Sağlığınız sizin elinizde.

20 views
Skip to first unread message

doruk

unread,
Apr 24, 2010, 5:06:10 AM4/24/10
to VISION international People Group
Sağlığınız sizin elinizde.
Ön söz...
Her insan sağlıklı olmak ister. Ama nedense çok az insan
sayısı kendi sağlıyla övünebilirler.
XX yüzyıl, bize bir çok dalda bir sürü yeni buluş getirdi.Tıp
dalına yapılan onca yatırımlar, ne yazık ki, beklenilen sonuç vermedi.
Her geçen günle birlikte daha çok yeni hastalık çeşidi, insanlar daha
çabuk hayata veda etmeye başladı. Her gün yeni eczaneler açılıyor. Ve
her geçen gün 500'dan fazla ilaç çeşidi piyasaya sürülüyor. Ama bütün
bunlara rağmen, her geçen seneyle yeni hastalıklar çeşidi, hatta
eskiden tıp tarafından çözüm bulunduğunu bilinen hastalıklar da geri
dönmeye başladı.
Ne kadar çok insan sayısı onlarla savaşmaya çalışıyorsa, o
kadar çok çeşitleri artıyor.
Belki de, sağlığı gereken yerde aramıyoruz?
Hepimiz okullarda, liselerde okuduk ve bir sürü işe yarayan
ve işe yaramayan ders gördük. Ondan sonra hayata atıldık ve yineden
işe yarayan ve işe yaramayan bilgiler edindik. Ama ne yazık ki, bizim
için en önemli olan "sağlığımızı nasıl koruyabiliriz ve hayatımızı
nasıl uzatabiliriz" dersini görmedik. Bunu bilmeyerek, insanlar en
pahalı bedelini ödüyorlar - kendi sağlıyla ve zaten kısacık olan
ömrüyle.
Neden insanlar hastalanıyorlar? Kaybedilen sağlığımızı nasıl
geri getirebiliriz? Çocuklarımız neden hasta doğuyorlar? Çocuklarımız
ve torunlarımız sağlıklı büyümeleri için, neler yapmamız lazım?
Sağlığımızı etkileyen faktörler nelerdir?
Tüm bu soruların cevaplarını bu kitapta bula birsiniz. Bu kitapta
yazılanlarına uymaya çalışırsanız, hayatınızın ne kadar değiştiğini
fark etmeye başlarsınız. Yıllarca savaştıklarınız hastalıklar, sizi
nasıl terk ettiklerini göreceksiniz. Dünya sizin için yineden tüm
renkleriyle renklenecek.
Eğer iyileşmek için her yolla baş vurdunuz ve siz bugün hala
hastaysanız, o zaman bu kitap sizin için
Eğer siz bugün genç, enerji dolu ve dünyaya sağlıklı bir
çocuk getirmek istiyorsanız, o zaman bu kitap sizin için.
Eğer siz kendinizi sağlıklı hissediyorsanız ve sağlığınızı
umursamıyorsanız, o zaman bu kitap özellikle sizin içindir.
Sağlığımızı etkileyen faktörler
Dünya istatistikler şunu belirtiliyorlar; insanoğlunun % 10 -
yaşlılıktan dolayı ölüyor, % 20 - kaza sonuçu ve savaş nedeniyle, % 70
- çeşitli hastalıklardan dolayı.
Yaşlılık ile mücadele edemeyiz, ama ölüme neden olan büyük
yüzdeyi etkilememiz mümkün.
İstatistiklerin söylediğine bakılırsa, tıp sağlığımızı sadece
% 10 kadar etkileyebiliyor. Ve bu, bugünkü tıp'ın bize yardım
edemeyecek kadar güçsüz olduğundan değil veya paramız olmadığından da
değil, her şey çok daha basittir - sağlık durumumuz % 90 olarak bize
bağlı. İşte bu kitapta, bu % 90 hakkında bahsedeceğiz. Ve burada
yazılanlara uymaya başlarsanız, çok yakında eczane ve doktorlar giden
yollu unutursunuz.
Milyonlarca insanlar bu kitapta yazılan tavsiyelere uyarak,
sadece onları yıllarca rahatsız eden hastalıklardan kurtulmakla
kalmayarak, ayni anda hiçbir zaman sahip olmadıklarını sağlığa
kavuştular.
Gelin, sağlığımızı etkileyen şu önemli faktörlere bir göz
atalım. Nedir onlar?
1. Ekoloji
2. Beslenmemiz
3. Stresler
Şimdi ise, her birisini tek tek araştıralım.
Ekoloji
Son 60 sene içerensinde bizim gezegenimiz üzerinde ekolojik
durumumuz çok hızlı bir şekilde kötüye doğru gitmeye başladı. Bunu
sebebi ise, kimyasal, biyolojik ve en önde gelen atom silahlarıyla
yapılan çeşitli deneylerdir. Çok büyük rol 1986 Çernobil faciası da
oynadı. Dışarı atılan radyoaktif madde miktarı, Hiroşima'da patlatılan
atom bombasının 500 katı kadardır. Bunun sonuçunda 120 bin kişi
hayatını kaybettiler. Çernobil faciasından sonra, kalp-damar,
onkolojik ve diğer hastalıklar hızla arttı. Bir sürü yeni hastalıklar
meydana geldi.
Bugün onkolojik hastalıkların % 80'nı, bu - ekolojik kanser
olduğunu, bilimsel olarak kanıtlandı. Ama bu tür faciaların kendini
tam gücünde göstermeleri 3 - 4 nesille başlıyor.
Bugün, radyoaktif maddeleri zararsız bir şekilde muhafıza
edilmesi mümkün değil ve bu tür maddelerin çevreye yayılmasıyla
birlikte, zamandan önce doğumlara, doğuştan beri olan sakatlıklara,
çocukların erken ölümü, zihinsel olarak geride kalmaları, kalp
hastalıkların ve ayni anda önceden bilinmeyen hastalıkların da
oluşmasını neden oluyor. Bugün bu hastalılar eskisinden daha çok
rastlanmaya başlandı.
Az miktarda ve sürekli olarak radyoaktif maddenin etkisinin
altında bulunarak, birçok hastalıkların oluşmasına neden oluyor. Bu
Hiroşima ve Nagasaki'ya atılan atom bombalardan sonra olasılı kanser
hastalıkların meydana gelmesinin hesaplandığından 100 - 1000 katı daha
fazladır.
1966 yıllında Amerikan atom enerji koalisyonu şunu belirti;
"üreme organların alacağı radyoaktif maddenin miktarı ne kadar az
olursa olsun, cinsel hücrelerin bir mutasyona uğradıklarını
gözleniyor". Buda, ilerde çıkacak nesilleri doğrudan etkiliyor. Çünkü
zararsız olabilecek radyoaktif madde miktarı yoktur.
Özellikle az miktarda radyoaktif maddelerden etkilenen en çok
çocuklar ve ihtiyar insanlardır. Buna dayanarak, radyasyon ekolojimizi
kirleten en kötü faktör olduğunu söyleyebiliriz. Onu göremeyiz,
duyamayız. Tadı ve rengi yoktur. Yediğimiz gıdalarla, suyla ve hava
ile kanımıza, kemiklerimize bulaşıyor ve yavaş ölümü için vücudumuzu
paramparça ediyor.
Radyasyonun yanı sıra, tarımda kullanılan zararlı maddeleri
ve fabrikaların zehirli atıkları da ekolojimizi çok kötü etkiliyor.
Beslenmemiz
Sağlığımızı etkileyen bir diğer önemli faktör ise, kaliteli
besin gıdalarımız.
Bizim organizmamız - her gün yeni besin maddelere ihtiyaç
duyan, çok karmaşık bir biyokimyasal mekanizmadır. İyi sağlığa sahip
olabilmek için, protein, yağ, su, vitamin ve minerallere,
aminoasitlere ve yağ asitlere ihtiyacımız var. Herhangi bir besin
maddesinin eksikliği, vücudumuzda işlemlerin bozulmasına ve
dolayısıyla çeşitli hastalıkların oluşmasına neden olur.
Son yıllarda sadece ekolojide değil, ayni anda beslenmemizde
meydana gelen değişikler, sağlığımızı ciddi bir şekilde etkiliyor.
Daha çok yağlı yemekler, daha çok şeker, tuz, bütün bunlar doğrudan
kalp-damar hastalıkların, kanser, aşır kiloluk, alerji, diyabet gibi
v.s. hastalıkların oluşmasına neden oluyor. Teknolojinin ilerlemesiyle
birlikte, fabrikaların dışarı atığı zehirli kimyasal maddeleri, asit
yağmurlarıyla birlikte yetiştirdiğimiz gıdalar üzerine konuyor. Yer
altı sulara da sızarak, bu zehirli maddeler doğrudan yetiştirdiğimiz
ürünlere ulaşıyor. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, yetiştirilen meyve
ve sebzelerin daha çabuk büyümeleri ve daha güzel görünmeleri için
tarımda kullanılan hormonlar, onları doğal vitaminlerden alıkoyar ve
yerine sentetik vitamin ve mineralleri almaya zorluyor.
Topraklarımız tamamen fakirleşti ve her geçen seneyle
birlikte topraklarımız doğabilme kabiliyetini % 10 kadar yitiriyor.
Tarımda kullanılan kimyasal maddeler, etkisini yavaş gösteren
bir bomba gibidir.
Artık bir şeyleri değiştirmek için çok geç olduğunu
düşünebilirsiniz, ama bizim vücudumuz, gereken tüm vitamin ve
mineralleri verildiğinde, her türlü hastalıkla baş edebilecek bir
şekilde yaratıldı.
Stresler
Yukarda denildi gibi, son 60 yılda ekolojik durumumuz hayli
kötüleşti, bu da tüketimiz gıda kalitesinin de çok kötü etkilemesini
sağladı. Sürdürdüğümüz hayat biçimi de çok değişti. Daha hareketli,
gergin ve ayni anda çok monoton yaşamaya başladık. Stresler,
hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmaya başladı.
Sabahleyin kronik bir yorgunlukla uyanarak, hızlıca
hazırlanan ve bir "sos" niyetine radyodan ya da televizyondan duyulan
sabah haberleri ile birlikte bütün bunları yutmaya çalışırız. Ondan
sonra işe gitmekle katledilen yol, yoğun trafik, kalabalık, yani yeni
bir stres nedeni. İş yerinde zaten problemler hiçbir zaman eksik
değil. Akşam, dopdolu bir otobüsün içinde yine trafik, yorgunluk,
gerginlik. Bütün bunların üstüne bir de kanlı ve neredeyse "porno"
denilecek kadar iğrenç bir film seyrederiz, üstüne de, haberlerde
gösterilen parçalanmış cesetlerinin manzarasıyla, olayı az estetik
olan bir reklamla bitiririz. Ve nihayet yarım yamalak uymaya gideriz.
Sabahleyin ise, her şey aynen tekrarlanır. Bu şekilde günü
gün değiştiriyor, seneyi sene.
Bütün bunların sonuçunda meydana gelen stresler, kalp-damar
hastalıklarından başlayarak, mide rahatsızlıkları, diyabet ve diğer
hastalıklara davetiye çıkartıyor. Stres, beyin hücreleri atak ederek,
sadece hafızanın azalmasına değil, ayni anda onu tamamen
kaybedilmesine neden oluyor. Tıp uzmanları, stresi insanoğlunun en
büyük düşmanı olarak adlandırıyorlar. Bilim adamlarının savunduğuna
göre, XXI yüzyılda inanlar en başta streslerden dolayı ölecekler.
İnsan sağlığı ve Doğa kanunları
Yukarda, sağlığımızı etkileyen faktörlerden bahsettik.
Peki, şimdi hatırlamaya çalışın: doktorların size bir tedavi
programını hazırlanırken, bu üç faktör göz önünde tutuldu mu? % 95
kesin bir "HAYIR" diyecek. Peki, bir tedavi programı hazırlanırken,
sağlığımızı etkileyen faktörler göz önünde tutulmazsa, sizce sonuç
beklememiz doğru mu?
İnsanlar nasıl iyileşmeye alıştılar? Tüm inanlar çabuk,
etkili ve zevk verecek bir şekilde iyileşemeye isterler.
Eğer vücutta bir şey yolunda gitmiyorsa, demek ki, bu "bir
şeyi" hızlı bir şekilde iyileştirmek lazım, bu bir baş ağrısı ya da
bir kanser olsa bile. Eğer, et ve kemiklerden oluşan bir makine
gözüyle bakılırsa, burada her şey mantıklı gibi görünüyor. Ama insan
bir makine değil. Ve içeriği o kadar basit değil. İnsanlar çabuk,
etkili ve zevk verecek bir şekilde iyileşmeye talep ediyorlar ve
doktorlar da bu çağrıya cevap veriyorlar.
Bu tür iyileşmenin sonuçları, insanların çabuk bir şekilde
uzaklaşmaları gereken o tehlikeli sınıra kadar getirdi.
İnsan evrenin bir parçasıdır ve evrende tesadüfen hiçbir şey
olamaz. Evrenin kanunları var. Örneğin, su 100 C°'de kaynıyor, ayni
kanunlara dayanarak, 0 C°'de donuyor. Yukarı doğru atılan bir demir
para yer çekim kanunlara uygun olarak mutlaka yere düşecektir.
Ayni şekilde, her zaman ve asla değişemeyen Doğa kanunları da
var. İnsanlar onlara uyduğu zaman kendine mükemmel bir sağlık
garantiliyor, ama uymadığı taktirde bir sürü hastalıklara davetiye
çıkartıyor.
Gerçek iyileşme hiçbir zaman yutulan tozlardan ya da
haplardan gelmez.
Sağlığınızı ne ilaç kutusunda, ne de ameliyat bıçağında
bulabilirsiniz. Tabi bazı ilaçlar ve cerrahi müdahaleleri kritik
durumda hayatımızı kurtarabilir. Ama sağlığımızı veremezler. Tıp
patriarhı Hipokrat bir zamanlar çok ünlü bir söz söyledi : "Besininiz
ilacınız olsun ve ilacınız besininiz". Şimdi kendinize bir soru sorun,
çeşitli tozlar, haplar ve iğneler sizin günlük besininiz olabilir mı?
Bu dünyada sadece ektiğimizi biçebiliriz. Bu nedenin ve
sonuçunun kanunu. İnsan daima kendi kaderinin sahibidir. İyileşme
prosesi, sadece insanın bu durumdan kendi sorumlu olduğunu anladığı
zaman başlayacaktır. Her insan, sadece kendini iyileştirmeyle
kalmayarak, ayni anda mükemmel bir sağlığı yaratabilir. İnsana gereken
tek şey, o da sağlığını kedi sorumluluk altına almaktır. Bizim
sağlığımızda başka hiç kimse sorumlu değil, ne ailemiz, ne okuldaki
öğretmenimiz, ne de doktorlar.
İnsanlar hayat boyunca hastalanıyorlar, izzet çekiyorlar ve
hastalıklarının sebeplerini öğrenemeden bile zamansız dünyayı terk
ediyorlar. Gerçek sağlığı elde etmek için ve onu o şekilde korumamız
için gereken tek şey, o da basit, temel bilgilere sahip olmak.
Gelin, bu hastalıkların nasıl oluştuğuna ve buna önlemek
için, neler yapmamız gerek bir bakalım.
Yukarda gördüğümüz gibi, sağlığımızı etkileyen üç neden var,
ekoloji, kalitesiz beslenme, stres. Bu faktörlerin yaratmış olduğu
etki sonuçunda midemizde normal sindirim prosesinden, mayalaşma
prosesi başlıyor ve yediğimiz yemekler bozuluyor. Gelen yeni yemekler
eski yemeklerin kalıntılarıyla karışıyor ve midemiz bir çöp çukuruna
benzemeye başlıyor. Mide duvarları incelenmeye, yumuşamaya, kanallar
tıkanmaya ve iltihaplanmaya başlıyor. Bunun sonuçunda mide gastriti ve
ülser.
Sonra yediklerimiz on iki parmak bağırsağına iniyor ve
yukarda midede olan olaylar burada da ayni şekilde devam ediyorlar.
Ondan sonra yarısı çözülmemiş ve bozulmaya başlamış yemekler ince
bağırsağa giderek yavaş yavaş onu da devre dışı bırakmaya başlıyor.
Sonucunda her şey kalın bağırsakta yerleşiyor ve buradan tüm
vücudumuzu zehirlemeye devam ediyor. Kalın bağırsağımız içten bir sürü
kan damarlarıyla kaplı. İşte bu damarlar aldığımız gıdalardan o
değerli maddeleri almaya çalışır. Bozulma ve mayalaşma proseslerin
sonuçunda bağırsak duvarlarında bir kireç tabakası oluşuyor. Ondan
sonra bunlar taşlara dönüşüyor. 30 yaşına gelen bir insanın içinde 10-
12 kg. kireç taşı bulunuyor. Bu durumda olan organların düzgün
çalışması söz konusu olamaz.
Ve zamanla çeşitli hastalıklar oluşmaya başlıyor. Kalın
bağırsaktaki kan duraklaması, basur ve varis gibi hastalıklara neden
olur. Zehirlerin sürekli bir yere saldırması, bayanlarda miyom, kist
ve mastopati gibi hastalıklara yer açıyor. Erkeklerde ise, erkeklerin
kabusu olan prostata neden oluyor. Zehirlenme yavaş oluyor ve her şey
doktorun, artık hiç kimsenin ödeyemeyeceği bir fatura çıkarana kadar
sürüyor.
Toksinlerin ilk hedefleri böbrek ve ciğerler oluyor.
Zehirlendikçe onlar kanımızı gerektiği gibi temizleyemiyorlar. Onda
sonra zehrin ataklarına bütün vücudumuz hedef altına giriyor ve en
başta kan damarları. Kalp-damar kan sisteminin hastalıklar oluşuyor.
Vücudumuz toksinlerle dolup taştığını gösteren bir belirti o
da, gelen kötü koku, cilt üzerinde sivilce ve bunlara benzer şeyler,
alerjiler, ekzema ve diğer hastalıklar. Bu tür belirtilerden insanlar
çeşitli kremler sayesinde kurtulmayı çalışırlar. Ama bu sorunun kökü
bizim vücudumuzun içindedir ve genellikle dokunmamış oluyor.
İnsanlar her gün yıkanıyor, dişlerini temizliyorlar ama içini
temizleyemiyorlar. Bu her geçen seneyle daha da kötüleşiyor.
İnsanlığının bir numaralı hastalığı o da, vücudumuzun içten
kirlenmesidir.
Hastalıkların oluşmasından en büyük nedenlerden biri, her
zaman vitamin ve minerallerin etmezliği. İnsan vücudu her gün 13
vitamin ve 60 mineralle ihtiyaç duyar. Bizler ise, her gün sadece % 30
alıyoruz ve % 70 kadar sürekli eksik. Bu kalsiyum, çinko, demir,
selenyum, krom ve diğer mineraller. Çoğu bizim gıdalarımızda eksik ve
vücudumuz bu maddeleri kemiklerden ve diğer hayati önem taşıyan
dokulardan almak zorundadır.
Modern hayat şartlarında sağlığımızı korumak için her gün
ekstra bir vitamin ve mineral kompleksleri almamız lazım.
Çoğu kez duyarız ki, eskiden insanlar hiç vitamin
kullanmazken daha uzun ömür yaşıyorlardı. Ve bu gerçek! Ama bugün
bizim topraklarımız fakirleşti. Yetiştirilen meyvelerin ve sebzelerin
daha çabuk büyümeleri ve daha güzel görünmeleri için hormonlar
kullanılıyor.
Bugün, vitamin ve mineralleri bir kompleks halinde
alınmalarını tavsiye ediliyor, çünkü bir vitaminin sindirebilmesi için
başka vitaminlerin sayesinde mümkün. Bir çok vitamin ve minerallin,
meyve veya sebze koparıldıktan hemen sonra yok olmaya başlıyor. ve
uzun süreli bu gıdaları saklanması, içindeki vitaminlerin miktarını
neredeyse sıfıra indiriyor. Bu da yetmiyormuş gibi, bir de onu
pişirmeye ya da kızartmaya başlıyoruz, o zaman zaten her şey yok
oluyor.
Bazı vitaminleri, vücudumuz kendinden üretebiliyor, ama
hiçbir mineral üretemez. Alacağımız en büyük vitamin miktarı bile,
mikro ve makro elemanların olmadığı taktirde bize sağlığımızı veremez.
Dünyanın her yerinde insanlar sentetik vitamin kullanmaya başladı. Ama
sentetik vitaminlerin ayni doğal vitaminlerin gibi bir etkiye sahip
olduğunu söylemek, ayni kömür ile elmas arasında hiçbir fark
olmadığını savunmak gibidir.
Geleneksel tedavi yöntemleri
Yüzyıllarca bitkiler ilaçlarının özünü oluşturuyordu. Doğal
yöntemler, her zaman tek bir iyileşme yoluydu. Ama 200 sene önce,
bilim ve teknoloji hızla ilerlemeye başladığı zaman, doğal yöntemler
unutulmaya başlandı. Bunun en büyük sebebi, tıp bilimi bu tür
sorunlardan daha etkili ve daha hızlı bir şekilde çözüme
ulaştıracağını kabul ediliyordu.
Çok kısa bir zamanda, bütün bunlar gerçek olabileceğine bizi
inandırmaya başarmışlar. Hastalıkların verdiği belirtileri hızla yok
ederek, tıp dünyasında bir zafer olarak kabul edildi, ama
hastalıkların çıkmasının sebebi olan asıl kökü, arka planda
bıraktılar. Bugün hastalığın vermiş olduğu sonuçlarıyla, kimyasal
maddeleri ve cerrahi müdahaleyle ortadan kaldırmaya çalışan tıpı adı,
"Geleneksel Tıp". Hastalıkların sebebi olan sorunlarıyla çalışan ve
yüzyıllar boyunca uygulanan yöntem ise, "sıra dışı" veya "alternatif
tıp" ismini verdiler.
Bir çok insan kendi hastalıkları ilaç sayesinde halletmeye
çalışır. Ama unutmamak lazım, bütün kimyasal ilaçlar sadece çok kısa
bir zaman için kendi görevini yerine getirip, ondan sonra bir hançer
gibi vücudumuzda kalıyor ve hiçbir şey onu oradan çıkaramaz. En başta
böbreği atak ederek, ufacık kanalları tıkıyor. Bugün fizyologlar
ilaçları vücuda nasıl girmeleri gerektiğini değil, oradan nasıl geri
çıkartılabildiklerini düşünüyorlar.
Alınan antibiyotikler, bağışıklık sistemimizi çok kötü bir
şekilde etkiliyor. İnsan onları alır almaz, vücudumuz hemen onlarla
savaşmaya başlıyor. ve bu savaşta antibiyotikler, bağışıklık
sisteminin enerjini % 90 kadar tüketiyorlar. Bundan sonra vücudumuzun
güçlerini yenilemesi için, çok zaman geçmesi gerekiyor.
Antibiyotikler neredeyse bütün mikropları ve virüsleri yok
ediyor ve sadece en güçlü olanlar kalıyor ve çoğalmaya devam
ediyorlar. Buna engellemek için, daha güçlü etkiye sahip olan
antibiyotikler kullanılması lazım. Ama bu sonsuza kadar süremez.
Amerikan bilim adamlarına göre önümüzde, virüs ve bakterilerle olan
savaşını kazanıp kazanamayacağımız değil, ne zaman kaybedeceğimiz
duruyor?
Kimyasal ilaçların yanı sıra, bitkisel özlü ilaçlarla tedavi
yöntemi kullanılamaya başlandı. Bu yöntem yineden doğuşunu geçiriyor.
Bu da, farmakolojik endüstri de hiç hoş karşılanmıyor. Her sene
milyonlarca insanın kimyasal ilaçlardan ölmeye devam ederken, tamamen
zararsız olan doğal ürünler, geleneksel tıp temsilcileri tarafından
bilerek bastırılmaya çalışılıyor. Bunun arkasından politika ve ekonomi
duruyor.
Farmakolojik şirketler, milyonlarca dolar yatırıp bitkisel
ürünlerden ilaç hazırlamak istemiyorlar, çünkü bir bitki üzerine
patent almak mümkün değil, bu durumda bir çok şirket ayni ürünü
üretebilecekler ve bu da doğrudan şirketinin karını etkiliyor.
Bizim ve çocuklarımızın sağlığa bakış açımız
Bugünkü hayat şartlarımızda, özellikle çocuklarımızın sağlık
sorunu ön plandadır.
% 100 sağlıklı çocuk yoktur. Ve eğer çocuğunuz öksürmüyorsa, koşuyor
ve gülümsüyor, bu onu sağlıklı olduğunu göstermiyor. Bizim atalarımız
yaşadığı kadar uzun bizler de yaşayacağımızı zannetmek de yanlış olur.
Çünkü bizim atalarımız başka ekolojik çevrede yaşadılar, başka
yemeklerle beslendiler. Son 60 yıllar içinde, dünyada her şey çok
radikal bir şekilde değişti.
Artık doktorları, ekolojiyi, topuluğu veya kimi olursa olsun
bizim sağlık durumundan suçlamaya alışkanlık hale getirdik. Ama
anlamanın vakti geldi, sağlığınız sizin elinizde.
Ve eğer bugün sağlığınızla ilgilenmeniz için
zamanınız ve paranız yoksa, yarın hastalıklarla savaşmanız için daha
fazla zamana ve paraya ihtiyacınız olacak.
Ha, bu arada unutmayın, yarın gelmeyebilir de.
Gelin, sağlığımızla ilgilenmek için son dakikayı
beklemeyerek, buna buğun başlayalım. Son dakikada süper kliniklerde
süper uzmanları arayarak, onlarda bize, yapabilmek için artık çok geç
olduğunu söylemelerini beklemeyelim.
Unutmayın, en iyi doktor - vücudunuzdur. O tüm profesör,
doktor ve uzmanlardan neler yapmasını gerektiğini çok daha iyi
biliyor.
Vücudumuzda kendini yenileme potansiyeli bulunuyor. Vücudumuz
bir sistemdir ve her sistem gibi bakıma ihtiyaç duyar. Bakım yoksa...
Sağlığın üç prensipleri
Vücudumuz hastalıklarla baş edebilmesi için, bizim neler
yapmamız lazım? Sağlığın üç prensiplerini uygulamak.
1. Kalın bağırsağını, böbrekleri, ciğerleri, kan damarları ve
yıllar içinde biriktirilen pisliklerden her hücreyi temizlemek
gerekiyor. Bizim ekolojimiz, yüzyıllar boyunca kirli olacak kadar
zehirlendi. Gıdalarla ve havayla birlikte bir çok mikrop içimize
alıyoruz. Elinizi kirlettiğiniz zaman çok mü üzülüyorsunuz, hayır,
çünkü onları sabunla yıkayarak eskisi gibi temizleyebilirsiniz. Ayni
şeyi vücudumuzla içten yapmalıyız.
2. Radyasyondan da saklanmamız mümkün değil. Ekolojiyi
değiştiremeyiz. Ama biz, mükemmel bir fırsata sahibiz, beslenmemizle
birlikte radyasyondan vücudumuzu koruyarak, kendimizi stresten ve
başka olumsuz dış faktörlerden koruyabiliriz.
3. Vücudumuza kaliteli bir besin vermeliyiz. Hücrelerimizin besin
maddeler ihtiyaç duyar. O zaman onlar temiz, sağlıklı ve güçlü
olurlar.
Kendi sağlıyla ciddi bir şekilde ilgilenmek lazım, tabi o sağlığa daha
sahip olduğumuz zaman bunu yapmak lazım. Bu sadece değerli paranızı ve
zamanınızı değil, ayni anda da sizin ve çocuklarınızın hayatlarını
korumuş olursanız.
Sağlığımızı korumanın bir çok yollu var. Siz istediğinizi
seçebilirsiniz. Ama, sağlığın üç prensiplerini unutmayın: temizlenme,
koruma ve kaliteli beslenme.
Bak'lar - başka alternatif yok
Tıp patriarhın Hipokrat'ın söylediğini bir kez daha
hatırlayalım, "Besininiz ilacınız olsun ve ilacınız besininiz".
Hayvanların tabiatta hastalıklarına nasıl çare bulduğunu hiç
gördüğünüz mü? Onalar ilaç kullanmazlar, iğneleri de.
Hastalandıklarında iç duyularına güvenerek, çeşitli otları yemeye
başlıyor. sadece insanoğlu doğal olanı unutarak, kimyaya baş vuruyor.
Biyolojik Aktif Gıda Katkıları (BAK'lar) ekolojik uygun olan
bölgelerden toplanarak bize yardım edebilecek tek şeydir.
BAK'lar - bu 50 sene binlerce bilim adamlarının emeğidir.
Bitkilerin yapraklarında, köklerde ve suyunda çok değerli besin
maddeleri bulunuyor. Bu vitaminler, mineraller, mikro ve makro
elemanlarıdır. Bugün dünyanın her yerinde, insanlar sağlığını
koruyabilmek için ve sadece profelaksi amacıyla çok yaygın bir şekilde
BAK'lar kullanılıyor. Japonya'da 120 milyon insanlarının hayatlarını
sürdürebilmek için, BAK'ların kullanılmaları şarttır. Japonya'da
BAK'lar devlet programı üzerindedir. Bunun sayesinde Japonya bugün,
ömür uzunluğu olarak, dünyada 1 numara alıyor. Japonların % 90'nı
BAK'ları kullanıyor. ABD'de % 70, Avrupa'da % 50. Eski Sovyet
ülkelerinde, % 8'dir.
Modern tıp o kadar çok zorlaştı ki, her doktorun kendi
dalında birer uzman haline gelmesi gerekiyor. Genelde biyokimya ve
molekül biyoloji hakkındaki son buluşları izleme ve araştırma vakti
olmuyor. Bu yüzden çoğu zamanlarda farmakologlara gözü kapalı
güvenmelerinden başka seçenekleri yoktur. Onlar da ne yazık ki,
BAK'lara karşı olan kesimde yer alıyorlardı. " Bugüne kadar bilinen ve
denetlenen yüzlerce aktif gıda maddeleri, bizim mönümüze eklenince,
bir çok sağlık sorunlarımızdan kurtulmamıza yardımcı olduğunu görüldü.
Bazı BAK'ların yerini hiç bir şey tutamaz. Deneyler devam ediyor ve
bilim adamları her gün BAK'ların yeni mucizevi işlevlerini ortaya
çıkartıyorlar.
Unutmayın, sizin sağlığınız sadece sizin elinizdedir!


--
Subscription settings: http://groups.google.com/group/vision-international-people-group-/subscribe?hl=tr
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages