Ruhun Labirentleri / Kemal Sayar

46 views
Skip to first unread message

esra gündüz

unread,
Mar 15, 2007, 7:09:11 AM3/15/07
to yone...@googlegroups.com

Bir arkadaşım, Türkiye'de pek çoklarının çalışmak için can attığı büyük bir firmada üst düzey bir yöneticiydi ve azımsanmayacak bir maaş alıyordu. Ne ki şirket onun bütün ruhunu emiyor, geriye bir insan posası bırakıyordu. Yıllarca çok iyi maaşlarla gece gündüz demeden çalıştı. Geceleri rahat uyuyamıyor, şirketle ilgili sorunlar kafasının içinde fır dönüyordu. Temel sorunsalı insanları şirketin ürününü kullanmak suretiyle nasıl daha fazla tüketici kılabilecekleri meselesiydi. Hakkını vermek gerek, arkadaşım hâlâ hülyalara ve insanî değerlere inanan bir adamdı. Ruhundaki bozulmayı görerek ani bir kararla istifa etti.

Telefonda benimle tanışmak istediğini söyleyen genç kadın, çok uluslu bir finans şirketinde iyi bir pozisyonda çalışıyordu. Bırakıp gitmekten söz ediyordu, yaptığı işe hiç inanmadığı gibi bu işin getirdiği 'karakter aşınması'ndan yakınıyor, hatta 'sizin ofisinizde sekreterlik dahi yapabilirim' diyordu. Yakındığı şey sadece işinin anlamsızlığı değil, iş ortamındaki insan ilişkilerinin de merhamet ve dostluktan nasipsiz olmasıydı.

Kapitalizmin ruhları ifsâd eden gözbağcılığı, çalışma ile ihtiyaç arasındaki bağı koparmış olması. 'Yeterli olan, iyidir' düsturu geçmişin küflü sandukalarına kaldırılmıştır artık, verimliliğinin nesnel ölçüsü olarak kazanç artışı belirlenmiştir. Sayılabilir, sayıya vurulabilir olan gerçektir başarı artık, kazanılan para ve biriktirilen servet miktarı ile ölçülür. Fazla azdan iyidir, daha fazla kazanmayı başaran daha az kazanandan iyidir. Verimlilik en üst düzeye çıkarılmalıdır.

Duyarlı insanları bizâr eden de işte tam burasıdır: Yaptığım iş insanlara ne tür bir yarar olarak geri dönüyor? Benim verimliliğimin artmış olması sonunda şirket dışında kim kazanıyor? Ben kazanıyor olamam çünkü özel hayatım berbat durumda, zamanımı hiç de nitelikli bir biçimde geçirmiyorum, müşteriler de kazanıyor olamaz, zira daha fazla harcıyor ve anlık tüketim hazzından sonra ellerinde bir şey kalmıyor. Çalışanların soru sorması tehlikelidir. Andre Gorz'un ifadeleriyle söylersek, 'insanlar bütün değerlerin sayılabilir olmadığını, paranın her şeyi satın alamayacağını ve satın alınamayan şeyin temel olduğunu ve hatta işin özü olduğunu keşfettiklerinde "ticaret düzeni" temelden sarsılır'.

Yaşama zamanının yokluğunda, kayıp zamanı, yani çalışmanın ziyan ettiği hayatı telafi eden tek şey paradır. Oturduğumuz evler, sürdüğümüz konforlu arabalar, gidebildiğimiz lokanta ve eğlence mekânları, aldığımız ıvır zıvır çalışma köleliğimizi meşrulaştırır. Ama ya onlar da ruhumuzdaki sızıyı dindirmiyorsa? Ya bunlara sahip olmak için ortaya sürdüğümüz pey, yani ömrümüz, bizim için daha kıymetliyse? Hayat geri gelmiyor. İnsan, ruhunu özgürleştirmeyen, kendisine bir ifade imkânı sunmayan, kendisini gerçekleştiremediği işlerle tatmin bulmuyor. Ruh istiyor ki kendi hikâyelerini anlatabilsin. Hikâyeleri başka insanlara çarpsın, onlarda çoğalsın, kendisine geri dönsün. Çağdaş iş yaşamı ve şirket köleliği ise disipline dayalı. Göreceğiniz düşlerin bile birbirine benzediği, kılık kıyafet, jest ve mimik, şaka ve konuşmaların bir örnekleştiği bir disiplin düzeni öngörüyor.

Buna 'narsistik kafes' diyor bir yazar: İşyerinde herkes anonim, teknoloji insanları iş yerinde yalnızlaştırıyor. Bilgisayarının içine gömülmüş onlarca kafa geniş bir salonda hiçbir mahremiyetleri olmaksızın çalışır. Çabuk iletişimin ve e-maillerin gayrı şahsi doğası, insanları yalıtır ve yabancılaştırır. Aşırı çalışma ve her an küçülme tehdidi stres yaratır. Ve nihayet buradan ben-erkezli bir popüler kültür üretilir, artık iyiliğin adap ve erkânı değil, yükselme arzusunun zalimliği iş başındadır.

Teknoloji işi evinize, rüyalarınıza, sevdiklerinizle geçirdiğiniz mahrem anlara taşır. Cep telefonu kapanmaz, e-mailler günde beş vakit kontrol edilir. Böylece hayatın kalan alanlarıyla ilgili duyarlıklarınız törpülenir. Kendinize, sevdiklerinize ayıracağınız zaman ve eğlence, ihtiyaçlar hiyerarşisinde en aşağıya iner. İşkolikler kişisel ilişkilerini feda etmek pahasına başaracakları şeyle meşgul olan, ben merkezci, duygularından uzaklaşmış yeni bir insan tipini oluşturur. Yapmak için ayrılan zaman, olmak için ayrılması gereken zamanı yer bitirir.

Kalenderî meşrepliler, aylaklar, rindler! Dünyaya temenna etmeyenler. 'Bir devlet içün çerhe temennadan usandık' diyebilenler. Ne mutlu onlara!

mucahit akverdi

unread,
Mar 16, 2007, 2:56:48 AM3/16/07
to yone...@googlegroups.com
merhabalar,
 
yazý gerçekten harika, gönderdiðiniz ve ya nerdeyiz ne yapýyoruz dedirttiðiniz için çok teþekkürler,
esra gündüz <eeeg...@gmail.com> wrote:
Bir arkadaþým, Türkiye'de pek çoklarýnýn çalýþmak için can attýðý büyük bir firmada üst düzey bir yöneticiydi ve azýmsanmayacak bir maaþ alýyordu. Ne ki þirket onun bütün ruhunu emiyor, geriye bir insan posasý býrakýyordu. Yýllarca çok iyi maaþlarla gece gündüz demeden çalýþtý. Geceleri rahat uyuyamýyor, þirketle ilgili sorunlar kafasýnýn içinde fýr dönüyordu. Temel sorunsalý insanlarý þirketin ürününü kullanmak suretiyle nasýl daha fazla tüketici kýlabilecekleri meselesiydi. Hakkýný vermek gerek, arkadaþým hâlâ hülyalara ve insanî deðerlere inanan bir adamdý. Ruhundaki bozulmayý görerek ani bir kararla istifa etti.

Telefonda benimle tanýþmak istediðini söyleyen genç kadýn, çok uluslu bir finans þirketinde iyi bir pozisyonda çalýþýyordu. Býrakýp gitmekten söz ediyordu, yaptýðý iþe hiç inanmadýðý gibi bu iþin getirdiði 'karakter aþýnmasý'ndan yakýnýyor, hatta 'sizin ofisinizde sekreterlik dahi yapabilirim' diyordu. Yakýndýðý þey sadece iþinin anlamsýzlýðý deðil, iþ ortamýndaki insan iliþkilerinin de merhamet ve dostluktan nasipsiz olmasýydý.

Kapitalizmin ruhlarý ifsâd eden gözbaðcýlýðý, çalýþma ile ihtiyaç arasýndaki baðý koparmýþ olmasý. 'Yeterli olan, iyidir' düsturu geçmiþin küflü sandukalarýna kaldýrýlmýþtýr artýk, verimliliðinin nesnel ölçüsü olarak kazanç artýþý belirlenmiþtir. Sayýlabilir, sayýya vurulabilir olan gerçektir baþarý artýk, kazanýlan para ve biriktirilen servet miktarý ile ölçülür. Fazla azdan iyidir, daha fazla kazanmayý baþaran daha az kazanandan iyidir. Verimlilik en üst düzeye çýkarýlmalýdýr.

Duyarlý insanlarý bizâr eden de iþte tam burasýdýr: Yaptýðým iþ insanlara ne tür bir yarar olarak geri dönüyor? Benim verimliliðimin artmýþ olmasý sonunda þirket dýþýnda kim kazanýyor? Ben kazanýyor olamam çünkü özel hayatým berbat durumda, zamanýmý hiç de nitelikli bir biçimde geçirmiyorum, müþteriler de kazanýyor olamaz, zira daha fazla harcýyor ve anlýk tüketim hazzýndan sonra ellerinde bir þey kalmýyor. Çalýþanlarýn soru sormasý tehlikelidir. Andre Gorz'un ifadeleriyle söylersek, 'insanlar bütün deðerlerin sayýlabilir olmadýðýný, paranýn her þeyi satýn alamayacaðýný ve satýn alýnamayan þeyin temel olduðunu ve hatta iþin özü olduðunu keþfettiklerinde "ticaret düzeni" temelden sarsýlýr'.

Yaþama zamanýnýn yokluðunda, kayýp zamaný, yani çalýþmanýn ziyan ettiði hayatý telafi eden tek þey paradýr. Oturduðumuz evler, sürdüðümüz konforlu arabalar, gidebildiðimiz lokanta ve eðlence mekânlarý, aldýðýmýz ývýr zývýr çalýþma köleliðimizi meþrulaþtýrýr. Ama ya onlar da ruhumuzdaki sýzýyý dindirmiyorsa? Ya bunlara sahip olmak için ortaya sürdüðümüz pey, yani ömrümüz, bizim için daha kýymetliyse? Hayat geri gelmiyor. Ýnsan, ruhunu özgürleþtirmeyen, kendisine bir ifade imkâný sunmayan, kendisini gerçekleþtiremediði iþlerle tatmin bulmuyor. Ruh istiyor ki kendi hikâyelerini anlatabilsin. Hikâyeleri baþka insanlara çarpsýn, onlarda çoðalsýn, kendisine geri dönsün. Çaðdaþ iþ yaþamý ve þirket köleliði ise disipline dayalý. Göreceðiniz düþlerin bile birbirine benzediði, kýlýk kýyafet, jest ve mimik, þaka ve konuþmalarýn bir örnekleþtiði bir disiplin düzeni öngörüyor.

Buna 'narsistik kafes' diyor bir yazar: Ýþyerinde herkes anonim, teknoloji insanlarý iþ yerinde yalnýzlaþtýrýyor. Bilgisayarýnýn içine gömülmüþ onlarca kafa geniþ bir salonda hiçbir mahremiyetleri olmaksýzýn çalýþýr. Çabuk iletiþimin ve e-maillerin gayrý þahsi doðasý, insanlarý yalýtýr ve yabancýlaþtýrýr. Aþýrý çalýþma ve her an küçülme tehdidi stres yaratýr. Ve nihayet buradan ben-erkezli bir popüler kültür üretilir, artýk iyiliðin adap ve erkâný deðil, yükselme arzusunun zalimliði iþ baþýndadýr.

Teknoloji iþi evinize, rüyalarýnýza, sevdiklerinizle geçirdiðiniz mahrem anlara taþýr. Cep telefonu kapanmaz, e-mailler günde beþ vakit kontrol edilir. Böylece hayatýn kalan alanlarýyla ilgili duyarlýklarýnýz törpülenir. Kendinize, sevdiklerinize ayýracaðýnýz zaman ve eðlence, ihtiyaçlar hiyerarþisinde en aþaðýya iner. Ýþkolikler kiþisel iliþkilerini feda etmek pahasýna baþaracaklarý þeyle meþgul olan, ben merkezci, duygularýndan uzaklaþmýþ yeni bir insan tipini oluþturur. Yapmak için ayrýlan zaman, olmak için ayrýlmasý gereken zamaný yer bitirir.

Kalenderî meþrepliler, aylaklar, rindler! Dünyaya temenna etmeyenler. 'Bir devlet içün çerhe temennadan usandýk' diyebilenler. Ne mutlu onlara!


Looking for earth-friendly autos?
Browse Top Cars by "Green Rating" at Yahoo! Autos' Green Center.

esra gündüz

unread,
Mar 16, 2007, 3:17:18 AM3/16/07
to yone...@googlegroups.com
merhabalar,
 
günlük telaşların, koşuşturmaların arasından hayat akıp gidiyo biz farketmeden ne yazıkki...
bende yazıyı çok beğendim paylaşmak istedim...
sizlerde böyle özel ve güzel yazıları paylaşırsanız memnun olurum...
 
 

 
16.03.2007 tarihinde mucahit akverdi <mucahit...@yahoo.com> yazmış:
merhabalar,
 
yazı gerçekten harika, gönderdiğiniz ve ya nerdeyiz ne yapıyoruz dedirttiğiniz için çok teşekkürler,

esra gündüz <eeeg...@gmail.com> wrote:
Kalenderî meşrepliler, aylaklar, rindler! Dünyaya temenna etmeyenler. 'Bir devlet içün çerhe temennadan usandık' diyebilenler. Ne mutlu onlara!
 

murat ibrahim

unread,
Mar 30, 2007, 4:07:50 PM3/30/07
to yone...@googlegroups.com
 
mail icin tesekkur ederrim. kendimizi mal yigmak yarisindfan kurtarip takva yarisina yonelmemizi rabbim nasip etsin. mevlit kandiliniz mubarek olsun

 
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages