1. İŞ DE YOK İŞSİZLİK MAAŞI DA <#mozTocId102061>
2. VALİLİK MÜFTÜLÜK İL MİLLİ EĞİTİM VE İMAM HATİP DERNEĞİ 'SEÇMELİ DİN
DERSLERİ' İÇİN ORTAK AFİŞ HAZIRLADI <#mozTocId417965>
3. MEHMET FARAÇ : İKİ VAHŞET BİR BOMBACI!!! <#mozTocId15899>
4.
FARAC65@GMAİL.COM <#mozTocId141191>
5. ARTIK PARANIZ OLSA DA AYÇİÇEK YAĞI ALMAK O KADAR KOLAY DEĞİL.
MARKETE GİDENLER BU YAZIYLA KARŞILAŞTI <#mozTocId240845>
6. TRUMP'IN İKİ "SİLAHŞORÜ" YARGILANACAK... TÜRKİYE'Yİ İLGİLENDİREN
KARANLIK İLİŞKİLER <#mozTocId648477>
7. OSMAN AYDOĞAN: TEMCİT FÜZELERİ <#mozTocId638225>
8. MİLLİ MÜCADELE’DE 7 DÜVELE KARŞI SAVAŞTIK MASALI! <#mozTocId634904>
9. VAKIFLAR DOSYASINDAN DUDAK UÇUKLATAN RAKAMLAR ÇIKTI <#mozTocId527322>
10. MERKEZ BANKASI ALTIN REZERVLERİ KASIMDA 20.9 TON DÜŞTÜ <#mozTocId640464>
11. YUNANİSTAN BAŞPİSPOKOSU'NDAN HADDİNİ AŞAN SÖZLER! <#mozTocId396910>
12. DİYANET BU SORUYA CEVAP VERDİ. AŞI OLMAMANIN VEBALİ VAR MI?
<#mozTocId13633>
13. ATAMAYI YAPANLAR DA İSTİFA ETMELİ <#mozTocId954483>
14. WUSHU FEDERASYONU’NUN SORUMLUSUYLA İLGİLİ ÇARPICI GERÇEK ORTAYA
ÇIKTI <#mozTocId255762>
15. BORSA YATIRIMCILARININ SAYISI 2 MİLYON KİŞİYİ AŞTI: TEHLİKELİ OYUN
<#mozTocId995305>
16. TANER TİMUR : NEOLİBERALİZM ÇILGIN TRUMP VE FAŞİST KOMPLO
<#mozTocId843943>
17. AFRİKA’DA REKOR GÖÇ <#mozTocId607343>
18. OĞUZ OYAN : PARAYA EGEMEN OLMAK <#mozTocId893430>
19. AŞKIM TAN : 996 <#mozTocId388595>
20. NESLİ ZAĞLI : YORGUN MERMİ <#mozTocId123059>
21. ‘DİNDAR-KİNDAR NESİL’ HAYALİ ÖĞRENCİLERE NEFES ALDIRMIYOR!
<#mozTocId297917>
22. YAKUP KEPENEKABD’DE DEMOKRASİYE SALDIRI <#mozTocId255600>
23. DİYANET'TEN KİRACILARINA HEM ZAM HEM TEHDİT <#mozTocId679301>
24. DÜNYA BİRİNCİSİYİZ AMA BAKIN NEYDE <#mozTocId240733>
25. SMA KAMPANYALARI DURDU HAKARET MESAJLARI BAŞLADI <#mozTocId771460>
26. ‘MAĞDUR DEĞİLSİN’ DEDİLER GEREKÇESİYLE ŞİKAYETE RET <#mozTocId770070>
27. ÜMİT ALAN : SOSYAL MEDYANIN ‘TEKSAS ÇAĞI’ BİTERKEN BİZİ NE BEKLİYOR?
<#mozTocId706939>
28. KANAL İSTANBUL İÇİN BELİRLENEN BİLİRKİŞİLERE İTİRAZ: TARAFSIZLIKTAN
ÇOK UZAK <#mozTocId478154>
29. SARAY İTTİFAKINDA SEÇİM SİSTEMİ MESAİSİ: İŞTE KULİSLERDE
KONUŞULANLAR <#mozTocId771748>
30. YAZLIK SARAYIN MALİYETİ 640 MİLYON TL! <#mozTocId264849>
31. YANDAŞ VAKIFLARA 'KİPTAŞ' ARACILIĞIYLA SATIŞ! <#mozTocId674355>
32. ARSLAN TEKİN : HDP KAPATILSA NE OLUR KAPATILMASA NE OLUR?. .
<#mozTocId238179>
33. ESFENDER KORKMAZ : CARİ AÇIK VEREN ÜLKELER FAKİRLEŞTİ <#mozTocId434160>
34. NECATİ DOĞRU : DÖVDÜREN! <#mozTocId584760>
35. YILMAZ ÖZDİL : E HANİ HEPİMİZ AYNI GEMİDEYDİK? <#mozTocId690025>
36. EGE CANSEN : GİRİŞİMCİLİK KAPIKULLUĞU VE DEMOKRASİ <#mozTocId476045>
37. EMİN ÇÖLAŞANÖNCE SERT ÇIKACAKSIN SONRA ÇARK EDECEKSİN! <#mozTocId319464>
38. AYTUNÇ ERKİN : AMERİKA ŞİMDİ BUNU KONUŞUYOR <#mozTocId577060>
39. ALP TUFAN : AMERİKAYA BİRLEŞİK DEVLETLER. <#mozTocId186814>
40. AKP'Lİ METİN KÜLÜNK DURAN EKONOMİDEN BİLİM İNSANLARINI SORUMLU TUTTU
'MİLLETİN EKMEĞİNDEN ELİNİZİ ÇEKİN' DEDİ <#mozTocId555149>
41. İRAN DİPLOMATLARINA YÖNELİK TAVRI NEDENİYLE ABD'Yİ UYARDI:
ULUSLARARASI ADALET DİVANINA GİDERİZ <#mozTocId72604>
42. RUSYA'DAN AB'YE İRİNİ TEPKİSİ <#mozTocId699436>
43. İSRAİL'DEKİ OKULLARDA KÜÇÜCÜK ÇOCUKLARA NELER ÖĞRETİYORLAR. KANINIZ
DONACAK <#mozTocId992460>
44. HOLLANDA'DA TANRI AŞIYI YASAKLADI DEDİLER SALGIN HASTALIĞIN
PENÇESİNE DÜŞTÜLER <#mozTocId103978>
45. 17.01.2021 20:11 <#mozTocId56177>
46. MİCROSOFT'TAN YENİ PATENT: VERİLER SOHBET BOTUNA DÖNÜŞTÜREBİLECEK
<#mozTocId379885>
47. GÜNER YİĞİTBAŞI : BAŞINIZA 65 TON TAŞ DÜŞSÜN SİZLERİN <#mozTocId605256>
48. GEERT WİLDERS’İN SEÇİM VAADİ TEPKİ TOPLUYOR <#mozTocId769775>
49. CHP'LİLER SOSYAL MEDYADA BU VİDEOYU PAYLAŞIYOR! 'NEREYE GİTTİ BU
PARALAR?' <#mozTocId233171>
50. MÜESSER YILDIZ : MAHKEMEDE "BU NASIL OLUR" DEDİRTEN OLAY
<#mozTocId368284>
51. ALP KIRIKKANAT : İSTİKŞAF FARKI <#mozTocId263374>
52. OSMAN AYDOĞAN: TEMCİT FÜZELERİ <#mozTocId733129>
53. MİLLİ MÜCADELE’DE 7 DÜVELE KARŞI SAVAŞTIK MASALI! <#mozTocId661577>
54. VAKIFLAR DOSYASINDAN DUDAK UÇUKLATAN RAKAMLAR ÇIKTI <#mozTocId834927>
55. MERKEZ BANKASI ALTIN REZERVLERİ KASIMDA 20.9 TON DÜŞTÜ <#mozTocId859615>
56. YUNANİSTAN BAŞPİSPOKOSU'NDAN HADDİNİ AŞAN SÖZLER! <#mozTocId246046>
57. DİYANET BU SORUYA CEVAP VERDİ. AŞI OLMAMANIN VEBALİ VAR MI?
<#mozTocId659735>
58. ATAMAYI YAPANLAR DA İSTİFA ETMELİ <#mozTocId576708>
59. WUSHU FEDERASYONU’NUN SORUMLUSUYLA İLGİLİ ÇARPICI GERÇEK ORTAYA
ÇIKTI <#mozTocId346223>
60. BORSA YATIRIMCILARININ SAYISI 2 MİLYON KİŞİYİ AŞTI: TEHLİKELİ OYUN
<#mozTocId161578>
61. TANER TİMUR : NEOLİBERALİZM ÇILGIN TRUMP VE FAŞİST KOMPLO
<#mozTocId2728>
62. AFRİKA’DA REKOR GÖÇ <#mozTocId661964>
63. OĞUZ OYAN : PARAYA EGEMEN OLMAK <#mozTocId820473>
64. AŞKIM TAN : 996 <#mozTocId906404>
65. NESLİ ZAĞLI : YORGUN MERMİ <#mozTocId957473>
66. ‘DİNDAR-KİNDAR NESİL’ HAYALİ ÖĞRENCİLERE NEFES ALDIRMIYOR!
<#mozTocId938770>
67. YAKUP KEPENEKABD’DE DEMOKRASİYE SALDIRI <#mozTocId640253>
68. DİYANET'TEN KİRACILARINA HEM ZAM HEM TEHDİT <#mozTocId113136>
69. DÜNYA BİRİNCİSİYİZ AMA BAKIN NEYDE <#mozTocId956034>
70. SMA KAMPANYALARI DURDU HAKARET MESAJLARI BAŞLADI <#mozTocId130395>
71. ‘MAĞDUR DEĞİLSİN’ DEDİLER GEREKÇESİYLE ŞİKAYETE RET <#mozTocId588298>
72. ÜMİT ALAN : SOSYAL MEDYANIN ‘TEKSAS ÇAĞI’ BİTERKEN BİZİ NE BEKLİYOR?
<#mozTocId923102>
73. KANAL İSTANBUL İÇİN BELİRLENEN BİLİRKİŞİLERE İTİRAZ: TARAFSIZLIKTAN
ÇOK UZAK <#mozTocId533798>
74. SARAY İTTİFAKINDA SEÇİM SİSTEMİ MESAİSİ: İŞTE KULİSLERDE
KONUŞULANLAR <#mozTocId688222>
75. YAZLIK SARAYIN MALİYETİ 640 MİLYON TL! <#mozTocId765780>
76. YANDAŞ VAKIFLARA 'KİPTAŞ' ARACILIĞIYLA SATIŞ! <#mozTocId749179>
77. ARSLAN TEKİN : HDP KAPATILSA NE OLUR KAPATILMASA NE OLUR?. .
<#mozTocId874646>
78. ESFENDER KORKMAZ : CARİ AÇIK VEREN ÜLKELER FAKİRLEŞTİ <#mozTocId594843>
79. NECATİ DOĞRU : DÖVDÜREN! <#mozTocId574168>
80. YILMAZ ÖZDİL : E HANİ HEPİMİZ AYNI GEMİDEYDİK? <#mozTocId381626>
81. EGE CANSEN : GİRİŞİMCİLİK KAPIKULLUĞU VE DEMOKRASİ <#mozTocId196826>
82. EMİN ÇÖLAŞANÖNCE SERT ÇIKACAKSIN SONRA ÇARK EDECEKSİN! <#mozTocId277425>
83. AYTUNÇ ERKİN : AMERİKA ŞİMDİ BUNU KONUŞUYOR <#mozTocId171513>
84. ALP TUFAN : AMERİKAYA BİRLEŞİK DEVLETLER. <#mozTocId760997>
85. AKP'Lİ METİN KÜLÜNK DURAN EKONOMİDEN BİLİM İNSANLARINI SORUMLU TUTTU
'MİLLETİN EKMEĞİNDEN ELİNİZİ ÇEKİN' DEDİ <#mozTocId58181>
86. İRAN DİPLOMATLARINA YÖNELİK TAVRI NEDENİYLE ABD'Yİ UYARDI:
ULUSLARARASI ADALET DİVANINA GİDERİZ <#mozTocId557117>
87. RUSYA'DAN AB'YE İRİNİ TEPKİSİ <#mozTocId836523>
88. İSRAİL'DEKİ OKULLARDA KÜÇÜCÜK ÇOCUKLARA NELER ÖĞRETİYORLAR. KANINIZ
DONACAK <#mozTocId664633>
89. HOLLANDA'DA TANRI AŞIYI YASAKLADI DEDİLER SALGIN HASTALIĞIN
PENÇESİNE DÜŞTÜLER <#mozTocId500839>
90. 17.01.2021 20:11 <#mozTocId860955>
91. MİCROSOFT'TAN YENİ PATENT: VERİLER SOHBET BOTUNA DÖNÜŞTÜREBİLECEK
<#mozTocId112438>
92. GÜNER YİĞİTBAŞI : BAŞINIZA 65 TON TAŞ DÜŞSÜN SİZLERİN <#mozTocId324447>
93. GEERT WİLDERS’İN SEÇİM VAADİ TEPKİ TOPLUYOR <#mozTocId765621>
94. CHP'LİLER SOSYAL MEDYADA BU VİDEOYU PAYLAŞIYOR! 'NEREYE GİTTİ BU
PARALAR?' <#mozTocId669969>
95. MÜESSER YILDIZ : MAHKEMEDE "BU NASIL OLUR" DEDİRTEN OLAY
<#mozTocId87096>
96. ALP KIRIKKANAT : İSTİKŞAF FARKI <#mozTocId88065>
97. <#mozTocId724093>
==========================
Meğer İstanbul'daki orman neden kesiliyormuş
Ayazağa ormanınında yapılan ağaç kesiminin nedeni ortaya çıktı.
*17.01.2021 09*:*52*
İstanbul Sarıyer’deki Ayazağa ormanınında yapılan ağaç kesiminin nedeni
kaymakamlığa verilen dilekçeyle ortaya çıktı.
Haziran*2020’de *Sarıyer Kaymakamlığı'na verilen dilekçede Ayazağa
ormanı olarak bilinen yerde ağaç kesimi yapıldığına dair şikayetler
olduğu vurgulandı.
*/*"AĞAÇ KESİMİNE İZİN VERİLDİ"*/*
Konu İstanbul Orman İşletme Şefliğine aktarıldı. Orman İşletme Müdürlüğü
olaya ilişkin hazırladığı raporda Ayazağa ormanındaki ilgili yerde
inceleme yapıldığı belirterek ağaç kesimi için bir madencilik şirketine
izin verildiği vurgulandı. Ağaç kesiminin Orman İşletme Şefliği
kontrolünde olduğu ifade edilen yazıda /*“Usulsüzlüğe meydan
verilmemektetdir”*/ denildi.
*İşte o yazı ve Ayazağa ormanında kesilen ağaçlar:Odatv.com*
/*
https://odatv4.com/meger-istanbuldaki-orman-neden-kesiliyormus-17012153.html
*/
================================
İŞ DE YOK İŞSİZLİK MAAŞI DA
*17.01.2021 09*:*29*
Salgın döneminde işsizlik sigorta fonu adeta işveren destek fonuna
döndü. İşsizlik maaşı sadece*10 ay *boyunca alınabilirken salgında da
onuncu ayı geride bıraktık. İşten çıkarma yasakları ve kısa çalışma
ödeneği süreleri uzatılırken işsizlik maaşı ile ilgili ise hiçbir adım
atılmadı.
*Havva Gümüşkaya*
Koronavirüs salgınında onuncu ayı geride bıraktık. Ancak*10 ayın
*sonunda başlayan aşı çalışmaları salgının gidişatına yönelik olumlu
düşüncelere neden olsa da tam anlamda ne zaman normal hayata geçileceği
henüz bilinmiyor.
Bu dönemde artan işsizlik ve gelir kaybı ekonomik krizi daha da
derinleştiriyor. Ülkede mart ayında ilk vakanın açıklanmasının
ardından*17 Nisan’da* işten çıkarma yasakları başladı. Fakat salgın
bahanesi ile işten çıkarmalar mart sonunda sert bir şekilde arttı. Geçen
yılın ocak- şubat döneminde*281 bin 540 olan* işsizlik maaşı başvuruları
mart sonunda*yüzde 78 artarak 502 bin 196’ya *çıktı.
**İŞSİZLİK MAAŞINI ALMAK
ZOR****İŞSİZLİK******MAAŞINI******ALMAK******ZOR**
İşsizlik ödeneğini alabilmek için işsizin bazı şartları yerine getirmesi
gerekiyor. Yani her işsiz işsizlik ödeneğinden faydalanamıyor. Ayrıca
salgın döneminde işten çıkarma yasakları ve kısa çalışma ödeneğinin
süreleri uzatılırken işsizlik maaşı ile ilgili herhangi bir adım
atılmadı. Ancak salgın nedeniyle iş bulmak daha da zor.
Öte yandan işsizlik maaşı süreleri her sigortalı için değişiyor.
*İŞKUR*’un web sitesinde işsizlik ödeneğinin süreleri ile ilgili şu
bilgiler yer alıyor:
Hizmet akdinin feshinden önceki son üç yıl içinde
♦*600 gün *sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan
sigortalı işsizlere*180 gün *
♦*900 gün *sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan
sigortalı işsizlere*240 gün *
♦*1080 gün *sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş
olan sigortalı işsizlere*300 gün *süre ile işsizlik ödeneği veriliyor.
**MAAŞ 10 AYDA KESİLDİMAAŞ 10 AYDA******KESİLDİ**
Üis-de-yok-issizlik-maasi-da-830134-1.lkede ilk vakanın açıklanmasından
kısa bir süre sonra salgın ve ekonomik kriz bahane edilerek işten
çıkarılan yurttaşlardan biri de Ada Hökelek. Grafiker olan Hökelek
/*“2020 yılının ocak ayında 7 yılı aşkın süredir çalıştığım işyerinden
kişisel sebeplerden dolayı ayrıldım. Oradan ayrıldıktan çok kısa süre
sonra bir reklam ajansında işe başladım. Tabii süreçte salgın dünyada
yayılmaya başlamıştı ama bizde dünyada salgın yokmuş gibi hareket
ediliyordu. Derken mart ayında ilk vaka açıklandı. Eski işverenim normal
bir şekilde *//*‘ekonomik kriz var işler kötü’*//*vesaire diye başladığı
konuşmayı *//*‘salgın da başladı artık seninle çalışamayız’*//*diyerek
bitirdi. İş akdimin sonlandırıldığını söyledi”*/ifadeleriyle çalışma
geçmişini anlattı.
*31*yaşındaki Hökelek nisan ayında işsizlik maaşı almaya başladığını
belirterek/*“Yaklaşık on ay işsizlik maaşı aldım. bin 150 lira gibi maaş
aldım. O dönem evdeydim yoksa bu para neye yeter”*/dedi. Kronik kalp
hastası olan Hökelek bu süreçte ilaçlarını da alabildiğini belirtti.
Ailesiyle yaşayan Hökelek sürekli çalışmaya ve maaş almaya alışmış kişi
için çok zor bir süreç. Evde bile olsanız parasızlık hissi çok rahatsız
edici bir duygu” ifadelerini kullandı.
Aralık ayında işsizlik maaşının kesildiğini belirten Hökelek şans eseri
bu ayın başında yeni bir işe başlamış.
○**
*RESMİ İŞSİZLERİN YÜZDE 94’Ü İŞSİZLİK ÖDENEĞİ ALAMIYORRESMİ
İŞSİZLERİN***YÜZDE 94’Ü İŞ***SİZLİK ÖDENEĞİ ALAMIYOR*
*DİSK-A*r’ın Covid*-19* Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu (*İSF*) adlı
raporuna göre resmi işsizlerin*yüzde 94’ü *işsizlik ödeneği alamıyor.
Salgın öncesinde Şubat*2020’de *ülke genelinde*4 milyon 228 bin*
işsizin*592 bini *yaklaşık*yüzde 14’ü *işsizlik ödeneği aldı. Ekim*2020
itibarıyla* işsizlik sigortasından yararlanan işsizlerin sayısı
yalnızca*255 bin 424 kişi* oldu. Aynı dönemde *TÜİK *dar tanımlı (resmi)
işsiz sayısını ise*4 milyon 5 bin* olarak açıkladı. Buna göre işsizlerin
yalnızca*yüzde 6’sı İSF*’den yararlanabilirken*yüzde 94’ü *yararlanamadı.
*SALGINDA BAŞVURULAR YÜZDE 177 ARTTISALGINDA BAŞVURULAR***YÜZDE 177
ARTTI**
Salgın döneminde işsizlik ödeneğine başvurular rekor seviyelere çıktı.
İşten çıkarmaların yasak olmasına rağmen işveren bir yöntemini bularak
iş sözleşmelerini sonlandırdı. İşveren tarafından İş Kanunu’nun*25.
Maddesi *bahane edilerek yapılan sözleşme fesihleri bu dönemde artış
gösterdi. *İŞKUR*’un verilerine göre*2020’nin *ocak-şubat döneminde*281
bin 540 kişi*işsizlik ödeneğine başvururken*153 bin 821 kişi*bu haktan
faydalanabildi.*2020’nin 11 ayında *ise başvuranların sayısı*1 milyon
392 bin 799’a *yükseldi. Aradan geçen*9 ayda *işsizlik ödeneğine
başvurular*yüzde 395 oranında*arttı.*1 milyondan *fazla kişinin
başvurduğu işsizlik ödeneğini yalnızca*477 bin 66 kişi*almaya hak kazandı.
is-de-yok-issizlik-maasi-da-830136-1.
○**
is-de-yok-issizlik-maasi-da-830135-1.
*NAKDİ DESTEĞİN 3 KATI İŞVERENE VERİLDİNAKDİ DESTEĞİN***3
KATI***İŞVERENE VERİLDİ*
*İşveren Teşvik ve Destek Ödemeleri:***18 milyar ***88 milyon 597 bin TL*
*Nakdi Ücret Desteği:***6 milyar ***536 milyon 49 bin TL*
○**
*İŞVEREN DESTEKLERİ ARTTIİŞVEREN DESTEKLERİ ARTTI*
Salgın döneminde işsizlik sigortası fonu işveren teşvik ve desteklerine
daha çok kullanıldı.*2020’de *işveren teşvik ve destek ödemelerine
*İSF*’den ayrılan kaynak*18 milyar TL*’yken nakdi ücret desteğine
ayrılan miktar*6 milyar TL* oldu. *DİSK-AR*’ın raporuna göre işçilere
yapılan nakdi ücret desteğinin*3 katı* ödeme destek ve teşvik ödemeleri
olarak işverenlere yapıldı.
/*
https://www.birgun.net/haber/is-de-yok-issizlik-maasi-da-330707 */
================================
VALİLİK MÜFTÜLÜK İL MİLLİ EĞİTİM VE İMAM HATİP DERNEĞİ /*'SEÇMELİ DİN
DERSLERİ'*/ İÇİN ORTAK AFİŞ HAZIRLADI
Diyarbakır’da valilik müftülük il milli eğitim müdürlüğü ve Önder
Diyarbakır İmam Hatipliler Derneği seçmeli din dersleri için ortak afiş
hazırladı.
*17 Ocak 2021 07*:*32*
Diyarbakır’da valilik müftülük il milli eğitim müdürlüğü ve Önder
Diyarbakır İmam Hatipliler Derneği seçmeli din dersleri için ortak afiş
hazırladı.
*Cumhuriyet'ten Kayhan Ayhan'ın*haberine göre; afişte /*“Kuranıkerim
dersini seçiyorum çünkü Cenab-ı Allah’ın mesajlarını öğrenmek anlamak ve
yaşamak istiyorum*/*” “*/*Peygamberimizin Hayatı dersini seçiyorum çünkü
onun hayatını merak ediyorum ve kendime örnek almak istiyorum*/*”
“*/*Temel Dini Bilgiler dersini seçiyorum çünkü dinimi en doğru şekilde
öğrenmek istiyorum”*/ifadeleri yer aldı.
“/*Dersimi seçiyorum dinimi öğreniyorum*/*” “*/*Seçmesi bir dakika
faydası iki dünya!*/*”*sloganlarıyla hazırlanan afişlerde*“*/*Ortaokul
ve liselerde din ahlak ve değerler alanı seçmeli dersler seçim süreci
başlamıştır”*/ hatırlatması yapıldı. Afişlerde son başvuru tarihinin
de*22 Ocak *olduğu belirtildi.
Eğitim Sen Diyarbakır Şubesi söz konusu afişlere tepki gösterdi.
Diyarbakır Eğitim Sen Şube Başkanı Sadrettin Kaya /*“Biz hiçbir dersin
dayatma olarak seçtirilmesini doğru bulmuyoruz. Ögrencilerimiz
derslerini özgürce seçebilmeli. Bugün derslerini özgür seçemeyen öğrenci
demokratik yaşamda hakkını kullanırken tereddütler yaşayacaktır. Bu
travmaya yol açar. Afişler konusunda kamu idaresi kamu adına güç ve
yetki kullananlar bütün öğrencilere ve velilere eşit olmaları gerekiyor.
Bir kesimi öne çıkarmak onları topluma dayatmaya çalışmak bu çağda
demokratik temayüllere uymuyor”*/ ifadelerini kullandı.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk da geçen günlerde*81 ilin* din kültürü
ve ahlak bilgisi öğretmenleriyle video konferans toplantısında bir araya
gelmişti.
*BAKANDAN* *TEŞEKKÜR*
Bakan Selçuk toplantıya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı
paylaşımda /*“81 ilden din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni
meslektaşlarımla buluştum. Ülkenin en büyük öğretmenler odasında
birlikte çay içmek eksikleri not edip proje üretmek gibiydi.
Okullarımızda yüz yüze buluşmayı diledik. Çocuklarımıza emek verenler
var olsun”*/ ifadelerini kullanmıştı.
/*
https://www.gercekgundem.com/egitim/244569/valilik-muftuluk-il-milli-egitim-ve-imam-hatip-dernegi-secmeli-din-dersleri-icin-ortak-afis-hazirladi
*/
================================
MEHMET *FARAÇ*
<
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/mehmet-farac-24713y.htm>: İKİ
VAHŞET BİR BOMBACI*!!!*
/*
FARAC65@GMAİL.COM */
Mehmet FARAÇ
*17 Ocak 2021*
*11 Ocak 2021 günü *bu köşede /*"Turist kılığında teröristler"*/
başlıklı bir yazı vardı...
İşte o yazıda
/*"Ne yazık ki yapılan bütün operasyonlara rağmen çevresi karanlık
kışkırtmalarla kuşatılan Türkiye'ye Irak ve Suriye gibi ülkelerden
terörist sızmaları devam ediyor"*/ saptaması yapılmış ve *IŞİD'*in;
Konya İstanbul Ankara Bursa Adana Eskişehir ve Antep'in yanısıra
özellikle Urfa'daki örgütlenmesine dikkat çekilmişti...
6 gün önceki o yazıda Urfa için şu tespitlerde de bulunmuştuk;
/*"Özellikle Urfa'daki militan yapılanması büyük boyutlara ulaşmış...
IŞİD burada hem suikastlar yapıyor hem oraya buraya bombalar koyuyor ve
hem de'Batı kentlerine mühimmat' ve militan sevkediyor..."*/
Bu saptamaların ardından
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun*20 Ağustos 2019'da *bir televizyon
kanalına yaptığı şu açıklamasına da yer vermiştik;
/*"Biz bu gece Türkiye'nin önemli bir merkezine giden bombayı
Şanlıurfa'dan çıkarken yakaladık... Bundan tam bir hafta önce onun 4
katı büyüklüğündeki bir bombayı daha yakaladık... Yılbaşından bu güne
kadar 160 önemli olay engellendi..."*/
Şimdi yazının burasında Urfa konusuna ara verelim ve Türkiye'yi bir yıl
arayla sarsan iki büyük saldırının perde arkasına odaklanalım...
*IŞİD'in Suruç vahşeti!. . *
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/iki-vahset-bir-bombaci-58001yy.htm */
================================
ARTIK PARANIZ OLSA DA AYÇİÇEK YAĞI ALMAK O KADAR KOLAY DEĞİL. MARKETE
GİDENLER BU YAZIYLA KARŞILAŞTI
*17.01.2021 22*:*20*
Artık paranız olsa da Ayçiçek yağı almak o kadar kolay değil. Markete
gidenler bu yazıyla karşılaştı
Yapılan son zamlarla beraber fiyatı*85 TL’ye* kadar çıkan Ayçiçek yağı
satışlarında bazı marketler kampanya yaptı. Yapılan kampanyalarla bir
markette yağın fiyatı*59.50 TL*’ye kadar düşürülürken yağ satışına*2
adet* ile bir başka markette ise*1 adet* ile sınırlama getirildi.
**YENİÇAĞ***/ ***TOLGA******ŞAHİN**
Gıda ürünlerine gelen zamla beraber Ayçiçek yağlarına getirilen*yüzde
150’den *fazla zam sonrası*5 Litrelik* yağın en ucuzu*75 TL’ye*
alınabiliyor.
Bazı marketlerde ise*85 liraya *kadar satılan yağlar için kampanyalar
yapılmaya başlandı. Yağı ucuza almak için yoğunluk oluşturan vatandaşlar
sonrası ise markette Ayçiçek yağı satın alışına sınırlama getirildi.
Bir markette*5 litrelik* teneke Ayçiçek yağını*59.50 TL*’ye satılırken*2
adet* alım sınırlaması getirildi. Başka bir markette ise*1 adet* Ayçiçek
yağı alımıyla satışa sınırlama getirildi.
aycicek-yagi-001.jpger72vlvxcaap6gk-001.jpg
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/artik-paraniz-olsa-da-aycicek-yagi-almak-o-kadar-kolay-degil-markete-gidenler-bu-yaz-329222h.htm
*/
================================
TRUMP'IN İKİ/*"SİLAHŞORÜ"*/ YARGILANACAK... TÜRKİYE'Yİ İLGİLENDİREN
KARANLIK İLİŞKİLER
KAYAHAN UYGUR YAZDI...
*17.01.2021 12*:*58*
Donald Trump’ın*20 Ocak’ta* gidişiyle hem *ABD*’de yeni bir dönem hem de
devrik popülist rejim için bir yargılama süreci başlayacağı anlaşılıyor.
Bu çerçevede şimdiden açılmış birçok dosyada ülkemizi ve Ortadoğu’yu
yakından ilgilendiren konular küresel mafya bağlantıları ve özellikle
iki isim bulunuyor: Eski New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani ve onun
sağ kolu eski New York Polis Müdürü Bernard Kerik.
Eski mesleği New York’ta inşaatçılık ve emlak spekülasyonu olan Trump’ın
kariyer tırmanışında bu ikilinin rolü büyük. İtalyan kökenli*5 büyük*
mafya ailesinin güçlü olduğu New York’ta*80’li *ve*90’lı *yıllarda süren
yoksul mahallelerinin temizlenmesi insanların evlerinden kovulması ve
onların sırtından inşaat zenginlerinin türemesi süreci birçok Amerikan
filminde anlatılmıştır. Amerika’da bu süreçte yükselen zenginler ve
yolsuzluk şampiyonu bürokratların devleti ele geçirmeye girişmeleri
mafyanın küreselleşmesiyle at başı gitmiştir.
