Gürkan Gökhan GÖKTÜRK
unread,Sep 5, 2010, 11:27:38 AM9/5/10Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to Vata...@googlegroups.com
Laikler arasındaki derin bölünme
Bizim kuşak birbirini arkadaşlarının cenazesinde, polis
nezarethanelerinde, işkence merkezlerinde, askeri cezaevlerinde, mahkeme
salonlarında tanıdı. Bizler ‘askeri darbeler’in mağduru olduk. İlk
tanık olduğumuz askeri darbe, 27 Mayıs 1960 darbesiydi. O zaman
yaşlarımız küçüktü.
Annelerimiz babalarımız bize bu darbenin ‘iyi darbe’ olduğunu
söylediler. Biz de inandık. O zaman seçilmiş bir hükümetin devrilmesinin
ne anlama geldiğini henüz kavramamıştık. Başbakanın, bakanların
darbeciler tarafından idam edilmesinin yol açacağı sonuçları da
anlayacak yaşta değildik.
12 Mart 1971 askeri darbesi ile bizim kuşağın önde gelenlerini hapse
tıktılar. En parlak olanlarımıza, en çok itiraz edenlerimize en ağır
cezaları verdiler. Öncülerimizi idam ettiler. Bir kısım arkadaşımızı
‘çatışma’larda kurşuna dizdiler.
Biz ‘iyi darbe’ ile ‘kötü darbe’ ayrımı yaparak durumu idare
etmekteydik. 27 Mayıs 1960 ‘iyi darbe’ydi, 12 Mart 1971 ‘kötü darbe.’
Yolumuza böyle devam ettik. Sağcıların bazıları tam tersi bir ruh hali
içindeydi. Onlara göre de 27 Mayıs 1960 kötüydü, 12 Mart 1971 ise iyi
darbe sayılabilirdi.
İki darbeyle yetinmeyen askerlerimiz her ‘10 senede bir’ geleneğini
sürdürdü. Sağcıları ve solcuları 1980’de birlikte içeri tıktılar. Asıl
solcular hedef alınsa da sağcılar da darbeden nasiplendiler. Bizim 68
kuşağı bu darbeye rağmen hâlâ durumu kavrayamamıştı. Bu darbe işinin
‘kökten’ yanlış ve halk düşmanı bir öz taşıdığını kabullenememişti.
Bizimkiler göre; 12 Eylül ve 12 Mart kötüydü, ama 27 Mayıs ‘hâlâ’
iyiydi.
***
68’li solcular ve onların takipçileri ilk kırılmayı Kürt sorununda
yaşadılar. Daha önce bol keseden atılan ‘ulusların kendi kaderlerini
tayin hakkı’ şimdi bir talep olarak karşılarındaydı. Kürtler, ‘kimlik’
talebiyle ortaya çıkmışlardı. Tarihin en kanlı ayaklanmalarından biri
yaşandı. Devlet terörü amansızdı.
Türk solcuları şaşkındı. Bölündüler. Bir kısmı bu taleplerin ‘Kürt
milliyetçisi’ talepler olduğunu düşünerek, ‘milliyetçiliğin her türüne
karşı olmak’ gibi ‘asil’ bir yerde durmayı tercih ettiler. Solcular,
‘Kürt milliyetçiliğini destekleyemezler’di. Kürt hareketine uzak
durdular. Hatta daha üstten bir söylem tutturarak, “Kürtler önce
feodaliteyi yıksınlar, kendi ağalarına karşı çıksınlar” diyerek, onlarla
aralarındaki mesafeyi iyice araladılar.
Kürt kimliği talebi, Türk solunu ortadan böldü. Bir kısım solcu Kürt
kimliği talebinin arkasında duruyordu. Derken, askerlerle dindarlar
arasında bir iktidar kavgası başladı. Askerler, dindar arka plana sahip
partileri istemediklerini ilan ettiler. Onların kazandığı seçimleri
‘meşru’ görmediler. Bu partileri, yargı sistemini de harekete geçirerek
pasifize etmeye çalıştılar. İslami kesimin partileri kapatıldı,
liderleri siyaset dışına itildi. Bununla da yetinmedikleri daha sonra
anlaşıldı. Askeri darbe planları da yapmışlardı.
***
Bu noktada Türk laikleri, Türk okumuşları bir kez daha bölündüler. 28
Şubat 1997 postmodern darbesi bu parçalanmanın itici gücü oldu. Türk
solcularının, aydınlarının bir kısmı anne babalarından devraldıkları
‘iyi darbe’ efsanesini sürdürürken bir kesimi bu ‘mirası’ reddettiler.
Askerin siyasete müdahalesinin topluma çok büyük zarar verdiğini ilan
ettiler.
İşte bu parçalanma, Türkiye’de siyasetin kaderini ve yönelimini
belirleyen etkiler yaptı. “Asker gelsin, bizi şeriattan kurtarsın, asker
bizim gericiliğe karşı teminatımızdır” türküleri artık toplu halde
söylenemez olmuştu. Militarist sistem eleştiriliyordu.
Tartışma ve bölünme derinleşti. Hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Cumhuriyet elitleri bazı solcuları da peşlerine takarak, “Bu ülkeyi biz
yönetiriz, başkasına vermeyiz” diyorlardı, karşılarında ise yıllarca
birlikte hareket ettikleri laik kesimler de yer alıyorlardı. ‘Darbeci
büyü’ bozulmuştu.
Laikler bölündü. Bu bölünme bazılarının sandığı gibi yararsız bir
bölünme değil. Bu bölünmenin neden olduğu gerginlik de yararsız
sayılamaz. Bu bölünme, Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacının ürünü.
Bugüne kadar demokrasiye sırt çevirmiş, modernist elitlerin peşine
takılmış bir kesim, şimdi “Herkes için demokrasi” diyerek eski cepheyi
terk etti. Gürültünün büyüğü bundan koptu.
İhtiyaç olan belki de buydu.
Sol gerçek kimliğine bir ihtimal bu sürecin sonunda kavuşacak...
ORAL ÇALIŞLAR