KANSERİN BESLENMESİ!..

25 views
Skip to first unread message

Poseydon

unread,
Jun 26, 2010, 12:34:22 PM6/26/10
to VISION international People Group
KANSERİN BESLENMESİ!..

[Kaynak: International Wellness Directory]

Bilim adamları, insanlığı kanser hücrelerinin en sevdiği yiyeceğe
karşı uyarıyorlar. Bu "tatlı" yiyecek ne midir? Okuyun da, şaşırın!
International Wellness Directory'den alınan bu ilginç ve güzel yazının
Türkçesi, 15 Aralık 2006 tarihinde "iyibilgi sitesi"nde
yayımlanmıştır.

Kanser en çok neyi sever?
Her doktor, öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir.
Warburg, 1930'lu yıllarda kanserin en temel biyokimyasal sebebini,
yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu
bulmuştur. Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a bir
Nobel ödülü kazandırmıştır. Warburg'a göre kanserin temel bir sebebi
vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun,
oksijensiz -anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.
Warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser,
normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır.
Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyarlarken; kanser hücreleri
oksijenden kaçınmaktadırlar! Hiperbarik oksijen terapisi, alternatif
kanser tedâvisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir. Bu
buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma
(fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur. Kanserin metabolizması
normal hücre metabolizmasından sekiz kat daha fazladır. Yukarıda
söylediklerimizi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkar: Vücut, kanseri
beslemeye çalışırken mütemâdiyen kapasitesinin üstünde çıkar. Kanser,
devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini
talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar.
Tabii ki, kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini
sağlayamazsa!

Proteinlerden şeker:
Bu ziyan sendromuna kaseksi denir. Kaseksi, vücudun proteinlerden
(evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veyâ yağlardan değil de,
proteinlerden) "glükoneogenez (yeniden glükoz yapımı)" işlemiyle,
şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser
hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çekmeye başlar.
Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek
size mantıklı geliyor mu? Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet
uygulamak?..
Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcut ise de,
(bunlar işe yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve
kanser arasındaki bağlantiyi görmüştür. Bu terapilerde,
karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin
hiçbirinde şekere de izin verilmez, çünkü şeker kanseri beslemektedir!
Peki, doktorunuz bu gerçekleri size acaba neden söylemez? Kim bilir?
Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi
olduğunu düşünmektedir! Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur, ama
geri kalan parçaları tamamlayamamıştır. Belki de, beslenmeyle ilgili
hiçbir şey öğrenmemiştir. Aslında, 1978'e kadar ABD'nin resmi
kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddiâ
etmekteydi!!!!
Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer
terapilerle ortaya çıkmışlardır. Bunlardan biri "Laetrile"dir.
Kaseksili hastaların yüzde 50'den fazlasında, glükoneogenez sürecini
durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir. Bugün, Minnesota
Üniversitesi kemoterapi alanında bir "akıllı bomba" üzerinde
çalısmaktadır. Akilli bomba diyebileceğimiz ilâcın üzerinde bir
kaplama vardır. İlâç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya
geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için
kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan
kanserli bölgedir.
Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardir.
Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser,
çiğ yiyeceklerdense pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi,
besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin
şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu
beslemeyin! Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak da çözüm değildir.
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düsünüyorsanız, başka bir tuzağa
düşmüş olursunuz. Tatlandırıcıların da vücuda ciddî zararları olduğu,
yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Örneğin, ABD Gıdâ ve İlâç
Dâiresi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine
"Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol
açmıştır ." ibâresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi
diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken
gıdâlar arasında yer almaktadırlar.

(Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibâre
yoktur!)

Prof. Dr. Ahmet Aydın'ın yorumu:
Şekerli gıdâlar nasıl kansere sebep olurlar? Nobel Tıp Ödülünü alan
Alman Otto Warburg, aslında yıllar önce (1931) kanser hücrelerinin
sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizmasinin olduğunu (oksjenli
metabolizma yerine oksijensiz metabolizma) ve şekerin kanserli
hücreleri beslediğini göstermiştir (1).
Aşırı şekerli gıdâlar yemek insülin direncine, yâni hiperinsülinizme
yol açarlar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF)
bağlayıcı protein-1 ve -2 (IGFBP-1 ve IGFBP-2) sentezini azaltarak
serbest IGF-1 düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen-hemen bütün
dokular için potent bir mitojeniktir. Yâni hücre üremesini kontrolsüz
bir şekilde artırarak kansere sebep olur (2-4).

Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl artmıştır?
1815'de, İngiltere'de kişi başına 5 kg civârında olan yıllık çay
şekeri tüketimi, 1970'te 50 kg'ın üzerine çıkmıştır (5). ABD
vatandaşları, 1970-2000 yılları arasında önceki yıllara oranla yılda
100 litre daha fazla şekerli meşrûbat tüketmişlerdir. Türkiye'deki
durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ve büyüğüyle çılgınca şeker
ve beyaz un kullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin
arttığını açıkça göz önüne sermektedir.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir:
a.. Un ve şekerden kaçınarak insülin direnci yenilmelidir.
b.. Hiçbir şekilde, tatlandırıcı içeren "light" hafif yiyecek ve
içecek tüketmemelidir.
c.. Katki maddesi ilâve edilmiş, paketlenmiş gıdâlar yenmemelidir. Taş
devri diyeti uygulanmalıdır!
d.. Mümkün olduğunca tâze sebze ve meyve yenmelidir.
e.. Yeterli omega-3 alınmalı; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk yağı ve
margarinleri diyetten çıkarmalıdır. Bunlarin yerine zeytinyağıyla,
doğal ve hayvanî yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı)
tüketmelidir.
f.. Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi
probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenmelidir.
g.. Serbest yaşayan (ahır veyâ kümese mahkûm edilmemiş) hayvanlarin
eti ve yumurtası yenmelidir.
h.. Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçınmalıdır. Kutudaki sütü
tüketmemelidir. Mümkünse mandra sütü kullanmalıdır. Doğrudan süt
yerine, süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih etmelidir.
i.. Günde iki diş sarımsak ve/veyâ bir baş kuru soğan tüketilmelidir.
j.. Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketmelidir.
k.. Şekersiz yeşil ve siyah çay tüketmelidir.
l.. Streslerden uzak durmaya çalışılmalıdır.
m.. Dinlenecek kadar uyunmalıdır. Başka deyişle uykusuz
kalınmamalıdır.
n.. Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durulmalıdır..
o.. D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için, dengeli bir şekilde
güneşlenmeli veyâ da D vitamini takviyesi alınmalıdır.
p.. Yeteri derecede egzersiz yapılmalıdır.
q.. Aşırı alkol kullanmamalıdır.
r.. İşlenmiş soya ürünü yememelidir.
s.. Yemekleri geleneksel yöntemlerle (buğulama, buharda pişirme)
pişirmelidir. Turbo fırınlar da kullanılabilirler.
t.. Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi), besin kayıplarına yol
açar ve ayrıca kanserojen de olabilirler.
u.. Daha çok toprak (güveç), cam veyâ da kalaylı bakır kaplar tercih
edilmelidirler. Emaye ve çelik kaplar daha sonraki tercihlerdir.
v.. Teflon ve alüminyum kaplar ise kesinlikle kullanılmamalıdırlar.

Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi,
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages