|
Bu kelimelerin
anlamını biliyor musunuz?
Günlük hayatta karşılaştığımız, Evelallah, Eyvallah,
Fesübhanallah, Neuzübillah, Hasbünallah, Maazallah, Maşaallah, Hay Allah,
İnşaallah kelimelerinin anlamları nelerdir?
Evelallah: "önce Allah, Allah'ın izniyle"
manasına gelir.
Eyvallah: "Hakla kabul ettik, haktandır" manasına gelir.
Fesübhanallah: Allah her türlü noksandan münezzehdir.
Neuzübillah: Allah'a sığınırız.
Hasbünallah: Allah bize yeter.
Maazallah: Her türlü kötülüklerden Cenab-ı Allah`a sığınmayı ifade etmek için
kullanılan bir terkip.
Maşaallah: Allah'ın dilediği şey veya Allah'ın dilemesi" demektir.
Hay Allah: Hay : f. Eyvah! Vay!, Hay allah: Vay Allah'ım, Allah'tan yardım
dileme.
İnşaallah: Allah dilerse manasına gelen "inşallah" kavramı
"maşallah" lâfzından mana yönüyle farklılık arzeder. İnşAllah"
kelimesi Türkçede, "eğer Allah dilerse" anlamına gelir. Bu yüzden
gelecekle ilgili bir dilek ya da niyet belirtecek olduğumuzda, mutlaka
"inşaAllah" deriz. Çünkü geleceği ancak Allah bilir ve her şeyi
dilediği gibi yaratır. Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şey olmaz.
Bu gibi ifadeler genel itibarıyla dua ve Allah'a sığınma
manaları ifade ettiğinden bunları kullanmanın dinen sakıncası olmaz. Ancak
manalarının bilinerek kullanılması uygun olur.
|
SEVGİ
|

|
Gonca Ve Fesleğenin
Anlattıkları
Vaktin birinde zarif bir lâl hanımefendi ile, naif bir lâl
beyefendi lâtif bir izdivaç yapmışlar. Birbirlerine hürmet ile muamelede
bulunup, sükût ile de mukabelede bulunurlar imiş.
Lâkin hanımefendi sevgisini göstermekte beyefendi kadar cesur davranamaz,
çekinir imiş.
Yıllar ve yıllar sonra her iki efendi de ihtiyarlamaya yüz tutmuş iken bir
gün her ne oldu ve nasıl oldu ise beyefendi, hanımefendinin kalpcağızını
incitmiş. Hanımefendi de bu hâle içerlemiş bir miktar.
Lâkin o kadar da zarif ki, içerlemişliğini zevcine bir türlü nasıl
hissettireceğini bilememiş, bizlere göre en kestirme yol olan "surat
asma" olayını hiç bilmiyormuş zaten.
Bir akşam, yemeklerini yiyip de sıra kahvelerini içmeye gelince,
hanımefendinin aklına bir fikir gelmiş; İkram eder iken kahvesini zevcine,
bir gonca gül koyuvermiş fincanının yamacına. Beyefendi anlamış tabi hemen
anlaması gerekeni...
Diyormuş ki hanımefendi, goncaya söz yükleyerek; "Ey bey! Bu
goncacağızın gül açmadan nâlâtif ellerce dalından koparılması gibi, sen de
beni daha serpilmemiş bir genç hanımefendi iken evimden, ebeveynimden koparıp
aldın, şimdi bir de beni incitiyor musun?"
Bakınız efendim, rikkat buyurunuz, bir gonca ile anlatılanlara, dahası
anlaşılanlara bakınız. Pek zarif, pek hoş.
Tabii efendim, hanımefendi ne kadar hoş ise, beyefendi de aynı hoşlukta
olduğundan, gonca ile yapılan sitemin yanıtı da, yine ona yakışır şekilde
olmuş.
Ertesi sabah bir uyanmış ki hanımefendi, başucunda bir demet
fesleğen...
Diyormuş ki beyefendi cevaben;"Ey hanım! Şu fesleğenin enfes kokusu gibi
sen de pek hoş, pek lâtifsin, lâkin sana dokunulmadan (incitilmeden) hiç bir
sevme ya da sevmeme gösterisinde bulunmuyorsun. Beni sevdiğini anlayamıyor
idim, dedim ki, hiç değilse sevmediğini anlayayım, bu da yetsin bana, ne olur
affet, işte bundan sebep incittim kalbini."
Not: Fesleğen, dokunulmadıkça kokusunu hissettirmeyen bitki türlerindendir
|