EVETin Anlamı ve KÜFÜR SİYASETİ ÜZERİNE

0 views
Skip to first unread message

cemal akkuþ

unread,
Sep 15, 2010, 10:15:17 AM9/15/10
to etkinlik
Öncelikle herkese geçmiş olsun ve gönül rahatlığıyla HAYIRLI OLSUN?
Beğensek de beğenmesek de demokrasilerin normallerinden ve
gereklerinden biri olan HALKA DANIŞMA anlamına gelen bir REFERANDUMu
geride bıraktık. Referandum öncesi ve sırasında elbette birtakım
çirkinlikler yaşadık. Oy kullanan insanların taşlanması, millet
iradesinin üzerine baskı yapılması çok çirkindi. Elbette referandumu
protesto etmek de bir damokratik haktır; ama yönteminin çirkinliği,
protesto edenlerin de çirkinliğini gözler önüne serdi.



Artık tüm bu gerginlikleri ve acabaları geride bırakıp, ülke için
hayırlısını dilemekten başka yapacak bir şey yok. Ama tam da bu
noktada Türk siyasetini incelemek, GERGİN SİYASETin altyapısına inmek
ve bir tahlil yapmak gerektiğini düşünüyorum.



Türk siyaseti malesef tamamen etki-tepki psikolojisine göre
yapılanmıştır. Melesa milliyetçiliğimiz tamamen tepkiselder. Yani
reaksiyoneldir. Rakip olarak gördüğümüz (gerçekte düşman olarak
görürüz) siyasi düşüncenin temel taşlarına otomatik olarak karşı
çıkarız. O yüzden yıllarca hiçbir sağ parti sosyal adalet, sosyal
barış, sendikal haklar gibi konulardan kolay kolay bahsedememiştir. Ya
da sol partiler hep din düşmanlığı, inançları hafife alma gibi
konularla gündeme gelmiştir. Biri açıyorsa öbürü kapatmalı, biri
oturuyorsa diğeri kalkmalıdır. O yüzden birinin bıyıkları komple aşağı
doğru, diğerinin bıyıklarının uçları aşağı doğrudur. Biri rozeti sağa,
diğeri sola takar. Biri sağ yumruğunu, diğeri sol yumruğunu sallar. Ya
da dünyanın her yerinde bir yöntem adı olan DEVRİM, biz de toplumun
genel geçer neyi varsa karşı olmak anlamını taşır.



Yine toplum olarak bizde bir KÖŞE DÖNMECİLİK düşüncesi hakimdir. Bu
sadece ekonomik anlamda değil, her konuda hakim zihniyettir. O yüzden
mesafeleri kısaltacak, kolaylaştıracak yollar ararız. Kurtarıcı arama,
birilerine ya da birşeye sığınma, kutsalların arkasına gizlenme, bu
alışkanlığın sonuçlarıdır. Kendi emeğimizle iktidara gelemeyeceğimizi
anladığımızda, demokrasiyi gereksiz görebilir, demokrasinin bazı
özelliklerini kendimize uydurabilir, ORDU İŞBAŞINA- ÜNİVERSİTE GÖREVE-
HAYDİ YARGI gibi sloganlar atabiliriz. Ya da çoğunluk bizim gibi
düşünmediğinde çoğunluğun cahil, hain, satılmış olduğunu
düşünebiliriz. Halbuki hiçbir nitelik değişikliği olmadan aynı
çoğunluk sadece sizin partinize oy verdiğinde büyük, akıllı,
vatanperver, yüce vasıflarıyla adlandırılabilir.



KUTSALLAŞTIRMA yine son zamanlarda edindiğimiz hastalıklardan biridir.
Çünkü bu; hedefe varmayı kolaylaştırır, riski azaltır, kitlelere hitap
eder. Olmayandan medet ummak aslında insanların bir zaafıdır. Ve bu
toplumun her kesiminde farklı şekillerde vardır. Tunceli'de bezler
bağlanan dilek ağacı, Urfa'da kutsal taşlar ya da İstanbul'da yatırlar
bunun işaretidir. İnançları zayıf birinin kahve falından medet umması
da bunun başka bir uzantısıdır. Ya da kişileri kutsallaştırırız.
İranda Mollalar, Alevilerde Dedeler, Sunnilerde Şeyhler, Budizmde ya
da yoga yapanlarda Paramahamsa Yogaçarya Maha Yogi gibi
isimlendirmeler, modern tarikatlarda sahte peygamberler... bu
kutsallaştırmanın yansımasıdır. "Şeyh uçmaz, mürit uçurur" ifadesi bu
temayülün özetidir. Türk tarihinde bu tür kutsallaştırmalar nadiren
olmasına rağmen, son zamanlar da bu kötü alışkanlık, malesef etkin
özelliklerimizden biri haline gelmiştir.



Türk tarihine baktığınızda Oğuz Kağan, Bilge Kağan, Kül Tigin, Atilla,
Cengiz Han, Alparslan, Osman Bey, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan
Selim, Kanuni Sultan Süleyman gibi tüm dünyanın büyüklüğünü onayladığı
Türk büyükleri vardır. Ama hiçbir zaman bunların kutsallaştırılması
ihtiyacı olmamıştır. Onları büyük yapan, yaptıkları işlerdir.



Atatürk'ü büyük yapan da, yedi düvelin üzerine geldiği ve artık
tamamen tarih sahnesinden silmeye karar verdiği Türk toplumunu
harekete geçirmesi, kuruluş ve kurtuluşu gerçekleştirmesidir.
Atatürk'ün hiç bir zaman "izm" ya da "ist" oluşturmak derdi
olmamıştır. Hele o yapay kutsallaştırmanın en büyük düşmanıdır. Bütün
mücadelesi gereksiz kutsalları yıkmak üzerinedir.



Ama gelin görün ki, daha yaşarken bir takım yalakalar ve gizli
işbirlikçiler (başka ideolojilerin işbirlikçileri) yine onun adını
kullanarak kendi düşüncelerini ve zehirli ideolojilerini Türk
toplumuna enjekte etmeye çalışmışlardır. Bunun ilk denemesini Şevket
Süreyya Aydemir TEK ADAM kitabıyla yapmıştır ve Kemalizmin ilk
nüvelerini oluşturmuştur. Ancak bizzat Atatürk tarafından mahkemeye
verilmiş ve adımı kullanarak Komünizm propagandası yapıyor diye hapse
attırılmıştır. Ancak ölümünden sonra İnönü dönemi CHP si tarafından bu
kitap daha da geliştirilerek ders kitabı olarak okutulmuştur. Tıpkı
bizzat Atatürk tarafından Türk ve İslam düşmanı gizli örgüt
suçlamasıyla kapatılıp, malvarlıkları HALKEVLERİNE devredilen MASONLAR
LOCASInın, daha cenazesi bile kaldırılmadın yine CHP tarafından
serbest bırakılıp malvarlıklarının iadesi gibi.



Bir dönemler geniş kitlelerce büyük Atatürk'ün BETON MUSTAFA diye
anılmasının tek sebebi, kültürümüzde olmadığı halde gözün görebildiği
heryere Atatürk heykelinin yapılmasıdır. Bu kutsallaştırma, dini
inançları zayıf olan insanlarda bir boşluğu doldurma ve ruh tatminidir
aynı zamanda. Atatürk'e "Türk'ün peygamberi" deme ihtiyacı, bu ruhsal
boşluğun doldurulması çabasıdır bilinçaltında.Bu kutsallaştırma,
kutsallık anlayışı farklı olan toplum genelini tepkiye iter ve bir
müddet sonra, hiç de haketmediği halde, tepki başkalarının
kutsallaştırdığı kişiye yönelir. Ve sistem ATATÜRK DÜŞMANLARI üretir.



Bazen de kavramları kutsallaştırırız. Mesela yönetim biçimlerimizi.
Halbuki Krallık da, Monarşi de, Demokrasi de, Laklik de, Başkanlık
Sistemi de, Cumhuriyet de, Komünizm de, Sosyalizm de, Liberalizm de,
Kapitalizm ya da bir başka izm de insanlar tarafından yine insanların
iyi yönetimi için ortaya konmuş siyasal fikirlerdir. Ve her biri
uygulandıkları çağlarda vazgeçilmez olarak görülmüşlerdir. Yani tamamı
insanidir. Vazgeçilmez değildir. Vazgeçilmez olan yüzyıllardır ortak
insani erdemler olarak görülen, sosyal adalet, bağımsızlık, hırsızlık
yapmama, öldürmeme, zina yapmama, yalan söylememe, eşitlik gibi
kavramlardır. İnsanlık her zaman gelişir ve değişir. Dolayısıyla bu
gelişim ve değişimi yakalayan yeni fikirler hep gündemi işgal eder.
İsimlerin önemi yoktur. Toplumların ihtiyaçlarının önemi vardır. Ve bu
yönetim sistemleri çağın insanlarının ve toplumlarının ihtiyaçlarını
en verimli şekilde gidermek göreviyle karşı karşıyadır. Dolayısıyla
bugün var olan yarın olmayabilir. Ve kutsallaştırmak abesle
iştigaldir, gericiliktir.



Bütün bu etki-tepki psikolojisi ve reaksiyon siyaseti bizi toplumsal
çatışmaya, taraf olmaya ve GERGİN SİYASETe yönlendirir. Sonuçta siyasi
ahlak denilen bir kavram kalmaz ortada.



Peki böyle bir ortamı kim ister? Maalesef ki bunu, emperyalist
hayallerinden vazgeçmeyen ve hala büyük Türk Milletini Orta Asya
bozkurlarına, Müslümanları da dinlerini Allah'ın dini olmaktan
çıkartıp Arap çöllerinin ortasına gönderme gayretindeki haçlı
zihniyeti ister. Çünkü ABD'nin, AB'nin (kendi içinde liderlik
yarışındaki İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya), Rusya'nın, Çin'in ve
tüm bu ideolojilerin fikir babası SİYONİZM'in (Amerika Rusya Yahudiye
kukla derdik eskiden) Sevr hayalleri henüz bitmedi. Bu laboratuvar
psikolojisi ürünlerini Türkiye'de TOPLUM MÜHENDİSLERİ aracılığıyla
deneyen ezeli düşmanlar, bizimle tam bir KÜLTÜR SAVAŞI vermektedirler.
Bu KÜLTÜR EMPERYALİZMİ artık ders kitaplarından, üniversitelerden,
fikir kulüplerinden İNTERNETe inmiştir. Bizleri sanal dünyanın modern
köleleri haline getiren bu anlayış, internet aracılığıyla inanılmaz
bir kara propaganda yapmakda ve bilgi kirliliği ya da modern deyimiyle
dezenformasyon gerçekleştirmektedir.



Neden mi? Çok özetle Türkiye'de bir iç savaş çıkartarak, bu bahaneyle
başka ülkelere götürdükleri demokrasiyi(!) götürmek için müdahele
etmek, Türk'ün ve İslam'ın en son ve en sağlam kalesini de yıkmak
için...



Bazen bütün bilgi birikimi başkalarından kopyaladığı durum
iletilerinden ibaret olan insanlar da, bu kirliliğin salgın hastalık
gibi yayılmasına sebep olmakta ve farkında olmadan toplumda inanılmaz
yaralar açmaktadırlar. Fikirlerin bittiği yerde yumruklar konuşurdu
eskiden. Şimdi de küfürler konuşuyor. Bu öylesine akıl almaz bir
seviyeye gelmektedir ki, hem kendi düşmanlarını üretmekte, hem de
aslında beğenmediğiniz siyasi partilere otomatik destek sağlamaktadır.



Karşı karşıya gelme ve fikir alışverişinde bulunma cesareti bulunmayan
bilgi yoksunlarının poposunu yerinden kaldırmadan yaptığı bu
kahramanlık (!), vatanseverlik, cumhuriyetçilik, Atatürkçülük ya da
dindarlık (!) malesef kendi kutsallarına ve kavramlarına en büyük
darbeyi vurmaktadır. Şimdi izninizle ve affınıza sığınarak, referandum
sonrası denk geldiğim bir kaç durum iletisini hiç değiştirmeden
taktirinize sunuyorum:



"anayasaya EVET diyerek bağımsız yargının tamamen ortadan
kaldırılacağını, şimdiden yargılama işini islam hukukuna göre
uydurmaya çalıştıklarını farketmeyen, vatanını satmayı ve kendini
topluiğnelerle köleleştirmeyi ''özgürlük'' sanan sevgili yurttaşlar:
sandık götünüze girsin, iran bile halt edicek yanımızda"



"Ayıya gül ver kıçını siler.cahile demokrasi ver kıçına sokar."



"Istiklal marşı okurken utanacagım bugun..ve yarin Istiklal marşım
bile olmayacak belki..%58 ihtimal!!"



"Ewet suan cok demokratik ve cok aptaliz! Evet suan ekmeklerine yag
sürdük, biz avuc yalamaktayiz! İste bu yuzden öğretmen olacktm ya
hukumetin arka tekeri olacagma küba da dilenirim!"



"irticanızla, özerk kürdistanınızla, akpye bağlı hsyk ve
yargıtayınızla mutluluklar dilerim"



"Basketbolda ikinci, cahillikte birinciyiz !!!"



"Bir günde iki kere ABD ye yenildik"



Ve tersinden bir örnek: Aliya RAHTE: "Aldın mı
babayı!" (habertaraf.com)



Bu mide bulandırıcı, seviyesiz ve ahlaksız davranış şeklini bir de
Atatürk Gençliği (!) adına ya da din adına üstlenmek ve "Söz konusu
vatansa gerisi teferruatır" sözünün içine sığdırmak bu ülkeye
yapılabilecek en alçakça saldırıdır. Birilerini Amerikancılıkla
suçlayanlar farkında olmadan Amerikanın iç savaş hayaline hizmet
etmektedirler. Bilgi edinme zahmetinden kurtulmak için direkt kesin
inançlara kapılmak büyük bir cehalettir, GERİCİLİKtir.



Bir sanatçı diğer bazı sanatçılar gibi kanaatini ifade etti diye Sezen
Aksu Sokağı tabelasına saldırıp indirenlerin gözündeki kini seyredin
lütfen ve bu nefretin nasıl da yukarıda bahsettiğim emperyalistler
tarafından ekildiğini düşünün. Bu aynıyla ve misliyle elde ettikleri
sonucu karşı tarafa "aldınız mı babayı" terbiyesizliğinde dayatanlar
için de geçerlidir.



Peki ne yapmak gerekir?



1. İlk önce yukarıda bahsettiğim davranış ve benzerlerini alışkanlık
haline getirenlerin acilen ve mutlaka psikolojik tedavi görmeleri
gerekir. Onlar için dua edelim ve profesyonel yardım almalarını
tavsiye edelim. Anlık bir heyecanla söyleyenler de hatalarından
vazgeçmeli ve özür dilemelidir.



2. Bize ulaşan hiçbir bilgiyi, doğruluğunu ve delillerini araştırmadan
yargı haline getirmeyelim, bir başkasına aktarmayalım, vebaline ortak
olmayalım. Bu çok hoşumuza gitse bile... Türkmen Düğünü'nün yazarı Ali
Yörük "Günahlar el kaşıntısı gibidir. Kaşırken çok hoşumuza gider,
garip bir zevk alırız. Ama kanadığında iş işten geçmiştir" der.



3. Damarlarındaki asil kana, beynindeki yüce ideallere, kalbindeki
eşsiz değerlere sahip bu büyük Türk Milletinin hiçbir ferdini,
grubunu, partisini potansiyel düşman, hain, satılmış vs. görmeyelim.
Çünkü onlar da sizin için aynısını düşünüyor olabilir. Türk
medeniyetinin, atinin ufkunda bir güneş gibi doğması için bu vatanın
her bir ferdinin gerekli olduğunu unutmayalım.



4. Kesin inançlı olmayalım. Belki de en kesin yargıları ortaya koyan
İslam düşüncesinin bile temel prensibi şudur: "Benim düşüncelerim
yanlış olma ihtimali olan doğrulardır, başkalarının düşünceleri doğru
olma ihtimali olan yanlışlardır" Fikirlerimiz de hep bu ilkeyi göz
önünde bulunduralım. Mutlaka bir yanılma payı bırakalım.



5. İspat edemediğimiz hiçbir şeyi söylemeyelim. Zira Hukuk dilinde
ispat edemediğin şey iftiradır. Ve eski hukuk sisteminde iftira atana
veled-i zina denir. Bu çok ağır bir ithamdır. Hiç bir çıkar, menfaat
bize; iftira, yalan, karalama hakkı vermemelidir.



6. Kendinize kurtarıcılar aramayınız. Kurtarıcılar ancak sizi esir
eder. Fikri ve vicdanı hür nesiller kurtarıcı aramaz. Bir siyasi
liderden, bir şeyhten, bir partiden, bir dernekten, bir sistemden
kurtuluş beklemek kendi şahsını inkardır. Eğer kurtuluş için biri
gerekiyorsa "O BİRİSİ SENSİN". Necip Fazıl'ın deyimiyle kim var
dendiğinde, sağına soluna bakmadan BEN VARIM diyebilmek gerçek
kahramanlıktır.



7. Eğer bir HAYR inancımız varsa, bu yaratıcı ile bağlantılı bir
inançtır. Neyin hayır neyin şer olduğunu ancak Allah bilir. Ve açıkça
ayet "sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır
vardır" der. Biz sadece hayırlısı olmasını dileriz. Ama ne yazık ki,
referandum öncesinde bir kesim, referandum sonrasında da karşı kesim
haşa kendini Allah statüsüne koyarak HAYIR OLACAK sonucuna varmıştır.
Kelime oyunları ancak sizi oyuna getirir.



8. Çıkan %58 EVET, AKP ye verilmiş oylar değildir, bir ideolojinin
hakimiyeti ve başkaları üzerinde dikta kurması için verilmiş oylar
değildir, vatanı bölmek için verilmiş oylar değildir, ülkeyi satmak
için verilmiş oylar değildir, cahil hiç değildir. Ama öyle herkesin
ballandıra ballandıra anlattığı gibi darbecilerden hesap sormak için
çıkartılmış bir Anayasa hiç değildir. Zira bunu yapmak için geçici
maddeyi kaldırmanız yeterlidir zaten. Çıkan %42 HAYIR, CHP ye ya da
MHP ye destek değildir, karşı görüşlere küfür hakkı değildir, vatan
hainliği değildir, darbe taraftarlığı değildir, Çıkan sonuç seçici bir
ifade ile her türlü bilgi kirliliğine rağmen halkın artık daha
bilinçli seçim yaptığı, birilerine inanma hatası yapsa da kime
inanmayacağı hatası yapmadığını göstermektedir. Türkiye'de bir iktidar
sorunu değil muhalefet sorunu olduğunu göstermektedir. İkitidarınsa
kendi içinde ve dışarıya karşı aynı zamanda ciddi bir güven sorunu
yaşadığının ifadesidir.



9. Özet ve tam mutabakata varılmış bir anayasa yapılması için toplumun
her kesimi hemen hazırlıklara başlamalıdır. Şimdiden herkes
düşüncelerini ortaya koymalı ve katkıda bulunmalıdır. Anayasalar
toplumun üzerinde ittifak ettiği temel kurallardır. Ayrıntılar ve
değişime açık konular yasalarla her zaman düzenlenebilir. Seçip
meclise gönderdiğimiz temsilcilerin bundan başka da görevi yoktur.
Bunun için en iyi örneklerden biri bilinenin aksine tarihin ilk yazılı
anayasası olan Medine Anayasasıdır. Burada Hristiyanlar, Müslümanlar,
Yahudiler ve putperestler, Hz. Peygamberin teklifiyle bir mutabakat
metni hazırlamışlar ve bu metne göre birbirlerine saygılı bir şekilde
yaşama kararı almışlardır.



10. En başta EVET verenler ve iktidar partisi taraftarları olmak üzere
tüm bilinçli vatandaşlar ellerinde kılıç, hazır beklemelidir. Nedir bu
kılıç hikayesi? Hz. Ömer halife seçildiğinde (Özellikle üstüne basa
basa tekrar etmekte fayda var; SEÇİLDİĞİNDE) mimbere çıkarak camaate,
hata yaparsam ne yapacaksınız diye sormuş; "seni ikaz ederiz" cevabı
almıştır. Yine de hata yaparsam dediğinde, cemaatten biri kılıcını
çekerek ayağa kalkmış ve "seni kılıçlarımızla düzeltiriz ya Ömer" diye
bağırmış, bunun üzerine Hz. Ömer; şükürler olsun ki beni düzeltecek
birileri var demiştir. İşte demokrasi bilinci ile hakk ve hukuk
bilincinin bir araya gelişinin en saygıdeğer örneği budur. Şimdi bu
görev bizlerindir. Hiçbir helal ve haramı kendi partimiz yapıyor diye
asla tersine çeviremeyiz. Yolsuzluk, ahlaksızlık, rüşvet, kayırmacılık
ve torpilin dini, imanı, mezhebi, milliyeti ve mensubiyeti yoktur.
İktidar partisi, başta hayır oyu veren birçok vatanperverin haklı ya
da haksız şüphelerini giderecek adımları atmalı, aksi davranışlarda
ise yapılan uyarıları Hz. Ömer anlayışında karşılamalıdır. Aksi
taktirde hiçbir zaman milletin gerçek temsilcileri olamayacaklardır.



11. Toplumda karşılıklı saygıyı asla kaybetmemeliyiz. Herkesin iki de
bir söylediği BİRLİK ve BERABERLİK için ilk şart budur. Gereği yerine
gelmedikçe asla lanet okumamalıyız. Türkiye'nin iyi enerji birikimine
ihtiyacı var. Lanet okuma kötü enerji üretmek demektir. Kötülük de
mutlaka döner dolaşır bize de ilişir.



12. Her fert ve özellikle eğitim çağındaki gençler, Türkiye'nin 100.
YIL hedefine kilitlenmeli, 2023 ü hayal ederek, nasıl bir Türkiye
istediğine karar vermelidir. Bu kararını verirken geniş kitlelerle
birlikte yaşamak mecburiyetini göz önünde bulundurmalı, bunu
yapamayacaksa şimdiden hayatını nerde sürdüreceğine karar vermelidir.
E malum artık dünyanın kapısı herkese açık.



ÖNEMLİ NOT: Bu yazıyı kaleme alan olarak, şimdiden ve kolayca benimle
ilgili yargıya varacaklar için ipuçları veriyorum: Ki, yazıya abuk
subuk cevaplar vererek kimsenin zamanını çalmasınlar. Zira hırsızları
ve enerji sömürücülerini hiç sevmem. Hiçbir siyasi partiye üye
değilim, hiçbir siyasi örgütlenme ya da STK yapılanması içinde de yer
almıyorum. Şimdiye kadar oyumu, oy oranı %1 i geçmeyen ama fikirlerine
inandığım, mensuplarına güvendiğim bir partiye verdim. Son seçimler de
oyumu, il genel meclisi, büyükşehir belediyesi ve ilçe belediyesi
olmak üzere üç ayrı partiye paylaştırdım. Mevcut yapılanma içerisinde
OYumu hakeden bir siyasal organizma da göremiyorum. Dolayısıyla bu
görüşlerimi ŞUCU ya da BUCU olarak kaleme almadım. Muhteşem
geçmişimizin mutlu geleceği yoğuran hamlesini gerçekleştirme
hedefinde, ÖLMÜŞLER ve OLMUŞLARla uğraşmayı sevmeyen, nesebinde azeri,
kürt, yörük gibi karışımlar olduğunu bilen ve ancak mensubu olduğu
TÜRKlüğüyle gurur duyan, bütün insanları YARADANdan ötürü seven, ama
KARDEŞLERİNİ daha çok seven, idealleri için elinden geldiği kadar
çalışan, dinin yalnız Allahın dini olması, yeryüzünde de fitne ve
fesattan eser kalmaması için MÜCADELE eden, eğitimini siyasal alanda
tamamlamış bir dostunuz, arkadaşınız, kardeşiniz olarak yazdım.
İstediğim tek şey; geleceğe güvenle bakan, kendinden emin, bilgili ve
etrafına gülümseyen insanlar... Yazıyı önyargısız baştan sona okuyan
ama buna rağmen kafasına birşeyler takılan mailime yazabilir. Ama
gereksiz polemiklere ve yukarda ifade etmeye çalıştığımız konularla
çelişecek üsluplara cevap ve müsamaha verilmeyeceğini de peşinen
bildiririm.Saygılar



Cemal Akkuş
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages