ÖĞRETMENİM DERGİSİ YAZI-ŞİİR VE ÖYKÜLERİNİZİ BEKLİYOR VB.DUYURULAR-YAZILAR...

9 views
Skip to first unread message

KERİM ÖZBEKLER

unread,
Oct 8, 2011, 6:01:34 PM10/8/11
to yazarkeri...@googlegroups.com
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İÇİN ÇIKARACAĞIMIZ ÖZEL SAYI İÇİN, ÖĞRETMENLERLE İLGİLİ YAZI-ŞİİR-MAKALE VB.GİBİ ESERLERİNİZİ BEKLİYORUM.

ADNAN GÜNDÜZ
ÖĞRETMENİM DERGİSİ
Kocadede Mahallesi,Yavuz Selim Caddesi, Ertan Algül Apartmanı, No.11 Kat.4
FATİH-İSTANBUL
TEL.0-212-5310205
GSM'LER;
0-505-8311980
0-533-4595792
E MAİLLER;
ogretmen...@mynet.com
ogretmen...@gmail.com
WEB.www.ogretmenimdergisi.com

İLGİLENENLERE ÖNEMLE DUYURULUR.

KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
 
***************************************************************************************************************************************************
 
DES GENEL BAŞKANI GÜRKAN AVCI ''HÜKÜMETİN ARAPÇA AÇILIMINI DESTEKLİYORUZ.'' DEDİ...

KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR

Türkiye’deki okullarda seçmeli yabancı dil olarak İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça ve Çince dilleri arasına Arapçanın da eklenmesin efektif bulduğunu ve Türk eğitim sistemine zenginlik kazandırdığını söyleyen Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, “Dünyada 350 milyon kişinin konuştuğu Arapçanın seçmeli yabancı diller arasına alınma kararı, bölgesel güç haline gelen Türkiye’nin Arap ülkeleriyle başlattığı diyalog ve ilişkilerin tamamlayıcı bir parçası olacaktır” dedi.

Arapçanın seçmeli yabancı diller arasına girmesi konusunu ilk kez kendilerinin dile getirdiğini, Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili birimler nezdinde çalışmalar yürüttüklerini kaydeden DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, “Arapçanın seçmeli yabancı diller arasına alınması ülkemiz için her anlamda ciddi bir ihtiyaç idi. Bu ihtiyacın hayata geçirilmesinde emeği geçen herkesi takdir ve teşekkürle anıyoruz. Kaldı ki, ciddi parasal kaynakları bulunan komşularımız olan Arap ülkeleriyle artan ekonomik, sosyal, kültürel, turizm, siyasal ve sağlık alanlarında yapılacak faaliyetlerde Arapçayı çok iyi bilen insan unsuru ihtiyacını gören vizyonel bir karar olarak görüyoruz” dedi.

Arapçanın, seçmeli yabancı dil olması için 1990’da MGK‘da tavsiye kararı alındığını ve ihtiyacın 20 yıl öncede dile getirildiğini kaydeden DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, “Türkiye’nin inanç ve tarih birliği bulunan komşularına dönük açılımlar yaptığı böylesine önemli bir konjonktürde Arapçanın zorunlu seçmeli diller arasına alınmasını başarılı bir politika ve önemli bir şans olarak görüyoruz” dedi.

ARAPÇA ÜZERİNDEN SİYASET YAPILIYOR;

Arapçanın seçmeli yabancı diller arasına alınması kararı ardından bazı siyasiler tarafından yapılan “Tekke ve zaviyeler 85 yıl aradan sonra yeniden açıldı”, “Bir tek hilafetin geri gelmesi kaldı”, “Amaç Kuranı ilköğretim ve liselerde de öğretmek”, “Amaç bütün okulları İmam Hatip seviyesine getirmek” gibi… talihsiz açıklamaları gerçekçi, sağlıklı ve pedagojik bulmadığını dile getiren Gürkan Avcı, şunları söyledi;

Arapça üzerinden din, tarih ve dil düşmanlığı yapmasını aklıselimle ve sağlıklı bir siyasetçinin ruh haliyle açıklanır bir tarafı yoktur.

Maalesef, öne sürülen gerekçeler ve istismar yoluyla yaratılmaya çalışılan yersiz korkulara bakıldığında memleketimizde eğitime pedagojik ve bilimsel eleştirilerde bulunmak yerine ideolojik ve popülist bir tavırla yaklaşma yönündeki alt kültür hastalığının devam ettiğini görüyoruz.

Hükümeti eleştirme adına eğitimi siyasi hesaplarına alet etmekten çekinilmeyen bu tutum doğru değildir. Arapçaya karşı alerjisi bulunan bu yaklaşımı kendi değerlerinden utanan, kozmopolit batı hayranı kof bir anlayış olarak görüyorum.

Bu siyasiler, batı yanaşması kültürün öğreti ve telkinleriyle kendi kültürünü küçümseyen ve Atatürkçü olduğunu iddia eden, fakat gerçekte Atatürkçü geçinen ve Atatürk’ten geçinen bir güruhun sözcüsü olabilirler ancak.

‘Kurtuluş savaşında Araplar bizi arkadan vurdu’ gerekçesini Arapça düşmanlığına gerekçe kılan bu istismarcı zihniyetin saldırılarının, vatanımızın dört bir tarafını işgal eden, milyonlarca insanımızı sürgüne gönderen, katleden İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya gibi batı ülkelerinin dillerine karşı nasılsa, aniden sempati ve hayranlığa dönüşen tavırlarını anlamakta zorlanıyorum.

Arapçanın seçmeli yabancı diller arasına alınmasının Kuran öğrenmekle alakası olmamakla birlikte kutsal kitabımız Kuran’ın öğrenilmesinden rahatsızlık duyan bu zihniyeti milletimizin takdirine havale ediyorum.
 
***************************************************************************************************************************************************
 
BİZİM GİBİ TOPLUMA NE DENİYORDU, UNUTTUM!

MUSTAFA MUTLU
VATAN GAZETESİ

Elektrik fiyatlarına konutlarda yüzde 9,57, sanayide ise yüzde 9,26 zam yapıldı.

Dünyanın en pahalı benzinini biz kullanıyoruz…

En pahalı internet bizde…

Telefonun dakika ücretine en yüksek bedeli ödeyen ülkeler sıralamasında yine en önlerdeyiz…

Doğalgaz derseniz… Halimiz içler acısı!

Ve yaşamak, hayatta kalmak için kullanmak zorunda olduğumuz bu hizmetlerin hepsinde muhatabımız “devlet…”
Yani ne kullanmamak, ne de ödememek gibi bir şansımız var!

Peki; biz neden bu ürün ve hizmetlere, bizden çok daha zengin ülkelerin vatandaşlarından daha yüksek bir bedelle sahip oluyoruz?

İşte bu sorunun yanıtı ürkütücü:

Çünkü devlet, bu hizmetlere ve ürünlere ödeyeceğimiz bedeli belirlerken, “kafasına göre” takılıyor…
***
Anayasamızı hatırlayın:

Türkiye Cumhuriyeti’nin “laik, sosyal, demokrat bir hukuk devleti” olduğu yazılı…

Peki; halkın en doğal gereksinimleri olan bu hizmet ve ürünleri, halkına satarken “kazık atan” bir devlet, anayasanın “sosyal devlet” olma emrine ihanet etmiş sayılmaz mı?

Ve hatta biraz da zorlarsak…

Bu devleti yöneten hükümeti oluşturan siyasi parti hakkında, “sosyal devlet ilkesine aykırı eylemlerin odağı olmak”tan kapatma davası açılması gerekmez mi?

***
Ayedaş isimli şirketin zamdan önce bizim eve gönderdiği son elektrik faturası önümde:

Ödemek zorunda olduğum bedel, 72 lira 90 kuruş…

Kullandığım elektriğin bedeli ise sadece 40 lira 20 kuruş…

Peki; 32 lira 70 kuruşu neden ödüyorum?

Fatura detayları, bunu gizli kapaklı da olsa açıklıyor:
***
K/K bedeli: 6 lira 29 kuruş…

Ne olduğunu anlamadınız değil mi? Kayıp kaçak bedeli ya da kaçak kullanım bedeli…

Peki;Ben mi kaçak elektrik kullanıyorum ya da enerji kaybına ben mi neden oluyorum ki; bu yüzden her ay ortalama 6 lira vermek zorunda kalıyorum?
Elbette değil… Özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde hiç ödemeyenlerin oranı yüzde 50’leri geçiyor… Yani biz kış aylarında “fatura fazla gelmesin” kaygısıyla soğukta otururken, bir kuruş bile vermeden evlerini elektrikli sobalarla ısıtanların kullandığı enerjinin parasını ödüyoruz…

Devlet, özelleştirdiği dağıtım şirketlerinin hırsızdan alamadığı parayı, bizim gibi kümesteki namuslu “kaz”lardan almasına seyirci kalıyor!
***
TRT payı: 82 kuruş…

Ülkemizde yaklaşık 35 milyon elektrik abonesi var… Çarpın 82 kuruşu bu sayıyla;Ayda 28,7 milyon lira eder… Yani yılda yaklaşık 345 milyon lira… İşte biz, elektrikle hiçbir ilişkisi olmayan TRT’ye, sırf “bankamatik memurları”na maaş verebilsin ve yandaş gazetecilere yüksek ücretlerle program yaptırabilsin diye bu kadar para aktarıyoruz!
***
Enerji Fonu: 42 kuruş…
Otuz beş milyon aboneden kesilen bu para ayda 14,7, yılda ise 176 milyon lirayı buluyor ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’na aktarılıyor!
***
Dağıtım bedeli: 8 lira 78 kuruş… İletim sistemi kullanım bedeli: 1 lira 96 kuruş…
Elektrik Tüketim Vergisi: 2 lira, KDV: 11 lira 12 kuruş…
Bir sosyal devlette, elektrikten Tüketim Vergisi almak zaten gaflettir ama…
Bu zorunlu tüketim maddesine, “lüks” muamelesi yapıp yüzde 18 Katma Değer Vergisi almak soygundur!
***
İşte; benden sırf elektrik kullandığım için boş yere alınan 32,7 liranın 31,39 lirasının gittiği yerler bunlar…

40 liralık elektrik kullanmışım, 72 lira ödeyeceğim… Ve bunu her ay tekrarlayacağım!

Tamam;Tepkisiziz, kuzuyuz, sessiziz;Falan da…

Cebindeki paranın, hem de kendilerini yöneten siyasetçiler tarafından düzenli olarak elektrik, benzin, doğalgaz, telefon faturalarıyla tırtıklanmasına göz yuman toplumun başka bir adı daha olmalı!

Neydi? Çıkaramıyorum!
 
***************************************************************************************************************************************************
 
İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ NE YAPIYOR ?

PROF.DR.NURULLAH AYDIN
na741954

Toplumda bazıları dinleniyor. Kim nasıl ne şekilde kayda alıyor? Bellidir. Teknik donanım ve yetişmiş eleman kimlerdeyse o dinliyor, takip ediyor.

Bakın;Dikta rejimlerin en önemli özelliği gizli hafiyeciliktir. Muhalifleri etkisizleştirme operasyonlarıdır. İktidar değişse de devletin yöntemi/uygulamaları kolay değişmez. Kültürel DNA'ları kişiler hemen kaldırıp çöpe atamaz.

Sovyetler Birliği'nin istihbarat tarihinde Kara propaganda hakimdi. Stalin herkesi izletti, Sibiryalara sürdü, devleti istihbarat bilgisiyle ceberrut yönetti. Ama bunları yapan, istihbaratın beyni Beria'dır.

GRU, GPU, OGPU, NKUD/NKGB/KGB gibi istihbarat örgütler ile Sovyetler Birliği dünyanın en etkin tarafı oldu. Bu kurumlar nasıl başarılı oldu? Bu başarıyı/yöntemleri Bolşevik-Ekim devrimiyle edinmediler. Önceki örneklerle yenilendiler. Korkunç İvan'ın Opriçniki, Büyük Petro'nun Özel Bürosu, I. Nikola'nın Üçüncü Şubesi vardı.

Büyük Prusya/Almanya'yı kuran Başbakan Bismarck'dır. Genelkurmay Başkanı Moltke'nin büyük katkısı vardır. Ama Wilhelm Stieber, Prusya'nın efsanevi istihbaratçısıydı.

Naziler'in gizli istihbarat servisi Abwehr'in temelini, Prusya tarihinin istihbarat çalışmalarından çıkardığı dersler oluşturur. Kuşkusuz Alman gizli servisi BFV, BND bugün bu mirasla çalışmaktadır. Fransa, İngiltere için de durum farklı değildir.

Ya Türkiye’de durum nasıl?

Türk istihbarat geleneği dünyanın en köklü en eski en kapsamlı birikime sahiptir. Üç kitada azınlık olmasına rağmen gittiği her bölgede devletler kurması istihbarat ağının mükemmel işlemesi ile mümkün olabilmiştir.

Ancak silahat fermanı ile başlayan tüm etnik kimlikleri eşit hale getiren ve devleti Türk devleti olmaktan çıkaran süreçte istihbarat yapılanması da dağıtılır. Ve batı talebine göre yeniden yapılanmaya gidilir.

İstihbarat örgütü:İngiliz Büyükelçisi Stratfort Canning'in çabasıyla 19. yüzyıl sonunda kurulur. Başına da Rum Cividis Efendi getirilir. Sonra Cividis'i atıp, Ermeni çevrelerin baskısıyla Baron C’yi getirilir. O da bilgileri el altından Viyana'ya satınca kurum tamamen kapatılır.

İstihbaratçılar, 17 Kasım 1913'te Teşkilat-ı Mahsusa'yı kurar. Dünyanın en kapsmalı örgütü olarak sonraki dünya istihbarat örgütlerine model olur. İstihbarat yanında eylemleriyle anılır.

Cumhuriyet döneminde ilk istihbarat teşkilatı, 1926 yılında Alman Genelkurmay istihbarat servisi eski Başkanı Albay Wolther Nicolai'ye 100 bin lira karşılığında kurduruldu!

Türkiye tarihinde istihbarat hep içe dönük oldu. Dış istihbarat dönemin ittifak ülkelerine göre, kimi zaman Almanya'ya, kimi zaman İngiltere ya da son 60 yılda olduğu gibi ABD'ye ihale edildi. İçeride ise bir dönem komünist, İslamcı, Türkçü avı yapıldı. Şimdi ise ABD karşıtı ulusalcı-milliyetçi-sosyalist, İslamcı farketmiyor. Antieperyalist kişiler avdır.

Herkes komplo teorileri üretir. Bilgiye değil sezgiye dayanan kim düşman, kim muhalif lotosu oynanır. Üzerinde durulması gereken, siyasetin gölgesini bilerek, dürüst, normal, tarafsız istihbarat kurumunun nasıl olacağı ve nasıl başarılı olunacağıdır. Asıl zorluk budur.

Unutulmasın ki;Dünyanın ne önemli stratejik merkezi Anadolu’dur. Anadolu uygarlıklar merkezidir. Ortadoğu, Kafkasya ve balkanların ortasındadır. Anadolu’da devlet olarak varlığı devam ettirmenin yolu güçlü istihbarat örgütlenmesidir. Bızans, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye cumhuriyeti'nin devlet yapılanmasında en önemli örgütü istihbarat örgütleridir.

(Ayrıntılı bilgiler için bkz; “OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA İSTİHBARAT, (Nurullah Aydın, 2010 paraf yayınları) “İSTİHBARAT VE İSTİHBARATÇI” (Nurullah Aydın, 2011 paraf yayınları), “İŞTE İSTİHBARAT”, (Nurullah Aydın 2011 kumsaati yayınları)

Günün Sözü:Rakibinin her türlü entrikalarına karşı dikkatli, hazırlıklı ve atak ol.
***************************************************************************************************************************************************
 
SAKÜDER DOĞA HARİKASI YEDİGÖLLER'E 16 EKİM 2011 PAZAR GÜNÜ;GÜNÜ BİRLİK KÜLTÜR GEZİSİ DÜZENLEDİ...

KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR

Ankara'da bulunan ''SANATÇILAR KÜLTÜR DERNEĞİ'' 1 kültür gezisi düzenledi, açıklama aşağıda ki şekildedir;

Sabah saat 07.30'da Milli Müdafaa Cad.Emekli Sandığı önü Kızılay-Ankara'dan hareket.Gerekli molalardan sonra Yedigöllere varış.Yerleşme ve öğle yemeği.Uçsuz bucaksız yeşil doğa keyfi,binbir rengin buluştuğu göller seyri,yürüyüş sırasınsa Dilek Çeşmesi,şelale ve ilginç ağaç şekilleri görüldükten sonra son kez seyir köşesinde dinlenme.Yolculuk için hazırlık,Bolu'nun incisi Yedigöllerden ayrılış.Gerekli molalar verilerek Ankara'ya varış.

"Büyük Göl-Küçük Göl-Derin Göl-Serin Göl-Nazlı Göl-Sazlı Göl-İnce Göl"

1 kişi tur ücreti 100 TL

HİZMETLERİMİZ:

Özel tur aracıyla gidiş-dönüş ulaşım.

Mangal piknik Açık Büfe sınırsız( Köfte-tavuk-salata-içecek)

Milli Park giriş ücretleri

Rehberlik Hizmetleri

Kültür gezimiz,kayıt yaptıran kişi sayısına göre 10-15 kişide özel dizayn minibüs ile,15-29 kişide lüks küçük otobüs ile yapılacaktır.

Katılımlarınızı bildirmek için son tarih:12 EKİM 2011 ÇARŞAMBA

İLETİŞİM:ALİ ESER;GSM.0.554.4138170

KÜLTÜR GEZİMİZ "SEYAHAT 53 TURİZM" TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR.

NOT.SİZ DE BULUNDUĞUNUZ İL VE İLÇE'DE BU TÜR KÜLTÜR GEZİLERİ DÜZENLEYEBİLİRSİNİZ.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages