Tahsin Yazıcı Kardeşimizin Gönderdiği

Dualarımızın Kabulü için Özümüz Sözümüz; Sözümüz Amelimiz Olmalıdır
Duâ demek Rabb´imizle buluşmak, O´nunla vasıtasız direkt olarak konuşup talepte bulunmak demektir. Birlik beraberlik halinde, güçlü bir ümmet olduğumuzu bizlere tekrar göstermesi, Ümmet-i Muhammed´in bu perişan halden kurtulmasına vesile olacak şuurlanmayı, bizlere ihsan etmesi ve düâlarımızı kabul buyurması için yalvarmalıyız. Allah´ımız Fürkân(25/77) Suresinde: “Ey Rasûlüm! De ki: “Rabb´im size ne kıymet verir, duânız olmasa?.” Diyerek, biz kullarının düâsına ne kadar çok önem verdiğini gösteriyor.
Rabbimiz başka bir ayetinde: “Ey Habibim Muhammed! Şâyet kullarım sana Ben´den sorarlarsa, gerçekten Ben(onlara)çok yakınım. Bana düâ ederlerse düâlarını kabul ederim. (el- Bakara, 2/186).” diye buyuruyorken duâlarımızın kabul olmaması düşünülemez. Ama Allah´ımızın, “kullarım!” dediği ve düâlarını kabul edeceği kullar, hangi kullardır?!. Allah her tarafı temiz kul istiyor: kalbi temiz gönlü temiz sözü temiz ameli temiz, icrâatı temiz, yemesi helal içmesi helal, giymesi ve mîdesi helal; Yani “Yapın!” dediğini yapan; “Yapmayın!” dediğini yapmayan, günahlardan ve haramlardan uzak temiz kullarına kulum diyor ve düâlarını kabul edeceğine söz veriyor. O halde duâlarımızla kabulünün; Allah´ımızla kulluğunun arasına giren günahlarımızdan öncelikle arınmalıyız. Evet! “Günahsız kul olmaz, günahlardan tamamen arınmış kul da bulunmaz” diye düşünebiliriz. Bunu Peygamberimiz de söylüyor ve: ”Beni êdeme hattâun” “Âdemoğlu çok çok hata yapan, günah işleyendir.” Dedikten sonra, şu müjdeyi veriyor: “Hayru´l-hattâîn, et-tevvâbûn.” “Bu çok çok hata yapanların en hayırlısı, hemen tevbe edip pişmanlığını bildirip af dileyendir.” buyuruyor.
İşte Allah´ımızın kabul etme sözü verdiği de budur. Tevbe de duâdır. Sen affolmak için tevbe ediyor istekte bulunuyorsun. O da affetme sözü veriyor. Allah´ın verdiği sözden dönmesi imkansızdır. Bunu bizzat kendi süphaniyesi: “İnnellâhe lâ yuhlifu´l-mîâd” “Allah , vâdinden kesinlikle dönmeyendir.” buyurur. Bunun için öncelikle kendimizi düzeltmeliyiz. Özümüz sözümüz; Sözümüz amelimiz olmalı. Sözümüzle amelimiz çelişmemeli, yapmayacağımız yapamayacağımız şeyi yapacağız! Veya, yaptık! Dememeliyiz!, yapacağız dediğimizi de mutlaka yapmalıyız!. Bir kimseye söz verdikse, onu mutlaka yapmalıyız. Yapamadığımız takdirde, sebebini ve mâzeretimizi mutlaka bildirip özür dilemeliyiz. Kur´an´ımızın Saf Suresinde(61/2-3) Rabb´imiz bakın bu hususda bizi nasıl uyarıyor: “Ey İman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin (Yapacağız diye) söylüyor sunuz? Yapmayacağınız şeyi yapacağız! (veya yaptık! demeniz, Allah yanında şiddetli bir buğza sebep olur."
Verilen sözün yerine getirilmemesinde ya yalan; ya da vadinde ve sözünde durmamak rol oynar ki. Her ikisi de“kebura makten ındellah” buyurulduğu gibi “Allah katında büyük günahtır.” Ve her ikisi de Peygamberimizin şu sahih hadisine göre münafıklığın alametidir.
“Şu üç (kötü) haslet, münafığın alâmetidir: Konuştuğunda yalan söyler; 2- Söz verdiğinde, yerine getirmez; 3- Emânete (ve güvene) ihânet eder.” Duâlarımızın kabul olmamasına sebeb olan bu gibi hata ve günahlar, îmanıyla yaşamaya çalışan gerçek müslümanda ve bilhassa, “Altın Nesil Gençliğinde” bulunmaz ve kesinlikle bulunmaması gerekir. Zâten mürüvvete, ahlaka, dürüst ve mükerrem insana da yakışmayan kötülüklerdir.
Doç. Dr. Hüseyin Varol
Anadolu Gençlik Dergisi / 119. Sayı
--
Üyelikle ilgili sorunlar için iletişim adresi : zahi...@gmail.com