BAYRAM- REFERANDUM- PAKİSTAN üzerine

0 views
Skip to first unread message

cemal akkuþ

unread,
Sep 8, 2010, 1:52:31 PM9/8/10
to etkinlik
Ne ŞEKER BAYRAMI, Ne RAMAZAN BAYRAMI Aslında FITR BAYRAMI



Fitr yaratılış demek. İnsanın yaratıcı tarafından yaradılıştan
itibaren bozulmamış yapısı demek. Aslında yarın kutlayacağımız bayram
FITR BAYRAMI. Yani insanın yaradılışına uygun davranışının bayramı. Ve
yine yarın SOSYAL ADALET BAYRAMI.



Çünkü Fıtr bayramında, bayram namazından önce tatlı (hurma veya şeker)
yemek, gusül abdesti almak, misvâk kullanmak (dişleri fırçalamak), en
yeni elbisesini giymek, fıtrayı namazdan önce vermek, yolda yavaşca
tekbir söylemek dînen iyi ve güzel işlerdir. Bayram namazından önce
FİTRE SADAKASI vermek Müslümanlar için farzdır.Fitre; ihtiyâcı olan
eşyâdan ve borçlarından fazla olarak nisab (dinde zenginlik ölçüsü)
miktârı malı, parası olan her hür müslümanın bayramının birinci günü
sabahı fakirlere vermekle yükümlü oldukları belli miktardaki buğday
veya arpa yahut hurma veya kuru üzüm veya bunların ederleri kadar
altın veya gümüştür.İşte bu İslam'ın sosyal adalet tarafıdır. Gelir
dengesizliklerini sene de bir de olsa ayarlamak, dengelemek, ihtiyaç
sahiplerinin ihtiyacını gidermek insanın yaradılışının gereği
görülmüştür. Gelenekler gereği o gün tatlı ikram edilmesinden dolayı
toplum içinde ŞEKER BAYRAMI diye dillendirilmeye başlamış, bunun
karşılığında daha duyarlı insanlar tarafından da Oruç tutanların
oruçlarının bitmesini ifade etmesinden dolayı ve Oruç Tutan
Müslümanlara getirilen bir bayram olmasından dolayı RAMAZAN BAYRAMI
demişlerdir. Ama aslı FITR BAYRAMIdır. Lütfen yukarda bayram günü
yapılması güzel olan şeylere kelime kelime dikkat ediniz.



Tatlı yemek ve ikram etmekGusül abdesti almak yani temizlenmekDişleri
FırçalamakYeni ve/veya temiz elbiseler giymek,Fıtır sadakası vermekve
Yaradanı zikretmekZenginliğin ölçüsü ne? Borcu olmamak, kimseye muhtaç
olmamak, ihtiyaç fazlası malı ya da parası bulunmak..Veee HÜR OLMAK.
Hürriyet her türlü İslami ibadetin şartı sayılır. ESARET yükümlülüğü
gerektirmez. İlk yükümlülük Hürriyeti kazanmaktır. O yüzden Kurtuluş
Savaşı ibadetlerin esası ve başlangıcıdır.



Meşhur bir sözümüz vardır: BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?Namaz kıldım,
oruç tuttum, ibadet ettim... falan filan. HAYIR. Bunların hepsi kendin
için yaptığındır. Kengi geleceğini kurtarmak için ve zaten görevin
olduğu için yerine getirdiklerindir. Allah için yaptıkların ise:Bir
yetimin başını okşaman, sevindirmen, kimsesizlerin ihtiyacını
gidermen, insanların faydalanması için bir eser yapman, icat yapman,
güleryüz göstermen, iyi ilişkiler kurman, fakirin karnını doyurman,
yolda gördüğün bir taşı ortadan kaldırman, insanlara zarar verecek bir
tehlikeyi yoketmendir. İlimdir,



Sağ elin verdiğini sol elin bilmemesidir, gönül rızasıyla vermektir,
kendi ihtiyacı olan birşeyi başkasına verebilmektir, elindekinin en
iyisini verebilmektir, İnsaf etmektir. Özür dileyenin özrünü hemen
kabul etmektir. Başkalarının özür dilemeyi gerektirecek bir duruma
düşürmemektir. Kardeşinin malına, canına, namusuna bir taciz varsa onu
korumaktır.Canlı bir yaradılana eziyet etmemektir. Hayvanın bile
yüzüne vurmamaktır. Kurbanı bile keserken asla eziyet
etmemektir.Kimseyle alay etmemektir, küçük görmemektir. Bilenlerin
bilmeyenlerle bilmediklerinden dolayı dalga geçmemesidir. Şerrinden
korkulduğu için kendisine ikram edilenlerden olmamaktır. Eşinin
sırrını asla kimseye söylememektir. Hiç kimsenin anasına babasına
sövmemektir. Müslüman kardeşinin namusuna göz dikmemektir. Gavurun
kutsallarına küfretmemektir, böylece kendi kutsallarına küfür
edilmesine sebep olmamaktır.Düşünüp tutmak için Allah'ın öğütlerini
dinlemektir.





Yarın Ramazan Bayramı. Diğer bir adı ile Fıtr Bayramı, yani Fıtrat
bayramı. Fıtrat insanlığımıza özgü olan ne varsa onun adı. İşte 'fitre
vermek, insanın varlık vergisini' yokluk çekenlere vermesidir.
Fıtratımız biraz özen ister, kendi haline bırakılacak gibi değildir.
Ramazan onu kendi aslı kıvamında tutmak için belirli zaman aralıkları
ile kendisini sınama zamanı idi. Aslı fıtratımıza ulaşmanın, kendimiz
olabilmeyi kutladığımız bayrama kavuştuk. Oruç tutan da tutmayan da,
tutamayan da, bilmeyen için yarın fıtratımızla buluşma günü, bayram;
kendimiz olma günü.



Bayram ile kutlamayı ayırmak gerekir. İki tür bayram vardır;
kutladığımız olaylar, günler, başarılar; kut aldığımız, sevinç
duyduğumuz haller ve anlar, yani bayramlar. Kutlamalara katılırken
birey edilgendir (pasif); kendisinden daha büyük bir olaya katılır
insan. Seyircisidir kutlamanın; çocukların bayramları gibi. Edilgen
katıldığımız kutlamalar, sergilenen bir oyununun seyirci kılar bizi;
katılsak da, orada olmasak da, sahnelen oyun bizden bağımsız olarak
devam edecek gibidir. Esas kutlama kendimizi oynadığımız, kendimiz
olduğumuz anların ve o anların anılması ile duyulan sevinçle
yapılandır. Hayat serüvenimizi her daim yeniden hissederek hatırlamak
ve yaşamakla bayram etmektir; ama seyredilme endişesi olmadan. Yarınki
Bayram gösteri değildir; ne gören ne de görülen; ne gösteren ne
gösterilen yerine koymadan kendimizi kendimiz olma zamanıdır bayram.



Bayram'ın aile ile yakınlar ile geçirilmesinin sebebi budur. Dedeler
nineler, torunlarında kendi varlıklarının kısmen devamını görürler.
Evlatlarında hayattaki ümitlerini bulurlar; yakınlarında da hayatın
dokunduğu sevgi ve merhametin ipliklerini, boyasını, rengini hisseder.
Dostlarında ise, ömür içinde karşısına çıkan fırsatları ve engelleri,
kolaylıkları ve zorlukları sefayı ve cefayı hatırlayarak vefa
duyduklarımızı anar sevinir; gücendiklerimizi bağışlar, kendimizle
övünürüz.



Kendisi olabilen, samimi ve içten davranabilen herkes bayramı daima
yaşıyordur. "Deliye her gün bayram" lafı kısmen doğrudur? Onlar kötü
veya iyi diye yargılanmayı umursamaz zira.





PAKİSTAN AH PAKİSTAN!



Karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanan ülkeler arası diplomasinin tek
istisnası Pakistanla Türkiye arasında yaşanır. Tam bir dosttur
Pakistan. Dostluk eğer karşılıksız sevgi ve vefa ise.



1854 Kırım Harbinden itibaren varlıklarını yanımızda dualarını
arkamızda hissettik.



93 Harbi (1877-78)'nin en karanlık günlerinde "Türkler için
yapabileceğimiz her şeyi yapmak bizim için farzdır; zira yeryüzünde
Müslümanların taşıdıkları haysiyet Türkler sayesindedir." diyerek
kendileri açlıktan kırılırken bizim için tarihte eşi görülmemiş
miktarda para topladılar.



1897 Osmanlı-Yunan Savaşı sırasında Karaçi halkı İstanbul'a bir
telgraf çekerek "Bütün servetimiz, evlerimiz, mülklerimiz, bedenimiz
ve ruhumuz büyük İslam hükümetinin yoluna feda olsun." dediler ve
yaptılar.



1911 Trablusgarb Savaşı sırasında Osmanlı Devleti'ne haksız yere savaş
açan İtalya'ya karşı italyan mallarını boykot mitingi yaptılar. Bu
boykotun İtalyanlara maliyeti yıllık 5 milyon sterlindi.



Balkan savaşlarında oluk oluk Osmanlı kanı akıyorken içi içini yiyen
bir halk vardı Doğu'da. Osmanlı Yaşasın da tek Pakistan yok olsun
diyecek kadar diğergam bir fedakarlıkla kızlar çeyizlerini, öğrenciler
harçlıklarını, çalışanlar maaşlarını gönderiyorlardı. Üstelik o
vakitlerde İngiliz hakimiyetindedirler. Bizzat İngiliz kayıtlarına
göre: Kucağında bebek bulunan fakir bir kadın can havliyle sağa sola
koşuşturuyor, 'Yok mudur bir hayırsever, Allah rızası için bu çocuğumu
satın alsın, bedelini Osmanlı'ya göndereyim.' diyordu.



Veeeeeee

Sevre karşı MİLLİ MÜCADELE başlatıldığında, Pakistan'da Türkiye'ye
yardım başlatan büyük şair Muhammed İKBAL, şöyle sesleniyordu
Pakistanlılara karşısında Hz. Peygamber var kabul ederek:'Ya Muhammed
(sas) varlık aleminde binlerce gül, lale var; ama ne renk ne de koku
hepsi vefasızdır. Yalnız bir şey getirdim; bir şişe kan ki eşi yoktur
cennette bile. Bu senin ümmetinin namusu, vicdanıdır. Bu, şehid
Mehmetçiğin kanıdır.'



Ve Gölcük depreminde ilk onlar yanımızda yer aldı.



Kıbrıs'ta cumhuriyet ilan ettiğimizde, tereddütsüz ilk tanıyan
Pakistan'dı.



Ve şimdi onlar mağdurlar.24 Milyon insan mağdur, İtalya kadar
toprakları sular altında... Pakistan'da bir iç deniz oluştu. 2 Eyalet
sular altında.Son iki yüzyılda görülmedik bir felaket, bir doğal afet
Pakistan'a çökmüş durumda. Salgın hastalıklar da arkasından gelecek
gibi tehdit ediyor. Bir insanlık dramı yaşanıyor.PAKİSTAN İÇİN YARDIM
ZAMANI





HAYIR LAR KADAR EVET LERDE HAYIRLIDIR, MAKBULDÜR! KARDEŞLİĞİNİZİ
BOZMAYIN!...



1921 Anayasa'sı, Türkiye'de belki de gerçek demokrasinin yaşandığı tek
dönemdir. Neden? Çünkü o dönemde, Kuvva-i Milliye Meclisi vardır.
Gazi Meclis vardır. Bunlar içerisinde Mehmet Akif gibi insanlar var.
Yığınla kahraman var, korkusuz... Hiç bir şeyden korkmayan, gözlerini
korku bürümemiş. Sadece 'vatan' diyorlar, sadece 'devlet' diyorlar,
sadece 'millet' diyorlar.



Ya sonrası?Sakarya Meydan muharebesinden itibaren 1924-25'e kadar Gazi
Mustafa Kemal Paşa, Meclis'in yetkilerini Meclis'in isteği ile
devralmıştır. O tarihten itibaren de 'meclis hükümetleri' dönemi
bitmiş; güçlü liderlerin dönemi başlamıştır.Sonrası tam bir karmaşa.
Kelimenin tam anlamıyla kavram kargaşası. Adam kargaşası, kavram
kargaşası, olay kargaşası. At izinin it izine karıştığı, adına
demokrasi denen ama insanlara rağmen insanlar için medeniyet(!)
getiren, özgürlük adı altında insanların köleleştirildiği, öğretilmiş
korkulara mahkum edildiği bir uzuun dönem. Önce Milli Şeflik dönemi.
Tam bir CHP diktatoryası. Üstelik kurucusuna ve kuramcısına rağmen.
Atatürk'e rağmen. Üstelik kendi diktatörlüklerine meşruiyet
kazandırmak için kendilerine Milli Şef derken ona da Ebedi Şef adını
takanların dönemi. Atatürk'ün ülkenin geleceğine kast edenler olarak
gördüğü başta Türkiye Masonlar Locası olmak üzere kapattığı
örgütlenmelerin, onun ölümüyle birlikte ilk iş olarak açılması ve
malvarlıklarının iadesi dönemi. Yazdığı TEK ADAM kitabı, bizzat
Atatürk tarafından toplatılarak, benim adımı kullanarak Atatürkçülük
adı altında komünizm propagandası yapıyor diye hapis cezasına
çaptırılan Şevket Süreyyaların dönemi. Atatürk'e rağmen üretilen
Kemalizm safsatasının arkasına sığınıp kendi, zehirli düşüncelerini
topluma aktarma sevdalılarının dönemi. O büyük önder, seçkin asker,
çağdaş devlet adamının bilimsel araştırmalar neticesinde Türk
Milletinin önüne koyduğu GERÇEKLER yerine görülmemiş bir YALAKALIKla
Atatürk'ü putlaştırma çabasına girmiş ve onu böylece gelecek nesillere
bir beton yığını gibi tanıtma düşmanlığını göstererek ATATÜRK'e en
büyük ihaneti yapmışların HEYKEL DÖNEMİ. Köyden şehre inen köylülerin
şalvarlarının jandarma dipçiği ile yırtılıp "PONTİL" giyeceksin
ihtarının yapıldığı dönem. Yani zorla medenileştirme dönemi(!)
Bürokrasi saltanatı dönemi, yargısız infaz dönemi, kardeş kavgası
dönemi, kavram kargaşası dönemi, sömürü dönemi, kültürel işgal
dönemi...



Şimdi, Türkiye demokrasisi için önemli bir dönemeçten geçiyoruz. Adeta
kırk katır mı kırk satırmı durumuyla karşı karşıyayız. Zira bir yandan
yapılan değişikliklerle güçlü iktidar dönemi ve dolayısıyla tek parti
diktatoryası tehlikesi ile karşı karşıya kalırken, diğer yandan da
yıllardır ülkenin önünde bir engel olarak duran Bürokrasi
yobazlığından, on yılda bir alışkanlık haline getirdiğimiz demokrasi
katili darbelerden kurtulma şansını yakalama ile karşı karşıyayız. 26
Maddenin 24 ü zaten meclisin tamamının desteğiyle değiştirildi. HSYK
ve Anayasa Mahkemesindeki değişikliklerle ilgili madde de ise CHP ve
MHP nin çekincesi var. Yani aslında tartışılan iki madde var. Peki bu
maddelerde yapılan değişiklikle Hükümet kendi adamlarını doğrudan
buralara mı sokmaktadır. Hayır böyle bir şey asla yoktur. Hatta
tersine Bakan ve müsteşarın bile yetkileri azaltılmıştır. Sadece üye
sayıları çoğaltılmıştır ve yeni üyeler Türkiye geneli Hakim ve
Savcılar tarafından seçilecektir. Bunda bir kötülük var mı elbette
hayır. Çünkü seçilmenin yine kriterleri var ve seçecek olar şerefli
Türk yargısının diğer üyeleri. Niye peki bu rahatsızlık? İşte orası
tam bir karmaşa. Aslında birilerinin saltanatı yıkılıyor. Bu güzel bir
şey. Kötü olan ne yerine gelecek saltanatın niteliği, içeriği. En
büyük eksiği ne istişare edilmemesi bu iki maddenin. Tarihin ilk
yazılı anayasası olarak bilinen MEDİNE ANAYASASI bile bir Peygamberin
önderliğinde çıkmış olmasına rağmen Yahudiler, Müslümanlar ve
Hristiyanlar tarafından karşılıklı görüşülerek yapılmış bir anayasa.



SONUÇ:

NE YAPMALI?

Bütün eksiklerine, hatalarına rağmen, ve karşı çıkan siyasi partilerin
de zaten yeni bir anayasa yapmak niyetleri olmadığından (yıllarca bunu
yapmadılar) bu metnin geçirilmesi. EVET diyerek sonucun HAYIR lı
olmasını dilemekten başka çare yok.



Peki sonuçta kıyamet mi kopar? Asla kopmaz. Kopmamalı. Evet de Hayır
da milletin kararıdır ve saygı duyulmalıdır. Esas önemli olan ondan
sonra ne yapmak gerektiğidir. Muhafazakar kesim; Hz. Ömer halife
olması sebebiyle kürsüye çıkıp yanlış yaparsam ne yaparsınız diye
sorduğunda, uyarırız. ya düzeltmezsem "O zaman seni kılıçlarımızla
düzeltiriz" denilmesi üzerine "Yarabbi şükürler olsun yanlış yaparsam
beni düzeltecek birileri var" demesini iyi algılayabildiği ve bu
hassasiyeti gösterebildiği sürece sorun yok. HARAM kendi partisi
yaptığında göz yummadığı müddetçe sorun yok. Yezid'in haksızlığı
karşısında susmadığı müddetçe sorun yok. Haksızlık karşısında susan
dilsiz şeytandır şuurunda yaşadığı müddetçe sorun yok. Sosyal demokrat
insanlar, başkalarının da bir hayatı olduğu ve buna saygı duymak
gerektiğini bildikleri müddetçe sorun yok. İnsanların kutsallarıyla
alay etmemesi gerektiğini bildiği müddetçe sorun yok. Bir avuç seçkin
azınlığın devleti yönetme döneminin geçtiğini bildiği müddetçe sorun
yok. O zaman en kötü kanunlar bile iyi insanların elinde güzel
sonuçlar verebilir. Kanunsuzluk en kötü durumdur. Adaletin olmadığı
yerde toplum da yoktur insanda. İnsanlık hiç yoktur.



Peki yukarda saydığımız kesimler bu duyarlılıkları göstermezse ne
olur? İsterseniz dünyanın en iyi kanunlarını yapın cahil insanların
elinde hiçbir işe yaramaz!



Son Söz:EVET yada HAYIR derken kendi penceresinden bakıpta karşıdakine
ÇOK İĞRENÇ ŞEKİLDE ELEŞTİRİ YAPANLAR ve bunu kendinde hak görenler
LÜTFEN AŞAĞIDAKİ FIKRAYI OKUYUN..........Genc bir cift, yeni bir
mahalledeki yeni evlerine tasinmislar. Sabah kahvalti ya...parlarken,
komsu da camasirlari asiyormus. Kadin kocasina ' Bak, camasirlari
yeterince temiz degil, camasir yikamayi bilmiyor, belki de dogru
sabunu kullanmi...yor.' demis. Kocasi ona bakmis, hicbir sey
soylememis, kahvaltisina devam etmis.Kadin, komsusunun camasir
astigini gordugu her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmis.Bir ay
kadar sonra, bir sabah, komsusunun camasirlarinin tertemiz oldugunu
goren kadin cok sasirmis 'Bak' demis kocasina ' Camasir yikamayi
ogrendi sonunda, merak ediyorum, kim ogretti acaba ?''Ben bu sabah
biraz erken kalkip penceremizi sildim' diye cevap vermis
kocasi.Hayatta da boyle degil midir ?Baskalarini izlerken
gorduklerimiz, baktigimiz pencerenin ne kadar temiz olduguna baglidir.
Birini elestirmeden ve hemen yargilamadan once zihin durumumuza bakmak
ve 'iyi' olani gormeye hazir olup olmadigimizi farketmek guzel bir
fikir olabilir ...Pencerelerimizi temiz tutabilmek dileğiyle. Herkese
bayram tadında bir ömür dileğiyle. Bayram namazından önce bir fakirin
sıkıntısını ihmal etmeyin.

Selamlar

Cemal AKKUŞ
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages