüddin el Gazi el Bekri (K.S.) Hazretleri,
 
13— Eş Şeyh Ebu'nnecib Ziyaüddin Abdulkadir el Bekri es Sühreverdi (K.S.) Hazretleri,
 
14 — Tarikatı Ekheriyye pîr-i Ebû Reşid Kutbüddin ei Ebheri (K.S.) Hazretleri,
 
15 — Eş Şeyh Rükneddin Muhammed Nehhas (Bakırcı) el Buhari (K.S.) Hazretleri,
 
16 — Eş Şeyh Şihabüddin Muhammed et Tebrîzî (K.S.) Hazretleri,
 
18 — Celvetiye Tarikatının Zahidiyye kolunda pir olan İbrahim Zahid Geylâni (K.S.) hazretleri,
 
19 — Eş Şeyh Sadettin-i Ferğanî (K.S.) Hazretleri,
 
20 — Eş Şeyh Kerîm'üddîn Ehi Muhammed bin Nûr el Halveti (K.S.) Hazretleri,
 
21 — Halvetiye Tarikatinm piri, Ebu Abdullah Siracüddin Ömer bir eş Şeyh Ekmelüddin el Geylânî el Ahcî el Halveti (K.S.) Hazretleri,
 
Halvetiye Tarikatı, bu tarikatın birinci pîri olarak kabul edilen bu zattan sonra gelişmiş, yayılmış cihan çapındaki teyitli devrini başlatmıştır.
 
22 — Eş Şeyh'ül Fani Ehi Emre Muhammed el Halveti (K.S.) Hazretleri,
 
23 — Eş Şeyh Hacı İzzeddin el Halveti (K.S.) Hazretleri,
 
24 — Eş Şeyh Sadrüddin el Hiyevi (K.S.) Hazretleri, Bu zat için mahlas olarak Hiyamî ve Hitamı gibi ibareler de kullanılmışsa da tasavvuf kaynaklarına göre, her iki şeklin de yakıştırmadan ibaret olup, doğru olan mahlasının Hıyavî şeklinde olduğu hususunda birleşmektedir.
 
25 — Halvetiye Tarikatının ikinci pîri olarak bilinen bu taifenin gerçek efendilerinden eş Şeyh Seyyid Celâleddün-i Yahya bin es Seyyid Bahaüddin eş Şirvani el Bakuvî (K.S.) Hazretleri,
 
Bu zatten sonra Halvetiye Tarikatı daha sür'atli bir şekilde gelişerek İslâm Âleminin her tarafına hızla yayılmaya devam etmiştir. Halvetiliğe ait zikir, çile ve riyazat sistemlerini daha çok bu büyük mürşid tesbit etmiş ve ortaya koymuştur.
 
26 — Eş Şeyh Pîr Muhammed Bahaüddin-i Erzincanî (K.S.) Hazretleri,
 
27 — Sahib'üt Tarika eş Şeyh Muhammed Cemalüddin el Halveti (Çelebi Halife) (K.S.) Hazretleri,
 
28 — Halvetiye ulusu, eş Şeyh Hayreddin-i Tokadi (K.S.) Hazretleri.
 
Bu mübarek zincir bundan sonra, devrinin kutbu ve piri Eş Sabânı Velî (K.S.) Hazretlerine intikal edecek, daha sonra da gönülden gönüle, talî kollar meydana getirerek gelişip yayılacaktır. Aynı dergâhın son postnişini bulunan eş Şeyh Muhammed Ataullah Efendi (K.S.) Hazretleri, Allah'ın Rasûlünden î'tibaren devam eden bu altın zincirin 46'ıncı halkasını teşkil eder. Bu zat 1942 senesinde vefat etmiştir, Cenabı Hak bütün pîran hazretlerini rahmetine gark eylesin. Bizleri de açtıkları nurlu, uğurlu ve feyizli yollardan ayırmasın inşallah.
 
Bahse konu olan eş Şeyh Hayreddin-i Tokadî (K.S.) Hazretleri hakkında tasavvuf kaynakları oldukça cimri davranmışlardır. Bütün araştırmalara rağmen şeyh hazretleri hakkında yeterli sayılamıyacak kadar az bilgiyi sadece, iki ayrı kaynakta tesbit etmiş bulunmaktayız. Bu eserlerden birisi Mehmed Hulvî'nin Lemezat adlı eseri olup, diğeri de eş Şeyh şabanı Velî (K.S.) Hazretlerinin halifelerinden Ömer'ül Fuad'i tarafından te'lif edilin, Hicri 1214 senesinde, Kastamonu'da, Vilâleti Celîle matbaasında şeyh Mehmed Saki efendinin delâletleriyle bastırılmış olan Şeyh Şâbâni Velî Menkıbı'dır.
 
Burada şunu da kaydedelim ki, Lemezat'daki beyanlarla Menakib'daki beyanlar, birçok yönden birbirleriyle uyum te'min etmemektedirler. Hatta Şabanı Velî (K.S.) Hazretleri, Şeyh Hayreddini Tokadî (K.S.) Hazretlerinin halifesi oldugu, bu hususun tevatüre varan bir derecede bilindiği halde, Mehmed Hulvî Lemazatında Hayreddin-i Tokadı (K.S.) Hazretlerini, şâbâni Velî (K.S.) Hazretlerinin halîfe olarak göstermektedir. Bu duruma göre, Lemezat sahibi Mehmed Hulvî'nin durumu eksik ve hatalı olarak tesbit ettiği anlaşılmış olmaktadır, Mehmed Hulvî Mezkûr eserinde Hayreddîn-i Tokadî (K.S.) Hazretleri ile ilgili olarak şu tesbitlerde bulunmaktadır:
 
"Bursalı Hayreddin-i Tokadî hazretleri Tokad şehrinde vücûda gelüp, âlemi şebapta iken (genç yaşta iken) Kastamonulu Şaban efendiye hizmet etmişlerdir. Ve bâdehû (Bundan sonra) İstanbul'a gelüp, medrese tahsilini usulüne göre tamamlıyarak ulemadan olmuşlardır. Ve Muradiye Müderrisi olup, efendisi Bursaya vardıktan, ziyaretlerinde bulunup, danişmendlere ders ile mukayyed iken. Kasım Çelebi bazı ehibba ile (dostlarından bazıları ile) Bursa'ya gelüp, Muradiye camiinde "üsûlü Tevhide icra eylerlerdi. Hayreddin efendi de mescidde meclise hazır olup, hem Tevhidi istima eyler (dinler), hem de kitaba bakup ders ile tekayyüd eylemi. (Meşgul olurdu.)" Mehmed Hulvî devam ediyor.
 
«Menkuldür ki, (Rivayete göre) Kasım Çelebi (K.S.) ekseriya yanlarına uğrar ve «Hayreddin, bâtın kitabını dahi oku. Yeter ki, vakt'ü zaman gelsin» derler, imiş. Hayereddîn-i Tokadî Hazretleri bir gece rüyada arslanı tes'hir edip üzerine suvar olurlar. (Arslanı emri altına alıp, üzerine binerler.) Ertesi gün hu rüyasını Kasım
 
Çelebi hazretlerine açan Tokadî hazretlerine, "înaba işaret" deyu inabe verilür ve «Semti İrşad» deyu Kasım Çelebi hazretlerinin yoluna sülük başlar. Bir müddet efendisine, tavsiyelerine uygun bir şekilde hizmette bulunan Tokadî hazretleri, halifelik almaya istî'datlı bulunur, kendi yerlerine, aynı tarikatı yaymak içün Bursada halife olarak vazifeli kılınır"
 
Müellif Mehmed Hulvî, Lemezat'ında, Tokadî hazretleri ile bizzat görüştüğünü şu ifadelerle ortaya koymaktadır:
 
«Tokadı Hazretlerine 1008 (hicri) tarihinde mülakat müyesser oldu. (Görüşmek nasip oldu.)
 
Hoş muhabbet eyler idi görse ger insan anı,
Nola dirsem ben ona kim âlem'ü âdem canı.
 

<br/><a href="http://oi43.tinypic.com/2mwv87s.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>
Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri

TOKADI HAZRETLERİNİN MENKIBESİ
Merhum Hayreddin-i Tokadı (K.S..) Hazretleri Hicreti Nebeviyye-nin 1013 inci senesinde irtihal eylediler. (Vefat ettiler.) Mezarı, zaviyeleri civarında, Ahmed Paşa camii yanındadır. Türbesi vardır ve Sultan Ahmed asrıdır. (Sultan Ahmed devri şeyhlerindendir.) Bu bölümde, Mehmed Hulvi!nin Lemazatındaki ifadeler mümkün olduğu kadar aslına uygun bir ifade tarzı ile verilmeye çalışıldı. Ancak, Lemezat'daki tesbitlerle Şeyh Şabanı Veli hazretlerinin menakıbındaki tesbitler arasında çok açık farklılıklar bulunmaktadır, İşte şimdi de hem menakıptaki tesbitleri, hem de iki kaynak arasındaki çelişkili ifadeleri ele alıp, doğruya yakın olanı tesbite çalışacağız.
 
Şeyh Şabanı Veli menakıbında verilen bilgilere göre, Hayreddin-i Tokadı (K.S.) hazretlerinin türbesi olarak bilinen ve bu eserin giriş kapısında yeri açıklanan türbenin, Bolu vilayetinin yakınında olduğu göz Önüne getirilirse, Lemazat'daki ifadelerin isabetliliği düşündürücü olmaktadır. Bilhassa Tokadî Hazretlerinin türbesinin bulunduğu yer ve Şâban-ı Velî Hazretlerine müntesipliğini ifade eden cümleler, gerçeklerin hilâfına bulunmaktadır.
 
Halvetiye silsilenamelerinde ki sıralamalarda, Şeyh Şâbân-ı Veli (K.S.) Hazretlerinin, Hayreddin-i Tokadı Hazretlerine halîfe olduğu, Tokadî Hazretlerinden sonra mukaddes zincirin halkasını oluşturduğu kesinlikle ve ittifakla ifade edilmektedir.
 
Lemezat müellifi Hayreddin-i Tokadî (K.S.) Hazretlerini 1018 hicri tarihinde vefat etmiş olarak göstermişse de, Silsilinamelerdeki kayıt ve tesbitlere göre şeyh hazretlerinin Hicri 940, Milâdî 1535 tarihinde vefat etmiş bulunduğu kesin olarak gösterilmektedir.
 
Lemezat'da Tokadî Hazretlerinin mürşidinin ismi Kasım Çelebi olarak geçmektedir. Halbuki gerek menakıpta, gerekse Halvetiye silsilenamelerinde, Pir Muhammed Erzincanî (K.S.) Hazretlerinin halifelerinden olan Muhammed Cemaleddin-i Halvetî'nin, Tokâdi Hazretlerinin mürşidi olduğu açık bir şekilde sergilenmektedir. Görülüyor ki, Mehmed Hulvî bu tesbîtinde de hataya düşmektedir.
 
Lemezat'daki Şeyh Hayreddin isminin, bahsimizin konusu olan Hayreddin-i Tokadî (K.S.) Hazretlerinin ismi ile, Şeyh Şâban-ı Veli (K.S.) Hazretlerinin halîfelerinden Kastamonulu şeyh Hayreddin Efendi ile karıştırılmış olabileceği düşünülse bile, Kastamonulu Şeyh Hayreddin Efendi hazretleri hayatı boyunca memleketi olan Kastamonudan ayrılmamıştır.
 
Hayreddin-i Tokadî (K.S.) Hazretlerinin, Şeyhi Cemaleddin-i Halveti ile tanışmaları, Bu zatın daha önceleri Tokat ve Amasyada kalıp, buralarda irşad hizmetinde bulunduğu zamana rastlamaktadır. Gerçekten de Çelebi Cemaleddin-i Halveti (K.S.) Hazretleri, bilhassa Amasya'da hayli zaman kalarak, yaygın bir irşad hizmeti sergilemişlerdir. Cemaleddin efendinin Amasyadan İstanbul'a gitmesi ile Tokadî hazretleri de şeyhi ile birlikte İstanbula gitmiş, bir yandan Halvetiye dergâhında sülûkünü ilerletirken, diğer yandan da zahir ilimleri için İstanbul medreselerinden faydalanmayı ihmal etmemiştir.
 
Mehmed Hulvî'nin Lemezat'da da ifade ettiği gibi, İstanbul'da medrese tahsilini tamamlamış ve bilâhere Bursaya müderris olarak gitmiş olabilir. Ancak, Lemazat'da ifade edildiği gibi, Çelebi Cemaleddin (K.S.) Hazretlerine intisabı Bursa'da değil de daha Önce, Tokat'ta veya Amasya'da gerçekleşmiş olacağı gerçeğe en yakın olanıdır. Lemazat'daki görüşü takviye edecek bir ayrı görüş daha ortaya çıkmaktadır ki, oda şudur:
 
"Tokadî Hazretleri, Çelebi Cemaleddin (K.S.) Hazretleri ile gerçekten Bursa'da müderris (Profesör) iken tanışmış, kendisine intisab ederek, daha sonra halifesi olmuş ve bilâhere de Bursa'da Muradiye semtinde irşadla görevlendirmiş. Burada bir müddet irşad hizmetinde bulunan Tokadî K.S. Hazretleri daha sonra Bolu'ya gelerek, Halvetiye dergâhına yerleşmiş ve Ömrünün sonuna kadar irşad hizmetini Bolu'da sürdürmüştür."
 
Şeyh Şabanı Velî (K.S.) Hazretlerinin menakıplarından anlaşıldığına göre, Hayreddin-i Tokadî hazretleri, Bolu'da irşad hizmetlerini uzun müddet devam ettirmiştir. Cehri zikir esasına dayanan halkalarına kalabalık mürîdan zümresi dahil olup, zikirlerin büyük bir coşkunlukla eda edildiği, halkada bulunan nice kimselerin vecde gelerek kendilerini kaybettiği, bu cezbelerle yüceliklere erdiği bahsi geçen menakıptan anlaşılmaktadır. Kendilerinden sonra bu îman coşkunluğunu daha da geniş sahalara yayarak devam ettiren Büyük Halifeleri Şeyh Şâban-ı Veli (K.S.) Hazretleri, tam 12 sene Bolu'daki dergahta mürşid hazretlerinin hizmetlerinde bulunmuş ve himmetlerini dilemiştir.
 
Hayreddin-i Tokadı (K.S.) Hazretlerinin irşad hizmetinde bulunduğu devirler, tasavvufun Anadoluda en çok yaygın olduğu devirlerdir. Bilhassa Halvetiye Tarikatı o devrin Osmanlı sarayının harîmine kadar girmiş, birçok devlet ricali Muhammet Cemaleddin-i Halveti, Sünbül Sinan Efendi Hazretleri, Merkez Muslihiddin Efendi Hazretleri' (Allah cümlesinin sırlarını takdis buyursun) nden intisab etmek şerefiyle şereflenmişlerdir. Bu hususta Vildan Faik Beyin kıymetli telifleri bulunan Tomarı Turuku Aliyye adındaki eserinin Halvetiye ile ilgili cildinde geniş bilgiler verilmektedir.
 
Hülâsa olarak, Hayreddin-i Tokadı (K.S.) Hazretleri verimli bir irşad çağında gelerek, yine verimli bir irşad hizmetinde bulunmuş, kendisinden sonraya da o devrin irşad kutuplarından ulan Kastamonulu Şeyh Şâban-ı Veli (K.S.) Hazretlerini halife olarak bırakmışlardır.
 
Bugün Bolu'nun batı cihetine düşen ve şehrin kenarında diyecek kadar yakın bir yerde, mütevazi türbesinde ziyaret edilen Şeyh Tokadî (K.S.) Hazretleri, Hazret-i Rasûlü Ekreme (S.A.V.) dayanan o nurlu yolda belli bir iman ve irfan nirengisi olarak o beldeyi şerefilendirmektedir.
 


(Kaynak: Rahmi Serin, İslam Tasavvufunda Halvetilik ve Halvetiler, 1984 İstanbul, Sayfa: 110-116




"http://img14.imageshack.us/img14/8572/imzaew.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.











<br/><a href="http://oi42.tinypic.com/24nwz.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Şeyh İsmet Garibullah

İsmet Efendi bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Yanya'da alem-i dünyayı teşrif edip gençlik yıllarında Yanya Mahkeme-i Şer'iyye'si katipliğinde bulunmuşlardır. Risale-i Kudsiyye'lerinde bu...

Büyük şeyh Ismet Garibullah Efendi (k.s) kimdir ?
Kutbül-evliya Şeyh-ul-meşayih Es-Seyyid Eş-Şeyh Muhammed Mustafa İsmet Garibullah El-Yanyavi El-Nakşibendi El-Halidi El-Müceddidi Hazretleri Silsile-i Zeheb (Altın Silsile) denmekle meşhur veliler zincirinin 31.ferd-i kamilidir.
 
Bu zincir Hz. Peygamber Aleyhissalat-ü Vesselam'dan kendilerine şu şekilde intikal eder.
 
Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz
Hz.Ebubekir (R.A)
Selman-ı Farisi (R.A)
Kasım bin Muhammed bin Ebubekr (R.A)
Cafer-i Sadık (R.A)
Bayezid-i Bestami (K.S.)
Ebülhasen-i Harkani (K.S.)
Ebu Ali Faramedi (K.K.)
Yusuf-u Hemedani (K.S.)
Abdülhalik-ı Gocduvani (K.S.)
Arif-i Rivegeri (K.S)
Mahmud-u İncirfagnevi (K.S.)
Ali Ramiteni (K.S.)
Muhammed Baba Semmasi (K.S.)
Seyyid Emir Külal (K.S.)
Şah-ı Nakşibend Muhammed Behaeddin (K.S.)
Alaeddin-i Attar (K.S.)
Yakub-u Çerhi El-Hisari (K.S.)
Ubeydullah-ı Ahrar (K.S.)
Muhammed Zahid (K.S.)
Derviş Muhammed (K.S.)
Hacegi Semerkandi (K.S.)
Muhammed Bakibillah (K.S.)
İmam-ı Rabbani (K.S.)
Muhammed Masum-ı Faruki (K.S.)
Eş-Şeyh Seyfeddin (K.S.)
Nur Muhammed Bedavüni (K.S.)
Habibullah-ı Can-ı Canan El-Mazhar (K.S.)
Abdullah-ı Dehlevi (K.S.)
Mevlana Halid-i Bağdadi (K.S.)
Abdullah-ı Mekki (K.S.)
Mustafa İsmet Yanyavi (K.S.)
 
Silsile-i Aliye İsmet Efendi'den sonra şu şekilde devam etmiştir;
 
Halil Nurullah Zağravi (K.S.)
Hacı Ali Rıza El-Bezzaz (K.S.)
Ali Haydar Ahıskavi (K.S.)
 
İsmet Efendi bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Yanya'da alem-i dünyayı teşrif edip gençlik yıllarında Yanya Mahkeme-i Şer'iyye'si katipliğinde bulunmuşlardır. Risale-i Kudsiyye'lerinde bu konuda şöyle buyururlar:
 
İlahi Mustafa İsmet ki ismim
Zuhuru Yanya'da oldu bu cismim
Aman garket visal-i bahre resmim
Bu resmim mahvolup Hakk'a gidelim
Cemal-i bakemale seyredelim  Cenab-ı Hakk'ın gönüllerine yerleştirdiği muhabbet ateşi hararetini hissettirmeye başladığında Yanya'dan ayrılarak Mekke-i Mükerreme'ye gitmişler; Mevlana Halid-i Bağdadi Hz.leri hulefasından Abdullah-ı Mekki'ye intisab ile Nakşibendi yoluna kudum kılmışlardır. Abdullah-ı Mekki Hz.leri aslen Erzincan'lı olup; Mekke-i Mükerereme'de mücavir kalarak, Ebu Kubeys Dağındaki tekkelerinde irşad ile meşgul olurlarmış. İsmet Efendi, yedi sene içerisinde seyr-ü süluklarını ikmal ve Hilafet-i Nakşibendiyye'yi hak etmişlerdir.
 
Daha sonra şeyhlerinden izin alarak Süleyman Efendi isminde bir zatın refakatınde Taif cihetine doğru yola çıkarlar. Çölde giderlerken devesinin çöküp yürümemesi üzerine Süleyman Efendi önde ilerlemekte olan İsmet Efendi'ye hitaben:
 
- İsmet, İsmet! Şeyhimiz vefat etti. Vazifesi de bu fakire verildi. Geri dönelim, buyururlar ve dönerler.
 

Gerçekten de Mekke-i Mükerreme'ye vasıl olduklarında Abdullah-ı Mücavir fi Beledillah Hz.lerinin alemlerini değiştirdiği haberiyle karşılaşırlar. Bunun üzerine Şeyh Süleyman Efendi Mekke-i Mükerreme'deki dergahta irşad postuna cülus eder. Risale-i Kudsiyye'de bu zatın ismi şerifi şöyle geçer:
 
Hususa Mekke'de Eş-Şeyh Süleyman
Oluptur naib-i menab-ı gavs-ı İrfan
Bu gavsın tut elin Hakk'a gidelim
Cemal-i bakemale seyredelim
 
Risale-i Kudsiyye isimli eserlerini burada iken ilham ile kaleme almışlardır. Bu eseri ne niyetle ve nasıl yazdıkları eserin baş ve son kısımlarında gayet açık ifade olunmuştur.
 
İsmet Efendi Edirne'de iken sevgili ihvanlardan ve halifelerinden Hüseyin Kudsi Efendi'nin kerimesi ile izdivaç buyurmuşlardır. Bu evlilikten Nimetullah, Hafız, Ferdi, Behaeddin isimlerinde dört oğlu; Nakşiye ve Sıddika isimlerinde iki kızı dünyaya gelmiştir.
 
Cennetmekan Abdülmecid Han devrinde İstanbul'a göçerek bir müddet kayınpederlerinin Koca Mustafa Paşa civarında satın aldıkları evde irşad ile meşgul olmuştur. Daha sonra şimdi dergahlarının bulunduğu yeri almak için sahibiyle anlaşmıştır. Bu arada Fener Patrikhanesi'nden "Kırmızı Kilise" denilen Rum okulunu buraya yaptırmak için çok yüksek paralar teklif edilmişse de yer sahibi:
 
"Ben malımı kiliseye vereceğime bedava olarak tekkeye veririm. Kıyamete kadar Cenab-ı Hakk'ın şerefli ismi zikredilir" diyerek ehven fiyatla İsmet Efendi'ye satmıştır. Tekkenin inşasından sonra Hz. İsmet Yanyavi kaddesallahü sırrahü'l ali:
 
"Tekkeyi buldunuz galiba şeyhi kaybedeceksiniz" buyurmuşlar.
 
Hakikaten de altı ay geçmeden arkalarında birçok ihvan ve altmış kadar halife bırakarak H. 16 Zilhicce 1289 M tarihinde alem-i cemale intikal etmişlerdir. Bari Teala Hz.leri yüksek himmetlerini üzerimize sayeban eylesin. Nisbet-i Kudsiyyeleri ile mensub olduğumuz halde ömrümüzü ikmal edip civarlarına kavuşmayı nasib eylesin. Amin.
 
Mustafa İsmet Efendi (K.S.) yüksek yolları gereği enbiyaların imamı, evliyaların serdarı Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz'i kendisine yegane rehber bilmiş, her işte ona uymayı en büyük saadet, onun izinde idrak edilen her anı en büyük kar telakki etmiştir. Şeriatsız tarikatın mümkün olamayacağını üzerine basa basa anlatmıştır. İlme, irfana büyük ehemmiyyet vermiştir. Eserlerinden kendisinin de dini ilimlere ve Arap diline mükemmelen vakıf olduğu anlaşılmaktadır. Yegane gayesi kendisini yoktan var eden Allah'ını tanımak, bilmek, layıkı vechile ona kulluk yapabilmek olmuştur. Zamanın devlet erkanının, hatta devrin padişahının dahi ihvanları arasında bulunmasına rağmen dünya malı ve mevkiine zerrece itibar etmemiş, baki olan Allah'ının imanıyla doldurduğu gönlünde fani zevklere yer vermemiştir. Bu konu ile alakalı şöyle bir hikaye naklederler:
 
Sultan Mecid Han şeyhini ne zaman saraya yemeğe çağırsa İsmet Efendi yer gibi yaparak ekmekleri koynuna doldururmuş. Bunu farkeden müzevvirlerden birinin padişaha tezvir etmesi üzerine sofradan bir ekmek alarak elliyle sıkmış. Ekmekten damlayan kanları sultana göstermiş. Bununla dünya malının hakikatini, bu alemde yüksek derecelerde bulunanların tehlikelerden uzak kalmayacaklarını, mevki, makam büyüdükçe yüklenilen sorumluluğun da büyüdüğünü anlatmak istemiştir. Yoksa Abdülmecid Han'a karşı olan samimi hislerine, derin muhabbetine Risale-i Kudsiyye'leri şehadet etmektedir
 
Bu gibi zatlar "Yeryüzünde halife yaratacağım" sırrına mazhar oldukları için kendileri daima saltanattan kaçınmışlar, fakat saltanat sahipleri bunların gölgelerinde hareket etmişlerdir. Böyle veliler pek tabii olarak zahirde el ayak takımından görünseler bile hakikatte bütün beylerin, paşaların üstünde yer almışlardır.

İsmet Baba (K.S.): "Allahım bana vadetti. Dergahımın kapısından bir defacık muhabbetle bakanı bile unutmayacak. Kıyamet gününde ona şefaat edeceğim" buyurmuş. Bunun tezahür etmiş bir örneğini de şöyle hikaye ederler:
 
Vaktiyle Ortaköy'de oturan bir Arnavut her gün kalkar, yaya olarak tekkeye gelir, bahçede meşgul olur, akşam üzeri gene yaya olarak geri dönermiş. Ömrü tamama erip ecel vaki olduğunda kızı bu zatı rüyasında görüp halini sormuş. "Merak etme kızım, diye cevaplamış. Arnavut "Burada şeyh efendiler beni yanlarına aldılar. Rahatım gayet iyidir."
 
Mevlana İsmet Garibullah Efendimiz Peygamber-i Zişan Hz.lerinin (S.A.V.) sünnet-i seniyyelerine uyarak halifelerinden her birine hallerine uygun birer lakap vermişler. Mesela Halil Efendi'ye Nurullah, Mehmet Efendi'ye Bahrullah, Hüseyin ve Şerif Efendiler'e Kudsi demişler. Kendilerine de Garibullah (Allah'ın Garibi) ismini layık görmüşler.
 
Hz. Şeyh Efendi orta boylu, zayıf vücutlu, uzuna yakın yuvarlak ve gayet güzel yüzlü, siyah gözlü, nurani, buğday tenliymiş. Mübarek burunları gayet güzel olup, orta yeri bir miktar yüksekçeymiş. Vefatlarında henüz beyazlamaya başlamış olan saç ve sakalları siyah ve gür imiş. Kaş ve kirpikleri de keza siyah imiş. Azalar ve tenasüp mükemmel olup, bir hüsn-ü suretmiş.





"http://img14.imageshack.us/img14/8572/imzaew.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.





<br/><a href="http://oi41.tinypic.com/2l8g007.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Terzi Baba Hazretleri

Terzi Babanın hem manevi şahsiyetinin , hem de eserinin büyük bir şöhrete ulaştığını ve bu şöhretin çok geniş bir alana yayıldığını görüyoruz.Eserinin defalarca basılması bunun şahididir.
 
MUHAMMED VEHBİ EL-HAYYAT EL- ERZİNCANİ “TERZİBABA” (1778-1848)
Kimi gafil olub dünyayı sevdi Kimi abid olub ukbayı sevdi Kimi zakir olub severdi Mevla Olubdur şanları gayede A”la Terzibaba Hazretleri”nin asıl adı, Muhammed Vehbi”dir.Babasının adı Fazılzade Abdurrahman”dır.
 
Kimi gafil olub dünyayı sevdi
Kimi abid olub ukbayı sevdi
Kimi zakir olub severdi Mevla
Olubdur şanları gayede A”la
 
Terzibaba Hazretleri”nin asıl adı, Muhammed Vehbi”dir.Babasının adı Fazılzade Abdurrahman”dır. Mesleği terzilik olduğu için halk arasında “Terzibaba” ya da “Hayyat Vehbi” olarak şöhret bulmuştur . Üç kardeş oldukları rivayet edilmektedir.Kardeşlerinden birinin adı Fazıl Abdulkerim Feyzi Efendi”dir.Feyzi Efendi hem hafız hem de yazı öğretmenidir.Diğer kardeşi Antakya”ya gittiği daha sonra Refahiye”nin Melikşerif köyüne dönerek orada ikamet ettiği belirtilmektedir.Terzibaba”nın erkek çocuğu olmadığı için soyu kızları ile devam temiştir.Terzibaba”nın doğum tarihi konusunda kesin bir tarih bulunmamakla birlikte 1778 yılında dünyaya geldiği ve 1848 yılında vefat ettiği rivayet edilmektedir.
 
Terzibaba Erzincan asıllı olup hane-i şerifleri eski Erzincan”da Camii Kebir ile Kurşunlu Camii Şerifleri arasında Benderli Mahallesindedir.Terzi dükkanı ise Kasaplar Çarşısı”nda idi.Bu dükkan daha sonra camiye çevrilmiştir.Yine Terzibaba”nın Erzincan”ın batısındaki Sarıgöl Köyü”nde bir bahçesi ve birkaç tarlası olduğu bilinmektedir.
 
Anadolu”da yetişmiş pek çok mutasavvıf gibi Terzibaba”nın da medrese eğitimi görmediği kabul edilir.Çocukluğu tekke ve tasavvufa intisap edip kamil bir mürşid değilken bile etrafındakilerin dikkatini çekmiş Kadiri Tarikatı üzerine zikir etme izni almış , 40 yışanı kadar Kadiri Tarikatı”na hizmet etmiştir.Bundan sonra da Nakşibendi Tarikatı”na intisap etmiştir.Mevlana Halid”i Bağdadi”nin halifesi olarak Erzincan”da irşad vazifesini sürdoürmüştür.Birçok insanın Tasavvufa girmesine vesile olmuş , birçok mürit ve halife yetiştirmiştir.
 
Menkıbeler -Bir adam askere alınan oğlunun askerlikten muaf tutulması için Şeyhten şefaat ve yardım istemek niyetiyle Şeyhinin huzuruna gidip oturmuş.Henüz muradını arz etmeden evvel Terzibaba
 
Hazretleri cihadın faziletlerini söylemeye başlamış .Adamcağız meramını arz etmeye cesaret edemeden,oradan kalkıp gitmiş.
 
-Terzibaba Hazretleri”nin Ezan-ı Muhammedi okunurken elinde iş olsa da onu bırakıp dinlemeyi adet edindiğini naklederler.Ölümü hakkında da şunu anlatırlar.Terzibaba”nın cenazesi götürülürken yakın camilerin birinde ezan okunmaya başlamış.O anda cenaze o kadar ağırlaşmış ki cemaat taşıyamaz olmuş.İster istemez yere indirmişler.Ezan bitmiş ,tekrar almışlar ve bir kuş hafifliği ile ebedi istirahatgahına götürmüşler.
 
Eserleri Terzibaba”nın medrese tahsili görmediğini daha önce kaydetmiştik.Onun böyle düzenli bir eğitim almayışı , cahil olduğu anlamına gelmez.Bir anekdotta Terzibaba”nın ulema tarafından bir imtihandan geçirildiği anlatılmaktadır.Belki de bu olaydan dolayı onun “sıfatı subutiyye “ ve “tasavvuf” hakkında mensur bir eser yazdığı kaydedilmektedir.Ne yazık ki bu güne kadar onun böyle bir eserine rastlanılamadı.Ama onun “Kenzü”l –Fütuh” adında bir eser yazdığını Leblebici Baba bize bildiriyor.
 
“Kenzü-l Fütuh”adlı risale açtı
Kendi vicdanından gevlerler saçtı
Anı tanzim etti.Hafız-ı Rüşdi
Hoca –Zade irfanına Maşallah”
 
Leblebici Baba”nın da söylediği gibi Terzi Baba”nın “Kenzü”l Fütuh” adlı bir risale yazdığı ve onu Hafız Muhammed Rüştü”nünü “tanzim “ettiği anlaşılmaktadır.Son bölümde yer alan şiirdeki şu mısralar bu hususa işaret etmektedir.
 
“Meğer günlerden bir gün Hak inayet
Kılıp söylendi Vehbi bi nihayet
Coşup İşka gelip bir bir beyane
Maarifden söyledi aşıkane
Cevahirler buyurdu, kıldı tefhim
Bu asi Rüşdi kıldı ani tanzim

 
Tamam oldu bi –hamdillah risale
İçinde kalmadı hacet süale
Denildi ana hoşça bi güzel ad
Kılup “Miftah-ı Kenz” ile anı yad
Dahi mensürü hem “Kenzü”l- Fütuh”
İkisi bile hem cismile ruhdur
 
Terzibaba”ya ait olduğu kabul edilen Terzibaba”nın eserin adı “Kenzü-l Miftah”tır.Terzibaba”nın yukarında şiir ile sözü edilen kitabın son kısmında yer alan şiirde kitabın adı “Kenzü”l Fütuh”olarak geçmektedir.Bu isim değişikliğindeki sebep de açıklanamamaktadır.Bu da eserin muhteva bakımından olmasa da şekil bakımından önemli bir değişikliğe uğradığını gösteriyor.Bütün bunlar eserin mensurunun (düzyazı) Terzibaba”ya , manzumesinin ise yani şiir haline getirilmiş olan Hafız Rüşti”ye ait olduğu ihtimalini güçlendiriyor.
 
Terzibaba”nın bu eserinin asıl adının “Kenzü”l –Fütuh “ olduğunu daha sonra Miftah “ı Kenz olarak değiştirildiği , kitabın “Kenzü”l – Miftah “adıyla yayımlandığını görüyoruz.Bu isim değişikliğinin sebebi de bilinmiyor.
 
Kenzü”l Miftah ilk defa 1286/1869 yılında El Hac Halil Efendi tarafından Ramazan”ın ortasında 79 sayfa olarak bastırılmıştır.Daha sonra Terzibaban”nın torunlarından Hafız Muhammed Vehbi Efendi tarafından da 1329/1910 tarihlerinde yeniden bastırılmıştır.Her iki baskının sonunda Hafız Rüştü”ye ait Terzibaba için yazdığı bir methiye şiiri ile Terzibaba”ya ait olduğu belirtilen iki şiir bulunmaktadır.
 
Bunların dışında “Kenzü”l Miftah”ın “ yer ve tarihi belirtilmeyen bir baskısının Yunus Emre Divanı”nın kenarında yer aldığını görüyoruz. “ Kenzü”l Miftah” Hasan Alakese tarafından İstanbul”da 1972 de “ Manevi anahtarların hazinesi” adı ile yeni harflerle yeniden basılmıştır.Erzincan”da 1979 “da , Terzibaba”nın biyografisi ile birlikte “Terzibaba , Hayatı ve Miftah-ı Kenz”adı ile tarafımızdan yeniden neşredilmiştir.
 
Terzibaba”nın sözü edilen bu kitabı “Mesnevi “ tarzında yazılmış bir eser olup 1230 küsür beyitten oluşmaktadır.Şiirlerin dili o günün Türkçesi”ne göre çok sade sayılabilir her türlü tekellüften uzak ,en ağır konuları kolaylıkla anlattığı bilinmektedir.Eserin muhtevasına gelince , itikadi ve tasavvufi konuları içerdiği görülmektedir.Terzibaba , özellikle bir mutasavvuf olduğu için konulara bir mutasavvıf gözüyle bakmaktadır.Ancak onun bu tasavvuf anlayışı ,Sünni anlayışla mezcedilmiş bir tasavvufi bakış açısıdır.Onun sufilik anlayışı her türlü aşırılıktan uzak ,değişik yorumlara sapmadan ,Ehl-i Sünnet itikadi ile örtüşen bir anlayıştır.Esere tetkik edildiği vakit onunu bu anlayışı daha bariz bir şekilde görülecektir.
 
Terzi Baba”nın hem manevi şahsiyetinin , hem de eserinin büyük bir şöhrete ulaştığını ve bu şöhretin çok geniş bir alana yayıldığını görüyoruz..Eserinin defalarca basılması bunun şahididir.
 
BİRGÜN BİR FAKİR GELDİ...
Birgün Erzincan’a seyyah fakirlerden birisi geldi. Üzerindeki palto çok eski olduğu gibi, ele alınmayacak kadar kirli idi. Bu zât paltosunu diktirmek için şehirdeki terzileri tek tek gezdi. Fakat müracaat ettiği bütün terziler onun elbisesini dikmek değil, el sürmekten bile çekindiler. Terziler o fakir zâta alay yollu; “Şurada Terzi Baba var. Ona götür, o diker” dediler.
 
Zavallı fakir zât, Terzi Baba’yı buldu, istediğini anlattı. Terzi Baba’dan, red yerine hüsn-ü kabûl gördü. Terzi Baba ona; “Paltonu bırak, inşâallah yarına hazırlarım” dedi. Terzi Baba paltoyu alıp, güzelce yıkadı, kuruttu ve dikti. “Ertesi gün o fakire elbisesini teslim etti. Bütün bu yaptıklarının karşılığında ücret dahî almadı. O fakir zât paltosunu temizlenmiş, dikilmiş görünce çok memnun oldu. Terzi Baba’ya nazar edip, Allahü teâlânın sevdiklerinin sohbetine kavuşması için kalben duâ etti. Bu günlerde Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretleri, halîfelerinden Abdullah Mekkî Efendi’yi Anadolu’ya göndermişti. Abdullah Mekkî Efendi, Erzurum’a uğramış, sonra Erzincan taraflarına yönelmişti.
 
Erzincan’a yaklaşınca, yanındaki arkadaşlarına; “Mevlânâ Hâlid’in (rahmetullahi aleyh) bize ta’rîf eylediği memleket, Allah bilir ya burasıdır. Burada bir zâtın bizde emâneti vardır” demişti. Abdullah Mekkî Efendi, Erzincan’ı şereflendirince, insanlar akın akın ziyâretine geldiler. Gelenler arasında Terzi Baba da vardı. Abdullah Mekkî Efendi, ilk defa gördüğü Terzi Baba içeri girince ayağa kalktı. Da’vet edip yanında yer verdi. Hiç kimseye yapmadığı iltifâtı Terzi Baba’ya yaptı. “Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretlerinden bizde bir emânet var. O emânete seni müstehak gördüm. Bu emânet sana çok menfaatler sağlar. Kabûl edersen sana teslim edeyim” dedi. Terzi Baba da; “Siz bilirsiniz efendim, maddî menfaatse; dünyâ için Allah demem” cevâbını verdi. Abdullah Mekkî Efendi bu cevâbı alınca; “Oğlum, sen bulacağını buldun. Teslîm edeceğim emânet seni dünyâ sevgisinden kurtarmaktan başka birşey değildi” buyurarak, Terzi Baba’ya himmetle nazar edip, emâneti tevdî etti. Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî hazretlerinin yolunda terbiye edip, kemâle ermesine vesile oldu.
 
Terzi Baba’ya hilâfet verip, Allahü teâlânın kullarına, Allahü teâlânın dînini öğretmek ve ma’rifetullaha kavuşturmak vazîfelerini verdi. Bunun üzerine, Terzi Baba’nın hâli derhal değişti. Ma’nevî feyzler deryasına daldı. Bu hâdiselerden sonra, Terzi Baba’nın yüksek derecesi halk arasında duyulup, yayıldı. Herkes istifâde etmek için ona geldi. Zamanla Terzi Baba’ya bağlanan talebelerin sayısı günden güne arttı. Bu hâli çekemeyen kimseler, onun hakkında dedikodu etmeye başladılar. “Ümmî bir câhilin başına bu kadar insan toplanmış” diyorlardı.
 
Hattâ ilimden biraz nasîbi olanlar da, bu gibi sözleri söylemeye başlamıştı. Bunun üzerine beldenin müftîsi, Terzi Baba’yı imtihan için da’vet etti. Maksadı ise, Terzi Baba sorulan suâllere cevap veremeyince, cehâletini anlayıp, insanları irşâd da’vâsından vazgeçmesini te’min etmek idi. Terzi Baba, müftî efendinin da’vetini kabûl edip gitti. Orada büyük bir ilim meclisinin toplanmış olduğunu gördü. Müftî efendiye kendisini niçin da’vet ettiğini sorduğunda, müftî efendi ona; “Biz seni imtihan için da’vet ettik. Hakkınızda birçok dedikodu yapılıyor. Buna son vermek lâzım geldi. Biz size ba’zı suâller soracağız. Siz de cevap vereceksiniz” dedi. Sonra Sıfat-ı sübûtiyyenin kaç tane olduğunu ve daha başka suâlleri sordu. Terzi Baba büyük bir hakîkati ortaya çıkarmak için; “Allahü teâlânın, bu şehirde yaşayanlara göre yedi, diğer beldelere göre sekiz tane sıfat-ı subûtiyyesi vardır. Bu beldeye göre Allahü teâlânın Subûti sıfatları şunlardır: ilim, Semi’, Basar, irâde, Hayât, Kelâm ve Tekvin. Bu şehre göre Allahü teâlânın Kudret sıfatı yoktur. Çünkü bu şehir insanları Allahü teâlânın Kudret sıfatını inkar etmektedirler.
 
Eğer bu şehrin insanları Allahü teâlânın Kudret sıfatına inansalardı, Allahü teâlâ bir ümmî kulunda, insanlara doğru yolu gösterme kabiliyetini yaratmaya kadirdir, derlerdi” cevâbını verir vermez, orada bulunanlar, Terzi Baba’nın ilm-i ledünnîye sahip, kâmil bir zât olduğuna kanâat getirip, hemen ellerine kapanarak af dilediler. Ona gereken ikram ve hürmeti gösterdiler.
 
YETİŞTİRDİĞİ TALEBELER
Terzi Baba’nın yetiştirdiği talebeler arasında en meşhûrları; Hâfız Rüşdü Efendi, Hacı Mustafa Fehmi, Leblebici Baba’dır. Terzi Baba, ilâhî aşk ile dolu adetâ ikinci bir Yûnus Emre’dir. Tasavvufun hakîkatlerine dâir, “Miftâh-ül-kenz” isminde manzûm eseri çok meşhûrdur. Terzi Baba hakkında yazılan “Şevkistan” adlı eserde kerâmet ve hâlleri uzun anlatılmaktadır.


Miftâh-ül-kenz adlı eserden ba’zı bölümler:
Fakat her aşılan var bir beyânı,
Ki gücü yettikçe söyler ânı.
 
Kimi manzûm, kimi mensûr buyurdu,
içinin sırrını halka duyurdu.
 
Kimi söyler Arabca hem maksadın,
Kimi Fâris kimi Türkçe kelâmın.
 
Bu bende iktidarım yok Arabca,
Lisân-ı Türkî ile dedim acabce.
 
Zelîllerden hakîrim halk içinde,
Kalîllerden ekallem (azım) dehr içinde.
 
Bu âsî, âsîlikte yok benzerim,
Za’îf bîçarelikte yok rakibim.
 
Ne ilmim var, Şeri’den edem sözler,
Ne zühdüm var, tarikda edem fiiller.
 
Hakîkatte hâlim yok yola gidem,
Bu âsî de düşündüm, ben de nidem.
 
İlâhî taklidimiz eyle tahkîk,
Ki zira senden olur kula tevfîk.
 
Nedir tevfîki Allahın kuluna,
Hidâyet etmesidir hak yoluna.
 
Eğer Allah kılarsa ger inâyet,
Verir kullarına türlü hidâyet.
 
***
 
Yine hayyât-ı Vehbî gel beyân et,
Kulun düşmanlarını sen ayan et.
 
Ona göre edelim buğd-ı fillah,
Dahî kime edelim hubb-i fillah.
 
Bu insanın ulu düşmanı dörttür,
Ona kim ki karşı olsa merttür.
 
Halas oldunsa bu dört şeyden ey can,
Vücûdunda olursun gizli sultân.
 
Düşmanımzdır diye buyurdu Allah,
Size düşman bilin bunları her gâh.
 
Biri nefis, biri şeytandır onun,
Kötü yâran, birisi dünyâ onun.
 
Büyük düşmandır emmâre nefsin,
Muhalif ol, îrişe ona kahrin.
 
Sözün tutma çalış ki ola teskin,
Ya katl edip bulasın sen de temkin.
 
Bu şeytana idem dersen adavet,
Çalış, zikr et dahî hem istikâmet.
 
Kötü yârene olma hiç mukârin,
Düşmanlık edecektir sana yârın.
 
İyilerle konuş dâim yakın ol,
Pak edip kalbini dâim selîm ol.
 
Selîm olup eğer kâmil olursan,
Nice yüzbin kötüyle konuşursan.
 
Zarar vermez bu kâmile konuşmak,
Nasihat edip kötüyü yola almak.
 
Düşmandır cümleye bu hubb-i dünyâ,
Nice âdemler eder ömrün ifna.
 
Bu dünyâya Hüdâ da etti hışmı,
Onu sever mi kimse olsa fehmi?
 
Eğer kullukta dâim olsa birkes,
Ona hadim olur dünyâ ve herkes.
 
Verir dünyâ meşakkat kim severse,
Onu cem’ etmeğe kim çalışırsa.
 
Hadîsinde buyurdu Fahr-i âlem,
Haber verdi onu Eshâb-ı ekrem.
 
Sinek kanadına değeydi dünyâ,
İçirmezdi suyu küffâre Mevlâ.
 
İki aç kurt girerse eğer sürüye,
Kırar cümlesini koymaz geriye.
 
Bunlardan çoktur dîne zarârı,
Bu dünyâ makamın sevmek bil ânı.
 
Hadîs-i kudsîde buyurdu Mevlâ;
“İki sevgi birikmez kalbde asla.”
İkisi cem’ olup durmazlar asla,
Onlardır hubb-i dünyâ, hubbi-Mevlâ.
 
Nitekim su ile ateş yığılmaz,
ikisi bir çanakta cem’ olunmaz.
 
İlâhî cümlemizi eyle gufrân,
Hayırlı mal verip sen eyle ihsân.
 
Dahî kalbimiz pak et sivâdan,
Halâs et cümlemiz şirk-ü riyadan.
 
İbâdette bizi sen eyle kâim,
Muhabbet edelim zâtına dâim.
 
Îmân
Hidâyettir bize îmân ezelden,
Onu hıfzeyleye Allah kederden.
 
Ne noksan olur îmân ne ziyâde,
Edip ikrâr-ı tasdik altı şeyde.
 
Ve lâkin var za’îfiyle kavisi,
Olur tasdîka göre her birisi.
 
Eğer tasdik olursa kalbde her ân,
Kavî olur onun îmânı ey can.
 
Dahî doğru söyler dilde kelâmın,
Ona kim sorsa söyler ol meramın.
 
Yalan ile îmân cem’ olmaz asla,
Birikmez ikisi bir kalbde kellâ.
 
Hidâyettir kuluna evvel îmân,
Onun hıfz olmasına eyle idman.
 
Dahî çok ver salât ve selâmı,
Habîbi üstüne olsun müdâmı.
 
Mezhepler
Kim etti müctehidler ictihâdı,
Tashîh etti kamusu i’tikâdı.
 
Bizim bu i’tikâdda bildiğimiz,
Ebu Mansûr’dur ser mezhebimiz.
 
İmâm-ı a’zam oldu hem amelde,
Başta gelen imamlardan ilimde.
 
Bu ikisidir ser (baş) mezhebimiz,
Amelde i’tikâdda uyduğumuz.
 
Bu dört mezheblerin cümlesi haktır,
İmâm-ı a’zamın ki hem ehaktır.
 
Birisi Şafiî birisi Mâlik,
Biri de İbn-i Hanbel idi. sâlik.
 
Eğer mümkün olursa sen amel et,
Azîmettir bu dördüyle dahî git.
 
Ki mümkün olmayan yerlerde bil hak,
Amel kıl mezhebinle sen muhakkak.
 
Filân mezheb hatâ, demek hatâdır.
Ki zîrâ cümlesi Haktan atâdır.
 
Velâkin var ise ba’zı hatâsı,
Yine de af eder bil Hüdâsı.
 
Hatâ etse yine olur sevâbı,
Bize lâzım değil onun hesabı.
 
Hakîkatte bilinmez Hak muradı,
Murâdullaha ittik i’tikâdı.
 
Dört Büyük Halîfe
Risâlet onda çün buldu nihâyet,
işit kimdir eden evvel hilâfet.
 
Ebû Bekr oldu evvelce halîfe,
Kim ona intikâl etti vazîfe.
 
Nebilerden sonra odur en faziletli,
Bütün eshâbın hem odur üstünü.
 
Habîbullah ona buyurdu Sıddîk,
Resûlün kal’ini ederdi tasdik.
 
Kapısı olmuş idi, şehr-i sıdkın,
Ona lütfu erişmiş idi Hakkın.
 
Ki dâim ak ederdi yol içinde,
Habîbin yân idi gar içinde.
 
Malını etti infâk hak yolunda,
Ki birşey komadı asla yanında.
 
Onu medh eyledi Kur’ân’da Mevlâ,
Onun için olmuştu şânı a’lâ.
 
Kim ondan sonra eyledi hilâfet,
Edipdir hazreti Ömer adâlet.
 
Adâletten bu âlem olmuş idi,
Adâlet kapısı bu olmuş idi.
 
Habîbullah ona Fârûk buyurdu,
Ki zîrâ hakkı bâtıldan ayırdı.
 
Lisânından çıkardı çok me’ânî,
Okuttu aşikâre hem ezanı.
 
Ferasetten söylerdi ol kelâmı,
Dahî ifşa ederdi ol selâmı.
 
Üçüncüde halîfe oldu Osman,
Haya ederdi ondan ins ile can.
 
Atâ kıldı iki kez ona Hazret,
iki kızını ona kıldı inâyet.
 
Denildi ona “Zinnûreyn” lakabda,
Haya kapısı olmuştu vera’da.
 
Halîfe oldu ardınca Ali hem,
Kim odur Allah arslanı velî hem.
 
Ona kılmıştı Allah çok inâyet,
Yed’inde buldu âlem bunca nusret.
 
Verip kudret kılıcın ona Allah,
Kızı Fâtımâ’yı da verdi ol Şâh.
 
Ona bildirdi bu ilmin usûlün,
Kapu olup beyân etti fusûlün.
 
Bunlara ta’zim etmek bize elzem,
Ki herbirin merâtibince bil hem.
 
Ebû Bekr’i, Ömer, Osman, Ali’dir,
Bunları kim sevmezse şakidir.
 
Bunlardır cümle Eshâb içre efdâl,
Nebiler zümresinden sonra ekmel.
 
Bunlardır gerçek sırların hazînesi,
Bunlardan zâhir oldu çok incelik.
 
“Bunlardır çâriyâri ol Habîbin,
Bunlar sâdıklarıdır ol Tabibin.
 
Edip ta’zim muhabbetle nazar kıl,
Bunların haklarından sen hazer kıl.
 
Hüdâ âşıklarına dil uzatma,
Sakın onlarda ayıp gözetme.
 
Bu âşıklar geçerler mâsivâdan,
Bu kevni kaldırıp cümle aradan.
 
Unuturlar kamu bildiklerini,
Ki bilmezler murâd ettiklerini.
 
Bunlar bakmadılar hergiz murada,
Ki yanmıştır bunlarda hem irâde.
 
Edip teslim umurların Hüdâ’ya,
Nazar etmediler hiç gayrıya.
 
Kudret Sıfatı
Gel ey Vehbî yine söyle beyân et,
Cevâhir kenzini dahî ayan et.
 
İşin bitmez beyân et gel oturma,
Sıfat-ı kudreti de söyle durma.
 
Bu kudretten haber vergil me’ânî,
Götür cânân elinden armağanı.
 
Eğer Allah kılarsa ger inâyet,
Bu âsî söyliyem verirse kudret.
 
Bu kudretten neler zâhir oliser,
Bu kullara neler ihsân oliser.
 
Verip bir zerre nûru kudretinden,
Bu mahlûka atadır hikmetinden.
 
Tecellî olur hâsıl bu kuvvet,
Vücûda geldi ondan bunca kudret.
 
Bu mahlûku yarattı kudretinden,
Verip bunca ni’metler merhametinden.
 
Kemâl-i kudretine engel olmaz,
Hüdâ hiçbir işinde âciz olmaz.
 
O’nundur cümle mahlûkât temâmet,
Olur varlığına cümle alâmet.
 
Bu âlemler nizâmıyla delâlet,
Eder birliğine dâim şehâdet.
 
Bidayette O’nun hiç evveli yok,
Nihâyette O’nun hiç âhiri yok.
 
Hüdâ zâhirdürür bâtın olana,
Fenâfillah olup zâtın bulana.
 
Dahî bâtındürür kim olsa zâhir,
Vücûdundan çıkıp olmazsa tâhir.
 
Cümle işlere kâdirdürür Hak,
O’nun emriyle oldu cümle mutlak.
 
Bu kudretten tecellî etse Allah,
Verirse eğer kula bir zerre nâgâh.
 
Geçip kendinden ol fânî olurdu,
Tükenip kuvveti hem yıkılırdı.
 
Giderdi kendisinden cümle kuvvet,
Hareket etmeğe kalmazdı kuvvet.
 
Geçerdi mâsivâdan cümle tahkîk,
Ger Allah verirse ona tevfîk.
 
Çekip nûrun geri kılsa inâyet,
Ziyasından bulurdu nice kuvvet.
 
Bu kuvvetle eder mürşidler irşâd,
Bu kudretten olubdur cümle dil-şâd.
 
Bu mahlûka verip bir zerre kudret,
Zuhur etti onlarda bunca hikmet.
 
Kimisi oldu âlim kimi câhil,
Kimisi oldu agâh kimi gâfil.
 
Kimisi âkil oldu kimi ahmak,
Kimisi sâlih oldu kimi efsâk.
 
Kimi mü’min kimi kâfir olur,
Kimi zâlim kimi mazlûm olur.
 
Kiminin rızkını bol verdi Rezzâk,
Kimisini fakir halk etti Hallâk.
 
Kimi derviş olup gezerdi seyyah,
Kimi Arab, kimisi dahî fellâh.
 
Kimi gâfil olup dünyâyı sevdi,
Kimi âbid olup ukbâyı sevdi.
 
Kimi zâkir olup severdi Mevlâ,
Olupdur şanları gayede a’lâ.
 
Bu mahlûkda nice hikmetleri var,
Sakın evsâne olup etme inkâr.
 
Suâl olmaz Hüdânın hikmetinden,
Kime dilerse verir kudretinden.
 
Eğer bir zerre denlû olsa hayvan,
Ona kudret verip eylerse ihsân.
 
Bu mahlûkı onunla korkutur Ol,
Kim ondan kudretin izhâr eder Ol.
 
Sakın bir kimseye hor bakma zinhar,
Hüdânın kudretini etme inkâr.
 
Hüdâ kâdir diye ikrâr edersin,
Onun bunun işine karışırsın.
 
Hüdâ âşıkları dahi eylemezler,
Kulun ayıbını dâim gözlemezler.
 
Ararsan aybı eğer, nefsinde ara,
Deme bir kimseye, şu kul âvâre.
 
Eğer sen has kul oldunsa duâ et,
Anın has olmasına sen rica et.
 
Rican geçmezse gel Hakka yorulma,
Onun bunun üzerine kurulma.
 
Ki zîrâ herkesin bir hasleti var,
Hüdâ indinde makbûl bir işi var.
 
Velâkin sâilin var bir suâli,
Nedir bu emr-i ma’rûf söyle hâli?
 
Dahî bu nehy-i münkeri nidelim,
Bunları cümle biz, terk mi edelim?
 
Cevâbın da işit bu âsilerden,
Diyelim biz kelâmı safilerden.
 
Eğer Şah verse oğlun bir kuluna,
Bunu hıfz et ki terbiye oluna.
 
O kula lâzım olan bunda nedir?
O’na ta’zimle dâim terbiyedir.
 
Eğer tenbîh ederse dahî ol Şah,
Onu tekdir edüp çaldır her gah.
 
Yine lâzımdır kim ede hürmet,
Onu terbiyesinde ede minnet.
 
Bu temsil üzere eğer oldunsa âmil,
Olursun sen tarîkde dahî kâmil.
 
Hüdânın kullarına ta’zim eyle,
Gücün yettikçe Hakkı tefhim eyle.
 
Bu kullara mülayim söyle nush et,
Kabûlünü Hüdâdan sen rica et.
 
Kulun sa’yı Hüdânın tevfîki ile,
Sözün te’sîr eder bu ikisi ile.
 
Kelâmında buyurdu yüce Allah,
Hitâb etti Habîbine kim ol Şâh.
 
“Habîbim sevdiğine sen hidâyet,
Edemezsin eğer olmazsa inâyet.
 
Velâkin dilediğin, Hak teâlâ,
Hidâyetler kıluben eder âlâ.”
 
Bu kullar sarf ederlerse irâde,
Hidâyet buluben erer murada.
 
Geri avdet edelim bahsimize,
Bu kudretten diyelim yine size.
 
Hüdâ herşeye kadirdir deyince,
Kemâl-i kudretin ikrâr edince.
 
Zuhur etse eğer bir kulda hâli,
Birine cüz’ice verse kemâli.
 
Gece gündüz O’nu inkâr ederiz,
O’nun dâim hilâfına gideriz.
 
Hüdâ kadir ki bir ednâ kulunu,
Edip ihsân, açık ede yolunu.
 
Onu cezb eyleye fazlından Allah,
Dahî bâtında sultan ede ol Şâh.
 
Ledünnî ilmini ede inâyet,
Onun ilmine olmaya nihâyet.
 
Verip Kur’ân ile hadîse ma’nâ,
Murâdullah ne ise ola esna.
 
Tecellî eyleye Sem’inden Allah,
İşittire kelâmın ona her gah.
 
Basîrinden vere kula basar hem,
Cemâlini göstere ona dahî hem.
 
İrâdetten vere ona irâde,
İnâyetle erişe her murada.
 
Ona kudret verip hem ede imdâd,
Nice yüzbin kulun ettire irşâd.
 
Kemâli kudretinden etse izhâr,
O’nu lâyık mı biz edek inkâr.
 
O câhildir ilimsiz bu iş olmaz,
İzin yoktur izinsiz mürşid olmaz.
 
Hüdâ ârifleri câhil olur mu?
Hak irşâd eylese izin alır mı?
 
Hüdânın kudretin evvelce ikrâr,
Edelim dahî tasdîk cümle yekbâr.
 
Eğer bir kulda izhâr etse olmaz,
Olur amma velâkin şunda olmaz.
 
Bunu böyle eğer der ise bir kul,
Olur mu kudret de îmânı makbûl?
 
Gel imdi cümlemiz insaf edelim,
Kime Hak verse tasdîk eyleyelim.
 
Velâkin sâilin var bir suâli,
Eder kim gösterüpdür hâli?
 
Hüdânın âdeti olmuş mu câri,
Kim ede mürşidi, ol Zât-ı Bari.
 
O’nun şimdi cevâbına kulak ver,
Bu âsi ol suâle ne cevap der.
 
Hüdânın nice yüzbin hikmeti var,
Kimin etti, kiminde ede izhâr.
 
Diyelim mi kim izhâr etse hikmet?
Bu olmaz câri olmamışdır âdet.
 
Nicesin etti mürşid gar içinde,
Nicesin dahî kuyular içinde.
 
Hüdânın hikmeti çoktur cihanda,
Nice yüzbinin izhâr eder onda.
 
Edip teslim Hüdânın hikmetini,
Gözet herkesde Hakkın kudretini.
 
Sakın deme şu câhildir, şu hordur,
Şu bilmez, şu işitmez, şu da kördür.
 
Ki her kimi görürsen sen Hızır bil,
Gözetle her geceyi sen Kadîr bil.
 
Nice yüzbin cihan ol dese olur,
Kamûsına dahî ol yeri bulur.
 
Geri yok ol dese cümlesine Hak,
Fenâ olup Hüdâ kalırdı ancak.
 
Gözetle dâima Hakkın muradın,
Muradında bulursun sen muradın.
 
Habîbine salât ile selâmın,
Oku kim sen şefaat ede yârın.
 
İlim
Gel ey Vehbî ilim nedir beyân et,
Murâd nedir ilimden sen ayan et.
 
İlimden çok kelâmlar söylemişler,
Ki her biri şekerler çiğnemişler.
 
Bu âsî de diyem bir nebze bende,
Şekerler çiğneyelüm biz bu fende.
 
Sığındım Halika dedim ki; ey Şah!
Günâhım af edip sen eyle agâh!
 
Lügatte pes ilm bilmeğe dirler,
Gerek kesbi gerek Vehbî’ye dirler.
 
İlim ikidürür dir ehl-i batın,
Birisi ilm-i zâhir, biri batın.
 
İkisi birbirinedür muvafık,
Onu tatbik eder her kim ki ayık.
 
Duâ Bahsi
Kabûl etsin Hudâ dirsen duâmı,
Duâda it salât ile selâmı.
 
Duânın pes kabûlüne sebepdir,
Salât itmek duâda pek edebdir.
 
Velâkin şüpheli lokmada sûz var,
Bu âsî söyleyem ki anda ne var.
 
Buyurdular “Eğer bir kul taamdan,
Yese bir lokma şüpheli taamdan.
Ânın kırk gün kabûl olmaz duâsı”,
Velâkin söyleyip şaşırtma nâsı.
Ki zîrâ kanı şimdi bu zamanda,
Helal az kaldı şimdi bu cihanda.
 
Buna ne diyelim şimdi işitgil,
Meğerki idelim cüz’îce te’vîl.
 
Ânın te’vîlidir Allahü âlem,
İhâfedir bu kulları dahî hem.
 
Eğer ma’nâ hakîkat olsa idi,
Duâ şimdi kabûl hiç olmaz idi.
 
Velâkin Hak kelâmında buyurdu,
Duâmıza icabetin duyurdu.
 
Veya nefsinde geçmezse duâsı,
Geçer kardeşi hakkında recâsı.
 
Duâdan ön helâllaşmak gerekir,
Duâ makbûlüne bu da sebepdir.
 
Kamuya âhıret hakkın helâl et,
Ki ehlullah yoluna sen dahî git.
 
Birine bin verir Allah sevâbı,
Verir fazlından anla sen cevâbı.
 
Ki zîrâ âhıret hakları çoktur,
Hukuku olmayanlar şimdi yoktur.
 
Helâl edince mercûdur Hüdâdan,
Kâmûsun afv ede Allah atâdan.
 
Ki zîrâ güçdürür kul hakkı gayet,
Kıyâmette oluser çok adavet.
 
Kaçar, kişi o günde kardeşinden,
Dahî ana ile hem yoldaşından.
 
Kaçar, baba ile hem zevcesinden,
Kamu ahbâbiyle hem de ibin’den.
 
Ki bir dank yerine hem alırlar,
Nice yüzbin sevâb ana verirler.
 
Alurlar altı yüz rek’at sevâbın,
Verir dank yerine bil cevâbın.
 
Bu dank altıda birdir dirhemde,
Ki zîrâ yok nihâyet hiç keremde.
 
Bunlardan da eşeddür hakk-ı küffâr,
Kamumuz hıfz ide ol zât-ı Gaffar.
 
Eşeddür dahî hayvan hakla sen bil,
Eziyyet etmeden ana hazer kıl.
 
Çalış burda iken et hasmı irzâ,
inâyetten meğer afv ede Mevlâ.
 
Helâllaşmak anınçün oldu elzem,
Duânın pes kabûlüne sebep hem.
 
Eğer Hak râzı olsa bir kulundan,
Eder hasmın ırza hem fazlından.
 
Teveccüh kıl Hüdâya cân-ü dilden,
Habîbini şefi’ kıl sen gönülden.


"http://img14.imageshack.us/img14/8572/imzaew.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages