You do not have permission to delete messages in this group
Copy link
Report message
Show original message
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to Vata...@googlegroups.com
Tarih sayfalarının hiç bir satırında azmış, sapmış
hiç bir topluluk, hiç bir kavim için başarıya ulaştığı yazılmamış..
Hepsi eninde sonunda helak olmuş, belasını bulmuş..
*** Hazreti
Lut Peygamber, Hazreti İbrahim'e komşu bir kavmin başına elçi olarak
gönderildiğinde o kavmin sapkınlıkta sınır tanımadığını görmüş ve
uyarmıştı.. O güne dek dünya üzerinde görülmemiş bir sapıklığa imza atan
bu kavim Lut Peygamber'i ve ilahi uyarıları reddetmiş aynı yolda
ilerleme kararı almıştı.. Bunun sonucunda da
kavim, korkunç bir felaketle helak edildi.. Bugün İsrail Ürdün sınırına
gidenler, bu helakın kalıntılarına tüm çıplaklığı ile şehadet
edebiliyor..
*** Nuh peygamber de kavmini zorbalıklara,
cinayetlere, sapıklıklara karşı uyaranlardan ve sözünü
dinletemeyenlerdendi.. Bugün onların sonu kutsal kitabımızda tüm
ayrıntılarıyla anlatılıyor..
*** Ebrehenin 60 bin kişilik
ordusu da Kabe'yi yıkmak kutsal topraklara ayak bastığında inanç adına
tüm ümitlerin son bulduğu an geldi denilmişti.. Tam o esnada gökyüzünde,
Yemen taraflarında kapkara bir karartı, deniz üzerinden giderek
yaklaşan bir karartı farkedildi.. Dehşetle açılan gözler, sapsarı
kesilen yüzlerle izlenen bir karartı..
Kulakları sağır eden bir ses "Dayanabilecekseniz bakın"
diyordu.. Arş-ı Ala'dan Ebabiller yağıyordu o sırada.. O güne kadar yer
yüzünde hiç görülmemiş kuşlar, irili ufaklı, bölük bölük, fırka fırka
geliyordu..
Gagalarında ve ayaklarında taşlar pişirilmiş çamurdan.. ve alınlarında bir yazı:
EL KAHHAR...
Sadece azap için yaratılmıştı bu kuşlar..
O
azap başladığında Ebrehe ve Ordusu başlarına yağan sicim gibi taşların
tepelerinden girip topuklarından çıkmasıyla helak oldular..
*** Tarih sayfalarında yer alan helak hikayelerinden birinin kalıntısı da mucizevi bir şekilde günümüze kadar gelmiştir..
Firavundan bahsediyorum..
Allah'a
iman etmeyen, ülkesini, insanını seven herkese zulmeden Firavun,
Hazreti Musa'yı ve kavmini yok etmek için peşlerine düştüğünde bir
denizin en dibine uğurlandı ilahi bir kudret tarafından.. O ilahi
kudreti son anında farkedip secdeye gitse ve iman etse de, helak
olmaktan kurtulamadı.. Cesedi bugün ibret olarak bir müzede
sergileniyor..
Dün Diyarbakır'dan gelen 13 şehit haberi ve
ardından Aysel Tuğluk'un elleri titreyerek, kanı çekilmiş bir surat
haliyle okuduğu sözde "Özerklik ilanı bildirisi"ni dinlerken, günümüzün son azmış, sapmış topluluğunun ülkemde, yanıbaşımda olduğu hissine vardım..
Dağdakilere bakarsak...
Allah'ın
en önemli emirlerinden biri olan Namaz'la alay etmek, onu bir dalga
konusu haline getirmek bir sapkınlık, bir sapıklık değil de nedir?
Sonrasında "Bizim imamımız da farklı olsun" diyerek
eli kanlı bir başka caniyi imam olarak ön safa sürüp onun arkasından
rükuya ve secdeye kapanmak sapıklık, sapkınlık değil de nedir? Bir ülke kurma ve tozpembe hayallerle gencecik kızları da kandırıp dağlara çıkarmak, ırzına geçip hamile bıraktıktan sonra "Gerilla yasasında hamile kalmak yasaktır" diyerek katletmek bir bir sapkınlık değil de nedir?
Allah'ın en büyük emirlerinden biri olan, "Öldürme, katletme" emrini hiçe sayarak masum çocukları katletmek daha sonra da kalkıp alçakça, "Biz de çok üzüldük. Bu kan dursun ama dilimizi konuşturmuyorsunuz ki kardeşim" demek bir sapıklık değil de nedir?
Şehirdekilere bakarsak..
"Biraz daha kan lazım, elimizi güçlendirmemiz ve dediklerimizi kabul ettirmemiz için bize biraz daha kan ve ceset lazım" diyenlerin hali sapıklık, alçaklık değil de nedir?
Sırf İmralı'da yatan "Modern çağın Ebrehe'si veya Firavun'u" bulunduğu kodesten çıksın diye mücadele veren, bu konuda Kürtleri bile kurban edenlerin hali ahvali namussuzluk değil de nedir?
Eğer birileri çıkıp da "Lut kavmiyle, Firavunla Ebrehe'yle bizi nasıl bir tutarsın" diyecekse bu örnekleri ve benzeşmeleri iyi okusun derim..
Sözlerim elbette meclisten dışarı..
