ÖLMÜŞ DOKTORLAR YALAN SÖYLEMEZ !

153 views
Skip to first unread message

doruk

unread,
Apr 24, 2010, 5:27:36 AM4/24/10
to VISION international People Group
ÖLMÜŞ DOKTORLAR YALAN SÖYLEMEZ !

İki kere Nobel Ödülüne layık görülen Doktor Uollok, Amerika'da hala
çok popüler bir insandır. Burada okuyacağınız şeyler, sağlık ve çağdaş
tıp bilimi hakkında, sizin ve etrafınızda bulunan insanların
düşüncelerini radikal bir biçimde değişebilir.
Bu söhpeti, kendimden bahsederek başlamak istiyorum. Ben,
Sent-Luis kontluğu'nun batı bölgesinde bir çiftliğinde büyüdüm. 50'li
yıllarda inek üretme işine başladık. Ev hayvanların üretilmesiyle
tanışıyorsanız, bilirsiniz ki, tarım işlerinde para kazanabilmek için,
mısır, soya, bakla ve samanınızı, kendiniz yetiştirmeniz lazım.
Değirmende bizim için mısır, soya, bakla ve samana bir çok vitamin ve
mineralleri ilave ederlerdi. Bu yöntemlerle ineklerimiz için yem
hazırlardık. Altı ay sonra, bu inekleri artık pazara
çıkartabiliyorduk, en iyi olanları da kendimize bırakıyorduk.
En ilginçi ise, ineklerimiz için bu kadar çok şey yaparken,
kendimiz için hiç bir vitamin ya da mineral kullanmazdık. Bizler genç
olup 100 seneye kadar yaşamaya, acısız ve hastalıksız bir hayat
sürdürmek istiyorduk.
Bu beni çok düşündürdüğe babama (Baba, bu inekler için
yaptığını bizim için niye yapmıyorsun acaba ?), diye sordum. O zaman
babam bana hikmetli bir fikir armağan ederek şunu söyledi :
" Susar mısın, delikanlı, sen her gün çiftlikten taze besinleri
yiyorsun ve bunu iyice değerlendirmen gerekiyor, umarım beni
anlıyorsun, dedi.
Tabi ki, daha babama soru sormadım, çünkü öğle yemeyi veya
akşam yemeğinden mahrum kalmak istemiyordum. Deha sonra bir ziraat
okuluna girdim ve bilim paye alıp hayvancılık, tarla bitkileri ve
toprak bilgisi uzmanı oldum. Ardından, iki sene Afrika'da kalmak üzere
yola çıktım. İki senelik bir süre bitince, Sent-Luis hayvanat
bahçesinde çalışmak üzere bir teklif aldım. Milli Sağlık Enstitüsü
hayvanat bahçesine 78 milyon dolar tutarında bir kredi ayırtmış ve
onlar bir veteriner aramaktaydılar. Teklifi kabul ettim ve Sent-Luis
hayvanat bahçesinin yanı sıra Brukvolds, Çikago, New York ve Los-
Angeles gibi Milli hayvanat bahçelerinde çalışmalarda bulunuyordum.
Benim işim, ölmüş hayvanlar üzerinde otopsi yapmaktı. Bunun dışında,
kirlenen çevreye son derece hassasiyet gösteren hayvanları gözetleyip
incelerdim, çünkü 60'lı yılların başında kimse henüz ekolojik
sorunların ve felaketler hakkında bilgiye sahip değildi. Böylelikle,
insanların ve hayvanların ölümlerini incelerken 17 500 otopsi yaptım
ve böyle bir sonuca vardım : " Doğal şekilde ölen herhangi bir hayvan
veya insan, yetersiz beslenme, yani yiyeceklerde gereken besin
maddelerin bulunmaması, yüzünden ölürler "
Kimyevi ve biyoloji tahlillerin neticeleri ile ilgili
belgelere dayanarak artık şunu söylemek gerekiyor : doğal yoluyla
meydana gelen ölüm, yanlış beslenme sonuçudur. Bu güne kadar 75 bilim
makale ve tahkikat, başka yazarlarla ortaklaşa 8 ve tek başıma bir
kitap yazdığım var. Tıp fakültelerde eğitim gören öğrencilere benim bu
kitabı 140 dolar'a satılıyordu. 1700 gazetelerde ve dergilerde
makalelerim çıktı, televizyonda da programlara katıldım. Ondan sonra
eğitime geri döndüm ve bir hekim oldum. Burada da, vetireler okulunda
aldığım bilgileri uygulamaya çalıştım.
İşe yaradı. 15 sene Torkmund'da, Oregon eyaleti'nde oturup,
sıradan doktorluk işlerinde bulundum. Ve bugün, 10-12 senelik bir
tecrübeyle, elde ettim bilgileriyle sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ve bütün bundan sadece % 10 götürebilirseniz ise, bu sizi bir
çok hoşlanmadığınız durumlardan, azap ve izdiraplardan kurtarabilir,
büyük miktarda para tasarüf edebilir ve hayatınızı uzun ve mutlu
sürdürebileceksiniz. Fakat bunun için tarafınızdan bir gayret ve
çalışma göstermezseniz, bunlara ulaşmanız mümkün olmaz. Yani başka
türlü buna varamazsınız, hayatınızın yıllarını uzatamazsınız, kendi
genetik potansiyellerinizi gerçekleştiremezseniz.
Şimdi ise size en temelini açıklamak istiyorum


İnsanın genetik yaş potansiyeli 120 - 140 senedir.
Halen, 120 - 140 yaşına kadar yaşayabilen milletlerin
sayıları çok az, bunlar Doğu, Tibet ve Batı Çin'de yaşayan
insanlardır. Haklarındaki bilgiler daha 1964 yılında "Kaybedilmiş
ufuk" kitabın yazarı Ceyms Hilton tarafından verilmiştir.
Dünyanın en yaşlı adamı, Tibet'te Li adında bir doktordu.
Tabi, bilerli bir abartma da olabilir, ama bu adam Çin Hükümeti'nden,
150 yaşında olduğunu doğrultan özel bir sertifika almış. 1677
doğumluydu. 200 yaşına bastığında ikinci bir sertifika aldı. Belgelere
göre bu adam 256 yaşında öldü. 1933'te ölümü hakkında New York Times
ve London Times gazetelerinde haber verildi. Gereken belgelerde
açıklanmış. Belki de 256 değil de, sadece 200 yaşında öldü. Doğu
Pakistan'da, boğaza olarak adlandırılan bir grup adamlar
yaşamaktaydılar. Onların de yaşam ömürleri uzundu, yaklaşık 120 - 140
senedir. Eski Sovyet Birliğinde Gürcüler, süt ve yoğurt mamullerini
kullanarak, 120 yaşına kadar yaşayabiliyorlardı. Ermeniler, Abhaz ve
Azerbaycanlıların ömürleri de 120 -140 seneye yaşamaya sürdürürlerdi
ve bu yaşlara rağmen kendilerini çok iyi hissederlerdi.
1973 yılında National Geografic dergisinin Ocak sayısında,
100 ve daha çok yaşında olanlar hakkında bilgiler yer almıştı. Bu
yazılar güzel resimlerle süslenmiş ve resimlerinden bazıları hala çok
iyi hatırlayabiliyorum. Resimlerden biri 136 yaşında olan bir kadına
aitti. Bir parti sırasında koltukta oturup Küba sigarasını ve votkayı
içerdi. O 136 yaşında, hala hayatının tadını çıkartmaya devem
ediyordu. Diğer bir resimde, iki cift evliliklerin 100 ve 115
yıldönümünü kutluyorlardı. Üçüncü resimde, Ermenistan dağlarında
yaşlı bir adamın çay tarlasında çay toplarken küçük bir radyoyu
dinlemekteydi. Doğum belgesine, vaftiz tarihi ve çocukların doğumu
kayıtlarına göre, bu adam tam 167 yaşındaydı ve o zamanın en yaşlı
insan sayılırdı. Batı Yarımküresinde, Volokobanda yerlileri ve
Ekvator'un, Güney-Doğu Peru sakinleri , Titikaka ve Maçu-Pikçu
kabilelerin insanları yaş ömürleri uzundu. Titikaka'nın en yaşlı
insanları 120 yaşına kadar yaşarlardı.
Adı Gines Rekorlar kitabında yer alan ve Verciny eyaletinde
oturan en yaşlı Amerikalı bayan Margaret Piç, 115 yaşında beslenme
yetersizliğinden dolayı ölmüş. Daha doğrusu bu kadın sadece düşmüş ve
bundan dolayı meydana gelen komplikasyon yüzünden ölmüş. Sizce,
ölümünün nedenini açıklayabilir mısınız ? Doğru, OSTEOPOROZ. Kadın,
organizmasında kalsiyum yetersizliğinden dolayı ölmüş. Onda, kalp-
damar yetersizliği, kanser veya şeker hastalığını yoktu, sadece
osteoporoz, yani kalsiyum yetersizliği ve bunun yüzünden düştükten
sonra üç hafta içinde öldü. İlğinç olan şu ki, kızının söylediklerine
göre, ölümünden önce annesi ısrarla tatlı istemiş. Çikolata veya tatlı
çok istiyorsanızsa, bu vücudunuzun krom ve venadiye ihtiyacı var
demektir.
Nijerya'da Baue adlı bir kabile reisi 126 yaşinda ölmüş. Defn
sırasında çoksayilı eşlerinden berisi demiş ki, kocasının dişleri
hepsi yerindeydi, ve bu demek ki, vücudun tüm başka organları da
kendine ait fonksiyonları gereken şekilde yerine getirmekteydilar.
1933 yıllında ölen, ve 133 yaşinda olan bir Suriya'lının ismi
Gines Rekorlar kitabında yer aldı. Sırf 133 yaşinda olduğu için değil,
bu yaşa kadar varan insanların sayısı az değil, ve 80 yaşindayken 4
kez evlendiği için de değil, 80 yaşindan sonra daha dokuz kez baba
oldu için. Eğer hesaplarsanız, her bir çoçuk için 9 ay artı bir sene
onun beslenmesi, ve bir sene mecbur ara verilmesini de hesaba
katarsak, kahramanımız 100 yaşindan sonra bile çoçuk sahibi
olabildiğini görürüz. İşte bunun yüzünden ismi Gines Rekorlar kitabına
girmiş.
1993'te Arizona'da ilginç bir deney yapılmıştı, üç çiftı, üç
sene süreyle tecrit bir ortamda yaşatırdılar, kendileri
yetiştirdikleri sağlıklı gıdalarla beslenerek, temizlenmiş hava ile
nefes alıp vererek ve arınmış su ile yaşamlarını sürdüriyorlardı.
Tecri ortamdan çiktıkları zaman, hemen üzerelerinde Los-Angeles'teki
Kaliforniya Üniversitesi'nin p herontoloji uzmanları tarafından
ilgilitahliler yapıldı. Elde edilen deliller, kan analizlerin
neteceleri ve diğer önemli belirtiler Los-Angeles Üniversite'nin
bilgisayarına geçirildi. Bu delillere dayanarak bilgisayar şöyle bir
sonuç çikartı ortaya, eğer bu insanlar ayni şartlarda yaşamayi devam
ettikleri halde 165 yaşina kadar yaşayabilirler. Bu yine de şunu
kanıtlıyor, 120 - 140 yaşına kadar yaşamak mümkün.
Amerikalıların şu anda ortalama yaş süresi - 75,5 yıl
sınırında, magister veya doktorun ömrü 58 senedir. Bu demek ki, 20 yaş
fazla yaşamak istiyorsanız, tıp okuluna girmeyin. Ömrünüzü uzatmak
için iki şey yapmanız lazım.
Gercekten 120 -140 yaşına kadar varmak istiyorsanız eğer,
şunları unutmamanız gerekir :
İlk önce, mayın üstüne basmayın, yani anlamsız ve yapay
tehlikelerden uzak durunuz. Tabi ki, Rus rulet oyunu tercih eder,
sigara içer, alkol içkileri kullanır, izdiham saatleri sırasında
otobanda yüksek hızla araba sürmek isterseniz, muhtemelen 120 yaşina
kadar varamazsınız. Bu biraz komik gelebilir, ama bir düşünün, her
sene binlerce insan işte bu aptal sebeplerden dolayi ölmekteler. Ve
ben de, sizin bu konuda düşünmenizi isterdim. Mümkün olduğu yerlerde
kendinizi savunabilmenizi isterdim. Dolasıyla, bir hastalığın,
özellikle tedavisi olmayan bir hastalığın karşısını alabilirseniz ise,
bu fırsatı elden kaçırmayın.
İkincisi. Besin maddeleri olarak sadece size fayda
getirebilecek türden kullanınız. Yemeklerimizde 90 adet gıda
ilavelerin bulunmasını gerekmektedir. 60 mineral, 16 vitamin, 10 temel
aminoasitlerin ve zülal içeren proteyin, artı 3 yağ asidi. Günlük
tüketiğiniz yiyeceklerin yanı sıra 90 ek madde. Aksi taktirde, yukarda
adı gecen maddelerin eksikliğinden dolayi değişik hastalıklara maruz
kalacaksınız.
Bugün bu konularda gazetelerde diğişik makaleler yazılır,
televizyonda programlar düzellenir, yani bunu neredeyse herkes
biliyorlar, çünkü insanlar artık sağlık konularla ilgilenir, ümürleri
uzatmak arzuları taşir ve bunun için ek gıda katkıları hakkında bilgi
ariyorlar. Doktorlar da bizi bu konuda çok uyarıyor ve meslekleri
onları buna zorladıklarını diye düşünmeyin.
1992 yıllın Nisan ayinda Times dergisinde benim en sevdiğim
makale yayinlandı. Bu geniş makalede kanser, kalp-damar
hastalıklarıyla mücadele, hatta zamanın yıkılma özeliği nasıl
giderilebilirkonulardan bahsedelir. Altı sayfalık bu yazıda tek bir
negatif fikir yer almış ve bu fikri bir doktora aittır. Ona şunu
sordum : Acaba, vitamin ve minerallerin yemeklerimize ek gıda katkılrı
olarak kullanılması konusunda ne düşüniyorsunuz ? Mautsinay New York
Tıp Okulu professoru şu cevabı verdi : Vitaminlerin yutulması hiç bir
fayda veremez, sadece sidiğimizi daha pahalı yapıyor, işte bu kadar.
Bu sözleri normal insan diline cevirsek, şu anlama
geliyor :ek gıda katkıları kullanarak, sidikle değil, dolarla
işiyoruz, dolasıyla paralarımızı vitamin ve minerallere boşa
veriyoruz. Benim ise soylemek istediğim şu. Ben 14 500 kere hayvan ve
3 000 kez insan cesetleri üzerinde, toplam 17 500 otopsi işlemi
yaptım. Eğer kendimize, vitamin ve minerallere para yatırmiyorsak,
doktorların daha iyi yaşaması ve zinginleşmesi için bir neden
oluyoruz.
1776 yıllından II.Dünaya Savaşı'na kadar ABD Hükümeti tıp
dalında yapılan bilimsel araştırmalara yaklaşik 8,5 milyon dolar
ayırmış. Halen ayni amaçla yıllık 1,2 trilyon dolar ayrılmaktadır,
fakat bu da yetmiyor, çünkü herkes tıp hizmetlerinin ücretsiz olmasını
istemektedirler.
Hayvancilıkta insan tıp sistemini uygulanmış olursak, o zaman
0,5 kg köfte için 275 dolar ödemek zorunda kalacağız. Eğer biz
hayvancilıkta uygulanan tıp sistemi insanlarda uygulasak, o zaman 5
kişilik bir ailenin sigorta ayllık primi sadece 10 dolar olacaktır.
İşte, seçim sizin. Sigorta ve Devlet para yardımıyla doktorların her
gecen gün daha da çok zenginleşmesine yol açan bizler olduğumuza göre,
onlar da o zaman bize karşılığında bir şeyler vermeli. En azından
yapılan en son tıp araştırmaların sonuçlarını gönderseler yeter.
Sizlerden, her hangi biriniz böyle bir şey aldığınız mı ? Hayir.
İnteresan, değil mi ? Sizlerle paylaşmak istediğim daha çok şey var.
İşte paylaşiyprum.
Birincisi, mide yarası. Mide yarasının sebebi stres
olabileceğini duyduğunuz mu hiç ? Tam 50 sene önce tespit edildi ki,
domuzlarda mide yarasına yol açan, bakterilerdir. Domuzun midesi
üzerinde pahalı bir ameliyat yapamazdık, ama "Bizmar" adında bir
mineralin sayesinde, hiç bir cerrahi müdahalede bulunmadan, mide
yarasını tedavi edebiliyorduk ve bu bize 5 dolara mal oluyordu.
Bizmar, Tetra ve diğer minerallerin sayesinde bu tür hastalığın
tedavisi gercekleştirebiliyor. Milli Sağlık Enstitütleri, mide yarası
streslerden değil, bakteriler tarafından oluşturuluyor ve tedavi
edebiliniyor, açiklamasını sadece 1994 yıllın Şubat ayında beyan
ettiler. Bizmar ne olduğunu bilmeyenler için şunu söyleyim, bir
eczaneye uğrayıp iki dolar değerinde olan pembe renkli bir madde
içeren bir şişeyi satın alın. Adı,"Peptobizma"dır. Günde bir çay
kaşiği ve mide yaranızı tedavi edebilirsınız. Yani yine seçim şansınız
var, ya 5 dolar verip iyileşebilir, ya da bir doktordan sizi kesmenizi
isteyebilirsınız.
Dvam edelim. Peki, Amerikalıların ölümlerine neden olan
ikinci bir sebep nedir ? Evet, bu dehşetli hastalığın adı "kanser"dır.
1993 yıllının Eylül ayında, Boston Tıp Okulu Milli Enstitütüsü'nün
doktorlrı, kanser hastalığına maruz kalan hastaların üzerinde yapılan
araştırmaların sonuçu olarak, kansere karşı bir diyet keşvettiklerini
savundular. Çin'in Hinay eyaletinde kanser oranı çok yüksk olduğu
için, bütün araştırmalar orada, Çin'de yapılmış. Beş sene içeresinde
29000 kişi çeşitli muayenelerden geçirildı. Onlar, tavsiye edilen
vitamin ve minerallerin miktarını iki katını alıyorlardı. Yani tavsiye
edilen vitamin C miktarı 60 ml. ise, hastalar 120 ml. alıyordu.
İki kez Nöbel ödülüne layik görülen Laynus Poling hep şunu
söylerdi : C vitaminin sayesinde kanser hastalığından korunmak
istiyorsanız, o zaman günde 1000 ml. kullanmanız gerekmektedir. Ve
işte sonüç, onunla bu konuda tartışmalar yapan doktorlar, artık hepsi
bu dünyayi terk etti. Layus Poling ise, şu anda 94 yaşinda, günde 14
saat, haftanın 7 günü çalışmaktadır. Kaliforniya'da bir çiflikte
oturuyor ve San-Fransisko'da Kaliforniya Üniversite'de ders
vermektedir. Size ise yine seçim yapmak kalıyor, ya rahata çekilen
doktorların tavsiyelerine uyacakınız, ya da Laynus Poling'in
söylediğine kulak vereceksiniz. Böylece, normalde C vitaminin iki
katı, A vitaminin iki katı, artı Çinko, Riboflavin, Molibden, vb. Ama
bir takım ise çok faydalıdır : vitamin E, Beta-karotin, Selen bu üç
maddeyi devamlı iki katını kullanmanız gerekir. Bütün bunlardan %0,5
oranında faydalanırsanız, çok iyi olur. Bu vitamin grubunu 5 sene
içeresinde kullanan çeşitli hastalıklara maruz kalan insanlar
arasında, ölüm oranı % 9 oranında azaldığını tespit edildi, yani ölüme
mahküm olan 100 kişinin arasında 9 kurtuluyordu. Kanser hastaları
arasında ise, bu üç maddeyi kullanan 100 kişiden 3'ü hayatta kaldılar.
Hinay eyaletinde, mide ve yemek borusu kanserine maruz kalanlardan %
21 kurtuldu, 100 kişiden 21'i iyileşti.
Daha sonra, Artrit. 1993 yıllın Eylül ayindan itibaren,
Harvard Tıp Okulu ve Boston Hastanesinde, artrit hastalığı taşiyan
insanlar üzerinde özel bir tedavi yöntemi uygulandı. Hastalardan,
genel ilaç yöntemiyle etki görmeyen kişiler seçilirdı ve onlara
Aspirin, Meotriksid, Prednizolon, Kortizon gibi ilaçlar varildı,
fiziksel tedavi uygulandı. Bir etkisi olmadığında, geriye tek kalan
bir şey vardı, oynakların değişmesini sağlayabilecek cerrahi bir
müdahale. O zaman ben şunu teklif ettim, bakın, bu insanlar o kadar
ızdırap çekmişler, belki 90 gün daha çekmeye razı olurlar, bir deneme
için sadece 3 ay istiyorum. 29 kişi fikrimi kabul etti. Onlara her gün
bir çay kaşıkla küçük parcalara bölünmüş ve portakal suyunda cözülmüş
tavuk kıkırdakları verdim. 10 gün sonra, Harvard Tıp Okulu'nun
uzmanları tarafından, aci ve hastalık belırtileri yok oldu, 3 ay sonra
ise oynakların fonksiyonları tamamen eski hale dönmüş.
Şimdi ise, sizlere komik bir hikaye anlatacağım, bu hikaye
orda çalışan bir doktor hakkındadır. İşin böyle bir netecesini görüp,
tavuk kıkırdaklarını ilaç olarak belirtilmiş, eğer bir şey hastanın
iyileşmesini yardım ediyorsa, o zaman buna ilaç adını verilebilir ve
bu ilaçi recete ile satmak mümkün. Tabi ki, o anda doktorun beyninde
geçenler, 3005 kapsül, toplam 25 hasta...v.s. gibi fikirlerdi.
Hiç Altsgeymer hastalığı konusunda bir şeyler duyduğunuz mu ?
Şimdi onu herkes biliyor, oysa benim çoçukluğumda oyle bir hastalık
yoktu. Bu günlerde bu hastalık çok yaygınlaşmış ve 70 yaşina varan her
iki kişiden birini etkiliyor. Korkutucu delil, değil mi ? Ev hayvanın
yemliğine neden yaklaştığını bilmez ise, çifçilerin ne kadar çok zarar
edeceklerini bir düşünün.
Bu nedenle 50 sene önce hayvancilıkta Altsgeymer hastalığının
önlemini nasıl alınabileceğini ve iyileşmek için ne gibi yöntemler
kullanılmasını gerektiğini düşünülmeye başlandı. Tedavi, büyük
miktarda E vitaminin kullanılarak yapılıyordu. 1992 yıllın Temmuz
ayında, San-Diyego Kaliforniya Üniversite'nin Bilim ve Araştırma
okulundan doktorlar, E vitamin, Altsgeymer hastalığının sonuçu olarak
görülen fahıza kaybı prosesleri yavaştatır, diye açikladılar. Ama bu
konuda uzmanlar vetirener tıbbından 50 sene geride kalmışlar.
Hatırlarsanız eğer,doktorlar 58 bizler ise, 75,5 yaşina kadar
yaşiyoruz demiştim. Şimdi neler olduğunu anlatayim. Nasıl
yaşayacağımızı, şeker ve kafeyin kullanmamızı, tere yağı değil,
margarin kullanın, ve buna benzer bir çok saçma fikir üreten bu uzman
gurubu sadece 58 yaşina kadar yaşayabiliyorlar. Obür tarafta ise, 120 -
140 yaşinda olan insanlar günde 40 bardak şekerli çay içerek, zeytin
yağı yerine tere yağı kullanıyorlar ve 120 yaşina kadar
yaşiyabiliyorlar. Peki kime inanalım, 120 sene yaşiyanlara, yoksa 58
yaşina kadar hayat mücadelesi verenlere ? Seçim yine de sizin.
Bütn bunlara rahmen gercekten büyük saygıyı hakeden
doktorlarımız da var, bunların arasında, bir aile doktoru olan, 38
yaşinda - doktor Styuard Kartred. Anefrizma hastalığını araştırayip,
1957 yıllında şunu bulduk. Anefrizma hastalığın sebebi : vücutta bakır
yetmezliği. O zamanlar bir proje üzerinde çalıştık ve 200 000 hindi
üzerinde gözlemler yaptık. Hindilere 90 ek gıda katkısı içeren yem
veriliyordu. 13 hafta sonra hindilerin yarısı öldü. 125 000 otopsi
işlemi yaptıktan sonra, bütün hindiler Anefrizma hastalığı yüzünden
öldüğünü sonuça vardık. Sonra, hindilerin yemlerine iki misli bakır
ilave edildi. Bu yolla çiftçiler 500 000 hindi yetiştirdı ve hiç biri
Anefrizma hastalığı yüzünden daha ölmedi. Ayni tercube fare, kedi,
köpek, inek, domuz ve başka hayvanların üzerinde denedik ve bütün
bunların socünda anlaşıldı ki, Anefrizma hastalığın nedeni - bakır
yetmezliği.
Erkenden beyazlanan saçlar, vücutta bakırın yetmezliği
gösteren ilk bilertidir. Cildimizin esnekliği azalır, gözler aktında
koyu lekeler çikar, yüzünüz bir kayisı kurusuna benzer ve damarlarda
varikoz sorunu da başlar. İnsanlar gidip estetik ameliyat
yaptırıyorlar, ama daha iyi ve daha ucuz bir yol var, o da koloid
minerallerin kullanılmasıdır.
Şimdi ise, sizi başka bir doktorla tanıştırıyım, Martin
Karter. Harvard Tıp Okulundan mezun olup, Yele'de Tıp Doktoru Bilim
sertifikasına layik görüldü. 57 yaşina geldiğinde öldü. Otopsi sonuçu,
doktor Karterin ana atardamar anefrizmasından öldüğünü gösterdi. Yani
doktor, bakır yetmezliğinden dolayi öldü. Bir diğer örnek ise,
Detroyt'ta oturan ve çok ünlü bir avukat olan Elen Uolter 44 yaşinda
öldü. O, zamanında en modern fitnes salonunu ziyaret ederdi, hepimiz
biliyoruz ki, bütün kadınlar hiç bir şey yapmadan mükemmel bir vucuda
sahip olmak isterler. Ölümünün sebebi de - Anefrizma'dir. Otopsi
sonuçları, bunu felç veya kanama olduğunu gösteriyorlardı. Bu da,
bakırın yetmezliğini gösteriyordu.
Styuard Burker adını hiç duyduğunuz mu ? Bu adam sağlık,
diyet ve beslenme konusunda, büyük olaylar yaratan beş kitap yazdı.
Boston'da ünlü Tora Tıp Okulunda, Magister bilim sertifikasını
kazandı. Kitapları, kilo kaybedebilecek çeşili diyetler programlarını
içeriyor. Fakat kendisi, selen yetmezliği yüzünden 40 yaşında öldü.
Doktorlar buna Kardiomiopatiya diyorlar. Çiftçiler, yem satan
mağazalara gidip, hayvanlarına selen satın alıyorlar. Ne için mi ?
İşte, bu hastalığın önlemini almak için. Yukarda adı gecen doktor ise,
bu selen yetmezliği yüzünden hayata veda etti, oysa bu hastalığın
çnlemini, günde 10 sent harcayarak yapabiliriz.
Peki, Sent-Luis'in baş kardioloğu olan Geyl Klark 47 yaşında
neden öldüğünü biliyormusunuz ? Evet, Kardiomiopatiya yüzünden.
Çoğumuz biliyoruz ki, inekler süt verirken büyük miktarda
kalsiyum kaybına uğrıyorlar. Ve sonra taş, kemik arayip, değişik
şeyleri çiğnemeye çalışiyorlar. İyi bir çiftçi onların yemlerine
gereken tüm mineralleri katacaktır, aksi taktirde ağırı de
yiyebilirler. İnsanlarda da bunu görmek mümkün, mesela hamile bir
kadın sürekli bir şey yemek ister, eşlerini itip kalk, ben turşu ile
dondurma istiyorum, derler. Bunun nedeni, vücudlarındaki bebek ona
gereken bütün vitaminleri ve mineralleri alıyor olmasıdır.
Sizlere bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Ellerinize ve
yüzünüze bir bakınız. Pembe renkli lekeler görürseniz ise, bu selen
yetmezliğini gösteriyor. Demek ki, 6 ay süresince selen kullanmanız
gerekir. Bu lekeler de yok olup gider. Sadece altı ayda bunu
durdumanız mümkün. Kalay yetmezliğine gelince bu, erkeklerde dazlak
olmalarını için bir nedendir. Bu yetmezliği gidermediğiniz taktirde,
sağırlığa yol açmış olursunuz.
Bor ise, kemiklerinizdeki kalsiyum sevyesini ve
Osteoporoz'dan korur. Bor Estrogen'in üretilmesine ve erkeklerde
Testosteron oluşmasına neden olur. Kadınlar yeterince bor
kullanmadıkları halde, menopoz sırasında istenmeyen azapçekip,
rahatsız olurlar. Erkeklerin işi ise, daha da kötü olabilir.
Çinko yetmezliği ise - koku ve tat hisslerinin kaybedilmesi
ile tanılıyor.
Laboratuvar hayvanların üzerinde yapılan araştırmalar şunu
gösteriyor : yaklaşik 7 tane mineral, bu hayvanların hayat süresini
ikiye katlayabiliyor. Hatırlarsaniz eğer, 60 mineral, 16 vitamin, 10
temel aminoasit ve 3 yağ asidi, toplam 90 ek gıda katkısı. Biz çok
şanslıyız, çünkü bize gereken bütün bunlar bitkilerde vardir. Oyle
ise, her gün doğru oranlarla 15 bitki nevi kullanın ve bununla da
gereken bu 90 maddeyi almış olursunuz.
Teoritik bu mümkük olsa bile, çoğumuz gereken bu maddeleri
bitkilerden alamiyoruz. Eğer sizin hayatınız sizin için de en az benim
için benim hayatım kadar değerli ise, o zaman kendiniz için bir şeyler
yapmanızın zamanı geldi. Eğer vücudun ihtiyaç duyduğu tüm vitaminleri
ve mineralleri, ayrıyetten temel aminoasitleri kullanmazsanız, size
garanti verebilirım ki, 120 -140 yaşına kadar yaşamanız mümkün değil.
Mineraller ise, burda durum çok daha kötü, neredeyse bi
trajedi seviyesinde. Çünkü bitkilerde artık mineral bulunmiyor.
Toprakta olmadığından dolayi, bitkilerde de olması mümkün değil. ABD
Parlamentosu tarafından hazırlanan bir belgenin kopyasını hazırladık
sizin için. 74'çü Kongre'nin 2.64 nolu belgede şu bilgiler yer
alıyordu : "topraklarımızda ne tür bitki olursa olsun, hiç bir şekilde
artık mineral içermiyor. Bu minerallerin yetmezliği yüzünden insanlar
her çeşit hastalıklara maruz kalıyorlar. Bunu tek bir çözüm yolu var -
o da ek gıda katkıları kullanmaktır. 1936 yıllını 74 Kongrenin
hazırladığı belge işte buydu. Bugün durum iyileşti mi acaba... Hayir.
Aksine, durum daha da kötüleşti. Çünkü çiftçiler topraklara sodyum,
fosfor ve kalsiyum katıyorlar. Sadece üç madde, ve hiç kimse çiftçii
60 madde daha katması zorlayamaz, çünkü mahsulün miktarı o minerallere
bağlı değil. Ürünü toplarken, toprağı bu minerallerden mahrum
ediyoruz, toprağa üç mineral katarak 60 istiyoruz. Bu bankadaki
hesabınıza aylık üç dolar yatırdığınıza ve parayi çekerken 60 dolar
çekmek istediğinize benzer.
Size şunu söyleyebilirım ki, bizim sağlığımız da kritik bir
duruma gelmek üzere.
Bana hep sorarlardı. Peki 1000 sene önce insanlar hiç gübre
kulanmazlardı, fakat ömürleri uzundu. Ve Mısırlılar, Çinliler ve
Hindililer hakkında ne düşünüyorsanız ? Cevabım şu : Onlar Nil, Gang
ve Sarı (Çin'de) gibi büyük ırmakların kıyılarında yaşiyorlardı. Her
sene bu ırmaklar taşıp her yeri su altında bırakırlardı. Ve bu
taşkınlar sırasında neler oluyordu, söyler misiniz ? Bu sular
dağlardan ku ve her çeşit liğ binlerce kilometreye yayardı. Ve bu
insanlar sahip oldukları bütün Tanrılara bu taşkınlardan dolay şükür
duaları ederdı, bizler ise, tam tersine suların taşmaması için dua
ediyoruz. Bu taşkınlar da toprağı zenginleştirip, liğ ve mineraller
giterir ve tarla bitkileri mahsullerini artırırdı. Toprak mükemmel bir
biçimde minerallerle zenginleşirdi.
Şimdi ise şunu yapacağım, sadece örnek olarak bir kaç mineral
alacağım, aslında anlatmak istediğim şey tüm mineraller hakkındadır.
En tanılmış minerallerimiz - kalsiyumdan bahsedelim. Onu herkes tanır.
Kalsiyum yetmezliği tam 147 çeşit hastalığa yol açmaktadır. Osteoporoz
- bu hastalık yetişkinler arasında ölümün sebeplerinden 10'ü yer
tutmaktadır. Bu hastalık çok pahalıdır. Bir kaynak kemiğin oynağının
ameliyatı 35 000 dolara mal oluyor, Allah göstermesin eğer iki kalça
irden olursa, bu 70 000 dolar anlamına geliyor. Missis Kets 115
yaşinda düştükten sonra geçerdiği rahatsızlık nedeniyle öldü.
Bildiğim kadariyla hayvanlarda bu tür hastalık yoktur.
Diyelim ki, sizin tam 100 adet inekleriniz var ve bu sene hiç bir
ineğiniz doğurmadı. Senelik masraflarınızı kapatabilmek için ne
yaparsanız ? Yem, veteriner hizmetleri, çiftlik bakımı, gübre, v.s. O
zaman vetirenere arayip diyorsunuz : neler oluyor, belki de bu
ineklerden kurtulmam lazım...
Veteriner gelip, inekleri inçeler ve size şunu der : sorun
ineklerinizde değil, sorun boğanızda. Boğanızda osteoporoz var ve bu
durumda o, ineklere hiç bir şey yapamaz. Bu tehlikeli hastalığın
önlemini alabilmek için yeni doğan yavrulara, günde sadece 10 sentlik
kalsiyum vereceksiniz ve bununla da hiç bir zaman osteoporoz
hastalığına maruz kalmayacaklar.
Parodontoz ve diş eti iltihabı hastalıklarının profilaksi
işlemleri için uzmanlar her yediğiniz yemekten sonra dişlerinizi
fırcalamanızı ve flos'u kullanmanızı tavsiye ederler. Bir
veteriner olarak yüz binlerce hayvanlarla karşılaştım. Onlarda bunun
gibi hastallıkları yoktu ve flos da kullanmiyorlardı, bazen nefesleri
taze olmayabilirdı, ama diş etleri her zaman sağlıklıydı. Sebep ayni -
kalsiyum yetmezliği gibi bir sorunun olmaması.
Artrit'te gelelim. Artritlerin % 85'i kemiklerinin oynak
uçlarının osteoporozundan kaynaklanıyor.
Biraz da, atar damar Hipertoni hakkında. Hipertoni - yüksek
tansiyon demek. İlk önce doktorunuz yemeklerinizde tuzun azalmasını
tavsiye ederler. Fakat yine inekleri hatırlayalım. Ev hayvanların
yemlerine esas ilave edilen şey - tuzdur. Hiç bir çiftçi bunu
yapmazsa, veteriner masraflarından deliye döner. Ve bizim tuza
ihtiyacimiz olmadığını diye, bizi inandırmaya çalışiyorlar. Yediğimiz
ekmekte ve salatada gereken tuz miktarı vardır, diyorlar. Sakın buna
inanmayin.
Yüksek tansiyonu olan 5000 kişiden oluşan grupla bir deney
yaptım. Günlük verilen kalsiyum miktarını iki misliye çikartım. Altı
ay sonra bu deneyi durdurmaya karar verdim, çünkü bu grbun % 65'de
tansiyon normal hale geldi. Doktorlarına gittikleri zaman :
tansiyonunuz normal, hangi ilaçi kullandığınız, sorusuyla
karşilaşiyorlardı. Sadece bir deneye katılıp, günlük kalsiyum
miktarını ikiye artırdım.
Gece uyanırken parmağımızı bile hareket edemediğimiz zamanlar
oldu, işte bu kramp. Bu da kalsiyum yetmezliğinden kaynaklanıyor.
Bayanlarda ise adet sedromu, emosynel dengesizlik ve fiziksel
rahatsızlıklarla geçmektedır. San-Diyego Kaliforniya Enstitüsü'nde,
kadınlara günlük kalsiyum miktarını ikiye katlamalarını tavsiyede
bulunduk, ve uygulananların % 85'inde bu gibi bilertiler yok oldu.
Amerikaların, ister bilgisayar başinda, kocaman bir kamyon
boşaltmasında veya otobüs şoförlüğünde çalışsalar da, % 65'i bel
ağrılarına maruz kalıyorlar. Aslında bu bel ağrıları, bel keiğinin
osteoporozudur. Eğer bel diskleri dayandırılabilecek hiç bir şey
bulamiyorlarsa, o zaman bel kemiğinin fonksiyonları bozulur özelikle
de, bakır yetmezliğinde meydana geliyor.
Ve son olarak Diyabet'ten konuşalım. ABD'de ölüm
sebeblerinden üçüncüsüdür. Diyabet, körlüğe, böbrek faaliyetlerinin
bozulmasına, değişik çeşit kalp-damar hastalıkların oluşmasına da
neden olabiliyor. 1957 yıllında veterineride, mineraller sayesinde
diyabetin önlemesini ve hastaların iyileşmesine mümkün olduğunu
saplandı. Bu deliller, Milli Sağlık Enstitüsündeki araştırmaları
temsil eden resmi bir dergide yayinlanmış. Diyabeti önlenmek ve
hastalığından iyileşmek için Krom ve Vanadi minerallerin yeterli
olduğunu göstermişler. Vankuver Üniversitesi ve Brigişkolumbium Tıp
Okulu'nun araştırmalarına göre, tek bir Vanadi bu gibi hastalıklarda
İnsulin'in yerine geçebiliyor. Bazıları için bu proses 4 - 6 ay
sürmektedir ve bu süre içeresinde gereken miktarda Krom ve Vanadi
minerallerin kullanılması gerekiyor. Sakın bütün bu minerallerin
vücudunuza yediğiniz gıdalarala gireceğini beklemeyin. Kim bilir, bu
satın aldığımız paketler ve şişeler ne içeriyor...
Dikkat edilmesi gereken minerallerin arasında şu üç grubu çok
önemli :
1 grup - Metal mineralleri. Taş-kaya cinsinden. Onlar sadece % 8-12
oranında sindaralir. Yaşiniz ilerlediğinde 25-40, bu oran daha da
düşüyor, % 3-5 civarında.
Kalsiyum-Lakte'ye benzer bir şey kullanıyorsanız ise, bu çok
kötü. Diyelim ki, bu ilaç tablet şeklinde ve 1000 mg'lik. Günde iki
tablet alıyorsunuz ve : doktor bey, radyoda artrit hakkında bir çok
şey duydum ve 2000 mg Kalsiyum aldım, ama durum daha da kötüleşmiş,
diye şikayet'te bulunursunuz. O zaman ben de sorarım, hangi çeşit
Kalsiyum'dan kullandığınız ? Kalsiyum-Lakte, derseniz. İşte hata
burada, bu ilaçta sadece 250 mg metal Kalsiyum bulunur ve geriye kalan
750 mg Laktoz ve Süt şekeridir. Ve bunun sadece %10'un
hazmedildiğinizi göz önüne alarak, aldığınız gercek metal Kalsiyum'un
miktarı 25 mg'dir. Siz günlük 2000 mg değil, sadece 50 mg aldığınız.
Yani bunun gibi tabletlerinden günde 90 tane almanız lazım, yani her
yemek esnasında 30 tane. Ve geriye kalan 59 mineralleri daa unutmamız
lazım.
60'lı yıllarda tarımda Keleyded-mineralleri kullanmaya
başlandı. Bunlar, aminoasitleri, proteyin ve enzimleri içeren
minerallerdir. Bunların sindirim oranı %40 civarında. İşte bu yüzden,
Gıda Endüstrisi bununla hemen yakından ilgilenmeye başladı.
Üçüncü mineral gurubu ise, Koloit-mineralleri. Bunların
sindiri oranı en yüksek olduğu için, bizler için en büyük önem
taşimaktadırlar. Bu tür minerallerin sindirimi %98 civarında. Yani,
Keleyd-minerallerin 2,5 katı ve Metal-minerallerin tam 10 katıdır
anlamına geliyor. Koloit-mineralleri saadece sıvı halinde
olabiliyorlar ve çok küçük parçaciklardan oluşmaktadırlar. Kanımızdaki
en küçük kırmızı noktadan (eritrotsid ), 7000 kez daha küçüktür. Her
bir parçası negatif elektrikle yüklü, bağırsak duvarları ise pozitif,
bunun sonuçunda bir elektromanyetik alan oluşmaktadır ve bütün
parçaçiklar, bağırsak duvarlarına konsantre etmekteler.
Koloit-minerallerin oluşmasında, bitkilerin yeri oldukça
interesan. Bitkilerin dokularında metal-mineralleri koloit-minerallere
dönüştürüyor. Bu bitkileri kullanırken, vücudumuza gereken mineralleri
vermiş oluyoruz. Fakat, topraklarımazda metal-minerallerin
olmamasından dolayi, bitkilerde de minerallerin olması mümkün değil.
120 - 140 yaşina kadar yaşiyanların hepsinin bir ortak
noktaları var. Onların tümü yüksek, dağlı yerlerde yaşarlardı (deniz
seviyesinden 8000-14000 fut yükseklikte). Bu tür yerlerde genelde
yağmur veya kar gibi yağışlar yağmazlar, belki çok az. Çok kuru bir
eklim. Peki, içme suyu ve tarımda kullanılan suyu nerden alıyorlar ?
Dağlarda karların erimesinden oluşan sular geyzerdeki su gibi temiz ve
saydam değil, hatta bardağa doldurduğumuzda, sarı-beyaz veya mavi-
beyaz renğinde olduğunu görebilirsınız. Bu suda, 60-72 mineraller
bulunmaktadır. Titi-Kaka veya Tibet'te bu suya buz sütü adını
vermişler. Ve onlaar bu suyu sadece içmekle kalmıyorlar, ayni anda
tarım işlerinde de kullanıyorlar. Nesilden nesile geçen bu yöntem,
2,5-5 bin sene boyunca uygulanmaktadır.
Bu insanlarda, kalp-damar hastalığı, diyabet, yüksek
tansiyon, osteoporoz, kanser gibi hastalıkları yoktur, hapis yok,
esrar yok, vergi yok, doktor yok ve onlar 120 - 140 sene hastalanmadan
yaşamlarını sürdürüyorlar.
Unutmayi : bu mineralleri almadığınız bir gün, hayatınızı bir
kaç dakika, belki de bir kaç gün kısaltmış oluyorsunuz.Bunun üzerinde
düşünün.
Hoşçakalın ve sağlıklı kalın...


--
Subscription settings: http://groups.google.com/group/vision-international-people-group-/subscribe?hl=tr
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages