Re: Tasavvuf Ve Tarikatlar Tarihi Pdf

0 views
Skip to first unread message
Message has been deleted

Eugene Rihanek

unread,
Jul 18, 2024, 2:09:25 AM7/18/24
to wamufilterp

[Bir tarikattan ya da tarikatların belli bir coğrafyadaki faaliyetlerinden bahseden çalışmaların birçoğu ansiklopedinin ilgili maddelerinde yer aldığı için burada ayrıca zikredilmemiştir].

Tasavvuf Ve Tarikatlar Tarihi Pdf


Download Zip >>> https://lomogd.com/2yXoGM



Kuşeyrî ve Hucvirî gibi bâzı müellifler; bu kelimenin Arapça herhangi bir kelimeden türemediğini, olsa olsa câmid bir lâkâb olabileceğini söylerler. Sûfî ve tasavvuf kelimelerinin Arapça bir kökü bulunduğunu öne sürenler ise bir kelime üzerinde ittifak edememişlerdir. Tasavvuf kelimesinin kökü olarak öne sürülen başlıca kelimeler şunlardır:

Sufizm'in tanımı çeşitli mutasavvıflarca farklı şekillerde yapılmıştır. Bu tanımlardan birine göre, Sufizm, insanın akıl yoluyla erişemediği ilahî hakikatleri ve gayb âlemine ait hakikatleri manevi latifelerle arama yoludur. Hedef, insan-ı kâmil olmaktır. Bir başka deyişle, Sufizm, İslam inanışına göre, kişiliği kötü huylardan temizleyip, ruhu pak edip, olgunluk ve kemale erme yoludur.Tasavvuf, silsile yolu ile Muhammed'e dayandırılan, Allah'ı anlamaya vesile olarak, Peygamber vârisi olduğuna inanılan Evliya ve Mutasavvıflar tarafından, "Hakk'tan aldığını halka sunuş" yolu olarak takdim edilen, dinin fıkıh, kelam, Ahlak ve tasavvuf olmak üzere dört ana temelden oluştuğu inancını savunan Mutasavvıfların yolu olarak ortaya çıkmıştır.

Tasavvufta Peygamberin orada halktan uzak kalarak nefsini terbiye ile uğraştığına, Sahâbeden Ali ve Ebubekir gibi bazı kimselerin tasavvufi gerçekleri Peygamber'den aldığına ve nesilden nesile aktardığına inanılır.

Tasavvuf'ta şii - batıni etkilenmeler; Tasavvufun Şiîlik ile alâkalı olduğu ve bazı mutasavvıfların şii eğilimli oldukları bilinmekle beraber, bu olguyu bütüne yaymak mümkün değildir. Yeni Eflâtunculuk, Yunan felsefesi, Kabalizm ve İran etkilerinin henüz oluşmamış olduğu eski devirlerde de tasavvuf hareketlerine rastlanmaktadır. Bu ilk mistiklere ait eserlerden günümüze kadar elimizde kalanları bulunmamakla beraber, sadece rivayet ve menkıbeleri hayâtta kalmıştır.

Tasavvuf, her üçünü de kabul etmekle beraber vahyin özel bir şekli olan ilhama dayanır. İlhamın ancak arınmış, temiz bir kalbe gelebileceğine inanılır. Vahyin çeşitleri vardır. En üstte peygambere yapılan vahiy, en altta ise arı gibi hayvanlara yapılan vahiy vardır. İlham ise peygamber olmayan insanlara Allah'ın bildirmesidir.Buna göre, şeriat ve Kur'an yargıları da dâhil olmak üzere, söze dayanan teorik bilgilerin tümü sözel bilgidir. Bu bilgiler dıştan okunarak elde edilebilir. Oysa iç bilgi, dıştan okunarak elde edilemez, bu bilgi insanın içinden doğarak gelir ve gerçek bilgi budur. Tasavvufa göre, asıl bilginin, tasavvuf bilgisi denilen bu bilgi olduğu; kardeşlik duygusunu geliştirdiği, toplu olarak bir arada yaşama duygusunu güçlendirdiği, insanları iyilik ve olgunluğa götürdüğü kabul edilir.Dış bilgi elde eden kişinin kendisi için iyilik istediği, tasavvuf bilgisi olan kişinin ise tüm insanlığı düşündüğüne inanılır.

Tasavvuf konu olarak felsefenin alanına girmektedir. Ancak tasavvuf bir felsefi ekol değildir. Tasavvuf, felsefeden farklı olarak aklı yalnızca maddi dünyada delil olarak kullanır. Ancak metafizik âlemin anlaşılması için aklın yetersiz olduğunu iddia eder.

Tasavvufta saf bilgiyle, uygulama (pratik) olmadan ilerleme sağlanamayacağına inanılır. Bu nedenle, tasavvufi gerçeğe kavuşmak için bu yola girmek ve nefsi arındırmak gerekir. Tasavvufi bilgi tefekkür (meditasyon ve Mürşid-i Kâmil vasıtasıyla elde edilir.Tasavvuf ile elde edilen bilgi şüphe içermez. Ancak tasavvufun önde gelen temsilcileri Hâris el-Muhasibî ve Gazâlî'ye göre insanları tasavvufa yönlendiren şey şüphedir. Diğer tassavvuf âlimlerine göre ise insanları tassavvufa yönlendiren güdü içsel arayıştır (Mevlana Rumi). Tasavvuf ilerleyen safhalarında şüphe barındırmamasına rağmen, tasavvufun başlangıcında şüphe ve insanın içine düştüğü kalbi zihni boşluktan kaynaklanan arayış vardır.

Mistisizm inançların ve dinlerin manevi (aşkın) yönlerini ifade eden kavramın adıdır. Mistikler, yaşadıkları din, kültür ve medeniyet ortamında şekillenirler. Bu nedenle kavram olarak bu şemsiyenin altında incelenseler de birbirinden farkları vardır. Tasavvuf ve sufizmin İslam mistisizmi olduğu söylenebilir. Tasavvuf ve sufizm İslam dinine özel bir terim olup diğer dinlerin mistiklerinden bazı yönleri ile ayrılmaktadır. Sufizm ve tasavvufun mistisizmden başlıca farkları şunlardır:

Batıni-tasavvuf anlayışında hakikat yolculuğu değişik basamaklar geçilerek gerçekleştirilir. Şeriatte helâl olan tarikatte haram, tarikatte helâl olan hakikatte haramdır. Meselâ kısas şeriatte helâldir, tarikatte haramdır.[19] Tasavvufçulara göre tasavvuf dinin içyüzü ve ruhudur.

Tasavvufçular şeriat kalıplarının dışına taşan dini tutumları ve anlatımlarındaki hayal, sembolizm, gerçeklik karışımı ifadelerle değişik eleştirilerin hedefi olmuşlardır. Eleştirilerin bir kısmı ahlaki yozlaşma, Müslüman din anlayışının bozulması, İslamın insana bakış açısının tasavvuf eliyle bozulması, vahdet-i vücud ve tefani gibi hint kökenli tasavvufi inanışların tevhide aykırılığı, eserlerinin ilahi ilham, vahiy veya fütühatlarla yazdırılmaları, herkesin bu sözleri ya da hakikatları anlayamayacağı iddiaları, Kur'anda geçen veli, zikir gibi bazı kavramların tasavvufçular tarafından gerçek kullanım amaçlarından farklı kullanılması gibi konularla ilgilidir.[20]

Modern hayatta dinin yerinin olmadığı, Aydınlanma düşüncesinin doğurduğu önyargıdan beslenen bir yanılgıdır. Hangi isim altında, hangi uygulama şekliyle olursa olsun dini, teorik ve uygulama olarak psikolojik ve sosyolojik hayattan çıkarmak mümkün değildir. Pozitif bilim, birçok soruya cevap vermektedir, ama yeni soruları da kapı açmaktadır. Bu, bilimin gereği ve varlık sebebidir de. Ama kaosu kozmosa döndürme, hayâta tatminkâr bir anlam verme konusunda din hâlâ bilimden öndedir. Din âdeta pergelin sâbit sivri ucu gibi, emniyet vermektedir. Bilim, bu sâbit ucun sağladığı emniyetle dâire çizdiği sürece sorun yoktur. Ama din bilimin, bilim de dinin yerini almaya kalktığında her iki taraf da zarar görmektedir. Einstein'in dediği gibi "dinsiz ilim kör, ilimsiz din topaldır." Bilim, soru sorma özelliği ile bu krizi fırsata dönüştürmeye yeltense de, din, kişi ve toplumun gözünde hep öncelikli bir yere sâhiptir, çünkü insanlar günün sonunda vicdanlarıyla baş başa kaldıklarında ya da ölçüye vurulamayacak duygular yaşadıklarında bunun tanımlaması için dine başvurmaktadırlar.Tasavvuf, aldığı onca yıkıcı eleştiri ve darbeye rağmen, küllerle kaplı kor gibi üflenince hemen alevlenip asıl kimliği ile kendini göstermektedir. Bunun sebebi, tasavvufun hem merkezinde hem de çeperinde dinin olmasıdır, çünkü "din her şey"dir. Dünyâdan âhirete, doğumdan ölüme, sevinçten hüzne, barıştan savaşa, aşktan nefrete kadar insânî her unsur istisnâsız dine dokunmakta, dinden çıkmakta ve/veya dine varmaktadır. Dinin ve tasavvufun nasıl kullanılacağı ve insana nasıl hizmet edeceği, bıçağı elinde tutan kişinin niyetine bağlıdır. Onu bilemekte de, köreltmek de hizmetine verildiği insanın irâdesine bağlıdır. İnsan da bu irâdesi sebebiyle "mürid"tir.

aa06259810
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages