***********************************************************
Belki de beş-altı ay sonra aşağıdaki 13 Eylül 2008 tarihli yazı daha farklı bir ilgiyi çekerek okunabilecek. Şimdi de okunabilir / yorumlanabilir / ders alınabilir diye düşündüm,yazarın konuyla ilgili iki yazısını okunması dileğiyle paylaşıyorum…
Erkan Sözen.
***********************************************************
http://www.haber7.com/yazarlar/mehmet-ali-bulut/344728-talut-calut8217u-yener-nitekim-yenmisti
Yazılarımı okuyanlar bilirler ki, AK Parti’ye sık sık ‘mıntıka temizliği’ yapması gerektiğini hatırlatmışımdır.
Başa gelen akıbetler konusunda kişinin‘yediğine bakması’ lazım geldiğini de. Çünkü ‘Patiska’, ‘Kara Şayak’ ile bir mücadeleye tutuşacaksa, üzerindeki minnacık lekeyi dahi temizlemek zorundadır. Eğer patiska olma iddiasında iseniz, her gün yunmalısınız. Zira patiska ‘kara şayak’ın kirli olduğunu kolay ispat edemez. Ama kirli şayak, tertemiz patiska gömleğin yakasındaki küçücük bir ter izini bile kirliliktir diye gösterebilir ve ispatlar.İşte şu sıralarda yaşanmakta olan kavga böyle bir kavga!
……………………………
* * *
Tayip Bey’in bir başka zorluğu daha var ki, asıl vazifesi o. Asıl o zoru başarması lazım ama sanırım henüz bilmiyor. Onu başarsa, tarihe geçecek! “Beklenen” olacak! Batılı emperyalistlerin, hile, entrika ve içimizdeki hainlerin işbirliği ile bizi içine düşürdükleri şu ‘Ergenekon’dan (Ergenekon örgütünü kast etmiyorum) çıkmaya millet olarak muvaffak oluruz ve o da ‘kurtarıcı’ olarak efsane geçer!
O da şudur: Başbakan, her şeyi göze alarak Türkiye’deki her türlü ‘hukuk dışı’ yapılanmayı bir tür ‘ergenekon’ kabul edecek ve onları ya ıslah ya imha edecek!
Siyasi olsun askeri, olsun, dini olsun içtimai olsun... Ne kadar ‘hukuk dışı’ yapılanma varsa, hepsini, bir tür ‘mafya’ sayıp ya hukuk içine çekecek ya yok edecek!
Türkiye’nin tek çıkışı, tek kurtuluşu bu!
Yoksa millet, vatan, Sakarya diyen, din diyanet iman diyen çıkıyor bir tezgah kuruyor ve gariban milleti söğüşlüyor. Bütün bunlar bir tür ‘ergenekon’culuktur ki, milletin kudretini, gücünü, ümidini imha ediyor.
İşte diyorum ki, Ey Başbakan, mademki bu millet sana itimat edip seni ‘Ulul emr’ yaptı, senin ona ‘adalet ve insaniyet’ getireceğine bel bağladı. Gel bu ümidi boşa çıkarıp ‘mütrafin’olma!
Yapacağın çok basit!
Talut’u kendine örnek al. Talut, biliyorsun. O, despotları temsil eden Calut(Golyat)’a karşı harekete geçtiğinde, tıpkı Yavuz Sultan Selim gibi anladı ki düşman sadece karşıda değil. Kendi ordusunda da mevcut! Ordusunda dört bin asker vardı.Talut, yol süresince, ordusundaki zaafları hissetti. Askerlerinin büyük kısmının ‘asker kıyafeti’ giymiş çapulcu ve bozguncu olduğunu anladı. Bu ordu ile savaşa girmek büyük riskti. Ne yapması gerektiğini düşünürken Cenab-ı Allah ona bir ‘tedbir’ ilham etti. Talut, ağır ve sıcak bir çölü geçmekte olduğu ordusunu durdurdu ve şöyle hitap etti: “Askerlerim, ileride önümüze bir su kaynağı çıkacak. O sudan, bir yudumdan fazla içmeyin! Kim bir yudumdan fazla içerse benden değildir!” dedi. Ve sonra o su ile karşılaştılar. Dört bin askerin yüzde 93’ü kana kana su içti. Su içmeyenler314 kişiden ibaretti. (Bedir savaşında da bu sayı vardı) Onlar emre uymayı, (yani ‘davayı’) susuzluklarına( yani nefsin hırs, şehvet ve mala meyline) tercih edebilmişlerdi. Diğerlerinin tamamı, nefislerine yenik düştüler. (Şimdi küçük bir bahis açacağım: Tevrat’ta Talut, Saul diye geçer. (Saul= ruh, ruhani, maneviyet anlamınadır.) Dinin ruhunu temsil eder. Calut ise cilt demektir ve mananın zıddı yani maddeyi temsil eder. Materyalizmin mümessilidir. Talut’un, Kur’an’daki kullanımı ile manası ise ‘onaran, sıvayan, çatlakları kapatan’dır. Bir de bu açıdan bakılırsa şu milletin Tayyib beyden neyi beklediği daha iyi anlaşılır! Sayın Başbakan henüz bilmese de…)
Tayip bey de bu çerçeveden etrafına bakmalı…
Eğer sevgili Başbakanımız, önümüzdeki –ki çoook yakın olduğunu seziyorum- seçimlerde, ekibini, ‘suyu geçebilen’ erlerden oluşturamazsa, etrafına onları yeniden toplayamazsa, yine maslahata uyup buldukları her fırsatta ‘suya banıp kananlar’la yoluna devam ederse, biz daha çook Calut sultası altında ıstırap çekeriz. Kendisi de kaybeder!
Ama buna hakkı yoktur. Çünkü bugün –bunu hak ediyor olsun olmasın- Tayip beyin kaybetmesi, milletin ve dinin kaybetmesi olacaktır. Şahsen benim gönlüm, buna razı değil.
O, ne yapıp edip etrafına, o 314 kişiyi toplasın! Unutmasın ki, Calut’in bin türlü tezahürü var.Bazen ‘doğan’ olur bazen ‘şahin’ olur! Nitekim kendisinin de adı ‘Talut’ değil. Ben az söyledim siz çok anlayın! Tabi ‘bu da kimdir, bana akıl veriyor!” derse, o da onun feraseti! Biz onu Talut biliyoruz. Ve diyoruz ki “askerini ‘o su’dan geçirmeden savaşa girme!”
M. Ali Bulut
- Haber 7
mab...@gmail.com
CALUT.
TALUT.
zulüm devletlerinin silah gücü ile ayakta kaldıklarına açık bir işarettir.
Bazı okurlar, mutlu bir gelecek hayali kurmamıza bile kızıyorlar. Bu kıştan sonra baharın geleceğine olan umudumuzla alay ediyorlar. Zararı yok. Benim resmini çizdiğim mutlu gelecek onların dahi yüreklerindeki tereddüdü giderecektir, biliyorum.
Ah, hayalini kurduğum şu geleceğin, bize gelmesini sağlayacak mevcut ekiplere tam güvenebilseydim, bakın size daha ne kadar net ve berrak resimler çizecektim!
Ama cesaretim yok. Çünkü o istikbalin mukaddimesinde, şu siyasilerin gayretleri yatıyor. Ve yazık ki hala bize güven telkin etmiyorlar. İnsanoğlu tamahkârlık yüzünden cennetten bile kovulduğunu hatırlamaz bir türlü…
Eğer ‘siyasi hizmetlerimizi görsünler’ diye, parlamentoya gönderdiğimiz ekipler, milletin onlara itimat ettiği kadar ‘güvenilir’ ve ‘nefsi tok’ olsalardı, mucizevî şeyler yaşanırdı Türkiye’de inanın. Siz zannediyorsunuz ki, illa her şeyin tam tekmil ve dost doğru olması gerekiyor, işlerin iyi gitmesi için. Hayır! İnanın, aracı olanların, ‘dürüst, samimi ve nefsin taleplerine karşı tok’ olmaları yeter de artar bile o mucize gibi olayların gerçekleşmesi için.
Bizim, tam inanmış, nefsi tok, millet için fedakârlıktan
çekinmeyecek, 171 adama ihtiyacımız var; bilemedin 314, hadi ben diyeyim bin
tane! Harama el uzatmayacak, milleti sevecek ve milletin bekasını kendi derdi
bilecek birkaç yüz kişi! Değil Türkiye’nin dünyanın bile kaderini değiştirirlerdi
emin olun...
Yani bir toplumun yahut bir ‘siyasi ekibin’ sadece yüzde 7-8’i tam dindar mütedeyyin -(Tam dindarlıktan maksadım, harama tenezzül etmeyen ve ne pahasına olursa olsun, nefsinin tamahına boyun eğmeyen insandır)- olsa ve azimli bulunsa, kendileri muvaffak olacakları gibi, milleti dahi muasır medeniyetlerin en zirvesine uçururlar.
Bu da olacak inşallah. Mademki olacak, öyleyse denilebilir ki, şayet‘nefislerine yenildikleri gözlemlenen’ –veya öyle oldukları iddia edilen- Ak Partili ekip bunu yapamazsa, aralarında ‘Davut’un da bulunduğu bir başka ekip çıkar ve bunu gerçekleştirir.
Size bir kıssa anlatacağım.
‘Aralarında ‘Davut’un da bulunduğu bir ekip’ten neyi kast ettiğimi
anlayacaksınız…
* * *
Bakara Suresinin 246-260. ayetlerinde
‘Beni İsrail’ ile ‘Calut’un mücadelesi anlatılır.
Malum olduğu gibi, ‘Beni
İsrail’, Hz. Musa tarafından kurtarılıp Tih (Sina) çölüne geçirildikten sonra,
ilahi bir mucize ile uzun bir müddet ‘menn’ ve ‘selva’ denilen bir tür et ve
tatlı ile yaşamlarını sürdürdüler. Maddi bir nimet ne kadar zahir bir ikram da
olsa zamanla insanda usanç yarattığı için, ‘Beni İsrail’ de Hz. Musa’dan,
‘yerin bitirdiği’ türden gıdalar istediklerini söylediler. Bunun üzerine
Cenab-ı Allah, ‘O zaman girin size vaad ettiğim şu topraklara alın o toprakları
ekin biçin’ buyurdu.
Onlar, o topraklarda yaşayan ‘Calut’ liderliğindeki halk ile (Amelikalılar)
mücadele etmeyi göze alamadılar. Cenab-ı Hak da, hem aç gözlü davranıp hem de
hayat için mücadeleyi göze alamamalarından dolayı üzerlerine zillet ve meskenet
indirdi. Tih sahrasında Calut’un ağır baskıları altında uzun süre
çaresizlik içinde yaşadılar.
Sonra bu acıklı halden
kurtulmak için mücadele etmelerinin şart olduğunu anladılar. Danyal (as)’dan
kendilerine bir lider tayin etmesini istediler. Danyal(as) da onlara ‘Talut’u
önerdi. Kavmin ‘ileri gelenler’i, Talut’un teamüle uymadığını ileri sürerek
onun liderliğini kabul etmediler. ‘O aşağı sınıftan ve mal mülk sahibi değil’ dediler.
Danyal (as) “Talut size
içinde huzur ve sükûnet bulunan kutsal sandığı getirse de mi kabul etmezsiniz”
diye sorunca, “O zaman iş değişir. O bize kayıp olan sandukayı bulursa biz onu reis olarak
kabul ederiz” dediler.
Sonra Danyal (as) meleklerden sandukanın bulunmasını istedi. Sanduka bulundu ve Talut’a verildi. Talut onunla birlikte bir kere daha ‘kavmin’ önüne çıkınca ‘Beni israil’ onu desteklemeye karar verdi. Bir rivayete göre 4 bin asker verdiler ve Talut’u, Calut ile mücadeleye memur ettiler.
Talut askerleriyle birlikte Calut üzerine yürürken yolda, Cenab-ı Hak, Talut’a bir şekilde, askerlerinin içinde çok sayıda ‘kalbi ölü, zaaflarına yenik düşmüş, nefsine düşkün’ kimseler bulunduğunu haber verdi ve onların gerçek inananlardan ayırt edilmesi için ‘askerlerin’ sınava tabi tutulmasını istedi.
Talut,
yorgunluktan ve sıcaktan bitap düşmüş askerlerine şöyle dedi:“Önünüze bir nehir
çıkacak. Kim bir avuçtan fazla su içerse benden değildir!” Nitekim kısa bir müddet sonra nehre ulaştılar. Çok azı (kalilen)
emre uydu. Hepsi kana kana su içtiler. Nehri bile geçemediler.
Nehrin öbür tarafına geçenler
arasında, Davut (as) da vardı ve
henüz 14 yaşındaydı. Girişilen
mücadelede, Hz. Davut, bir sapan taşıyla Calut’u öldürdü. Ve nihayet, cebbar, muannid ve despot
Calut’un yurdu ‘beni israil’in eline geçti… Kısaca kıssa bu!
Eğer şu kıssayı, Yahudi tarihinin bir
dönemine ait bir hikâye olarak alırsanız, bir hikâyeden öteye geçmez. Eğer, bu
kıssada geçen ‘isimler’ kavramsal birer sembol olarak değerlendirilir ona göre
bu kıssaya bakılırsa, bize zalim düzenlerden kurtuluşun yol ve yöntemlerini
gösterir.
* * *
Şu
anda Türkiye’de dehşet bir mücadele sürüyor. ‘Calut’ sultasını sürdürmek, ‘Beni
israil’ (inananlar) ise ondan kurtulmak istiyor. Mücadelenin taraflarını ve resimlerini siz de
biliyorsunuz. Ben size kıssada geçen isimlerin ayna zamanda
birer sıfat olduğunu göstereceğim, siz şablonu oturtup kim kimdir
anlayacaksınız.
Önce Calut. Calut aşırı cilalamak, bir şeyi olduğundan farklı göstermek, batılı hak diye yutturmak manasınadır. Tağut gibi o da zulmü şirin gösteren, batılı hakmış gibi parlatan demektir. Yanı ‘yalan ve aldatma’ üzerine kurulmuş zulüm düzeninin sembol adı!
‘Beni israil’: Her ne kadar, terim olarak Yahudi kavmini anlatıyorsa da kıssadaki manası, ‘inanmış insanlar topluluğu’ demektir. Bugün de şu memlekette çok güçlü bir ‘Beni İsrail’ yani inancını zahiren de yaşamak isteyen bir topluluk -cemaat demiyorum- vardır!
Tih Çölü: Tih, Arapça(Tehâ Yetîhu)’dan, şaşırmak, şaşkınlık yüzünden helak olmak demektir. Hz. Musa’nın getirdiği hakikati arkalarına atan ‘Beni İsrail’in ne yapacağını bilmez bir şaşkınlık içine düşmelerini sembolize eder. Kuran gibi muazzam bir rehbere sahipken, bu milletin, kanunda Münkir Avrupa’ya dilenci hale getirilmesi de o tür bir şaşkınlık çölüne düşmeye benzer. Avrupa üzerimize çullanınca aydınlarımız, kurtuluşu onların dinine uymakta buldu. Elimizde İslam gibi hakikat varken, şaşkınlıkla onların dinden ve vahiden nasip almamış usullerini kriter haline getirdik…Yani biz de 80 yıldır bir Tihçölünde yitip tükeniyoruz.
Danyal: Farsça ‘daniden’ (bilmek) kelimesinden türetilmiş İbranice bir kelime olup, çok bilen, bilgiyi ve gücü kendisinde toplayan, hikmet ve aklıselim sahibi demektir. Danyal, kıssada, Talut’u öneren, destekleyen, bilgi ve kanıt sağlayan, zaman zaman yönlendiren ilahi canipten haber alma yetisi de bulunan -çünkü nebidir aynı zamanda- bilgedir! [Bu yazıda geçen Danyal (as), Peygamber Şamuel olarak düzeltilmelidir. Kaynağa bakmadan yazmışım ve isimleri karıştırmışım (özür). Talut'u görevlendiren Samuel (İsma-il ) adında bir nebidir. Şamuil, Allah'a kulak veren, dinleyen, onun yolunda giden demektir. Ve Kıssanın günümüze bakan resminde Türk milletinin şahs-ı manevisini temsil eder.]
Talut; Arami dilinden gelen Talut, ‘soluk, nefes, öz, maneviyat, dine saygılı, ruhi özellikleri güçlü, koruma kalkanı, sıva’ manalarına gelir. ‘Maneviyatı güçlü lider’ demektir. Kelime köken itibarıyla batı dillerindeki ‘Soul’ ile aynıdır. Yani çağımızın Talut’u, batılı bir usul olan bir yöntemle lider olacak, fıtri yollarla değil. Calut ‘cila’ Talut ‘sıva’dır. Biri hakikati örtmek, öbürü korumak için vardır. Demek ki ‘Talut’u bu özellikleri üzerinde taşıyan, millete soluk aldıracak biri gibi düşünmek lazım!
İleri gelenler: Bugünkü deyişle sistemin adamları, parayı ve gücü elinde tutanlar, yani hâkim güçler, derin devlet vs.
Musa’nın sandığı: Musa, trend, yasa ve kamuoyunun talebi anlamın da gelir.Sandığı, isteyen seçim gibi algılasın isteyen, ekseriyetin ittifakıyla oluşacak huzur ve güven diye algılasın. Musa yasayı, sandık kültür ve teamülü temsil eder. Muhtar bile olamayacak insanın siyaseten önünün nasıl açıldığını, ‘yasa’nın nasıl onun lehine değiştirildiğini, hiç olmayacak bir şekilde, bir tek milletvekilinin eksikliği yüzünden bir ilde ara seçim nasıl gidildiğini hatırlayın ve sonra da sandığın melekler tarafından getirilip ortaya konmasını düşünün… Çünkü meleklerin Sandığı bulup Danyal (as)’a getirmeleri gösteriyor ki, Talut’un lider olması kolay olmayacak. Adeta mucize gibi bir işle önü açılacak.
Davut, ‘gözbebeği’, ‘asıl maksat’, ‘dikkat ve odaklanma’ demektir. Sembol değeri 14’tür. Mehdi’yi temsil eder. Yani demektir ki, o liderin askerleri içinde –onun amacına hizmet edecek- öyle biri de var ki o bir tür mehdidir; 14 asırlık İslam’ın birikimini arkasına alıp, Calut’u, (yani keyfî, küfrî, cebrî ve askerî rejimi / tağut düzenini) bir taş ile (yani iman ve azim gücüyle) öldürür.
Tevrat,
‘Calut’un başı demirdendi’ diyor ki bu, bütün zulüm devletlerinin silah gücü
ile ayakta kaldıklarına açık bir işarettir.
Çöl meşakkatli bir dünya hayatını temsil eder ki bu
milletin son yüz yüz elli yılı, tam bir hicret yürüyüşü ve ağır bir Tih
sahrasından geçmeye benzer… 1877’den 1922’ye o kadar derin acılar yaşamış ki o
acılar tek başına bir milletin tarihini yazmaya yeter. Bütün o acılardan sonra
bir de, mukaddeslerini korumak için uzun bir mücadele dönemi yaşamıştır bugüne
kadar.
Nehir, o sıkıntılı yürüyüşten
sonra ulaşılan, iktidar ve onun vasıtasıyla elde edilen dünya nimetleri
demektir. Bu memlekette iktidar olanların, nasıl kısa zamanda servet u saman
sahibi oldukları, nasıl semirip eski ortamlarına sığmaz hale geldiklerini,
nasıl dünyevileştiklerini ve haz müptelası olduklarını gördük, görüyoruz… O
susuzluk ve açlık bir türlü geçmiyor. CHP’den DP’ye, DP’den AP’ya, AP’den
ANAP’a, ANAP’tan AKP’ye hep aynı. Her gelen ekip aç ve susuz. Suya banmaktan
dolayı milletin işini görmeye fırsat bulamadılar…
Savaş, (Mukatele); Mücadeleyi
temsil eder. Evet, mücadeleyi göze alannitelikli bir azınlık, mücadeleyi göze
almayan niteliksiz çoğunluğahükmeder. Dünya nimetine müptela olanlar asla
mücadele edemez.
(İşte benim, iktidara gelir
gelmez, hemen murdar maldan edinmek için her türlü ahlaksızlığı meşru görenleri
sürekli eleştirmemin nedeni budur. Ve aynı gerekçe ile de, geleceğe dair
umutlarımı saklıyorum. Çünkü mukaddimesinde bu tür siyasetçilerin yer aldığı
bir mücadelenin akıbetine tam olarak güvenemezsiniz) Zira, nitelikli o
topluluk, haram mal toplayanlar, yani nehre ulaşır ulaşmaz, kana kana su
içenler’le teşkil edilemez.
Çok az bir grup (kalilen): Kalilen kelimesi ile Kur’an bir ‘nitelikli azınlığın’ yani mücadelesi sonuç verebilecek ekibin sayısını bize verir. Bu da en az 9x19 kişiden oluşur. Çünkü kalilen kelimesinin tekrarı 19’un dokuz katıdır. Yani 171. Bu sayıya, Bilge Danyal’ı, güçlü Talut’u ve aşkın fedakârlığı temsil edenpeygamber Davut’u ve yardımcılarını da eklemek gerekir. O da 171+3+3= 177 eder. Bu da pi sayısı olan 314’ün yarısıdır. Hatırlayın hicret sırasında Muhacir ve Enserın toplamını; 177 civarında idi. Bedir savaşında bulunanların sayısı ise 314 !
Dolayısıyla ne yapıp edip, siyasete bir ‘nitelikli azınlık’ oluşturmamız gereklidir ki, onların vasıtasıyla biz dahi, içine düşürüldüğümüz şu şaşkınlıktan (Tih çölünü andırır rejimin sultasından) kurtulalım ve Calut’u (keyfî ve küfrî düzeni) öldürelim. Böylece de ‘vaad edilen topraklar’a yani ‘Allah’ın nurunu tamamlayacağı vaadi’ne bir kere daha tanık olalım.
İşte
eğer Ak Parti, -(iktidarda o olduğu için onun adını zikrediyorum)- iddialarında
samimi ise, şu referandum sınavını atladıktan hemen sonra, tıpkı Talut’un
yaptığı gibi, ordusunu, suyu kana kana içenlerden ayıklaması gerekir. Yoksa o
da daha önceki partiler gibi iktidara taşıdığı insanları semirtmekten başka işe
yaramamış olur.
Yok, eğer kendisine, nehri sağ
salim geçmiş bir topluluk edinir ve onların üzerine yeni dönem siyasetini bina
ederse milletin bahtı değişir. O zaman aralarında bulunan ‘davut’ yıllardır
bizi zebun etmiş Calut’u (yani keyfî, küfrî ve cebrî düzeni) öldürür. Kıssanın
sonunda Talut’un ne olduğu belli değildir ama ‘Davut kral olup halkı huzur ve adalet içinde yönetmiştir.
Evet ‘’Davut’, ‘Talut’un askeri idi ama ‘Calut’u öldüren ‘Talut’ değil
‘Davut’tur. Talut’un işi Referandum’a kadardır. Bizi nehirden geçirecektir, o
kadar.
Referandumdan sonra büyük ihtimalle ‘’Davut’un gelişini müjdeleyecek
olaylar yaşanacak, hayırlısıyla. Kıssaları iyi okumak lazım!
M. Ali Bulut - Haber 7