|
Taht
Behlül Dânâ, bir gün Harun Reşid'in huzuruna gelmiş.
O sırada Halife tahtında olmadığı gibi odasında da yokmuş.
Fırsattan istifade eden Behlül Dânâ tahta geçip oturmuş. Biraz sonra koruma
görevleri bakmışlar ki; tahtta biri oturuyor, onu hemen oradan aşağı
indirmişler ve başlamışlar dövmeye.
Bir müddet sonra, Halife gelince bakmış ki, Behlül ağlıyor... Hemen sormuş:
"Niçin ağlıyorsun, ne oldu?" Halife, muhatabından cevap alamayınca
koruma
görevlerine sormuş aynı soruyu: "Ne oldu buna?" Görevliler şöyle
demişler:
"Ey Mü'minlerin Emiri, bu sizin makamınızda oturuyordu. Biz de
akıllansın diye bir iki vurduk, o yüzden ağlar." Behlül, söze karışıp
Halifeye şöyle demiş:
"Hayır! Ben o yüzden ağlamıyorum, senin için ağlıyorum. Ben ömrümde bir
kez bu
makama oturduğum için bu dayağı yedim. Sen ki; her gün oturuyorsun,
acaba ne kadar dayak yiyeceksin?"
Hırka
Vaktiyle adamcağızın biri, Abdülkadir Geylânî Hazretlerine gelerek: - Aman yâ
Hazret, mübarek hırkanı bana giydir de, senin hâlin ile hâlleneyim demiş.
Geylanî Hazretleri de şöyle cevap vermiş: - Sen kendin o hâli bulmadıkça,
hırkamı değil kendimi giydirsem fayda vermez.
|
SEVGİ
|

|
Bir YÛSUF Olmak
Sen kendini ben’imle örttün; beni kendinle gizledin.
Bana hazineleri açman için ne yapabilirim?
Hazinenin muhasibi, muhafızı olmak;bir Yusuf
olmak, bir zamanlar herkesin suçlu bildiği bir mekanda; şimdilerde
birilerinin umudu olmak. temize çıkmak, arınmak zahirde de batındaki
arınmışlığın aşikar olması.
Bir Yusuf olmak, acziyeti ferasetini açanların önünde
berat etmek; sanık edildiğin anın ardında kalması. Sanılanların yanlışlığının
kitap’ta kanıtlanması.
Bir Yusuf olmak!
Yusuf…
Kaç kuyuda, ne kadar beklemeli ki, hangi karanlık aydınlıktan haber veriyor
da bihaberiz karanlığın lisanından. Acaba var mı bize de bir su kovası uzatan
suya gelen, suya-hayat’a-kavuşmamıza vesile mi; kuyudan çıkışımız kimin
vasıtasıyla ki? hangi züleyha imtihanda tercihi yar’dan yana yapmalı ki… züleyhaları kim, bizim dünyamızın? kuyular,
züleyhalar çevremizde de biz mi Yusuf olamadık; yoksa kuyudayız da biz mi
Yusufluğumuzun farkında değiliz; biz mi arınmaya, aydınlığa talip olmasını
bilemiyoruz. Nefsimizin her ilhamında o’nun burhanı gelir de, biz mi tıkadık
gönlümüzün kulaklarını! biz mi sağır olmaya talip olduk etrafımızdaki, hikmet
çığlıklarına karşı! biz marifet mi bildik hakikate sağır olmayı ; bize kim
öğretti bunları. Yusuf’un hikayesini ilk ne zaman dinledik; biz de mi bir basit
aşk hikayesi gibi dinledik… Hikmetini düşünmeden
|