ATLAS
|
|
Gelmiş geçmiş en büyük palavra: DİN Posted: 21 Dec 2012 01:33 PM PST Gelmiş geçmiş en büyük palavra: DİN
Eğer tüm palavraları düşünürsek; yani sadece bir kısmını değil şimdiye kadar anlatılmış tüm saçmalıkları, tüm palavraları düşünürsek kesinlikle en büyük palavra Dindir.
Çünkü Din insanları gerçekten kendine inandırmış ve ikna etmiştir. Orada görünmez bir adam var, gökte yaşıyor, her gün ve her an yaptığınız her şeyi izliyor.
Ve bu görünmez adamın bir listesi var, yapmanızı istemediği şeyler. Ve eğer bu 10 şeyden herhangi birini yaparsanız sizi atacak bir yeri var. Ateşle dumanla işkenceyle dolu bir yer ve sizi yanmanız, bağırmanız, çığlık atmanız, ağlamanız için sonsuza dek oraya gönderir... Ama o sizi yine de sever!
Sizi sever ve onun tabiî ki paraya ihtiyacı vardır! O çok bilgedir, her şeyi bilir, her şeyi vardır ama paraya bir türlü dayanamaz! Din insanlardan milyonlarca dolar alır, din adamları vergi ödemezler, ve hep biraz daha fazlasını isterler… Alın size çok sıkı bir palavra Kutsal Saçmalık! Bakın size gerçek duygularımı söylüyorum, ben tanrıya inanmaya gerçekten çalıştım. Orada olduğuna bizi koruyup kolladığına ama bakın ne kadar uzun yaşarsanız çevrenizi o kadar çok gözlemliyorsunuz ve görüyorsunuz bir şeyler s…ilmiş durumda! Burada bir şeyler yanlış gidiyor : Savaşlar, hastalıklar, ölüm, açlık, aç gözlülük, güç yarışları, işkence, suç, yolsuzluk.. Bir şeyler kesinlikle ters gidiyor. Gördüğünüz gibi bu iyi yapılmış bir iş değil. Eğer bu tanrının elinden gelenin en iyisi ise açıkçası ben hiç mi hiç etkilenmedim. Bunlar en yüksek mertebedeki birinin özgeçmişinde yazmaması gereken şeyler. Bu gibi şeyleri ofiste çalışan berbat bir işçiden beklersiniz ama Tanrıdan asla. Eğer sadece sizin ve benim olduğumuz bir evren olsaydı bu adam kıçına tekmeyi yemişti. Sürekli bu adam diyorum çünkü dünyaya bakarsanız tanrının bir kadın olamayacağını görürsünüz. Çünkü hiç bir kadın işleri bu kadar boka batıramaz! Eğer tanrı gerçekten varsa, yani belki, eğer gerçekten varsa tüm aklı selim insanlar bana katılacaktır, dünya onun hiiiç mi hiç umurunda değildir! Ki ben kişisel olarak buna saygı duyarım, bu durum tüm bu gerçekleşen felaketleri gayet iyi açıklar. Ben yobaz olmamak için, böyle körü körüne, amaçsızca ve düşünmeden tüm bu şeylerin özgüvensiz bir baba figürünün, üstelik dünyayı hiç takmayan bir baba figürünün elinde olduğuna inanlardan olmak istemediğim için düşündüm… Çevremi incelemeye başladım ve tapacak başka bir şeyler aradım, tamamen güvenebileceğim bir şey… Ve o an, aniden Güneş’i düşündüm! Bir gecede, Güneş’e tapan biri oldum. Tabi o gecede değil, güneşi gece göremezsiniz, ama o sabah ilk iş ben bir güneşe tapan oldum. Bunun için bir kaç nedenim var. Öncelikle Güneş’i görebilirsiniz. Yani diğer tanrılar gibi değildir, Güneş’i gerçekten görebilirsiniz. Eh haliyle bir şeyi görmek bendeki güvenilirliğini baya bir arttırıyor. Her gün güneşi görüyorum ve o bana ihtiyacım olan her şeyi veriyor: ısı, ışık, yemek, çiçekler, ayrıca bir de cilt kanseri, ama bir de şu yönden düşünün ; en azından biz insanları sadece bizimle aynı fikirde değiller diye bir yere atıp, yakmıyoruz! Güneşe tapmak aslında gerçekten basit bir şeydir. Gizemler yok, mucizeler yok, kimse sizden para falan istemez, şarkılar ezberlemeniz gerekmez, ve haftada bir toplanıp kıyafetlerimizi yarıştırdığımız kutsal binalarımız yoktur. Ve en iyi yanı nedir biliyor musunuz? Güneş size hiç bir zaman kötü biri olduğunuzu, kurtarılmanız gerektiğini falan söylemez, bana her zaman iyi davranır. Sonuç olarak ben Güneş’e tapıyorum! Ama ona dua etmiyorum. Neden mi? Çünkü arkadaşlığımızda haddimi aşmak istemiyorum, bu hiç kibar bir şey değil. Düşünsenize her gün tanrıya milyonlarca dua ediliyor, şunu yap bunu yap, yeni bir arabaya ihtiyacım var, daha iyi bir işim olsun, ve bu duaların çoğu pazar günü ediliyor, tatil gününde! Bu hiç hoş değil, bir arkadaşa yapılmaması gereken bir şey. Ama insanlar gerçekten çok fazla dua ediyor, bir çok şey için… Mesela eğer erkek kardeşi alışveriş merkezine sıçtıysa ve hapisteyse, eğer kız kardeşi bir estetik operasyon geçirdiyse, en çok da hep gittiği mağazadaki kızıl saçlı kızı becerebilmek için dua ediyor. Bence bunların hepsi normal, tabii ki dua edeceksiniz, edin, ama kutsal plan ne olacak? Bundan yıllar önce tanrı kutsal bir plan hazırladı. Üstünde çok düşündü, iyi bir plan olduğuna karar verdi ve bunu uygulamaya soktu. Milyonlarca yıldır bu kutsal planda her şey yolunda gidiyordu. Ve bir anda siz bir şey için dua ediyorsunuz, tanrının kutsal planında olmayan bir şey için, ondan ne yapmasını bekliyorsunuz ki? Kutsal planı değiştirmesini mi? Sadece sizin için? Bu sizce de biraz küstahça görünmüyor mu? Peki eğer dualarınız kabul olmuyorsa bu sefer ne yapıyorsunuz, “tanrının işine karışılmaz, demek ki tanrı böyle uygun görmüş”. E peki böyle diyeceksen ne bok yemeye ilk başta dua ettin ki? Amma büyük zaman kaybı. Yani dua etme kısmını atayarak direk onun istediğinin olması kısmına geçmek daha mantıklı değil mi? Dediğim gibi ben Güneş’e tapıyorum ama ona dua etmiyorum, peki kime mi ediyorum: Joe Pesci’ye. Öncelikle bence Joe gayet iyi bir aktör, ikinci olarak da bence o tam bir iş bitirici. Yıllardır tanrıya dua ediyorum komşumun havlayan köpeğiyle ilgili bir şey yapması için ve bir gün Joe geldi ve o pisliği bir ziyaretle halletti. İnsanın basit bir beysbol sopasıyla neler yapabileceği gerçekten inanılmaz. Ben de yaklaşık bir yıldır Joe’ya dua ediyorum. Ve fark ettim ki tanrıya ettiğim tüm dualar ve Joe’ya ettiğim tüm dualar neredeyse aynı şekilde cevaplanıyor. Yüzde 50’sinde istediğim oluyor, yüzde 50’sinde olmuyor. Tanrıyla aynı.. Yüzde 50. 4 yapraklı yoncayla, at nalıyla, size geleceği söyleyen falcı kadınlarla aynı… Yani inandığınız saçmalığı seçin, arkanıza yaslanın ve bir dilek tutun. İncili okumuş ve kutsal hikayeler aramış olanlarınız için bir kaç hikayem daha var. Size önereceğim 3 domuz hikayesi var gerçekten güzeldir. Çok hoş mutlu bir sonu var eminim hoşunuza gider. Aa tabi bir de kırmızı başlıklı kız var, gerçi onun bir kötü kısmı var kurdun büyükanneyi yediği kısım, gerçi benim pek umurumda olamamıştı ama neyse. Tabi benim en çok sevdiğimse Humpty Dumpty. Askerler onu tekrar bir araya getirememişti, çünkü humpty dumpty aslında yoktu, aynı tanrı gibi. Tanrı da aslında yok. Bakın: Eğer tanrı varsa buradaki tüm insanlar çarpılsın ve ölsün. Gördünüz mü, hiç bir şey olmadı, herkes iyi. Tekrar deneyelim. Tanrı eğer gerçekten varsa beni çarpsın.... Bakın, hiç bir şey olmadı. Ah bir saniye bacağıma bir ağrı girdi, ve testislerim acıyor üstelik de kör oldum. Oh tamam şimdi düzeldim. Bu Joe Pesci'ydi sanırım! Tanrı Joe Pesci’yi korusun. Geldiğiniz için teşekkürler... George Carlin, Amerikalı aktör, yazar ve komedyen. Bu metin bir gösterisindeki konuşmasından alınmıştır.
|
|
Posted: 21 Dec 2012 08:16 AM PST Cumhuriyet Şehidi Kubilay Asteğmeni Saygıyla Anıyoruz! Bağımsızlık Savaşı… Yunan İzmir’i işgal etmiş, Anadolu kan ağlamaktadır. Kuvvacı çeteciler köylüyü uyandırmak ve düşmana karşı bir milli birlik ve/veya bugünkü söylemiyle “Birleşik Cephe” oluşturmak için dağ, bayır dolaşmaktadır. İşleri oldukça zordur.”Ulus Dağı”nda milli ateşi yakmak ve büyütmek gerekmektedir. ” Parti Pehlivan‘ın vatan savunması ve gavura karşı direnmek için yaptığı davete köylülerin verdiği cevap son derece ilginçtir. “İyi, emme biz bir şey yapamayız, Sümbüller Köyü’nde bir şıhımız var. Ona sorun.”
Parti Pehlivan ve yanındakiler Sümbüller köyüne varırlar. Köylüler meydanda toplanmışlardır. Şıhları da gelir. Saçı sakalı birbirine karışmış, kir pas içinde bir meczup. Giritli Derviş Mehmet!…
Parti Pehlivan “Yunan gavuru İzmir’i, Menemen’i vurdu, buraya da ha geldi, ha gelecekler… EZAN sustu. ÇAN sesleri ayyuka çıktı. mala, ırza, cana tecavüz ediyorlar. Gelin, gavura karşı duralım.”
Derviş Mehmet, kendini bir şey zanneden, adam sayanların edasıyla diklenir ve şu cevabı verir. “Ben Yunt Dağı’na kadar bu köylerin tarikat Şeyh’yim, bizim tarikatımız kurşun atmayacak… Mehdi gelmeden caiz değildir.”
Derviş Mehmet işbirlikçidir. Onun ve onun gibilerin elindeki silah düşmana kurşun atmaz ve atmayacaktır da.. Dün veya bugün onlar için asla fark etmez. Onlar Türk’ün esaretine de egemenliğin paylaşılmasına da rıza gösterirler. Önemli olan sadece ve sadece kendi çıkarlarıdır.
Bu Olaydan Çok Değil, Tam On Yıl Sonra Derviş Mehmet Gene YUNT DAĞI‘nda Çöreklenmiştir… Köyler aynı..Dağlar aynı.. Meczup aynı…Dün Yunan gavurunun kuyruğuna yapışan Derviş Mehmet, esrarın yok ettiği beyniyle İngilizlerin uşaklığına soyunmuştur. Zamanın emperyal efendisi İngilizler, esrarkeş dervişi ve altı adamını atlarının kuyruğuna bağlamış, Cumhuriyet’e karşı isyana teşvik etmişlerdir. Derviş Mehmet’in kirli elleriyle Türk milletine bir suikast hazırlanmaktadır.
İngiliz efendilerinin yardımı ile kendini “MEHDİ” ilan eden Derviş Mehmet ipsiz, sapsız 107 kişinin katılımıyla bir teşkilat kurmuştur. Nakşibendi Tarikatı müridi Yunan devşirmesi Manisa Mutasarrıfı Hüsnüyadis‘in kardeş çocuğu Derviş Mehmet Menemen’e saldıracak ve hakimiyeti ele geçirecektir. Senaryo böyle yazılmış, baş aktörlüğe de bir meczup seçilmiştir.
Giritli Derviş Mehmet ve arkadaşları Manisa’dan hareket ederek önce Paşa Köyü’ne giderler, silahlanarak yola çıkarlar. Menemen’i basmak için en elverişli konum olan Sümbüller ve Bozalan köylerine gelirler.
Sümbüller Köyü… Derviş Mehmet’in ikinci hanımın yaşadığı köydür. 23 Aralık 1930… “Biz Nakşî’yiz, şeriat isterük” “Menemen’de din elden gitti” “Ey ahali, gavura(!) karşı ayaklanın.” Menemen’de minarelerden ezan sesi yükselmektedir. Her kes ibadetini yapmakta, çanların sesi susturulmuş, Haçlı ordusu kovulmuştur.
Olsun, İngiliz efendilerinin beslemeleri Cumhuriyet’e karşı ayaklanmalı, emperyal patronun artıkları ile yemlenmelidirler.
Derviş Mehmet ve hempaları esrarın bulandırdığı kafalarıyla Devlet’e karşı ayaklanmışlar, “DİN” silahını kullanarak halkı kandırmışlardır. Menemen’deki ahali bu çapulculara destek vermiştir. Öyle ya Derviş Mehmet “MEHDİ’dir ve ona kurşun işlemeyecektir.”
Yirmi dört yaşında bir yiğit, gerçek mesleği öğretmenlik olan Asteğmen Hasan Fehmi Kubilay, on kişilik bir asker gücü ile Derviş Mehmet’i durdurmak ister. Askerin silahında gerçek kurşun yoktur. Kuru sıkıdır kurşunları. Kubilay silahsızdır. Ölümü göze almış emperyalizmin uşağı bu gerici, karşı devrimci güruha karşı vatan savunması yapmak azim ve kararındadır.
Kazıklı Voyvada’nın kopyası meczup deli, Kubilay’ı öldürmüş ve başını kör bağ bıçağı ile keserek bir sopanın ucuna takarak dolaştırmıştır. Vatan savunmasında Kubila’ın yanında saf tutan bir bekçi de şehit edilmiştir.
Askerlerin Menemen’e sevki ile isyan bastırılmış ve tüm suçlular idam edilmiştir. Raporlara bu isyan“GERİCİ BİR KIYAM” olarak geçirilmiştir.
Atatürk’ün bu olaylar karşısındaki tepki ve üzüntüsü tek bir cümle ile ifade edilmiştir.
“Menemen’i yakın.” VE ŞİMDİ!…
1965 yılında ise Manisa merkezde, Hukuk Fakültesi mezunu 1948 doğumlu bir kişi “DERVİŞ MEHMET”in torunu olduğunu söyleyerek övünmektedir. Derviş Mehmet’in torunu olan bu zat-ı muhterem(!), siyaset sahnesinde boy gösterecek, bazen küfrederek, bazen de salya sümük ağlayarak, Türkiye’nin geleceğine meczup dedesinin Cumhuriyet’le olan kavgasını devam ettirmek çabasındadır. Bu zat, evet, Başbakan Yardımcısı Bülent ARINÇTIR. Kubilay’ ın kafasını kesen Yobaz Derviş Mehmet’in torunu! |
|
21 – 12 – 2012 KIYAMET KOPMADI! Posted: 21 Dec 2012 03:44 AM PST NASA’ DAN CANLI YAYIN! Nasa 21 Aralık 21 Aralık günü uzaydan canlı yayına başladı.
Dünyanın son durumunu buradan izleyebilirsiniz…. |
| You are subscribed to email updates from ATLAS
To stop receiving these emails, you may unsubscribe now. |
Email delivery powered by Google |
| Google Inc., 20 West Kinzie, Chicago IL USA 60610 | |