Bu ülkede "Ben Kürdüm" diyen
ancak ay yıldızlı bayrağın altında huzur bulan, işini ekmeğini bu
ülkenin topraklarından kazanıp ihanet etmeyi aklından geçirmeyen şeref
ve haysiyet sahibi Kürt kardeşlerimizi her zaman olduğu gibi yine o
temiz ve pak yere koyalım..
Sözüm sözde Kürt hakları savunucularına.. Sözüm bırakın Kürt olmayı, insan olmayı haketmeyen yaratıklara..
*** Gazeteci Salih Tuna "Öğretmenim sıkıştım, çişim geldi" diyemediği için altına kaçıran Kürt kızının dramını, "Ben de artık Kürdüm" başlıklı yazısında dile getirdiğinde hepimizin içi yanmış ve onun bu isyanına sahip çıkmıştık..
Ülkenin
herhangi bir yerinde haksızlığa uğrayan Kürt kardeşlerimizin uğradığı
zulm karşısında hepimiz topyekün isyan etmiş ve bunları elimiz
vardığında gücümüz yettiğince başında bulunduğumuz gazetelerde veya köşe
yazılarında lanetleyerek dile getirmiştik..
Bu ülkede hala bir etnik savaş yoksa bu bizim bizi birbirimizden farklı görmediğimizden kaynaklanıyordu.. Her şehit haberi geldiğinde bir Kürt arkadaşımızı da yanımıza katarak acıyı ortak etmiştik yüreklerimizde.. Beraber yanmıştık..
BDP'yi, PKK'yı rahatsız eden de buydu ve dünkü açıklamaları, bu birliği bu beraberliği dinamitlemek için atılmış bir adımdı..
Bir
hafta önce sokak ortasında iki askeri enselerinden vurup öldürdüler..
Gazete sayfalarında boy boy çıktı bu resimler.. Kimse sokaklara çıkmadı,
kan ve gözyaşı ile beslenen alçakların ekmeğine bu yağ sürülmeyince
sinirlendiler..
Bu kez iki asker kaçırdılar..
Yine kimse yüz vermeyince, "Türkiye
nasıl bir ülke.. İki asker kaçırdık kimseden tepki yok. Bu askerleri
kimse kurtarmak için girişimde bulunmayacak mı, bizimle pazarlık
yapmayacak mı?" diyecek kadar çıldırdılar..
Demokratik
Toplum Kongresi Diyarbakır'da toplandığında ülkenin en büyük televizyon
kanallarının muhabir ve kameralarını yanında istedi.. Yerel gazeteleri
ve televizyonları adam yerine koymadılar.. Günlerce, saatlerce haber
kanallarında gazetelerde gündemde olmayı istediler.. Dünyada ses
getirmeyi istediler.. Sadece onların arzu ve talepleri konuşulsun
istediler..
O sesi duyurabilmek için alçakça, namussuzca 13 askerin şehit haberinin gelmesini beklediler.. Askerlerin şehit haberi geldikten tam 5 dakika sonra da ekrana çıkıp 'özerklik'
ilan ettiler.. Emellerine ulaşmak için önlerindeki kanlı çanağın
içindeki yalın üstüne, 13 masumun kanını sos yaparak afiyetle yediler..
Dedim
ya bugüne dek sap ile samanı birbirinden ayırmaya çalıştık.. DTP'yi,
KCK'yı ve BDP'yi bir siyasi oluşum olarak gördük ve bu kurumların
barışa, kardeşliğe katkı yapacağımıza inançla hep art niyetsizce
yaklaştık..
Dünkü bu alçakça tavırdan sonra bilinsin ki,
benim gözümde artık DTK da, KCK da, BDP ve BDP'liler de kan dökmüş birer
cani ve PKK'lıdır..
Beni bu düşüncemden artık kimse döndüremez..
***
Bir
sözüm de benim düne kadar hayranlıkla izlediğim, Sırrı Süreyya
Önder'e.. Çıktığı her ekranda kendi şivesiyle "Daş atan çocuklar"
meselesini gözümüze sokan Sırrı Süreyya Önder niye sus pus.. 13 canın
yitmesi taş atan çocuklar kadar umurunda olmadı mı? Yoksa bu barbarlığı
normal mi karşılıyor?
Bilmeli ki İstanbul'dan aldığı oylar sadece
PKK destekçilerinin oyu değil.. Ona gönül vermiş, barışa dostluğa ve
kardeşliğe gidecek adımda kendisini elçi olarak görmüş onbinlerin oyu da
var onun heybesinde..
Biraz yüreği biraz haysiyeti varsa
çıkıp bu konuyla ilgili üç beş kelime etmeli ve edebilmeli.. Bilmeli ki
bu ülkenin her hanesinden şu ara "Allah'ım sen kahret" diye bir ses
yükseliyor.. Bilmeli ki bu ahlar, bu feryatlar ve bu lanetler özerkliği ilan edilen bir dandirik bölgeye huzur getirmez, mutluluk getirmez..
Eğer
o pamuk gibi olduğuna inandığımız merhametli kalbi, BDP saflarına
katıldıktan üç beş gün sonra taşlaşmadıysa, ellerine bakmalı ve "Bu kan nereden geldi avuçlarıma" diye kendisine sormalı...
İntikam alanların en hayırlısı Allah'tır.. O
13 masumun kanının üzerine tepinecekse ve özerk ilan edilen o bölgede
mutlu mesut bir hayat sürmeyi hayal ediyorsa, yukarıdaki örneklerde de
belirttiğim gibi bilmelidir ki eli kanlı ve lanetlenmiş bir azgın
topluluğun helaktan başka bir şansı yoktur..