--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
DOĞU TÜRKİSTAN’DA MİLLİYETLER SORUNU...
İSMAİL CENGİZ
ismail...@istanbul.com “Doğu Türkistan’da Milliyetler Sorunu”nun anlaşılabilmesi için öncelikle Çin’in azınlıklar politikasının zihni temellerini ortaya koymakta fayda vardır. Nitekim asıl sorun da; Konfüçyüzm’in beslediği geleneksel “dünyanın merkezi Çin’dir” görüşünden kaynaklanmaktadır. Çin, kendisini dünyanın ortasındaki çiçek, medeniyetin merkezi olarak görmekte; etraftaki komşuları ve toprakları ise “yabani otlar/barbarlar diyarı” olarak kabul etmektedirler. Dünyanın geri kalan kısmını ise “batı deryası” olarak kabul eden “Çin merkezci” bu düşünce tarzına göre; Çin’in idaresi altına girmeyi kabul edenler veya Çin kültürünü benimseyenler ya da Çin menfaatleri doğrultusunda siyaset güdenler barbarlıktan kurtulma(!) şansını bulabilirlerdi. İşte bu felsefi bakışın tesiri günümüzde farklı şekillerde hissedilmekte veya kendini göstermektedir.. Tıpkı batı diyarında yer alan Doğu Türkistan’ın 1757’den itibaren işgali için çaba gösterilmesi, bölge adının “yeni sınır” anlamına gelen Sinkiang=Xinjiang olarak değiştirilmesi gibi davranışlar, Çin’in milliyetler meselesine bakışını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Çin yönetimi;12’si merkezde olmak üzere azınlıklar ve milliyetler ile ilgili araştırmalar yapmak üzere sahip olduğu 40’ın üzerinde enstitü ve araştırma merkezleri vasıtasıyla, gerek azınlıklar üzerindeki hakimiyetini, gerekse Kore, Tayvan ve Dış Moğolistan gibi ülkeler üzerindeki iddialarını meşrûlaştırmaya çalışmaktadır. Buna göre; Çin toprakları ya da “anavatanın ayrılmaz parçaları” olarak görülen coğrafya üzerinde, tarihin herhangi bir devrinde yaşamış, devlet kurmuş olan özgür topluluklar Çin halkına mensup olarak kabul edilmektedir (1).
Devam eden son işgalin gerçekleştirildiği 1949 öncesi Milliyetçi Çin Hükümeti döneminde, bugünkü sosyalist yönetime kıyasla daha iyimser bir azınlık politikası güdüldüğü şeklinde bir değerlendirme yapmak mümkün olsa da, gerçekte Doğu Türkistan’da kişilerin hak ve hukuku asla dikkate alınmamış, hakim unsurun çıkarları çerçevesinde sömürüye dayalı bir siyaset güdülmüştür.
Doğu Türkistan’ın işgalinin (1949) hemen ardından “-Çin yönetiminin 1949’da hazırladığı ve nihayet 1952’de son kısmını yayınladığı “Müşterek Programı”nda; “-Çin’deki bütün azınlıkların (Çinli olmayan milletlerin) eşit hak ve vazifelerle Çinlilerle eşit oldukları ve artık Çin’deki azınlıkların Han (Çinli) boyunduruğundan kurtuldukları” bildiriliyor ve azınlıkların kalabalık oldukları yerlere “bölge muhtariyeti” verileceği vaat ediliyordu. “Han”, ekseriyeti teşkil eden Çinlilerin adıdır. “Han” yani Çinli boyunduruğundan kalkması ile tam eşit muamele bu önemli programda yer almamıştı. (2)
Ancak bu vaat kâğıt üzerinde kaldı. 1952-56 arası eşitlik prensibi adı altında Çinlilerin üstün millet ve ırk olarak tanıma propagandası yapılmaya başlandı. Çünkü toprakları işgal edilen Moğollar, Uygurlar, Tibetliler kendilerine tanınan azınlık haklarını ve eşitliklerini elde etmek isteyince iş değişti. Komünizmin “halkların eşitliği ilkesi” rafa kaldırıldı. “Ağabey millet Çin”in tek karar sahibi olduğu, her fırsatta ve her bakımdan vurgulanmaya başlandı. Çinli olmayan milletlerin yoğun ve dinmeyen bağımsızlık isteklerinin (3), azınlık kültürlerini koruma ve geliştirme girişimlerinin artması üzerine Çin yönetimi, “halkların eşitliği ilkesi”ni çiğneyerek, Çinli olmayan halkların haklarından bahsetmez oldular.
1958 Şubat’ında ÇKP Milliyet İşleri Komitesi İkinci Başkanı Wang Feng, “Çinliler’in azınlıklara üstünlüğü” hakkında uzun bir rapor vermiş ve Çinliler’in “ileri” durumda olup, diğer milletlere sadece “yardım etmek” istediklerini söyleyerek işi tevile uğraşmıştır. Wang Feng, azınlıkların ÇKP’ni sırf Hanlar’ın yani Çinlilerin haklarını savunup diğer milletlerin menfaatlerini dikkate almadığı iddiasını da reddetmeye çalışmıştır. Wang Feng ne kadar uğraşırsa uğraşsın bugün Çin’de “sosyalizm ve milliyetçiliğin birlikte yürümeyeceği” anlaşılmıştır. Pekin bir taraftan diğer Asya milletlerini anti-emperyalist mücadelelerinde desteklerken aynı zamanda Orta Asya’da egemenliği altındaki Türklerin Çin komitesi içinde erimesini isteyerek büyük bir tezada düşmektedir. (4)
Çin yönetimi Doğu Türkistan’da yaşayan halkı “parçala ve idare et” prensibi ile hareket ederek 13 millete=sınıfa ayırmıştır. Halbuki 13 ayrı milletin içinde gösterilen Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Tatarlar, Salarlar ve Sarı Uygurlar’ın hepsi gerek antropolojik, gerek etnolojik veya etnografik anlamda Türk aile sınıfına mensup olup, bir milletin boylarıdır. Dolayısıyla bunlar için ve bölgede az sayıda bulunan diğer etnik unsurlar için (Sibo=Şive), Solon, Moğol, Tungan gibi ayrı muhtar bölgelerin kurulması (10 muhtar bölge) kıstasa uygun değildir, uluslararası antlaşmaları ihlaldir. Bu tarz bir taksim ve muhtariyet politikası izlemek suretiyle, Çin Halk Cumhuriyeti, “Büyük Çin Birliği”ni pekiştirmeyi amaçlamaktadır. (5)
1984 yılında ÇKP Gen.Sek. Ho-Ya-Bang ve diğerleri Doğu Türkistan’da 13 değil 46 azınlık milletin yaşadığını söylemiştir (6). Sülaleleri ve hatta aileleri bile ayrı bir millet olarak gösteren Çinliler, Uygur halkının egemenliğini (çoğunluğunu) ortadan kaldırmayı, daha doğru ifade ile Doğu Türkistan’da Çin ırkının ağabey millet olduğu yolundan çıkarak egemenliğini hedeflemektedir. Daha gerçekci ifadeyle sun’i olarak yaratılan 46 milliyeti öne sürerek bölgenin çoğunluğunu ve asıl sahibini oluşturan Uygurlar’ın ve diğer Türk halklarının egemenlik haklarının sona erdirmeyi amaçlamaktadırlar. Ama Çinli yetkililere “--Doğu Türkistan’daki bu 46 millet kim?” diye sorduğunuzda size cevap veremeyeceklerdir.
Birincisi; Doğu Türkistan’da mevcut olduğu söylenen 13 milliyet içinde gösterilen Uygur, Kazak, Kırgız, Tatar, Özbek, Salur, Dolan ve Doğur gibi halklar ayrı birer millet değil, Türk milletinin mensuplarıdır.
İkincisi; Diğer etnik unsur olarak gösterilen, Şive, Moğol, Beyaz Rus, Mançu ve Tacik halklarının toplam sayıları sadece 230 bin kişi olup, bunların hiç birinin de soy bakımından Çin milleti ile alakası yoktur ve Rusların, Mançuların ve göç sonrası getirilen Huylar (Tunganlar) ile Hanlar’ın dışında çoğu da kardeş halklardır.
Üçüncüsü ise; 13 milletin dışında var olduğu söylenen 33 milletin toplam sayıları sadece ve sadece 60.000 civarında olup; bahsedilen 33 etnik grup 1949 sonrası bölgeye yerleştirilen Han (Çin) milletine mensup halklardır.
Doğu Türkistan’ın demografik yapısını incelediğinizde Çin yönetiminin 13 veya 46 millet iddiasının doğru olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar.
Çinliler’in istatistiki bilgilerinden hareket edersek; ülke nüfusunun % 45.55’ini Uygurlar, % 40.28’ini Çinliler, % 7.05’ini Kazaklar, % 4.4’ünü Tunganlar (Çinli Müslümanlar), % 0.9’unu Moğollar ve % 0.87’sini Kırgızlar oluşturmaktadır. Yüzdeleri topladığımızda ülke nüfusunun % 98.05’ini oluşturan milliyetlerin (!) sayısının sadece “altı” olduğu ortaya çıkıyor. Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar aynı kökene mensup olduklarına göre ve Tunganlar da ırk bakımından Çinli olduklarına göre bugün Doğu Türkistan’da Türkler, Çinliler, Moğollar olmak üzere 3 ana milliyetin yaşadığı görülmektedir. Yüzdelerin dışında kalan nüfusun 127.000 dolayında olduğu ifade ediliyor ki, bu nüfus diğer azınlıkların yani Çinlilerin ifade ettiği 40 milletin (!) toplamını oluşturuyor (7).
Hatta Çin Halk Cumhuriyeti’nin Türkiye Büyükelçiliği tarafından 1997 yılında Ankara’da yayınlanan bir propaganda broşürünün 4. Sayfasında, Doğu Türkistan’da 13 milletten başka 34 milliyetin yaşadığı vurgulanarak; bu 34 milletin toplam nüfusunun ise sadece 70.929 kişiden ibaret olduğu yazılmıştır. (8) Evet, sadece 79 bin kişi 34 ayrı milleti temsil etmektedir. Bu gerçekten de anlaşılacağı üzere “milliyetler meselesi” bir komediden ibarettir. Doğu Türkistan’a gelen, yerleşen neredeyse her on aile bir millet olarak hesaplanmıştır. Ve bu komik hesaplamadan yola çıkarak, “milliyetlerin eşitliği ilkesi(!)” uygulanmak sureti ile bu 34 millete (!) ülkenin asıl sahiplerinden alınarak binlerce dönem arazi, onlarca köy, kasaba ve hatta şehirler verilmiştir.
Bu gerçek, bölgede yaşadığı öne sürülen 46 milliyetin sun’i olduğunu ortaya koymakta. Çinliler Doğu Türkistan’da 13 yada 46 millet olduğunu iddia etmek sureti ile Doğu Türkistan’ın Türk yurdu olduğu gerçeğini sinsice yok etmeyi yani bu toprakların Çin yurdu olduğunu amaçlamaktadır.
Çinlilerin gayesi Doğu Türkistan’da millet sayısını sürekli arttırmak sureti ile bu toprakların tarihi sahipleri olan Türkleri bölerek (kabileleri millet yaparak) sayısını azaltmak, buna karşılık Çinlilerin nüfusunu sürekli çoğaltmak, sonuçta ise, “Halk Kurultayı” için Doğu Türkistan’dan seçilecek Türk temsilci sayısını azaltmak sureti ile Halk Kurultayı’ndaki (ve diğer yönetim organlarındaki) etkinliklerini azaltmayı planlamışlardır.(9)
Doğu Türkistan Komünist Parti Propaganda Bürosu’nun 1985 yılında Honkong’da dağıttığı bir broşürde; 13. Parti Kurultayı’ndan sonra 30-40 bin kadar öğrencinin dış ülkelere gönderilip öğrenim görmelerinin sağlandığı belirtilmektedir Ama bu on binlerce öğrenci içinde Doğu Türkistanlı öğrenci sayısı sadece 15 veya 20 kadardır. ABD’de öğrenim gören 10 bin Çinli öğrencinin içinde sadece 3-4 Türk öğrenci vardır. (10)
Sadece bu örnek bile Çin’in milliyetler siyasetinin ne kadar doğru söylemediğinin ispatı değil midir?
Başkent Ürümçi’de Tıp Fakültesi öğrencilerinin % 85’inin, Eğitim Fakültesi Hemşirelik Yüksek Okulu öğrencilerinin % 92’sinin, Şihenze Tıp Enstitüsü öğrencilerinin % 97’sinin Çinlilerden oluşması (11), Çin yönetiminin milliyetler meselesine bakışının en güzel ve çarpıcı örneğidir...
Yine çoğunluğunu Uygur Türklerinin teşkil ettiği Doğu Türkistan’da sadece bir tane olan Üniversitede mecburi öğrenim dilinin “Çince” olması, “milliyetler siyaseti”nin nasıl uygulandığının acı göstergesidir.
50 yıllık işgal döneminde yurt dışına gönderilen öğrenci sayısı içinde Türkler’in oranı % 1 dahi değildir. Bu da “milliyetler politikası”nın esasını oluşturan azınlıkları Çin boyunduruğundan kurtarma vaadi’nin gerçeği yansıtmadığını aksine Çin olmayan halkların assimilasyonunu hedeflediğini gösterir.
Çin Devlet Başkanı Dr. Sun-Yat-Sen’in “Çin’de yaşayan milletler sorununa değinerek, milliyetlerin bütün talep ve ihtiyaçlarını karşılayarak onları bir kültürel ve politik bütün haline getirmeyi amaçlayan politikası; bir kültürel çoğulculuğun ifadesi olarak değerlendirilmişse de, bu politikanın temelde assimilasyonist bir karakter arz ettiği görülmektedir.(12)
Çünkü Çinliler’e göre milliyetlere yardım etmenin yolu, onları tek bir Çin milleti bayrağı altında toplamakla mümkündü. Nitekim ÇKP Merkez Komitesi Doğu Türkistan Eyalet Propaganda Bürosu Başkanı Ding Li-Cün 1951 yılında Doğu Türkistan halkının kölelik cemiyetinin son kalıntısı olan insanlar grubuna dahil olduğunu söylemekle Çin’in milliyetler politikasındaki gerçek niyetini itiraf etmiştir.(13)
Tarihte Türklerin anayurdu olan Doğu Türkistan ve halkı; gerek doğal özellikler, gerek etnik özellikler ile sosyal ve kültürel bakımlardan, Çinlilerle meskun olan bölgeden farklı özelliklere sahiptir. (14)
Birçok Çin kaynaklarında, tarihte Doğu Türkistan bölgesinde, hiçbir Çinli’nin bulunmadığı belirtilmiştir. 339 senesinde Doğu Türkistan’ın Turfan, Karaşehir, Kuçar, Hoten ve Çarkalık yollarından geçerek ülkenin hemen her tarafını dolaşmış bulunan meşhur seyyah, Çinli rahip Fa-Şen yazdığı hatıratında; “Doğu Türkistan’ın şehir ve kasabalarında hiçbir Çin'liye rastlamadığını” kaydeder.
Bu beyan 339 senesinden 1760 yılına kadar geçen 1370 yıl zarfında Doğu Türkistan’ın hiç bir yerinde Çin kolonisinin bulunmadığını gösteren tarihi bir vesikadır.
Diğer Çinli seyyah olan rahip (aslında Çin casusu) Şuang-Cang’ın anlattıkları da rahip Fa-Şen’in ifadelerini doğrulamaktadır. Seyyah 629-645 senelerinde Doğu Türkistan’ı baştan başa dolaşmış ve Doğu Türkistan’da bu devirlerde yaşayan Türk kabileleri hakkında çok geniş bilgiler vermiştir (15).
Han Hanedanı’nın büyük tarihçisi Han-Ku, notlarında; “Giysilere, kıyafetlere, yiyeceklere ve dile bakıldığında Türkler (Barbarlar tabirini kullanmış) Çin’den farklıdır. ...Dağlar, vadiler ve büyük çöl onları bizden ayırmaktadır. ...Bizim yönetimimiz ve öğretimimiz asla onların halkına ulaşmamıştır...” demektedir. (16)
Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur, Kazak, Kırgız, Tatar, Özbek, Salar gibi aynı soya mensup halkların Türk milletinin parçaları olduğu, ilim dünyasınca kabul edilen tarihi, coğrafi ve kültürel bir gerçektir.
Bu hususu bugünkü Çin yöneticileri inkar ettiği halde, bizzat tarihi Çin kaynakları aksini teyit etmektedir.
Şöyle ki:
a) Çin tarihçisi Ling-Ho-De-Fin (538-666), Çin Hükümetince resmi tarih kitabı olarak tescil ve kabul edilen kitabında; “Göktürkler’in Hunlar’ın bir kolu olup Asena soyundan gelmişlerdir” diye yazılıdır (17)
b) Keza U-Yang-Şu (1005-1071) adlı bir Çin tarihçisi de “Uygurlar’ın ecdadı Hunlar’dır” demiştir (18).
c) Çin medeniyetinin kurucusu olan Dr. Sun Yat Sen dahi, Doğu Türkistanlılardan bahsederken “Müslüman Türkler” tabirini kullanmıştır (19).
d) Çin Hükümeti tarafından neşredilen Yeni Çin Atlası’nda “Sinkiang’daki Türkler, Türkçe konuşurlar” denmektedir (20).
Bu kısa ve temel açıklamalardan beş gerçek ortaya çıkmaktadır:
1. Doğu Türkistan, Çin coğrafya sahası içinde yer almaz. Hunların, Göktürklerin, Karahanlıların, Uygurların bir devamı olan Türk ırkına mensup halkın ana toprağıdır.
2. Doğu Türkistan, Büyük Türkistan topraklarının doğudaki tabii bir uzantısını ve parçasını teşkil eder.
3. Çinliler bu topraklarda işgalci durumundadır. “Doğu Türkistan’ın Çin’in eski ve bölünmez bir parçası olduğuna” ilişkin bugünkü Çin yönetiminin komik iddiası; tarihin yanlış yorumlanmasından kaynaklanmakta olup, kendi tarihi kaynaklarınca da bu iddialar yalanlanmaktadır.
4. Yine tarihi vesikalara ve seyahatnamelere göre Doğu Türkistan’da sadece Türk halkına mensup halklar “çeşitli kabileler” yaşamıştır.
5. Doğu Türkistan’da yaşadığı iddia edilen 13 veya 46 millet iddiası sun’idir. Bölgenin asıl sahibi Uygur Türkleri’dir...
Aslında, “tarihi seyir içerisinde Çin’in azınlıklarla ilgili politikalarını layıkıyla idrak edebilmek için, Çin tarihi ve Konfüçyus felsefesinin beslediği geleneksel “Çin-merkezci” dünya görüşünü tasvir etmek elzemdir. Zira bu bakış açısı zaman içerisinde değişik kelime ve kavramlarla ifade edilse de, öz olarak çok fazla bir değişikliğe uğramaksızın Çinliler’in kendileri dışındaki topluluklara karşı tavırlarını önemli ölçüde etkilemiştir.
Dünyayı, Çin’in bulunduğu “Doğu Deryası=Dünyası” ve dünyanın geri kalan kısmı “Batı Deryası=Dünyası” olarak kabul eden bu düşünce tarzına göre Çin, “Ortadaki-Merkezdeki Çiçek = Medeniyetin Merkezi”; komşu ülkeler ise “Ortadaki Çiçek=Merkezdeki Medeniyetin Etrafındaki Yabani Otlar=Barbarlar Diyarı” olarak kabul edliyordu. (21) (Prof. Dr. Mehmet Saray, D.T.T.T. sh.173)
Bu düşünce yapısına göre, “kötü barbarlar” cezalandırılmalı ve “iyiler” ise yani kendileri ve taraftarları ödüllendirilmeliydi. Ancak Çin kültürünü, Çin inanç sistemini benimseyerek Çin idaresi altına girmeyi kabul edenler “barbarlık” kimliğinden yani cezalandırmadan (!) kurtulabilirlerdi.
Tarihte ilk assimilasyon tekniklerini geliştiren millet olarak bilinen Çinliler’in bu felsefesi, günümüze kadar ulaşmış olup, tesiri değişik şekillerde hissedilmekte ve görülmektedir.
Ülkenin komünistlerce işgal edildiği 1949 öncesi Çin’e hakim olan Milliyetçi Çin döneminde, Dr. Sun Yat Sen’in “Wilson Doktrini” ve Sovyet danışmanlarının etkisiyle “azınlıklar meselesi” ile ilgilendiği görülmektedir. O’nun 1918’de yayınladığı bir beyannameden, Çin için İsviçre veya ABD tipinde bir devlet modeli oluşturmayı düşündüğü anlaşılmaktadır: “Çin’de yaşayan milletlerin bütün talep ve ihtiyaçlarını karşılayarak, onları bir kültürel ve politik bütün haline getirmek” olarak ifade edilen bu politikanın hedeflediği, “kültürel ve politik bütün”ün nasıl oluşturulacağı ise anlaşılmamaktadır. Her ne kadar Sun Yat Sen’in politikaları bir “kültürel çoğulculuğun ifadesi” olarak değerlendirilmişse de, bu politikaların temelde assimilasyonist bir karakter arz ettiği görülmektedir:
“Halen adalet dışı muamelelere maruz kalan pekçok insan var. Çin halkı bu insanları boyunduruktan kurtarma mesuliyetini muhakkak üzerine almalıdır. Bu, onlara doğrudan yardım etmek veya onları tek bir Çin milleti bayrağı altında toplamakla mümkündür”. (22) (Linda Benson, “The İli Rebellon, An East Gate Book, USA-1990, sh.12
Dr. Sun’un azınlıklarla ilgili çalışmalarının sonunda geldiği nokta ise, “kendi kaderini tayin etme” ve “kendi kendini yönetme” haklarının azınlıklara tanınması” olmuştur.
Nisan 1924’de yapılan Birinci Milli Kongre’de kabul edilen “Yeniden Yapılanmanın Temelleri” başlıklı dördüncü maddede, “eğer isterlerse Çin’de yaşayan azınlık millietlere “kendi kaderini belirleme” ve “kendi kendini yönetme” hususunda yardım ve rehberlik edilmesi gerektiği” belirtilmektedir (23) Linda Benson, a.g.e. sh.12
Aynı şekilde 1923’de yapılan ÇKP’nin 2.nci kongresinde de benzeri bir madde kabul edilmiştir.
Dr. Sun Yat Sen’in 1925’de ölümüyle yerine geçen Can Kay Şek (Chiang Kai-shek’le beraber Çin’in azınlıklar politikasının tamamen değiştiği görülmektedir. Can Kay Şek, “Çin’deki bütün azınlıkları Çin ırkının birer parçası olarak” görüyordu. Asırlarca süren izolasyon yüzünden, birbirlerinden kültür ve dil olarak farklılaşmış olan bu toplulukların hepsi antik Çin ırkının mensubuydular. Ona göre etnik azınlıklar minzu (millet) değil, zhongzu (kabile) idiler. Öyleyse bu toplulukların “kendi kaderini tayin etme” ve “anavatan’dan ayrılma” gibi haklarından bahsetmek mantıksızdı. Yapılması gereken bu insanları yeniden tek bir ırk oluşturacak şekilde assimile etmekti. (24) (Mehmet Akif Okur, “Milliyetçi Çin Döneminde Çin’in Azınlıklar Politikası ve Doğu Türkistan” Hüzün Coğrafyası:Doğu Türkistan Broşürü, İstanbul, Aralık 1997, sh.42-43)
Can Kay Şek, eski Çin İmparatorluğu’na ait bütün toprakları Çin’in ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu. 1943’te kendi kaleminden çıkan bir yazıda bu görüşlerini şöyle ifade etmektedir: “Bu bölgeler içerisinde Çin’den ayrılabilecek hiç bir toprak parçası yoktur. Bunların hiçbiri kendi başına bağımsız bir bütün oluşturamaz” (25) Chiang Kai-shek, China’s Destiny, Taibei-1953, sh. 6
1945’te, Çin’in Dış Moğolistan üzerindeki iddiaları, milletlerarası gündeme geldiğinde Can Kay Şek’in selefi olan Dr. Sun’un görüş ve uygulamalarını örnek göstererek kendi oluşturduğu siyasi çizgiyle hiç bağdaşmayan bir yaklaşımın içine girmişti. Bu tutumun arkasında pekçok iç ve dış problemle uğraşmak zorunda olan Çin’in o zaman için zaten hakimiyeti altında tutamayacağı Dış Moğolistan’dan vaz geçerken, milletlerarası topluma şirin görünme arzusu yatmaktadır. Fakat Can Kay Şek, Dış Moğolistan’a verilen “kendi kaderini tayin ve bağımsızlık” hakkını diğer milliyetler ve bölgeler söz konusu olduğunda bazı şartlara bağlamaktadır. Her şeyden önce bu topluluklar dostça bir ruh haleti içinde ve resmi kanalları kullanarak kendi kendilerini yönetme kaabiliyetlerini ve bağımsızlık ruhuna sahip olduklarını ispat edecekler, sonra Merkezi Hükümet, onların kendi kaderlerini yönetme ve bağımsız yaşama kaabiliyetlerinin olup olmadığına, bağımsızlığa ekonomik ve politik olarak hazır olup olmadıklarına karar verecekti. Yani Çin, Dış Moğolistan’ın bağımsızlığını tanıyordu, fakat başka bir örnekle karşılaşıldığı zaman buna karar verecek olan, o istiklal isteyen millet değil, Merkezi Hükümet idi...(26) (M.A.Okur, a.g.m. sh. 43)
Merkezi Hükümet, bugünkü Pekin Hükümeti’nin karşılığı idi. Onlara göre Han Milleti dışında Çin Seddi içinde ve ötesinde yakın coğrafyada yaşayan neredeyse herkes az sanlık yani azınlık idi. Ve tüm azınlıklar da Anavatan dedikleri Merkezi Çin’e bağlı olarak özgürce yaşama hakkına sahip idiler. Onların özgürce yaşama anlayışı, kendini yönetme hakkı sadece anavatan’a bağlılık derecesine bağlıdır. Merkezi Çin’in yani Pekin’in iktidarını kabul etmeyen hiç bir etnik veya azınlık unsurun kendisini yönetme hakkından bahsetmek mümkün değildi.
1940’lı yıllardan itibaren azınlık politikasında görülen yumuşamanın gerisinde ise değişen küresel dengeler yatıyordu. Ayrıca Tibet, İç Moğolistan, Mançurya ve Doğu Türkistan topraklarındaki iç kargaşa, halkların parçalanması, şehir devletlerinin kurulması ve Genel Vali olarak görevlendirilen kişilerin diktatörce tutumları ve Çin içinde komünistlerin yükselişe geçmeleri de, Can Kay Şek’in Doğu Türkistan meselesine bakışını da olumlu olarak değiştirdiğini gösterse de, bu asla “kendini yönetme hakkı” olmamıştır.
Can Kay Şek’in sadece konjonktür icabı azınlıklarla ilgili tutumundan vazgeçmiş olması, ideolojik olarak Han Milleti’nin hiç bir dönemde, daha sonraki komünist dönemde, hne Doğu Türkistan’dan ne de diğer bölgelerden (Tibet, İç Moğolistan, Mançurya, Lançu vs) vazgeçtiği anlamını taşımamaktadır. Hatta bugün bağımsız olarak Çin’den ayrı bir devlet olan Tayvan Hükümeti bile günümüzde Moğolistan Halk Cumhuriyeti’ni bağımsız bir devlet olarak tanımadığı gibi, Tibet, Mançurya, Lancu ve Doğu Türkistan bölgelerini, Çin’in ayrılmaz bir parçaları olarak görmeye devam etmektedirler. Bu bakış sadece Çin’in sağcısında değil, solcusunda da geçerli olmuştur. Han milletindenden başka milletleri aşağı görme ve yok sayma anlayışı hala devam etmektedir.
Nitekim, komünistler daha iktidara gelmeden düzenlediği kongrelerde olsun, iktidara geldikten sonra olsun Uygurlar’ın bağımsız olma haklarını bir kez dahi dile getirmemişlerdir. Çin Komünist Partisi’nin ikinci, üçüncü, altıncı, yedinci kongrelerinde alınan karar ve vaatlere dönecek olduğumuzda “milliyetler sorunu”nun hangi boyutlarda olduğu ortaya çıkmaktadır.
1922 yılında Çin Komünist Partisi’nin 2.nci kongresinde “milli sorun” görüşülmüş ve kongre’nin minimal programında ve diğer materyallerinde; “Çin’de Federatif bir sistemin kurulması” kabul edilmişti. (27)
1923 yılında yapılan 3.ncü kongre’de de “milli sorun”a önemle değinilmiştir. Komünist Partisi’nin 3.ncü kongresinde kabul edilen siyasi propagandanın sekizinci maddesi aynen şöyledir:
“-Doğu Türkistan, Tibet ve Moğolistan bölgelerinin milletleri kendi kaderlerini kendileri tayin etme hakkına sahip olmalıdırlar. Eğer Çin’le birleşmeyi o milletler kendi istekleri ile kabul ediyorlarsa, sadece o durumda, Çin’le birleşmelidirler...” (28)
1928 yılında 6.ncı Parti kongresinde kabul edilen siyasi proğramda ise; “-ülke bütünlüğünün sağlanması, bütün milletlere kendi kaderlerini tayin etme hakkının tanınmasının zaruri olduğu” belirtilmektedir. Komünist ihtilalin başarılı olabilmesi için “milli meseleye önem verilmesi” gerektiği, siyasi proğramda açıkca vurgulanmaktadır.(29)
Bu sebeple Çin Komünist Partisi’nin 7.nci kongresinde (1945) “Milli Azınlıklar Meselesi” yeniden gündeme getirilmiş ve parti programında önemli yer almıştır. Kongre’de yaptığı konuşmada Mao-Tse-Tung;
“-Bütün milli azınlıklara, kendi kaderlerini kendileri tayin etme hakkını tanıdıklarını ve Çin’de Federatif Devlet Sistemi kurulacağı, Hanlılar ve Han soyundan olmayan milletlerin eşit haklara sahip olacaklarını” açıkca belirtmiştir. (30)
ÇKP verdiği bu vaatleri, idareyi ele geçirince unutmuş; Han soyundan olmayan milletlerin cebren asimile edilmeleri için programlar hazırlamışlardır.
1960 yılında Komünist Partisi yayın organlarından “Sinzyan Huntsi” dergisinde yayınlanan bir makale Çinli olmayan halkların asimile edilme programını açıkça ortaya koymaktadır:
“-Bütün Çinliler’in % 94’ünü Hanlılar teşkil etmektedir. Ülkedeki diğer azınlık milletlere nazaran politik ve kültürel yönden çok daha yüksek bir seviyede bulunmaktadırlar. Bu sebeple de Çin’deki milletlerin kaynaşmalarında Hanlılar ana çekirdeği teşkil etmektedirler. Her milletin taşıdığı özellikler, vasıflar diğer milli azınlıklar için de genel bir vasıf olmalıdır...” (31)
Yine bir başka yayın organında daha açık sözlü bir itirafta bulunulmaktadır:
“-Bu kaynaşma Marksistçe-Komünistçe bir asimilasyondur. Ve komünist toplumunun gelişmesinin kaçınılmaz temayülüdür. Bu çeşit asimilasyona karşı çıkan sosyalizme, marksizme, tarihi materyalizme de karşı çıkmaktadır.” (32)
Netice olarak şunu söylemek gerekir: Aslında kendisi çok milletli bir devlet olan Çin yönetimi, Han soyundan olmayan milletlere karşı “fiziki yönden imha” gayesiyle cebren asimilasyon siyaseti uygulamaktadır. “Milliyetlerin Eşitliği İlkesi” adı altında, Çin soyundan olmayan milletlerin Çinlileştirilmesinin planlandığı yönünde genel kanaat vardır.
ÇÖZÜM;
Kaynaklardan da görüleceği üzere Doğu Türkistan’da “milliyetler sorunu” tamamiyle sun’i bir sorundur. Her biri ayrı bir millet olarak gösterilen Uygurlar, Kazaklar, Özbekler vs. bir milletin parçalarıdır. Dolayısıyla bir bütün olan Doğu Türkistan topraklarını “eyalet”, “otonom bölge”, “muhtar bölge” olarak parçalamak haksız bir durumdur ve Çin’in sömürge ve soykırım amacının eseri olarak yorumlanmaktadır.
Dolayısıyla Doğu Türkistan Özerk Bölgesi içinde kurulan tüm “muhtar bölgeler” kaldırılmalı, halkın siyasi, ekonomik, kültürel açıdan sınıflandırılması görüşü terkedilmeli, bölge bir bütün olarak kabul edilmeli, tüm yetkiler de özerk bölge başkanın da toplanmalıdır.
“Milliyetlerin Eşitliği İlkesi” uygulanmalı, devlet organlarında, kamu işletmelerinde öncelik hakkı Uygurlar’a, Kazaklar’a verilmelidir.
Yurt dışına gönderilecek Uygur, Kazak asıllı öğrenci sayısı artırılmalıdır.
Üniversitede temel öğrenim dili Çince’nin yanısıra Uygur Türkçesi ile de olmalıdır.
Çin nüfusu içinde azınlık olarak kabul edilen Doğu Türkistan halkının uluslararası açıdan kabul gören “azınlık ve etnik hakları” verilmeli ve uygulanmalıdır.
1945’teki ÇKP 7.nci kongresinde kabul edildiği üzere Doğu Türkistan halkına kendilerini idare etme yani “self determination” hakkı tanınmalıdır.
ÇKP’nin üçüncü kongresinde de ifade edildiği gibi, adil bir referanduma gidilmeli, Doğu Türkistan halkının Çin ile birleşme veya ayrılma hakkı oylanmalıdır.
Uygurların çoğunlukta olduğu Doğu Türkistan’da sonradan yerleşen az sayıdaki Moğollar, Tunganlar (Çinli Müslümanlar) ve Çinliler için ayrı bölgeler, ayrı imtiyazlar verilmesi; sun’i olarak yaratılan milliyetler sorunu ile bölgenin asıl sahiplerinin tarihi, kültürel, coğrafi haklarının ellerinden alınması, uluslararası hukukun çiğnenmesi demektir. Bölgenin asıl sahibi olan halkın mağdur edilmesine sebep olan Çinli göçmenlerin geldikleri yerlere geri götürülmesi sağlanmalıdır.
Doğu Türkistan’da “milliyetler sorunu” yoktur. Doğu Türkistan halkının soykırımı sorunu vardır. İleriki sayfalarda inceleyeceğimiz planlı olarak bölgeye yerleştirilen “Çinli göçmen sorunu” vardır. Kardeş halkların sinsice oyunlarla ve çıkarlarla birbirine düşman etme sorunu vardır.
Gidip görüldüğünde Doğu Türkistan’ın bugünkü hali bile “milliyetler sorunu”nun tamamiyle Çin’in “böl, parçala, yut” taktiğinden kaynaklandığı açıkca ortaya çıkacaktır.
Çin yönetimi gerçekte Doğu Türkistan’a yardımcı olmak istiyorsa, gerçekten varolduğu iddia edilen “milliyetler sorunu”na çözüm getirmek istiyorsa, komünist parti kongrelerinde de kabul edildiği üzere bölge halkına “kendi kaderini belirleme” ve “kendi kendini yönetme” hakkını resmen tanımalıdır. İşte bu hakkın uygulanması, milliyetler sorununu kökünden çözecektir... (33)
(1) Çeşitli yazılı ve sesli Çin kaynakları
(2) Doç.Dr. Yılmaz altuğ, “Doğu Türkistan-Çin Münasebetleri” Hürriyet Gazetesi 20.3.1969
(3)O. Fadmund Clubb, “Turkestan in Transition”, Eastern World Dergisi, 1958 Ağustos
(4)Y.Altuğ, a.g.m. 20.3.1969
(5) Sintziyan Je Bao Gazetesi 14.12.1960; Sintziyan Hung-çi Dergisi Haziran 1960
(6) Nizayi Mahmutoğlu, “Doğu Türkistan Esaretteki Ülke” Ankara 1996 s.15; ÇHC Ankara B.Elçiliği, “Şincan’ın Şimdiki Durumu”, Ankara 1997 s.4 ; Zhong Qing, Şincang Uygur Otonom Rayonunug Omumi Ahvali, “Şincang Yılnamesi”, 1992-93, Urumçi, sh.102 (Bkz. İlyar Şemsettin, Doğu Türkistan’da Demografik Yapı ve Tarım, İzmir, 1997, sh. 51)
(7) N.Mahmutoğlu, “A.g.e. s.15
(8)Çin Halk Cumhuriyeti’nin Türkiye Büyükelçiliği yayını 1997/Ankara Sh.4
(9) N.Mahmutoğlu., A.g.e. s.15
(10) N.Mahmutoğlu., A.g.e. s.87
(11) N. Mahmutoğlu, A.g.e., s.132
(12) (M.Akif Okur, Hüzün Coğrafyası:Doğu Türkistan, Aralık 1997 s.40-48)
(13) N. Mahmutoğlu, A.g.e., s.128
(14) Cu-Gung Tien, “Çin Hudut Milletleri Tarihi” (Cu Go Bien Cang Min Su Cien Şi) Taipei 1951, s.103,104,105,111,114,115,116
(15) Herman Albert, “Historical and Commercial Atlas of China” Harward Üniv. Press, 1935
(16) Han Hanedanı’nın büyük tarihçisi Han-Ku’nun Notları
(17) Ling-Ho-De-Fin, “Cing Sülalesi Tarihi” 51. Cilt.
(18) U-Yang-Şu “Yeni Tang Sülalesi Tarihi” 217. Cilt
(19) Dr. Sun Yat Sen “San-Min-Cu-Yiu” (Üç Halk Prensibi), Nankin 1924
(20) Yeni Çin Atlası Pekin; Lao Ming-Yuan, “Çin Tarihi Kronolojisi, Pekin 1956
(21) (Prof. Dr. Mehmet Saray, D.T.T.T. sh.173)
(22) (Linda Benson, “The İli Rebellon, An East Gate Book, USA-1990, sh.12
(23) Linda Benson, a.g.e. sh.12
(24) (Mehmet Akif Okur, “Milliyetçi Çin Döneminde Çin’in Azınlıklar Politikası ve Doğu Türkistan” Hüzün Coğrafyası:Doğu Türkistan Broşürü, İstanbul, Aralık 1997, sh.42-43)
(25) Chiang Kai-shek, China’s Destiny, Taibei-1953, sh. 6
(26) (M.A.Okur, a.g.m. sh. 43)
(27) Salim Kalaycı, “Kızıl Çin’de Milli Sorun”, Doğu Türkistan Dergisi No:32 sh.8
(28) 1922 yılı ÇKP 3. Kongresi Tutanakları
(29) 1928 yılı ÇKP 6. Kongresi Tutanakları
(30)Jenmin Jibao, 9. 1x, 1953
(31) Sintziyan Huntsi Dergisi No:23, 1960
(32) Sintziyan Jibao Gazetesi, 21 Mart 1960
(33) Linda Benson, “The İli Rebellion”, An East Gate Book, USA 1990 s.

***************************************************************************************************************************************************