[Yetkin'in Kişisel Notları] yazar Murathan Mungan, dobra dobra konuştu-DERYA SAZAK

0 views
Skip to first unread message

Yetkin BAYER

unread,
Jul 11, 2005, 6:39:25 AM7/11/05
to yet...@googlegroups.com
[http://www.milliyet.com.tr/2005/07/11/siyaset/asiy.html]

Şair, yazar Murathan Mungan, dobra dobra konuştu:
İyi Türkçe yazanların çoğu Türk kökenli değil

Mungan, "Kısakürek, Nâzım'dan daha iyi şair değil. Tanpınar eskidi. Süreya'dan Kemal'e, Arif'ten Karasu'ya farklı kökenlerden yazarlar Türkçede en iyiler" diyor

SOHBET ODASI



DERYA SAZAK: Yeni kitabınız 'Elli Parça', ne zaman biteceğini bilmediğiniz çalışmalardan, Şairin Romanı'ndan derlemeler içeriyor. Bilge şair Bendag'ın, açık denizde aylarca süren yolculuğun ardından, sakız kokan körfez rüzgârları eşliğinde Anakara'ya ayak basışı. 11 ayrı kitaptan 'fragmanlar' sunuyorsunuz. Sığlaşan bir dünyada edebiyatın derinliklerinde yolculuk nasıl bir duygu? Bir meydan okuma mı?
Murathan Mungan: Edebiyat zaten başlı başına bir meydan okuma. Varoluşun, inancın, direnişin en iyi ifadesi yazıdır. "Elli Parça", bir 2005 kitabı. Ben böyle dönümleri çok seviyorum. Edebiyat hayatım sanki yeni başlıyor. Herkes macerasını sonuna kadar yaşamalı. Yazarlar, zamandan korkarlar. Yarın bana bir şey olsa yapıtlarıma kim bakacak? Bu kitabın temelinde galiba böyle bir ölüm korkusu var. Elli Parça, vaktinden evvel okurlara emanet ettiğim çocuklarımdır.

Irak, ketçap
Ömrünün sonuna doğru bir kişinin tek bir şiirle dahi hatırlanması ve yaşadığı anın değerini bilerek, derinleştirerek yolculuğunu sürdürmek istemesi... Bendag ile kadın şair Ümma'nın söyleşilerinin özünde yatan felsefe bu mu?
Anın değerini bilmek aslında günümüzdeki en önemli şey. Kapitalist dünya hız üzerine kurulu. Hız, tüketim demek, derinleşmeyi engellemek, sürekli narkoz altında yaşamak demek. Hayatı büyük ölçüde kolaylaştıran bir şey, aynı zamanda insan olmanın temel değerlerinden birçoğunu alıp götürüyor.
Sürekli boşalan raflara baktığımızda, bu raflar kimi zaman Irak Savaşı olabilir, kimi zaman herhangi bir yeni ketçap ürünü olabilir. Bu hız içerisinde biz acılarımızla, duygularımızla, kayıp ve kazançlarımızla ödeşip, yüzleşmeden, onları özümseyip kendimize eklemlemeden, hesaplaşmadan zamanı belirliyoruz.

Değerlerin hızla tüketildiği bir çağa, edebiyatın geleneksel kalıplarıyla, dünyanın en eski sanatı diye adlandırdığınız şiirle karşı koymak zor olmalı.
Teknolojinin gücü ne olursa, olsun ele geçiremediği imgeler dünyamızla bir tek edebiyat ilişki kuruyor. Duvar yıkıldıktan sonra Doğu Berlin'e gittiğim zaman çok heyecanlanmıştım ve birdenbire beni heyecanlandıran şeyin bir edebiyat ülkesini keşfetmek olduğunu anladım. Ağaçtan yaprak, 19. yüzyıl romanlarındaki gibi yavaş yavaş düşüyordu.
Arabalar yolda ağır ilerliyordu, zamanı yudumluyordunuz sanki, yaşamı daha çok hissediyordunuz. Şairin Romanı'ndaki benim gözümdeki Bendag ile sizin canlandırdığınız aynı kişi değil. Bu anlamda edebiyat, doğası gereği baskı altına alınacak bir tür değildir. En özgür alandır. Bazı imgeleri hayalde de canlandırırsınız...

Faşizm, maşizm
Hamlet ile Hitler'i aynı oyunda buluşturmak gibi...
Hamlet, ilk modern birey üzerine ciltler dolusu incelemeler yapılmış, burjuvaziyle simgeleştirilmiş bir birey. Komşuluklar tehlikelidir! Nedir? Eğer faşizm üzerine çok düşünüp maşizm üzerine hiç düşünmüyorsanız, bu komşuluğun ne kadar yakın olduğunu görmüyorsanız, faşizm üzerine köklü düşünmüyorsunuz demektir. Ne kadar geleneksel olursa olsun, ben kültürel soyaçekime çok inanıyorum.
Türkiye'nin bu anlamda en temel eksiklerinden biri, aydınlanmış birey olarak gördüğümüz kişilerin çoğunun, estetik adaletten ve entelektüel dürüstlükten yoksun olmaları.

Devrime inanmıştım
Felsefi önermelerin siyaseti belirlediği çağlar geride mi kaldı? Marx'ın fikirleri Sovyetlere ortam hazırladı. Berlin Duvarı'nın çöküşü 'Tarihin sonu' diye yorumlandı. Savaşlar ve yükselen şiddet karşısında edebiyatçılar, felsefeciler etkili değil.
Ben, çağımızda olan biten birçok konuda Marx'ın hâlâ çok haklı çıktığını düşünüyorum. Sadece Marx'ın öngördüğü zamanı biz kendi karakterimizle ölçtük. Ben üniversitedeyken devrim olacak zannediyordum. Sol terbiyenin bana kattıklarını hâlâ büyük bir ahlakla taşıyorum. Solun öldüğünü söyleyenler erken konuşuyorlar. Kapitalizm daha kendi sürecini tamamlamadı. Elli yıl, yüz yıl dünya tarihinde kısa süreler. Bazı şeyler zamanla anlaşılıyor. Mesela ben cinsel politikadan, özgürlüklerden söz ettiğim için linç edildiğim dönemleri anımsıyorum. Şimdi kurulan bir parti bile artık bunu telaffuz ediyor.
Çağı belirlemede sanatçıların gücüne gelince, insanlığın tamamen kaybolmaması için çalışıyoruz diyelim.

Entelektüel dürüstlükten söz ettiniz. Aydınların işlevi ne olmalı?
Yazdıklarımın sivil topluma dönük etkilerini görmek hoşuma gidiyor. Çok Türkiyeliyim ben. Okur kitlem, şaka bir yana, 25 yıldır moda olduğumu gösteriyor. 40 Oda öykülerinde kullandığım tekniği sonradan Avrupalı, Amerikalı pek çok yazar denedi. Geçmişteki ahlak tabularını şimdi herkes yazıp çiziyor. 'Beyaz Türkler, Beyaz Kürtler' lafını ilk kullanan benim.

Düzyazıdan çok, şiirin gücüne inanıyorsunuz...
Dünyaya şair olarak bakıyorum.

İnsanın kendisi olması zor

Son dönemde bazı yazarların romanlarıyla ilgili reklamlarının yapıtın önüne geçtiği yönünde polemikler var.
Türkiye'yi entelektüel horoz dövüşünden kurtarmak gerekiyor. TV kanallarında bugün birçok kişinin yaptığı aslında fikir müsameresidir. Bu bir iktidar meselesi, kendilerini edebiyat alanında iktidar figürü görenlerin çoğunun yeni süreçle beraber iktidarları ellerinden gitti. 1970, 1980'lerden kalma kaç şair ismi sayabilirsiniz? Türkiye'de bu kasaba kültüründen kurtulmamız gerekiyor. Siyasal inancı gereği değil, psikolojik takıntısı nedeniyle solcu kaldığını sanan bazı meczupların kanal kanal gezmesinde acıklı bir yan var. Ben bunu kitap tanıtımından daha tehlikeli buluyorum.

Bir sözünüz var, 'Türkiye'de her şey olabilir, rezil olamazsınız' diyorsunuz. Hafızası 24 saate ayarlı unutkan bir toplumuz.
Hafızayı diri tutan adalettir. İnsanın kendisi olması en zorudur bu ülkede. Tribüne oynamadan 'biri' olmak, 'köyün delisi' olmadan aydın olmak, aslını inkâr etmeden Kürt olmak, kepaze olmadan eşcinsel olmak, yaşlandıkça ilkokul düzeyi milliyetçiliğe gerilemeden hayatı tamamlamak zordur.

Yok sayarak olmuyor
Dünyanın en eski kültür ve uygarlık başkentlerinden biri olan Bağdat gözümüzün önünde bombalandı. Ne yapabildik?
Unutkanlık siyasi reflekslerimize de sinmiş. Türkiye'de sol ancak darbe olduğu zaman, kendine gelip nerede hata yaptık, diyor. Türkiye'de ne 12 Eylül dibine kadar konuşuluyor, ne 27 Mayıs, ne de İstiklal Mahkemeleri. 700 yıllık imparatorluktan, 80 yıllık Cumhuriyet'i ne kadar yaratabildik? İki meselemiz vardı: Kürt ve İslam. Bir türlü çözemedik. Yok sayarak olmuyor. Türkiye hâlâ bu sorunlarla yüzleşemiyor. 2005 yılında sorunlara hâlâ Pamuk Prenses'in annesinin aynasından bakamayız.

AB'den medet ummak, acıklı

Orhan Pamuk, 'Bu ülkede 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü' deyince kıyamet koptu. Kaymakam emriyle kitapları yok edilmeye çalışıldı. Aydınlar, yükselen milliyetçi dalga ve şiddet olgusu karşısında bildiriler yayımlıyorlar. Sizin imzanızı göremiyoruz...
Aydınların tepkisi yetmez. Sivil toplum bunlara karşı çıkmalı. Ben 30 bin kişinin öldüğü Güneydoğu'daki savaş hakkında epeydir malzeme biriktiriyorum, bir kitap yazacağım, başladım da.
Mardinliyim. Babam Arap-Kürt melezi, annem Boşnak. Saraybosnalı ve düşünsenize, iki yerden birden köklerim kanadı benim uzun yıllar, hâlâ da çok canım yanıyor, bundan kolay söz edemiyorum. Burada önemli olan, 2005 yılında coğrafya esasına dayalı bir dünyadan, ortak sorunlardan söz etmek, aynı zamanda dili, kültürel esasları çok önemsiyorum. Hangi dilde rüya görüyorsan o dilde konuşacaksın. O dilde eğitim yapacaksın, bu bir düşmanlığı gerektirmiyor. Sonuçta bana kalmış olsaydı, zaten burayı 'Anadolu Cumhuriyeti' diye kurmuş olurdum! Bir sanatçı olarak yaşanan acılara nasıl duyarsız kalabilirim?..

AB'ye mesafeliyim
Güneydoğu'da yeniden kan dökülmeye başlandı.
O bölge sadece Türkiye için değil. Ortadoğu, artık bizim sınırlarımızın ötesinde politikaların arenası.

Demokratik çözümleri AB ne ölçüde zorlayacak?
Sol perspektiften baktığım zaman bir kapitalizm projesi olarak AB'ye mesafeliyim. Zaten sahip olmamız gereken değerlere ulaşmak için AB'den medet umuyoruz, Avrupa'yı yardıma çağırıyoruz. Bu çok acıklı.

Auschwitz'imiz Madımak'tır

AKP'nin iktidar deneyimini nasıl buluyorsunuz? Onların da umudu AB.
Bütün tehlikeler sessizlikte ve gizlilikte birikir, Türkiye bütün bu milliyetçi öğelerle faşist zorlanmayla henüz ödeşmedi, yüzleşmedi. Türkiye'yi bekleyen çok ciddi tehlikelerden birisi budur. Adına 'öteki' dediğimiz bütün o sıfatları İslam dahil bu sonuçla değiştirebilirsiniz.
Türkiye'nin Auschwitz'i Madımak Oteli'dir. Bir şair olarak orada yakılarak öldürülenleri düşündükçe tüylerim ürperiyor. Bu vahşetin gerekçesi tahrik olamaz! Bu bir ahlâki şeydir, verdiğimiz taviz size katlanarak gelir. Bana Devlet Tiyatroları'nda bir oyunumun oynanması için 'Kürt adlarının değiştirilmesi gerekiyor' dendiği zaman, 'Bugün bir isim, yarın bir paragraf, öbür gün bir kitap ve nihayet bütün dünyadır' diye tepki gösterdim.
Ben sanatı bir tür arınma, kâmil olmak diye görüyorum. Yani kalp kazanmak için dil kullanmaktan yanayım. Bu benim öfkelerimi, kızgınlıklarımı, başkaldırımı filan değiştirmez. İnsan olarak işte çok duyarlı olduğum şeyler vardır.

Sınırlar bir şey ifade etmiyor

Ahmet Altan, geçenlerde Orhan Pamuk'a gönderme yaparak, "Avrupa'da siyasi cesaret, edebi yetenekten daha çok alkış alıyor" dedi. Sanatçılara bakış açısında böylesine siyasi bir ayrım güdülüyor mu?
12 Eylül bizde aydınlar, sanatçı va halk arasında çok ciddi bir göçük yarattı. Mesela bu göçüğün üzerine milliyetçi kesim kendi kültürünü yaratamadı. Hâlâ 8 halk oyunuyla 4 türküyle götürüyorlar. Dünyada birçok insan 'vatan haini' Nâzım Hikmet sayesinde Türkiye'yi ve Türk şiirini tanıdı. Sanatçı bu tür paradokslar yaratıyor, doğası gereği muhaliftir. Demokratlığını ifade etmek için bazıları Nâzım Hikmet de iyi şairdir, Necip Fazıl da diyorlar. Hayır. Necip Fazıl Kısakürek, Nâzım'dan daha iyi şair değildir. Solcu olduğu için Sait Faik'i, yıllarca ondan daha iyi olduğu varsayılan yazarlarla kıyaslamaya çalıştık.

Meriç'le Habur
Ahmet Hamdi Tanpınar'ı dünyanın bütün dillerine çevirseniz bile eskidir. Tamam, bizim için çok değerlidir ama zamanı yakalayamadı. Bir benzetme vardır: 'Çayı kararmış!' Anadolu'da öyle derler!
Türkçesi çok iyi dediğiniz şair yazarların çoğunun orijini Türk değil. Tuhaf değil mi? Cemal Süreya'dan Yaşar Kemal'e, Ahmet Arif'ten Bilge Karasu'ya farklı orijinlerden insanın Türkçe konusunda en iyiler olması. Biz niye bu kadar Türkiye'nin bekçiliğini yapıyoruz? Bana Meriç kıyısıyla Habur kapısı çok fazla bir şeyler ifade etmiyor. Biz 2005 yılında bütün dünyaya dokunmak istiyoruz.

--
Posted by Yetkin BAYER to Yetkin'in Kişisel Notları at 7/11/2005 01:35:00 PM

ahmet

unread,
Jul 11, 2005, 2:53:47 PM7/11/05
to yet...@googlegroups.com
okuyabilirsen bana haber ver 
 
-------Original Message-------
 
Date: 07/11/05 13:37:50
Subject: [Yetkin'in Kişisel Notları] yazar Murathan Mungan, dobra dobra konuştu-DERYA SAZAK
 
[http://www.milliyet.com.tr/2005/07/11/siyaset/asiy.html]

Å air, yazar Murathan Mungan, dobra dobra konuÅŸtu:
İyi Türkçe yazanların çoğu Türk kökenli değil

Mungan, "Kısakürek, Nâzım'dan daha iyi şair değil. Tanpınar eskidi. Süreya'dan Kemal'e, Arif'ten Karasu'ya farklı kökenlerden yazarlar Türkçede en iyiler" diyor

SOHBET ODASI



DERYA SAZAK: Yeni kitabınız 'Elli Parça', ne zaman biteceğini bilmediğiniz çalışmalardan, Šairin Romanı'ndan derlemeler içeriyor. Bilge şair Bendag'ın, açık denizde aylarca süren yolculuğun ardından, sakız kokan körfez rüzgârları eşliğinde Anakara'ya ayak basışı. 11 ayrı kitaptan 'fragmanlar' sunuyorsunuz. Sığlaşan bir dünyada edebiyatın derinliklerinde yolculuk nasıl bir duygu? Bir meydan okuma mı?
Murathan Mungan: Edebiyat zaten başlı başına bir meydan okuma. Varoluşun, inancın, direnişin en iyi ifadesi yazıdır. "Elli Parça", bir 2005 kitabı. Ben böyle dönümleri çok seviyorum. Edebiyat hayatım sanki yeni başlıyor. Herkes macerasını sonuna kadar yaşamalı. Yazarlar, zamandan korkarlar. Yarın bana bir şey olsa yapıtlarıma kim bakacak? Bu kitabın temelinde galiba böyle bir ölüm korkusu var. Elli Parça, vaktinden evvel okurlara emanet ettiğim çocuklarımdır.

Irak, ketçap
Ömrünün sonuna doğru bir kişinin tek bir şiirle dahi hatırlanması ve yaşadığı anın değerini bilerek, derinleştirerek yolculuğunu sürdürmek istemesi... Bendag ile kadın şair Ümma'nın söyleşilerinin özünde yatan felsefe bu mu?
Anın değerini bilmek aslında günümüzdeki en önemli şey. Kapitalist dünya hız üzerine kurulu. Hız, tüketim demek, derinleşmeyi engellemek, sürekli narkoz altında yaşamak demek. Hayatı büyük ölçüde kolaylaştıran bir şey, aynı zamanda insan olmanın temel değerlerinden birçoğunu alıp götürüyor.
Sürekli boşalan raflara baktığımızda, bu raflar kimi zaman Irak Savaşı olabilir, kimi zaman herhangi bir yeni ketçap ürünü olabilir. Bu hız içerisinde biz acılarımızla, duygularımızla, kayıp ve kazançlarımızla ödeşip, yüzleşmeden, onları özümseyip kendimize eklemlemeden, hesaplaşmadan zamanı belirliyoruz.

Değerlerin hızla tüketildiği bir çağa, edebiyatın geleneksel kalıplarıyla, dünyanın en eski sanatı diye adlandırdığınız şiirle karşı koymak zor olmalı.
Teknolojinin gücü ne olursa, olsun ele geçiremediği imgeler dünyamızla bir tek edebiyat ilişki kuruyor. Duvar yıkıldıktan sonra Doğu Berlin'e gittiğim zaman çok heyecanlanmıştım ve birdenbire beni heyecanlandıran şeyin bir edebiyat ülkesini keşfetmek olduğunu anladım. Ağaçtan yaprak, 19. yüzyıl romanlarındaki gibi yavaş yavaş düşüyordu.
Arabalar yolda ağır ilerliyordu, zamanı yudumluyordunuz sanki, yaşamı daha çok hissediyordunuz. Šairin Romanı'ndaki benim gözümdeki Bendag ile sizin canlandırdığınız aynı kişi değil. Bu anlamda edebiyat, doğası gereği baskı altına alınacak bir tür değildir. En özgür alandır. Bazı imgeleri hayalde de canlandırırsınız...

FaÅŸizm, maÅŸizm
Hamlet ile Hitler'i aynı oyunda buluşturmak gibi...
Hamlet, ilk modern birey üzerine ciltler dolusu incelemeler yapılmış, burjuvaziyle simgeleştirilmiş bir birey. Komşuluklar tehlikelidir! Nedir? Eğer faşizm üzerine çok düşünüp maşizm üzerine hiç düşünmüyorsanız, bu komşuluğun ne kadar yakın olduğunu görmüyorsanız, faşizm üzerine köklü düşünmüyorsunuz demektir. Ne kadar geleneksel olursa olsun, ben kültürel soyaçekime çok inanıyorum.
Türkiye'nin bu anlamda en temel eksiklerinden biri, aydınlanmış birey olarak gördüğümüz kişilerin çoğunun, estetik adaletten ve entelektüel dürüstlükten yoksun olmaları.

Devrime inanmıştım
Felsefi önermelerin siyaseti belirlediği çağlar geride mi kaldı? Marx'ın fikirleri Sovyetlere ortam hazırladı. Berlin Duvarı'nın çöküşü 'Tarihin sonu' diye yorumlandı. Savaşlar ve yükselen şiddet karşısında edebiyatçılar, felsefeciler etkili değil.
Ben, çağımızda olan biten birçok konuda Marx'ın hâlâ çok haklı çıktığını düşünüyorum. Sadece Marx'ın öngördüğü zamanı biz kendi karakterimizle ölçtük. Ben üniversitedeyken devrim olacak zannediyordum. Sol terbiyenin bana kattıklarını hâlâ büyük bir ahlakla taşıyorum. Solun öldüğünü söyleyenler erken konuşuyorlar. Kapitalizm daha kendi sürecini tamamlamadı. Elli yıl, yüz yıl dünya tarihinde kısa süreler. Bazı şeyler zamanla anlaşılıyor. Mesela ben cinsel politikadan, özgürlüklerden söz ettiğim için linç edildiğim dönemleri anımsıyorum. Šimdi kurulan bir parti bile artık bunu telaffuz ediyor.
Çağı belirlemede sanatçıların gücüne gelince, insanlığın tamamen kaybolmaması için çalışıyoruz diyelim.

Entelektüel dürüstlükten söz ettiniz. Aydınların işlevi ne olmalı?
Yazdıklarımın sivil topluma dönük etkilerini görmek hoşuma gidiyor. Çok Türkiyeliyim ben. Okur kitlem, şaka bir yana, 25 yıldır moda olduğumu gösteriyor. 40 Oda öykülerinde kullandığım tekniği sonradan Avrupalı, Amerikalı pek çok yazar denedi. Geçmişteki ahlak tabularını şimdi herkes yazıp çiziyor. 'Beyaz Türkler, Beyaz Kürtler' lafını ilk kullanan benim.

Düzyazıdan çok, şiirin gücüne inanıyorsunuz...
Dünyaya şair olarak bakıyorum.

İnsanın kendisi olması zor

Son dönemde bazı yazarların romanlarıyla ilgili reklamlarının yapıtın önüne geçtiği yönünde polemikler var.
Türkiye'yi entelektüel horoz dövüşünden kurtarmak gerekiyor. TV kanallarında bugün birçok kişinin yaptığı aslında fikir müsameresidir. Bu bir iktidar meselesi, kendilerini edebiyat alanında iktidar figürü görenlerin çoğunun yeni süreçle beraber iktidarları ellerinden gitti. 1970, 1980'lerden kalma kaç şair ismi sayabilirsiniz? Türkiye'de bu kasaba kültüründen kurtulmamız gerekiyor. Siyasal inancı gereği değil, psikolojik takıntısı nedeniyle solcu kaldığını sanan bazı meczupların kanal kanal gezmesinde acıklı bir yan var. Ben bunu kitap tanıtımından daha tehlikeli buluyorum.

Bir sözünüz var, 'Türkiye'de her şey olabilir, rezil olamazsınız' diyorsunuz. Hafızası 24 saate ayarlı unutkan bir toplumuz.
Hafızayı diri tutan adalettir. İnsanın kendisi olması en zorudur bu ülkede. Tribüne oynamadan 'biri' olmak, 'köyün delisi' olmadan aydın olmak, aslını inkâr etmeden Kürt olmak, kepaze olmadan eşcinsel olmak, yaşlandıkça ilkokul düzeyi milliyetçiliğe gerilemeden hayatı tamamlamak zordur.

Yok sayarak olmuyor
Dünyanın en eski kültür ve uygarlık başkentlerinden biri olan Bağdat gözümüzün önünde bombalandı. Ne yapabildik?
Unutkanlık siyasi reflekslerimize de sinmiş. Türkiye'de sol ancak darbe olduğu zaman, kendine gelip nerede hata yaptık, diyor. Türkiye'de ne 12 Eylül dibine kadar konuşuluyor, ne 27 Mayıs, ne de İstiklal Mahkemeleri. 700 yıllık imparatorluktan, 80 yıllık Cumhuriyet'i ne kadar yaratabildik? İki meselemiz vardı: Kürt ve İslam. Bir türlü çözemedik. Yok sayarak olmuyor. Türkiye hâlâ bu sorunlarla yüzleşemiyor. 2005 yılında sorunlara hâlâ Pamuk Prenses'in annesinin aynasından bakamayız.

AB'den medet ummak, acıklı

Orhan Pamuk, 'Bu ülkede 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü' deyince kıyamet koptu. Kaymakam emriyle kitapları yok edilmeye çalışıldı. Aydınlar, yükselen milliyetçi dalga ve şiddet olgusu karşısında bildiriler yayımlıyorlar. Sizin imzanızı göremiyoruz...
Aydınların tepkisi yetmez. Sivil toplum bunlara karşı çıkmalı. Ben 30 bin kişinin öldüğü Güneydoğu'daki savaş hakkında epeydir malzeme biriktiriyorum, bir kitap yazacağım, başladım da.
Mardinliyim. Babam Arap-Kürt melezi, annem Boşnak. Saraybosnalı ve düşünsenize, iki yerden birden köklerim kanadı benim uzun yıllar, hâlâ da çok canım yanıyor, bundan kolay söz edemiyorum. Burada önemli olan, 2005 yılında coğrafya esasına dayalı bir dünyadan, ortak sorunlardan söz etmek, aynı zamanda dili, kültürel esasları çok önemsiyorum. Hangi dilde rüya görüyorsan o dilde konuşacaksın. O dilde eğitim yapacaksın, bu bir düşmanlığı gerektirmiyor. Sonuçta bana kalmış olsaydı, zaten burayı 'Anadolu Cumhuriyeti' diye kurmuş olurdum! Bir sanatçı olarak yaşanan acılara nasıl duyarsız kalabilirim?..

AB'ye mesafeliyim
Güneydoğu'da yeniden kan dökülmeye başlandı.
O bölge sadece Türkiye için değil. Ortadoğu, artık bizim sınırlarımızın ötesinde politikaların arenası.

Demokratik çözümleri AB ne ölçüde zorlayacak?
Sol perspektiften baktığım zaman bir kapitalizm projesi olarak AB'ye mesafeliyim. Zaten sahip olmamız gereken değerlere ulaşmak için AB'den medet umuyoruz, Avrupa'yı yardıma çağırıyoruz. Bu çok acıklı.

Auschwitz'imiz Madımak'tır

AKP'nin iktidar deneyimini nasıl buluyorsunuz? Onların da umudu AB.
Bütün tehlikeler sessizlikte ve gizlilikte birikir, Türkiye bütün bu milliyetçi öğelerle faşist zorlanmayla henüz ödeşmedi, yüzleşmedi. Türkiye'yi bekleyen çok ciddi tehlikelerden birisi budur. Adına 'öteki' dediğimiz bütün o sıfatları İslam dahil bu sonuçla değiştirebilirsiniz.
Türkiye'nin Auschwitz'i Madımak Oteli'dir. Bir şair olarak orada yakılarak öldürülenleri düşündükçe tüylerim ürperiyor. Bu vahşetin gerekçesi tahrik olamaz! Bu bir ahlâki şeydir, verdiğimiz taviz size katlanarak gelir. Bana Devlet Tiyatroları'nda bir oyunumun oynanması için 'Kürt adlarının değiştirilmesi gerekiyor' dendiği zaman, 'Bugün bir isim, yarın bir paragraf, öbür gün bir kitap ve nihayet bütün dünyadır' diye tepki gösterdim.
Ben sanatı bir tür arınma, kâmil olmak diye görüyorum. Yani kalp kazanmak için dil kullanmaktan yanayım. Bu benim öfkelerimi, kızgınlıklarımı, başkaldırımı filan değiştirmez. İnsan olarak işte çok duyarlı olduğum şeyler vardır.

Sınırlar bir şey ifade etmiyor

Ahmet Altan, geçenlerde Orhan Pamuk'a gönderme yaparak, "Avrupa'da siyasi cesaret, edebi yetenekten daha çok alkış alıyor" dedi. Sanatçılara bakış açısında böylesine siyasi bir ayrım güdülüyor mu?
12 Eylül bizde aydınlar, sanatçı va halk arasında çok ciddi bir göçük yarattı. Mesela bu göçüğün üzerine milliyetçi kesim kendi kültürünü yaratamadı. Hâlâ 8 halk oyunuyla 4 türküyle götürüyorlar. Dünyada birçok insan 'vatan haini' Nâzım Hikmet sayesinde Türkiye'yi ve Türk şiirini tanıdı. Sanatçı bu tür paradokslar yaratıyor, doğası gereği muhaliftir. Demokratlığını ifade etmek için bazıları Nâzım Hikmet de iyi şairdir, Necip Fazıl da diyorlar. Hayır. Necip Fazıl Kısakürek, Nâzım'dan daha iyi şair değildir. Solcu olduğu için Sait Faik'i, yıllarca ondan daha iyi olduğu varsayılan yazarlarla kıyaslamaya çalıştık.

Meriç'le Habur
Ahmet Hamdi Tanpınar'ı dünyanın bütün dillerine çevirseniz bile eskidir. Tamam, bizim için çok değerlidir ama zamanı yakalayamadı. Bir benzetme vardır: 'Çayı kararmış!' Anadolu'da öyle derler!
Türkçesi çok iyi dediğiniz şair yazarların çoğunun orijini Türk değil. Tuhaf değil mi? Cemal Süreya'dan Yaşar Kemal'e, Ahmet Arif'ten Bilge Karasu'ya farklı orijinlerden insanın Türkçe konusunda en iyiler olması. Biz niye bu kadar Türkiye'nin bekçiliğini yapıyoruz? Bana Meriç kıyısıyla Habur kapısı çok fazla bir şeyler ifade etmiyor. Biz 2005 yılında bütün dünyaya dokunmak istiyoruz.

--
Posted by Yetkin BAYER to Yetkin'in Kişisel Notları at 7/11/2005 01:35:00 PM
 
Add FUN to your email - CLICK HERE!
MOAN2_~1.GIF

aybige bayram

unread,
Jul 11, 2005, 3:07:07 PM7/11/05
to yet...@googlegroups.com
Sevgili Yetkin;
Uzun zamandýr sana söylemek istediðim bir þeyi,bi arkada�ýn yazm�þ;''YETKÝN'ÝNK��ÝSEL NOTLARI '' adý altýnda bize gönderdiðin maillerin hiç birisi okunmuyor arkada�ým...
 
Sanýrým sorun,klavyenden kaynaklanýyor;Türkçe Karakterlerle uygun olmad��ý için okunamýyor yazýlar...
 
Hazýr yazmaya baþlam�þken;nasýlsýn,epey zamandýr gör�þemedik? Saç ekimi iþleri nasýl gidiyor? Senin saçlar ne alemde? Bi arkada�ým da çok ilgileniyor saç ekimiyle,Belçika'dan gelecek izinde ve bu arada araþtýrmak istiyor,hatta yaptýrmak,mümkünse... Senin yaptýrd��ýn yöntemi öneriyor musun?
Sen çal�þt��ýn yerde nasýl yapýyorsun saç ekimini;sonuçlarýnýz nasýl? Bana bilgi verirsen çok sevinirim...Ben de arkada�ýmý aydýnlatayým...
 
Yolun bakýrköy e d�þerse,mutlaka bekliyorum....Kendine iyi bak...
 
Aybige...

Yetkin BAYER <yetki...@gmail.com> wrote:


Discover Yahoo!
Have fun online with music videos, cool games, IM & more. Check it out!

ahmet

unread,
Jul 11, 2005, 5:08:02 PM7/11/05
to yet...@googlegroups.com
 
 
-------Original Message-------
 
Date: 07/11/05 22:08:09
Subject: Re: [Yetkin'in Kişisel Notları] yazar Murathan Mungan, dobra dobra konuştu-DERYA SAZAK
 
Sevgili Yetkin;
Uzun zamandır sana söylemek istediğim bir şeyi,bi arkadaşın yazmış;''YETKİN'İNKİŞİSEL NOTLARI '' adı altında bize gönderdiğin maillerin hiç birisi okunmuyor arkadaşım...
 
Sanırım sorun,klavyenden kaynaklanıyor;Türkçe Karakterlerle uygun olmadığı için okunamıyor yazılar...
 
Hazır yazmaya başlamışken;nasılsın,epey zamandır görüşemedik? Saç ekimi işleri nasıl gidiyor? Senin saçlar ne alemde? Bi arkadaşım da çok ilgileniyor saç ekimiyle,Belçika'dan gelecek izinde ve bu arada araştırmak istiyor,hatta yaptırmak,mümkünse... Senin yaptırdığın yöntemi öneriyor musun?
Sen çalıştığın yerde nasıl yapıyorsun saç ekimini;sonuçlarınız nasıl? Bana bilgi verirsen çok sevinirim...Ben de arkadaşımı aydınlatayım...
 
Yolun bakırköy e düşerse,mutlaka bekliyorum....Kendine iyi bak...
 
Aybige...

Yetkin BAYER <yetki...@gmail.com> wrote:

Å air, yazar Murathan Mungan, dobra dobra konuÅŸtu:
İyi Türkçe yazanların çoğu Türk kökenli değil

Mungan, "Kısakürek, Nâzım'dan daha iyi şair değil. Tanpınar eskidi. Süreya'dan Kemal'e, Arif'ten Karasu'ya farklı kökenlerden yazarlar Türkçede en iyiler" diyor

SOHBET ODASI


Hafızayı diri tutan adalettir. İnsanın kendisi olması en zorudur bu ülkede. Tribüne oynamadan 'biri' olmak, 'köyün delisi' olmadan aydın olmak, aslını inkâr etmeden Kürt olmak, kepaze olmadan eşcinsel olmak, yaşlandıkça ilkokul düzeyi milliyetçiliğe gerilemeden hayatı tamamlamak zordur.

Yok sayarak olmuyor

Dünyanın en eski kültür ve uygarlık başkentlerinden biri olan Bağdat gözümüzün önünde bombalandı. Ne yapabildik?
Unutkanlık siyasi reflekslerimize de sinmiş. Türkiye'de sol ancak darbe olduğu zaman, kendine gelip nerede hata yaptık, diyor. Türkiye'de ne 12 Eylül dibine kadar konuşuluyor, ne 27 Mayıs, ne de İstiklal Mahkemeleri. 700 yıllık imparatorluktan, 80 yıllık Cumhuriyet'i ne kadar yaratabildik? İki meselemiz vardı: Kürt ve İslam. Bir türlü çözemedik. Yok sayarak olmuyor. Türkiye hâlâ bu sorunlarla yüzleşemiyor. 2005 yılında sorunlara hâlâ Pamuk Prenses'in annesinin aynasından bakamayız.

AB'den medet ummak, acıklı

Orhan Pamuk, 'Bu ülkede 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü' deyince kıyamet koptu. Kaymakam emriyle kitapları yok edilmeye çalışıldı. Aydınlar, yükselen milliyetçi dalga ve şiddet olgusu karşısında bildiriler yayımlıyorlar. Sizin imzanızı göremiyoruz...
Aydınların tepkisi yetmez. Sivil toplum bunlara karşı çıkmalı. Ben 30 bin kişinin öldüğü Güneydoğu'daki savaş hakkında epeydir malzeme biriktiriyorum, bir kitap yazacağım, başladım da.
Mardinliyim. Babam Arap-Kürt melezi, annem Boşnak. Saraybosnalı ve düşünsenize, iki yerden birden köklerim kanadı benim uzun yıllar, hâlâ da çok canım yanıyor, bundan kolay söz edemiyorum. Burada önemli olan, 2005 yılında coğrafya esasına dayalı bir dünyadan, ortak sorunlardan söz etmek, aynı zamanda dili, kültürel esasları çok önemsiyorum. Hangi dilde rüya görüyorsan o dilde konuşacaksın. O dilde eğitim yapacaksın, bu bir düşmanlığı gerektirmiyor. Sonuçta bana kalmış olsaydı, zaten burayı 'Anadolu Cumhuriyeti' diye kurmuş olurdum! Bir sanatçı olarak yaşanan acılara nasıl duyarsız kalabilirim?..

AB'ye mesafeliyim
Güneydoğu'da yeniden kan dökülmeye başlandı.
O bölge sadece Türkiye için değil. Ortadoğu, artık bizim sınırlarımızın ötesinde politikaların arenası.

Demokratik çözümleri AB ne ölçüde zorlayacak?
Sol perspektiften baktığım zaman bir kapitalizm projesi olarak AB'ye mesafeliyim. Zaten sahip olmamız gereken değerlere ulaşmak için AB'den medet umuyoruz, Avrupa'yı yardıma çağırıyoruz. Bu çok acıklı.

Auschwitz'imiz Madımak'tır

AKP'nin iktidar deneyimini nasıl buluyorsunuz? Onların da umudu AB.
Bütün tehlikeler sessizlikte ve gizlilikte birikir, Türkiye bütün bu milliyetçi öğelerle faşist zorlanmayla henüz ödeşmedi, yüzleşmedi. Türkiye'yi bekleyen çok ciddi tehlikelerden birisi budur. Adına 'öteki' dediğimiz bütün o sıfatları İslam dahil bu sonuçla değiştirebilirsiniz.
Türkiye'nin Auschwitz'i Madımak Oteli'dir. Bir şair olarak orada yakılarak öldürülenleri düşündükçe tüylerim ürperiyor. Bu vahşetin gerekçesi tahrik olamaz! Bu bir ahlâki şeydir, verdiğimiz taviz size katlanarak gelir. Bana Devlet Tiyatroları'nda bir oyunumun oynanması için 'Kürt adlarının değiştirilmesi gerekiyor' dendiği zaman, 'Bugün bir isim, yarın bir paragraf, öbür gün bir kitap ve nihayet bütün dünyadır' diye tepki gösterdim.
Ben sanatı bir tür arınma, kâmil olmak diye görüyorum. Yani kalp kazanmak için dil kullanmaktan yanayım. Bu benim öfkelerimi, kızgınlıklarımı, başkaldırımı filan değiştirmez. İnsan olarak işte çok duyarlı olduğum şeyler vardır.

Sınırlar bir şey ifade etmiyor

Ahmet Altan, geçenlerde Orhan Pamuk'a gönderme yaparak, "Avrupa'da siyasi cesaret, edebi yetenekten daha çok alkış alıyor" dedi. Sanatçılara bakış açısında böylesine siyasi bir ayrım güdülüyor mu?
12 Eylül bizde aydınlar, sanatçı va halk arasında çok ciddi bir göçük yarattı. Mesela bu göçüğün üzerine milliyetçi kesim kendi kültürünü yaratamadı. Hâlâ 8 halk oyunuyla 4 türküyle götürüyorlar. Dünyada birçok insan 'vatan haini' Nâzım Hikmet sayesinde Türkiye'yi ve Türk şiirini tanıdı. Sanatçı bu tür paradokslar yaratıyor, doğası gereği muhaliftir. Demokratlığını ifade etmek için bazıları Nâzım Hikmet de iyi şairdir, Necip Fazıl da diyorlar. Hayır. Necip Fazıl Kısakürek, Nâzım'dan daha iyi şair değildir. Solcu olduğu için Sait Faik'i, yıllarca ondan daha iyi olduğu varsayılan yazarlarla kıyaslamaya çalıştık.

Meriç'le Habur
Ahmet Hamdi Tanpınar'ı dünyanın bütün dillerine çevirseniz bile eskidir. Tamam, bizim için çok değerlidir ama zamanı yakalayamadı. Bir benzetme vardır: 'Çayı kararmış!' Anadolu'da öyle derler!
Türkçesi çok iyi dediğiniz şair yazarların çoğunun orijini Türk değil. Tuhaf değil mi? Cemal Süreya'dan Yaşar Kemal'e, Ahmet Arif'ten Bilge Karasu'ya farklı orijinlerden insanın Türkçe konusunda en iyiler olması. Biz niye bu kadar Türkiye'nin bekçiliğini yapıyoruz? Bana Meriç kıyısıyla Habur kapısı çok fazla bir şeyler ifade etmiyor. Biz 2005 yılında bütün dünyaya dokunmak istiyoruz.

--
Posted by Yetkin BAYER to Yetkin'in Kişisel Notları at 7/11/2005 01:35:00 PM


Discover Yahoo!
Have fun online with music videos, cool games, IM & more. Check it out!
 

Add FUN to your email - CLICK HERE!
k_crying.gif
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages