*** HAYATIN İÇİNDEN- KAHVE MOLASI***

6 views
Skip to first unread message

hüseyin bayhan

unread,
May 2, 2013, 7:32:28 PM5/2/13
to YOR-SİZ, Sultan Özşen






                   HAYATIN İÇİNDEN

                                                 KAHVE MOLASI

 

 

Hüseyin BAYHAN

 

 

 

 Hayat Bilgisi

 

Hırsımızın Esiriyiz

 

İnsanlar burada yazılanlara yüzde yüz hak verecektir, ama
içindeki ses kesinlikle bu felsefeyi kabul etmeyecektir.
Az veya çok hepimizde olduğu gibi, daha iyiye sahip
olma hırsı, zaten bu olmasa dünyada aç kalmazdı.
Bir hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur.
Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir.
Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz.
Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapmış el, bu yarıktan dışarı
çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama, kaçamaz
Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur, onu sadece onun kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde
açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.
Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır...!!!
Ben, maymuna benzer yanımız olarak sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin
bizim için birer tuzak olduğunu fark etmiyor oluşumuz olduğunu düşünüyorum:
Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak.
Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 20-30 kat büyük
evlere sahip olmak, belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir kösesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak.
Okumadığımız kitaplara sahip olmak, Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak. Bize günde 3-5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak. Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakin bir yazlık,
bir dinlence evine sahip olmak. Faizi, getirisi zarara uğramasın diye kıyıp harcanamasa bile bol sıfırlı bir banka defterine sahip olmak. Dünyalarına ve güzelliklerine katılamadığımız, asla yeterli vakit ayıramadığımız başarılı ve diğerlerininkinden daha güzel çocuklara sahip
olmak,
Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak, Sağlığımıza, düzenimize, beynimize korkunç zararlar verse bile envai çeşit
içkilerin bulunduğu gösterişli, dekoratif bir mini bara sahip olmak,
Oturmadığımız koltuk takımları, İzlemediğimiz dev ekran televizyonlar, Kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha neler nelere sahip olmak. Ya da sahip olduğumuzu sanmak.
Maymun gibi avucumuzda tuttuğunuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?
Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz.

Ah bunu bir anlayabilsek. 

 

 Medinei Münevvere Mescidi Nebevi resimleri

KISSADAN HİSSE

 

 

Peygamber mescidinde çifte telli oynamak

Olur iş değil! Bakarlar ki bir gün; Bilal mescitte oynuyor! Hazret-i Ömer yaklaşarak yanına;
-Yâ Bilal! Ne yapıyorsun böyle? Hiç mescitte oynanır mı?
Fakat Bilal-i Habeşi neşe içindedir. Şöyle bir daha yaylanıp döner kolları havada. Sonra Resulullah Efendimizi göstererek;
-Bak, der. Mescidin sahibi orada, bana ancak o karışabilir!..
Bunu Hazret-i Ömer’e söyler ki; gazabıyla meşhur, öfkesinden yer bile titrer!..
-Vah vaah, diye üzülür eshab... Bilal aklını kaçırdı, çıldırmış, derler!.. 
Hazret-i Ömer üstelemez. Durumu Resûlullaha arz edince, Efendimiz onu yanlarına çağırarak; “az önce neden oynadığını” sorarlar.
-Sevincimden yâ Resûlallah. Rabbimin bana olan bir ihsanından...
-Hangi ihsanından?
-Yâ Resûlallah, Allahü teâlâ sana her şeyi verdi, ama bir şey vermedi. O sana vermediğini bana ihsan etti de onun için oynuyorum...
-O ihsan nedir yâ Bilal? diye sorar Kâinatın Efendisi...
-Hidayet, der o zaman Hazret-i Bilal... İnsanların imanla şereflenme yetkisini sana vermedi. Bu eğer senin elinde olsaydı, önce akrabanı imana getirirdin... En yakınlarından başlardın da sıra bana gelmezdi... Fakat... İşte akrabaların seni inkâr ederken, ben... Hem de hor ve hakir görülen, aşağılanıp işkence edilen... Habeşistan’dan gelmiş kara bir köle olan ben, sana îman ettim, seni sevdim, hatta âşığın oldum... Canım senin yoluna feda olsun ya Resulullah!..
Ben oynamayayım da kim oynasın?..
Bu sözler, Resûlullah’ın çok hoşuna gider. Hazret-i Ömer’e dönerek;
-Bırak ya Ömer, diye tebessüm ederler...
Hakkıdır, bırak da oynasın Bilal!..

 

 

 

NÜKTELER

 

 

Bu kelimelerin anlamını biliyor musunuz?

 

Günlük hayatta karşılaştığımız, Evelallah, Eyvallah, Fesübhanallah, Neuzübillah, Hasbünallah, Maazallah, Maşaallah, Hay Allah, İnşaallah kelimelerinin anlamları nelerdir?

Evelallah: "önce Allah, Allah'ın izniyle" manasına gelir.
Eyvallah: "Hakla kabul ettik, haktandır" manasına gelir.
Fesübhanallah: Allah her türlü noksandan münezzehdir.
Neuzübillah: Allah'a sığınırız.
Hasbünallah: Allah bize yeter.
Maazallah: Her türlü kötülüklerden Cenab-ı Allah`a sığınmayı ifade etmek için kullanılan bir terkip.
Maşaallah: Allah'ın dilediği şey veya Allah'ın dilemesi" demektir.
Hay Allah: Hay : f. Eyvah! Vay!, Hay allah: Vay Allah'ım, Allah'tan yardım dileme.
İnşaallah: Allah dilerse manasına gelen "inşallah" kavramı "maşallah" lâfzından mana yönüyle farklılık arzeder. İnşAllah" kelimesi Türkçede, "eğer Allah dilerse" anlamına gelir. Bu yüzden gelecekle ilgili bir dilek ya da niyet belirtecek olduğumuzda, mutlaka "inşaAllah" deriz. Çünkü geleceği ancak Allah bilir ve her şeyi dilediği gibi yaratır. Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şey olmaz.

Bu gibi ifadeler genel itibarıyla dua ve Allah'a sığınma manaları ifade ettiğinden bunları kullanmanın dinen sakıncası olmaz. Ancak manalarının bilinerek kullanılması uygun olur.

 

SEVGİ

 

 

Gonca Ve Fesleğenin Anlattıkları

 

 

Vaktin birinde zarif bir lâl hanımefendi ile, naif bir lâl beyefendi lâtif bir izdivaç yapmışlar. Birbirlerine hürmet ile muamelede bulunup, sükût ile de mukabelede bulunurlar imiş. 
Lâkin hanımefendi sevgisini göstermekte beyefendi kadar cesur davranamaz, çekinir imiş. 
Yıllar ve yıllar sonra her iki efendi de ihtiyarlamaya yüz tutmuş iken bir gün her ne oldu ve nasıl oldu ise beyefendi, hanımefendinin kalpcağızını incitmiş. Hanımefendi de bu hâle içerlemiş bir miktar. 
Lâkin o kadar da zarif ki, içerlemişliğini zevcine bir türlü nasıl hissettireceğini bilememiş, bizlere göre en kestirme yol olan "surat asma" olayını hiç bilmiyormuş zaten.
Bir akşam, yemeklerini yiyip de sıra kahvelerini içmeye gelince, hanımefendinin aklına bir fikir gelmiş; İkram eder iken kahvesini zevcine, bir gonca gül koyuvermiş fincanının yamacına. Beyefendi anlamış tabi hemen anlaması gerekeni... 
Diyormuş ki hanımefendi, goncaya söz yükleyerek; "Ey bey! Bu goncacağızın gül açmadan nâlâtif ellerce dalından koparılması gibi, sen de beni daha serpilmemiş bir genç hanımefendi iken evimden, ebeveynimden koparıp aldın, şimdi bir de beni incitiyor musun?" 
Bakınız efendim, rikkat buyurunuz, bir gonca ile anlatılanlara, dahası anlaşılanlara bakınız. Pek zarif, pek hoş. 
Tabii efendim, hanımefendi ne kadar hoş ise, beyefendi de aynı hoşlukta olduğundan, gonca ile yapılan sitemin yanıtı da, yine ona yakışır şekilde olmuş. 
Ertesi sabah bir uyanmış ki hanımefendi, başucunda bir demet fesleğen... 
Diyormuş ki beyefendi cevaben;"Ey hanım! Şu fesleğenin enfes kokusu gibi sen de pek hoş, pek lâtifsin, lâkin sana dokunulmadan (incitilmeden) hiç bir sevme ya da sevmeme gösterisinde bulunmuyorsun. Beni sevdiğini anlayamıyor idim, dedim ki, hiç değilse sevmediğini anlayayım, bu da yetsin bana, ne olur affet, işte bundan sebep incittim kalbini."
Not: Fesleğen, dokunulmadıkça kokusunu hissettirmeyen bitki türlerindendir

 

 


--

facebooktaki paylaşım yerimiz
http://www.facebook.com/profile.php?id=524374374#!/pages/Laedrinin-Yeri/126151670733448?ref=mf

Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa
Rabbine dönüp:
“Benim çok büyük bir derdim var”
deme!
Derdine dönüp:
“Benim çok büyük bir Rabbim var”
de!
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages