SAİD-İ NURSİ NİN TÜRK DÜŞMANLIĞI

63 views
Skip to first unread message

Malcolm X El Hacı Malik.

unread,
Apr 12, 2008, 5:24:22 PM4/12/08
to

TÜRKİYE CUMHURİYETİ NE ÇEKİYORSA

 

KÜRTÇÜLÜK VE İRTİCADAN ÇEKİYOR...

 

"Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum.

Onu geliştirip büyütün"

 

 

Ey Asuriler ve Keldanilerin cihangirlik zamanında öncü, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!

Beş yüz senedir yattığınız yeter.

 Artık uyanınız.

Yoksa vahşet sahrasında vahşet ve gaflet sizi boğacaktır.
"Hikmet-i İlahi" denilen, kainat merkezinin nizamı ve telgraf hattı gibi bütün aleme uzanmış ve dağılmış Nurlu İlahi Kanun'un esası olan İlahi Hikmet, ufukların ötesinden kader elini kaldırmış, size emrediyor ki:

 

"Parçalanmışlık sonucu su gibi damla damla olmuş hamiyet ve kuvvetinizi, İslamiyet'in milliyet fikri ile 'bir ve beraber' ediniz.. Atomların birbirini çektiği gibi (siz de birbirinize yapışıp) milli ve umumi bir gücü teşkil ederek Kürt gibi büyük bir kitleyi küre gibi çeviriniz.

 

 

Bunları  söyleyen kişi amansız bir Türk düşmanı olan ve son soluğuna kadar Türkiye toprakları üzerinde bir Kürdistan kurma düşüyle ölen Kürt Said ya da çoğunun bildiği adıyla Nurculuğun kurucusu Said-i Nursi'dir.

 

 

Bu tümce PKK'nın yayın organı "Özgür Ülke" gazetesinde de yayınlanmış ve  bu gazetenin ifadesinde ve diğer Kürtçü yayın organlarında Kürt Said için "devrim şehidi" ifadesinin kullanılmıştır.

Bu sözler  nurculuğun hangi ereğe hizmet ettiğinin en kesin kanıtıdır.

 

Nurculuk savaşla ulaşılamayan bir hedefin sinsi bir düşünce yapısı ile başarılması uğraşıdır. Bu uğraşın ana hedefini de Türkiye'nin doğusunda bağımsız bir Kürdistan kuulrmasıdır. Yıllarca tüm çalışmalar bu sinsi  plan üzerine kurulmaktadır.

Bu plan Amerika'nın da işine gelmektedir çünkü emperyalizmin hedefi "BÖL VE YÖNET" dir.

 

 

   1876 yılında Bitlis'in Nurs köyünde dünyaya gelen Said-i Nursi bağımsız Kürdistan çalışmalarına II. Abdülhamit zamanında başlar.

Bu dönem , Türk topraklarının birer birer elden çıktığı dönemdir.

 Said-i Nursi de bu durumdan yararlanmak için Abdülhamit'e bir dilekçe ile başvurur.

Dilekçede Kürdistanın geleceği (!) için Kürdistan olarak adlandırdığı bölgede 3 tane medrese açılmasını ve bu burada Kürt gençlerinin eğitim görmesini ister.

 

II. Abdülhamit bunun altındaki sinsi planı hemen fark eder. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi'yi önce sürgüne göndermeyi düşünür fakat akli dengesinin yerinde olmadığını anladığından tımarhaneye kapatılması kararlaştırılır.

Said, "Zalimler için yaşasın cehennem!" sözünü Abdülhamit için söyler.

 

31 Mart ayaklanmasında da Kürt Said, Volkan gazetesi ile beraber yeniden sahneye çıkar.

 

Şeriat devleti isteyenlerin bütün hareketlerinin gerisinde daima emperyalizmin çirkin yüzü sırıtmaktadır.

31 Mart irtica olayında da Derviş Vahdeti'nin ve Melanzade Rıfat'ların iplerini elinde tutan gerçek güç emperyalizmdir.

15 Aralık 1908 tarihli Volkan, İngilizlerin adem-i merkeziyetçiliği sayesinde Kıbrıs'ın "küçük bir İsviçre" haline geldiğini ileri sürmektedirler.

Oysa ki Kıbrıs İngiltere hükümetinin Osmanlı'dan alacaklarına karşılık rehin aldığı fakat ilk bahaneyle el koyduğu ve işgal ettiği, nüfusunun da yarıya yakınının Türk olduğu bir topraktır.

 İngilizlerin burayı tek kurşun bile sıkmadan dalavereyle ele geçirmesini ve sömürge kurmasını Volkan gazetesi alkışlamaktadır.

Volkan gazetesi bugünkü 2.cumhuriyetçilerin AB dalkavukluğu gibi  İngiltere'nin her yönden propagandasını yapmaktadır.

İşte 31 Mart olayının baş kahramanı Derviş Vahdeti,  günümüz Amerikan şeriatçılarına benzer biçimde koyu bir  İngiliz şeriatçısıdır.

31 Mart yobazları önlerine çıkan ilerici subayları şehit ettikleri halde , yollarda rastladıkları hristiyanlara korkmamaları için teminat vermişler, yabancı elçiliklerin kapılarına da nöbetçiler dikmişlerdir.

 Çünkü umdukları şey Kürdistan için İngilizlerden görecekleri yardımdır.

 

Yağmalanan Türkler ise umurlarında değildir.

Fakat Mustafa Kemal'in kurmay başkanlığını yaptığı Yıldırım Orduları çok geçmeden bu isyanı bastırınca Isparta'ya sürülür.

Bu andan itibaren Kürt Said Mustafa Kemal'i artık unutamayacak ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaşadığı sürece hep  kin kusacaktır.

 

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkınca Said-i Nursi tekrar sahneye çıkar. İngilizlerin güdümünde Kürt Teali Cemiyeti'ni kurar ve İngilizlerin işgal planlarına uygun olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yeniden Kürdistan düşleri görmeye başlar. "Uyan ey Selahattin Eyyübi'nin torunları Kürtler!" diyerek Kürtleri ayaklanmaya çağırır. 16 Eylül 1919'da İkdam gazetesinde bir bildiri yayınlayarak, Türk Ulusunu Kuvayı Milliye'ye destek vermemeye, hatta onlara karşı mücadele etmeye çağırır.

 

Ey Anadolu'nun mazlum ve muhterem ahalisi!

Elinize aldığınız bu fetva-yı şerife göre, bu katil canavarları (Atatürk'ü ve Kuvvacıları kast ediyor), daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz. Allah'ını, Peygamberini ve padişahını seven bu tarafa gelsin..."

Görüldüğü gibi nurcuların peygamber kabul ettiği, her sözünü şartsız, kuralsız, düşünmeden ve sorgulamadan kabul ettiği Said-i Kürdi, Kurtuluş Savaşı yıllarında İngilizlerin emriyle Atatürk'ün ve Kuvay-i Milliye'nin hakkında bol bol kara propaganda yapıp, kinini ve nefretini kusuyordu.

 

Açık açık yurdumuzu işgal eden düşmanlara teslim olmamız gerektiğini savunan İngilizlerin kurdurduğu Tealiî İslam Cemiyeti, yani Said-i Kürdi ve arkadaşları, müridleri olan şeriatçı kürtlere de Mustafa Kemal'i ortadan kaldırmaları için emir veriyordu.

Mustafa Kemal, Milli Mücadele'yi bütün ayrıntı ve belgeleriyle ortaya koyduğu Nutuk'un daha en başında "Memleket İçinde ve İstanbul'da Milli Varlığa Düşman Kuruluşlar" adlı bir bölüm açmıştır. Burada da, ilk saydığı dernek, Seyit Abdülkadir başkanlığında kurulan işte bu Kürt Teali (Yükseltme) Cemiyeti'dir. Bu derneğin, Bitlis ve Elazığ illerinde kurulduğunu ve İstanbul'dan idare edildiğini söylerek, "Amacı yabancı devletlerin himayesi altında bir Kürt devleti kurmaktı." der. Nutuk'ta diğer bölümlerde, bağımsız bir Kürdistan'ın kurulması yolunda Anadolu'yu inim inim inleten düşmanla nasıl işbirliği içine girildiği, bu işbirliğine kimlerin katıldığı da açıkça anlatılmıştır.

Kürt Teali Cemiyeti, Kürt davasına başını koyduğunu söyleyen Kürt aydınları(!) tarafından kurulmuştur. Bugün ABD ile nasıl sinsi ortaklıklar peşindelerse o gün de aynıydı. Başkan Seyit Abdülkadir ile Amerikan heyeti 4 Ağustos 1919'da bir araya geldiğinde, Kürdistan sınırları üzerine konuşulmuştur. O gün Kürt-Teali Cemiyeti adına konuşanlardan biri ise, Said-i Nursi'dir!... Yani, şeriatçılık Kürtçülük ile o gün de kol koladır… Bu muhteşem ikili, o gün de ABD'den medet ummaktadır ve o gün de amaç Kürdistan'ın kurulmasıdır…

 

Cumhuriyet'in ilanından sonra da Kürtlerin isyan dalgası devam eder. Said-i Kurdi  (Saidi Nursi) de bu isyanlara katılır. "Biraderi azamım" dediği Şeyh Sait'in isyanına katıldığından dolayı yeniden sürgüne gönderilir.

 Onun biraderinin, "Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür" sözü Said-i Nursi'nin düşünce yapısını dolaylı yoldan bize gösterir.

Şeyh Sait Türk Ulusu'na karşı bu hainliğinin bedelini darağacında  öder.

 Said-i Nursi bunu asla unutmaz ve   bir çok lahikasında Atatürk'e "Deccal" diye hakaret eder.

Oysa, Saidi Nursi'nin Deccal dediği Atatürk, İzmir Amerikan Koleji'nde misyoner faaliyette bulunuluyor diye bu okulu tamamen kapatmış, hayatta iken Bab–ı Ali'nin "Misyonerle Mücadele Teşkilatı" kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922'de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, İçişleri Bakanlığı'na çok sert çıkışarak, Amerikalıların Anadolu'da "Öksüzler Yurdu" altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak "bu talebin derhal reddedilmesini" istemiştir.

Saidi Nursi ise risalelerinde pek çok yerde Hristiyanlarla yakınlaşmayı, kaynaşmayı ve ittifakı şu şok edici sözlerle "emreder":

"Müslümanlık – Hristiyanlık ittifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hristiyan ruhaniler ve misyonerler uyanık olmalıdır." (Emirdağ Lahikası I, s. 1712, Tarihçe–i Hayat, s.434'den nakleden Prof. Dr. Yumni Sezen, Dinlerarası Diyalog İhaneti, Kelam Yayınları)

 

Hasta yatağında yatarken  Şeyh  Sait'in torunu  olan Abdülmelik Fırat'a "Biraderi azamım Şeyh Sait'in öcünü alacağım." der.

 Öcünü almak istediği kişi, yaşamını Türk'ü sırtından vurmakla geçiren, İngilizlere ruhunu satarak Musul ve Kerkük'ün Türklerin eline geçmesini engelleyen, Türkiye Cumhuriyeti'ni parçalayarak bir Kürdistan kurma düşü olan kişidir.

 

Bugün Şeyh Sait'in torunları iktidardadır ve vatanı babalar gibi satmakla meşguller…

 

Said-i Nursi ders almak üzere gittiği tüm medreselerden kovulmuştur.

 

Said-i Nursi, "Risale-i Nur okumak ya da yazmak alim olmak için yeterlidir. Başka şey istemez." sözü ile Kuran'ı, hadisleri ve diğer tüm İslam bilimlerini bir çırpıda silmiş temel kaynak olarak kendi risalelerini koymuştur.

Hattâ Hizbullahın öldürdüğü Zehra Vakfı'nın bir üyesinin cenazesinde de Kuran yerine risale okuyacak kadar ileri gitmişlerdir.

Bu ve bunun gibi İslamdışı yorumlarından dolayı nurcular, diğer bazı tarikatlar tarafından "narcılar" yani cehennemlikler diye adlandırılmaktadırlar.

 

Said-i Nursi'nin ölümünden sonra nurcular kendi aralarında bölünmüş Fethullahçılar, Med Zehracılar, Kırkıncılar, Aczmendiler gibi çeşitli akımlar türemiştir.

 

Jandarma Genel Komutanlığı'nın hazırlamış olduğu rapora göre, nurcular dokuz gruba ayrılmış olup, içlerinde en güçlü konumda bulunan Fethullahçılardır. Ekonomik yönden inanılmaz bir güce ulaşan bu grubun en tanınan şirketleri ise Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonudur. Finans sektöründe Asya Finans eğitim sektöründe ise yurdun her tarafına yayılmış olan dersaneler ve Fatih Üniversitesi ile faaliyet göstermektedir. Bu dershaneler ve üniversite Fethullahçılar için bir numaralı insan kaynağıdır.

 

Bu çalışmalar yalnızca yurtiçinde değil yurtdışında da sürdürülmektedir. Dünyanın neredeyse yarısında Fethullah'a bağlı şirketler aracılığı ile okullar kurulmakta ve İngiliz kültürü adına önemli hizmetler verilmektedir.

Buna en güzel örnek  bir Türk yurdu olan Yakutistan'dır.

  Ana dili Türkçe olan bu ülkede, Fethullah bir üniversite ve 5 okul açarak İngilizce eğitim vermeye başlamış ve nihayet 1999 yılında ülkenin resmi dili Türkçe yerine İngilizce olarak değiştirilmiştir.

İngiltere'nin Kazakistan Büyükelçisi 1995 yılında Fetullah'ın Kazakistan'daki okulları için "Bu okulları açmak suretiyle İngiliz kültürüne yaptığınız hizmetler ve İngiliz kültürünü yaymakta gösterdiğiniz katkılar için İngiliz milletinin minnettarlığını bildiriyor ve teşekkür ediyoruz" demiştir.

 Londra'da Fethullah için düzenlenen ödül töreninde de Lord Rotherham Fethullahçıları n okul sayısını kendi okulları olarak kabul ile övünerek "50'den fazla ülkede 500'den fazla okulumuz var." demiştir.

Böylece Said-i Nursi gibi Fethullah'ın da kime hizmet ettiğini tüm Türk Ulusu görmelidir.

Fethullah şu an yaşamını Pensilvanya'daki bir çiftlikte CIA tarafından en üst düzeyde korunarak sürdürmektedir.

 

11 Eylül'ün ardından tüm dünyada Müslümanlar için sürek avı başlatan ABD nedense  Fethullah'ı korumak için en üst düzeydeki örgütünü görevlendirmektedir.

 

Bunun nedeni aslında çok açıktır. ABD'nin ılımlı İslam uygulaması için Fethullah biçilmiş kaftandır.

 Irak-ABD savaşında ABD'yi desteklediğini açıklaması, savaşta ölen İsrailli çocuklar için üzüldüğünü söylerken, Iraklı çocuklar için tek laf etmemesi Fethullah'ın ajan kimliğini de ortaya koymaktadır.

 

Bugün maalesef Türk olduğunu söylemekten utanan, Mustafa Kemal'in adını ağzına almaktan korkan , bayrak deyince "ırkçı", vatan deyince "şoven" olarak suçlanan , satılmış medyanın manipulasyonlarıyla hareket eden bir toplum haline geldik.

 

 Verdiğimiz şehitleri unutmamak ve sık sık anımsatmak "şovenizm" olurken, Apo için bağımsız heyet isteyenler "demokrat aydın" oluyor ve kimseler sesini çıkarmıyor…

 

Cumhuriyet kurulduktan bu yana, açık ve gizli şekilde cumhuriyeti yıkma çabaları sürüp gitmektedir.

Bu çabalar hiç bitmemiştir, her zaman en büyük tehdit olarak ülkemizde var olmuştur.

Bazen sesleri kesilmiş, gizliden gizliye planlar yaparak bu düşmanlıklarını sürdürmüşler, bazen de alenen ortaya çıkıp cumhuriyete karşı olduklarını haykırmış ve cumhuriyeti yıkmak için çalışmışlardır. Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda milleti galeyana getirip hilafet bayrağını açmak, milleti köle yapmak isteyen, çağdaşlaşmaya karşı düşmanca tavır alanların bu günkü torunları nurculardır.

 Nurcular, dedelerinin öğütlerini tutarak, her türlü üçkâğıtla, takiyeyle, sahtekârlıkla ve yalan – dolanla cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığını beyinlere ve zihinlere yerleştirmeye  çabalıyorlar, yanlarında 2.Cumhuriyetçi uyduruk aydınlarla elbirliğiyle....

 

Bugün artık net olarak anlaşılmıştır ki, kim Atatürk düşmanı ise işbirlikçidir, satılmıştır,  vatan hainidir,  cumhuriyet düşmanıdır, ülkeyi bölmek isteyenlerle işbirliğindedir.

VATANSEVER

unread,
Apr 12, 2008, 6:04:28 PM4/12/08
to yeni...@googlegroups.com
YALAN KÜLLİYEN YALAN.. PEYGAMBER SOYUNDAN GELEN İNSAN HAKKINDA BÖYLE KONUŞMA KARDEŞYA..



Date: Sun, 13 Apr 2008 00:24:22 +0300
From: malcolmxelhaca...@gmail.com
Subject: ::.YENİ ŞAFAK:10655..:: SAİD-İ NURSİ NİN TÜRK DÜŞMANLIĞI


Live.com'u deneyin - hızlı ve kişiselleştirilmiş giriş sayfanızla istediğiniz her şey tek bir yerde. tek bir yerde.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages