* VikiKaynak:Şikâyet
* VikiKaynak:Güncel olaylar
* Duyurular
Gazavat-ı Hayrettin Paşa
Şikayet konularında belirtilecek hususlar:
*
biz köprübaşı gazavat-ı hayrettin paşa çalışma grubuyuz.
o
Öğrenci adı soyadı sınıfı şubesi okulu yazılacak
o
kullanıcı sayfalarının neden silindiği sorgulanacak
o
çalışmalarının yarım kaldığı belrtilecek
+
kullanıcı sayfası silmenin yanlışlığı
anlatılacak( herif öküz değil insansa ve tabii anlarsa anlatılmaya
çalışılacak)
#
Gazavat on yedi bölümden oluşmuyor. Lütfen
bize bırakın gazavat-ı biz düzenleyelim.
*
Bizim kullanıcı sayfalarını silmeniz
bizi katkısız bırakıyor. Bu doğru değil.
o
kullanıcı sayfamızxda sadece
gazavat yok başka kişisel bilgilerimizde var o bilgilerimizi niye
sildiniz?
KULLANICI SAYFALARININ YÖNETİCİ TARAFINDAN BOŞALTILMASI
KULLANICI SAYFASI SİLİNİR Mİ?
YANİ HİÇ BİR WİKİDE VE VİKİKAYNAK UYGULAMALARINDA KULLANICI
SAYFASI SİLİNİR Mİ HİÇ?
ELBETTE SİLİNMEZ...
HATTA TEŞVİK EDİLİR.
BABİLLER HAZIRLANIR, KATILIMLARI ARTSIN DİYE...
ALT SAYFALARDA ÇALIŞMA YAPMALARI ÖNERİLİR...
MADDELERDE İSE ANA DÜZENLEME YAPMALARI DESTEKLENİR.
PEKİ BİR YÖNETİCİ BEY, BEN SİLERİM DERSE NE OLUR?
SİLİNİR. TABİİ Kİ...
HİÇ BİR ŞEY OLMAZ...T
ABİİ Kİ...
PEKİ SORU :
GAZAVAT-I HAYRETTİN PAŞA GİBİ EMSALSİZ VE İNTERNETTE OLMAYAN BİR
KAYNAK ESERİN BİLGİLERİNİN TAMAMI ORDAYSA VE BİR KISMI SADECE
VİKİKAYNAĞA EKLENMİŞSE NE OLACAK?
EL-CEVAP:
NE OLACAK ...TABİİ Kİ .... HERKES VE ÖZELLİKLE VİKİ ALEMİ
GAZAVATI HAYRETTİN PAŞA ÇALIŞMASINDAN VE GAZAVAT-I HAYRETTİN PAŞA
KLASİK KAYNAĞINDAN HABERİSİZ VEKAYNAKSIZ KALINACAK . ORADAKİ YANİ
GAZAVAT-I HAYRETTİN PAŞA KISMINDAKİ BİR KAÇ YARIM EKSİK YANİ BİLGİYLE
YETİNECEK. YARIM HEKİM CANDAN YARIM BİLGİ İNSANI İMANDAN VE EDEPTEN
EDERMİŞ...
SONUÇ:
VİKİ ALEMİNİN HİÇ BİR YERİNDE KULLANICI SAYFALARININ HATTA
KULLANICI ALT SAYFALARININ DAHİ SİLİNDİĞİNİ GÖREMEZSİNİZ. EVET
GÖREMEZSİNİZ....
İŞTE O SİLMELERE BAKALIM
VE
DUA EDELİMDE DİĞER YÖNETİCİLER BU İNANILMAZ HATAYI
DÜZELTSİNLER!....
İŞTE O ENTERESAN SİLMELER:
* 17:11, 17 Şubat 2008 Nosferatü (Tartışma | Katkılar)
"Tartışma:Ruh-ul Mesnevi/Mukaddime" silindi
* 17:10, 17 Şubat 2008 Nosferatü (Tartışma | Katkılar)
"Kullanıcı:Esma ayar" silindi (madde oluşturulmuş kullanıcı sayfası)
* 17:10, 17 Şubat 2008 Nosferatü (Tartışma | Katkılar)
"Kullanıcı:Derya sancak" silindi (madde oluşturulmuş kullanıcı
sayfası)
* 17:09, 17 Şubat 2008 Nosferatü (Tartışma | Katkılar)
"Kullanıcı:Ömür ayar" silindi (madde oluşturulmuş kullanıcı sayfası)
* 17:09, 17 Şubat 2008 Nosferatü (Tartışma | Katkılar)
"Kullanıcı:Özlem malkoç" silindi (madde oluşturulmuş kullanıcı
sayfası)
* 17:09, 17 Şubat 2008 Nosferatü (Tartışma | Katkılar)
"Kullanıcı:Uğur Özdemir" silindi (madde oluşturulmuş kullanıcı
sayfası)
* 17:08, 17 Şubat 2008 Nosferatü (Tartışma | Katkılar)
"Kullanıcı:Kübra uzuntaş" silindi (madde oluşturulmuş kullanıcı
sayfası)
* 17:08, 17 Şubat 2008 Nosferatü (Tartışma | Katkılar)
"Kullanıcı:Kübra aslan" silindi (madde oluşturulmuş kullanıcı
sayfası)
* 17:08, 17 Şubat 2008 Nosferatü (Tartışma | Katkılar)
"Kullanıcı:Meryem Yazıcı" silindi (madde oluşturulmuş kullanıcı
sayfası)
*
BU VİKİKAYNAK HADİMLERİNİN HEPSİDE ÖĞRENCİ...
GÜNLERCE VİKİKAYNAĞA GAZAVAT-I HAYRETTİN PAŞAYI YÜKLEMEK İÇİN
UĞRAŞTILAR....
AMA HEPSİ OLMASA DA ÇALIŞMALRININ % 90 I YANİ PEK ÇOĞU BOŞA
GİTTİ....
YAZIK... ÇOK YAZIK....
HALBU Kİ BU KATKILARI YANİ YAPTIKLARI ESERLERİ KENDİ ÇOCUKLARINA
ANLATACAKLARI GÜZEL BİR ANI OLARAK KALACAKTI...
BELKİ ARKADAŞLARINA YAPTIKLARI İŞLERLE ÖVÜNECEKLERDİ.
RÜYALARI ÖLDÜRÜLDÜ,
HAYALLERİ YIKILDI...
CESARETLERİ MEZARA GÖMÜLDÜ....
TRABZON UŞAKLARININ....
YAZIK ... ÇOK YAZIK...
Köprübaşı Çalışma Grubunun çalışmalarının Silinmesi
Gazavat-ı Hayrettin Paşa Çalışmasını Silmeniz
Gazavat-ı Hayrettin Paşa Çalışmasını yapan kullanıcıların kullanıcı
sayfalarını silmişsiniz. Acemi kullanıcı olabilirler. Çalışmalarını
orada yapıyorlar. Onların 2 aylık emekleri var .Kullanıcıların
emekleri Gazavat-ı Hayrettin Paşaya henüz aktarılamadı. Yakında
aktarılacaktı. Az sabırlı olsak ve çalışmaları boşa çıkarmasak. Lütfen
rica ediyorum ; msilme yanlışlarını geri alır mısınız? --88.249.64.234
08:42, 18 Şubat 2008 (UTC)
http://tr.wikisource.org/w/index.php?title=Kullan%C4%B1c%C4%B1_mesaj:Nosferat%C3%BC/Ar%C5%9Fiv1&oldid=26161#Gazavat-.C4.B1_Hayrettin_Pa.C5.9Fa_.C3.87al.C4.B1.C5.9Fmas.C4.B1n.C4.B1_Silmeniz
Tartışma:Barbaros Hayreddin Paşa SİLMELERİ
(Silme kayıtları); 10:10 . . Nosferatü (Tartışma | Katkılar)
("Tartışma:Barbaros Hayreddin Paşa" silindi)
şikayet [değiştir]
Şablon:Merhaba Amcacığım,lütfen kullanıcı sayfamızda okulda
hazırladığımız Gazavat-ı Hayreddin Paşa'nın sayfalarını yükleyemeden
kullanıcı sayfalarımız silindi.Geri yükler misiniz?Kullanıcı
sayfalarımızı sildiğiniz için çalışamıyoruz.--Ömür ayar 12:05, 20
Şubat 2008 (UTC)
şikayet [değiştir]
Şablon:Merhaba Amcacığım, lütfen kullanıcı sayfamızda okulda
hazırladığımız Gazavat-ı Hayreddin Paşa'nın sayfalarını yükleyemeden
kullanıcı sayfalarımız silindi. Geri yükler misiniz? Kullanıcı
sayfalarımızı sildiğiniz için çalışamıyoruz.--212.175.115.11 12:06, 20
Şubat 2008 (UTC)
şikayet [değiştir]
Şablon:Merhaba Amcacığım, lütfen kullanıcı sayfamızda okulda
hazırladığımız Gazavat-ı Hayreddin Paşa'nın sayfalarını yükleyemeden
kullanıcı sayfalarımız silindi. Geri yükler misiniz? Kullanıcı
sayfalarımızı sildiğiniz için çalışamıyoruz.--212.175.115.3 12:06, 20
Şubat 2008 (UTC)
şikayet [değiştir]
Şablon:Merhaba Amcacığım, lütfen kullanıcı sayfamızda okulda
hazırladığımız Gazavat-ı Hayreddin Paşa'nın sayfalarını yükleyemeden
kullanıcı sayfalarımız silindi. Geri yükler misiniz? Kullanıcı
sayfalarımızı sildiğiniz için çalışamıyoruz.--Kübra uzuntaş 12:06, 20
Şubat 2008 (UTC)
şikayet [değiştir]
Şablon:Merhaba Amcacığım,lütfen kullanıcı sayfamızda okulda
hazırladığımız Gazavatı Hayreddin Paşanın sayfalarını yükleyemeden
kullanıcı sayfalarımız silindi.Geri yükler misiniz?Kullanıcı
sayfalarımızı sildiğiniz için çalışamıyoruz.--Derya sancak 12:06, 20
Şubat 2008 (UTC)
şikayet [değiştir]
Şablon:MerhabaAmcacığım, lütfen kullanıcı sayfamızda okulda
hazırladığımız Gazavat-ı Hayreddin Paşa'nın sayfalarını yükleyemeden
kullanıcı sayfalarımız silindi. Geri yüklermisiniz? Kullanıcı
sayfalarımızı sildiğiniz için çalışamıyoruz.--Meryem Yazıcı 12:07, 20
Şubat 2008 (UTC)
şikayet [değiştir]
Şablon:Merhaba Amcacığım, lütfen kullanıcı sayfamızda okulda
hazırladığımız Gazavat-ı Hayreddin Paşa'nın sayfalarını yükleyemeden
kullanıcı sayfalarımız silindi. Geri yükler misiniz? Kullanıcı
sayfalarımızı sildiğiniz için çalışamıyoruz.--212.175.115.15 12:09, 20
Şubat 2008 (UTC)
şikayet [değiştir]
Şablon:Merhaba Amcacığım, kullanıcı sayfamızda okulda hazırladığımız
Gazavat-ı Hayreddin Paşa'nın sayfalarını yükleyemeden kullanıcı
sayfalarımız silindi. Geri yükler misiniz? Kullanıcı sayfalarımızı
sildiğiniz için çalışamıyoruz.--212.175.115.15 12:10, 20 Şubat 2008
(UTC)
Şablon:Merhaba Amcacığım lütfen kullanıcı sayfamızda okulda
hazırladığımız Gazavat-Hayreddin Paşa'nın sayfalarını yükleyemeden
kullanıcı sayfalarımızı geri yükler misiniz? Kullanıcı sayfalarımızı
sildiğiniz için çalışamıyoruz.--Özlem malkoç 12:12, 20 Şubat 2008
(UTC)
Gazavat-ı Hayrettin Paşa
VikiKaynak sitesinden
Git ve: kullan, ara
Gazavat-ı Hayrettin Paşa
Barbaros Hayreddin Paşa söylemiş
Seyyid Muradî Reis yazmıştır
Bölüm 1 - Oruç ve Hızır Reisler Akdeniz'de
Bölüm 2 - Gaza niyetine!
Bölüm 3 - Yer altında namaz kılanlar
Bölüm 4 - Baskın basanındır
Bölüm 5 - Kafir kelleleri
Bölüm 6 - Hainlerle savaş
Bölüm 7 - Kelle avcıları
Bölüm 8 - Cezayir için savaş
Bölüm 9 - Havaya uçan kelleler
Bölüm 10 - Aydın Reis iş başında
Bölüm 11 - Andirya Dorya'nın esir alınması
Bölüm 12 - Deli Mehmet Reis
Bölüm 13 - Kaptan-ı Derya Hayreddin Paşa
Bölüm 14 - Kafirle büyük savaş
Bölüm 15 - Şevketlü Sultan Süleyman Han
Bölüm 16 - Preveze Savaşı
Bölüm 17 - Veli gazi mücahit
"
http://tr.wikisource.org/wiki/Gazavat-%C4%B1_Hayrettin_Pa%C5%9Fa"'dan
alındı
Sayfa kategorisi: Tarihî belgeler
Gazavat-ı Hayrettin Paşa/Bölüm 1
VikiKaynak sitesinden
< Gazavat-ı Hayrettin Paşa
Git ve: kullan, ara
Bu kütüphane maddesinin biçim olarak VikiKaynak standartlarına
ulaşması için elden geçirilmesi gerekmektedir.
Düzenleme yapıldıktan sonra bu açıklama silinmelidir.
Gazavat-ı Hayrettin Paşa Bölüm 1
Barbaros Hayreddin Paşa söylemiş
Seyyid Muradî Reis yazmıştır Bölüm 2 →
Konu başlıkları
[gizle]
* 1 Oruç ve Hızır Reisler Akdeniz'de
* 2 Sultan Süleyman'ın Fermanı
* 3 Seyyid Muradi
* 4 Midilli'de İlk Müslümanlar
* 5 Babamız Yakup Ağa
* 6 Oruç Reis'in Rodos Şövalyelerine esir düşmesi
* 7 Kirigo'nun Oruç Reis'le görüşmesi
* 8 Oruç Reis'in dostuna: "Beni satın al" demesi
* 9 Kirigo'nun hiyaneti, Oruç Reis'in zindana atılması
* 10 Oruç Reis'in Komandor'la konuşması
* 11 Oruç Reis'in Komandor'la alay etmesi
* 12 Ak yüzlü bir pir
* 13 Şövalyelerin korkusu
* 14 Sultan Korkut
* 15 Oruç Reis'e kafirlik teklif olunması
* 16 Muhammed seni kurtarsın!
* 17 Oruç'tan alarga durun!
* 18 Kıbrıs açıklarında
* 19 Sultan Selim Han
* 20 Tekneye aşık oldum
Oruç ve Hızır Reisler Akdeniz'de [değiştir]
Bismillahirrahmanirrahim,
Sonsuz hamd ve şükür, varlıkları yaratan ve besleyen Cenab-ı Hakk'a
olsun. Bizi yokluktan varlık alemine çıkardı, iman elbisesi giydirdi.
Biz kullarına dünya nimetleri ve safalar verdi.
Ve dahi salat ü selam kainatın serveri ve mevcudatın iftiharı,dünya ve
ahiretin sultanı Muhammed mustafa sallallahu aleyhi ve selleme, ve
dahi arkadaşları ve evladı üzerine olsun,
Ve dahi ol dört seçkin kul üzerine olsun ki, biri Ebubekr Sıddıyk,
ikincisi Ömer Faruk, üçüncüsü Osman Zinnüreyn, dördüncüsü Ali
Murtaza'dır. Rıdvanullahi Teala Aleyhim Ecmain.
Sultan Süleyman'ın Fermanı [değiştir]
Ve bundan sonra, sultan-ül a'zam ve.melik-ül muazzam, ümmetlerin
metbuu, Arab, Acem ve Rum reislerinin efendisi, emniyet ve selametin
yayıcısı, adalet ve ihsanın koruyucusu Osman Han'ın oğlu Orhan Han'ın
oğlu Murad Han'ın oğlu Mehmet Han'ın oğlu Bayezid Han'ın oğlu Selim
Han'ın oğlu, es sultan ibn-is sultan süleyman Han hazretleri-Allah
onun mülkünü zamanın ve devranın nihayetinekadar devamlı kılsın, amin
ya Rabbel alemin-bir gün ferman buyurdular ki:
“ Sen karındaşın nasıl ortaya çıkıp, cihad meydanına atıldınız? Bunun
sebebi ne idi?Kimlerdensiniz? Kul taifesinden mi, sairlerden mi? Bu
zamana gelinceye kadar ufak büyük, karada ve denizde, ne şekil gazalar
oldu ise, baştan sona kadar, ne eksik ne fazla, gerek nazım gerekse
nesirle, yazıp bir kitap düzüp buraya gönderin ki, eskiden yazılmış
tarihlerin yanında, Hazine-i Amire'mde bulunsun!" ”
Seyyid Muradi [değiştir]
Bu yüce fermana can baş üstüne deyip, Seyyid Muradi'yi çağırttım.
Seyyid Muradi, emrimdeki reislerden Durak Reis'in baştardasında
gazalara iştirak eden bir deniz yiğidi idi. Gazalarımızı nazımla
destan edip söylerdi. Yazdıkları hoş şeyler olup gaziler ezber eder,
okurlardı. Muradi'ye dedim ki.
— Baka Muradi! Bizler için artık dünyada işitilmedik nesne
kalmamıştır.Hemen arzumuz, bu fani alemde bir eser bırakıp ahfadımızın
hayır duasına vesile kılmaktır. Nitekim denilmiş ki:
Er odur ki dünyada koya bir eser,
Esersiz kişinin yerinde yeller eser.
Benim dediklerimi nesirle ve nazımla yaz. Bu dünyada
gazalarımızdan sonra bir de kitap koyup gidelim.
Muradi benden dinlediklerini, kendi gördüklerini ve öteki reislerden
duyduklarını kaleme aldı. Böylece bu eser meydana geldi.
Hemen vasiyetim, iş bu kitabı okuyan din kardaşlarımın beni,
yoldaşlarımı ve bütün mücahidleri hayır dua ile yad kılmalarıdır,
vesselam.
Midilli'de İlk Müslümanlar [değiştir]
Sultan Mehmed Han -Allah kabrini nurlandırsın- zamanında Midilli feth
olunup kafirlerin elinden alındı.
Sultanın emri ile kul taifesinden bazı kimseler, kaleyi beklemek üzere
tayin olunup yazıldılar.
Bu erlerin kalede kalmaları kararlaşınca, bunlar, şevketlü padişah
hazretlerine arzıhalde bulunup, şöyle dediler:
— Bizim burada kalmamızı ferman buyurdunuz. emriniz can baş üstüne!
Gerektir ki bizim ihtiyaçlarımızı da gideresiniz. Zira bizler burada
bir alay bekar adamlarız. Bu yer ise bir adadır. Bu taraflarda
Müslümanlık yer de yoktur ki onlarla tanışıp,kendi başımıza bir çare
bulalım. Elhasıl bizim burada böyle kalmamız çok zordur. Biz buna razı
olmayız. Bize bir çare buluverin.
Sultan Mehmed hazretleri bunların arzıhallerini işitip hak verdi.
— Kul taifesinin sözleri makuldür. Bunların evlenmelerine bir
vesile
gerektir.
Deyip, şu vech ile bir emr-i şerif gönderdi:
— Ol hisarda muhafız kalan kullarım, oradaki kafirlerin
kızlarından hangi güzel kızı beğenirlerse usulünce nikah edip
alsınlar. Eğer iyilik ile vermezlerse cebren alsınlar. Amma şeriate
muhalif almasınlar. Nikah ile alıp evlensinler. Böylece oradaki
kafirlerle de aralarında ünsiyet peyda olup, kaleyi muhafaza etmekte
kolaylık ola, ve kaleyi iyi hıfz edeler.
Bu emr-i şerifi alan gaziler memnun ve razı oldular. Gereğince de amel
eylediler.
Babamız Yakup Ağa [değiştir]
Kale muhafızlarının içinde, Selanik yakınlarındaki Vardar
Yenicesi'nden, Yakup ağa da vardı. Yiğit, dilaver bir er idi. Bir
sipahinin oğluydu. Bahadırlığıyla akranı gençler arasında mümtaz idi.
Kafirden ilk kızı alan bu Yakup Ağa oldu. Yakup Ağa kafir kızlarından
güzellikte emsalsiz bir dilberi beğenip, nikah edip helallığa aldı.
Zevcesi ile bir nice zaman dirlik içinde yaşadı. Dört oğulları oldu.
Adlarını İshak, Oruç, Hızır ve İlyas koydu. İşte bu Yakup Ağa benim
babam olup oğullarının üçüncüsü idim. Ağam ishak hepimizin ulusu idi.
Midilli'ye yerleşmiş orada çalışır, kazanırdı, Ağam Oruç, reisliğe
heves ettiğinden bir gemi yaptırıp deryada ticarete başladı.Benim de
hevesim reisliğe olduğundan, onsekiz oturak bir tekne de ben yaptırıp
ticarete başladım.
Oruç Reis'in Rodos Şövalyelerine esir düşmesi [değiştir]
Kimseye muhtaç değildik. Kendi işimizi işleyip rahat yaşıyorduk. Ben,
daha çok Selanik ve Eğriboğaz'a sefer ederdim. O taraflara sefer etmek
hoşuma giderdi. Amma Oruç Reis, küçük karındaşımız İlyas'ı da yanına
alıp Şam Trablusu'na doğru sefer etmek istedi. Kaza kader bu ya, yolda
giderlerken ansızın Rodos gemilerine rast geldiler. Ulu cenk
eylediler. Karındaşımız İlyas şehit düşüp ecel şerbetini içti. Meskeni
cennet-i a'la oldu. Rahmetullahi aleyh. Elhasıl kafir gemileri
yayılıp, Midilli'ye de ulaştı. Haberi alınca gerek ağam Oruç'un
esareti, gerek İlyas karındaşcığımın şehadeti beni ağlatıp perişan
etti. Sonunda "Allah'tan gelene hoş geldin, denir. Hüküm tek ve kahhar
olan Allah'ındır." deyip "Olacak olsa gerek çar ü na-çar, "Gerek
kalbin gen tut gerek dar." Sözüne uyarak işe çare düşünmeye başladım.
Midilli'de tanıdığım bir kafir bezirgan vardı. Daima Rodos'a varıp
geilp ticaret ederdi. Adı kirigo idi. Bu kafire ağamın halini
anlattım. "İşte yarenlik dostluk bu günde belli olur." Dedim.
Kirigo'yu gemime alıp, Bodrum'a getirdim. Ben Bodrum'da kaldım. Onu,
eline Oruç Reis'i kurtarması için onsekiz bin akçe verip Rodos'a
gönderdim. "Var şimdi sen Rodos'a git. Ben burada durayım. Bak gör,
karındaşım Oruç Reis ne alemdedir. Ona göre bana bir haber getir.
Tedbirli davran, kendisi ile görüş." Diye tembih ettim. "Baş üstüne!"
Dedi. Bir kefere teknesine binip Rodos'a gitti.
Kirigo'nun Oruç Reis'le görüşmesi [değiştir]
Kirigo ne yapıp edip, ağamla görüşmüş. Gizlice: "Karındaşın Hızır ,,
sana çok selam ve dualar eder. Senin haline çok üzülüp perişan
olmaktadır. Hasretinin elemiyle gece gündüz, Hazreti Yakup gibi Yaşlar
dökmektedir. Beni sana gönderdi. Seni kurtarmak için çareler aramamı
söyledi:Mal ile mi hile ile mi, her nasıl ise, karındaşımı kurtar,
diye bana minnettar eyledi, şimdi benden hayırlı bir haber bekliyor."
Diye, bir bir anlatmış. Oruç Reis, bu sözleri duyunca çok sevinip
ağlamış: Berhudar olsun. Bugünkü günde karındaşlığını gösterdi." Diye
dualar etmiş. Sonra: "Sen şimdi git, işine bak. Konuştuklarımızı
sırtındaki gömleğin bile duymasın. Kendi halinde ol. Ben bir şekil
düşüneceğim. Bakalım ayine-i devran ne suret gösterir. Amma, arada bir
yine gizlice birbirimizle görüşelim." Demiş. Bunun üzerine
ayrılmışlar. Kirigo, Oruç Reis'in dediğine göre hareket edip, fırsat
buldukça ağamla görüşür, harçlık yiyecek gibi şeyler de verirmiş. Ne
yapacaklarını konuşurlarmış.
Oruç Reis'in dostuna: "Beni satın al" demesi [değiştir]
Oruç Reis'in Rodos'ta, Santurluoğlu adında bir kafir tanıdığı vardı.
Rodos'ta adı sanı maruf bir adamdı. Daima Oruç Reis'gözetir, hatırını
alırdı. Kirigo geldikten bir zaman sonra bir gün, Oruç Reis,
Santurluoğlu'na şöyle dedi: "Ey santurluoğlu sana bir sözüm var. Eğer
istersen söyleyeyim." "Elbette, benden hiç çekinmeden, kalbinde ne
varsa söyle." "Biz seninle dostuz, beni satın al. Sana hizmet edeyim."
"Pek güzel eğer satarlarsa, canıma minnet alayım. Ancak bunu belli
etmeyelim. Senin sahibin olan kaptan ve diğerleri filan yerde filan
dükkanda oturup cemiyet ederler. Sen onları gözle. Filan gün gelip de
o dükkanda toplandıklarında sen oradan geç. Amma sakın iki tarafına
bakınma. Hemen yoluna gider gibi geç git. O zaman ben seni görür,
almak isterim. Eğer benim elimden yiyecek nasibin varsa olur biter.
Amma bu sır aramızda kalsın isterim. "Oruç Reis bu sözü
Santurluoğlu'ndan işitince, esirlik hali değil mi, güya azat olmuş
kadar ferahlamış. Günlerden bir gün kaptanlar ve büyük kafirler, o
dükkana oturup cemiyet eylediklerinde, Oruç Reis de bunları gözetip
hemen o dükkanın önünden sür'atle güya bir hizmete gidercesine geçip
yürümüş. Santurluoğlu, Oruç Reis'in geçtiğini görünce: "Acaba şu geçip
giden esir kimindir? Barekallah her zaman görürüm. Buradan geçer,
hizmetine hemen ateş gibi gider. Eğer şu esiri sahibi sataydı,
alırdım." Diye sahteden ortaya bir söz atmış. Cemiyette bulunan
sahibi: "Benimdir. Eğer istersen vereyim." "Söyle ne istersin?" "Bin
altın isterim!" Dükkanda bulunan kaptanlar da aracılık edip, sekiz yüz
altına Oruç Reis'i satın alır olmuş.
Kirigo'nun hiyaneti, Oruç Reis'in zindana atılması [değiştir]
O zaman Rodos'ta bir adet vardı. Vilayete iki zabit hükmederdi. Biri
derya işlerine, biri vilayet işlerine bakardı.
Amma gör hikmeti sen ki, esirin işi güç olur, bu sırada vilayete bakan
kafir mürd
olduğundan, deryaya bakan kafir onun yerine Komandor olmuştu.
Yeni oturan bu Komandor, Oruç Reis'i satılmasını istemedi:
"On bin altın vermeye kadir olan kaptanı sekiz yüz altına vermeklik
büyük
aptallıktır. Satana haksızlık olur, buna rızam yoktur."
Dedi.
Santurluoğlu'una akçasını çevirip, Oruç Reis'i tekrar esir
eylediler.
Oruç Reis'i tekrar esir etmelerinin sebebi, benim Rodos'a
gönderdiğim, ol
kıafir-i billah, mel'un Kirigo imiş. Yeni oturan kumandana bizi
çaşıtlamış.
Hem benim, karındaşımı kurtarsın diye verdiğim onsekiz bin akçe
yanına kalmış,
hem de çaşıtlığının mukabelesinde, kumandan ona büyük mansıp vermiş.
Bakındı! Kirigo kafiri kadar islama hayın bir kimse var mıdır?
Sana dostluk yüzü
göstermesi, hemen fırsatı buluncaya kadardır.
Bundan sonra Oruç Reis'in hali pek fenalaştı. Mel'un bir kafir
olan yeni Komandor,
Oruç Reis'i yer altına zindana attırıp şiddetle eziyet edilmesini
emr etti. Eline
ayağına boğazına ağır demir zincirler vurup belaya giriftar ettiler.
Ölmeyecek kadar
ekmek verdiler.
Oruç Reis'in Komandor'la konuşması [değiştir]
Müdr olan eski Komandorun zamanında Oruç Reis'in vakti iyi
geçermiş. Yalnız ayağında
hafif bir demir bilezik varmış. Çokluk iş bile yaptırmazlarmış.
Karındaşım dertli Oruç, artık yer altında kendi haline yakınıp:
"Yarab, bu hal nedir? Bana bu azap nerden geldi?"
Diye ağlardı.
Elden ne gelir. "İnnallahe maasabirin" deyip Allah'ın kaza ve
kaderine razı olup
durdu.
Günlerden bir gün, kendisini bekleyen gardiyana:
"Gel beni bugün buradan çıkar, Komandor'a götür: Onunla
konuşacak sözüm var."
Dedi.
Gardiyan:
"İzinsiz çıkarmaya kadir değilim. Haber verelim. Eğer çıkar
derlerse, o zaman
götürürüm."
Cevabını verdi.
Şimdi hakim ola Koomandor'a haber verildi. Getirilmesine izin
verince, Oruç Reis'i
yer altından çıkarıp onun katına götürdüler.
Oruç Reis'in Komandor'la alay etmesi [değiştir]
? Komandor, Oruç Reis'i görünce gazaplı bir suratla:
"Niye geldin!"
Dedi.
Oruç Reis.
"Ey sinyor! Bana bu kadar eziyet eylemekten maksadın nedir?
Esirlik yolu bu yol
mudur?"
Deyince, kafir:
"Ey Türk! Sana edeceğim azabın daha binde biri icra
edilmemiştir. Sen sekiz yüz
altına paha biçip de gideceğini mi sandın? Bak ben adama ne iş
keserim! Karındaşın
Hızır Reis'in dünya kadar mal ile Bodrum'da senin için göz kulak
olup -Acaba
karındaşımı şunların elinden nasıl halas edebilirim- diye bu hileyi
hazırladığından
haberimiz yok mu zannedersin? Yoksa sen bizi uyur mu sandın?"
Dedi.
Oruç Reis de o zaman Kirigo kafirin alçaklığına uğradığını
anladı.
Hepsini inkar edip:
"Haşa! Benim bunlardan haberim yoktur. Bunları benim hakkımda
kim söylemişse
yalan söylemiş. Bu garip halimde bana hadden aşırı iftira etmişler.
Ben o dinsiz
münafıkı cümle kainatı yoktan var eden Allahu azimüşsana havale
kıldım."
Dedikten sonra:
"Amma muradın, benni hakikaten satmak ise, beni yine kendime
sat."
Diye ilave etti.
Bunu duyan komandor biraz yumuşayıp soru:
"Söyle bakalım ne verirsin?"
Oruç Reis:
"Sana bütün Rumeli'ni arpalık ve Anadolu'yu cep harçlığı
verdikten sonra nakit
olmak üzere de yüz bin altın vereyim."
Dedi.
O zaman Komandor pür-ateş olup:
"Bre diyavolo! Bu ne biçim bir sözdür? Yoksa sen beni
maskaralığa mı almak
istersin!"
Diye hiddetle geldi.
Oruç:
"Sinyor, sakın benim sözüme darılma, zira darb-ı meseldir.
Böyle eyyam-ı gamın,
böyle olur nevruzu, derler. Sen bana: karındaşın teknesini mal ile
doldurmuş, seni bir
fırsatta elimizden halas etmek için Bodrum'da bekler imiş, dedin. O
sözün cevabı budur.
Evvela bu kadar çok malın sahibi olan kişinin deryada işi ne? beni
teknemle başımla
aldınız. Sonra dönüp: Bize on bin altın ver, diye eziyet eylemek
Allah'ın emri değildir.
Makul olanı sen bilirsin."
Cevabını verdi.
Ebedi mel'un ve sermedi hınzır, Oruç Reis'ten bu nükteli cevabı
işitince hınzır
gibi homurdanıp kakıdı, yıldırım gibi şakıdı. Gazaba gelip Oruç
Reis'i yer altına
yolladı.Eskisinden daha fazla eziyet etmeye başladılar.
Ak yüzlü bir pir [değiştir]
Oruç Reis, bu kafirden kendisine bir fayda gelmeyeceğini anladı. O
gece sabaha kadar Azizün züntikam olan ma'bud-i bizevale tazarru ve
niyaz edip: "Halimi sen bilirsin" deyip, yüzün toprağa sürüp ağladı ve
dedi ki: "Ya İlahe'l Alemin! Bütün kimsesiz kalmışlara derman senden
olur. İbrahim Peygambere Nemrud'un ateşini gülistan eden sensin. Yusuf
Peygambere zindandan necat veren sensin.Bütün zorlukları kullarına
asan eden sensin. Habibin Muhammed Mustafa hakkı için, ben biçare
kuluna dahi meded ve inayet edip, beni şu bela girdabından halas
eyle!.."
Gözyaşlarından, bulunduğu yer balçığa döndü. O hal ile yatıp uyudu.
O gece rüyasında ak yüzlü bir pir gelip:
"Ya Oruç! İslam uğruna her ne eziyet çekersen sabr eyle. Ferahın
yakındır. Sen sekiz yüz altın vermeye razı olmuştun. Amma buradaki
kısmetin kesilmediği için işin aksi gitti. Allah, seni bir akçe
vermeden kurtarmaya kadirdir. Daha çok gazalar edeceksin." Deyip
kayboldu. Oruç Reis, uykudan uyanıp: "Yarabbi şükür!" Diyerek, sabaha
kadar ibadet ve taatte bulundu.
Şövalyelerin korkusu [değiştir]
Sabah oldukda, bütün kafir kaptanları bir araya gelip, Oruç
Reis'e dair
aralarında konuştular:
"Bu ne iştir? Bizim kumandanımız deryada gezmez ve derya
işlerini gereği gibi
bilmez. Esirlik hali bugün Oruç Reis'e yarın bizedir. Deryada gezen
adamın başına
çok haller gelir. Sen bana elbette şu kadar akçe vereceksin, diye
yer altına atıp
bu denli eziyet eylemek doğru iş değildir."
Diye ittifak edip, cümle kaptanlar, kumandana varıp bu hali
izah edip anlattılar.
Kumandan dahi kaptanların sözlerinden çıkmadı. O saat, Oruç
Reis'i yer altından
çıkarıp bir kaliteye küreğe kodular:
Oruç Reis:
"Yer altında olan eziyete göre kürek yine nurun ala nurdur.
Yarabbi şükür,
dünya yüzünü gösterdin!"
Diye azatlık olmuş kadar mesrur oldu.
Sultan Korkut [değiştir]
O sıralarda Sultan Korkut Antalya'da bulunmakta idi. Adet
edinmişlerdi. Her sene
Rodosluların elinden yüz esir satın alıp Allah rızası için azat
ederdi. Yine sene başı
yakın olduğundan kapıcıbaşını Rodos'a gönderip, adeti üzere yüz esir
kurtardı.
O zamanda, yirmi otuz esir birden azat olursa kendi gemilerine
koyup selamet
yakasına götürüp dökmek, kafirlerin adeti idi.
Bu sefer de kapıcıbaşının aldığı yüz esiri, Oruç Reis'in
kürekte olduğu kaliteye
koyup, bir selamet yakasına bırakmak için muvafık bir rüzgarda yola
çıktılar.
Oruç Reis her lisanı bilir kişi idi. Rum lisanını da çok iyi
bilirdi. Çok şen
tabiatlı, sohbeti tatlı bir kimse olduğundan kendisiyle bir kere
konuşan kimse
ayrılmazdı. Kalitenin kaptanı ve öteki büyük kafirlerle de şakalaşıp
ünsiyet peyda
etmişti.
Oruç Reis'e kafirlik teklif olunması [değiştir]
Bir gün kafirlerle sohbet edip, gülüp oynarken kafirler:
"Ey Türk! Sen güzel sözlü bir kişisin. Bizim lisanımızı da çok
iyi bilirsin.
Müslümanlıkta ne buldun? Gel, dinimize gir. İçimizde sen de adı sanı
belli bir adam
olursun."
Dediler.
Oruç Reis ise:
"Elhamdü lillahi ala din-il İslam ve tevfik-il iman!"
Dedikten sonra:
"Ey akılsız kafirler ve ey sermedi hınzırlar! Nedir o ki, kendi
ellerinizle
düzüp yaptığınız ağaç parçasından medet talep edersiniz! Ondan ne
fayda olacaktır?
Onları ateşe atsalar kendilerini kurtarmaya kadir değillerdir. Yanıp
kül olurlar.
"Kendisine kulluk edilecek Allah'tan başka hiçbir fert yoktur.
Bütün kainatı
yoktan var eyleyen O'dur. O'nun ortağı benzeri yoktur. Mekandan
münezzehtir ve zat-ı
şerifi bir hal üzere sabittir.
"Ve bütün günahkarların ve suçluların şefaatçisi olan hazret-i
risalet ve
mefhar-i mevcüdat Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, onun
sevgili
kuludur."
Diye cevap verdi.
Muhammed seni kurtarsın! [değiştir]
Bunun üzerine kafirler:
"Muhammediniz bütn suçlulara şefaat edecektir, dersin. Bakalım
şimdi seni bizim
elimizden kurtarabilir mi?"
Dediler.
Oruç Reis:
"Behey kafirler! Yuh sizin aklınıza! Benim sadakatim, imanım
şunadır ki, Allah'a
ve resulne yapışan kimse mahrum kalmaz. Yakında sizin içinizden
halas olurum."
Dedi.
Ebedi kafirler ise:
"Hele sen şimdi küreğini çek de, Muhammed eğer seni
kurtarabilirse kurtarsın."
Dediler.
O gece Oruç Reis, bütün ihtiyaçları veren Cenab-ı Kibriya'ya
yine dualar edip
ağlayarak, server-i kainat olan Hazret-i Peygamber'i şefaatçi
getirdi, ve:
"Ya İlah-el Alemin! Beni şu kafir-i müşriklerin içinde
utandırma. Lutf edip, ben
zayıf kulunu, yakın zamanda kurtar."
Diye ağlayıp yalvardı.
Oruç'tan alarga durun! [değiştir]
Oruç Reis'in forsa olduğu kalitede bir papaz vardı. Bu papaz
kafirlere:
"O, Oruç Reis dedikleri kafir ile çok konuşmaktan sakının.
Zira, Müslmanlık
bakımından çok okuyup bilmiştir. Anlarım ki, benden çok yukarı
papaza benzer. Siz onu
aklınızca dininden çıkarmaya çalışırsınız amma, korkarım ki, o sizin
cümlenizi
Turkuvaz eder. Ondan alarga durun."
Diye tenbih etmişti. Bunu için kafirler de onunla eskisi gibi
şaka latife etmez
olmuşlardı.
Nihayet Antalya yakınlarında ıssız bir kıyıya yanaşıp,
kapıcıbaşı ile yüz esiri
çıkardılar. Fakat o gece rüzgar muhaalif estiğinden kalkamayıp,
demirli kaldılar.
Kalitenin sandalı da kaptan için balık avlanmaya gitti. Her taraf
süt limanlık idi.
Böyle iken, bir anda büyük bir fırtına kalktı. Öyle ki Nuh
tufanına benzedi. Her
yeri karanlık kapladı. Sandal da gelemeyip bir koltukta sindi kaldı.
O gece nerdeyse
gemi helak olayazdı.
Ağamın kurtulması
O gecenin içinde,ortalık göz gözü görmez iken, Oruç Reis
fırsatı ganimet bildi.
İmanının bereketi olarak, Hak Teala işini rast getirip ayağındaki
demiri kolayca
çıkardı.
"Bismillahirrahmanirrahim" diyerek, kendisini denize bıraktı.
Yüzerek karaya
çıktı. Yüzünü yerlere sürüp sonsuz hamdler etti.
Hemen yola koyulup bir köye vardı. Yer gök bilmeyip iki
tarafına bakınırken bir
kocakarıcık önüne çıkadüştü.
Oruç Reis'e:
"Ey oğul! Zahmetli yoldan gelmişe benzersin. Gel bu gece bana
konuk ol."
Dedi.
Ağamı evine götürüp yiyecek neyi varsa önüne kodu, yedirip
içirdi. Urbacığını
değiştirdi.
Oruç Reis de başından geçen halleri anlatıp, nasıl firar ederek
oraya geldiğini
nakletti.
Kocakarıcık çok sevinip:
"Şükür oğul, elhamdülillah. Allah Teala sana yol vermiş."
Dedi, sevindi.
Kocakarıcığın tarlası
O köyün halkı misafiri pek severlerdi. Oruç Reis köyde on gün
eğlendi. Öyle ki,
Oruç Reis'i elden ele geçirip pay edemezlerdi. Kocakarıcığa o
geceden sonra sıra
vermediler.
"Sende bir gece misafir olmuş, bizde de olsun!"
Diye, kocakarı ile kavga ederlerdi.
Kocakarı ise:
"Be adamlar, niçin benim misafirimi alırsınız? Allah Teala onu
bana misafir
gönderdi. Gidinceye kadar benim yanımda eğletsin. Varın Allah Teala
size de misafir
versin."
Diye söylenirdi.
Meğer yollar üzerinde dolaşıp, düşmüşten kalmıştan, hastadan
sayrudan,
bulunduğunu evine götürüp, taam yedirip, görüp gözetmek bu
kocakarıcığın adeti imiş.
Bir tarlası varmış ki, onu sadece misafire ikram için ekermiş.
Allah'ın emri
ile, bir yerde ekin gelmese, misafir için ekileno tarlanın ekini,
çekmekle
tükenmezmiş. Ona böyle bir bereket inmiş.
Papazın kurnazlığı
Şimdi, gelelim kafirlere:
O gecenin yarısında fırtına sakin olup sandal da gemiye
geldikten sonra hareket
için hazırlığa başlamışlar...
Sabah olunca bir de baktılar ki, Oruç Reis'in yeri boş. Firar
etmiş...
Kalitenin kaptanı saçını sakalını yolmaya başladı.
"Gran Mastor'un yanına ne yüzle gideriz?"
Diye kasavete battılar.
Allah Teala kafir-i ebedilerin kasavet ve ukubetlerini
artırsın.
Bu kaptanın daha fazla elem çekmesinin sebebi Komandor'a gidip:
"Bu senin yaptığın deniz yolu değildir. Bakarsın biz de onların
eline düşeriz.
Onlar da bize kendi koduğunuz yoldur, diye ondan beter ederler."
Diye söyleyenlerden olmasıydı. Oruç Reis'in firar etmesi
yüzünden Gran Mastor'un
yanında mahçup olacağından, ziyade sıkıntıya düşmüştü.
Oruç Reis'in söylediği gibi, Allah'ın inayeti ile firar etmesi
ise, kafirler
arasında onun anlattıklarının hak olduğuna büyük delil oldu.
Çünkü Oruç Reis onlara şöyle demişti:
"Yakında, mabudum olan Cenab-ı Bari ve şefaatçim olan Sultan-ül
Enbiya'nın, beni
sizin içinizden kurtaracağı muhakkaktır."
Şimdi bu söz çıkmıştı. Elhamdülillahi haza min fazlı Rabbi.
Kafirler ise o zaman, Oruç Reis'le istihza edip:
"Sen şimdiki halde küreğini çek de, Muhammed'in gelsin bizim
elimizden seni
kurtarsın.."
Demişlerdi.
Şimdi mahcup olup, başları aşağı düştü... Hak Teala din
düşmanlarının başlarını
daima aşağı eyleyip makhur kılsın. Ve asakir-i İslam
karındaşlarımızı berde ve bahrde
üzerlerine mansur ve muzaffer eylesin.
Fakat gemideki mel'un papaz, kafirlerin kalplerine şüphe düşüp,
hak yola
dönmelerini önlemek için:
"Onların Muhammedleri öteden beri sihirbazlıkla tanınır, bu
esiri de sihirle
kurtarmasında şaşacak ne var."
Diyerek, mel'unların sapık yollarından ayrılmalarına mani oldu.
Böylece hüsran içinde çekilip Rodos'a gittiler.
Ali Kaptan'ın kalyonunda
Oruç Reis köyde on gün kaldıktan sonra, Midilli'ye gelmek
istedi. Fakat yol sapa
düştüğünden gelemedi.
Antalya'ya gitmeye karar verip, kocakarıcığa ve köylülere veda
ederek yola
çıktı. Üç günde Antalya şehrine vardı.
Antalya'da Ali Kaptan derler, bir kalyon kaptanı vardı. Onüç
alabanda açar
gemisi vardı. Daima İskenderiye'ye işlerdi. Kemal sahibi bir kimse
olup, garip
yiğidin anası atası idi.
Oruç Reis, Ali Kaptan'ın ününü duyunca, doğrulup onun gemisine
vardı:
"Kaptan baba, biz de bu tekkenin abdallarındanız. Uygun
görürsen hizmet edelim."
Dedi.
Ali Kaptan da:
"Pek güzel oğul, hoş geldin, safa geldin! Gemi benim değil,
senindir."
Cevabı ile kabul etti. Oruç Reis deniz adamı ve reisler
zümresinden olduğu için
onu ikinci reis eyledi.
Oruç Reis'in derya işlerinde bilgisi pek ziyade idi. Ali Kaptan
da "Yürük at,
yemini kendi artırır" sözü gereğince onun hatrını alıp çokça pay
verdi.
Hasılı kelam, gemi yüklenip, muvafık bir günde kalkıp,
İskenderiye'ye
Midilli'ye gitmek üzere olan bir gemi bulunca, hemen bir mektup
yazıp, bana
yollamıştı.
Kirigo elime geçerse
Ben ise, yukarıda zikri geçtiği gibi, Kirigo kafirine onsekiz
bin akçe verip
Rodos'a yollamıştım. Onunla konuştuğumuz üzere de Bodrum'da bir
haber bekleyip
durdum.
Birçok bekledikten sonra, Kirigo hayınından bir haber
belirmeyince, Bodrum'dan
kalkıp Midilli'ye döndüm. Hem kendi işime bakar, hem de ağamı halas
için çareler
arardım.
Bu sırada İskendiriye'den gelen bir gemi Oruç Reis'in mektubunu
getirdi.
Nameyi okuyup da, hali öğrenince sanki ölü idim dirildim, cihan
cihan memnun
ve mesrur oldum.
Oruç Reis mektubunda, önünden sonuna kadar, başından geçen
serencamını ve
Kirigo Mel'ununun yaptıklarını, nasıl firar ettiğini ve Ali
Kaptan'ın kalyonuyla
İskenderiye'ye geldiğini anlatıyordu.
Kirigo kafirinin hıyanetliğini öğrenince:
"Eğer elime geçerse, burnunu ve kulağını uçurmak nezrim olsun!"
Diye ant ettim.
Kafir donanmasının baskını
Oruç Reis, İskenderiye'de bulunduğu sırada, Ağız ağızdan evsafı
ve bahadırlığını
Mısır Sultanı'na anlatmışlar.
Mısır Sultanı da Oruç Reis'i huzuruna çağırıp, iltifatlar edip,
altın yıldızlarla
süslenmiş olan kendi kalitesine kaptan tayin etti.
O sırada Mısır Sultanı, Hind taraflarına asker göndermek
hazırlığında imiş. Oruç
Reis'i ince donanması üzerine serasker etti.
Sultan, Adana paşasına emir gönderip:
"Yanındaki askerle hemen Payas körfezine gelip, kırk parça
kalite için kereste
kestirip, hazır olduğunda bana haber veresin. İnce donanmamı o
tarafa gönderip keresteyi
aldırayım."
Dedi.
Adana Paşası da, emir gereğince Payas körfezine gelip,
keresteyi kırdırıp hazır etti.
Sultan'a:
"Emr-i hümayununuz üzere kereste hazır olup emrinize amadadir."
Diye haber gönderdi.
Sultan da Oruç Reis'i on altı parça tekne ile Payas körfezine
kerste getirmeye
gönderdi.
Fakat kafir donanması da bunu haber almış. Oruç Reis'in üzerine
ağır donanma ile
varıp körfez içinde gafil bastırdılar.
Oruç Reis hali görünce, bütün gemilerini baştan kara ettirip
askerlerini karaya
çıkardı. Canlarını güç ile kurtardılar. Hepsi karaya çıkıp
dağıldılar.
Oruç Reis de sürüp Antalya'ya geldi. Sultan Korkut o sırada
orada idi.
Oruç Reis'in korsan olması
Oruç Reis'in kemerinde çok dünyalık vardı. Bu para ile
Antalya'da kendi malı olmak
üzere, on sekiz oturak bir tekne yaptırdı. Bu öyle bir tekne oldu
ki, uçan kuşa hükmederdi.
Teknesini donatıp Rodos taraflarında korsanlık etmeye başladı.
O taraflarda basılmadık
köy kasaba bırakmadı. Çok ganimet aldı.
Sonunda kafirler toplanıp Rodos'a Gran Mastor'a gidip şikayet
ettiler:
"Sinyor, bu insafa layık mıdır ki, buradan kurtulma Oruç Reis
namında bir forsa,
korsan olup zuhur etti. Altındaki on sekiz oturaklı teknesi ile uçan
kuşa hükmediyor.
İlimizi memleketimizi ateşe verip, nice oğullarımız uşaklarımız
teknesine doldurup, götürüp
Şam Trablusu'na satıyor. Şimdi onun şerrinden bir yere varıp
gelemiyoruz. İmdat bu
hristiyan düşmanı diyavolonun elinden!"
Dediler.
Kafirlerin Oruç Reis'i kıstırmaları
O zaman Gran Mastor divan toplayıp bütün kaptanları çağırdı:
"Bakınız şunlar ne söyler, kulağınızla dinleyiniz."
Deyince, şekvacılar bir ağızdan söyleyip feryad ettiler. O
zaman Gran Mastor
şöyle dedi:
"İşte benim kasdım, bu haydudu yer altından çıkarmamaktı. Ama
siz beni kendi halime
komadınız. Onun böyle edeceğini ben bilirdim. Varın bir daha ele
geçirin!"
Böylece pek çok atıp tutup, kafir iken Yahudi oldu.
Kaptanlar:
"Sinyor! Hemen senin ömrün uzun olsun. O, Oruç Reis dedikleri
diyavoloyu yine buraya
getireceğimizden hiç şüpheniz olmasın. O zaman, istersen ebediyen
yer altından çıkarma."
Diyerek, hemen beşş altı parça yürük tekne donattılar. Oruç
Reis'i taş be taş,
bucak be bucak, liman be liman aramaya başladılar.
Sonunda bir limanda kıstırdılar. Teknesini zaptettiler. Oruç
Reis adamları ile
birlikte kaçıp kurtuldu. Az kaldı yine yakayı ele veriyordu. Hele
Allah Teala korudu.
Buradan adamlarıyle birlikte sürüp Antalya'ya geldi. Kafirler
ise Oruç Reis'in teknesini
Rodos'a götürdüler.
Gran Mastor, kıyıdan bakıp da teknelerin altı iken yedi
olduğunu görünce, tacını
göğe atıp:
"Hristiyan düşmanı diyavoloyu ele geçirmişler!"
Diye sevindi.
Amma liman reisi bakıp da, tekne Oruç Reis'in amma içinde kendi
yok görünce, beline
vurup: "Eşekten öfke alınmazsa, semerinden alırız" sözünce,
kafirliklerinden gemiyi yakıp
hırslarını tekneden aldılar.
Oruç Reis'in Sultan Korkut'un huzuruna çıkması
Oruç Reis, gemisi elinden alınıp da tekrar Antalya'ya döndüğü
sırada, Sultan Korkut'a
Manisa sancağı mansıp verildiğinden oraya gitmek üzere idi.
Sultan Korkut'un Piyale Bey derler bir hazinedarı vardı. Oruç
Reis daha önce bir frenk
oğlanı bağışlamıştı. Allah için dostlaşırlardı. Şimdi Oruç Reis'in
başına bu hal gelip de
teknesiz kalınca Piyale Bey, Sultan Korkut'a halini anlattı:
"Bir mücahit duacınızdır. Bunların bütün işleri gece gündüz,
dinsiz kafirlerle ceng ü
cidal, harb ü kıtaldir. Sultanım hazretlerinin bir tekne ile bu gazi
kullarını kayırmaları
niyaz olunur."
Dedi.
Sultan Korkut da Piyale Bey'in ricasını kabul buyurup, Oruç
Reis'i huzuruna çağırdı.
Çok izzet ve ikram eyledi.
"Sakın teknenin gittiğine elem üzere olma, hemen başın sağ
olsun. Ben seni teknesiz
komam. İnşallah kazaya uğrayan teknenden daha forsa tekne yaparsın."
Dedi, teselli etti.
Sonra, Sultan Korkut, İzmir kadısına hitaben şu emirnameyi
yazdırdı:
"Emrim sana vardıkta, ferman-ı celilü-l kadrimi taşıyan Gazi
Oruç Reis oğlumuza,
kendi istediği minval üzere bir kalite yaptırasın. Din-i mübin
uğruna küffar-ı haksarlardan
intikam alıp, ecdad-ı pakimizi rahmet ile yad eylesin."
Piyale Bey dahi, İzmir gümrükçüsüne hitaben şu muhabbetnameyi
yazdı:
"Namem sana varıp, dünya ve ahiret karındaşım olan Gazi Oruç
Reis huzuruna gelip didar
görüştükte, üzerinden hüsn-i nazarınızı diriğ buyurmayıp, işlerine
muavenet buyurasız. Ona
olan ikram ve sevginiz bana yapılmış sayılır. Ve hem şöyle bilesin
ki, karındaşımız Oruç
Reis tarafımızdan vekilimizdir.
"Bizim için yirmi iki oturak olmak üzere, bir tekne yaptırasız.
Ve ol teknenin üzerine
mutemed nasb olunmuştur. Hemen sizlere lazım olan budur ki, ne harç
giderse sen verip başka
işine karışmayasın."
Sultan Korkut'un duası
Piyale Bey, Oruç Reis'e, Sultan'ın fermanını ve kendi yazdığı
muhabbetnameyi verip,
lisanen dahi ifade etti:
"Ey karındaş Oruç Reis! İşte elimizden geldiği kadar çalışıp,
sen karındaşımı,
bedavadan bir tekne sahibi eyledik. Senin muradın üzere, süvar
olacağın tekne İzmir kadısına
havale olunmuştur. Ben de kendim için, İzmir gümrükçüsüne yirmi iki
oturak bir tekne
sipariş ettim. Sen hem kendi teknenin, hem benim teknemin üzerine
mutemedsin.
"Tekneler tamam muradın üzere yapılıp, bütün levazımatını,
leventlerini, zahiresini
ikmal ettikten sonra, İzmir'den kalkıp, gelip Foça'da yatasın...
Sonra gelip Sultan Korkut'la
buluşup duasını alasın. Ondan sonra her ne emr ederse ona göre
hareket edersin."
Dedi.
Oruç Reis, Sultan Korkut'a ve Piyale Bey'e veda ederek İzmir'e
gitti.
Sultan'ın fermanını İzmir kadısına, Piyale Bey'in namesini de
İzmir gümrükçüsüne
tabşırdı. İkisi de "Baş üstüne" deyip, ertesi gün teknelerin
inşasına mübaşeret ettiler.
Sultan Korkut da, Antalya'dan kalkıp mansıbı olan Manisa'ya
gelip indi.
Oruç Reis, üçbuçuk ay içinde, kendi teknesi yirmi dört oturak
ve Piyale Bey'in ki
yirmi iki oturak olmak üzere tamamen yaptırıp, donatıp, Foça
Limanı'na gelip, lenger-endaz
olup yattılar.
Oruç Reis yanına yirmi otuz pak levent alıp, kuşatıp Manisa'ya
gitti. Sultan Korkut
ve Piyale Bey ile görüştü. Teknelerin hesaplarını bir bir ifade edip
bildirdi.
Piyale Bey emektarlarından Yahya Reis'i kendi teknesine reis
nasb eyledi ve:
"Sakın, Oruç Reis karındaşımın rey ve tedbirinden dışarı iş
eyleme!"
Diye tenbih etti.
Oruç Reis, Piyale Bey'in yanında üç gün misafir oldu. Dördüncü
gün gayri gitmek iktiza
edince, Piyale Bey, Oruç Reis'in önüne düşüp, götürüp, Sultan
Korkut'a buluşturdu.
Sultan Korkut, Oruç Reis için dua etti:
"Allah Teala seni kafirler üzerine mansur eylesin."
Deyip, sırtını sığadı.
"Frengistan tarafına gidip orada korsanlık edin."
Dedi.
Kaza yıldırımı gibi
Oruç Reis de Sultan Korkut'a ve Piyale Bey'e veda edip Foça'ya
döndü.
O gece sabaha kadar ibadet ü taat edip, sıdk ile, hacetleri
veren Cenab-ı Hakk'a tazarru
ve niyazda bulundu:
"Ya İlahel Alemin! İzzetin, celalin hakkıyçün ve habibin
Muhammed Mustafa hakkıyçün ve
cemi enbiya ve evliya hakkıyçün, ben zayıf kulunu din düşmanı olan
küffar-ı haksar üzerine
mansur eyle... Fisebilillah gazaya niyet ettim. Can ü başımı bu
yola kodum...
Bismillahirrahmanirrahim. Tevekkeltü alallah."
Oruç Reis, bir mübarek saatte gazaya teveccüh edip yola revan
oldu. Önce Midilli'ye
gelip sıla eyledi. Hepimiz Oruç Reis'in hasreti ile yanardık.
Bir gün iki gemisi ile çıkageldi. Birkaç gün kalıp hasret
giderdik. Sonra yine gemisine
binip gazaya yüz verdi gitti.
Gemileri öyle yürük çıkmıştı ki, koğduklarına kaza yıldırımı
gibi aman vermeyip
yetişirler; kaçtıklarını ise göz açıp kapayıncaya kadar bırakıp
kaybolurlardı.
Her kim Al-i Osmandan dua alırsa
Günlerden bir gün selametle Fulya yakasına geçti. Orada av
arayıp dolaşırken iki pare
barçaya rast geldi. Allah'ın yardımı ile aman zaman vermeyip kakıp
aldılar. Venedik
barçaları idiler. İçlerinden yirmidört bin altın çıktı. Beşte bir
teknelerin hakkı
çıktıktan sonra kalanı leventlere dağıtıldı. Alet edevat alanın
oldu. Kalan kafirleri
esir edip barçaları ateşe vurdular. İslam askeri öyle tok doyum
oldu ki ancak olur.
Hepsi zengin oldular. Nasıl zengin olmayanlar ki, Al-i
Osman'dan dua almışlardır.
Dünyada iksir dedikleri padişah duasıdır. Her kim Al-i Osman'dan
dua alırsa, şüphesiz
tuttuğu iş kolay gelir... Zira onlar bir ulu ocaktır. Kim onlara
yan bakarsa onun başı
aşağı olur.
Oruç Reis, Fulya tarafında barçaları alıp Rumeli tarafına
geçti. Eğriboz'a geldi.
Burada Terzi Kayası denen limana girdi. Orada bir müddet yatmak
istedi.
İşe bak ki, limanın ağzına gelince ne görsünler Venedik küffarı
gemilerinden üç pare
kalyon ile bir pare barça varmış. bizimkilweri görünce hepsi bir
araya gelip top ateşine
başladılar.
İşte ayağınıza geldik, bizi alın!
Oruç Reis'in gemileri geri çekilip, top altından çıkıp lenger-
endaz oldular... Reis
bunlara: "Ahd edelim, size zararımız dokunmasın" diye haber
gönderdi. Amma kafirler
gemilerin limana girmesine razı olmadılar.
O zaman Oruç Reis yoldaşlarına:
"İşte gördünüz, bu gemiler top atıp bizi limana koymak
istemezler.Bunların böyle
yapmaktan maksatları şudur, bize şöyle demek isterler:
"Siz mücahit kimselersiniz. Gelip bir limanda hazır kafir
gemileri buldunuz. Niçin
gelip almazsınız? Bu kadar deryalar geçer, serencamlar çekersiniz.
Varıp bir şikar buluncaya
kadar canınız çıkar. Biz, işte ayağınıza geldik. Şimdi bizi alın!"
"bizwe top atmaları, başlarına bela satın almaktır. Hiç şüphe
etmeyin ki, bunların
kazaları yakındır. Zira, biz bu kadar: ahd ü eman verelim, dedikçe
bunlar bizi rencide
ediyorlar. Vallahi ben bunlara, Allah Allah diye çatarım. Takdirde
olacak ne ise o olur."
Dedi.
Asla göz açtırmadılar
Bunları demekten maksadı, leventlerin gönlünü yoklamaktı. Çünkü
kafir gemileri gayet
ateşli ve donanmış idiler... Bu sözlerin sebebini bilen yoldaşları
ise bir ağızdan:
"Sen bilirsin! Sen ne edersen, biz onu hoş görür, ederiz!"
Dediler.
Oruç Reis de:
"Allah cümlenizden razı ve hoşnut olsun oğullar! Benim de
sizden beklediğim budur.
Berhudar olun. Dünya ve ahirette yüzünüz ak olsun!"
Diye cevap verdi.
Hemen sancaklar açılıp, Gülbank-i Muhammedi çekilip, toplar
atıldı.
Kavi düşmanın, topuna tüfeğine bakmayıp, kulaklarını kasıp;
varıp çattılar. Asla göz
açtırmadılar.
İki taraftan hayli cenk oldu. Hakikaten, Oruç Reis'in dediği
gibi, kazaları yakın
olup, belayı başlarına satın almışlar imiş.
Hak sübhanehu ve teala inayet eyleyip dördünü de aldılar.
Dört tekneden ikiyüz seksenbeş kafir esir aldılar. Cümlesi
dörtyüzden ziyade idi. Bu
kadar ganimet malı teknelere doldurdular. Öyle ki tekneler
kaplumbağaya dönüp kımıldamaya
iktidarları kalmadı.
Hasılı şenlik ve şadmanlık ile Midilli'ye geldiler.
Ağam Oruç'la buluşmamız
Ağam ishak ve sair akraba ile gidip Oruç Reis'i karşıladık.
Öpüşüp koçuştuk, hal ve
hatır soruştuk; sanki leyle-i Kadr'e erdik.
Akraba ve taallukatımızdan gayri, vilayetin bütün fakirlerinin
ihtiyaçlarını da
giderdi. Yetim oğulları giydirip sünnet ettirdi. Yetim kızları ere
verip evlendirdi.
Rodos'ta esir iken birlikte tuz ekmek yediği yarenlerinden vesair
ümmet-i Muhammed
esirlerinden ikiyüz kadarını satın alıp kurtardı.
Bir ay miktarı Midilli'de yanımızda kaldı. Hemen hareket edip,
İzmir'e doğru gidip
varıp, Sultan Korkut'a ve karındaşlığı Piyale Bey'e buluşup
görüşmeklik için can atıp
dururdu.
Bu sırada bir haber geldi. Bu haberden Sultan Selim
hazretlerinin tahta cülus ettiği,
karındaşı Sultan Korkut'un ise canından korkup firar eylediğini
öğrendik... Oruç Reis,
Sultan Korkut için çok üzüldü.
Biz ise büyük karındaşım İshak'la söz birliği edip, Oruç Reis'e
nasihat eyledik:
"Karındaşımız Oruç! Şimdiki halde buralarda durman senin için
büyük hatadır. Var sen
bu kışı İskenderiye'de kışla. Ne olur ne olmaz! Biz seni habersiz
komayız. Kim bilir, belki
bu tekne Sultan Korkut'undur diye, tekneyi ve kazandığını alırlar."
Oruç Reis Mısır'da
Oruç Reis bizim sözümüzü dinleyip, kabul eyledi. Veda edip, bir
mübarek saatte
Midilli'den kalkıp gittiler. Kerpe adası önünde bir barça aldılar.
Ertesi günde altı
taner daha aldılar... Aktarmaları yedi olup bu şekilde İskenderiye
limanına gelip dahil
oldular.
Mısır Sultanı'na Oruç ve Yahya Reislerin yedi kıta aktarma ile
geldikleri haber
verildi.
Oruç Reis isem, Payas körfezinde telef olan onaltı pare tekne
sebebiyle, Mısır
Sultanı'ndan pek gayet sıkılırdı.
Eğer biz "Var İskenderiye'de kışla" demiyeydik, İskenderiye'ye
gitmezdi. Hemen bizim
sözümüzü tutmak için vardıydı.
Oruç Reis, ganimet tuhfelerinden bir azim hediye dzdü ki, ancak
olur. Dört bakire
kızoğlan kız ve dört müstesna esir gulam ile birlikte hepsini alıp
ayakdaşı Yahya Reis ile
beraber büyük alayla Mısır' çıkıp varıp Mısır Sultanı'na
buluştular.
Oruç Reis ve ayakdaşı Yahya Reis, Mısır Sultanı'nın yanına
varınca peşkeş hediyelerini
yollu yolunca verdiler. Mısır Sultanı'nın katında azim makbule
geçti.
Öyle ki, evvel Oruç Reis, Mısır Sultanı'ndan hicap eder iken,
şimdi Sultan ondan
hicap eder oldu. Reisleri konuklayıp izzet ve ikramda bulundu. Üç
gün şah sofraları
döşenip, yenilip içildi, rahat kılındı.
Üçüncü gün Mısır Sultanı:
"Ey Oruç Kaptan! Sana biraz hatırım kaldı idi. Amma yine de
affeyleyim. Zira Hak Teala
hazreti, affedici kullarını severmiş. Bolay kim biz günahkarlarını
dahi sevdiği kullarından
eyleye..."
Deyip, sadede girdi ve dedi ki:
"Biz seni on altı pare teknenin üzerine serasker nasb edip,
kereste için göndermiş
idik. Düşman baskın verip telef eyledi. Elhamdülillah ki bir ümmet-
i Muhammed'in bile
burnu kanamayıp kurtuldular. Bu bize hak tarafından büyük bir
nimettir... Amma, sonra
yanıma gelmediğinden bir miktyar üzülmüştüm. Şimdi affeyledim.
Hemen sağ olasın."
Sultanın fermanı
Mısır Sultanı, Oruç Reis'in böylece hatırını aldıktan sonra,
getirdiği hediyeler
mukabili birkaç misli mükafat verdi.
İskenderiye serdarına da bir emir yazıp buyurdu ki:
"Oruç Kaptan'ın ve arkadaşı Yahya Kaptan'ın üzerlerinden geçen
kuşun kanadını kesesin.
Her ne lazım olur ise veresin. Kaptanlar için konak ve leventler
için kışla tayin edesin.
Yiyecek ve içeceklerini gereği gibi, gerek kaptanların ve gerek
leventlerin, veresin."
Bunları sıkıca yazıp tenbih eyledi. Reislwer Mısır Sultanı'nın
yanında onbeş yirmi
gün eğlendiler.
Bir gün Oruç Reis, Sultan'a:
"Sultanım! Gelmek iradfet, gitmek icazet... Eğer izn-i
hümayununuz olursa, varalım
İskenderiye'de işimiz üzre olalım."
Dedi.
Mısır Sultanı dahi pek makul bulup bunlara izin verdi. Onlar da
Şah'a veda edip
İskenderiye'ye döndüler.
İskenderiye'den sefer
Daha resiler gelmezden evvel, Sultan'ın İskenderiye serdarına
yazdığı emir gereğince,
kaptanların konaklarını ve leventlerin kışlalarını silip süpürüp
pak edip döşemişlerdi.
Hepsi yerlerine yerleştiler. Vakitlerini yeme içme, taat ü
ibadetr, zevk ü safa ve
kendi işlerini işleyerek geçirip baharı bekler oldular.
Kış geçip, bahar gnleri gelince, Oruç Reis ve ayakdaşı Yahya
Reis teknelerini kalafat
edip yağladılar. Erzaklarını gereği gibi alıp hazır oldular.
Sonra Mısır Sultanı'na şöylece bir name yazdılar:
"Benim efendim Sultanım Hazretleri,
"Hak teala ömr-i devletinizi ziyade eylesin. sayenizde yedik
içtik, gülüp oynadık.
Serdar Ağa duacınız, her levazımatımızı gereği gibi veriyor. Devlet-
i aliyyenizde bu
kullarınıza ve levent gazilere bir kıtlık çektirmedi. Sultanım
Efendim Hazretlerinin
tenbihlerinden ziyade izzet ü ikramda kusur komamışlardır.
"Teknelerimizi yağlayıp hazırlandık, cihad ve gazaya açılmak
üzereyiz. Bu mücahit
kullarınızı hayır duanızda unutmayınız."
Kıbrıs açıklarında [değiştir]
Bu nameyi yazıp Sultan'a yolladıktan iki üç gün sonra, kendileri de
kalkıp gazaya müteveccih oldular.
Güzel günlerde Kıbrıs üzerine vardılar. Bir günde beş adet Venedik
marcelyanası aldılar. Yükleri çuha, tüfenk demiri ve pireşe
tabancalısı ve çerçi pusadı idi.
Elhasıl, yirmibirinci günü Cerbe adasına vardılar. Mezkur malları
değeri değmezine Cerbe bezirganlarına sattılar, gazilere pay
eylediler. Pay başına, yirmibeşer zira Venedik sayası olmak üzere çuha
ve ikişer çift tüfenk ve ikişer çift pişere tabancalısı ve yüz yetmiş
birer buçuk altın aldılar. Gaziler kafirden aldıkları ile öyle tok
doyum oldular ki, ancak olur.
Oruç Reis, Cerbe'den İskenderiye'ye giden bir gemi bularak, bununla,
Mısır Sultanı'na en güzellerinden hediyeler gönderdi. Sultan bu
hediyeleri alıp, Reis'in muhabbetnamesini okuyunca dünyalar onun oldu:
— Dünyada nimet hakkını gözetir ve iyilik bilir bir adam varsa,
oğlum Oruç Kaptan vardır.
Diyerek dualar etti. Muhabbeti bir iken bin oldu.
Oruç Reis ile ayakdaşı Yahya Reis yine gazaya azimet ederek, Kalevra
Papa taraflarında gezip beş on parça daha aldılar. Salimen yine Cerbe
Adası'na geldiler. Burada ganimetlerini satıp zevk ü safalar
eylediler.
Sultan Selim Han [değiştir]
Sultan Selim Han hazretleri tahta geçip oturduktan sonra karındaşı
Korkut'u aramadık yer komadı, bulamadı. Sonunda ince donanmayı
Akdeniz'e salmaya karar verdi. İstedi ki denizi gırbaldan geçirip
tecessüs edeler. İhtimal ki Korkut'u bir yerden bir yere geçerken ele
geçireler.
O zamanlarda Kaptan Paşa, bostancıbaşılıktan çıkma İskender Paşa idi.
Gayet zalim adam idi. Akdeniz'e girip deryada iki kürekli kayık
gezdirmezdi. Bakıp teftiş ederdi.
Ben de bu ahvali duyunca:
— Şimdi denizde gezecek zaman değildir!
Diye, tekneme buğday yükledim, Trablus'a gittim. Orada buğdayı siyah
arpa ile değişip Preveze'ye geçtim. Orada hem karaları hem teknemi
sattım. Yerine at, kısrak, katır alıp Maşkulur pazarına gelip iki
misline satıp savdım.
Tekneye aşık oldum [değiştir]
Sonra Preveze karşısında olan Ayamavra'ya geldim. Burada karada hazır
yeni yapılmış daha derya yüzüne inmemiş, yirmi dört oturaklık bir yeni
tekne buldum. Sahibi merhum olmak ile karada kalmış imiş.
Amma bir nazenin tekne ki, ancak bu kadar olur. Belki alemin Behzad'ı
tasvirini edemez.
Ben bu teknenin aşık-ı üftadesi oldum. Teknenin etrafında kısa
bağlanmış buzağı gibi dolaşıp yatar oldum. Ben bu halde iken teknenin
mimarı görüp geldi.
Ustabaşı beni alıcı gözü ile tekneye bakar gezer görünce "Her kişiye
sorma aslın, bakışından bellidir" fehvasınca, benim reis olup,
muradımın bu formaya göre tekne yaptırmak olduğunu tahmin etmiş.
Nezaketle yanaşıp, aşağıdan yukarıdan sohbete girişti. Sonra:
— Anlarım ki, sultanım hazretleri deniz adamıma benzersiniz. Nasıl
tekneyi beğendiniz mi?
Dedi. Ben de:
— Pek ziyadesiyle beğendim. Bir yerinde bir kusuru yoktur. Allah
sahibine bağışlasın.
Dedim. O zamana kadar teknenin sahipsiz olduğundan haberim yoktu.
Meğer sahibi Fettah Kaptan namıyle maruf bir mücait gazi imiş. Ömrü
vefa etmeyip merhum olmuş. Tekne varislerine kalmış, onlar da ustaya
"müşteri çıkarsa satıveresin" diye ısmarlamışlar.
Ben tekneyi yapanın bu adam olduğunu bilemediğimden:
— Acaba bu tekneyi hangi usta yaptı? Bu kalıpta bana da bir tekne
yapsın isterim.
Diye sorunca, adam ustanın kendisi olduğunu ve teknenin böylece
satılık bulunduğunu anlattı. Sonra benimle sahipleri aramıza girerek
tekneyi bütün takım ile birlikte altı kese akçeye bana alıverdi.
Bu gemiye sahip olduğuma pek sevindim. Tekneyi güzelce yağlatıp
yükletip Cerbe'ye gittim.
"
http://tr.wikisource.org/wiki/Gazavat-%C4%B1_Hayrettin_Pa%C5%9Fa/B
%C3%B6l%C3%BCm_1"'dan alındı
Sayfa kategorisi: VikiKaynak düzenle
http://groups.google.com.tr/group/vikikaynak/web/tartma-barbaros-hayreddin-paa-silmeleri?hl=tr
bağlantısını tıklayın veya bağlantı çalışmazsa tarayıcınızın adres
çubuğuna kopyalayın.