Can'lar, yazılarımı seviyorsunuz ya çok hoşuma gitti konuşacak birilerini bulmak :)
neyse... final kampına az bir zaman kala kurs klasörüne bu ay girecek yeni dökümanları incelerken ne kadar uzun bir yolu yürüdüğümüzü bir kez daha farkettim. kimbilir kalan hayatımız boyunca kaç klasör daha devireceğiz. sonra da ilk yoga derslerimi düşündüm. bağdaş kurup "om" deyip rahatlarken nasıl gülmeden duracağımı hesaplayarak gitmiştim derse. sonra kendi ter denizimde o "om"un derinliğini farkettim. ve şimdi yıllar sonra "çok yol aldım" diye hissederken her seferinde yeniden uçsuz bucaksız bir okyanusun kıyısında gibiyim.
yoga yolumda, herşeyin göründüğünden daha derin ve değerli olabileceğini öğrendim. ya da hiçbirşeyin göründüğü gibi olmadığını. bazen de birşeyin anlatıldığından farklı olabileceğini...
üç sene önce Kabak koyunda kamptayken, koydaki bir tekneyi kiralayarak Kabak'tan çıkıp ıssız koyları gezme fırsatım oldu. daha önce hep kendi kullandığım yelkenli tekne ile gittiğimden, ürkerek yanaştığım çoğunlukla da sığlığından mercanından geri durduğum için ayak basmadığım bir sürü koya gittim.
her biri cennet bu koylardan özellkle birisi çok ilginçti. duvarları bin metreye yakın bir vadinin denize açılan ucuda terkedilmiş bir yerleşim vardı. görünüşe göre mevsimsel akan kuru bir derenin yatağını takip ederek dimdik yamaçlara uzanan sahipsiz taş evler! tahrip edilmiş bir kilisenin kalıntısı, zamanında coşkun akan derede dönen bir zeytin değirmeninin temeli, çarkın yatağı ve belli belirsiz taş yolları ile büyüleyici bir köy.
teknenin kaptanı buranın korsanlardan kaldığını söyledi. eli kanlı korsanlar burada paylaşırlarmış ganimetlerini. kötü havalarda gemilerini demirleyip burada yaşarlarmış.
koyun dar çemberinden denize açıldığı yere bakınca tekne demirleyecek bir alan göremedim. bırak koskoca korsan gemisini küçük bir yelkenliyi bile alargaya bırakacak deniz yoktu. hele ki koyun dışı! korsan gemisini bir gecede karaya çarpıp kariyerlerini biitirecek kadar vahşiydi... hem bu kadar medeni, bu kadar yerleşik insanlar neden korsanlık yapsın ki? inanmadım, ıslanmasın diye çantamı karaya fırlatıp suya atladım. tekne beni yirmi dakika sonra alacak. yitik köyün kaybolan yollarında gezmeye başladım.
her köşesi eşelenmiş, evlerin duvarları oyulmuş, beşyüz senelik incirlerin zeytinlerin dibi kazılmış. bölgedeki halk o kadar inanmış ki oranın korsanların olduğuna, ganimetleri aramışlar sonlara doğru öfkelenen bir umutla. oysa gözünü kapatıp gönül gözünle bakınca bir an, o taş duvarlar bembeyaz kireç badanalarıyla, her sene döküldükçe inatla boyanan masmavi çerçevelerin içinden görünen kaneviçe perdeli pencereleri ile belli ki dolu dolu insanca yaşamış gibi görünüyor. bu küskün köyde yaşanmış ve belki yarım kalmış nice aşkın kokusu var.
kuru dere yatağından karşıya geçince kocaman bir taş yapı beliriyor. o kadar ağır ve özenle kesilmiş taşlar ki, oynatmaya güçleri yetmemiş bizim korsanların.
taş yapının üzerinde bir kitabe var. üzerinde antik latin alfabesi ile anlayamadığım yazılar... kitabe av tüfeği ile defalarca vurulup örselenmiş ne yazık.
uzaktan teknenin sesini duyunca bir karecik fotoğrafını çekip sahile iniyorum.
kamptan ayrılıp eve dönünce ilk işim fotoğrafı kuzene göndermek oluyor. yazıt eski yunancanın anadolu lehçesi ile yazılmış. tarihi yok ama çok eskiymiş.
-muhtemelen- arap işgalcilerle olan savaşta ölen bir kahramanı onurlandırmak için yazılmış. "köyümüzü korurken ölen, bizim mutluluğumuz için ölen......anısına....aziz...."
köy 1924'e yani yere batasıca nüfus mübadelesine dek kullanılmış. şimdiyse adını kimse hatırlamıyor. içindeki kuru yatak kesinlikle mevsimlik akış değil, dört mevsim coşan köpüren, içinde neşeli balıkların oynaştığı, bir kolu ile Eşen Çayı'nı yani Patara'yı besleyen bir deli dereymiş. ta ki dağın tepesindeki köyler su yolunu değiştirip kendi köylerine verene kadar.
hiçbirşeyin göründüğü gibi olmadığını, bazen de birşeyin anlatıldığı gibi olmayabildiğini bir kez daha farkediyorum.
* * * *
şimdi siz muhtemelen stes içinde finali düşünüyoorsunuz. hatta belki de abartıp Google'da Yoga Alliance sınav sorusu örneklerini arıyorsunuz. lütfen bunun da göründüğünden farklı bir şey olduğunu unutmayın. yogada başarılı/başarısız kavramı yok. evrensel bilinç var; kapıyı pencereyi açınca içimizden fışkıran, zaten içimizde olan...
Hep birlikte olacağımız için çok heyecanlıyım!
Namaste,
G