yoksulkul 2010
unread,Oct 8, 2010, 11:35:46 AM10/8/10Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to yoksulkul 2010
DR ALİ ŞERİATİ
Evet, sen Kur'an diyorsun, ama hangi Kur'an? Cehaletin elinde teberrük
edilip kutsanan bir nesne olan Kur'an mı? Cinayetin mızraklarının
ucundaki Kur'an mı? Yoksa çeyrek yüzyıldan daha az bir sürede, çölün
dağınık ve düşman kabilelerini birleştirerek, dünyanın egemen
güçlerini -Bizans, Sasani- çökerten, insanlığın kaderini ele geçiren,
devrimci yapısıyla insanlık tarihinde yepyeni bir medeniyet ve kültür
meydana getiren bir kitap olarak mı Kur'an?
Daha çok hayata, bilgiye, izzet, kemal ve cihada yönelik! Yaklaşık
yetmiş suresinin adını insanı ilgilendiren konulardan alan bu kitap;
yaklaşık otuz süresinin adını maddi fenomenlerden alırken, yalnızca
iki süresinin adını ibadetlerden alan bir kitap!.
Bu kitap, "dostunun cehaleti" ve "düşmanının hilesiyle" yapraklan
açıldığı günden beri, yaprakları masraflı olmaya başladı. "Metni" terk
edilip "cildi" revaç bulduğundan beri adı "okumak" anlamına gelen bu
kitap, okunmaz oldu. Kutsama, teberrük ve mal kazanma işleri gördü.
Toplumsal, ruhsal ve düşünsel mesele ve dertlerin cevabı bu kitapta
aranmadığından beri, onda soğuk algınlığı, romatizma türünden bedensel
hastalıkların şifası aranır oldu. Uyanıkken terkedip, yatarken
başlarının üstüne asarak uyuduklarından beri, görüyorsun ki ölülerin
hizmetine sunulmakta, ölüp gitmişlerin ruhlarına ithaf edilmekte ve
sesi yalnızca mezarlıklardan duyulmaktadır.
[Anne Baba, Biz Suçluyuz]
Kur'an ve Sapma
Okumanın, düşünmenin, aydınlanmanın, kavramanın, bilinçlenmenin, yol
bulmanın [hidayet], ayağa kalkmanın [kıyam], amel etmenin kitabı olan
Kur'an; izleyicilerinin, yükümlülük, seçebilirlik [furkan] ve insani
sorumluluğu adına önerdiği tek çözüm; "İstihare" olan, teberrük edilen
bir kitap biçimine dönüştürüldü. İzleyicilerinin ona" karşı görevi:
Kupkuru bir yüceltme, takdis, tazim, teberrük ve öpmek.. Abdestsiz el
sürmemek, bir kılıfa geçirerek aynanın kenarına veya duvarın yüksek
yerine asmak... Kundağın yanına, yeni evin kapısına, misafirin
başucuna... Bazı sureleri / ayetleri de cadıca işlevler, özel
törenler, tılsım ve büyüler, cin ve romatizma kovup-gidermeler, büyük
büyülerin düğümlerini atmalar... için kullanılır oldu.
Bundan önce dindarlar, sömürgecilik ve emperyalizmin boyunduruğunda
olmalarına rağmen; gündeme gelen dini amel; dini tavır onlar için şu
anlama geliyordu: Bireysel günahlardan arınmak, ibadetle ahiret için
sevap devşirmek, Rasul ve imamlar ile salihlerin şefaatini kazanmak...
Peki ya emperyalizm ve sömürgecilik?!!
...Fakat Kur'an, kutsal rafından eğitim, öğreti ve düşünme saikiyle
inince, onlara; Ahiret'teki kurtuluşun, bu dünyadaki kurtuluşa bağlı
olduğunu, Cennetin yolunun, özgürlük, izzet, uyanıklık, bilgi ve
bilinçten geçtiğini, bu dünyada zillet üzere ölenin orada zillet üzere
kalkacağını, burada kör olanın orada kör olacağını öğretti.
... Bildiler ki; "zulme rıza gösteren zalimin ortağıdır". Müslümanın
yaşamı "akide ve cihad ile sağlamdır". Peygamber ve izleyicilerinin
sünneti; bireysel riyazetler, kulluk, telkin ve uyuşturucu ibadetler
değildir, "cihad ve şehadettir." Kur'an'ın getirdiği ruhbanlık
değildir. "Peygamber silahlıdır", Risaletin hedefi bilgi-bilinç ve
adalettir.
...Kur'an halkı uyandırdı. İslam'ın en büyük görevi, her şeyden önce
toplum ve düşüncedeki çöküş etkenlerini kökünden kazımaktır. Taharet
ve necasette yeni bir bölüm keşfetme, ziyaret yoluyla şehid sevabını
kazanma[!], kelam-fıkıh çekişmeleriyle uğraşma yerine, silahını kapıp
Fransız sömürgeciliğini yok etmektir.
...Eğer Kur'an, kitap olsa, okunup anlaşılsa, gündemi İşgal etse; eğer
mü'minlere, "O konuşuyor, hitabı sanadır, kulak vermeli, ne dediğini
dinleyip kavramalısın" dense, kurtuluş bağışlar, izzete ulaştırır,
uyandırıcı ve yapıcı olur. Kur'an bu gücü yalnızca geçmişte göstermiş
değildir, bugün de böyledir. Salt geçmiş, Roma-Sasani emperyalizmine
karşı değil, çağdaş/modern sömürgecilik ve emperyalizme karşı da bu
gücü verir.
... Kur'an'ın tarihteki izleri araştırılmalı. Son yüzelli yıldır
sömürgeciliğin Asya ve Afrika toplumlarındaki düşünsel, kültürel ve
politik saldırılarına karşı koyuş yöntemlerini incelemeli. İşte bundan
sonra tanır ve görürsün ki, bu kitap, düşünce, özgürlük ve adaletin
kitabıdır.
[Anne Baba, Biz Suçluyuz]
Kur'an'ı Anlamak
Şimdi yine aynı kitap önümüzde bulunuyor; gerçi mesaj getirici değil;
ama mesajı var. Bu mesaj bize sorumluluk yüklüyor. İşte bu yüzden ben
tarih dersini bu aşamadan sonra Kur'an'dan alacağım. Bundan sonra
bütün incelemelerimi Kur'an üzerinde yoğunlaştırmaya karar verdim.
Bugüne kadar çeşitli konuları, çeşitli alanlarda ortaya koyduğumda
dayanaklarımda ve şahit getirmelerimde Kur'an'dan fazla
yararlanmadığımı görmenizin iki sebebi vardı: Birincisi, esasen, her
şeyden önce düşünmenin, bağımsız ve mantıklı düşünmenin, bir söze
dayanmadan düşünmenin kendisi başlamalıdır. Bir diğeri de daha çok şu
sebeptendir. Ben sade bir araştırmacı, kitap ve inceleme ehli bir
insan olarak, nazari ve ilmi bir mesele ortaya koyduğumda, kesinlikle
benim gözüme çarpan, sonuç çıkardığım, delil getirdiğim şeyin bir
yanılma payı vardır. Bundan dolayı benim veya benim gibi olanlar
tarafından "şu ancak böyledir, başka türlü olamaz" şeklinde bir görüş
öne sürülmemiştir, olamaz da. Bizim inandığımız ve emin olduğumuz şey,
daima daha iyi ve doğru anlama çabasında olduğumuz, bu iş için
herkesten yardım dilediğimiz, hatta düşman ve kötü adlı kimselerin bu
yolda bize yardım edecekleri, ettikleri konusudur.
Bunun için, bir tez ve bir ilmi görüş çıkardığımda veya inandığım bir
mektepten söz naklettiğimde; eğer Kur'an'ın uygun, büyükçe bir
suresini, bir ayeti alıp, o konunun altına yazar, ona dayanırsam, bu,
Kur'an'ı, kendi fikrimi ispatlamak yolunda kullanmam demektir. Kur'an
daima böyle bir araştırma veya tebliğ yönteminin kurbanı olmuştur.
Kur'an, daima buyruklarımızı -ne olursa olsun- ispatlamak için bir
alet olmuştur. Hiç bir zaman hiç kimse, her şeyi, -mezhebi, ilmi,
edebi- bütün zihniyetini ve bilgisini bir tarafa fırlatıp; önceki
görüşlerinden arınmış bir zihinle Kur'an'a yönelmemiştir. Söylediğime
uygun bir hadis vardır: "Her kim Kur'an'ı kendi görüşüyle tefsir
ederse, yeri ateştedir,", Bu "görüş"e "akıl" dediler, yani her kim
Kur'an'ı aklıyla tefsir ederse...! Öyleyse neyle tefsir etmek, doğru
tanımak için akıldan başka bir yolumuz yok. Sonra hayır diyorlar,
bizim maksadımız her ayetin altına imamdan bir rivayet getirmektir!
Efendi! Yoksa bu rivayeti de akılla seçmek gerekmez mi? Yoksa, bu
ayetin tefsiri olan rivayeti aklımızın seçmesi, anlaması gerekmez mi?
Bunu ayetin altına getir, sonra da bu ayetin manasının bu olduğunu
anla?!! Akılsız adamın başına istediğin kadar ayet, istediğin kadar
rivayet döksen yine de fayda etmez. Sağırlara çağırını işittiremezsin,
hele bu sağır ve dilsiz insan, o sesi çağrıyı anlamıyor, duymuyorsa.
Bu adamın canı sıkılır, sinirlenir de, senden bezer, kaçar, sırtını
döner. Artık peygamberin kendisi bile ona bir şey duyuramaz.
Öyleyse mesele Kur'an'ı "görüşle tefsir etmemektir. "Görüş" ne demek?
Yani daha önceki fikir ve inançlarımız. Önce filan ilmî, fiziki,
kimyevi, fıkhi, mezhebi, görüşe inanıyor, ondan sonra gidip Kur'an'da,
önceki görüş ve inancımızın ispatı peşinde dolaşıyoruz. İşte bu yüzden
bakıyoruz ki Şia, Kur'an'ın ardından gidiyor, Şia çıkıyor; Sünni
gidiyor, Sünni çıkıyor; Vehhabi gidiyor, Vehhabi çıkıyor; Cebri
gidiyor, Cebri çıkıyor; Nasibi gidiyor, Nasibi çıkıyor; İhtiyari
gidiyor, İhtiyari çıkıyor,.; . İyi ama o halde Kur'an ne yapıyor?
Bütün bunlar görüştür ve bütün bunlar görüşle yapılmış tefsirlerdir.
Öyleyse nasıl olmalıyız? Önceki bütün görüşlerden arınmış, veraset
yoluyla veya zorla yüklenmiş bütün önceki inançlardan temizlenmiş bir
akıl; idmanlı, uyanık bir zihin olarak; mantıki ve akli, kudretli,
uyanık, mana çıkarıcı, ama daha önceki herhangi bir görüşü ispatlamaya
taassubu ve taahhütü olmayan bir görüşle, Kur'an'a gitmeli ve
Kur'an'ın içinden neyin ne olduğunu görmeli ve çıkarmalıdır...
[İki Sure, İki Yorum]