MUHARREM Ayının Faziletleri (Bugün Okunacak Dualar)

2,008 views
Skip to first unread message

Kardeşlerimizden .

unread,
Nov 14, 2012, 6:41:38 AM11/14/12
to Zahidan
Tahsin Yazıcı Kardeşimizin Gönderdiği


Hicri Yılbaşı ( 15 Kasım 2012 Perşembe) ve MUHARREM Ayının Faziletleri

Muharrem ayının birinci gününde(hicri yılın ilk günü) muhakkak oruçlu olmak lazımdır bu sene işlenecek günahlardan korunmak ve işlenecek günahlarında afvedilmesi için.

Muharrem ayının ilk gecesi akşam ve yatsı arası 2 Rekat namaz kılınır;
Niyet: "Ya Rabbi bizi yetiştirmiş olduğun bu seneyi hakkımızda mübarek kılman; Afv-ı İlahine mahzar kılman dünyevi ve Uhrevi saadetlere nail eylemen için ALLAH'u Ekber…"

Her rekatta: Sübhaneke'den sonra 7 Fatiha 7 Ayet-el Kûrsi 7 İhlâs okunur.
Namazdan sonra

11 defa; "Lâ İlahe illALLAHü vahdehu lâ şerikeleh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yumit ve hüve Hayyul lâ yemüt biyedihil hayr ve hüve âla külli şey-in kadir." 11 defa; İstiğfar 11 defa; Salavat-i Şerife okunup Geçmiş senenin günahlarının afvı gelecek seneye günahsız girmek için dua edilir.

Muharrem ayının ilk günü her birinde besmele ile 1000 İhlâs-ı Şerif okuyanları Cenab-ı Hakk lütfu Keremiyle huzuruna bu âlemden kul borcu ile götürmeyecektir. Gecesini de ibadetle ihya etmek lazımdır.

Muharrem ayının ilk gecesi şu niyetle tesbih namazı kılmak gerekir.
Niyet: "Ya Rabbi bu sene beni Mağfiret-i İlahine Rıza-i İlahine mahzar eyle. Yeni açılan amel defterimi Rıza-i İlahine muvafık amel ile doldurmayı bana nasib eyle.Beni Gadab-ı İlahine düçar olacak amellerden muhafaza buyur.ALLAH'u Ekber."
1. Rekatta: 1 Fatiha 1 Ayet-el Kûrsi
2. Rekatta: 1 Fatiha 1 Amene'r Rasûlü (Mümkünse Sûre-i Al-i İmrân'ın ilk iki Ayeti Kerimesi ilave edilerek)
3. Rekatta: 1 Fatiha 1 HüvELLAHüllezi (Yani Haşr Sûresinin son 3 ayeti)
4. Rekatta: 1 Fatiha 1 İhlas'ı Şerif (Namazdan sonra istiğfar edilir ve Salavat-ı Şerife getirilerek dua edilir.)

Muharrem ayının birinci gününden onuncu gününe kadar 10 gün oruç tutmak ve 10. günü aşure pişirmek lazımdır. "Muharrem'in onuncu günü olan Aşure gününe kadar oruçla geçiren Firdevs-i Âlâ'ya(En Kıymetli Cennet) varis kılınır."Hadis-i Şerif

"ALLAH'u Teâlâ C.C. ; Aşure gününü oruçlu geçirene; 1000 Hac 1000 Umre ve 1000 Şehid sevabı yazar ve kendisine doğu ile batı arasındakilerin ecri verir. Bu kişi Hz. İsmail'in (A.S.) çocuklarından 1000 köle azad etmiş gibi olur. Kendisi adına Cennet'te 70.000 köşk kaydedilir.Ve ALLAH C.C. ONUN CANINI CEHENNEME HARAM KILAR.

Rivayete göre "Aşura gününü oruçlu geçirene 10.000 Melek sevabı verilir. O gün İhlâs Sûresini 1000 kere okuyana ALLAH'u Teâlâ C.C. Rahmet nazarı ile bakar ve o kişi Sıddıklardan yazılır"

Muharrem ayının ilk Cuma gününü (tek tutulmaz Perşembe yada Cumartesi günü ile tutmak gerekir) oruç tutanın geçmiş günahları afvedileceği bildirilmiştir. ("Muharrem ayının ilk cumasını oruçlu geçirenin geçmiş günahları afvolunur." Hadis'i Şerif Enes'den) (Perşembe-Cuma-Cumartesi tutmak ise günahlara kefaret olur ve 900 sene ibadet sevabı kazandırır.)

Bu ay içinde herhangi bir Cuma günü önceki ve sonraki günüyle beraber (Yani Perşembe Cuma Cumartesi) oruç tutana 900 sene ibadet sevabı verileceği bildirilmiştir. ("Her kim haram aydan üçgün Perşembe Cuma ve Cumartesini tutarsa ALLAH C.C. ona 900 sene ibadet (sevabı) yazar." Hadis'i Şerif / İbn-i Şahin İbn-i Asâkir İhya(İmam-ı Gazali) Gunye(A.Kadir Geylani) )

Ayrıca Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç bu ayda tutlan oruçtur. "Her kim Muharrem'den bir gün oruç tutarsa ona hergüne karşılık otuz gün (oruç sevabı) vardır." Hadis'i Şerif Taberani

Muharrem ayının biri ile onu arasında bir defa olmak üzere 2 rekatta bir selam vererek 6 rekat namaz kılınır. Bu namaz akşamla yatsı arası kılınabileceği bu vakitte kılınamadığı takdirde yatsıdan sonra da kılınabilir. Niyet: "Niyet eyledim Ya Rabbi Senin Rıza-i Şerifin için namaza Herhangi bir komşumun ve din kardeşimin veya herhangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise bu hakkın ödenmesi için ALLAH'u Ekber…"

1. Rekatta: 1 Fatiha 1 Ayet-el Kûrsi 11 İhlâs'ı Şerif 2. Rekatta: 1 Fatiha 10 İhlas'ı Şerif
3. Rekatta: 1 Fatiha 1 Tekâsür Sûresi 11 İhlâs'ı Şerif 4. Rekatta: 1 Fatiha 10 İhlas'ı Şerif
5. Rekatta: 1 Fatiha 3 Kâfirun Sûresi 11 İhlâs'ı Şerif 6. Rekatta: 1 Fatiha 10 İhlas'ı Şerif (Namaz kılındıktan sonra dua edilir.)

Bu ayda ve her zaman ALLAH'u Teâlâ dille ve kalple devamlı zikredilmelidir. ALLAH'u Teâlâ'yı zikretmek en büyük ibadettir. Rahman ve Rahim olan ALLAH'ın Adıyla " "ALLAH'I ANMAK ELBETTE EN BÜYÜK (İBADET) TİR." ANKEBUT/45 "

Senesonu ve senebaşı duaları üçer defa okunur.

SENE SONU DUASI: (Senenin sonunda okunacak dua, Zilhicce son gün vakit akşam namazına devretmeden evvel.)


 
Her kim Zilhicce'nin sonunda;
"Ey ALLAH'ım C.C. ! Bu sene Senin razı olmayıp beni nehyettiğin şeylerden her ne yaptıysam ben onları unuttum Sen ise unutmadın. Bana ceza vermeye kadirken mühlet verdin ve ben Sana karşı gelme cüreti göstermişken beni tevbeye davet ettin. Ey ALLAH'ım C.C.! Ben bütün bunlardan dolayı senden mağfiret diliyorum. Beni mağfiret eyle! Ey Kerem sahibi! Ey Celâl ve İkram sahibi! Bu sene Senin razı olup bana sevap vaad ettiğin hangi amelleri işlediysem Senden dilerim ki onları benden kabul edesin ve Senden ümidimi kesmeyesin! Ey Kerem Sahibi kabul eyle! Efendimiz Muhammed'e (SAV) ve âl-i Ashabına Salât-ü Selâm eyle! " derse şeytan: "Biz bu sene yorulup bu günahları işletmek için zahmet çektik o bir anda hepsini sildirdi" diyerek yüzüne toprak saçar.

SENE BAŞI DUASI: (Muharrem'e girildiği akşam ezanı vakti ezandan hemen sonra okunacak dua.)
 
Her kim Muharrem'in evvelinde;
"Ey ALLAH'ım C.C. ! Sen Ebedi ve Kadimsin. İşte bu yeni senedir ben Senden bu sene şeytan ve dostlarından korunmayı kötülüğü çokça emreden bu nefse karşı yardım ve beni Sana yaklaştıran amellerle meşgul olmayı isterim. Ey Kerem Sahibi kabul eyle! " derse şeytan: "Biz bu kişiden ümidi kesdik" der ve ALLAH C.C. ona kendisini sene boyunca koruyacak iki Melek görevlendirir. (Hadis'i Şerif Kaynak: Alemle Safûrî Nüzhetü'l-mecâlis 1/156)


ÖNEMLİ NOT: Dinimize göre gece önce gelir gün sonra gelir. Hesaplarımızı ona göre yapalım. Yani Perşembe günü akşam ezanı okunduğunda Cuma gününe giriyoruz ertesi gün akşam ezanı okununca Cuma günü bitiyor.14 Kasım Çarşamba günü akşam namazıyla birlikte yeni yıla giriyoruz.



"http://img14.imageshack.us/img14/8572/imzaew.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.







1434 Hicrî Yılında 40 Hicret

MİLADÎ 2012 takviminin 15 Kasım Perşembe günü, 1 Muharrem 1434 hicrî tarihine rast gelmektedir yani Müslümanların yılbaşısıdır. Bütün din kardeşlerimin yeni yılını tebrik eder sıhhat, afiyet, selamet ve uyanıklık dilerim.
Asr-ı Saadet'te Mekke feth olunduktan sonra Mekke'den Medine'ye hicret bitmiştir. Lakin Kıyamet'e kadar başka hicretlerin kapısı açıktır. Aşağıda sayacağım hicretler Müslümanların üzerine vacib ve gereklidir.

Birincisi: Günahtan (Mâsiyetten) taate (Allaha itaat edip kulluk vazifelerini dosdoğru yapmaya) hicrettir.


İkincisi: Esaret ve zilletten şer'î hürriyet ve izzete hicrettir.


Üçüncüsü: Dine sokulan bid'atlerden Sünnete hicrettir.


Dördüncüsü: Bozuk itikattan sahih itikada hicrettir.


Beşincisi: Bînamazlıktan musalli Müslüman sıfatına hicrettir, yani namaz kılmayan fasık statüsünden namaz kılan statüsüne geçmektir.


Altıncısı: Münferid (tek başına) namaz kılmaktan, cemaatle namaz kılmaya hicrettir.


Yedincisi: Cahillikten ilme hicrettir.


Sekizincisi: Müslümanların bu coğrafyada bin yıldan fazla bir müddet kullanageldikleri Kur'an ve İslam yazısıyla Türkçeyi okuyamaz ve yazamaz olmak karanlığından, okuryazarlığa hicrettir.


Dokuzuncusu: Tefrikadan, bölünmüşlükten ittihada ve birliğe hicrettir.


Onuncusu: Karanlık, fırtınalı, yağmurlu gecede çobansız sürüler durumunda olmaktan; ehliyetli ve liyakatli bir İmam-ı Kebir'e biat ve itaat etmiş tek bir Ümmet olmaya hicrettir.


On birincisi: Gafletten uyanıklığa hicrettir.


On ikincisi: Gevezelikten, zevzeklikten, mâlâyâni boş laflar edip boş yazılar yazmaktan hikmete hicrettir.


On üçüncüsü: İsraftan kanaate hicrettir.


On dördüncüsü: Kadınların ve kızların açıklıktan veya şeytanî sözde tesettürden şer'î tesettüre hicret etmeleridir.


On beşincisi: Zinadan, fuhşiyattan, başkalarının eşlerine, kızlarına, analarına, bacılarına kötü gözle bakmaktan iffet, hayâ ve namusa hicrettir.


On altıncısı: Din bezirgânlığından, mukaddesat sömürüsünden ihlâsla rızaen lillah hizmete hicrettir.


On yedincisi: Kötülükler karşısında alçakça suskun kalmaktan (cebanetten) şecaate hicrettir.


On sekizincisi: Cimrilikten cömertliğe hicrettir.


On dokuzuncusu: Oburluktan, tıkınmaktan, aşırı yiyip içmekten kanaate hicret etmek, acıkmadan sofraya oturmamak, sofradan doymadan kalkmaktır. l


Yirmincisi: Sokaklarda, çarşılarda pazarlarda açık yerlerde halkın içinde yiyip içmek mürüvvetsizliğinden mürüvvete hicrettir.


Yirmi birincisi: Sabahleyin seher vakitlerinde leşler gibi uyumaktan, vaktinde yataktan kalkıp namaz kılmaktır.


Yirmi ikincisi: Evlerdeki şeytan ve Deccal vizyon cihazlarındaki İslama ve Şeriata aykırı programları seyr etmek fısk ve fücurundan lanetli cihazları atıp ıslaha yönelme hicretidir.


Yirmi üçüncüsü: Gurur ve kibirden tevazu ve alçakgönüllülüğe hicrettir.


Yirmi dördüncüsü: Hiç zekat vermezlikten yahut zekatı doğru dürüst yerli yerinde vermezlikten; zekatı Kur'ana, Sünnete, Şeriata ve fıkha uygun olarak hak eden hakikî şahıslara vermeye, tüzelkişilere (Derneklere, vakıflara, cemaatlere) vermemeye hicrettir.


Yirmi beşincisi: Hoppalıktan, züppelikten, kahkahalardan, hoplayıp zıplamaktan, aşırı eğlenmekten; nezih bir hayata ve hikmetli hüzne hicrettir.


Yirmi altıncısı: Hep dünyaya dönük olmaktan, dünya için dünyada kalacağı müddet kadar, âhiret için orada kalacağı kadar himmete hicrettir.


Yirmi yedincisi: Gaddarlıktan merhamete hicrettir.


Yirmi sekizincisi: Zulümden adalete hicrettir.


Yirmi dokuzuncusu: Sefahatten (beyinsizlikten) akl-ı selime hicrettir.


Otuzuncusu: Nefsini beğenmekten ve ucbtan; nefs-i emmâresini hor görmeye ve kınamaya hicrettir.


Otuz birincisi: Darülharpten Darülislama hicrettir.


Otuz ikincisi: Zalimleri alkışlamaktan, pohpohlamaktan, yağcılık ve yalakalık yapmaktan, meddahlıktan; hikmetli ve adaletli şekilde tenkide, uyarmaya, bilgilendirmeye, ıslaha hicrettir.


Otuz üçüncüsü: Kötülüklere kanıksamış ve alışmış olmaktan maruf ile emr etmeye ve münkerden nehy etmeye hicrettir.


Otuz dördüncüsü: Bedevîlikten medenîliğe hicrettir.


Otuz beşincisi: Kabalıktan, hoyratlıktan, vurup kırıcılıktan, kalp kırmaktan, gönül yıkmaktan; inceliğine, nezakete, hilme, afve, hoş görmeye, kötülüğü iyilikle def' etmeye hicrettir.


Otuz altıncısı: Cemaat, meşreb, hizip, fırka, tarikat, grup, sekt taassubundan, militanlığından, holiganlığından, çılgınlığından ve dengesizliğinden; bütün Müslümanları kardeş bilip kucaklamaya, itidale hicrettir.


Otuz yedincisi: Katı kalplilikten, kuru gözlülükten kalp yumuşaklığına ve ağlayan gözlere hicrettir.


Otuz sekizincisi: İnsanların gizli ayıp, günah ve çirkinliklerini görmekten, onları ifşa etmekten; gizli ayıp ve günahlara karşı karanlık gece gibi olmaya hicrettir.


Otuz dokuzuncusu: Gıybet, nemime ve diğer dil afetlerinden; keff-i lisana ve sükûta hicrettir.


Kırkıncısı: Allahın gazap ve azabından O'nun rahmetine, keremine iltica ve bunun esbabına ve vesilelerine hicrettir.


Not: Hicrî kamerî takvimin iki üstünlüğü:

1. Hicrî takvim hesabıyla bir insan daha fazla yaşar.
2. Hicrî takvime göre verilen zekâttan fakirler yılda on gün daha fazla yararlanır.
Müslümanların dikkatine: Sizin dinî takviminiz Frenk takvimi değil, İslamî hicret takvimidir.
Hicrî takvimin aylarını öğreniniz.
Hicrî takvimin hangi ayında ve gününde olduğunuzu biliniz.
Evinize ve işyerinize hicrî takvim asınız.
İslam kültürüne, medeniyetine, takvimine, İslamî ölçü ve kıstaslara yabancı kalmayınız.
Milâdî Frenk takvimi elbette katı bir realitedir, resmî veya sivil işlerin yüzde 95'i ona göre ayarlanmıştır ama sizin gönlünüz yine de hicrî İslamî takvimden yana olsun.
Sultan Abdülhamid Han hazretleri zamanında Osmanlı Müslümanları miladî takvimi kullanmazlar, miladî takvimi bilmezlerdi. Hattâ o tarihlerde çıkan gazetelerin çoğunda Frenk takvimi hiç yazılmazdı.
Dünyada çeşitli medeniyetler olduğu gibi çeşitli takvim sistemleri vardır. Müslümanların takvimi hicret takvimidir.
Şehr-i Muharrem mübarek ve müteyemmen bâd!


Mehmet Şevket EYGİ


"http://img14.imageshack.us/img14/8572/imzaew.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.









Mehmed Zahid Kotku (RhA)


Adı Mehmed Zahid, soyadı Kotku idi. Kendisinin naklettiğine göre babası ona: “Oğlum Mehemmed!” diye hitap edermiş. Soyadının “mütevâzi” mânasına geldiği nüfus cüzdanının başına not edilmiş idi.
Tevellüdü 1315 Hicrî-Kamerî (Rûmî 1313, Milâdî 1897) yılında, Bursa şehrinde, kale içinde Türkmenzâde çıkmazındaki baba evinde vâki olmuştur.

Ailesi

Baba ve annesi Kafkasya’dan 1297’de göç eden müslümanlardandır. Dedeleri Kafkasya’da Şirvan’a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha’dandır ki burası dağ eteğinde, ipekçilikle meşhur, ahalisi müslüman, hâlen Azerî Türkçesi konuşulan bir yerdir.Babası İbrahim Efendi Bursa’ya 16 yaşlarında iken gelmiş, Hamzabey Medresesi’nde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sülalesinden bir Seyyid’dir. 1929’larda 76 yaşlarında iken Bursa ovasındaki İzvat köyünde vefat etmiş ve oraya defnolunmuş, ehl-i tarîk bir kimsedir.Annesi Sabire Hanım, Mehmed Zahid Efendi üç yaşlarında iken vefat etmiş, Pınarbaşı kabristanına gömülmüştür.Bu anne ve babadan doğma ağabeyi Ahmed Şakir (1308-1335) subaylık yapmış, Kudüs’te Çanakkale’de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28 yaşlarında iken vefat edip Söğütlüçeşme’ye defnolunmuştur. Aynı anneden bir küçük kardeşi daha olmuşsa da çok yaşamamış birkaç aylık iken vefat etmiştir. Babasının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerinden, Fatma Hanım’la olmuştur. Ondan doğma üç kız kardeşi vardır. Bunlardan Pakize Hanım’ın efendisi de, Bursa Ulu Camii imamlarından ve İsmail Hakkı Tekkesi şeyhlerinden merhum Ahmed Efendi kuddise sırruh’dur.

Tahsili, Askerliği

Mehmed Zahid Efendi rahmetullâhi aleyh ilk mektebi Oruç Bey İbtidâîsi’nde okudu. Maksem’deki idâdîye devam etti. Sonra Bursa Sanat Mektebi’ne girdi. Bu esnada Birinci Cihan Harbi dolayısıyla 18 yaşlarında askere celb olundu. 14 Nisan 1332’de asker oldu, senelerce askerlik yaptı, çok tehlikeli günler geçirdi, hastalıklar atlattı. Ordunun Suriye’den çekilmesinden sonra, binbir güçlükle İstanbul’a döndü. 10 Temmuz 1335’de Cuma gününden itibaren de 25 K. 30 şubede yazıcı olarak vazifeye devam etti. Kendi hatıra defteri kayıtlarından 1338 Martlarında henüz bu vazifede olduğu görülüyor.

Tasavvufî Yetişmesi ve Dinî Hizmetleri
İstanbul’da bulunduğu esnada çeşitli dinî toplantılara, derslere, camilerdeki vaazlara devam etti. Bilhassa Seydişehirli Abdullah Feyzi Efendi’yi çok sevdiği anlaşılıyor. Bu arada 16 Temmuz 1336 Cuma günü, namazı Ayasofya Camii’nde edadan sonra Vilayet önünde bulunan Fatma Sultan Camii yanındaki Gümüşhâneli Tekkesi’ne giderek Şeyh Ömer Ziyâeddin Efendi’ye intisap eyledi. Günden güne ahvalini terakki ettirdi.Bu zât-ı şerîfin, 18 Kasım 1337 Cuma günü vefatından sonra postnişîn-i irşâd olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi’nin yanında tahsîl-i kemâlâta devam etmiş, müteaddit defalar halvete girmiş, 27 yaşlarında hilâfetnâmeyi aldıktan sonra ondan Râmuzü’l-ehâdîs, Hizb-i A’zam ve Delâilü’l-hayrât icâzetnâmelerini de almış, Bayezit, Fatih ve Ayasofya camii ve medreselerinde derslere devam etmiş, bu esnada hafızlığını da tamamlamıştır. Bu aralarda hocasının işareti üzere muhtelif kasaba ve köylerde dinî hizmet îfâ etmiştir.

Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa’ya dönmüş, evlenmiş, 1929’da vefat eden babasının yerine Bursa ovasındaki İzvat Köyü’nde 15-16 sene kadar imamlık ettikten sonra Üftade Cami-i şerîfi’nin imam-hatipliğine tayin edilerek şehirde hisar içindeki baba evine yerleşti. Burada 1945-46’dan 1952’ye kadar hizmet eyledi.
1952 Aralığında Gümüşhaneli Dergâhı postnişini ve eski tekke arkadaşı Kazanlı Abdülaziz Bekkine’nin vefatı üzerine, İstanbul’a naklolarak Fatih’te bulvara nazır Ümmügülsüm Mescidi’nde vazife gördü. 1.10.1958 tarihinde Fatih İskenderpaşa Cami-i şerîfi’ne nakloldu ve vefatına kadar bu vazifede kaldı.

Vefatı

Mehmed Zahid Efendi rahmetullâhi aleyh, ömrünün son yıllarında rahatsız idi; ayakta gezmesine rağmen şiddetli ağrılarından muzdaripti. 1979 yazında uzun zaman kalmak üzere gittiği Hicaz’dan, ağır hasta olarak 1980 Şubatı’nda dönmek zorunda kalmıştı. 7 Mart 1980’de ameliyata girdi ve midesinin üçte ikisi alındı. Ameliyattan sonra tedricen düzeldi, hatta 1980 Ramazanı’nda hiç aksatmadan oruç tuttu. Hatimle teravih kıldı, vaaz etti, yazın Balıkesir Ilıca’ya, Çanakkale Ayvacık sahiline ağrıyan ayakları için götürüldü, hac mevsimi gelince de Hicaz’a gitti. Fakat ameliyata sebep olan rahatsızlığı nüksetmiş ve ağrılar tekrar başlamıştı.

Haccı güçlükle îfâdan sonra, 6 Kasım 1980’de çok ağır hasta olarak İstanbul’a döndü. Tam bir hafta sonra 13 Kasım 1980’de (5 Muharrem 1401), Perşembe günü öğleye yakın, dualar, Yâsînler, tesbih ve gözyaşları ile uyur gibi bir halde iken âhirete irtihal eyledi.

Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü İstanbul Süleymaniye Camii’nde muhteşem, mahzun, vakur ve edepli bir cemm-i gafîr tarafından kılınarak, mübarek vücudu, Kânûnî Süleyman Türbesi arkasında, kendisinden feyz aldığı hocaları ve üstatlarının yanındaki istirahatgâhına defnolundu.

Bu esnada Süleymaniye, Şehzadebaşı, Fatih ve çevrelerinde trafik durmuş, Süleymaniye’nin içi ve avlusu kâmilen dolduğu gibi, cemaat sokaklara taşarak Esnaf Hastanesi’nin yanına kadar uzanmıştı. Vefatını duyanlar içinde Anadolu’nun en uzak şehirlerinden olduğu kadar Avrupa’dan gelenler de vardı. Uzakta bulunan muhiblerinden çoğu da vaktinde haber alamama yüzünden cenazesine yetişememişlerdi.
Vefatı İslâm âleminde de büyük üzüntüye yol açmış, Suudi Arabistan’da, Kâbe’de, Kuveyt’te ve daha başka şehirlerde gıyabında cenaze namazı kılınıp dualar edilmiş, ajanslar bu elim vefat haberini yayınlamışlardı.

Vefat tarihi olan 13 Kasım 1980 tarihli takvim yapraklarında tevâfukan çok mânidar ibareler yer alıyordu. Mesela bunların birindeki şu parça ne kadar şâyân-ı taaccübdür:*


Arkamdan Ağlama

Öldüğüm gün tabutum yürüyünce
Bende bu dünya derdi var sanma.
Bana ağlama, “yazık, yazık!”, “vah, vah!” deme
Şeytanın tuzağına düşersen “vah vah”ın sırası o zamandır.
Yazık yazık asıl o zaman denir.
Cenazemi gördüğün zaman “elfirak, elfirak!” deme,
Benim buluşmam asıl o zamandır.
Beni mezara koyunca “elvedâ” demeye kalkışma!
Mezar cennet topluluğunun perdesidir.
Mezar hapis görünür amma,
Aslında canın hapisten kurtuluşudur.
Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret
Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki?
Sana batma görünür amma
Aslında o doğmadır, parlamadır.
Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?
Neden insan tohumu için
Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?
Hangi kova suya salındı da dolu olarak çekilmedi?
Can Yusuf’un kuyuya düşünce niye ağlarsın?
Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç!
Çünkü artık hay-huy’un,
Mekânsızlık âleminin boşluğundadır.
 
Ahlâk ve Şemâili
Merhum uzunca boylu, şişmanca, heybetli, beyaz tenli, dolgun pembe yanaklı, uzunca ak sakallı, geniş alınlı, aralıklı kaşlı, irice başlı, gül yüzlü, sevimli, alımlı bir kimse idi. Gençken zayıf olduğunu, öksüzlükte yemek yerine yumurta içivererek böyle iri vücutlu olduğunu gülerek anlatırdı. İlk görüşte insanda sevgi ve saygı uyandıran bir hali vardı. Tanıdığına tanımadığına selam verir, güleryüz gösterir, gönül alırdı. İlk nazarda koyu kestane renkli görünen, fakat dikkatle bakılması imkânsız, esrarlı ve derin mânalı gözleri vardı. Gözü içinde kırmızılık, sırtında ve karnında ise avuç içi kadar iri bir ben mevcuttu.
 
Hafızası çok kuvvetli idi, konuşması tatlı ve safiyâne idi. Çok kere halk telaffuzu kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır; kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk duyuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler, mânalı ve nükteli cevap verirdi. Sohbetleri hoş, hutbeleri fevkalâde celâlli olurdu. Hutbe esnasında sesini yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celâdetle ve irticâlen konuşurdu.
 
Özel hayatında ev halkına karşı müşfik ve latifeci davranır, kimseye doğrudan doğruya birşey emretmez, telmih ve remiz ile söyler, anlaşılmazsa sabrederdi.
 
Fevkalâde mütevazi idi. Kerâmetleri zahir ve şöhreti âlemgir olduğu halde, talebelerine bile tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ihvanı arasında lâlettayin bir fert gibi görür, makamını ve kemalini büyük bir maharetle gizlerdi.
 
Kendi üstatlarına fevkalâde saygılı ve bağlı idi. Tekke arkadaşları olan yaşlılar, üstadının meclisine gittiğinde diz üstü oturup, baş eğip hiç ayak değiştirmeden edeple oturduğunu anlatırlar.
 
Çok uzun ve derin düşünürdü, sohbetlerindeki buluşlara, teşbihlere hayran kalmamak mümkün olmazdı. Bir ayetin, bir hadisin üzerinde haftalarca, aylarca durup konuştuğu olurdu.
 
Ele aldığı bir kimseyi terbiye edip yola getirinceye kadar büyük bir sabırla çalışırdı. İlk zamanlarda kusurlarına müsamaha ederdi. Yıllarca çalışır, yarı yolda bıkıp bırakmazdı.
 
Dostlarına vefası emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar sorardı. Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü yardımı esirgemezdi.
 
Çok açık elli idi, verdiği zaman şaşılacak miktarda verir, geriye kalmamasından korkmaz, verdiğini doyururdu. Sofrasında ekseriya misafir bulunurdu. Hizmet edenleri bir vesile ile memnun eder, ziyaretçilere güleryüz gösterir, kapısını her zaman açık tutmaya çalışırdı.
 
Gece ve sabah ibadetlerine çok riayet eder, talebelerini de bunlara teşvik eylerdi. İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. Bereket gittiği yere yağar; bolluk onunla beraber gezer, en ücra, en kıtlık yerde o gelince nimet dolardı. Beraberinde seyahat edenler, tevafuklara, tecellilere, maddî ve mânevî hallere ve ikramlara şaşar, hayretlere düşerler, parmaklarını ısırırlardı.
 
Allahu Teâlâ ve Tekaddes hazretleri derecâtını ulyâ eyleyip, biz âciz ü nâçizleri de füyûzât ve şefaatından feyzyâb u nasibdâr buyursun...
Âmîn, bi-hürmeti seyyidi’l-mürselîn sallallahu aleyhi ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahüm bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn, ve’l-hamdü lillahi rabbi’l-âlemîn.


* Dîvân-ı Kebîr (nşr. Fürûzanfer), II, 209 (şiir no: 911); Dîvân-ı Kebîr Seçmeler (haz. Şefik Can), I, 425-426; Dîvân-ı Kebîr (haz. Abdülbâki Gölpınarlı), III, 169.


Halil Necâtioğlu



"http://img14.imageshack.us/img14/8572/imzaew.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.









BURSALI MEHMED (ZAHİD KOTKU) EFENDİDEN ÜÇ NASİHAT:

1)    Kendinizde varlık görmeyin,
2)    Karşınızdakinde hata görmeyin, Kendinizde kusur görün.
3)    Sevileceklerin başında ALLAH’ı sevin.

29 MART 1979 – İSKENDERPAŞA Camii-FATİH



"http://img14.imageshack.us/img14/8572/imzaew.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.





Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages