![]() |
![]() |
| Resûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki: "Musa Peygamberin Kızıl Denizi geçerken okuduğu dua şudur: Allahümme 'leke'l-hamdü. Ve ileyke'l-müşteka ve ente'l-müsteanü. Ve la havle vela kuvvete illa billahi'l-aliyyi'l-azim." (Allahım! Her türlü hamd sana mahsustur. Sıkıntılar sana sunulur. Yardım senden dilenir. Güç ve kuvvet ancak büyük ve yüce olan Allah'tandır.)" |
|
| Resulullah.org | |
DR. M.AKİF OKUR RÖPORTAJI İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLANABİLİRSİNİZ: |
| CEKETİN ALTINDAN ÇIKMAK | |
|
|
Sanat ve felsefesi olmayan toplumlar slogan üretir. Eleştiri ve düşüncesi olmayan toplumlar atasözleri ve sloganlara sığınır. Dolayısıyla bu tür toplumlarda fikirler ve projeler konuşmaz sloganlar konuşur. Sloganların hâkim olduğu bir toplumda ise eleştiriye tahammül olmaz. En küçük bir eleştiriyi boğmak isterler. Bu tür toplumlar kapalı toplum olduklarından, bilinçaltı karanlıktır... Cemil Meriç'in deyişiyle düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bir yer olmaktan kendini kurtaramaz. Bu toplumlarda düşünce de siyasette baskıyla, zorbalıkla yapılmaya çalışılır. Baskı ve zorbalığın olduğu yerde insanlar kendilerini ancak mizah ile ifade ederler. 12 Eylül'de mizahın tavan yapması gibi... Urfa gibi feodal ve zorbalığa dayalı bir şehirde, siyaset sloganlar üretirken dahi dikkatli olmaya özen gösterir. Zira şehrin sloganlara dahi tahammülü yoktur. Zihniyet olarak hadım edilmiştir, tıpkı geçmişte Balıklıgöl'ün kutsal tanrıçası Atergatis'e kendilerini sunan rahipler gibi... Urfa, siyasi anlamda iğdiş edilmiş bir şehirdir. Bu şehirde hiç kimse çalan-çırpan, adam öldüren erklerin üzerine gidemez. Mesela gazeteler yazamaz, gazeteler yazsa dahi duyarlı olması gereken çevreler duyarlılık gösteremez... Dolayısıyla siyaset ve düşünce kısır bir döngü içerisinde kalır... Urfa, böylesine bu iğdişlik içinde hep eğlenceli ve cinsel içerikli sloganlara sarılmıştır her zaman... Bu şehirde siyaset zaman zaman "anne- baba", "kerhane-sermaye" ilişkisi üzerinden yapılmıştır. Son Belediye seçimlerinde ise, ortaya atılan sloganlar bunu daha da pekiştirmiştir: "Yedi Kocalı Hürmüz" ve "Ceket"... Yedi Kocalı Hürmüz hikâyesini herkes bilir. Bilmeyenler dahi filmini seyretmişlerdir. Bir kadının yedi kocayı nasıl idare ettiğinin veya edemediğinin fotoğrafını görülür o filmde... Şahsen bunun üzerinde durmaya gerek görmüyorum. Ama Urfa'nın yerinde ürettiği bir slogan olarak Urfa siyasi tarihine mal olmuştur... Beni asıl ilgilendiren ceket meselesidir. Ceket üzerinden felsefi okumalar yaptığımızda bu kavramın çok yönlü okumalara açık olduğunu görürüz. Örneğin, "ceket atmak" deyimi, havlu atmak deyimiyle aynı anlama geldiğini söylersek yanlış olmaz sanırım. Bir yenilgi ifadesidir ceket atmak. Bunun kültürel izlerini görmek mümkündür. Geçmişte kumar oynayan bir kişi bütün mal varlığını kaybedince bu defa giden malını geri getirmek için, en son çare olarak ceketini kızının üstüne atar ve "ceketin altındakine" diyerek kâğıt çevirir. Yener veya yenilir... Ama bir sonun işaretidir ceket atmak... Urfa siyasetine böylesine bir kavram ve bu kavram üzerinden başbakana yapılan protesto, Urfa'nın onurunu kurtarmıştır. Çünkü Urfa, ceket altına atılarak kumara basılacak bir şehir değildir... Ceketin bir de dini boyutu vardır. Biliyorsunuz eskiden ceket yoktur aba vardır. Ceket görevi görür. Bilindiği gibi Peygamber Efendimizin on bir eşi vardır. Bunlardan bazıları cariye olarak kalmışlardır. Peygamber bir kadını eş olarak aldığı zaman onun üstüne abasını atarmış. Böylece o kadın Peygamberimizin eşi olduğu anlaşılırmış... Tabi o dönem ceket olmadığından aba bu işi görüyormuş. Genelde abanın özelde ceketin böylesine bir boyutu varmış... Kısacası ceket önemli bir figür! Zira Mevlana: "Nice elbiseler gördüm içinde adam yoktur, nice adamlar gördüm üstünde elbise yoktur..." demiştir... Ünlü Rus yazarı Nikolay Vasilyeviç Gogol'un meşhur bir romanı vardır. Palto! Gogol'ün 1842 yılında yayınladığı bu roman, büyük bir tepki almış ve Rus insanını aşağılamakla suçlanmıştır. Demek Palto veya ceket bir aşağılanma aracı olarak da kullanılabiliyormuş... Gogol, bu romanını yani Palto'yu (Rusya soğuk ve karlı olduğundan Gogol palto'yu imge olarak kullanmış, sıcak iklim olsaydı o da ceket diye yazardı) imge olarak kullanırken, Urfa gibi siyasi bir anlam vermemiş, küçük insanların küçük dünyalarını anlatmak istemiştir. Rusya'da yaşanılan sosyal sınıf baskısının, alt sınıf insanların üzerinde bıraktığı etkinin anlatıldığı bu romanda, kahraman Akakiy Akakiyeviç'in bin bir zorlukla aldığı yeni paltosunun çalınması üzerine bir bakandan yardım ister. Bunun üzerine işittiği azar, Akakiyeviç üzerinde çok büyük bir etki yapar ve hastalanıp ölür. Akakiyeviç'in ölümünden sonra hayalet olarak kasabada görülür ve geceleri insanların paltolarını aldığına dair söylentiler çıkar. Ve bakanın paltosunun çalınmasıyla roman sona erer. Akakiyeviç, kaybolan paltosunu, öldükten sonra da olsa bakanın paltosunun çalınmasıyla birlikte rövanşını almış olur. Urfa seçmeni bu ceket meselesiyle kendilerini hangi konumda gördüklerinin (Tıpkı Palto'da olduğu gibi) sandık başında ortaya koyacakları sonuçla göstereceklerdir. Zira daha ilk günden ceket'e bir anlam yüklendiği ortada. Bu anlamın içini kendileri mi dolduracak, yoksa ceketi ortaya atanlar mı? Dostoyevski Palto için, "Hepimiz Gogol'ün Palto'sundan çıktık" diyerek Palto'nun altını çizmiş, Urfa'da "Hepimiz ceketin içinden çıktık" diyerek bir duruş mu sergileyecek, yoksa "Ceketin altında kalıp ezilecek mi" göreceğiz |