**TRUMP***’***IN******PARALEL******ÖRGÜTÜ**
Trump’ın*4 yıllık *başkanlık döneminde Giuliani ve ortağı Kerik hiçbir
diplomasi deneyimleri olmamasına rağmen Türkiye İran Suudi Arabistan ve
Ukrayna gibi ülkelerle Trump’ın ilişkilerinde onun temsilcisi gibi
davranmışlardır. Başlı başına bir usulsüzlük olan bu ilişki bugün *ABD*
Kongresi soruşturma komisyonlarının önündedir.
Eski polis Kerik’le birlikte/**/*/*“Giuliani Partners”*/*şirketini
kurmuş olan Giuliani’nin bulaştığı ilk dış politika dosyası İran Halkın
Mücahitleri örgütünün avukatlığını ve lobisini yaparak bu örgüt
hakkındaki terörist tanımlamasını daha Trump iktidara gelmeden
kaldırtmak olmuştur. Bu iş için büyük paralar harcanmış ve davada karşı
taraf olan İran ile de ilişkiler kurulmuştur.
Giuliani*2017 yılında *bu kez *ABD*Hazine Bakanlığı’nın/**/*/*“kara para
aklayıcısı*/***” **bazılarının da**“***/*hayırsever iş
adamı*/***”****olarak adlandırdıkları Rıza Sarraf’ın avukatı olmuştur.
Batı medyasının iddiasına göre Sarraf davası sürecinde sık sık
Türkiye’ye giden Giuliani rahip Brunson ile Sarraf’ın takas edilmesi
fikrini ortaya atan şahıstır. (*“*/*Independent” 11 Ekim */*2019*)
**VER******BRUNSON***’I ***AL******SARRAF***’I*
Brunson/Sarraf takası fikri dönemin *ABD*Dışişleri Bakanı Rex
Tillerson’un direnişi sonucu mümkün olmamış ve *ABD*’den çıkamayan Rıza
Sarraf da bunun üzerine saf değiştirmiştir. (Trump daha sonra
Tillerson’u bu nedenle kovmuştur) Bu arada Sarraf’ın İstanbul Trump
Tower’da bir bürosu olması da Batı medyasının üzerinde en çok durduğu
konulardan biridir. Trump Tower’da büro akla/**/*/*“Trump- İran ve
Sarraf ilişkisi”*/***sorusunu getirmektedir.
Giuliani ve Kerik’in Ukrayna ile olan ilişkileri de ilginçtir. Giuliani
Partners’in elemanları Lev Parnas ve İgor Fruman Trump’ın*2016
seçim*kampanyası finansmanına hile karıştırmak Ukrayna’da Trump için
kontrat ayarlamak ve Biden’ın oğlunu Ukrayna’da suçlayacak sahte bir
dava açtırmak suçundan şimdiden mahkûm olmuşlardır. Soruşturmalarda Rus
ve Ukrayna mafyalarıyla ilişkileri saptanan Parnas ve Fruman Sovyet
döneminde Miami’ye yerleşmiş iki/**/*/*“iş”*/*insanıdır. Kerik’in de
asıl adının Kapurik olup ismini değiştirdiğini ve aslen Ukraynalı
olduğunu belirteyim.
**TRUMP******ÖZEL******ÖRGÜTÜ**
Guiliani’nin *ABD*’deki Türk lobisiyle ve Ankara ile ayrıca *FBI*’a
yalan beyandan mahkûm olmuş bulunan Türkiye lobicisi emekli General
Flynn’la ilişkileri Batı medyasında yazılıp çizilmişken onun asıl eylem
adamı Kerik anlaşılır nedenlerden kenarda kalmıştır. Eski New York polis
müdürü tüm bu ilişkiler ağında kilit konumdadır. Askerliğini Kore’de
Askeri Polis olarak yapan Kerik’i Kâbe baskını dâhil büyük terör
olaylarının yaşandığı*1970’li *yılların sonunda Suudi Arabistan’da
istihbaratçı ve güvelik uzmanı olarak görüyoruz. Seksenli yılların
başında Amerika’da*2 yıl *polis eğitmenliği yapan Ukrayna asıllı
istihbaratçı sonra tekrar Riyad’a dönmüş*1986’da *New York polisine
girene kadar orada kalmıştır.
*1990*’da Belediye Başkanı Rudy Guiliani ile tanışan Kerik iddialara
göre diploması yetersiz olmasına rağmen Giuliani tarafında dünyanın en
önemli kentinin bir numaralı polisi yapılmıştır. Demokrat ağırlıklı New
York’ta Cumhuriyetçi partiye belediyeyi kazandırdıkları için Bush
ailesinin gözüne giren ikili *ABD*’nin en tanınmış isimleri haline
gelmişlerdir. Her ortamda beraber oldukları bir üçüncü isim de emlak
işlerinden milyarder olan gözde zengin Trump’tır.
*11 Eylül 2001’de *İkiz Kuleler saldırısı sırasında Giuliani Başkan
Kerik polis şefidir. Rastlantıya bakın ki Kerik saldırıdan birkaç dakika
önce olay yerinde birkaç dakika sonra da yine oradadır. Hepsi Suudi olan
ve Suudi Elçisinin eşini davet mektubuyla *ABD*’ye gelen*11 Eylül
*teröristlerinin bu eylemi sırasında yıllarca Suudi’de yaşamış Kerik’in
de olay yerinde olması ilginçtir. Başka bir ilginçlik de Donald Trump’ın
da yakınlarda bulunan ofisinden o saatlerde caddeye inmesi ve bir
inşaatçı olarak gökdelenlerin yıkılması konusunda *TV*’lere yorumlar
yapmasıdır.
*CNN*’de*7 Haziran 2018 tarihli*bir programda Giuliani’nin sık
sık/**/*/*“Obama 2008’de başkan olmadan önce ilk 8 yıl hiç İslamcı terör
saldırısı olmadı Obama geldi terör arttı”*/*demesi değerlendirilmiş
bilinçaltının Guilaini’ye*11 Eylül *saldırısını unutturduğu söylenmişti.
Tabii asıl ilginçlik*11 Eylül’den*sonra dünyada çeşitli yerlerde İslamcı
partilerin iktidara gelmesidir.
**İŞGAL******EDİLEN******IRAK***’***TA******İÇİŞLERİ******BAKANI**
O yıllarda*11 Eylül’deki*/**/*/*“kahraman polis*/***”**olarak tüm
Amerika’nın hatta dünyanın hayran olduğu Kerik hakkında sonradan
kuşkular ortaya çıkacak*2010’daki *yargılaması
sırasında**“***/*saldırıdan 2 hafta önce neden İsrail’e
gittiği”*/***sorusuna cevap veremeyecektir. Aynı yılın*31 Aralık
*tarihinde New York Belediye Başkanlığı’na Michael Bloomberg’in
seçilmesiyle görevinden ayrılan Kerik daha sonra Başkan George W. Bush
tarafından*2003 Mayısında *Irak İşgal Hükümeti İçişleri Bakanı
yapılmıştır. Bernard Kerik Irak polisini ve güvenliğini organize
etmiştir. Kerik’in bu görevde ne kadar başarılı olduğu Irak’ta daha
sonra yaşanan olaylarla ortaya çıkmıştır.
Bush Kerik’i*2004 yılında ABD* İç Güvenlik Sekreteri yapmak istemiş ama
*ABD* bürokrasisinden ve Demokratlardan gelen bazı tepkiler sonucu
kendisi bu görevden vaz geçmiştir. Görev almamasına rağmen Kerik
hakkında geçmişine dönük bir soruşturma açılmış ve hakkında*2010’a
*kadar devam edecek bir yargılama süreci başlamıştır.
Kerik’in Irak İçişleri Bakanı iken Stef Wertheimer adlı İsrailli iş
insanından*250 bin *dolar aldığı saptanmış bunun nedenleri ve
ayrıntıları anlaşılamamıştır. Soruşturma derinleştikçe bu kez Kerik’in
New York Polis Müdürü iken Gambino ailesi ve Sammy Bull Mickey Scars
gibi inşaat ve ihale mafyasıyla ilişkileri ve parasal bağlantıları
ortaya çıkmıştır. Sonuçta Kerik*48 ay *hapis ve*3 yıl *gözetim altında
tutulma cezası almış ancak cezanın tamamını açık cezaevinde geçirmiştir.
Düşünün Gambino ailesiyle ilişkili bu şahıs işgal gücü *ABD* tarafından
Irak İçişleri Bakanı yapılmıştır.
**HİNT******ASILLI******SAVCI******HEP******DEVREDE**
Trump’ın adamlarıyla ilgili rastlantılar bitmiyor. Kerik’in yargılandığı
Gambino mafyası davasındaki savcıyla Kerik’in ortağı Guiliani’nin avukat
olduğu Rıza Sarraf davasındaki savcı aynıdır: Meşhur ve Ankara’da pek
sevilmeyen Preet Bharara.
Son olarak başka bir rastlantıya daha değineyim: Kerik’in Irak İçişleri
Bakanı iken ona nedeni belli olmadan*250 bin *dolar verdiği saptanan
Stef Wertheimer Ürdün ve Türkiye’de büyük yatırımları olan bir
milyarderdir. Wertheimer’in Gebze’de kurduğu *İSCAR* firması İran’a
yönelik *ABD* ambargosunu delmekten *ABD* Hazinesi tarafından cezaya
çarptırılıp*4 milyon *dolar ödemek zorunda kalmıştır. (U. S. Department
of the Treasury*20 Ekim 2020*).
Eski Başkan Trump görev süresi henüz bitmeden Guliani Kerik ve onların
etrafındaki grupta adı geçen herkesi başkanlık yetkisini kullanarak
affetmiştir. Aralarında dünürü yani damat Jared Kushner’in babası
değişik yolsuzluklardan mahkûm olmuş inşaatçı Charles Kushner de vardır.
Bunların hepsi şimdi bir örgüt olarak suçlanıyor. Ancak *ABD*’de
artık/*“yerli terörist güçler*/*”*(domestic terrorists) olarak
adlandırılan Trump taraftarlarının*6 Ocak *Washington Kongre baskını
koşulları çok değiştirmiştir *CNN*International olayı**“***/*Trump
ayaklanması*/***”****olarak nitelendiriyor. Bu çerçevede eski dosyaların
yeniden açılacağı Türk siyasetinde kullanılan bir deyimle *ABD*’de
bir**“***/*devr-i sabık”*/***yaratılacağı tüm ekibin yargılanacağı
neredeyse tüm *ABD*medyası tarafından bildiriliyor.
**TÜRKİYE******ODAKTA**
Trump’ın ülke içi ve dışı tüm şebekesi kanunsuzlukları teröre ve
uluslararası hukuk ihlallerine yol açan ilişkileri kara para aklama ve
diğer mafya sektörü faaliyetleri mercek altına alınacaktır. Önümüzdeki
dönemde medyayı kaplayacak ana konulardan birinin Trump devri
yolsuzlukları olacağı görülüyor. Bunlardan ülkemizi yakından
ilgilendiren bazı başlıklara ya da bazı*/*“bilinmeyenlerin”*/***kapısını
açacak anahtarlara kısaca değindim.
*Kayahan Uygur*
*Odatv.com*
/*
https://odatv4.com/turkiyeyi-ilgilendiren-karanlik-iliskiler-17012158.html
*/
================================
OSMAN *AYDOĞAN*: TEMCİT FÜZELERİ
*17 Ocak 2021*
/*"TEMCİT’’ VE "TEMCİT PİLAVI""TEMCİT’’ VE "T*/EMCİT PİLAVI"
/*"Temcit"*/; tazim sena ve dua etmek anlamında kullanılan Arapça
kökenli bir sözcüktür. Temcit aynı zamanda kutsal üç aylar olan Recep
Şaban ve Ramazan ayları süresince sabah ezanından sonra minarelerden
belli makamlarda okunan bir ilahidir.
Temcidin Ramazan ayında ayrıca şöyle bir işlevi de vardır: Temcit
Ramazan ayında sabah ezanından yaklaşık on – onbeş dakika önce okunarak
sahura kalkamayanların sahura kalkmasına yardımcı olur. Daha önce sahura
kalkmayı kaçırmış ancak temcidi duyarak sahura kalkanlar –yeni yemek
yapmak için vakit kalmadığından- akşamdan kalma yemeklerini alelacele
ısıtıp sahurlarını eda ederler. Bu yemeklerin de başında pilav gelir.
İşte bu şekilde ikinci kez ısıtılarak sahur sofrasına konulan akşamdan
kalma pilava da/*"temcit pilavı"*/ denir. Yani/*"temcit pilavı"*/ ayrı
farkı ve özel bir pilav değildir.
/*"Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp öne sürmek"*/ deyimi de buradan
gelir. Bu deyim aynı zamanda bir olayın veya durumun bıktırırcasına
(akşam yemeğini sahurda ısıtarak yemek gibi) tekrar tekrar gündeme
getirilmesini eleştirmekte kullanılan bir deyiştir.
*S-400 FÜZELERİS-400* FÜZELERİ
Biliyorsunuz aylardır *S-400* ile yatıp *S-400* ile kalkıyoruz.
Dolaysıyla da yazımın başlığını da hoş göresiniz. *S-400* füzeleri oldu
artık Temcit füzeleri…
Son üç güne bir geri gidelim…
Günlerden*14 Ocak 2021 *Perşembe günü. Bir grup gazetecinin sorularını
yanıtlayan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar gazetecilere şu demeci
veriyor: (Demecin ana hatları)
/*"ABD ve Avrupalılarla görüştük. Maliyet teknoloji transferi ödeme
şartları teslimat üretim gibi konularda maalesef uygun cevaplar
alamadık. Buna olumlu cevap veren Rusya'dan bunu ülkemiz için temin
etmemiz gerekti. Halen (birinci paket için) kontrol ve muayeneler kabul
testleri var bunlar sürüyor... Ortada S-400 ile F-35'in çalışmasından
çıkacak problemler olduğu iddiası var. 'Beraber çalışalım' dedik ABD'li
müttefiklerimiz S-400 olduğu sürece ortak çalışma olmayacağı
görüşündeler... ABD tarafı çözüm isterse teknik düzeyde çalışmalarla
buna çözüm bulunabilir... ABD ile ortak yapabileceğimiz işler var hem
iki ülkenin hem NATO hem bölge ve dünya yararına... ABD'li
müttefiklerimizin durumu anlamasını bekliyoruz. Öbür türlü ısrar inat
olduğu sürece olay sürüncemede kalıyor. Müttefikliğe uygun olmayan
tehdit dili yaptırımların kabulü mümkün değil. F-35 için ciddi zaman ve
enerji harcandı. Bunun durdurulması ciddi sorun... Biz şimdi hasım
mıyız? Biden döneminde ABD'nin bu kararını gözden geçirmesini ve
normalleşmeye geçmeyi bekliyoruz. Bu toplantının (Patriot – S-400 uyumu
ile ilgili) yeniden başlatılmasını bekliyoruz. Ama konuşma cevap olmadan
yaptırımlarla tehdit diliyle bir yere varmak mümkün değil. Diyalogla
ancak çözüm bulabiliriz. İki ülkenin askerî alanda işbirliği ve
müttefikliği varken CAATSA yaptırımlarını yanlış buluyorum. "*/
Günlerden*15 Ocak 2021 *Cuma günü. Cuma namazı çıkışışında Cumhurbaşkanı
Erdoğan *S400* konusu hakkında gazetecilere şu açıklamayı yapıyor:
/*"Bizim savunma sanayine yönelik atacağımız adımları hiçbir ülke
belirleyemez. Bu tamamıyla bizim alacağımız karara bağlıdır. Biz Rusya
ile S400 için birinci paketi halletmiştik şimdi de ikinci paket devam
ediyor. Ay sonu Rusya ile görüşmelerimiz olacak. Biden yönetiminin bu
noktada ne diyeceğini bilmeyiz. Bileceğimiz tek şey Trump döneminde
olduğu gibi kendi savunma noktasında adımları bir yerden izin alarak
atamayız. Biz bir NATO ülkesiyiz. NATO'da birlikte olduğumuz ülkelerin
bize yön vermesini kabul edemeyiz. Çok ciddi bir parayı ödediğimiz halde
F-35'ler ne yazık ki hala verilmedi. Bu tabii bizim uluslararası
diplomaside Amerika'nın bir müttefik ülke olarak bize yaptığı çok ciddi
bir yanlıştır. Temenni ederim ki Sayın Biden'ın görevi üstlenmesiyle
birlikte görüşmelerimizi yaptıktan sonra çok daha olumlu adımları atar
ve bunları da yoluna koyarız. "*/
Şimdilik bu demeçler burada kalsın. Şöyle bir yakın tarihe gidelim…
TÜRKİYE’NİN UZUN MENZİLLİ HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ ARAYIŞI VE İHALE
SÜRECİTÜRKİYE’NİN UZUN MENZİLLİ HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ ARAYIŞI VE
İHALE SÜRECİ
Türkiye uzun menzilli hava savunma sistemleri alımı için ihaleye çıkarak
dört ülke ile görüşmeler yapıyor. Bu ülkelerden *ABD*; Patriot Çin; *FD
2000 *Rusya; Antey*2500 ve* Fransız*-İ*talyan ortaklığı; Samp*-T*
füzeleri ile ihaleye katılıyor. Bu ülkelerle uzun süre görüşmeler
yapılıyor.
Bu konu Türkiye’de yanlış ve eksik bilindiği için bu konuyu biraz açarak
uzun uzun anlatmam gerekiyor.
Bu görüşmelerde Türkiye hep/*"yerli katkı ve offset"*/ şartını koyuyor.
Hiçbir ülke bu görüşmelerde füze teknolojisini vermese de araç taşıt ve
rampa gibi parçaların Türkiye’de üretilmesine hayır demiyor… Bu konuda
Çin yaklaşık %*28* oranında yerli üretim katkısına onay veriyor. *ABD*
de Patriot füze sisteminde araç taşıt ve rampa gibi parçaların
Türkiye’de üretilmesine %8 gibi yerli katkı payı sunuyor. Ancak Rusya
yerli katkı konusuna hiç sıcak bakmıyor ve sıfır yerli üretimle
teklifinde ısrarcı oluyor…
Bu ihalede*2013 yılında *sonuçlanıyor. Rusya’nın teklifi olan Antey*2500
füzeleri* için yerli katkı payı sunmadığı ve fiyatı en yüksek olduğu
için Rusya ihaleden eleniyor. İhalede firmaların verdikleri fiyat
teklifleri de şu şekilde oluyor: Çin *FD 2000 için*:*3.5 milyar *dolar
Fransa*-İ*talya ortaklığı Samp*-T* için:*4.4 milyar *dolar ve *ABD
*Patriot için:*4.5 milyar *dolar fiyat veriyorlar. Dolaysıyla yerli
katkı ve fiyat açısından uygun olduğu için ihaleden Çin birinci sıradan
çıkıyor. Rusya ihaleden elenmesine rağmen Putin işin peşini bırakmıyor
ve başlangıçta verdiği*9.9 milyar *dolar olan teklifini fiyat konusunda
yenileyerek*5.2 milyar *dolardan aşağıya çekiyor… Ancak Rusya’nın bu
teklifi de dikkate alınmıyor.
Ancak ihale de sonuçlanmıyor. Savunma Sanayii Müsteşarlığı *ABD*;
Patriot Çin; *FD 2000 ve* Fransız*-İ*talyan ortaklığı; Samp*-T* füzeleri
ile ihaleye katılan üç firmaya tekliflerini yenileyerek*31 Ocak 2014
tarihine* kadar vermelerini istiyor.
*31 Ocak 2014 tarihli* İcra Komitesi Toplantısı'nda ihaleye katılan
firmaların teklifleri değerlendiriliyor. Bu tekliflerde Çin ortak üretim
ve*yüzde 30 yerli* katkı oranı ile birinci sırada kalıyor.
Fransız*-İ*talyan ortaklığı yerli katkı oranını yüzde*10-12* arasında
tutarak ikinci sırada kalıyor. *ABD* ise Patriot için ilk teklifinde %8
olarak sunduğu yerli katkı oranını %*30* civarına çıkarıyor ancak üçüncü
sırada kalıyor.
İhaleyi*3.5 milyar *dolar fiyat önerisi ve*80 puanla* birinci sırada
tamamlayan Çin ortak üretim ve*1.1 milyar *dolarlık iş payı sunuyor.
Türkiye*-Ç*in ortak üretimi *FD 2000 tipi* Uzun Menzilli Füzelerin
üretimi Ankara'da yapılması düşünülüyor. *ROKETSAN ASELSAN* ve *AYESAŞ*
füze üretiminde*1.1 milyar *dolarlık bir iş hacmiyle Çinlilerle ortak
üretimi planlanıyor. Türkiye'de üretilecek olan *FD 2000 tipi* Uzun
Menzilli Füze savunma sistemlerinin taşınması ve havaya fırlatılması
için*250 adet* *BMC* kamyonu füze rampalarının taşıyıcı özelliğine göre
modifiye edilerek yararlanılması öngörülüyor. Ayrıca Türk mühendisleri
tarafından tasarlanacak olan Yüksek İrtifa Gelişmiş Hava ve Füze Savunma
Sistemi'nin üretilmesinde Çin'in Türkiye'ye teknik destek sağlaması da
öngörülüyor.
Ancak ihale sonuçsuz kalıyor. Türkiye ihalede birinci çıkan Çin ile bir
sözleşme imzalamıyor.
İhaleden ikinci sırada kalan Fransız*-İ*talyan ortaklığı; Samp*-T*
füzeleri için Fransa İtalya ve Türkiye’nin savunma bakanları*8 Kasım
2017 tarihinde* *NATO* sistemleriyle uyumlu ortak hava savunma sistemi
üretimi için niyet beyanı imzalıyorlar. Bunun ardından Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın Paris ziyareti esnasında*05 Ocak 2018 tarihinde* Eurosam’ın
(Eurosam; Fransa ve İtalya ortaklığında kurulan özel bir savunma sanayi
şirketidir) Türk savunma sanayi şirketleri *ASELSAN* ve *ROKETSAN*’la
Samp*-T* hava savunma sisteminin geliştirilerek ortak üretimini
konusunda bir anlaşma imzalanıyor… Bu anlaşmaya göre
İtalya*-F*ransa*-T*ürkiye'nin ortak olduğu hava savunma sistemi*2020’li
*yılların ortalarında üretilmesi öngörülüyor… Ancak anlaşma yürümüyor….
Bu arada*24 Kasım 2015 tarihinde* sınır ihlâli nedeniyle
Suriye*-T*ürkiye sınırında bir Rus uçağı Türkiye tarafından düşürülüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan*12 Eylül 2017 tarihinde* Rus yapımı *S-400* füze
savunma sisteminin satın alınması konusunda imzaların atıldığını ve
Türkiye'nin kapora ödemesini Moskova'ya gönderdiğini açıklıyor. O günkü
Hürriyet gazetesinin haberine göre Kazakistan'dan Türkiye'ye dönerken
uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan
/*"S-400 ile ilgili arkadaşlarımız imzalarını attılar. Bildiğim
kadarıyla kaporayı da verdiler"*/ diyor…
Bir başka anlatımla; Türkiye Antey*2500 füzeleri* ile ihaleye katılıp
ihaleden elenen Rusya’dan ihale olmaksızın anlaşarak*2.5 milyar *dolar
tutarında hiçbir yerli katkı olmaksızın *S-400* füze sistemleri satın
alıyor….
/*"ABD Türkiye'ye Patriot satmak istemedi"*/ diye basında bir söylem
bulunuyor. Anlattığım gibi bu söylem doğru değildir. *ABD *Türkiye'ye
Patriot satmak istediği gibi hatta füze teknolojisi hariç araç taşıt ve
rampa gibi Patriot parçalarının Türkiye’de üretilerek %*30* civarında
bir yerli katkı imkânı bile sunuyor…
Uzun menzilli hava sistemleri üretiminde hiçbir ülke füze teknolojisini
bir başka ülkeye vermediğini burada tekrar aktarmak istiyorum…
Türkiye uzun menzilli hava savunma sistemlerinden hangisini alacağına
karar verme sürecindeyken *ABD* bir yasa çıkarıyor…
*CAATSACAATSA*
*2 Ağustos 2017 tarihinde* Başkan Trump *CAATSA* (Amerika’nın
Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) yasasını imzalıyor…
*CAATSA “R*usya Federasyonu’nun savunma ya da istihbarat sektörleriyle
ya da bunlar adına çalışan kurum ve kişilerle önemli düzeyde alışverişte
bulunan kişi ve kurumlara yaptırım uygulanmasını" öngören ve İran Kuzey
Kore ve Rusya’ya uygulanan yaptırımların da dayanağı olan bir yasa idi....
*ABD* Başkanı Trump*70 sayfalık* *CAATSA* metninde listelenen*12
yaptırım* kaleminden en az beşini bu yaptırımları delen ülkeye karşı bu
yasa gereği uygulamak zorunda kalıyor…
İNSAN SORMADAN EDEMİYORİNSAN SORMADAN EDEMİYOR
Bu yasanın Trump tarafından imzalandığı tarih girişte bahsettiğim gibi*2
Ağustos 2017. *
Türkiye’nin ise Rusya’dan *S-400* alımı ile ilgili olarak karar verdiği
tarih ise yukarıda anlattığım gibi*12 Eylül 2017*… Yani *ABD*’de *CAASTA
2 Ağustos 2017 tarihinde* Başkan Trump tarafından imzalanıyor ve bu
tarihten*40 gün *sonra da Türkiye Rus yapımı *S-400* almak için Rusya
ile anlaşma imzalıyor.
Yani insan sormadan edemiyor; *CAASTA*’nın öngördüğü yaptırımları bile
bile Rusya ile nasıl oluyor da *S-400* anlaşması imzalanıyor? Ülkenin
yetkililerini uyaracak hiç mi bir hariciyecisi yoktu hiç mi bir
askeriyesi hiç mi bir aklıselimi yoktu?
*ABD* tarafı *S-400*’ler imzalandıktan sonra da Trump tarafından
imzalanan *CAASTA* yürürlüğe girmeden önce Türkiye’ye göreceği zararlar
doğrultusunda uyarı üstüne uyarı yapıyorlar.
*CAASTA TÜRKİYE’YE KARŞI UYGULANIYORCAASTA* TÜRKİYE’YE KARŞI UYGULANIYOR
*CAATSA 2 Ağustos 2017 tarihinde* imzalanmasından sonra yasa bürokratik
süreci izleyip *ABD* Başkanı Trump tarafından*14 Aralık 2020 tarihinde*
onaylanıyor.
Bu şekilde *NATO* tarihinde ilk kez *ABD *bir *NATO* müttefikine
Türkiye’ye /*“ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele
Yasası”*/ (*CAATSA*) bağlamında yaptırım uygulamış oluyor…
*CAASTA YAPTIRIMLARI NELER GETİRİYORCAASTA* YAPTIRIMLARI NELER GETİRİYOR
Bu *CAATSA* yaptırımları ilk kez bir *NATO* üyesine uygulanıyor. Her ne
kadar *ABD*’li yetkililer yatıştırıcı açıklamalar yapsalar de bu
yaptırımlarla Türkiye bir nevi *ABD'*nin düşmanı olarak kabul ediliyor…
Yaptırımların içeriğini ve neler öngördüğünü bu sitemde*19 Aralık 2020
tarihinde*/*"S-400 ve ABD CAATSA yaptırımları"*/ başlığı ile
anlatmıştım. Bu yazımda *CAASTA*’nın ne getirip ne götürdüğünü detaylıca
izah etmiştim.
Ancak yine de *CAASTA*’nın ne getirdiğini çok özetle şunları söyleyebilirim:
Türkiye *F-35* programından çıkarılıyor Türkiye önceden parasını ödediği
(1.2*5* milyar dolar) *F-35* savaş uçaklarını alamıyor... *ABD 2021 yılı
*Savunma Bütçesinde bu paranın Türkiye’ye geri ödenmesi öngörülüyor.
*ABD F-35* üretim programı kapsamında Türkiye’nin üreteceği*11.5 milyar
*Dolarlık ileri teknoloji *F-35* parça siparişini de iptal ediliyor.
Ancak Kale Alp Havacılık ve *TAİ* gibi şirketlerde üretimi başlamış olan
parçalar*2022 yılına *kadar azalarak üretimlerine devam edip bu tarihte
üretimleri sona eriyor. Türkiye ile *ABD* savunma kuruluşları arasındaki
ilişkiler donduruluyor… *SSB *artık *ABD*’den teknoloji alamıyor.
*CAATSA* yaptırımlarının Türkiye’ye yönelik en büyük etkisi Türkiye'nin
savunma alanında işbirliği yaptığı diğer ülkelerle olan ilişkilerine
yansıyacağı ve *CAATSA* yaptırımlarının bu ülkeleri de etkileyerek baskı
altına alacağı değerlendiriliyor… Artık bu ülkeler Türkiye ile
yapacakları Savunma Sanayi işbirliğinde *ABD*’nin ağırlığını
hissedecekleri değerlendiriliyor…
Bu kapsamda *ATAK* Saldırı Helikopteri Projesi Altay Tankı Projesi Milli
Muharip Uçak Projesi ve Hava Savunma Sistemleri projelerinin olumsuz
olarak etkileneceği değerlendiriliyor.
Türkiye bu yasanın öngördüğü daha büyük yaptırımlar nedeniyle*2 5 milyar
*Dolar ödeyip Rusya’dan satın aldığı *S-400* füzelerini*2019 yılı *Eylül
ayından beri aktif hale getiremiyor…
Türkiye *S-400* nedeniyle motoru *ABD* menşeli olmasından dolayı *ABD*
ihraç lisansı vermediği için Pakistan’a satışını yaptığı*1.5 milyar
*Dolarlık *ATAK* Saldırı Helikopterini üretip teslim edemiyor…
Almanya izin vermediği için Altay Tankı Projesi Fransa izin vermediği
için Eurasam ile anlaşması yapıldığı halde Samp*-T* hava savunma
sistemini projesi ilerlemiyor.
Özellikle *CAATSA* yaptırımlarının devreye girmesi *ABD*’de devam eden
Halkbank davası Zarraf davası gibi henüz sonuçlanmamış davaları da menfi
yönde etkileyeceği değerlendiriliyor…
Ayrıca *ABD* Dışişleri Bakanı Pompeo *S-400'*ler Türkiye'de kaldığı veya
Türkiye *S-400* konusunda *ABD'*yle uzlaşmadığı sürece yaptırımların
artarak devam edeceği anlamında açıklamalarda bulunuyor...
Türkiye *S-400* le yatıp *S-400* ile kalkarken ve bu nedenle de *ABD*
ile papaz olmuşken *F-35 *Altay Tankı *ATAK* projelerinde sorun yaşarken
Türkiye’de bakın neler oluyor?
3. ASRİCA ULUSLARARASI ASSAM İSLAM BİRLİĞİ KONGRESİ3. *ASRİCA*
ULUSLARARASI *ASSAM* İSLAM BİRLİĞİ KONGRESİ
Cumhurbaşkanlığı Askerî Danışmanı Em. Tuğg. Adnan Tanrıverdi
liderliğinde*2017 yılından *bu yana da her yıl/*"ASRİCA Uluslararası
ASSAM İslâm Birliği Kongreleri"*/ düzenleniyor. (*ASRİKA*/*"ASYA-AFRİKA"*/)
Bu kongrelerin amacı; *“İ*slâm Ülkeleri Konfederasyonu" kurarak ortak
yargı ortak savunma ortak dış politika ve ortak icra organlarının
kurulması olarak öngörülüyor.
Bu maksatla da bir taslak/*"anayasa"*/ hazırlanıyor. Bu taslak anayasada
bu devletin başkenti İstanbul resmi dili Arapça olarak ifade ediliyor.
Bayrak ise /*“şekli kanunla belirlenen kırmızı-yeşil zemin üzerine beyaz
ay ve milli devlet sayısı kadar yıldızlı bayrak”*/ olarak ifade ediliyor.
Bu kongrelerin üçüncüsü*19-20 Aralık 2019 tarihinde*/*“İslâm Birliği
İçin Ortak Savunma Sanayi Üretiminin Usul ve Esaslarının
Tespiti*/*”*başlığında *“*/*ASRİKA Ortak Savunma Sanayi Üretimi”*/ ana
temasında*45 İslâm* ülkesinden temsilcilerin katılımıyla icra ediliyor…
*ASRİKA* İslam Devletleri Konfederasyonu kabinesinde Savunma Sanayi
Bakanlığı beş bakanlıktan birisi olarak teşkil ediliyor ve Savunma
Sanayi Bakanlığı’na bağlı olarak İslam devletlerinde Savunma Sanayi
Ürünü ile ilgili olarak; ortak üretim *AR-GE *standardizasyon
sertifikasyon akreditasyon kodifikasyon ve bakım onarım merkezlerinin
teşkil edilmesi öngörülüyor…
Bu kongre Cumhurbaşkanlığı Askerî Danışmanı liderliğinde ve devlet
kurumlarının ve *AKP*’li belediyelerin sponsorluğunda yapılıyor…
Tabii ki bu kongrelerden ne *ABD*’nin ne de Almanya’nın haberi oluyor!…
Basına açık bu kongreleri kimsecikler duymuyor. Sonra da *ABD* bize niye
*F-35* programından çıkarıyor niye *ATAK* motoru ihracına izin vermiyor
niye Patriot teknolojisi vermiyor Almanya bize niye Altay Tankı için
tank motoru vermiyor diye kafa yoruyoruz…
*NATO VE AB LİDERLER ZİRVESİNATO* VE *AB* LİDERLER ZİRVESİ
*ABD*’de Joe Biden*20 Ocak 2021 tarihinde* göreve başlıyor. Önümüzde*17
Şubat 2021 tarihinde* *NATO* Liderler Zirvesi*25 Mart 2021 tarihinde*
ise *AB* Liderler Zirvesi bulunuyor…
Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve hem de Milli
Savunma Bakanı Akar tarafından son aylarda yaptıkları açıklamalarda
*ABD* ve *AB*’ye ılımlı mesajlar veriliyor.
Bu açıklamalarda; Türkiye’nin yerinin ve geleceğinin Avrupa’da olduğu
Türk milletinin *AB*’ye tam üyeliği arzu ettiği *AB* ile müzakerelerde
yeni bir beyaz sayfa açmak istedikleri ülkede hukuk ve ekonomi
reformları yapacakları mesajlarını veriyorlar. Bu çerçevede
Cumhurbaşkanı Erdoğan*12 Ocak 2021 tarihinde* *AB* ülkeleri
büyükelçileriyle yaptığı toplantıda onlara şöyle sesleniyor.
/*“2021-2023 arası AB Ulusal Eylem Planımızı güncelledik. Bu süreçte
sizden gerek Brüksel’e gerek başkentlerinize yapacağınız
yönlendirmelerle Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasına
destek vermenizi bekliyoruz. ”*/
Bu açıklamaların hem*17 Şubat 2021 tarihinde* yapılacak olan *NATO*
Liderler Zirvesine hem de*25 Mart 2021 tarihinde* yapılacak olan *AB*
Liderler zirvesine dönük olduğu değerlendiriliyor.
SONUÇSONUÇ
Bir taraftan *ABD*’ye bizi niye *F-35* programından çıkardı niye bize
Patriot teknolojisi vermiyor diye sitem ediliyor. Diğer taraftan
Rusya’dan *S-400* alınıyor. Hatta ikinci parti *S-400*’lerin satın
alınmasından bahsediliyor. Bir diğer taraftan ise Cumhurbaşkanlığı
Askerî Danışmanı liderliğinde devlet kurumlarının sponsorluğunda
kongreler düzenleyip bu kongrede *“İ*slâm Ülkeleri Konfederasyonu/*"
kurarak ortak yargı ortak savunma ortak dış politika ortak icra
organlarının kurulmasının yanında "*/ortak savunma sanayi" kurulması
planlanıyor…
Bu arada da her daim *S-400* füzeleri temcit pilavı gibi habire gündeme
getiriliyor. Ülkenin acil güvenlik ihtiyacı için *S-400* uzun menzilli
hava savunma sistemi alınıyor ancak bu silahlar bir buçuk yıldır aktif
hale getirilemiyor. *S-400*’le sorun oluyorsa eğer iade de edilmiyor
veya bir üçüncü ülkeye hibe de edilmiyor… Tam tersi ikinci parti *S-400*
alımından bahsediliyor…
*17 Şubat 2021 tarihinde CAASTA* gölgesinde yapılacak olan *NATO*
Liderler Zirvesine ve*25 Mart 2021 tarihinde 11-12 Aralık 2020
tarihindeki* *AB* Liderler Zirvesinde alınan yaptırımlar gölgesinde
yapılacak olan *AB* Liderler Zirvesine kadar bu soruna bir çözüm
bulunması gerekiyor ancak bu yönde söylem dışında bir eylem de gözükmüyor…
Aylardır diyeceğim ama yıllara döndü. Eylül*2019 tarihinde* beri *S-400*
ile yatıp *S-400* ile kalkıyoruz.*. S-400* füzeleri oldu artık temcit
füzeleri…
Arz ederim…
Osman *AYDOĞAN*
/*
http://www.sehriyar.info/?pnum=948&fbclid=
*/Iw*AR3*e*Y5DHF3W*cWtiu*2V*l*1D*u*SSP*_*DAGJ*m*9MZ*i0d*T-H*u8uxZj*AC*b*-I-*uh*NM*x*KA*
================================
*MİLLİ* *MÜCADELE*’*DE 7 DÜVELE* *KARŞI* *SAVAŞTIK* *MASALI!*
*İTÜ* Öğretim Üyesi Ali Yayla’nın facebook sayfasında*9 Ocak 2021
tarihli* bir paylaşımına gözüm ilişti. Paylaşım*26 Haziran 2012
tarihinde* *TTK* Başkanı olarak atanan ve tam iki yıl sonra Haziran*2014
ayı *içinde/*“TTK’nın bağlı bulunduğu Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Başkanlığıyla ihtilafa düştüğü gerekçesiyle*/*”*istifaen görevden
ayrılan(1) Prof. Dr. M. Metin Hülagü’nün bir ifadesine ilişkindi. Ali
Yayla’nın aktardığına göre; Metin Hülagü *“*/*Milli Mücadele’de biz 7
düvelle falan savaşmadık. Bu tür masalları çocukken dinlemiştik ama
anladık yalanmış. Tek savaştığımız devlet Yunanistan ve kısmen
Fransa’dır. ”*/ şeklinde bir iddiada bulunmuş.
Prof. Dr. Metin Hülagü’nün twitter hesabına baktım aynı paylaşım orada
da var. Hülagü tarih Profesörü sıfatıyla*8 Ocak’ta* resmen böyle
demiş(2). Gelen tenkitlerden hatasını anlamış olmalı ki; aynı
gün/*“Milli Mücadele’de İngiltere ile savaşmadık. İtalya ile savaşmadık
ki yenmiş olalım. İngiltere ile bizim tarihte de savaşımız yoktur. 1 DS
Hariç*/*”*(3) ve*“*/*Milli Mücadele’de biz İngiltere ve Fransa’nın
kandırdıkları ile savaştık. Bunların başında da aç gözlü Yunanlılar
gelmekteydi. */*”*(4) şeklindeki paylaşımlara yer vermiş ve*“*/*Vakit
sabah namazı. Hayırlı günler. ”*/(5) diyerek konuyu kapatmış.
Ali Yayla Metin Hülagü’nün geçmişte (*1 Temmuz 2020*) Habertürk *TV*’de
yayınlanan ve *II. *Abdülhamid’in konu edildiği *TEKETEK* programına
konuk olan Metin Hülagü’nün /*“II. Abdülhamid donanmayı
çürüttü*/*”*iddiası hakkında*“*/*Abdülhamid düşmanlarıyla denizlerde
mücadele etmiyordu ki. Ne yapacaktı donanmayı?”*/ şeklindeki sözlerini
de hatırlatmış aynı paylaşımında. (6)
Özgeçmişine bakıldığında Prof. Dr. Metin Hülagü’nün*1962 tarihinde*
Adana’ya bağlı Ceyhan ilçesinin Erenler Köyü’nde doğduğu ilkokulu
köyünde ortaokulu ise Ceyhan’da okuduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla;*19
Aralık 1918’de *(o tarihlerde Adana’ya bağlı Dörtyol ilçesinde) olmak
üzere; Milli Mücadele’de düşmana ilk kurşunu atan Adanalılar
hemşerilerinin bu çıkışı karşısında ne derler bilinmez ama biz bu konuda
bir iki söz söylemek isteriz tabiatıyla…
Öncelikle söylemem gerekirse; ben bir tarihçi değilim ama/*“Milli
Mücadele’de biz 7 düvelle falan savaşmadık. Bu tür masalları çocukken
dinlemiştik ama anladık yalanmış. Tek savaştığımız devlet Yunanistan ve
kısmen Fransa’dır… Abdülhamid düşmanlarıyla denizlerde mücadele
etmiyordu ki. Ne yapacaktı donanmayı?”*/ şeklindeki ifadeleri okuyunca
tarihçiler ve tarih yazarlığı adına bir miktar utandığımı söylemek isterim.
Öyle ya; madem Milli Mücadele’de*7 düvele* karşı savaşmadık da*11 Ekim
1922’deki *Mudanya Mütarekesi’ni neden Yunanistan temsilcisi ile değil
de sadece*7 düveli* değil o an için dünyanın güneş batmayan
imparatorluğu kabul edilen İngiltere Fransa ve İtalya temsilcileriyle
imzaladık biz? Bakın o masada İsmet Paşa’nın karşısında İngiltere adına
General Harrington Fransa adına General Charpy İtalya adına General
Mombelli var ama Yunan orduları Başkumandanı Hacı Anesti yok mesela! O
tıpkı Karabağ Savaşı’ndaki Paşinyan iti gibi muhtemelen inine
saklanmıştı o sırada! Yunan ordusunun önde gelen komutanlarından N.
Trikupis ise Türk Ordusu’nun elinde tutsaktı.
ABDÜLHAMİD’İN DONANMAYA İHTİYACI YOKTU ÖYLE Mİ?ABDÜLHAMİD’İN
DONANMAYA İHTİYACI YOKTU ÖYLE Mİ?
Osmanlıya ve tabiatıyla *II. *Abdülhamid’e karşı oldukça iyi gözle bakan
tarihçi yazar Murat Bardakçı ve Prof. Dr. Erhan Afyoncu’ya göre bile*33
yıllık *iktidarı süresince bugünkü Türkiye’nin iki katından fazla olmak
üzere kaybettiğimiz yaklaşık*1.6 milyon *(1.5*92.806*) km. kare
toprağın(7) tamamı kara parçası değildi ki. Bu toprakların arasında
Mısır Tunus Kıbrıs Karadağ Bosna*-H*ersek Bulgaristan ve Romanya gibi
direk denizden de savunulabilecek topraklar da vardı. Mesela
Balkanlardaki topraklar Karadeniz’den ve Adriyatik’ten Kıbrıs Mısır ve
Tunus ise Akdeniz’den güçlü bir donanma ile de savunulabilirdi. Ayrıca
denize kıyısı olmayan topraklardaki cephelere denizden donanma ile de
yardım gönderilebilirdi.*1877 yılında *yaşanan Plevne Savunması
sırasında Gazi Osman Paşa kumandasındaki kuvvetlerimize Tuna nehri
yoluyla yardım gönderilebilirdi mesela. İngilizlerin Arap yarımadasına
ve Irak’a Fransızların Suriye ve Lübnan’a Yahudilerin Filistin’e
yerleşmelerini engellemek için Akdeniz Kızıldeniz Hind Okyanusu ve Basra
Körfezi’ne gönderilecek güçlü bir donanma ile savunma ve engelleme
savaşları yapılabilirdi örneğin.
Mesela Cidde açıklarına gönderilecek bir donanma ile Hicaz Emiri Şerif
Hüseyin’in ayrılıkçı hareketleri kontrol altına alınabilirdi. Şerif
Hüseyin’in ihanetini önlemek bir yana Hain Şerif Hüseyin’i*1908’de
*Hicaz Emiri olarak atayan kişi *II. *Abdülhamid’dir.
*II. *Abdülhamid donanmayı güçlendirmek ve denizden savunulacak
topraklara göndermek yerine /*“Abdülaziz döneminde dünyanın 3. büyük
donanması durumundaki Osmanlı donanması Abdülhamit döneminde Bahriye
Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa yönetiminde Haliç’te çürümeye terk
edilmiştir. */*”*Tarihçi*“*/*Orhan Koloğlu*//*‘na göre donanmanın
Haliç’*//*te çürütülmesinin iki temel nedeni vardı: 1. Abdülhamit’in
donanmanın kendisini tahttan indirebileceği korkusu… 2. Abdülhamit’in
dışarıya karşı silahlı direnç göstermeme kışkırtıcı duruma düşmeme
barışçı görünme ilkesi… *//*‘Bu tutum sonunda bütün Doğu Akdeniz’*//*e
Kızıldeniz’e Karadeniz’in yarı kıyılarına sahip olan Osmanlı Devleti
deniz gücünden yoksun bırakıldı…”*/(8)
Evet bunlar doğrudur. *II. *Abdülhamid Prof. Dr. Metin Hülagü’nün*01
Temmuz 2020 tarihinde* yayınlanan *TEKETEK* programında/*“Abdülhamit
savaşarak kaybetmektense toprak vermeyi tercih ederdi”*/(9) şeklinde
isabetli bir şekilde dile getirdiği üzere; savaşarak kaybetmektense
savaşmadan toprak vermeyi tercih eden bir politika izlemiştir! Bu
sebeple tam*1.6 milyon *kilometrekare vatan toprağını (gereği gibi)
savaşmadan teslim etmiştir düşmana.
Öyle ki; *II. *Abdülhamid’in*1908 yılında *Yemen Valisi yapacak derecede
gözdesi olan Arnavut kökenli paşası Hasan Tahsin Paşa geçici olarak
atandığı Selanik’teki*8. Kolordu *Komutanlığı sırasında patlak veren
Birinci Balkan Savaşı’nda Selanik’i savunmak yerine emrindeki*26.000
*kişilik tam teçhizatlı kolordusuyla birlikte Yunan ordusuna teslim
etmiş bir haindi. (*10*) Abdülhamid eğer komutanlarını toprak vermeye
alıştırmasaydı ve arkasında güçlü bir donanma bıraksaydı Selanik donanma
ile denizden de savunulur şehir ve*26.000 *kişilik kolordumuz Yunan
ordusuna teslim edilmezdi. Bazı iddialara göre;/*“Yunanlılar 26 bin Türk
askerini öldürmeyeceklerine dair söz vermelerine rağmen 3 gün içerisinde
bütün Türk askerlerini katlettiler. Ama yalnız Hasan Tahsin paşaya
dokunmadılar. Pasa Yunanistan sayesinde refah içinde yasadı ve öldü.
Günümüzde Yunan ordusu bu paşanın mezarına her yıl çelenk bırakıp tören
yapmaktadır. ”*/(*11*)
MİLLİ MÜCADELE’YE BAĞLI OLARAK YAPILAN ANLAŞMALAR BİLE 7 DÜVELE
KARŞI SAVAŞTIĞIMIZIN BELGESİDİRMİLLİ MÜCADELE’YE BAĞLI OLARAK
YAPILAN ANLAŞMALAR BİLE*7 DÜVELE* KARŞI SAVAŞTIĞIMIZIN BELGESİDİR
*03 Aralık 1920*: Gümrü Anlaşması*-E*rmenistan Demokratik Cumhuriyeti ile.
*13 Ekim 1921*: Kars Anlaşması*-A*zerbaycan Gürcistan Ermenistan ile.
*20 Ekim 1921*: Ankara Antlaşması*-F*ransa ile.
*11 Ekim 1922*: Mudanya Ateşkes Antlaşması*-İ*ngiltere Fransa İtalya ile.
*24 Temmuz 1923*: Lozan Antlaşması*-İ*ngiltere İtalya Fransa S. S. C. B
Yugoslavya Belçika Portekiz Romanya Yunanistan Japonya ve İtalya ile.
*20 Temmuz 1936*: Montrö Boğazlar Sözleşmesi*-B*ulgaristan Fransa Büyük
Britanya Avustralya Yunanistan Japonya Romanya Sovyetler Birliği
Yugoslavya ile
*6 Ekim 1923*: İstanbul’un Düşman İşgalinden Kurtuluşu*-İ*stanbul’u
tahliye edenler; İngiltere Fransa İtalya.
*19 Mayıs 1924*: İstanbul Konferansı*-T*ürkiye ile İngiltere arasında
Musul Sorunu’nu konu alan konferans.
MİLLİ MÜCADELEMİLLİ MÜCADELE
Milli Mücadele’yi sadece*1919-1922* arasında verilen mücadele olarak
algılamak son derece yanlıştır ve eksik kalır. Çanakkale Sarıkamış ve
hatta*1. Dünya *Savaşı kapsamında*1916 yılında *Mustafa Kemal Paşa’nın
Tuğgeneral rütbesiyle Ruslar’a karşı verdiği ve Bitlis ve Muş’un
Ruslardan temizlenmesiyle sonuçlanan mücadelesini de Milli Mücadele
kapsamında değerlendirmek gerekir. Karadeniz bölgesinde Pontus
çetelerine karşı Anzavur Ahmet Kuvvetlerine ve Hilafet Ordusu’na karşı
verilen mücadeleleri Düzce Bolu Gerede Beypazarı Yozgat ve Konya’da
çıkan gerici isyanları bastırma hareketlerini de bu kapsamda zikretmek
gerekmektedir. Bütün bu ayaklanmaların arkasında emperyalist güçlerin
olmadıklarını kim iddia edebilir?
Tarih Profesörü Metin Hülagü’ye göre;/*“Milli Mücadele’de sadece
Yunanistan ve kısmen Fransa ile savaştıysak” */Doğu Cephesinde General
Kâzım Karabekir’in*15. Kolordu *ile Ermenilere karşı yürüttüğü
mücadeleyi nereye koyacağız? Böyle bir kabul Karabekir Paşa’nın ve
emrindeki Mehmetçiklerin manevi hatıralarına hakaret ve onların hukukunu
inkâr anlamına gelmez mi?
Ayrıca unutmamak gerekir ki; savaş sadece cephede silahla yapılan savaş
değildir. Diplomatik ekonomik ve siyasi tarafları da vardır savaşın ki;
Mersin’den başlayıp Konya Antalya ve Muğla taraflarını işgal eden
İtalyanların silahlı çatışmaya girmeden çekilmesi bile savaşın bir
parçasıdır aslında.
Yine unutulmamalıdır ki; Milli Mücadeleyi sevk ve idare eden kumandanlar
aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı’nın ateş çemberinden geçmiş
kumandanlardır. Mustafa Kemal Paşa Fevzi Paşa(Çakmak) İsmet Paşa Kazım
Karabekir Paşa Refet Paşa Ali Fuat Paşa Nurettin Paşa Yakup Şevki Paşa
Cafer Tayyar Paşa Fahrettin Paşa(Altay) Selahattin Adil Paşa Cevat
Paşa(Çobanlı) Ali İhsan Sabis Paşa Kâzım Paşa (Dirik) Kâzım Paşa (Özalp)
Bekir Sami Bey(Günsav) Yusuf İzzet Paşa (Met) vd. Bana kalırsa Türk
Milli Milli Mücadelesi*1915 yılındaki *Çanakkale Savaşı ile
başlamış*1939 yılında *İskenderun ve Hatay’ın anavatana bağlanmasıyla
sona ermiştir.
TÜRK-İNGİLİZ SAVAŞITÜRK*-İN*GİLİZ SAVAŞI
Tarih Profesörü Metin Hülagü’nün /*“İngiltere ile bizim tarihte de
savaşımız yoktur. 1 DS Hariç” */ifadesi de kökünden yanlıştır! Mesela
İngiltere*1807 yılında *Osmanlı’ya savaş ilan etmiş;*19 Şubat 1807’de
*Sör John Duckworth komutası altındaki Britanya Donanması Çanakkale’yi
ve Gelibolu’yu işgal etmiş bunu takiben Büyük Britanya İstanbul’a
yönelmiş Marmara Denizi’nde Osmanlı Donanması’nı yenerek İstanbul
Boğazı’na kadar ilerlemiştir. (*12*)
İngiliz Kralı Aslan Yürekli Richard’ın*3. Haçlı *seferinde Haçlı
ordularının başında*7 Eylül 1191’de *yapılan Arsuf Savaşı’nda Türk soylu
(olmasa bile ordusunda Türkler ağırlıktaydı) Selahattin Eyyubi
kumandasındaki İslam ordusunu yendiğini de unutmamak gerekir.
(*13*)*1396 yılında *Haçlı ordularına karşı verilen Niğbolu Savaşı’nda
Haçlı Ordusu’nun içinde İngiliz kuvvetleri de vardı. (*14*)
Ayrıca unutulmamalıdır ki; İngiltere Osmanlı’ya karşı tıpkı bugün
*ABD*’nin yaptığı gibi ağırlıklı olarak/*“Vekalet Savaşı”*/ yapmıştır.
Yunanistan’ın bağımsızlığını desteklemiş Ermenileri ve Kürtleri sürekli
Osmanlı’ya karşı tahrik etmiştir ki; bunun en bariz örneği ise yeni
kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı gerici Şeyh Sait ayaklanmasını
desteklemesi olmuştur. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nden tutun İslam Teâli
Cemiyeti ve Kürt Teâli Cemiyeti gibi Milli Mücadele karşıtı muzır
cemiyetlerin teşkilinde de başat rolü yine İngiltere oynamıştır.
Şu kadarını da söyleyelim ki; İngiliz kuvvetleri*16 Mart 1920 günü*
Meclis-i Mebusan’ı basarak Milli Mücadele ve bağımsızlık yanlısı
mebusları ve bazı Türk aydınlarını Malta’ya sürgün etmiş böylece Türk
Milli Mücadelesi’ni lider kadrosundan yoksun bırakmaya çalışmıştır ki;
İngilizlerce Malta’ya sürülenlerin sayısı*109 kişidir. *Bu düpedüz üstü
örtülü bir savaştır aslında. Buna karşılık Ankara hükümetinin emriyle
başta Yarbay Rawlinson ve Yüzbaşı Chamfyelf başta olmak üzere*22
İngiliz* subay ve sair İngiliz görevlisi tutsak alınmıştır. Yunan
kuvvetlerinin İnönü’de ikinci kez yenilmesi üzerine İngilizler Malta
tutsaklarından kendilerine göre ılımlı gördükleri*41 kişiyi* serbest
bırakmıştır. Malta Sürgünleri ile Ankara hükümetinin elinde bulunun*22
İngiliz* tutsak*1 Kasım 1921 günü* İnebolu’da karşılıklı olarak
değiştirilmişlerdir. (*15*) İngiliz resmi kaynaklarının tespitlerine
göre ise Ankara’nın elinde*29 kişi* tutsak bulunuyordu ve*1 Temmuz’da 9
kişi* serbest bırakılmışlardır. (*16*)
Netice olarak şunu demek istiyoruz; madem Milli Mücadele’de sadece
Yunanistan’a karşı savaştık ve*7 düvele* karşı savaştığımız birer masal
peki Mustafa Kemal ve Cumhuriyeti kuranlarla bunca mücadele neden? Şu
Mahatma Gandhi diyorum acaba/*“Ben Mustafa Kemal Yunanlıları yenene
kadar Tanrıyı da Yunanlıların yanında sanıyordum*/*”*demiş de bizim
hain(!) Kemalist tarihçiler Yunanlıları küçük gördükleri için sırf
Mustafa Kemal’in şanını yüceltmek için Gandhi’nin
ifadesindeki*“*/*Yunanlıları*/*”*kelimesini*“*/*İngilizleri”*/ mi yaptılar?
*14.01.2021*
KAYNAKÇA:KAYNAKÇA:
*1-*/*
https://www.trthaber.com/haber/gundem/ttk-baskani-metin-hulagu-istifa-etti-132246.html
*/
*2-* /*
https://twitter.com/MetinHulagu/status/1347310219374845959 */
*3-*/*
https://twitter.com/MetinHulagu/status/1347311270173794307 */
*4-* /*
https://twitter.com/MetinHulagu/status/1347311615662764032 */
*5-* /*
https://twitter.com/MetinHulagu/status/1347401830725201920 */
*6-* /*
https://www.facebook.com/ali.yayla.5667/posts/10159239335466177 */
*7-*
/*
https://www.birgun.net/haber/bardakci-dan-abdulhamid-tek-karis-toprak-kaybetmedi-diyenlere-belgeli-cevap-152598
*/ & /*
https://www.youtube.com/watch?v=S5npo9teqUY */
*8-*/*
https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/sinan-meydan/abdulhamitin-curuttugu-donanma-6057031/
*/
*9-* /*
https://www.facebook.com/ali.yayla.5667/posts/10159239335466177 */
*10-*/*
https://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Tahsin_Pa%C5%9Fa */ &
/*
https://twitter.com/naimbaburoglu/status/1287809705260318726 */ &
*11-A*dnan Güllü /*“Hasan Tahsin Paşa Ve Selanik Şehrinin Yunanlılara
Teslimi”*/ başlıklı yazısı
/*
https://www.marasgundem.com.tr/makale/hasan-tahsin-pasa-ve-selanik-sehrinin-yunanlilara-teslimi-17392
. */Karşılaştırma için bakınız Yorgo Kırbaki /*“Selanik’te Bir Mezar”*/
başlıklı makalesi
/*
https://www.hurriyet.com.tr/selanik-te-bir-mezar-20987030 */
*12-*
/*
https://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1-%C4%B0ngiliz_Sava%C5%9F%C4%B1
*/
*13-* /*
https://tr.wikipedia.org/wiki/ */I. _Richard
*14-* Prof. Dr. Taha Niyazi Karaca ” Dostluktan Çatışmaya: Osmanlı
Dönemi Türk*-İ*ngiliz İlişkileri” başlıklı makalesi
/*
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/937534 */
*15-* B. Şimşir Malta Surgunleri s*347 366. *
*16-* B. Şimşir Sakarya’dan İzmir’e*2. Baskı *Bilgi Yayınevi
İstanbul*1989 *s.*85. *
================================
VAKIFLAR DOSYASINDAN DUDAK UÇUKLATAN RAKAMLAR ÇIKTI
*AKP* döneminde *İBB*’nin bazı dernek ve vakıflara yaptığı*164 milyon
*liralık harcama usulsüz bulundu. *İBB* Ensar ve *TÜRGEV*’in aralarında
bulunduğu bazı vakıfların kullandığı*29 taşınmazın* kira ve faturalarını
ödemiş.
Özlem *GÜVEMLİ*
Güncellenme:*12*:*46 17*/*01*/*2021*
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (*İBB*) *AKP* yönetimindeyken en çok
tartışılan konusu olan bazı dernek ve vakıflara yapılan harcamalar yeni
yönetim tarafından araştırıldı. Araştırmada Sayıştay'ın*2019 denetim*
raporunda vakıf ve derneklerle yapılan tahsislerle ilgili getirdiği
eleştiriler ile *İBB'*nin*2018 yılında *hazırladığı *STK* faaliyet
raporu baz alındı.
*İBB* müfettişleri;*2014-2018* arasında bazı vakıf ve dernek malzeme
yeme-içme teşrifat bakım onarım yer tahsisi konaklama kiralama adı
altında yapılan toplam*847 milyon 592 bin 858 TL'lik* harcamayı
inceleyerek raporunu tamamladı. Raporda harcamaların*164 milyon 945 bin
792 TL'lik* kısmı mevzuata aykırı bulundu. *İBB'*nin verdiği hizmetlerin
ayni yardım şeklinde olduğu nakit yardıma ilişkin bilgiye rastlanamadığı
da belirtildi.
Rapor mülkiye müfettişleri yolsuzluk dosyalarına el koymadan kısa süre
önce eski *İBB* Başkanları Kadir Topbaş Mevlüt Uysal ve ilgili meclis
kararlarında isimleri bulunan meclis üyeleri hakkında soruşturma izni
için İçişleri Bakanlığı'na gönderildi. Rapor Sayıştay Başkanlığına da
iletildi. Dernek ve vakıflara yapılan yeme-içme harcamalarının
yerindeliği hakkındaki müfettiş incelemesi devam ederken dosyanın bu
kısmı İçişleri Bakanlığı'nın müfettişleri tarafından devralındı.
*64* *MİLYON* *LİRA* *KİRA* *ÖDENDİ*
Raporda *İBB* Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun göreve geldiği*2019 yılında
*/*“derneklere vakıflara cemaatlere hizmet dönemi bitti”*/ diyerek iptal
ettiği protokol ve kira sözleşmeleri ile *AKP* döneminde dernek ve
vakıflara yapılan mevzuata aykırı harcamalar kalem kalem çıkarıldı.
Rapora göre ortak hizmet projeleri kapsamında yurt binası ve vakıf
temsilciliği olarak kullanılan*29 adet* taşınmaza*2014 yılından
*itibaren *İBB *toplam*64 milyon 27 bin 585 TL* kira ödedi. Bu
taşınmazların*19 adedi* yurt binasıydı. Yurtların*7'si *Ensar Vakfı*5'i
*Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı*4'ü TÜRGEV 1'i *Asitane Kültür Sanat Eğitim
Vakfı*1'i *İstanbul Darülfünun İlahiyat Vakfı*1'i *de *TÜGVA* tarafından
kullanılıyordu.
*TÜGVA'NIN* *TEMSİLCİLİKLERİNİN* *KİRASI* *DA* *İBB'DEN*
Geri kalan*10 taşınmazın* da *TÜGVA'*nın ilçe temsilcilik birimleri
olarak kullanıldığını belirlendi. Toplam*64 milyon 27 bin 585 TL*
liralık kira ödemesinin*3 milyon 72 bin* lirasının da *TÜGVA'*nın*10
ilçedeki* temsilcilik birimleri için ödendiği tespit edildi. *2017
yılından *itibaren Beşiktaş Bakırköy Silivri Avcılar Sarıyer Çatalca
Şişli Kadıköy Beylikdüzü ve Büyükcekmece'deki *TÜGVA* temsilcilikleri
için kira ödemesi yapılmış.
*152* *BİN* *LİRALIK* *FATURA* *ÖDENDİ*
*İBB'*nin ortak proje kapsamında kirasını ödediği taşınmazlar için
gerçekleştirdiği tefrişat (malzeme) harcamaları*46 milyon 643 bin 864
TL* olarak hesaplandı. Raporda*15 Temmuz *Derneği ve *TÜGVA'*nın
toplam*152 bin 203 liralık *su elektrik ve doğalgaz faturasının da *İBB*
tarafından ödendiği belirlendi. Bakım onarım işleri için de *İBB*
kasasından*54 milyon 122 bin 139 TL* harcama yapıldı.
*ORTAK* *PROJE* *OLMADAN* *TAHSİS* *YAPILDI*
Raporda *İBB* mülkiyetindeki bazı taşınmazların da ortak bir proje
olmadan meclis kararları ile uzun süreli tahsis edildiği kaydedildi.
İlim Yayma Vakfı'na Pendik'teki bir *İBB* taşınmazı*2017 yılında 25
yıllığına *Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'ne de*2019
yılında *Zeytinburnu'ndaki bir taşınmaz*10 yıllığına *tahsis edildi.
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/vakiflar-dosyasindan-dudak-ucuklatan-rakamlar-cikti-6214584/
*/
================================
MERKEZ BANKASI ALTIN REZERVLERİ KASIMDA*20.9 T*ON DÜŞTÜ
*17.01.2021* -*09*:*37*
Güncelleme:*17.01.2021 *-*16*:*40*
İç talepteki artış *TCMB* ile bankalar arasındaki altın alışverişini
artırdı. Bunun sonucunda *TCMB'*nin altın rezervinde kasım ayında*20.9
*ton düşüş yaşandı. *TCMB* kasım ayında altın rezervi en çok düşen
merkez bankası olurken Ocak*-K*asım*2020 döneminde* ise*134.6 *ton net
alımla açık ara dünyanın altın rezervini en çok artıran merkez bankası oldu
Selim Karahan
/*
skar...@haberturk.com */
Dünya Altın Konseyi (*WGC*) kasım ayına ilişkin resmi altın rezervleri
verilerini açıkladı. Buna göre Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası
(*TCMB*) geçtiğimiz kasım ayında*20.9 *tonla dünyada en çok altın
rezervi en çok düşen merkez bankası oldu.
*WGC* konuyla ilgili değerlendirmesinde Türkiye'de iç talebin artması
sebebiyle bankalarla *TCMB* arasındaki altın alışverişinin arttığını
bunun da rezervlerde düşüşe neden olduğunu belirtti. Moğolistan Merkez
Bankası*2.4 *tonla kasım ayında *TCMB'*nin ardından altın rezervi en çok
düşen merkez bankası oldu.
Buna karşılık Özbekistan*8.4 *tonla altın rezervini en çok artıran ülke
olurken bu ülkeyi*3.1 *tonla Katar*2.8 *tonla Hindistan ve*1.7 *tonluk
alımla Kazakistan takip etti. Dünya genelinde kasım ayında altın
rezervlerinde*6.5 *tonluk düşüş yaşandı.
*İLK 11 AYDA* *ALIMLARDA* *AÇIK* *ARA* *LİDER*
Kasım ayındaki satışa rağmen *TCMB 2020'nin *ilk*11 ayında *altın
rezervlerini*134.6 *altın ton artırdı.*11 ayın 9'unda *net artış
yaşandı. İlk*11 ayda *böylece açık ara dünyanın altın rezervlerini en
çok artıran merkez bankası oldu. Ocak*-K*asım*2020 döneminde*
Türkiye'nin ardından resmi altın rezervlerini en çok artıran ülkeler*38
tonla* Hindistan*27.4 *tonla Rusya*23.9 *tonla Birleşik Arap
Emirlikleri*14.5 *tonla Katar ve*6.8 *tonla Arjantin oldu.
Bu gelişmelerle beraber Türkiye*547 tonla* kasım itibarıyla dünyada en
çok resmi altın rezervi bulunan*11. ülke *oldu.
*DÜNYADA* *EN* *ÇOK* *RESMİ* *ALTIN* *REZERVİ* *BULUNAN* *ÜLKELER*:
Sıra Ülke Altın rezervi (ton)
1 *ABD* 8 *134*
2 Almanya 3 *362*
3 İtalya 2 *452*
4 Fransa 2 *436*
5 Rusya 2 *299*
6 Çin 1 *948*
7 İsviçre 1 *040*
8 Japonya *765.2*
9 Hindistan *672.9*
*10* Hollanda *612.5*
*11* Türkiye *547*
*12* Tayvan *423.6*
*13* Kazakistan *386.3*
*14* Portekiz *382.6*
*15* Özbekistan *324.1*
*16* Suudi Arabistan *323.1*
*17* Birleşik Krallık *310.3*
*18* Lübnan *286.8*
*19* İspanya *281.6*
*20* Avusturya *280*
*ABD 8.134 *tonla dünyadaki en büyük resmi altın rezervine sahip.
*ABD'*yi*3.362 *tonla Almanya ve*2452 tonla* İtalya takip ediyor.
/*
https://www.haberturk.com/merkez-bankasi-kasimda-209-ton-altin-satti-2939492-ekonomi
*/
================================
YUNANİSTAN BAŞPİSPOKOSU'NDAN HADDİNİ AŞAN SÖZLER!
Yunanistan Başpiskoposu İeronimos katıldığı bir televizyon programında
İslam dini ve Müslümanlar için haddini aşan ifadeler kullandı.
Yunanistan Başpiskoposu İeronimos *OPEN* *TV* kanalında katıldığı
Yunanistan’ın kurtuluş savaşı ile ilgili bir programa katıldı.
"İSLAM BİR DİN DEĞİL"
İeronimos katıldığı programda/*"İslam’ın bir din olmadığını"*/
ve/*"Müslümanların savaş yanlısı insanlar olduğunu"*/ söyledi.
Elinde kurtuluş savaşından kalma olduğunu söylediği bir silah ve bazı
kutsal emanetlerle kamera karşısına geçen İeronimos/*"İslam onun
insanları din değil siyasi bir parti siyasi bir arzu ve savaş insanları
yayılmacılığın insanlarıdır. İslam'ın özelliği bu. Muhammed'in
öğretileri de bunu söylüyor. "*/ ifadesini kullandı.
/*
http://www.ngazete.com/yunanistan-baspispokosundan-haddini-asan-sozler-65178h.htm
*/
================================
DİYANET BU SORUYA CEVAP VERDİ. AŞI OLMAMANIN VEBALİ VAR MI?
*17.01.2021 10*:*09*
Vatandaşların dini bilgi almak için aradığı/*'Alo 190 Dini Danışma'*/
hattına korona virüsle ilgili gelen çağrı sayısında artış yaşandı. Son
dönemde en çok konuşulan konulardan biri de korona virüs aşısı.
Diyanet'in fetva hattı/*'Aşı olmamanın vebali var mı?'*/ sorusuna da
cevap verdi.
Son aylarda en sık sorulan sorular ‘Koronavirüsten kurtulmanın ya da
virüsün bulaşmaması için dua var mı?' ve/*'Aşı olmamanın vebali var
mı?'*/ oldu.
Antalya Müftüsü Osman Artan aşı konusunda *"T*ereddüt edip aşı olmak
istemeyenler korkanlar çevresine yakınına hastalık bulaştırıp zarar
görürse sorumluluğunun olduğunu bilmesi gerekir. Devletimiz gerekli
tedbirleri aldı.
Müslüman olarak dinen bu aşıları olmamız lazım ve başkalarının bizden
dolayı zarar görmemesi lazım" dedi.
Müftü Artan son günlerde hatta korona virüse karşı aşı olmamayı düşünen
ya da aşı olma konusunda tereddüt edenlerin/*'Aşı olmamanın vebali var
mı?'*/ şeklinde soru yönelttiğini söyledi.
Müftü Osman Artan *"T*ereddüt edip aşı olmak istemeyenlerin aşı
olmamaktan dolayı çevresine yakınına herhangi bir şekilde hastalık
bulaştırıp zarar görürse sorumluluğunun olduğunu bilmesi gerekir.
Devletimiz gerekli tedbirleri aldı.
Bir Müslüman olarak dinen bu aşıları olmamız lazım ve başkalarının
bizden dolayı zarar görmemesi lazım" dedi.
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/diyanet-bu-soruya-cevap-verdi-asi-olmamanin-vebali-var-mi-329095h.htm
*/
================================
ATAMAYI YAPANLAR DA İSTİFA ETMELİ
*17.01.2021 09*:*54*
Mustafa M. Bildircin
*ABD*’de bir çocuğa cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklanan
Abdüssamet Köse Marmara Üniversitesi’nden istifa etti. Üniversite
yönetiminden yapılan açıklamada /*“Üniversitemiz Fen-Edebiyat Fakültesi
Psikoloji Bölümü öğretim elemanlarından Doç. Dr. Abdüssamed Köse öğretim
üyeliğinden istifa etmiştir”*/ ifadesi kullanıldı.
Çocuk istismarı suçlamasıyla tutuklanan Köse’nin Türkiye’de nasıl göreve
geldiğiyse merak konusu.*2547 Sayılı* Yükseköğretim Kanunu’na göre bölüm
başkanı dekan tarafından önerilirken rektör tarafından atanıyor. Fakat
üniversiteden yapılan açıklamada bu konuya ilişkin tek bir cümle dahi
kullanılmadı. Birçok akademisyen sebepsiz yere ihraç edilirken Köse’nin
hangi standartlara göre bölüm başkanı seçildiği açıklanmadı.
*BU* *ATAMALAR* *SIRADANLAŞTI*
Bu yapılan atamadan dolayı rektör ve dekanın istifa etmesi gerektiğini
belirten Eğitim Sen Ankara*5 No’lu* Üniversiteler Şubesi Başkanı Mutlu
Arslan /*“Rektörlerden başlayarak tüm kademelerdeki görevliler kendi
alanlarında sınırsız biçimde yetki kullanıyorlar. Kişiye özel kadro
ilanları kişiye özel görevlendirmeler üniversiteler için sıradan vakalar
haline geldi”*/ dedi.
*AKADEMİ* *İÇİN* *UTANÇ* *VERİCİ*
Arslan üniversitelerdeki atama yükselme ve görevlendirmeler kişiye özel
yapıldığı için kurumsal bir özdenetim kalmadığının altını çizerek
şunları söyledi:/*“ABD’de kız çocuğuna yönelik cinsel istismar nedeniyle
Tıp lisansını kaybeden Abdüssamed Köse’nin hiçbir şey olmamış gibi
Türkiye’de bir üniversitede kadro alması dahası bölüm başkanı yapılması
yaşanan bu çürümenin göstergesi. Sosyal medyaya yansımamış olsa eminim
hiçbir şey olmamış gibi makamında oturmaya devam edecekti. Bir basın
açıklamasına katıldığı ya da akrabalarından birisi belirli bir siyasi
yapı üyesi diye güvenlik soruşturması gerekçesiyle ataması yapılmayan
binlerce kişi varken böylesi bir olayın yaşanması akademi için utanç
verici. ”*/
/*
https://www.birgun.net/haber/atamayi-yapanlar-da-istifa-etmeli-330712 */
================================
WUSHU FEDERASYONU’NUN SORUMLUSUYLA İLGİLİ ÇARPICI GERÇEK ORTAYA ÇIKTI
Wushu Federasyonu’nun Doğu ve Güneydoğu Genel Koordinatörü ve Üst
İstişare Kurulu Üyesi Abdülaziz Velioğlu’nun Hizbullah’tan hapis yattığı
ortaya çıktı. Velioğlu’nun spor etkinliği adı altında örgütün
propagandasını yaptığı ve örgüte adam kazandırma çalışmalarını yürüttüğü
belirtildi.
cumhuriyet.com.tr
*17 Ocak 2021 Pazar 09*:*32*
Skandallarla gündemden düşmeyen Türkiye Wushu Federasyonu’yla (*TWF*)
ilgili bir çarpıcı gerçek daha açığa çıktı. Federasyonun Doğu ve
Güneydoğu Genel Koordinatörü Üst İstişare Kurulu Üyesi Abdülaziz
Velioğlu’nun Hizbullah operasyonları kapsamında tutuklandığı öğrenildi.
Velioğlu ayrıca örgütün Türkiye’deki kurucusu olarak görülen Hüseyin
Velioğlu’nun da yeğeni.
‘SPOR ETKİNLİĞİ ADI ALTINDA ÖRGÜT PROPAGANDASI YAPMAK’
Birgün’den Eren Tutel’in haberine göre; İstanbul Beykoz'daki bir
villaya*17 Ocak 2000'de *polisin düzenlediği baskında öldürülen Hüseyin
Velioğlu’na yakınlığıyla bilinen Abdülaziz Velioğlu amcasının
öldürülmesinden kısa bir süre sonra Antalya’da tutuklanarak cezaevine
gönderildi. O dönem çıkan bir haberde Hüseyin Velioğlu’nun Hizbullah’la
olan ilişkisi şu ifadelerle anlatıldı:/*“Savcılık tarafından hazırlanan
iddianamede Hüseyin Velioğlu’nun 1998 yılında örgütün Batman’daki lideri
konumundaki Edip Gümüş ile irtibata geçerek İstanbul’da tekvando
okulunda eğitim gördüğü spor etkinliği adı altında örgütün
propagandasını yaptığı ve örgüte adam kazandırma çalışmalarını yürüttüğü
belirtildi. Velioğlu’nun *//*‘Hizbullah terör örgütüne üye olmak’*//*ve
faaliyetlerini yürütmek suçundan TCK’nin 168/2 maddesi gereğince 12 yıl
6 ay hapis istemiyle cezalandırılması istendi. ”*/
*SAHTE* *KİMLİKLE* *YAKALANMIŞTI*
Antalya’nın Kumluca ilçesinde tutuklanan Abdülaziz Velioğlu’nun evinde
yapılan aramada bir pompalı tüfek bir tabanca mermiler ve örgütsel
doküman ele geçirilmişti. Velioğlu /*‘Eşref Kan’*/ adına düzenlenmiş
sahte bir kimlikle yakalanmıştı.
‘/*CİHATSIZ OLMAZ’*/ *PAYLAŞIMI*
Aktif olarak *TWF*’nin üst düzey yöneticilerinden biri olan Hüseyin
Velioğlu skandalların odağında yer alan federasyonun başkanvekili
Abdurrahman Akyüz’e de bir hayli yakın ve sosyal medyada şeriat vurgulu
paylaşımlar yapıyor. Velioğlu Instagram hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan
ve Necmettin Erdoğan’ın olduğu bir fotoğrafı paylaşarak/*“Üç çiviyi
kafamıza çıkacağız! 1: İslamsız saadet olmaz 2: Şuursuz Müslüman olmaz
3: Cihatsız İslam olmaz”*/ ifadelerini kullanıyor. Bu ve benzeri birçok
paylaşımda bulunan Hüseyin Velioğlu yıllardır *TWF*’de üst düzey
yöneticilik yapıyor.
Ayrıca kadın sporculara erkek erkek sporculara kadın antrenör izni
vermeyen federasyonun birçok gerici ve şeriat yanlısı uygulaması
bulunuyor. Birçok usulsüzlüğü de imza atan Wushu Federasyonu hakkında
Spor Bakanlığı hâlâ bir soruşturma başlatmadı.
*YÖNETİM* *KURULU* *AKP* *LİSTESİ* *GİBİ*
Aralarında *RTÜK* Başkanı Ebubekir Şahin Basın İlan Kurumu Genel Müdürü
Rıdvan Duran’ın bulunduğu Türkiye Wushu Federasyonu’nun Yönetim
Kurulu’nda birçok tanıdık isim de yer alıyor. Federasyonun *AKP*’ye
yakınlığıyla dikkat çeken yönetim kurulu üyeleri şunlar:
○ Mücahit Demirtaş*-Ç*evre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Yardımcısı
○ Muhammet Çapoğlu- *AKP* Sakarya İl Yönetim Kurulu Üyesi
○ Enver Tok*-AKP* Sakarya İl Başkan Yardımcısı
○ Sami Er*-F*atih Belediyesi Başkan Yardımcısı
○ Ömer Ayberk Cengiz*-AKP* İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi
○ Abdurrahman Dursun*-AKP*’li Sultangazi Belediye Başkanı
○ Muhammet Talha Enis*-E*ski *AKP* Beykoz İlçe Başkan Yardımcısı
/*
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/wushu-federasyonunun-sorumlusuyla-ilgili-carpici-gercek-ortaya-cikti-1806641
*/
================================
BORSA YATIRIMCILARININ SAYISI*2 MİLYON K*İŞİYİ AŞTI: TEHLİKELİ OYUN
*17.01.2021 09*:*45*
Yurttaşlar sağlıklı beslenmekte zorlanırken borsadaki yatırımcı sayısı
ilk kez*2 milyonun *üzerine çıktı. Son*1 yılda *Borsa İstanbul’da*786
bin *kişi yeni yatırımcı oldu. Borsadaki servet dağılımı ise giderek
bozuluyor.*10 bin TL*’den küçük portföy sahiplerinin sayısı*1 milyon
TL*’den büyük portföy sahiplerinin*43 katı* ama yönettikleri toplam para
binde*3. *
*OZAN* *GÜNDOĞDU*
Türkiye ekonomisi gelecek yıllarda sosyologların da inceleyeceği özel
bir dönem yaşıyor. Bir yanda yoksulluk toplumsallaşıyor toplumun tüm
katmanları yoksullaşıyor bir yandan da borsadaki yatırımcı sayısı rekor
kırıyor. Borsa İstanbul’a bağlı çalışan Merkezi Kayıt Kuruluşu (*MKK*)
verilerine göre*15 Ocak *itibariyle Borsa İstanbul’daki hisse senedi
yatırımcılarının sayısı tarihte ilk kez*2 milyonun *üzerine çıktı. Son
aylardaki artış ise rekor seviyede. Üstelik hisse senedi yatırımcıları
zannedildiği gibi büyük sermayedarlardan oluşmuyor. Orta ve hatta düşük
gelir grupları dahi dişinden tırnağından kıstığı parasıyla yabancı
oldukları Borsa’da yatırımcı oluyorlar. Bu tehlikeli oyun milyonların
umudu haline gelmiş durumda.
*MKK* verilerine göre*2020’nin *Ocak ayında Borsa İstanbul’daki
yatırımcı sayısı*1 milyon 215 bin* kişiden oluşuyordu. Geçen yıl her ay
bu sayı on binleri bulan yeni yatırımcılarla arttı. Yıl sonunda
yatırımcı sayısı*1 milyon 957 bine* kadar çıktı. *MKK *dün sosyal medya
hesabından bir/*“müjde”*/ diyerek toplam yatırımcı sayısının*2 milyon 2
bin 873 kişiye* ulaştığını duyurdu.*1 yıl *içinde*786 bin *kişi borsa
yatırımcısı oldu.
KÜÇÜKLERİN SAYISI BÜYÜKLERİN 43 KATIKÜÇÜKLERİN SAYISI BÜYÜKLERİN*43
KATI*
Peki bu bir zenginleşme göstergesi mi? Borsadaki yatırımcıların portföy
büyüklükleri ne?
*MKK* verilerine göre aralık ayı itibariyle borsadaki hisse senedi
yatırımcılarının*1 milyon 60 bininin* yani yaklaşık olarak yarısının
portföy büyüklüğü*10 bin TL*’den az. Bu kişilerin borsadaki toplam
portföyünün değeri ise*1 milyar 935 milyon* *TL. *Bu kişiler içinde kimi
borsaya*1000 TL* ile girmiş kimi*5 bin TL* ile…
Buna karşılık söz konusu bu küçük yatırımcıların hepsi aynı anda hareket
etse dahi *BİST100* grafiğini etkileyecek büyüklükte bir fonu
yönetmiyorlar. Buna karşılık büyük yatırımcıların sayısına ve portföy
büyüklükleri ise küçük yatırımcıların tam tersi.
KÜÇÜKLERİN PARASI BÜYÜKLERİN BİNDE 3’ÜKÜÇÜKLERİN PARASI BÜYÜKLERİN
BİNDE*3’Ü*
*MKK* verilerine göre*1 milyon TL*’den daha fazla bir büyüklükle borsa
yatırımcısı olan kişi sayısı sadece*24 bin 208. Yani 10 bin TL*’den daha
az parayla yatırım yapanların sayısı*1 milyon TL*’den fazla parayla
yatırım yapanların sayısının tam*43 katı. *Buna karşılık*1 milyon
TL*’den daha fazla parayla yatırım yapanların yönettikleri toplam
portföy büyüklüğü*651 4 milyar *lira.
Özetlemek gerekirse sayıları*1 milyon TL*’den daha fazla parayla yatırım
yapanların*43 katı* olan küçük yatırımcıların yönettiği toplam portföy*1
milyon TL*’den daha fazla parayla yatırım yapanların toplam portföyünün
binde*3’üne *denk geliyor.
/*
https://www.birgun.net/haber/borsa-yatirimcilarinin-sayisi-2-milyon-kisiyi-asti-tehlikeli-oyun-330710
*/
================================
*TANER* *TİMUR* : NEOLİBERALİZM ÇILGIN TRUMP VE FAŞİST KOMPLO
/*
taner...@superonline.com */
*2021.01.17 08*:*53*
*2012* seçimlerinde Cumhuriyetçi aday Mitt Romney liberal bir kampanya
yürütmüş bu yüzden de parti yandaşlarından bir kısmı seçim sandığına
gitmemişti. Oysa -tarihin cilvesi- dört yıl sonra buna isyan etmek büyük
bir iş adamına düşecekti. Gerçekten de*2016 yılında ABD* politikasında
dünyayı da sarsacak bir dönüşüm yaşandı.
Neoliberalizm çılgın Trump ve faşist komplo
Ayaklanma? Darbe? Faşizm?*6 Ocak 2021’de *Amerika’da Kongre binasına
yapılan saldırı hâlâ tartışılıyor ve belli ki daha uzun süre de
tartışılacak!
Gerçekten de*6 Ocak’ta* Washington’da neler yaşandı?
Aslında ilk işaretler*19 Aralık 2020’de *gelmişti. O gün Trump
yandaşlarına bir tweet atmış ve/*“6 Ocak’ta Washington’da büyük bir
protesto yapılacak; orada ol; vahşi olacak!*/*”*demişti. Anlaşılan seçim
yenilgisini bir türlü hazmedemeyen narsist Başkan Beyaz Saray'ı terk
etmemek için her şeye kararlıydı. Nitekim binlerce kişi çağrısına uydu
ve*“*/*orada”*/ oldular! Gerisi de geldi.
*ABD* kamuoyunda/*“MAGA kalabalığı*/*”*(Make America Great Again Mob)
olarak adlandırılan güruhun saldırısı çıldırmış bir başkanın
kışkırtmasıyla başlamıştı. Şimdi de herkes yaşanan*“*/*vahşet”*/in
toplumsal nedenlerini ve olası sonuçlarını konuşuyor. Oysa ortalık hâlâ
yatışmadı ve en büyük korku da*20 Ocak *devir töreninin daha da vahim
bir kalkışmaya yol açma olasılığı?*6 Ocak *skandalını Cumhuriyetci
çoğunluk da kınamış olsa bile alarm zilleri çalmaya devam ediyor. YouGov
anketine göre parti seçmenlerinin yarısına yakını da (yüzde*43’ü*)
işgali onaylamıştı!
○**
Aslında yaşadığımız dünyada Amerika Amerika’dan çok fazla şeyler ifade
ediyor ve Washington’da olanlar da hepimizi yakından ilgilendiriyor.
Böylece*6 Ocak’taki* saldırı karşımıza bir çeşit/*“üç bilinmeyenli bir
denklem”*/ çıkardı. Bilinmeyen ve yanıt aranan sorular da sırasıyla şunlar:
►*2021* yılında uluslararası kapitalizm nasıl bir tablo sergiliyor?
Yoksa emperyalizmin dönüşüme uğradığı yeni bir aşamaya geçtiği
sarsıntıları mı yaşıyoruz? Yoksa/*“neoliberal*/*”*dönem kapanıyor da
*“*/*neoemperyal”*/ çağ mı başlıyor?
►Eğer öyleyse bu dönüşümde *ABD* nasıl bir yer işgal ediyor? Yoksa
Uzakdoğu’daki gelişmeler giderek bu ülkeyi/*“emperyal zincirin zayıf
halkası”*/ konumuna mı sürüklüyor?
►*ABD*’de/*“Trumpizm”*/ neyi ifade ediyor? Bu mitoman başkanın bunca
skandaldan sonra hâlâ arkasında milyonlarca Amerikalıyı toplamasının
sosyal karşılığı ne olabilir?
İşte ilk emperyalizm analizlerinden yüz yıl kadar sonra günümüz
sorunlarına -ve zihinleri kurcalayan/*“ne yapmalı?”*/ sorusuna- yanıt
aramaya yol açabilecek bazı sorular! İzleyen satırlarda -aynı sırayla-
bu yanıtlara ipucu teşkil edebilecek bazı bilgiler vermeye çalışacağım.
○**
*2019* Kasım’ında ünlü iktisatçı Joseph E. Stiglitz dikkat çekici bir
yazı yazdı. /*“Neoliberalizmin sonu ve tarihin doğuşu*/*”*başlığını
taşıyan bu yazı bir bakıma Fukuyama’nın otuz yıl önce*“*/*liberalizmin
zaferi*/*”*ni ve*“*/*tarihin sonu*/*”*nu ilan eden eserine yanıt teşkil
ediyordu. (Global Thought;*4 Kasım 2019*). Columbialı profesöre göre
*“*/*neoliberalizm kırk yıl boyunca demokrasiyi tahrip etmiş*/*”*ve tüm
uluslara refah ilerleme ve özgürlük vadeden bu sistem çöküş sürecine
girmişti. Neoliberal uygulamanın ortaya koyduğu tablo Karl Popper ve
yandaşlarının yıllarca avukatlığını yaptığı*“*/*açık toplum*/*”*a hiç
benzemiyordu. Aksine nüfusunun büyük çoğunluğu*“*/*demagoglar ve
otokratik liderler*/*”*tarafından yönetilen bir dünyada yaşıyorduk ve bu
dünyada -sosyal himaye vergi ve ücret politikaları finans düzeni vb- tüm
uygulamalar tek bir ilkeye bağlanmıştı: Kapitalist rekabet! Zengin
ülkelerde bile sıradan vatandaşlara*“*/*İstediğiniz politikalar
uygulanamaz; çünkü bu durumda ülke rekabetçi olmaktan çıkar; çok iş
kaybı olur ve siz de ıstırap çekersiniz!*/*”*deniyordu. Bu yüzden de
geleceğe seçkinlere ve ekonomi bilimine güven kalmamıştı. Özellikle
makro-iktisat analizleri*“*/*2008’dekine benzer krizleri dışlayan
modellerin uygulandığı*/*”*her yerde tüm itibarını kaybetmişti. Şimdi
de*“*/*bu büyük düşkırıklığından doğan siyasal sonuçları*/*”*yaşıyorduk.
Belli bir tarih sona eriyor yeni bir tarih başlıyordu. Stiglitz’e göre
bu yeni dönemde*“*/*Aydınlanmayı yeniden canlandırmak ve onun özgürlük
bilime saygı ve demokrasi değerlerine tekrar bağlanmak zorunda”*/ idik.
○**
*2020* arifesinde Stiglitz’in temel düşünceleri bunlardı ve bu tezleri
Nobel ödüllü bir iktisatçıdan duymak ilk bakışta şaşırtıcı görünebilir.
Oysa bu düşünceler yaygındır ve günümüzde -pandemik salgınla da
katlanarak- karamsarlık ve manevi çöküntüye yol açıyorlar.
Aslında neoliberalizm büyük sermayeyi sınırlayan kuralları kaldırmış
uluslararası planda sermaye akışını hızlandırmıştı. Böylece yatırım
fonları emeğin ucuz çalışma koşullarının elverişli olduğu ülkelere doğru
akmaya başladılar ve bundan da en çok -başta Çin- Uzak Doğu ülkeleri
yararlandılar. Üstelik sadece fonlar akmıyor bir takım fabrikalar da
sökülerek bu ülkelere taşınıyordu. Batı’da/*“sanayisizleşme*/*”*yaratan
bu süreç kalkınmakta olan ülkeler arasında da*“*/*yükselen pazarlar”*/
ayrışmasına yol açtı.
Oysa aynı yıllarda *ABD*’de kapitalizm de kabuk değiştiriyor J. Haskel
ve S. Westlake’nin/*“Kapitalsiz Kapitalizm*/*”*(Princeton Uni.
Press;*2017*) adını verdikleri bir yapılanmaya yol açıyordu. Bu
kapitalizmde maddi yatırımların yerini hızla yazılım marka tasarım
Ar*-G*e vb gibi alanlara yapılan*“*/*gayri-maddi”*/ (intangible)
yatırımlar alıyordu. Örneğin Microsft’ta maddi sermaye şirketin piyasa
değerinin ancak*yüzde 1’i *kadardı. Üretimde fizikî emeğin yeri giderek
azalıyordu; örneğin toplam borsa değeri*5 trilyon* doları aşan beş dev
şirketin (*GAFAM*: Google Apple Facebook Amazon Microsoft)
çalıştırdıkları işçi sayısı ancak*1 2 milyon *kadardı. Bu gelişme gelir
dağılımındaki eşitsizliği de hızla artırıyor sınıf çelişkilerini
keskinleştiriyordu.
Aynı süreç uluslararası planda da giderek yeni bir kutuplaşmaya yol
açtı: Çin Halk Cumhuriyeti imalatta/*“dünya atölyesi*/*”*haline gelirken
*“*/*soyut sermaye*/*”*de *ABD*’de yeni bir işsizler ordusu yaratıyordu.
Üstelik Çin büyük ölçüde*“*/*montajcı”*/ bir imalatla yetinmiyor ileri
teknolojide de öne geçme hesapları yapıyordu.*2015’te *ilan
ettiği/*'Made in China 2025'*/ planına göre dijital teknolojide on yıl
içinde iç pazarın*yüzde 80’ini *dünya pazarının da*yüzde 40’ını *ele
geçirmeyi hedeflemişti. (Le Monde*7 Ocak 2020*).*2021 yılına
*gelindiğinde artık küresel elektronik ürün ihracatının yarısına yakını
Çin tarafından yapılıyordu.
Gerçi bu ürünlerde Çin’in katma değer payı azdı ve*yüzde 22’yi
*aşmıyordu. Yine de bu ülke dev pazarı ve üretimde kullandığı/*“vahşi
kapitalizm*/*”*yöntemleriyle *ABD*üstünlüğünü tehdit eder hale gelmişti.
Steven Bognar ve Julia Richard’ın Çinlilerle işbirliği içinde
gerçekleştirdikleri dokümanter filimde (American Factory;*2019*)
görüldüğü gibi bir Çinli milyarderin *ABD*Ohio’da kurduğu cam fabrikası
(Fuyao Glass America) sendika düşmanlığı düşük ücretler fazla mesai ve
tatil kısıntıları ile *-2021*’de*yüzde 8 büyümesi*ve*2028’de *de
*ABD*’nin *GSYH*’sını geçmesi beklenen-*“*/*Çin mucizesi*/*”*nin
anahtarını da veriyordu. Bu yüzden dünya bu*“*/*mucize”*/ karşısında
büyülenirken madalyonun öteki tarafı da unutulmamalıydı.
○**
“/*Madalyonun öteki tarafı*/*”*en çok Amerika’da hissedildi ve halk
tabakalarında iki türlü düşmanlığa yol açtı: Beyaz emekçilerin işlerini
çalan*“*/*renkli*/*”*göçmenler ve buna uygun bir politika izleyen
neoliberal*“*/*seçkinler”*/*! 2012 seçimlerinde* Cumhuriyetçi aday Mitt
Romney liberal bir kampanya yürütmüş bu yüzden de parti yandaşlarından
bir kısmı seçim sandığına gitmemişti. Oysa -tarihin cilvesi- dört yıl
sonra buna isyan etmek büyük bir iş adamına düşecekti. Gerçekten de*2016
yılında ABD* politikasında dünyayı da sarsacak bir dönüşüm yaşandı.
Donald Trump’ın adaylığı başlangıçta kendi partisinde bile ciddiye
alınmamış kaygı ve ironi dolu yorumlara yol açmıştı. İlginçtir bugün
yapılan faşizm tartışmaları da aslında*2016’da *başladı. Bakınız o
tarihte henüz seçim bile yapılmamışken muhafazakâr yazar Robert Kagan
/*“Amerika’ya faşizm nasıl gelir?*/*”*başlığı altında neler
yazıyordu:*“*/*Faşizm Amerika’ya çizmelerle özel selamlarla gelmeyecek;
bir televizyon madrabazı bir sahte milyarder ve ders kitaplarına geçecek
bir ego-manyağın halktaki nefret ve güvensizlik duygularını
kışkırtmasıyla ve kör parti yandaşlığı dava yokluğu ya da sadece basit
bir korku gibi nedenlerle koca bir ulusal partiyi peşine takmasıyla
gelecek”. */(*WP*ost*18 Mayıs 2016*).
Bu kaygılar Trump’ın başkan seçilmesiyle bitmedi; aksine daha da
şiddetlendi. Demagog iş adamı Beyaz Saray’a oturalı henüz dört ay bile
olmamıştı ki Yale Harvard ve New York üniversitelerinden*27 psikiyatr*
bir araya geliyor ve ruh sağlığı olmayan bir
başkanın/*“tehlikelerine*/*”*dikkati çekiyorlardı. Düzenledikleri
konferansta (*20 Nisan 2017*) Amerikan Psikoloji Derneği’nin özel bir
muayene yapılmadan kamu yöneticileri hakkında tanı konmasını
yasaklamasına rağmen (Goldwater Rule) bu yasağı çiğniyor ve Hitler
iktidara gelirken Alman aydınlarının ve psikiyatri derneğinin
sessizliğini ibretle hatırlatıyorlardı. Bununla da kalmadılar Trump
tehlikesi hakkında bir de kitap yayımladılar. (The Dangerous Case of
Donald Trump; Macmillan *2017*). Haklıydılar; dikkat
çektikleri*“*/*tehlike”*/ dört yıl sonra Capitol Hill’in işgaliyle çok
daha vahim bir şekilde ortaya çıkacaktı.
○**
Aslında her faşizmin bir/*“çılgın*/*”*a ihtiyacı vardır ve Amerika’da da
bu işlev -kısmen fıtrat ve yetişme tarzı kısmen de rol icabı- Donald
Trump’a düştü. Ne var ki bu milyarder iş adamı reel dünyadan hiç de
kopuk değildi ve iş kaybına uğramış*“*/*derin Amerika*/*”*daki iki
düşmanlığı çok iyi yakalamıştı. Küreselleşme Amerika’nın aleyhine
işliyordu ve içerde göçmen işçiler dışarda da Çin Amerika’nın en büyük
düşmanlarıydı. Politikasını da bu düşmanlığa dayandırdı. Bir yandan
Meksika sınırına büyük bir duvar ördürüyor öte yandan da Çin’le
ticaretteki dengesizliğe son vermeye çalışıyordu. Çin *“*/*MAGA”*/ya
karşı en büyük tehlikeydi; gümrük savaşı teknoloji savaşıyla beraber
yürütülmeliydi. Bu korkuyla*5-G*’de tehlikeli atılımlar yapan Çin
elektronik devi Huawei’ye yasaklar kondu; hatta bir ara şirketin mali
direktörü de tutuklandı.
Ne var ki Trump yasaklarla yetinemezdi. İçerde de şirketleri teşvik
ediyor büyümelerine yardımcı olmaya çalışıyordu. Buna karşılık üretimi
dışarı taşıyanlara da şiddetle karşıydı. Kongre’ye ilk seslenişinde bunu
söylemiş tweet’lerinde buna uymayanları tehdit etmişti. Aynı konuşmada
aralarında Lockheed General Motors Fiat*-C*hrysler İntel gibi devler
bulunan on şirketi yatırıma teşvik etmiş bu yönde de büyük bir vergi
indirimi yapmıştı. Onlar da gerçekten milyarlarca dolarlık yatırım
yaptılar. Ne var ki durum değişmiyor üç yıl sonra da bunların toplam
istihdamı eski düzeyi (Reuters araştırmasına göre*2 milyon *işçi)
geçmiyordu. Trump yönetiminin övündüğü borsa rekorları ise hisselerin
yarısının nüfusun*yüzde 1’inin *elinde olduğu düşünülürse
kandırdığı/*“mağdur”*/larla alay etme gibiydi.
Mali durum da farklı değildi. Obama’dan devir alınan*300 milyar
*dolarlık bütçe açığı bir trilyon dolara çıkmış üstelik aradaki fark da
vaat edilen altyapı yatırımlarından değil zenginlere yapılan vergi
indirimlerinden doğmuştu. Kısaca çılgın Başkan*2020 seçimlerine*
ekonomik planda başarıyla değil kötü bir karneyle girdi ve.*. *Kaybetti.
○**
Aslında*2020 seçimlerinde* şaşırtıcı olan seçimi Trump’ın kaybetmesi
değil*74 milyon *kadar oy almasıydı. O tam bir faşistti ve/*“Bu terim
hafiflikle kullanılmamalı*/*”*diyen iktisatçı Paul Krugman (Nobel*2008*)
Kongre baskını üzerine Trump’ın*“*/*milliyetçi-ırkçı hedeflerine ulaşmak
için şiddet kullanan gerçek bir faşist”*/ olduğunu yazdı. (*NY* Times*7
Ocak 2021*).
Ne var ki neoliberal uygulamalarla birçok ülkede yoksul kitleler çaresiz
kalmış ve demagog politikacıların peşine takılmıştı. En tehlikeli
senaryo da Washington’da sahneye kondu.*6 Ocak’ta* Kongre’yi basanlar
aslında/*“Trumpist galeri*/*”*nin küçük bir modelini teşkil ediyordu.
*QA*non komplocuları *“*/*Proud Boys*/*”*temsilcileri acayip kılıklı
provokatörler /*‘molotof kokteyl’*/li suikastçılar herkes oradaydı.
Hatta emlakçı bir milyoner randevuya yetişebilmek için Teksas’ta özel
bir uçak kiralamıştı. Şimdi ise tüm *ABD 20 Ocak’ta*yapılacak Başkanlık
töreni vesilesiyle daha da vahim bir senaryonun sahnelenmesinden
korkuyor ve bunu önlemek için de*20 binden *fazla ulusal muhafız
görevlendirildi. Bu da bir*“*/*ABD mucizesi!”*/ ve dünyayı kontrol eden
*ABD* emperyalizmi yurtdışında bulunan askerlerinden çok daha fazlasını
(*NY* Times’e göre üç katını) seferber ederek artık kendi Meclis’ini
korumaya hazırlanıyor!
○**
Bazı Amerikalı yorumculara göre Trump*6 Ocak’ta* demokratları da sokağa
dökerek iç çatışma çıkarmak ve bunu bahane ederek sıkıyönetim ilan etmek
istemişti. Bu bir darbe girişimiydi. Oysa olaylar kontrolünden çıktı ve
Trump rezil oldu. Öyle ya da böyle şimdi kendisi de korku içinde
ve/*“çok sevdiği”*/ yandaşlarını yatıştırmaya çalışıyor. Artık tweet de
atamıyor ve siyasal hayatını tamamen söndürecek ikinci bir azil
girişimiyle karşı karşıya bulunuyor!
Yine de anlaşıldı ki Trump bitse bile /*“Trumpizm*/*”*bir süre daha
yaşayacak ve zaten bugünlerde de başta Ted Cruz birçok senatör bu*“*/*74
milyon”*/luk mirasa konmaya çalışıyor. Oysa karşılarında bir türlü
kandıramadıkları ve özlemleri de Joe Biden’dan çok Bernie Sanders
tarafından dillendirilen bir mazlumlar ordusu var. Bu da demektir ki
neoliberalizm çöker ve yeni bir tarih sayfası açılırken Trumpist büyücü
çırakları kirli oyunlarında bunların beklenti ve direnişlerini de hesaba
katmak zorunda kalacaklar!
/*
https://www.birgun.net/haber/neoliberalizm-cilgin-trump-ve-fasist-komplo-330699
*/
================================
AFRİKA’DA REKOR GÖÇ
*17.01.2021 08*:*53*
Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluşlar Afrika kıtasında son günlerde
büyük göç akışı yaşandığını duyurdu. Orta Afrika Cumhuriyeti Etiyopya
Nijerya Somali Kamerun Çad ve Mozambik’ten silahlı çatışmalar ve temel
ihtiyaçlara erişim krizi nedeniyle yaklaşık*1 5 milyon *kişinin göç
ettiği belirlendi.
*DIŞ* *HABERLER* *SERVİSİ*
Küresel güçlerin yoksulluğa mahkûm ettiği Afrika ülkelerinde birkaç
haftadır ciddi bir göç akışı söz konusu. Temel gıdaya ve temiz suya
erişim güçlüğü çeken ve bölgelerdeki çatışmalardan kaçan yaklaşık*1 5
milyon *kişinin ülke içinde veya kıta ülkelerine göç ettiği Birleşmiş
Milletler’e bağlı kuruluşların raporları ve açıklamalarıyla ortaya konuldu.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (*BMMYK*) Orta Afrika
Cumhuriyeti’nde seçim süreciyle tırmanan siyasi kriz sonucu*120 bini
*aşkın kişinin göç ettiğini duyurdu. Başkanlık seçimi öncesi Anayasa
Mahkemesi’nin devrik lider François Bozize’yi/*“insanlığa karşı suç ve
soykırıma teşebbüs”*/ ile suçlayarak adaylığını kabul etmemesi üzerine
Bozize’yi destekleyen silahlı gruplarla hükümet güçleri arasında
çatışmalar yaşanıyor.*27 Aralık’ta* yapılan seçimleri devlet başkanı
Faustin Archange Touadera oyların*yüzde 53 92’sini *alarak tekrar
kazanırken *BM*’ye bağlı barış gücü askerleri de seçim güvenliğini
sağlamak gerekçesiyle bölgede faaliyet yürütüyor.
*GÖÇMEN* *SAYISI* *İKİYE* *KATLANDI*
*BMMYK* sözcüsü Boris Cheshirkov ülkede aralık ayından bu yana iki *BM*
barış gücü askerinin hayatını kaybettiğini ve çatışmalar nedeniyle*120
bini *aşkın kişinin göç ettiğini ifade ederek /*“Durum çok kötü. Göçmen
sayısının sadece bir haftada ikiye katlandığını gördük. Geçen hafta
yaklaşık 30 bin bu hafta 60 bin kişinin göç ettiğini rapor ettik.
Çarşamba günü yaklaşık 10 bin kişi iki ülkeyi ayıran Ubangui nehrini
geçti. İnsanlar evlerinden taşınmaya zorlanıyor ve durum şu an için
sakinleşmiyor. Tarafların itidale kavuşmasını umuyoruz”*/ dedi.
*HALKLAR* *KORKU* *VE* *PANİK* *İÇİNDE*
Cheshirkov ülkedeki çatışma bölgelerinden göçün çoğunun Demokratik Kongo
Cumhuriyeti’ne yapıldığını belirterek/*“Bu ülkeye geçen ay giden 50 bin
göçmene ek Kamerun ve Çad’dan da 9 bin kişinin ulaştığını tespit ettik.
Yerlerinden edilmiş Orta Afrikalıların ihtiyaçları artıyor yakında
önemli bir fon sıkıntısıyla karşı karşıya kalacağız*/*”*açıklaması
yaptı. *BM*İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin Orta Afrika Cumhuriyeti
sözcüsü Yao Agbetse de çatışmalardan ötürü ülke halkının korku ve dehşet
içinde yaşadığını ifade ederek *“*/*Başkent Bangui dışında diğer
kentlerde çalışmalar nedeniyle okullar kapalı. Çiftçiler korkudan
faaliyet yapamıyor yakında ciddi bir gıda krizinin yaşanmasını
bekliyoruz. Nüfusun yarısından fazlasının hayati derecede insani yardıma
ihtiyacı var”*/ uyarısında bulundu.
*BM*’nin göçmen akışına yönelik bir diğer uyarıda bulunduğu ülke
Etiyopya. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (*TPLF*) kontrolündeki Tigray
bölgesini Nobel Barış Ödüllü Başbakan Abiy Ahmed hükümetine bağlı
güçlerin işgal etmesi sonucu Sudan ve Eritre’ye ciddi bir göç akışı
yaşanıyor. *BM* Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi sınırdaki
Shimelba ve Hitsats mülteci kamplarına göçün*50 bini *aştığını ve
kamplara erişim için hükümet yetkilileriyle görüşmelerin sürdüğünü
belirterek/*“Buradaki göçmenlerin güvenliği ve refahı için çok
endişeliyim. Haftalardır hiçbir yardım alamadılar*/*”*dedi. Etiyopya’nın
başkenti Addis Ababa’ya ulaşan Tigraylıların zorla geri gönderildiğini
ifade eden Grandi *“*/*Risk altındaki binlerce hayatı kurtarmak için
artık güvenli erişim ve hızlı eyleme ihtiyaç var. Etiyopya hükümetini
yurttaşlarının güvenliğini sağlamaya çağırıyoruz”*/ açıklaması yaptı.
○**
*SİLAHLI* *GRUPLAR* *GÖÇE* *ZORLUYOR*
Nijerya Somali Kamerun Mozambik’ten ise çoğunluğu cihatçı grupların
saldırıları nedeniyle göç akışı yaşanıyor. Boko Haram Eş Şebab Ensar’ul
Sunna gibi El Kaide ya da *IŞİD* destekçisi cihatçı grupların
saldırıları sonrası geçen ay yaklaşık bir milyon kişinin evini terk
ettiği tahmin ediliyor. Mozambik’in Tanzanya sınırındaki Cabo Delgado’da
üç yıl önce ortaya çıkan Ensar’ul Sunna grubuyla hükümet güçleri
arasında yaşanan çatışmalar sonucu geçen ay yaklaşık*560 bin *kişi ülke
içinde ya da sınır ülkelere göç etti. *BM* İnsani İşler Koordinasyon
Ofisi’nin verilerine göre Somali’den de ekim ayından bu yana*341 bin 884
kişi* göç yolculuğuna çıktı. *BM* raporlarına göre Kamerun’un kuzeyi ile
Nijerya sınırında faaliyet yürüten Boko Haram’ın saldırıları nedeniyle
bölgeden geçen ay*120 bin *kişinin göç ettiği belirlendi.
/*
https://www.birgun.net/haber/afrika-da-rekor-goc-330698 */
================================
OĞUZ OYAN : PARAYA EGEMEN OLMAK
*17.01.2021 08*:*50*
/*
oguz...@birgun.net */
*2021.01.17 08*:*50*
*2018'*den itibaren yeni olan yürütmenin başının artık kamu yönetimini
tam tekeline alması Maliye Bakanlığı'na Hazine'yi de katarak paranın tam
kontrolünün sağlanabileceği bir alan oluşturması ve başına da damadını
getirmesiydi. Bununla da yetinmiyor Ağustos*2016'da *oluşturulmuş ama
atıl kalmış Türkiye Varlık Fonu'nun yönetim yapısını*2018'de
*değiştiriyor başkanlığına kendisini vekilliğine de damadını getiriyordu.
*AKP'*nin iktidara egemen olmasının*19. yılındayız. *Bunun ilk beş
yılında gerek Cumhurbaşkanı A. N. Sezer'in (bazı yasaları Meclis'e iade
etmesi veya *AYM'*ye bizzat başvurusu) gerekse anamuhalefetin *AYM'*ye
sıkça gitmesi üzerinden bir denetim düzeneği çalışmaktaydı. Diğer
denetim kurumları da henüz tasfiye edilememiş veya tamamen
edilgenleştirilememişti.
*2007* sonrasındaki A. Gül'ün döneminde Cumhurbaşkanlığı anayasal
denetimi gözeten bir kurum olarak çalışmadı. Ancak Erdoğan da henüz
yürütmenin tümüne egemen olamamıştı;*2014'ten *itibaren kendi
Cumhurbaşkanlığıyla bu yol açılmış oldu.*2017 Anayasası* ve
Temmuz*2018'de *yeni Anayasa'nın mevzuata yansıtılması sonucunda
merkezileştirilmiş ve kişiselleştirilmiş uygulama araçları da artık
yürütmenin emrine sunulmuş oldu.
/*"DEVLET BENİM"*/ *DÖNEMİ*
*2014'*ten itibaren başlayan/*"devlet benim"*/ dönemi*2018 dönüşümüyle*
birlikte artık perçinlenmişti. Cumhurbaşkanı zaten kamu alanında önemli
gördüğü bütün para trafiğini ihale düzenini imar kararlarını
şirketlere/vakıflara/derneklere kamu varlıkları transferlerini tepeden
yönetiyordu.*2018'den *itibaren yeni olan yürütmenin başının artık kamu
yönetimini tam tekeline alması Maliye Bakanlığı'na Hazine'yi de katarak
paranın tam kontrolünün sağlanabileceği bir alan oluşturması ve başına
da damadını getirmesiydi.
Bununla da yetinmiyor Ağustos*2016'da *oluşturulmuş ama atıl kalmış
Türkiye Varlık Fonu'nun (*TVF*) yönetim yapısını*2018'de *-dünyada
benzeri bulunmayan bir biçimde- değiştiriyor başkanlığına kendisini
vekilliğine de damadını getiriyordu. Adeta bir/*"kamu iktisadi
holdingi"*/ niteliğindeki bu fonun yönetiminden damadının Kasım*2020'de
*istifasının da birşeyi değiştirmesi beklenmemeli. Çünkü Cumhurbaşkanı
kendisi dahil *TVF'*nun *YK* üyelerini Fon'un kurabileceği diğer
şirketlerin ve alt fonların yönetimlerini; Fon bünyesine katılan *KİT*
ve diğer kamusal kuruluşların yöneticilerinin tek belirleyicisi
konumundadır.
Esasen Temmuz*2018'de *çıkardığı Cumhurbaşkanlığı kararnameleri (*CBK*)
ile kendini tüm kamu kurumlarında kariyer ve özlük haklarının tek
belirleyicisi olarak tanımlayan Cumhurbaşkanı'nın gözetiminden kaçacak
hiçbir makam ve işlem kalmamış gibidir. Bu arada son torba yasalara
sıkıştırılmış maddelerle yeni yetkilerle donatılmayı da ihmal etmemekte
malvarlıklarını dondurma yetkisi ormanları ve kıyıları imara açma
yetkisi gibi inanılmaz boyutlarda yeni yetkilere sahip olmaktadır. Bu
arada polise ve *MİT'*e *TSK'*nin her türlü silah donanımına istediği
zaman erişebilme yetkisinin tanınması da herhalde süper güçlü olduğu
kadar süper zaaflı ve iktidarını yitirmeyi bir tehdit olarak algılayan
bir yürütmenin güvenlik ihtiyacına karşılık gelmektedir.
*MALİYE-HAZİNE-TVF* *ÜÇGENİ*: *DAHA* *NE* *OLSUN*?
Kamu ekonomisinin kapsamı yalnızca merkezi yönetim bütçesinin temsil
ettiği alanla sınırlı değildir. Daha geniş ölçekte/*"Genel Devlet"*/
denilen çerçeve bulunur. Genel Devlet kapsamı içine giren
kurumlar/bütçeler şöyledir:
n Merkezi Yönetim Bütçesi
n Mahalli İdareler
n Bütçe Dışı Fonlar
n İşsizlik Sigortası Fonu
n Sosyal Güvenlik Kuruluşları
n Genel Sağlık Sigortası ve
n Döner Sermayeler.
Önce Merkezi Yönetim Bütçesi‘ni ele alalım. Bütçenin birçok harcama
kalemi katılaşmıştır; üzerinde kolayca oynanamaz. Örneğin bütçenin
yaklaşık*yüzde 24'ünü *oluşturan personel ödeneklerine personel için
devletin prim giderleri de eklenirse personelin bütçedeki payı*yüzde
28'e *varır. İkinci büyük harcama kalemi*yüzde 40 boyutundaki*/*"cari
transferlerdir"*/ ve büyük bölümü *SGK'*ye transferlerden oluşur. Cari
transferler içinde sosyal yardımlar tarımsal desteklemeler gibi
transferler de bulunur ama bunlar hem küçük boyutlu hem de tepeden
baskılandıkları için esnek sayılamazlar. Buna karşılık yandaş
vakıflara/derneklere yapılan ve ayrıntıları gösterilmeyen transferler
her türlü esnekliğe ve şaibeye açıktır ama bunların boyutu da bütçenin
yüzde birini geçmez.*2021 bütçesinin yüzde 13 3'ünü *bulacak faiz
transferleri de hem artan hem esnekliği azalan kalemlerdendir. Görüldüğü
gibi bu üç kalemin toplamı*yüzde 81'i *bulmaktadır.
Bütçenin/*"esnek"*/ sayılabilecek yani ödenekleri sınırlandırılabilecek
ve ihale düzenekleriyle kısmen istismara konu olabilecek kalemleri
ikilidir: Yatırım harcamaları ile mal ve hizmet alımları. Bu iki kalemin
bütçedeki birlikte payı*2020'de yüzde 15 8*;*2021'de yüzde 14 3'*tür.
(*2021* Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı s.*64 *t. I:*42*). Bütçe
açıkları büyüdükçe üzerlerinde ödenek azaltma baskısı yapılan
kalemlerdir bunlar aynı zamanda.
Bir başka açıdan Merkezi Yönetim Bütçesi üzerinden yandaş şirketlere ve
siyasal alana rant aktarma olanakları sınırlıdır. Bu sınırlar birkaç
biçimde aşılır: (i) Bütçe satın almaları ve yatırımları üzerinden
beslenecek büyük şirket sayısı asgari düzeye düşürülür (bir milyon
liranın altındaki küçük ihalelerde kuşkusuz binlercesi olacaktır); (ii)
Yıllara sari büyük yatırımlar Yap*-İ*şlet*-D*evret ve Kamu Özel
İşbirliği modelleriyle merkezi bütçe ve Genel Devlet dışına çıkarılır;
(iii) Şirketlerin ilgisi diğer Genel Devlet kurumlarına ve *KİT'*lere
uzanır; *TVF* kurulur; (iv) Kentsel/ kırsal imar ve taşınmaz rantları
daha büyük hacimlerde kullanılır. (v) Milli Emlak ve Vakıflar Genel
Müdürlüğü gibi geniş kamusal taşınmaz patrimuanına sahip kurumlar özel
olarak izlenir/yönetilir.
Genel Devlet içinde Merkezi Yönetim Bütçesi'nden sonra gelen en önemli
bütçeler yerel yönetim bütçeleridir. İktidar bloku İstanbul Ankara
Antalya Adana Mersin gibi çok önemli büyükşehir belediyeleri elinden
kaçırmış olmanın sancılarını yaşamaktadır. *İBB'*de *AKP* dönemi
yolsuzluklarına ilişkin soruşturmaların haberleştirilmesine dahi yasak
getirilmesi bununla ilgilidir. Ama iktidarın asıl aşması gereken şey
tıkanmış büyük rant kanallarının yeniden açılabilmesidir. Bunun yolu
yerel yönetimlerin imar yetkilerinin kısmen merkezi yönetime
(Cumhurbaşkanlığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı *TOKİ* gibi)
aktarılmasında bulunmaktadır. Kayyum ataması yoluyla belediyelere
doğrudan el koyma tehdidi de elden bırakılmış değildir.
Merkezi ve yerel yönetim bütçeleri dışındaki Genel Devlet kurumlarının/
bütçelerinin Merkezi Yönetim Bütçesi ile doğrudan/dolaylı ilişkileri
vardır. Bunlar daha çok (karşılıklı) transferler biçimini alır.
Genel devletin toplam büyüklüğü nedir? Merkezi Yönetim Bütçesi'nin
*GSYH'*ya oranla büyüklüğü*2020'de yüzde 25 iken 2021 öngörüsü yüzde 23
8'*dir. /*"Genel Devlet"*/in *GSYH'*ya oranı*2020'de yüzde 38 6*
iken*2021 öngörüsü yüzde 36 3'*tür. (*2021* Yılı Programı s. *56-57
*tablo I:*39 40*). Demek ki Merkezi Yönetim Bütçesi dışında önemli bir
kamu ekonomisi alanı bulunmaktadır ve yürütmenin dikkatini sadece
merkezi bütçeyle sınırlaması beklenmemelidir.
Genel Devlet dışında Kamu Kesimi Genel Dengesi'ne ulaşmak için
*KİT'*lerin de hesaba katılması gerekmektedir. Bunların sayısı çok
azalmış ve artık birikimli bilançoları*2019-2022* için olumsuz sonuç
veriyor olmakla birlikte önemli işlem hacimlerine ve yatırım
büyüklüklerine sahiplerdir. *KİT'*lerin önemli bölümünün *TVF* içine
aktarıldığını *TVF'*ninse/*"Genel Devlet"*/ içinde bile gösterilmediğini
ayrıca hesaba katmak gerekir.
*TÜRKİYE* *VARLIK* *FONU*: *FARKI* *NEREDE*?
*TVF *dünya örneklerine bakıldığında kuruluşu bakımından bir anomalidir.
Dolayısıyla işleyişinin de bir anomali olması kaçınılmazdır. *TVF
*kamusal varlıklardan (cari fazlalardan veya hidrokarbür kaynaklarından)
elde edilen dönemsel gelir fazlalarının biriktirilmesi ve işletilmesi
esasına değil de gelir fazlaları olmayan birtakım kamu kurumlarının bir
sepette toplanıp onların aktifleri üzerinden borçlanma tarzı finansman
olanakları yaratılmasına dayandığından akıntıya karşı kurulmuş bir yapıdır.
Bünyesine katılan kuruluşların birbirine benzemezliğine bakıldığında da
elmalarla armutların toplandığı bir yamalı bohçadır. Finansal
şirketlerin ve özellikle de kamu bankalarının da bu yapıda yer alması
Fon'a ilişkin her türlü bilanço sermaye kâr ciro büyüklüğü ve diğer
değer takdirlerini anlamsız veya tartışılır kılmaktadır. Ağustos*2016'da
*kurulan *TVF'*nun aktif büyüklüğü Hazine Müsteşarı Osman Çelik'e göre
(*25 Şubat 2017 demeci*)*160 milyar *dolar öz kaynak büyüklüğü de*35
milyar *dolardır. *TVF'*nun şimdiki Genel Müdürü Zafer Sönmez'e göre
(Bloomberg söyleşisi*1 Aralık 2020*) ise *TVF'*nun bilanço büyüklüğü*245
milyar *dolarken /*"kabaca atfedilen bir 33 milyar dolarlık da sermaye
büyüklüğü söz konusudur". 2019 yılı */itibarıyla/*"Fon'un 26 milyar
dolarlık bir toplam satış hasılatı bulunurken 8-9 milyar TL'lik kabaca
net kârı bulunmaktadır". */Şimdi en yetkili yöneticinin bile/*"kabaca"*/
ifadesi arkasına sığınarak konuşabilmesindeki tuhaflığa dikkati çekelim.
Kârın *TL* cinsinden verilmesine de dikkat edilmeli; çünkü sonuçta
bu*2019 itibariyle 1 5 milyar *dolarlık bir kâr yakıştırmasından
ibarettir ve eğer bilanço büyüklüğü gerçekten*245 milyar *dolarsa
anlamsız bir büyüklüktür.
*TVF *bir borçlanma fonudur.*6741 sayılı* Yasa'nın*4*/3. maddesine
göre/*"Finansman sağlanırken Türkiye Varlık Fonu portföyü üzerinde
teminat rehin kefalet ve ipotek tesis edilebilir". */Oysa Fon'un
finansman sağlayabilmek için bünyesinde topladığı kamusal varlıkları
teminat olarak göstermek durumunda kalması bir ülke zaafiyetidir.
Zaafiyettir çünkü Hazine halen hiçbir teminat göstermeden
borçlanabilmektedir. Üstelik teminata rağmen *TVF'*nin bazı dış
borçlanma girişimlerinin başarısız olması ders alınması gereken bir
durumdur.
Ama ders alınmayacağı anlaşılmaktadır. İlk bono ihracı denemesindeki
fiyaskoya rağmen *TVF'*nin*18-24* ayda bir bono ihraç etmesinin;
*BİST'*in*yüzde 10'luk *hissesinin Katar şirketine satılmasıyla
yetinilmeyip iki yıl içinde *TVF* payı*yüzde 51'e *düşene kadar halka
arz edilmesinin; değer oluştuktan sonra *TPAO* ve *BOTAŞ'*ın halka
arzının planlanması (Bloomberg söyleşisi) *TVF'*nin hangi mantıkla
kaynak sağlamak peşinde olduğunu göstermektedir. Ama bunlar Özelleştirme
İdaresi'nin yapamayacağı şeyler değildi.
Peki bu Fon gerçekte neden kuruldu? Birkaç ilave neden sayabiliriz:
Birincisi bu yazının başlığındaki ana gerekçedir. Yürütmenin başı hiçbir
büyük para ve varlık hareketinin kendi kontrolü dışında gerçekleşmesini
istememektedir. Fon bünyesindeki şirketlerin kullanılabilir nakit
varlıkları fazla olmayabilir ama bunlar bazıları uluslararası olan
devasa ihalelere girişmekte önemli taşınmaz varlıklara sahip
olabilmektedirler.
İkincisi *TVF* yönetimi iktidara yakın bazı şirketlerin fonlanmasında
iktidarın peşinde olduğu bazı özel projelerin finansmanında (İstanbul
Finans Merkezi Kanal İstanbul gibi) gerektiğinde dış borçlanmaya dahi
giderek kaynak yaratmak istemektedir. Mustafa Sönmez (*13 Ocak 2021 *Al
Monitor) batık durumdaki İstanbul Finans Merkezi projesinin üstlenici üç
inşaat firmasından Fon tarafından/*“yükümlülük”*/ satın alınarak
kurtarılmasının altını çizmektedir.
Üçüncüsü Fon bünyesindeki şirketlerin çoğu bakımından geçerli olan
Sayıştay denetimi Varlık Fonu Yönetimi *AŞ* (kısaca Şirket) ve onun
kuracağı şirketler ve alt fonlar bakımından geçerli değildir. Bunlar
bağımsız denetime tabidir. Gerçi bu denetimin raporlarının *TBMM* Plan
ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülerek denetlenmesi (*6741* sayılı Yasa/m.6)
öngörülmüştür. Ama bu görüşmeler biçimseldir; raporlar yeterli ayrıntıya
sahip değildir; üstelik bu raporlar bile zamanında iletilmemektedir.
*TBMM'*nin denetim hakkı hukuken ve fiilen elinden alınmaktadır. Demek
ki yürütme denetimsiz mali/ekonomik yapılara önemli bir ihtiyaç
duymaktadır.
Bunlar o denli önemli ihtiyaçlar olmalıdır ki yürütmenin başı kendi
kendini *TVF* başkanı olarak atamak konusunda herhangi bir hukuki
sakatlık veya etik sorun görmemektedir.*6741'in 2*/7. maddesindeki tanım
şöyledir:/*"... yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile genel müdür
Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile
genel müdürün ekonomi finans hukuk maliye ve bankacılık alanlarından en
az birinde beş yıldan az olmamak üzere tecrübe sahibi olmaları aranır".
*/Gerçi yürütmenin başının böyle bir tecrübeye sahip olmadığını iddia
etmek bugün artık cüret işidir.
SONUÇ
*AKP* döneminin ayırt edici bir özelliği kamu kaynaklarının kullanımında
bürokrasinin rolünün asgariye indirilmesidir. Cumhuriyet tarihinin
hiçbir döneminde Özal dönemi dahil bu denli siyasetçi merkezli bir rant
dağıtım mekanizması kurulabilmiş değildi. Siyasetin merkezinde de çoklu
bir oligarşiden ziyade monarşiye daha yakın bir güç merkezileşmesi
bulunmaktadır.
Böylesine süper yetkili bir/*"başkan"*/ figürü bugünkü dünyada -emsal
alınabilecek ülkelerde- hiçbir fâniye nasip olmuş gözükmüyor. Bu
Türkiye'nin tarihsel olarak*1 5 yüzyıldır *edindiği tüm
anayasal/yönetsel birikimin tarihin çöp sepetine atıldığı bir sürece
işaret etmektedir. Cumhuriyet döneminin kurucu değerleri de
*-A*nayasa'da varlığını koruyan hükümlere rağmen- fiilen ilga edilmiş
durumdadır. Ama bu durumun sürdürülebilir olduğunu sanmak da bir gaflettir.
/*
https://www.birgun.net/haber/paraya-egemen-olmak-330696 */
================================
AŞKIM TAN :*996*
*17 Ocak 2021*
Çin en kalabalık nüfusu ile küresel ekonomide yıllardır ucuz işgücünün
kaynağı olarak dünyanın cazibe merkezi haline gelmiştir.
Oysa Mao dönemi boyunca tüm işçilerin becerileri doğrultusunda devletin
sahip olduğu istihdam birimlerine katkı yapmaları beklenirdi.
Bu birimler aynı zamanda ücretleri belirlemekte sağlık barınma
çocukların eğitimi hatta evlendirme hizmetlerini sunmakta idi.
*1980*’lerdeki De facto devlet başkanı Deng Xiaoping’in reformları ile
kamu sahipliğindeki bu kuruluşlar özel işletmelere dönüştürüldü.
Küresel ekonominin atölyesi ve ihracat üssü haline gelen Çin’de bu
paralelde toplumsal yapı ve demografik yapıda önemli dönüşümler
yaşanmıştır.
Ülkedeki iktisadi büyüme söz konusu olduğunda emeklerini ve işgüçlerini
satarak yaşamlarını sürdüren geniş kitleler asgari düzeydeki maddi
artışa razı olmak zorunda kaldılar.
Kısacası Çin Komünist Partisi (Ç. K. P. ) rejimi demir pirinç kâsesini
kendi eli ile kırmış temsil etme iddiasında olduğu işçi sınıfını büyüme
tanrısına kurban etmiştir.
Emeğin hızla metalaştığı sosyal güvenlik hizmetlerinin kolektif bir hak
olmaktan çıktığı günümüz Çin’i fırsatlar kadar eşitsizliğin de arttığı
bir toplum görünümündedir.
Toplumsal kutuplaşma refahın belirli ellerde yoğunlaşmasına koşut olarak
günden güne artmakta iken ülkenin kalkınma süreci Doğu Asyalı
komşularından çok Latin Amerika’yı andırır hale gelmiştir.
Çin’in gelişmiş ülke pazarlarının taleplerine bağımlı/*“iktisadi
mucizesi”*/ yüzlerce milyon yeni emekçilerin yoğun sömürüsü üzerinde
yükselmektedir.
Her ne kadar/*“sömürgeciliğin”*/ tarihte kaldığı iddia edilse de*1960’lı
*yıllardan itibaren bu defa da borçlar üzerinden modern bir sömürgecilik
düzeni kurulmuştur ve borç karın tokluğuna sınırsız çalışmayı sınırsız
çalışmak ise ölümleri beraberinde getirmiştir.
Dünyanın en büyük ihracatçısı olan Çin üretimde ucuz iş gücünün de
merkezi konumundadır.*1.5 milyarı *aşkın nüfusun önemli bir kesimi
fabrikalarda ve üretim tesislerinde gece gündüz demeden çalışmaktadır.
Bu çılgın üretim sisteminin tökezlememesini ve Çin’in dünyanın dört bir
yanının ihtiyacını karşılamasını sağlayan düzende insanlar sabah*9’dan
*akşam*9’a *haftanın*6 günü *büyük oranda karın tokluğuna çalışıyorlar
ve/*“fazla çalışma ölümleri”*/ meydana gelmektedir.
“/*996”*/ da sabah*9 *akşam*9 ve* haftada*6 günü *temsil ediyor.
*996*’nın sadece Çin’i vurduğunu mu sanıyorsunuz?
Bu Asya devine ucuz işgücünde meydan okuyan Bangladeş Dominik
Cumhuriyeti Endonezya Etiyopya Filipinler Kamboçya Kenya Laos Meksika
Myanmar Nikaragua Peru Srilanka Tanzanya Uganda Vietnam gibi ülkelerdeki
çalışma koşulları Çin’den geri kalmayacak ölçüde.
Diğer yanda ise Euro bazında *AB* ülkeleri arasında asgari ücretin en
düşük olduğu ülkeler arasında bulunan Türkiye’de/*“996”*/ kurbanlarının
olduğu da yadsınamayacak bir gerçektir.
KAROSHİ GERÇEĞİKAROSHİ GERÇEĞİ
Sanayi inkılabı binlerce yıllık insanlık serüvenini bambaşka bir boyuta
taşımıştır.
İnkılap sonrası ziraat ve ticaret faaliyetlerine dayalı imparatorluklar
yerini sanayi üretiminin ön plana çıktığı modern ulus devletlerine bıraktı.
Her anlamda güçlenmek isteyen ülkeler yeni coğrafyaları sömürürken
sadece ülkeleri değil insan emeğini de vahşice tüketmeye başladı.
Japon iş dünyasındaki problemlerden biri olan ve Japonların/*“milli
katil”*/ olarak adlandırdığı aşırı çalışmaya bağlı ölüm yani dünya
dillerine de yerleşen tanımı ”karoshi”dir.
Karoshi terimi kullanımı ve literatürdeki yeri itibarı ile yeni olsa da
kadim Japon kültürünün mühim bir unsurudur.
Terim ilk olarak*1990’larda *uluslararası makalelerde varlığını
duyurmuştur.
Kelime /*“gönüllü olarak aşırı çalışmak*/*”*anlamına gelen
/*‘karo’*/sözcüğü ile*“*/*ölmek”*/ anlamına gelen /*‘shinimasu’*/
kelimesinin birleşmesinden ortaya çıkmıştır.
Uluslararası yayınlarda ilk olarak*1990’larda *kendinden söz ettirse de
Japonya’da karoshi durumu*1970’lerden *beri işverenlerin ve hükumet
yetkililerinin gündemini meşgul etmektedir. Japon çalışan hakları
savunucuları karoshiyi milli çapta bir katil olarak görmekteler.
Zira resmi olmayan istatistiklere göre Japonya’da her yıl*10.000’e
*yakın kişi karoshi olarak tarif edilebilecek durumdan dolayı hayatını
kaybetmektedir.
Karoshi ölümlerindeki en büyük tıbbi nedenlerin başında stres açlığa
bağlı kalp krizi ve inme gelmektedir.
Uzak Doğu'da yaygın olan bu olguya Güney Kore'de /*“gwarosa*/*” *Çin'de
ise*“*/*guolaosi”*/ denmektedir.
Ç. K. P. ’nin yeni kuşak liderliğinin daha kaç kuşağı büyüme tanrısına
kurban edeceği bununla bağlantılı olarak proleterleşme aşamasını
tamamlamak üzere olan emekçilerin kapitalist restorasyon programına
karşı hangi mücadele biçimlerini geliştirecekleri çok da uzun olmayan
bir geleceğin yanıt bekleyen sorularıdır.
/*
http://www.ngazete.com/996-65164h.htm */
================================
*NESLİ* *ZAĞLI* : YORGUN MERMİ
*17.01.2021 08*:*44*
“*H*erkes gibi günlük sevinçlerin heyecanların akışına kapılıp gidemez
miyim?
Neden olaylar benim üzerimde silinmez izler bırakıyor?”
Bu sene benim için yeni yıl heyecanımı canlandırmak da senenin ilk
haftasına denk gelen doğum günüm için enerji bulmak da pek kolay olmadı.
Artık*43 yaşına* girmiş bir kadın olarak düşündüm bunun tek nedeni acaba
pandemiyle beraber gelen izolasyon ve tükenmişlik miydi? Bu elbette bir
etkendi ama üstüne düşününce anladım ki bu ruhsal yorgunluğumun sebebi
dönemlik değildi. Ve yine farkettim ki benim kendi sakin ve stabil özel
yaşantım akıp giderken beni her gün damla damla eriten şey içinde
yaşadığım bu ülkeydi. Yine geçen hafta gencecik bir kızın/*“yorgun bir
maganda kurşunuyla*/*”*öldüğü haberini okudum. Meğer havaya ateş
açıldığında hedef gözetmeksizin sürüklenen ve rastgele birisine saplanan
mermiye*“*/*yorgun mermi*/*”*denirmiş. Bilmiyordum ve aslına bakarsanız
bilmek de istemezdim. Ama beni öyle etkiledi ki…*“*/*Evet” */dedim işte
biz bu ülkede hedef alınmayacak kadar şanslı isek havaya saçılmış
kurşunların talihsiz hedefiyiz. Fiziksel olarak olmasa da ruhsal olarak.
Öyle ya biz karşı çıkma oranı üzerinden hesaplandığında en yüksek sayıda
teröristi barındıran ülkeyiz. Biz erke tapmayanı ilk fırsat bulduğunda
çıplak arayan işkenceyle sorgulayan zindanlarda susturan ülkeyiz. Biz
yorgun mermilerin arasından sıyrılıp insanca yaşamanın yolunu yordamını
hatırlamaya çalışan bir ülkeyiz.
Elbette ülkeye dair tüm iç bulantım kaygılarım ve yürek çarpıntım*2021
itibari* ile malum olmadı bana. Aslına bakarsanız ülke gündemiyle günlük
dozlar halinde zehirleniyorum. Bu kadar acı çeke çeke bu gündemi takip
etmeyi biraz mazoşistçe çokça obsesifçe buluyorum. Obsesifçe olan tarafı
şu; sanki ben ne olup bittiğinden haberdar olmazsam herşey rayından
çıkacakmış gibi hissediyorum. Bu biraz da sanrısal bir belirti öyle
değil mi? İnanın ben böyle değildim. Hatta emin olun oldukça apolitik
bir gençlik de yaşadım. Düşünün ki *ODTÜ* gibi kafası biraz çalışan
herkesin belli bir sol örgütlenme içinde olduğu bir yerde bir iki küçük
yemekhane eylemi dışında solculuk yapmadım. Neticede o yemekhanede hiç
yemek yemiyordum ve bu bile benim gibi İzmirli bir beyaz Türk için fena
bir duruş sayılmazdı. Şuna eminim ki son*20 yılımızı *zapteden bu
iktidar başta olsaydı kendime mutlaka bir fraksiyon bulur sokulur ve
isyanımı haykırırdım. Çünkü o isyan o öfke içimde şu yaşımda öyle çok
büyüyor ki yaşımdan başımdan mesleğimden utanmasam cama çıkıp haykıracağım.
İktidarın yalanına talanına bağnazlığına akıl bilim hukuk dışılığına
koca koca yetişkinler olarak isyan etme şansı bulalı yedi yıl olmuş
bile. Evet evet kurumuş bedenlerimize can suyu gibi gelen yeşillendiren
çiçeklendiren Gezi Direnişi'ni kastediyorum. Yaşadığımız ruhsal zulüm
karşısında tek yürek ve tek ses olabildiğimiz birbirimizin seslerini
duyabildiğimiz ötekileştirmelere meydan okuduğumuz biricik halk
masalımız rüyamız. Ne kadar da iyi gelmişti hepimize samimiyetiyle
mizahıyla. Ama işte onu da bize çok gördüler o bahar çok çocuk
öldürdüler. Acımızı ve kursağımızı örttük ayağımızı sürüye sürüye devam
ettik bir ukteyle. Erk sahibi yargıladı erk sahibi hedef gösterdi emir
verdi hüküm verdi ama bir tek gün bile unutamadı. Hem bilirsiniz insan
kabus görecekse*1000 odalı* sarayda da görecektir. Keşke diyorum iyiliğe
güzelliiğe doğruluğa inanan bizler o korkulu rüyalardan muaf olsaydık.
Ama belli ki onların başı kabustan kurtulmadıkça bize de musallat oluyor
huzursuz uykular.
*HARAMİLERİN* *SALTANATI*
Bizim huzursuzluğumuz yoksunluktan ve yoksulluktan. Ülkenin yarısından
fazlasının yoksulluk sınırı altında yaşadığını bilirken /*“Yoksulluk bir
sorun olmaktan çıktı”*/ diyen haramilerin saltanatında yaşıyoruz.
İşlerine gelen her rakamla oynuyorlar; enflasyon rakamları işsizlik
rakamları… Sosyal medyayı açtığınızda üniversite mezunu ve ne iş olsa
yaparım noktasına çekilmiş insanların yakarışlarını duyuyorsunuz. Her
alışveriş yaptığımda poşetlere bakıyorum inanır mısınız bunu benden
başka kimler alabiliyor diye. Bu sızıyı yaşayan tek kişi olmadığımı
insanların başkalarını düşünmekten geri kalmadığını ama kimsenin elinden
bir şey gelmediğine körü körü inandırıldığımıza eminim. Herkesin artık
ezbere bildiği Maslow’un o meşhur piramidinde yeme içme barınma temel
değil midir? Bu ülke için asgari ücret en büyük faşizmdir. Peki ya
güvenlik? Tacizin tecavüzün şiddetin cinayetlerin intiharların bu kadar
hortladığı bu kadar pervasızlaştığı bir tek dönemi daha var mı bu
ülkenin? Sendeki duyarlılık da biraz patolojikmiş diye düşününler varsa
kusura bakmasın ama telefonu elime aldığımda aynı sayfada üç kadın
cinayeti görünce güne esneme hareketleriyle başlayamıyorum. Aslına
bakarsanız ben bu ülkede kendi yeşil kasalarını tıka basa doldurmak
uğruna kadını işçiyi sağlık çalışanını doğayı hayvanı peşkeş çeken erk
sahiplerinin vahşi egemenliğini tümüyle reddediyorum. Artık bir rutin
haline gelen bu haksızlık ve usulsüzlüklere ek olarak şefafflıktan
tamamen uzak sayısı aşısı şaibeli pandemi dönemi ekranımı tamamen
kararttı. Binlerce kayıp için yas tutarken bir yandan da tükenircesine
çalışan sağlıkçıların heba oluşuna tanık olduk. Bunun üzerine gelen
İzmir depreminin acısı ise bu ülkede rantın her daim insan canından ve
sağlığından önce geleceğinin bir örneği daha oldu. Bense bu ülkede
yaşamak zorunda kalan bahtsız insanlarla çalışıyor ve günlük akışı
olanca normalliğinde sürdürmekten başka bir şey yapamıyorum.
Yeni yaşımla en az yirmi yaş daha yaşlı ve yorgun hissetmemin sebebi bu
ülkedir. Her gün duyduğum her türlü haksızlık ve gammazlıkla biraz daha
kırılganlaşıyorum. Başta ailem ve sevdiklerim olmak üzere danışanlarıma
yardımcı olmaya çalıştığım tüm insanlara karşı sorumluyum. Bu nedenle
bazı günler ülke gündemiyle un ufak hissetsem de silkelenip aynada
kendime çekidüzen veriyorum. Umut bedavadan giyinilen bir giysi değil
çabalamak gerekir. Bu yazıyı okuyan sizlerin de bu ülkede yel
değirmenlerine karşı Don Kişot'luk yapabildiğini duymaya ihtiyacım var.
Herkesin karnının insanca doyduğu barındığı eşit ve adil muamele gördüğü
kabuslarla uyuyup uyanmadığı insanca yaşayıp insanca ürettiği bir
memleketi hayal etmek istiyorum. Bu düzenden canı yanan herkesin tek
yürek tek ses olabileceği bir geleceğe inanmak istiyorum. Tıpkı şiirdeki
gibi:
“/*Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya/Sessizce birleşip sessizce
ayrılıyoruz ya/Anamız çay demliyor ya güzel günlere/Sevgilimizse
çiçekler koyuyor ya bardağa/Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz
sedasız/Bu böyle gidecek demek değil bu işler/Biz şimdi yan yana
geliyoruz ve çoğalıyoruz/Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün
havasını/İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz. ”*/
/*
https://www.birgun.net/haber/yorgun-mermi-330695 */
================================
‘/*DİNDAR-KİNDAR NESİL’*/ HAYALİ ÖĞRENCİLERE NEFES ALDIRMIYOR!
*17.01.2021 08*:*37*
Bu coğrafyada laik eğitim mücadelesi ile kamusal eğitim mücadelesi iç
içe geçmekte birbirinin güvencesi ve koşulu haline gelmektedir. Tam da
bu nedenle öğrencileri hem dinsel sömürünün hem de piyasa sömürüsünün
hedefi haline getiren ve onların yaşamları üzerinde bir tahakküm aracına
dönüşen bu eğitim sistemini dönüştürmek bugünün en önemli görevidir.
*NEJLA* *DOĞAN*
*AKP*’nin kamusal alanı bütünüyle laiklikten arındırma
politikası*2002’den *bu yana çok mesafe kat etti. Bugün artık kalan
kırıntılar da yok edilmeye dinsel kuşatmada bir boşluk bırakılmamaya
çalışılıyor. Bu bağlamda laik ve bilimsel eğitime ilişkin çember de her
geçen gün daralıyor. Son birkaç yıldır haklı bir gündem
yaratan/*“seçmeli dersleri seçememe”*/ konusu da bu çemberin ne kadar
daraldığı ve gelecekte ne kadar daralabileceği konusunda bir fikir
veriyor. Ayrıca çok basit bir mesele gibi görünen ders seçme hakkının
kullanılması konusunda çıkarılan engeller iktidar ve ortaklarının hukuk
tanımazlığının nerelere kadar uzandığını ve nasıl bir ideolojik
kararlılığa sahip olduklarını gösteriyor.
Zorunlu din dersleri müfredat ve ders kitaplarının dinselleştirilmesi
gerici vakıf ve derneklerle imzalanan protokoller okullardaki dini
etkinlikler devlet yurtlarının yerini alan tarikat yurtları… Bunların
her biri *MEB*’i bağlayan yasa ve yönetmeliklere rağmen hayata
geçirildi. Benzer bir süreç bir süredir seçmeli derslerle ilgili de
işletiliyor ve bu dersler fiili olarak din dersleriyle sınırlanmak
isteniyor. *MEB-D*iyanet-tarikatlar üçgeninde yürütülen seçmeli ders
kampanyaları ile aileler zorla bu derslere yönlendiriliyor; okul
idarelerine bu derslerin seçtirilmesi için baskı yapılıyor. Hatta bazı
*MEB* bürokratları bu yıl pandeminin de yarattığı fırsatla seçmeli din
derslerinin zorunlu-seçmeli hale getirilebileceğini öğütlüyor. Camilerde
din derslerinin seçilmesi için hutbeler okunuyor.
*OKULLAR* *BİLİMİ* *DEĞİL* *CEHALETİ* *KİTLESELLEŞTİRİYOR!*
Tüm okulları imam hatibe dönüştürmek isteyen dönüştüremediği okulların
programını da zorunlu ve seçmeli derslerle büyük oranda imam
hatipleştiren bu zihniyet öğrencilere dinden azade seçimler yapma ve
nefes alma şansı tanımıyor. Öğrencilerin okul ortamında bilimle sanatla
felsefeyle sporla buluşma olanağı gittikçe azalırken; akıl yürütme
sorgulama eleştirme yetenekleri köreltiliyor. Bugünün dünyası ve bilme
ihtiyaçlarıyla örtüşmeyen/*“dindar-kindar nesil”*/ hayali kamu
okullarını cehaleti kitleselleştiren mekânlar haline getiriyor. Nitekim
tüm kademlerde temel bilimlerdeki başarı düzeyinin her geçen gün
düştüğüne öğrencilere okuduğunu anlama becerisinin bile
kazandırılamadığına tanıklık ediyoruz.
Eğitimin bilimsel ideal ve amaçlarını yitirmiş olması ve cehaletin okul
ortamında sistematik bir biçimde üretilmesi politik bir tercih elbette.
Hatta mevcut rejimin devamlılığını sağlayabilmesi için politik bir
zorunluluk. Bugün gençlere ucuz işgücü olmak dışında bir seçenek
sunmayan hatta artık bir iş olanağı bile sunamayan iktidar bol miktarda
din vaat ediyor. Yoksulluk artıp sömürü derinleştikçe dinselleşmenin ve
/*‘şükür pedagojisi’*/nin şiddeti de artıyor. Bu dünyadaki geleceksizlik
adaletsizlik eşitsizlik ve umutsuzluklar bilinmez bir öte dünyanın
mutluluk vaatleriyle katlanılır hale getirilmeye çalışılıyor. Seçmeli
derslere kadar varan bir dayatmayla din bir kez daha/*“kalpsiz bir
dünyanın kalbi”*/ olarak çocukların gençlerin önüne sürülüyor.
Kendi çocuklarına imam hatip eğitimini layık görmeyenler kendi özel
okullarını imam hatibe dönüştürmeyi aklından bile geçirmeyenler
nitelikli eğitimi satın alma gücüne sahip olmayan yoksul çocukları dini
disiplin ve baskıyla terbiye edip itaatkâr emekçilere dönüştürmek
istiyorlar. İktidarın politik ve ekonomik çıkarlarının öğrencilerin
gelişimsel çıkarlarının önüne geçtiği bu düzende milyonlarca çocuk ve
genç akademik ilgi ve beklentileri bir kez bile sorulmadan kapasiteleri
umursanmadan potansiyelleri keşfedilmeden istemedikleri okullarda
istemedikleri dersleri alarak eğitim-öğretim yaşamlarını tamamlıyorlar.
Bu kendi eğitimine dair hiçbir şeyi seçememe hali bir süre sonra kendi
yaşamına dair hiçbir şeyi seçememeye dönüşüyor.
*BASİT* *BİR* *SEÇİM* *MESELESİ* *DEĞİL* *LAİKLİK* *MESELESİ!*
Dar bir politik-ekonomik-dini çıkar grubunun ayrıcalıklarını sürdürmek
üzerine inşa edilmiş bu eğitim sisteminin bugün ne toplumsal ne de
pedagojik bir karşılığı var. Öyle ki; bu çıkar grubunun kendi tabanı
saydığı toplumsal kesimler bile her yanı dinle kuşatılmış bu eğitime
ikna olmuyor; seçme şansı olduğunda çocuklarının geleceği için nitelikli
bilimsel eğitimi tercih etmek din dersi yerine akademik gelişimi
destekleyecek dersler seçmek istiyor. Çünkü yoksul halk kitleleri her
şeye rağmen eğitimi hâlâ sınıf atlamanın yoksulluktan kurtulmanın tek
yolu olarak görüyor.
Tam da bu nedenle bu coğrafyada laik eğitim mücadelesi ile kamusal
eğitim mücadelesi iç içe geçmekte birbirinin güvencesi ve koşulu haline
gelmektedir. Tam da bu nedenle öğrencileri hem dinsel sömürünün hem de
piyasa sömürüsünün hedefi haline getiren ve onların yaşamları üzerinde
bir tahakküm aracına dönüşen bu eğitim sistemini dönüştürmek bugünün en
önemli görevidir. Bu görev sadece velilerin eğitimcilerin öğrencilerin
değil tüm ilerici ve aydınlanmacı güçlerin sahiplenmesi gereken bir
sorumluluktur. Çünkü bu aynı zamanda bu ülkenin geleceğinin
sahiplenilmesi sorumluluğudur.
Evet karşımızda ideolojik bir kararlılık ve saldırganlık varsa bizim de
eğmeden bükmeden ideolojik bir kesinlikle yanıt üretmemiz gerekiyor: Her
uygulaması din istismarına dönüşen bir eğitim değil laik bilimsel
kamusal eğitim istiyoruz. Tarikatların cemaatlerin tüm eğitim-öğretim
süreçlerinden ayıklanmasını istiyoruz. Görev ve yetkilerini dini
grupların ve sermayenin beklentileri için değil halkın beklentileri için
kullanan bir eğitim bakanlığı istiyoruz. Daha fazla hamaset değil eşit
adil sömürüsüz bir eğitim ve yaşam istiyoruz. En önemlisi /*“Artık
kuracak bir hayalim de hayattan bir beklentim de kalmadı”*/ diyerek
intihara sürüklenen gençler için aydınlık bir geleceğe temel olacak
aydınlık bir eğitim istiyoruz.
/*
https://www.birgun.net/haber/dindar-kindar-nesil-hayali-ogrencilere-nefes-aldirmiyor-330693
*/
================================
*YAKUP* *KEPENEKABD*’DE DEMOKRASİYE SALDIRI
*2021.01.17 08*:*34*
Kapitol baskınının *ABD* iç ve dış politikasını etkilemesi kaçınılmaz.
Trump’ın girişimi asıl zararı kendi partisine verdi. Seçimlerden önce
Trump’ı desteklemiş olan Erdoğan’ın baskın konusundaki suskunluğu dikkat
çekici.
Geçen yıl başlayan görülmedik *COVID-19* salgınıyla hâlâ sarsılmakta
olan dünya*2021’e *de yine hiç beklenmedik bir olayla giriyor.
“/*Sağlam ve sarsılmaz*/*”*sanılan *ABD*siyasal düzeni*6 Ocak’ta
“*/*uçurumun kıyısı”*/ denilen çok tehlikeli bir durumla karşılaştı.
Senato ve Temsilciler Meclisi’nin ortak toplantısı Başkan Trump’ın
destekçileri tarafından basıldı.
Türkiye’nin de içlerinde bulunduğu pek çok ülkede kanlı darbeler
yaptırmış olan *ABD* bu kez kendisi üstelik kendi Başkanı’nın
eliyle/*“asla akla gelmez”*/ denilen bir darbe ile karşılaştı.
*SİYASİ* *DEPREM*
6 Ocak günü Başkan Yardımcısı Pence’in başkanlığındaki toplantıda*3
Kasım’da* yapılan Başkanlık seçiminin sonuçları resmen kesinleştirilecekti.
Başkanlık seçimlerinin geçersiz sayılması için yaptığı tüm girişimlerden
sonuç alamayan Başkan Trump için*6 Ocak *gerçek anlamda bir/*“son
şans”*/tı.
Sürekli olarak kendisini eleştirenleri suçlayan ve/*“nefret*/*”*söylemi
kullanan Trump’ın açıkça*“*/*kahramanca savaşın ülkenize sahip çıkın”*/
kışkırtmalarıyla binlerce insan seçim sonuçlarıyla ilgili ortak
toplantının yapıldığı Kongre binası Kapitol’ü dört saat işgal etti.
Senatör ve milletvekilleri sığınaklara kaçıştı. Olaylarda biri kadın
biri de polis olmak üzere beş kişi yaşamını yitirdi.
Bu arada belirtelim. Eski Roma’da en büyük Tanrı Jüpiter için yapılan
tapınaktan gelen Kapitol adı yasama organının göreli önemi nedeniyle
yalnız Washington D. C’deki değil eyaletlerdeki yasama meclisi binaları
için de kullanılıyor.
6 Ocak olayı *ABD*’yi gerçekten sarstı.
Şöyle ki seçilmiş Başkan Biden’in/*“yerli teröristler*/*”*dediği
saldırganlar Trump’ın başkan olarak kalması
için*“*/*savaşmaya*/*”*geldiklerini saklamayan; Trump gibi*“*/*beyaz
ırkın üstünlüğüne inanan aşırı sağcı milliyetçi ve dinci
(Evangelist)*/*”*kesimlerden geliyordu. Saldıranlardan birinin
üzerindeki*“*/*Camp Auschwitz*/*”*yazısı milyonların öldürüldüğü ünlü
Nazi kampını anımsatmasıyla; bir başkasının taşıdığı “köleliğin
kaldırılmasına karşı çıkarların simgesi olan Konfederasyon bayrağı
yaptığı iç savaş ve kölecilik çağrışımıyla ve Meclis Başkanının odasının
işgali de halkın oylarına saldırı sayılarak ayrıca büyük tepki topladı.
Gerçekte*6 Ocak’a* giden yolun taşları yıl boyu birçok eyalette aşırı
sağcıların eyalet ve yerel yönetim merkezlerine yaptıkları baskınlarla
döşenmişti.
Çok daha önemli olarak soruşturmalarda
saldırganların/*“içeriden*/*”*yardım aldığının saptanmış olması ve
güvenliği sağlaması gereken sivil-asker güvenlik güçlerinin zamanında
olay yerine gelmemiş olması; dahası eğer Kapitol’e
saldıranlar*“*/*siyahlar olsaydı*/*”*güvenlik güçlerinin karşılığı nasıl
olurdu sorusu yoğun bir biçimde tartışılıyor. Asıl bu*“*/*kurumsal
işleyiş ve önleme yetersizlikleri”*/ nedeniyle *ABD*’nin kurulu düzeni
uygun deyimiyle çok yüksek ölçekli deprem gibi sarsıntı geçiriyor.
*GÖREVDEN* *ALMA* *SÜRECİ*
Yürütmenin başındaki Trump’ın yasama organını/*“toplumsal şiddeti
kışkırtarak”*/ çalışamaz duruma getirmesi Anayasa’ya göre ettiği yemini
bile açıkça çiğnemesi *ABD* siyasetinde görülmedik bir durumdu.
Doğal olarak *ABD* kamuoyu ayağa kalktı;*20 Ocak’ta* görevi devretmesine
sayılı günler kalmış olmasına karşın Trump’ın görevini/*“bir an
önce*/*”*bırakması başta olayı*“*/*leke*/*”*olarak niteleyen özgür ve
etkili basın-yayın olmak üzere aşırı sağcıların dışında kalan tüm
çevrelerce çok kararlı bir biçimde istendi. Temsilciler Meclisi
Başkanı’nın Genelkurmay Başkanı’nı telefonla arayarak*“*/*başkomutan
Trump’ın nükleer silahları kullanma*/*”*olasılığına karşı uyarması
aslında toplumsallaşan*“*/*korku”*/nun kanıtıydı.
Trump elbette istifaya yanaşmadı. Görevden uzaklaştırılmasının ikinci
yolu bakanlar kurulu kararıyla uzaklaştırma süreci de yardımcısı Pence
tarafından işletilmeyince Temsilciler Meclis’i /*“şiddetli isyanı
ateşlediği*/*”*gerekçesiyle*13 Ocak *günü Trump’ı*197’ye *karşı*10
Cumhuriyetçi*Parti milletvekilinin de katılımıyla*232 oyla “*/*suçlu”*/
buldu.
Görevden almanın kesinleşmesi için kararın Senato’ya gönderilmesi
Trump’ın orada yargılanması ve*2*/3 çoğunlukla onaylanması gerekiyor.
*ABD-U*krayna ilişkileri bağlamında*2019 sonlarında* Meclis’in
yine/*“suçlu bulduğu*/*”*Trump Senato’da*2*/3 çoğunluk sağlanamadığından
görevinde kalabilmişti. Trump şimdiye dek*45 başkanın*görev yaptığı
*ABD*tarihinde Kongre tarafından suçlu bulunan üçüncü ancak *“*/*iki
kez”*/ suçlu bulunan ilk başkan oldu.
Trump’ın ”benim gerçek destekçilerim şiddete başvurmaz” açıklamasını
yapmış olması Senato’da yargılanmasını engellemeye yetmeyecek gibi
görünüyor. Ancak görevden alma kararının kesinleşmesi için
Senato’da*2*/3 çoğunlukla onaylanması bunun için de en az*17
Cumhuriyetçi* Parti senatörünün karara destek vermesi gerekiyor.
abd-de-demokrasiye-saldiri*-830088-1. *
*İLK* *SONUÇLARI*
*1K*apitol baskınının *ABD* dış politikasını etkilemesi kaçınılmazdır.
Bu hafta ortasında işbaşına geçecek olan Biden*-H*arris ikilisi ülke
içinde/*“barışçı ve birleştirici*/*”*bir politika izleyeceklerini
vurgularken daha önce de dış siyaseti *ABD*’nin*“*/*demokratik
değerlerine*/*”*göre yürüteceklerini özenle açıklamışlardı. Son olayın
bu dış siyaset yaklaşımını*“*/*ırkçı ve dinci”*/ terörün ulusal ve
küresel düzeylerde önlenmesi amacıyla daha da güçlendireceğine kesin
gözüyle bakılıyor. Dünya kapitalizminin bu en güçlü ülkesinde temel
insan hak ve özgürlüklerinin yeniden güçlenme sürecine girmesinin olası
küresel etkileri tek sözcükle büyük önem taşıyor.
*2T*rump’ın darbe girişimi asıl zararı kendi partisine verdi.
Cumhuriyetçi Parti /*“Trump destekçileri*/*”*ve*“*/*diğerleri*/*”*olarak
ikiye bölündü. Dahası geleneksel olarak Cumhuriyetçi Parti’nin kalesi
olan Georgia Eyaletinde senato seçimlerinin ikisini de biri*“*/*ilk
kez”*/ bir siyah diğeri de Yahudi olmak üzere Demokrat Parti adayları
kazandı. İki partinin senatör sayıları eşitlendiyse de Başkan Yardımcısı
Harris Senato Başkanı da olacağından Demokrat Parti Senato’da da
çoğunluğu elde etti.
Ancak *ABD* ekonomisini ithalata ve dışarıdan gelecek işçilere kapatarak
güçlendirmeye çalışan Trump’ın nesnel bir toplumsal tabanı olduğu ve
yaklaşımının varlığını sürdüreceği de bir gerçektir. Biden yönetimi
biraz da Trump’ın seçmen tabanını eritmek için ekonomiyi canlandırmaya
ayrı bir önem veriyor.
*3ABD*’de/*“siyasetin finansmanı*/*”*esas olarak büyük sermaye
şirketlerinin açık*“*/*bağışlarına*/*”*dayanır. Kapitol baskınından
sonra önde gelen şirketler Trump ve ve onu destekleyen
siyasetçilere*“*/*bağış yapmayacaklarını”*/ açıkladılar.
*ABD* kapitalizminin Trump ve siyasi izleyicilerini dışlaması
kapitalizmin bunalıma girdikçe faşizme sarıldığı düşünülürse başlı
başına olumlu bir gelişme sayılabilir (mi?).
*4T*rump /*“sanal iletişimi*/*” *özellikle de twitter’ı çok etkin
kullanıyordu. Baskından sonra başta Twitter olmak üzere sanal iletişim
kanallarının tamamı kapılarını Trump’a sürekli olarak kapattı. Bu
gelişme ile sanal iletişimin kullanımının hem *ABD*’de hem de küresel
düzeyde*“*/*düşünce ve ifade özgürlüğünü koruyarak”*/ yeniden
düzenlenmesi çözümü gerekli bir büyük ve önemli uluslararası sorun
özelliği kazanmış bulunuyor.
○**
Olayın ek/*“küresel yansımaları”*/ da kaçınılmaz
*5ABD* ve Avrupa basın-yayını dikkatleri Trump’a yakınlıklarıyla da
bilinen Rusya’nın Putin’i; Macaristan’ın Orban’ı; Türkiye’nin Erdoğan’ı
ve Hindistan’ın Modi’si gibi liderlere çekti. Birçok ülkenin lideri
Kongre baskını nedeniyle Trump’ı doğrudan hedef almadan demokrasiye
sahip çıktı.
İlginç nokta İsrail Başbakanı Netenyahu’nun büyük destekçisi Trump’ı
Kapitol baskınının sorumlusu olarak açıkça suçlamasıydı. Oysa Trump
Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımış; Mısır Ürdün *BAE *Bahreyn
Sudan ve Fas’tan sonra Erdoğan Türkiye’sinin büyük aşkı Katar’ın da
İsrail ile barış yapmak üzere sıraya girmesini sağlamıştı.
Bu süreçte seçimlerden önce Trump’ı desteklemiş olan Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın Kapitol baskını konusundaki suskunluğu ve bu ülkenin
gerçekten/*“sözde”*/ kamuoyunun durumu dikkat çekicidir.
Dünya yeni yıla yeni ve daha/*“özgürlükçü!”*/ bir *ABD* yönetimi ile
giriyor.
/*
https://www.birgun.net/haber/abd-de-demokrasiye-saldiri-330692 */
================================
DİYANET'TEN KİRACILARINA HEM ZAM HEM TEHDİT
Bingöl il merkezinde Türkiye Diyanet Vakfı (*TDV*) kiracısı olan esnaf
pandemi döneminde kiralarını ödemekte zorluk çekiyor.
*17 Ocak 2021 07*:*39*
Bingöl il merkezinde Türkiye Diyanet Vakfı (*TDV*) kiracısı olan esnaf
pandemi döneminde kiralarını ödemekte zorluk çekiyor. Uzun süre kepenk
kapattıkları için maddi sıkıntı çeken esnaf yaşadıkları maddi
sıkıntıları *TDV*’ye bildirmelerine rağmen sonuç almamışlardı.
Cumhuriyet'ten Zehra Özdilek'in haberine göre son çare olarak
Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (*CİMER*) başvuran esnaf
/*“Doğrudan vakfa müracaat etmeniz gerekmektedir”*/ yanıtını almıştı.
Vakıf ise esnafın derdine kulak vermek yerine yeni yılda kiralara*yüzde
12 zam* yaptı. Esnaf bu kez tek gelir kaynakları olan dükkânlarından
atılma tehlikesiyle karşı karşıya.
‘SUS SUS İŞARETİ’
Bingöl Merkez’de bir dükkân işleten esnaf /*“Kiramı ödeyemediğim için
vakıf yöneticilerinden biri tarafından dükkândan atılmakla tehdit
edildim. Kapalı dükkânın kirasını ben nasıl ödeyeyim. Bizim
sorunlarımıza kulakları tıkalı herkesin. Kimse gelip derdiniz ne diye
sormuyor. Vali bir gün esnaf ziyareti yapıyordu. Bir esnaf kira
meselesini söylemek istedi ama valinin yanındaki bazı yetkililer
*//*‘sus sus’*//*işareti yaptı. Biz ne kadar üstlerine gidersek gidelim
hep onların dediği oluyor. Bizim pasajda 54 tane dükkân var. Sadece
birkaçımızın sesi çıkıyor. Devir onların devri. Çoğu insan ekmeğinden
olur diye sesini çıkaramıyor”*/ dedi.
Başka bir esnaf ise/*“Sözlü olarak resmen tehdit ettiler ama dükkanı
boşaltın diye yazılı bir şey vermediler henüz”*/ ifadelerini kullandı.
/*
https://www.gercekgundem.com/guncel/244570/diyanetten-kiracilarina-hem-zam-hem-tehdit
*/
================================
DÜNYA BİRİNCİSİYİZ AMA BAKIN NEYDE
Tarımda dışa bağımlılığı her geçen gün artan Türkiye gıda fiyatlarında
yıllık*yüzde 20.6’ya *ulaşan artışla *OECD* ülkeleri arasında şampiyon
oldu.
*17.01.2021 08*:*25*
Tüm dünyada salgının ekonomileri tahrip etmesi nedeniyle sıfıra yakın
enflasyonun yaşandığı bir ortamda Türkiye tüketici ve gıda
fiyatlarındaki artışla şampiyon olmayı başardı. Aralık*2020 itibarıyla*
yılda*yüzde 14.6'ya *ulaşan tüketici ve*yüzde 20.6'ya *ulaşan gıda
fiyatları artışıyla Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında Arjantin'in
ardından ikinci sıraya yerleşirken Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma
Teşkilatı (*OECD*) ülkeleri arasında lider konumuna yükseldi.
*OECD* verilerine göre tüm dünyada enflasyon şampiyonu ise Arjantin.
Sözcü'den Nuray Tarhan'ın aktardığına göre Arjantin'de*2020 Aralık
*itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu*yüzde 35.8 gıda* fiyatlarındaki
artış oranı ise*yüzde 40.4'e *ulaşıyor.
*CHP* Tarım Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı ve Bursa
Milletvekili Orhan Sarıbal Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün
verilerine göre dünya gıda fiyatlarının pandemi nedeniyle son*7 aydır
*yükseldiğini belirterek /*“Dünyada gıda fiyatları 2011 yılındaki tarihi
zirveye rağmen son 10 yılda yüzde 17 düşerken bizde yüzde 225 arttı”*/
dedi.
"DIŞA BAĞIMLI OLDUK"
Şu anda dünyada tarımsal ürünleri stoklamaya doğru bir gidiş olduğuna
dikkat çeken Sarıbal şunları söyledi:
“*B*unun iki önemli nedeni var: Kuraklık ve salgın. Kuraklık nedeniyle
verim kayıplarının yaşanacağını öngören ve dışa bağımlı olan devletlerin
ithalata yönelmesiyle tarımsal emtia fiyatları artmaya devam ediyor. Bu
artışın yukarı yönlü olmaya devam edeceği gözükmektedir. Çünkü biz
yeterli üretmiyoruz ve üretim için tohum gübre zirai ilaç akaryakıtta
dışa bağımlıyız. Girdileri biz belirlemeyince çıktı fiyatlarını da
kontrol edemiyoruz.
Ülke içinde yeterli üretim olmayınca dışa bağımlı kalıyorsunuz. Dünyada
tarımsal girdiler ve tarımsal ürünlerde fiyatlar yükseldikçe içeride
üreticiye pahalı girdi ve tüketiciye de pahalı gıda olarak dönüyor. Tüm
bunların nedeni *AKP'*nin*18 yıl *boyunca uyguladığı ithalata dayalı
tarım politikalarıdır. ”
*KUYRUK* *KAPIDA*
Ekonomist Dr. Murat Kubilay Türkiye'nin tarım ve hayvancılık alanında
kapsamlı ve planlı yatırımlar yapmaması sonucunda döviz kurlarındaki
artışa dayalı olarak yükselen maliyetler çerçevesinde temel gıda
ürünlerine erişimin gittikçe zorlaştığına dikkat çekti. Kubilay
/*“Gıdada üretimden başlayarak yeni bir planlama yapılmazsa tanzim satış
kuyruklarına yeniden yol açacak fiyat artışları mümkün”*/ dedi.
Odatv.com
/*
https://odatv4.com/dunya-birincisiyiz-ama-bakin-neyde-17012125.html */
================================
*SMA* KAMPANYALARI DURDU HAKARET MESAJLARI BAŞLADI
*17.01.2021 08*:*19*
Berkay *SAĞOL*
*SMA* hastası çocuklar için ailelerin kendi çabalarıyla sosyal medya
üzerinden sürdürmeye çalıştıkları bağış kampanyaları Sağlık Bakanı
Koca'nın/*"Kirli kampanya"*/ demesinin ardından durma noktasına geldi.
Bakan Koca’nın açıklamalarından sonra ailelerin yaşadığı sorunlardan
biri de aldıkları hakaret içerikli mesajlar. Bakanın açıklamalarıyla
farklı bir algı yaratıldığını söyleyen aileler her gün çok sayıda hem
destek mesajı hem de hakaret içerikli mesaj aldıklarını ifade etti.
Bu ailelerden biri de *SMA* Tip*1 hastası* olan*14 aylık *Miran'ın
ailesi. Ablası Peyruze Duman Zolgensma tedavisi için yaklaşık*3 ay *önce
sosyal medya üzerinden kampanya başlattıklarını dile getirerek şunları
söyledi: *“S*ağlık Bakanı'nın yaptığı eksik ve hatalı açıklamadan dolayı
kampanyamız durdu. Açıklamaların ardından bugüne kadar bağış yapan bazı
kişilerde bize geri dönüş yapmaya başladı. Bazı kişiler durumu anlamak
için soru soruyor ancak bazıları ise/*'Ülkemizde tedavisi varmış neden
bu parayı topluyorsunuz? Tedavinin sonucu da kesin değilmiş. Amacınız
ne?'*/ şeklinde mesajlar atıyor. Biz canlarımız için savaşırken bir de
şimdi bu algıyı kırmak için uğraşıyoruz. Ben bir öğretmenim ve kardeşim
için bir şey yapamazsam geleceğe dair umudum kalmayacak. Miran'ın tek
suçu Duman ailesinin çocuğu olması mı? Bakan veya bir milletvekilinin
çocuğu olsa eminim şimdiye kadar bu tedaviyi almış bile olurdu"
ifadelerini kullandı.
Yasaklar aileleri çaresiz bıraktı
/*
https://www.birgun.net/haber/yasaklar-aileleri-caresiz-birakti-330454 */
Türkiye’de *SMA* hastalığı gerçekleri
/*
https://www.birgun.net/haber/turkiye-de-sma-hastaligi-gercekleri-329918
*/
Zamana karşı yarışılıyor
/*
https://www.birgun.net/haber/zamana-karsi-yarisiliyor-329916 */
/*
https://www.birgun.net/haber/sma-kampanyalari-durdu-hakaret-mesajlari-basladi-330688
*/
================================
‘/*MAĞDUR DEĞİLSİN’*/ DEDİLER GEREKÇESİYLE ŞİKAYETE RET
*17.01.2021 08*:*14*
*HABER* *MERKEZİ*
*CHP* Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın açıklamasına göre
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatı Mustafa Doğan İnal’ın bir dosya
hakkında yargıyı etkilediği iddiasıyla yapılan suç duyurusuna
mahkeme/*“Şikâyetçinin suçun mağduru olmadığı kanaatine varıldı”*/
diyerek ret kararı verdi.
*CHP*’li Başarır*2018 yılı *şubat ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın
avukatı Mustafa Doğan İnal’ın bir davada yargıyı etkilemeye teşebbüs
ettiğini ve bunun tape kayıtlarının olduğunu açıkladı.
Başarır yaptığı yazılı açıklamada müdahale edilmek istenilen dosyada
nedeniyle karşı taraf avukatının İnal’in hakkında/*“adli yargılamayı
etkilemeye teşebbüs”*/ suçlamasıyla suç duyurusunda bulunduğunu ancak
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturmaya yer olmadığı
kararı verdiğini hatırlattı. Başarır savcılığı verdiği karara yapılan
itirazın da İstanbul*11. Sulh *Ceza Hâkimliği’nce reddedildiğini
duyurarak şunları belirtti:
‘KARAR UTANÇ VERİCİ’
“/*İstinaf Mahkemesi Başkanı odasında yapılan görüşmeler davayı doğrudan
etkileme amacını taşıdığı açıkça ortadayken ve ilgili mahkemenin yapılan
itiraza adil yargılamayı etkilemeyi teşebbüs suçu olarak görmesi ve
davalı tarafın mağdur edilmediğinin belirtilmesi utanç verici bir
karardır. ”*/
“/*Bu olayda Cumhurbaşkanı avukatının söz konusu kişilerle bir istinaf
mahkemesi başkanının odasında görüşme sağlamasının amacı ne olabilir?
Her ne kadar Cumhurbaşkanı avukatı Mustafa Doğan İnal dönemin Ekonomi
Bakanı Nihat Zeybekçi ve Fransız Büyükelçisi’nin ricası ile sadece
istinaf incelemesinin hızlanması talebiyle görüşmenin sağlandığını
uyuşmazlık konusunda bir etkisinin olmadığını belirtse de tapelerden bu
durumun böyle olmadığı anlaşılmaktadır. ”*/
/*
https://www.birgun.net/haber/magdur-degilsin-dediler-gerekcesiyle-sikayete-ret-330686
*/
================================
*ÜMİT* *ALAN* : SOSYAL MEDYANIN /*‘TEKSAS ÇAĞI’*/ BİTERKEN BİZİ NE
BEKLİYOR?
/*
umit...@me.com */
*2021.01.17 07*:*55*
*ABD*’de Kongre baskınının faturası yine büyük ölçüde sosyal medyaya
çıkarıldı. Nitekim*2016 seçimlerini* Trump’ın kazanmasının en büyük
nedenlerinden biri olarak da (Cambridge Analytica bağlamında) sosyal
medya görüldü. Kuşkusuz büyük etkisi var ancak sosyal medyanın
etkilerinin abartılmasını zincirinden boşalmış kapitalizmin ve *ABD*
demokrasisindeki sorunlarını görememekten kaynaklanabileceğini de
düşünüyorum. Her neyse bugünlerde başta eski Başkan Trump olmak üzere
binlerce aşırılık yanlısı taraftarı ve *QA*non komplo teorisi
destekçileri sosyal medya platformlarından uzaklaştırılıyor. Hatta geçen
haftaki yazıda bahsettiğim Parler platformu da Amazon tarafından
sağlanan barındırma hizmeti sonlandırılınca belirsiz bir süre kapanma
kararı aldı. Amerika’da Trump ve aşırılıkçı taraftarlarının sosyal
medyadan uzaklaştırılmasına hemen bir isim bile kondu: Büyük
Platformsuzlaştırma (The Great Deplatforming).
Geçen hafta yaygın sosyal medyadan kovulanların yeni platformlara
yöneleceğinden ve bunun tehlikelerinden söz açmıştık. Bu haftaki Köşe
Vuruşu’nda hem kaldığımız yerden devam edelim hem de sosyal medyanın
/*‘Teksas Çağı’*/ diyebileceğimiz özgürlükler döneminin bitişinin
özellikle Amerika dışında yaşayanlar için ne ifade ettiği üzerine biraz
düşünelim istiyorum.
*GELENEKSEL* *AMERİKAN* *KÖRLÜĞÜ*
*ABD* kamuoyunda her şey *ABD*’de olunca ilk olmuş gibi karşılanıyor.
Örneğin; Trump ve aşırılıkçı yanlılarının platformlar tarafından
yasaklanmasının bir politik hareket için ilk olduğunu düşünüyorlar. Oysa
yazar ve aktivist Jillian C. York’un (
jilliancyork.com) kendi blokundaki
isabetli tespitlerine göre bu bir ilk değil. Lübnanlı politikacılardan
Burmalı generallere hatta yine *ABD*’deki sağcı politikacılara kadar
daha önce benzer nedenlerle yasaklananlar var. İran’la ilgili terimler
yanlış analiz edilmiş gerekçelerle Filistinli konuşmacılar platformlarda
sık sık engellerle karşılanıyor. *QA*non komplocularının tasfiyesi bir
grup olarak ilk değerlendiriliyor ama iddiaya göre bir milyondan fazla
*IŞİD*’çi de platformlardan tasfiye edilmişti. Parler’a uygulanan
yaptırım Wikileaks’e de uygulanmıştı. *ABD* kamuoyunda son tasfiyeyi
/*‘komünizm geldi’*/ diye değerlendiren görüşler var. Jillian C. York’un
bu konudaki yorumu çok net:/*“Hayır bu kapitalizmdir. Platformlar bu
güce sahip. Çünkü dizginlenmemiş kapitalizm hepimizin istediği bir
şeydi. ”*/
*NEDEN* *MODERASYON* *GEREKLİ*?
İnternetin ilk yıllarında sembolize ettiği şey özgürlüktü. İdealler
vardı. Sonra platformlar geldi. Hepsi aynı zamanda kâr maksimizasyonu
temelli çalışan birer şirket olan platformların özgürlük vaat etmesi biz
içeriğe karışmayız demesi ironikti. Oysa insanlar platformda bir saniye
daha fazla kalsın diye şiddeti kışkırtan görüşleri yukarı taşımaları
aslında pekâlâ içeriğe karışmaktı. Bu son yıllarda iyice anlaşılmıştı ve
platformlar büyük olaylarda (aşı karşıtlığı ırkçılık *ABD* seçim
dönemleri vb. ) moderasyon etkinliklerini artırdılar ama hâlâ çok
eksikler. Çünkü dünya *ABD*’den ibaret değil ve diğer ülkelerde de ciddi
sorunlar var.
Bugün /*‘sosyal medya düzenlemesiyle’*/ platformların Türkiye’de
temsilci atayıp atamaması tartışılıyor. Facebook (ve şirketleri) ve
Twitter henüz atamadığı için de reklam yasağı ve bant daraltması
riskiyle karşı karşıya. Türkiye’nin mevcut hukuki durumu yüzünden
platformların temsilcilik açması durumunda karşılaşılacak engellemelerle
ilgili haklı endişeler var. Bence yasal olarak zapturapt altına almaktan
daha önemlisi Türkiye’deki şiddet kışkırtıcılığı başta zararlı içeriği
modere ederken bu ülkenin bağlamını nasıl yakalayacaklar? Tüm bu
moderasyonu Türkiye’deki hukuk sisteminin mi sağlamasını bekliyorlar?
Ona ne kadar güveneceğiz?*2020 ABD* Seçimi için bir sürü önlem alındı
yeni özellikler eklendi. Türkiye’de olası bir erken seçimde veya*2023
seçiminde* neler olacak? Sansüre elbette karşıyız. Ancak topluluk
standartları iyi belirlenmemiş ve bu doğrultuda yönetilemeyen her yerde
iş sonunda sansüre gidiyor ve sansür herkesi vuruyor. Platformlar
standartlar konusunda bir şeyler tebliğ etse de uygulamada başarısızlar.
Sosyal medya platformlarını özgürlükler temelinde tartışırken onların
birer ticari şirket olduğunu asla unutmamamız gerekiyor. İçeriğin
moderasyonu konusunda tarafsız olmaları tröstler oluşturmamaları
trollerle mücadele ve kullanıcıların veri haklarını korumaları yönünde
daha fazla kamuoyu baskısıyla karşılaşmaları gerekiyor. Sadece *ABD*
sınırlarında değil faaliyet gösterdikleri her yerde.
/*
https://www.birgun.net/haber/sosyal-medyanin-teksas-cagi-biterken-bizi-ne-bekliyor-330684
*/
================================
KANAL İSTANBUL İÇİN BELİRLENEN BİLİRKİŞİLERE İTİRAZ: TARAFSIZLIKTAN
ÇOK UZAK
*17.01.2021 07*:*37*
Rant ve talanın projesi Kanal İstanbul’a karşı açılan davada belirlenen
bilirkişi heyetine *TMMOB* itiraz etti. Heyetteki bazı isimlerin
değişmesi gerektiğini belirten *TMMOB *mahkemeye verdiği dilekçede
tarafsız ve objektiflik vurgusu yaptı.
Gökay *BAŞCAN*
İktidarın /*‘çılgın proje’*/ olarak adlandırdığı Kanal İstanbul’a karşı
açılan davada mahkemenin belirlediği bilirkişilere Türk Mühendis ve
Mimar Odaları Birliği (*TMMOB*) itiraz etti. Davanın görüldüğü
İstanbul*10. İdare *Mahkemesi Başkanlığı’na itiraz dilekçesi veren
*TMMOB *heyette yer alan bazı isimlerin tarafsız ve objektif olmadığına
dikkat çekti.
Mahkemenin belirlediği*15 kişilik* heyette iktidara yakınlığıyla bilinen
siyanüre evet diyen öğrenciyi tehdit ettiği iddia edilen akademisyenler
bulunuyor.
*TMMOB* verdiği dilekçede; heyetin Kanal İstanbul Projesi’nin çevresel
etki değerlendirmesi (*ÇED*) raporu için danışmanlık hizmeti sunan
İstanbul Teknik Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi kadrosunda bulunan
öğretim üyelerinden tayin edilmesine vurgu yaptı.
Mahkemenin bilirkişinin tarafsızlığını sağlamak adına gerekli tedbirleri
alması zorunluluğu olduğuna dikkat çekilen dilekçede /*“Açıklanan
sebepler bakımından seçilen bilirkişilerin tarafsız bir rapor tanzim
edemeyecekleri görüldüğünden; belirtilen bilirkişilerin öncelikle bu
nedenle görevden alınmaları ve yerlerine yeni bilirkişi
görevlendirmelerinin yapılması gerekmektedir”*/ dendi.
Öte yandan dilekçede bilirkişi heyetinde yer alan Prof. Dr. Abdullah
Karahan ile Doç. Dr. Halit Özen’in de dava konusu projeye ilişkin
görüşlerini açıklayarak tarafsızlıklarını kaybettikleri vurgulandı.
/*
https://www.birgun.net/haber/kanal-istanbul-icin-belirlenen-bilirkisilere-itiraz-tarafsizliktan-cok-uzak-330682
*/
================================
SARAY İTTİFAKINDA SEÇİM SİSTEMİ MESAİSİ: İŞTE KULİSLERDE KONUŞULANLAR
*17 Ocak 2021 07*:*13* / Siyaset
*MHP* Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet
Sistemi’nin uygulanmasına yönelik önerileri bu kapsamda değiştirilmesi
planlanan seçim sistemi tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Cumhuriyet'ten Selda Güneysu'nun haberine göre Cumhur İttifakı kanadı
mevcut seçim sistemi yerine/*“dar ve daraltılmış bölge*/*”*formüllerinin
uygulanması sonrasında muhalefetin parlamentoda daha fazla sandalye
kazanması ihtimali nedeniyle mevcut sistemden yana tavır alırken her ne
kadar seçim barajının düşürülmesi tartışılsa da*“*/*barajın
düşürülmesinin de özellikle muhalefet partilerine yarayabileceği”*/
ifade ediliyor.
“/*Dar bölge”*/ diye adlandırılan seçim sistemi bugün İngiltere ve
*ABD*’de uygulanıyor. Sistemin Türkiye’ye uyarlanması halinde*600 olan*
milletvekili sayısının seçim çevrelerine göre ayrılması gerekiyor.
Oylar ise coğrafi çevrelere göre değil nüfusun bölünmesine göre
dağıtılıyor. Partiler de her bölgede bir aday gösterebiliyor.
/*“Daraltılmış bölge”*/ sisteminde ise her il*5 milletvekili* çıkaracak
şekilde seçim çevrelerine ayrılıyor.
Ancak bu sistemlere göre bir seçim yapıldığında *HDP*’nin Doğu ve
Güneydoğu bölgelerinden *CHP*’nin de kıyı bölgelerden parlamentoya
göndereceği milletvekili sayısında mevcut sisteme göre artış yaşanması
durumu ortaya çıkabiliyor.
Cumhur İttifakı da bu nedenle bölgelerdeki oy oranlarını konsolide etmek
amacıyla bu iki sistemin uygulanması yerine mevcut seçim sisteminin
uygulanması yönünde tavır alıyor.
*BARAJ* *DA* *GÜNDEMDE*
Öte yandan seçim barajının düşürülmesinin de uzun vadede/*“muhalefet
partilerini ön plana çıkaracağı muhalefetin parlamentoya yine çok sayıda
milletvekili gönderebileceği*/*”*gerekçesiyle*2023 yılı
*seçimlerinde*“*/*uygulanmasını doğru bulmuyor. */*”*Bu nedenle*2023
yılı *seçimlerinde de*“*/*yüzde 10’luk seçim barajının varlığını
koruyacağı*/*”*düşünülürken *“*/*ittifaklara yönelik baraj sistemleri”*/
üzerinde de duruluyor.
/*
https://www.gercekgundem.com/siyaset/244565/saray-ittifakinda-secim-sistemi-mesaisi-iste-kulislerde-konusulanlar
*/
================================
YAZLIK SARAYIN MALİYETİ*640 MİLYON TL!*
*17.01.2021 07*:*20*
*2021* Yılı Yatırım Programı'na göre Okluk Koyu'nda*130 futbol* sahası
büyüklüğündeki alanın yapılaşmaya açıldığı*300 odalı* yazlık saray için
bu yıl da Cumhurbaşkanlığı bütçesinden*20 milyon TL*’lik kaynak ayrıldı.
Yapımı devam eden yazlık sarayın toplam maliyeti ise*640 milyon 500 bin*
*TL* olarak açıklandı.
Y
İsmail *ARI*
*AKP'*li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete’de
yayımlanan/*"2021 Yılı Yatırım Programı’nda"*/*M*uğla'nın Marmaris
İlçesindeki Okluk Koyu’na yaptırılan*300 odalı* yazlık saray için
Cumhurbaşkanlığı bütçesinden bu yıl da milyonlarca lira harcanacağı
ifade edildi.
Yatırım Programı’nda Cumhurbaşkanlığı bütçesinden Okluk Devlet Konuk Evi
olarak adlandırılan /*‘yazlık saray’*/ için*2018 ve 2020 yılları
*arasından*620 milyon 500 bin* *TL* harcandığı belirtildi.
Yazlık saray için*2021 yılında *da*20 milyon TL*’lik kaynak ayrıldığı ve
Okluk Koyu’na inşa edilen yazlık sarayın*640 milyon 500 bin* *TL*’ye mal
olacağı ifade edildi. Milyonlarca liralık harcamanın /*“Donanım etüt
proje makine teçhizat peyzaj ve sosyal tesis yapımı”*/ için harcandığı
da aktarıldı.
*130* *FUTBOL* *SAHASI* *BÜYÜKLÜĞÜNDE*
Okluk Koyu’nda yaptırılan*300 odalı* yazlık sarayın olduğu yerleşke ve
çevresindeki tahribat büyüyor. Bölgede yüzme havuzlu küçük saraycıklar*3
helikopter* pisti ve güvenlik alanı için imara açılan*65 hektarın*
ardından*27 hektarlık* alanın daha statüsünde değişiklik yapıldı.
Böylece toplamda*130 futbol* sahasına yakın alan yapılaşmaya açıldı.
/*
https://www.birgun.net/haber/yazlik-sarayin-maliyeti-640-milyon-tl-330680
*/
================================
YANDAŞ VAKIFLARA/*'KİPTAŞ'*/ ARACILIĞIYLA SATIŞ!
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (*İBB*) şirketi *KİPTAŞ*’ın *AKP*
döneminde bazı gayrimenkulleri *AKP*’ye yakınlığıyla bilinen dernek ve
vakıflara sattığı ortaya çıktı.
*17 Ocak 2021 07*:*07*
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (*İBB*) şirketi *KİPTAŞ*’ın *AKP*
döneminde bazı gayrimenkulleri *AKP*’ye yakınlığıyla bilinen dernek ve
vakıflara sattığı ortaya çıktı.
Cumhuriyet’ten Hazal Ocak'ın haberine göre satış listesinde arazi
alanlar arasında *AKP*’ye yakın dernek ve vakıflardan Önder İmam
Hatipliler Derneği Türkiye Diyanet Vakfı İlim Yayma Vakfı ve *TÜGVA* da
var. *İBB* *CHP* Grup Sözcüsü Tarık Balyalı /*“TÜRGEV ve TÜGVA başta
olmak üzere 18 ayrı gayrimenkul yine aynı vakıf ve derneklere satılmış.
Bu arsaların satıldığı günkü toplam bedeli 98 milyon lira”*/ dedi.
Cumhuriyet’in ulaştığı listeye göre *KİPTAŞ 2010-2020* arasında*18
gayrimenkulü* toplam*98 milyon 630 bin 699 liraya *sattı. Gayrimenkul
satış tablosunda *TÜRGEV*’in*2012 2016 ve 2019 yıllarında *Arnuvutköy
Başakşehir ve Fatih’te*7 gayrimenkul* aldığı görünüyor. Vakfın aldığı
gayrimenkuller arasında öğrenci yurdu da var. Vakıf*7 gayrimenkule*
toplam*27 milyon 655 bin* lira ödemiş. Vakfın Arnavutköy’de aldığı konut
ve ticaret ile hizmet alanı daha sonra sosyal tesis alanına dönüşmüş.
Başakşehir’de aldığı bir gayrimenkul de idari tesis ve park alanıyken
satışın ardından özel eğitim alanı olmuş.
‘HÜLLE YAPILMIŞ’
*İBB* Meclisi’nin ocak ayı son oturumunda konuyu ve listeyi gündeme
getiren *İBB* *CHP* Grup Sözcüsü Tarık Balyalı /*“Bu satışı yapılan
arsaların çoğu İBB’den satın alınmış. Yani araya KİPTAŞ konularak hülle
yapılmış. Arsalar ihaleyle satılmış ama ihalelere katılanlar hep tanıdık
isimler olmuş. Yani *//*‘al gülüm ver gülüm’*//*olmuş”*/ ifadelerini
kullandı.
*PARSEL* *PARSEL* *YANDAŞ* *VAKIFLARA*
İlim Yayma Vakfı Fatih’te*2 gayrimenkulü 2016’da *toplam*1 milyon 850
bin 847 liraya *almış. Türkiye Diyanet Vakfı da Fatih’te*360
metrekarelik *bir konut alanına*2018 yılında 2 milyon 570 bin* lira
ödemiş. Önder İmam Hatipliler Derneği ise Fatih’te*446 metrekarelik *bir
ticaret alanını*18 milyon 500 bin* liraya*2018’de *satın almış. *TÜGVA
*Eyüp’te*2 bin 143 metrekarelik* sosyal ve kültürel tesisler
fonksiyonundaki boş arsayı*2019’da 29 milyon 990 bin* liraya satın
almış. *ENSAR* Vakfı da Başakşehir’de*12 bin 559 metrekarelik* özel
ilköğretim tesisleri alanını*2013’te 4 milyon 652 bin* liraya edinmiş.
Arsa üzerinde şu an *ENSAR* Koleji görünüyor. Listede diğer gayrimenkul
alanlar ise Azaklıoğlu Necati Bay Eğitim Kültür ve Sosyal Yardım Vakfı
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezun ve Mensup Derneği Merve
Eğitim ve Kültür Vakfı ile Safa Eğitim Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı.
/*
https://www.gercekgundem.com/siyaset/244564/yandas-vakiflara-kiptas-araciligiyla-satis
*/
================================
ARSLAN *TEKİN* : *HDP* KAPATILSA NE OLUR KAPATILMASA NE OLUR?.*. *
/*
arslan...@yahoo.com */
*17 Ocak 2021*
*HDP'*nin kapatılacak mı? Tartışma alevlendi.
Anayasa'da partilerin hangi şartlarda kapatılacağı yazılı. /*"Suç
işlenmesini teşvik edemez. "*/ diyor. (*68. *ve*69. maddelere *dikkat!)
*AİHM *İspanya'da yüksek mahkemenin/*"Batasuna"*/yı kapatma kararını
doğru bulmuştur.
Şu satırlar *HDP* deyince içi kıpır kıpır olan *AİHM* eski üyesi Rıza
Türmen'in makalesinden:
/*"Kapatma gerekçeleri arasında Herri Batasuna Partisi'nin terör örgütü
ETA ve onun alt kuruluşlarıyla organik bağı bulunduğu değişik tarihlerde
gerçekleştirilen terör eylemlerini kınamaktan kaçındığı parti
sözcüsünün*//*'yasal olan ya da olmayan her yoldan mücadelemizi
sürdüreceğiz'*//*gibi beyanları terörizmi destekleyen afişler asmaları
halkı devlete karşı mücadele etmeye tahrik etmeleri gibi gerekçeler
var..."*/ (Milliyet*3 Temmuz 2009*).
*HDP'*nin kapatılması söz konusu olunca sağdan soldan aklıevveller
hemen/*"demokrasi"*/den dem vurmaya başlıyorlar. Bunlar ya zekâ
özürlüler ya da *HDP*/*PKK'*nın kuyruğuna takılanlar.
Bir kanunî partiye tavrımız olabilir ama kastımız olamaz. *HDP
*kanunları aştığı için kapatılması gerekir diyoruz.
Çocuklarını *PKK* kapmış analardan *HDP'*nin çocuklarını nasıl
devşirdiğini bir dinleyin. Yakalanan veya teslim olan *PKK*
militanlarının ifadelerine bakın... *HDP*/*"askerlik şubesi"*/ gibi.
Sadece ve sadece*6-8 Ekim 2014 olayları* göz önüne getirin *HDP'*yi
kapatmak için harekete geçmeyen yetkililerin suç işlediğini
anlarsınız.*50'ye *yakın insanı katleden*300'den *fazlasını
yaralayan*200 okulu *devlet dairesini Diyarbakır'da müze hâline
getirilen Ziya Gökalp'ın evini tahrip eden *PKK* artıklarını kim kışkırttı?
Vikipedi'de bile*6-7 Ekim 2014 olayları* suç duyurusu gibi:
/*"IŞİD'in Kobani'yi kuşatmasına karşılık YPG militanlarının Türkiye
sınırları üzerinden silah nakli yapmasına izin vermeyen 62. Türkiye
Hükûmeti'ne tepki olarak HDP Merkez Yürütme Kurulu'nun 6 Ekim'de aldığı
kararla ve sokağa çıkma çağrısıyla başlayan protesto eylemleri ve
silahlı çatışmalar bütünü. "*/
Ya/*"Çözüm=Çözülme"*/ döneminde hendekler kuşatmalar
çatışmalar.../*"Özerklik"*/ ilânına kalkışmalar... Kimin eseri?
*HDP* Merkez Yürütme Kurulu'nun*6 Ekim 2014 günü*
bildirisinde/*"Kobani'de yaşanan katliam girişimine karşı 7'den 70'e
bütün halklarımızı sokağa alan tutmaya ve harekete geçmeye
çağırıyoruz... Bundan böyle her yer Kobani'dir. Kobani'deki kuşatma ve
vahşi saldırganlık son bulana kadar süresiz direnişe çağırıyoruz. "*/
denildikten sonra işin nereye vardığını gördük.
Herkes*6 Ekim *bildirisine bakıyor. Bir de*27 Ekim 2014 bildirisi* var.
Bu bildiri bile *HDP'*nin kapatılma vetiresine başlatmaya yeter. Birkaç
cümle alacağım:
/*"AKP Hükümeti... PYD ile IŞİD'i bir tutma ve PYD'yi'terör örgütü' ilan
etme aymazlığına kadar varmıştır..."*/
*PYD PKK'*nın Suriye koludur. Devam edelim:
/*"6-8 Ekim günlerinde Kobani'den yükselen "*/*H*awar/*" (İmdat)
çığlığına yanıt olmak için sokaklara çıkan polis tarafından infaz edilen
ya da polisin denetimi ve gözetiminde gerçekleştirilen linç
saldırılarında öldürülen onlarca insanımızın..."*/ //*"İmralı'da Sayın
Öcalan'ın müzakereleri yürütmesini kolaylaştıracak bir sekretarya
kurulması bile krize dönüştürülmekte..."*/ //*"Asker polis gerilla
hiçbir gencimizin ölmeyeceği bir barış ikliminin yaratılması..."*/
*PKK* başı/*"Sayın Öcalan" */militanlar/*"gerilla"*/*!*
*HDP'*liler bir kere olsun *PKK* vahşetinden söz etmediler.
Madem yüzümüz Avrupa'ya dönük... Avrupa'da parti kapatma/*"Şiddet
kullanılmasını savunmaları veya bir siyasî araç olarak şiddet
kullanmaları durumunda meşrudur. "*/
Daha ne demek gerekir!
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/hdp-kapatilsa-ne-olur-kapatilmasa-ne-olur-57998yy.htm
*/
================================
ESFENDER *KORKMAZ* : CARİ AÇIK VEREN ÜLKELER FAKİRLEŞTİ
/*
esfe...@esfenderkorkmaz.com */
*17 Ocak 2021*
İkinci Dünya savaşından sonra gelişmekte olan ülkeler için kalkınma
ekonomisi alanında çok çalışma yapıldı.*1980 sonrası* küreselleşme ile
birlikte bu çalışmalar para politikaları ve büyüme alanına yöneldi.
Ancak global ekonomi anlayışı cari fazla eren bazı ülkelerin
zenginleşmesine ve cari açık veren bazı ülkelerinde daha fakir kalmasına
neden oldu.
*ABD* için cari açık söz konusu değildir çünkü dolar dünya parasıdır.
Aynı paralelde kürselleşme döneminde aynı ülke içinde de spekülasyon
arttığı için zengin bir sınıf türemiş ve yoksullar sayısı da arttı. Son
yıllarda aşırı yoksullaşan ülkeler siyasi ve ekonomik olarak dünya
düzenini bozmaya başladığı için bu defa yeniden kalkınma ekonomisi ön
plana çıkmaya başladı.
Kalkınmada doğru politika üretmek için doğru tespit yapmak gerekir.
Bunun içinde /*"herşeyden önce neden bazı ülkeler zengin bazı ülkeler
yoksuldur?"*/ sorusuna cevap aramak gerekir.
Kalkınmanın anahtarı doğal zenginlikler midir? Hayır… Çünkü dünyanın en
yüksek petrol rezervlerine sahip ülkesi Venezuela'dır. Venzuela'da
insanlar ilaç bulamıyor.*2 milyon *insan Venezule'yı terk etti. İkinci
petrol ülkesi suudi Arabistan'dır. Suudi Arabistan'ın*34 milyonluk
*nüfusunun*yüzde 30'u *gecekondularda oturuyor.
Sosyo ekonomik sistem mi? Değil... Sosyalist anlayışta gelir dağılımında
eşitlik ön plandadır. Bu gün eski Sovyetlere mensup olan ülkelerden
Avrupa'da kalanlar daha zengindir. Ama Avrupa'da kalanlar arasında da
gelir farkı yüksektir. Söz gelimi fert başına gelir Çekya ve
Slovanya'da*25 bin *dolar üstü Macaristan'da*20 bin *dolar ve
Bulgaristan'da on bin dolar dolayındadır. Buna karşılık yine Sovyetlere
dahil olmuş Türkmenistan'da*7 bin *dolar ve Özbekistan 'da*2 bin *dolar
kadardır.
Avrupa'da kalan eski Sovyet ülkeleri arasında sovyetler döneminde de bu
gün olduğu gibi kalkınmışlık farkı vardı.
*1985* yazında; uluslararası Maliye Sempozyumu için iki akademisyen
olarak Karayolu ile Macaristan'a gittik. Romanya'da her duvarda Nikolay
Çavuşesku'nun resimleri vardı. Ama halk çok zor durumda idi. Pazara
gittik. Karpuz geldi. Satıcı dilimleyerek sattı. Kuyrukta bir dilim
karpuz almadan dönenler oldu. Resim çektim. Polis filmi çıkardı.
Aynı Sovyetlere dahil Macaristan'da Amerikan pazarı vardı. Batı malları
satılıyordu. Halkın refahı daha yüksekti. Halktan isteyene devlet yarım
dönüm özel arazi tahsis etmişti. Özel arazilerde buğday yarım metre idi.
Kolhozlara dahil olanlarda bir karıştı. O zaman özel mülkiyetin ne kadar
doğal ve önemli olduğunu anladım.
Özetle sosyo - ekonomik sistemlerde gelir ve serveti eşit dağıtamadı
halkın refahını artıramadı ve dağıldı.
Kakınmayı kapsayıcı kurumsal yapılara bağlayanlar da sonucu sebep gibi
göstermiş oluyorlar. Gerçekte ülkeler kalkındıkça kapsayıcı kurumlar da
gelişir. Kapsayıcı kurumlar geliştikçe ülkeler de kalkınır. Yani
birbirini etkiler. Biri sebep diğeri sonuç değildir.
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/cari-acik-veren-ulkeler-fakirlesti-57999yy.htm
*/
================================
NECATİ DOĞRU : DÖVDÜREN!
*17 Ocak 2021*
Daha önce bu köşede yazıp okumanızı önermiştim. Tekrar yazıyorum:
Bir paket gönderildi.
İçinde kitaplar vardı.
Bahriye!
Paketi açacaktı.
Bir an durdu.
“/*Kumru”*/ dedi.
Kumru kızıydı.
“/*Sen uzak dur kızım”*/
Bir iple bağlıydı paket.
İpi kesmesiyle sanayiler içinde büyük bir patlama sesi duyuldu.*1990
yılının *Ekim ayıydı. Öldürülen tarihçi siyaset bilimci Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin ilk kadın akademisyeni Doç. Dr.
Bahriye Üçok'tu. Yazar Elfin Tataroğlu /*“Bahriye*/*” *adlı biyografik
romanında böyle anlatmıştı. O yıllarda muhalif görüşte insanlar
öldürülüyordu. Uğur Mumcu Ahmet Taner Kışlalı Muammer Aksoy Çetin Emeç
ve onlarca isim postayla gönderilen paket ile evinde ya evinden çıkıp
otomobiline binerken ya işinden evine dönerken peş peşe*“*/*vuranı ve
vurduranı bulunmayan bulunamayan yakalanmayan*/*”*suikast sonucu
canlarını verdiler. Elfin Tataroğlu *“*/*Bahriye*/*”*romanında o
yıllarda iktidarların yarattığı*“*/*düşmanlaştırma- şeytanlaştırma-
kutuplaştırma”*/
ortamında toplumun sağırlaştırıldığını ve vicdansızlık ile hukuksuzluğa
göz yummaya itildiğini de anlatıyor.
★★★
*1990. *
*2020. *
*30* yıl geçti.
Benzerini yaşıyoruz.
Gizlenen saklanan yalanla algıyla saptırılanları bulup yazmayı çizgi
edinmiş; bu nedenle de muhalif duran gazete yazarları tıpkı*1990'larda
*olduğu gibi yine evlerinin önünde yine sabah vakti saldırıya uğruyorlar.
Gelişme var.
Öldürülmüyorlar.
Taşla sopayla…
Tabanca kabzası ile…
Dövülüyorlar.
Unutmadık. Gazeticiler Sabahattin Önkibar Yavuz Selim Demirağ Murat İde
Ahmet Takan evlerinin önünde saldırıya uğramışlardı. Ana muhalefet
partisi *CHP'*nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu şehit cenazesinde linç
edilmek istendi. Türkiye İşçi Partisi (*TİP*) Hatay Milletvekili Barış
Atay saldırıya uğradı.
Gazeteci dövenler.
Lideri linç edenler.
Milletvekiline saldıranlar.
Korundu.
Övüldü.
Eli öpüldü.
Vatansever ilan edildi.
Serbestler.
Dolaşıyorlar.
Saldırganların arkasında kimler vardı araştırılmadı bulunmadı. Toplum
tıpkı*1990'da *olduğu gibi/*“sağırlaştırma- korkutup sindirme”*/
vicdansızlık ve hukuksuzluğa göz yummaya itildi.
★★★
Ve önceki gün de gazeteci yazar Orhan Uğuroğlu ve iktidar partisinde
siyaset yaparken ayrılıp Gelecek Partisi'ni kurarak iktidarı ve iktidar
ortağı partinin liderini eleştiren Selçuk Özdağ ve gazeteci Afşin
Hatipoğlu evlerinin kapısında saldırıya uğradılar.
Yine taş sopa!
Tabanca gösterme.
Aynı küfür.
Aynı korkutma.
Kafalarında*15 dikiş *kollarında kırık bırakıp gittiler. Saldırganlar
güçlerini ve cüretlerini Orhan Uğuroğlu ile Selçuk Özdağ'ı evlerinin
önünde dövmeye yollayanlardan alıyorlar.
Saldıran belli!
Saldırtan kim?
Saldırtanlar; hukuksuz adaletsiz vicdansız seçimsiz /*“ben ne söylersem
sen onu yapacaksın”*/ emrine itirazsız boyun eğen bir Türkiye
hazırladılar buna uyulmasını istiyorlar.
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/necati-dogru/dovduren-6214363/ */
================================
YILMAZ ÖZDİL : E HANİ HEPİMİZ AYNI GEMİDEYDİK?
*17 Ocak 2021*
Asrın liderimiz diplomalı imam.
Aynı zamanda futbolcu.
Stili çok benzediği için Beckenbauer lakabıyla tanındığı Fenerbahçe'nin
kendisini transfer etmek istediği yazıldı.
Simitçilik yaptı.
Bizzat anlattı /*“simit on kuruştu akşamdan 2.5 kuruşa bayat simit
alırdım annem buhara yatırırdı 5 kuruşa satardım”*/ dedi.
İktisatçı.
“/*Tobb'un 1 milyon 300 bin üyesi var her üye bir kişi alsa işsizlik 1
milyon 300 bin azalır”*/ teorisinin sahibi.
Şair.
Şiir kasedi var.
Tiyatrocu.
Mas Kom Yah isimli oyunun hem yönetmenliğini yaptı hem başrolünü üstlendi.
Bisküvi distribütörüydü.
Ülker ürünlerini dağıtıyordu.
Sonra işi büyüttü /*“ben ülkemi pazarlamakla mükellefim”*/ dedi.
Sucukçuydu.
İşler kesat diye ağlayan işadamlarına kendisinden örnek verdi /*“eti
doğudan al batıda sat ben Kars'tan Erzurum'dan karkas et getirip sucuk
yapıp satmış adamım bu işleri iyi bilirim”*/ dedi.
İett'ciydi.
Belediyeye temizlik işçisi olarak geçici kadroyla girdi basamakları
yükseldi otobüs garajında kantinci oldu.
Sendikacıydı.
Darphane işçilerinin eylemine katılmıştı grev gözcüsü önlüğüyle hatıra
fotoğrafı var.
Bir nevi pilot.
Pilot montu giydi uçmayan pırpır uçağın kokpitinde başparmağıyla okey
işareti yaparak poz verdi.
Kaptan.
Vapur dümeninde kaptan şapkasıyla fotoğrafı var.
Vatman.
“/*Demokrasi tramvaydır amaç değil araçtır gittiğimiz yere kadar gider
ineriz”*/ lafı pek meşhur.
Sosyolog.
“/*Bir çocuk iflastır iki çocuk iflastır üç çocuk ehh işte anca yerinde
saymaktır patinajdır bize dört lazım beş lazım marketten bezi al temizle
çöpe at bitti gitti tablo bu”*/ teoremiyle tanınıyor.
Psikolog.
“/*Hamdolsun ekonomik kriz yoktur olay psikolojiktir”*/ teşhisinde
bulunmuştu.
Fahri savcı.
Ergenekon davasına bakıyordu hukuk alanında fahri doktoraları var.
Kuyumcu.
İstanbul kuyumcular odasına üye olduğu*1993 yılında *Hasköy'de kuyumcu
dükkanı işlettiği ortaya çıktı.
Muhasebeci.
Belediye başkanı olmadan önce Coşkun et şirketi'nin muhasebe
defterlerini tuttuğu açıklandı.
Fahri profesör.
Hem de iki defa profesör bu unvanını hem Kazakistan'dan aldı hem
Türkmenistan'da aldı uluslararası ilişkiler fahri profesörü.
Fahri jokey.
Fena düştü ama olsun.
Sanat eleştirmeni.
Hangisi ucubedir hangisi edebe aykırıdır hangisi sanatçı müsveddesidir
bir bakışta anlar.
Yazar.
“/*Küresel Barış Vizyonu”*/ ismiyle kitabı var.
Nükleer fizikçi.
“/*Ha memlekete nükleer santral kurmuşsun ha evine aygaz tüpü
bağlatmışsın ikisinin de riski aynı”*/ diyor.
Tüccar.
Almanya başbakanına kaç para maaş aldığını sordu sonra da kendi durumunu
izah etti /*“sizin maaşlar iyi benim ticaretten kazancım olmasa
milletvekili artı başbakan maaşımla geçinemem”*/ dedi.
Çevreci.
Hem de/*“daniskasıyım”*/ dedi.
Armatörcük.
Çocuklarının gemicikleri var.
Gassal.
“/*İmam hatipte okurken bir kısım öğretmenlerimiz bize ‘ölü yıkayıcısı
mı olacaksınız' diyordu evet biz gassalız bizim için şereftir”*/ diyor.
Tarihçi.
Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfetmediğini dünya ondan öğrendi.
Başkomutan.
Askerliğini kantin asteğmeni olarak yaptı ama Harp Akademileri
Komutanlığı'nda konuştu /*“başkomutan benim”*/ dedi.
Başpehlivan.
Hayatı boyunca hiç güreşmediği halde Kırkpınar'da altın kemer taktılar.
Başmuhtar.
Muhtar bile olamaz diyorlardı muhtarlara hitaben konuştu /*“ben
Türkiye'nin tamamını kontrol eden başmuhtarım”*/ dedi.
Çoban.
“/*Bunlara iki koyun verin güdemezler kaybedip gelirler çobanlığın
felsefesini anlamayan insan yönetemez ben çobanım”*/ dedi.
En son…
Ekonomist olduğunu açıkladı.
“/*Ben tıp mensubu değilim benim alanım ekonomi”*/ dedi.
★
Yani?
Hayatı boyunca ilk kez bir mesleğe mensup olmadığını söyledi.
“/*Tıp mensubu değilim”*/ dedi.
★
Ve gitti tıp mensuplarıyla beraber aşı oldu!
★
○ İngiltere aşı icat etti Astrazeneca bütün vatandaşlarına yetecek kadar
aşı satın aldı İngiltere Kraliçesi aşı olmak için sırasını bekledi
İngiltere başbakanı henüz olmadı sırasını bekliyor.
○ Almanya aşı icat etti Biontech bütün vatandaşlarına yetecek kadar aşı
satın aldı Almanya cumhurbaşkanı Steinmeir sırasını bekliyor Almanya
başbakanı Merkel aşı olmak için sırasını bekliyor.
○ Alman yasaları Biontech gibi ilaç-aşı araştırması yapan şirketlerin
çalışanlarının klinik denemelere katılmasına izin vermiyor bu nedenle
Biontech aşısını icat eden Profesör Uğur Şahin'le Özlem Türeci bile
henüz aşı olmadılar sıralarını bekliyorlar.
○ Rusya aşı icat etti Sputnik bütün vatandaşlarına yetecek kadar
üretebiliyor devlet başkanı Putin aşı olmak için sırasını bekliyor.
○ Fransa bütün vatandaşlarına yetecek kadar Biontech Moderna ve
Astrazeneca satın aldı Fransa cumhurbaşkanı sırasını bekliyor Fransa
sağlık bakanı ise hekim olmasına rağmen*50 yaş* altında olduğu için aşı
olmadı yaş sırasını bekliyor.
★
Bizimki sırasını beklemedi tıp mensubu olmadığı halde önceliğe sahip tıp
mensuplarıyla beraber aşı oldu.
★
Vatandaşı teşvik etmek için oldu deniyor…
Herkese yetecek kadar aşı olsa teşvik etmeyi anlarız ortada aşı yokken
istediğimiz halde aşı olamıyorken kimi teşvik ediyorsun?
★
Farzedelim teşvik olduk hani nerede aşı?
★
Aşı olmasaydı aşıya karşı güvensizlik oluşurdu deniyor…
Grip aşısını olmadı boykot etti mesela.
Asrın liderimiz olmadı diye Türkiye grip aşısı olmaktan vazgeçti mi?
★
Bütün gelişmiş ülkelerin siyasetçileri sırasını bekleyerek topluma örnek
oluyor… Herkesin önüne geçerek başkasının hakkını kullanarak topluma
örnek olunur mu?
★
“/*Hepimiz aynı gemideyiz”*/ filan diyorlar ama benim bildiğim gemiyi en
son kaptan terkeder.
Burada filikaya en önce kaptan bindi.
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/yilmaz-ozdil/e-hani-hepimiz-ayni-gemideydik-6214662/
*/
================================
EGE CANSEN : GİRİŞİMCİLİK KAPIKULLUĞU VE DEMOKRASİ
*17 Ocak 2021*
Pazartesi günkü gazetede/*“40 bin kişi mezun oldu sadece 277'si
atandı*/*”*başlıklı bir haber vardı. Habere göre*109 üniversitenin
“*/*yaşlı bakım teknikerliği”*/ bölümlerinden*2006 yılından *bu yana*40
bin *kişi mezun olmuş. Ancak*14 yılda *sadece*277'sinin *ataması
yapılmış. Diğerleri mezun olduklarıyla kalmışlar.
Haberin devamında bu halden memnun olmayan/*“Yaşlı Bakım Teknikerleri
Platformu”*/nun Sağlık Bakanlığı'ndan talepleri sıralanıyordu. Ayrıca bu
talepleri *CHP* Niğde milletvekili Ömer Fethi Gürer'in meclis gündemine
taşıdığına yer verilmişti.
Haberi yazan arkadaşımızın/*“ataması yapılmayan yaşlı bakım teknikerleri
mezun olduklarıyla kaldılar*/*”*ifadesini çok tanıdık buldum. Yani
liseyi bitirdikten sonra yaşlı insanlara bakma alanında yüksek eğitim
almış bilgi ve beceri kazanmış*40 bin *kişi*“*/*atamaları yapılmadığı
için”*/ (devlet memuru olamadıkları diye okuyun) mezun olduklarıyla yani
işsiz kalmışlar.
Birden hatırladım. Bir süre önce de ataması yapılmayan ziraat
mühendisleri gündemdeydi. Onlar da devlet kendilerine iş vermediği için
işsiz kaldıklarını söylüyordu. Ama nedense bu ziraat mühendislerinin
tercihleri arasında bilfiil ziraatla iştigal yoktu.
*YAŞLILARA* *VE* *HASTALARA* *BAKIM* *SEKTÖRÜ*
Geleceğin meslekleri nelerdir diye bir sıralama yapılsa herhalde/*“yaşlı
ve hasta insanlara bakma*/*”*birinci sırada yer alır. Bütün dünyada
toplam nüfus içindeki yaşlıların oranı artmaktadır. Ayrıca*65
yaşından*sonraki*“*/*beklenen ömür”*/ de uzamaktadır.
Evliler eşleriyle birlikte yaşlanmakta ve ikisi birden bakıma muhtaç
hale gelmektedir. Eşlerini kaybedenlerin durumu daha müşküldür. Bakıma
muhtaç bir yaşlının evladıyla birlikte oturması koca insan olmuş aile
kurmuş çoluk çocuğa karışmış evlat için de zordur. İster bakım evlerinde
ister kendi evlerinde olsun varlıklı hatta orta halli insanlar bile
ciddi paralar ödeyerek kendilerine bakacak birini bulma peşindedir.
Birinci elden söylüyorum piyasada bu işi doğru dürüst yapacak yeterli
sayıda/*“yerli ve milli”*/ bakıcı da yoktur. Tahmin ediyorum sadece
İstanbul'da şu an başta Moldovalılar olmak üzere Türkmen Özbek Azeri
veya Ermeni (Türk Ermeni'si değil Ermenistanlı) on binlerce yabancı
uyruklu bakıcı var.
*MEMURUN* *DİRİSİ* *DE* *ÖLÜSÜ* *DE* *MAMURDUR*
Eskiden kızlara/*“memurla evlen memurun ölüsü de dirisi de
mamurdur*/*”*diye akıl verilirdi. Çünkü devletin kapısına kul olanlar
işini kaybetmez ölünce de karısına emekli maaşı kalırdı. Avusturyalı
iktisatçı Schumpeter'e göre kapitalizmin doğru adı*“*/*özgür girişim
düzeni”*/dir.
İktisadi gelişmeyi de girişimciler (enterprenör) sağlar. Bizim ülkemizde
egemen olan iktisadi inanç ise devletçiliktir. Özgür sanılan
girişimcilerimizin çoğunluğu devlete göbekten bağlı kapıkullarıdır.
Bağlı değilse devlet ne yapar yapar onu bağlı hale getirir.
Özgür girişim ortamı özgür siyasetin yeşerdiği tarladır. Kapıkulu olma
hevesi azalmadan özgürlükler genişletilemez.
Son söz: Diploma ekmek karnesi değildir.
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/ege-cansen/girisimcilik-kapikullugu-ve-demokrasi-6214445/
*/
================================
EMİN ÇÖLAŞANÖNCE SERT ÇIKACAKSIN SONRA ÇARK EDECEKSİN!
*17 Ocak 2021*
Sevgili okurlarım bir zamanlar dünyanın saygın ülkelerinden biri olan
koskoca Türkiye Cumhuriyeti bunların elinde ne durumlara düştü görüyorsunuz!
Bu iktidarın başta partili cumhurbaşkanı olmak üzere muhteşem (!) bir
taktiği var…
Bu oyunu özellikle dış politikada oynamaya çalışıyorlar.
Önce sert çıkacaksın.
Gerekirse tehdit edeceksin.
Baktın ki sonuç olumlu sertliğini sürdüreceksin.
Olmuyorsa anında geri adım atıp yumuşayacaksın!
Hesapları şöyle:
Seçmenin aklında sert çıkışlarımız kalır ama geri adım atışımız kalmaz!
Böylece bizim oylarda fazla bir düşüş yaşanmaz.
★★★
Her yerde her fırsatta bir sürü ülkeye ve uluslararası kuruluşlara
sürekli posta koydular tehdit ettiler. Yıllardan beri böyle (idi).
Bazı sert çıkışların amacının ne olduğunu kendileri de bilmiyordu.
Örneğin kuruluş ilkelerine göre beş daimi ve değişmez üyesi olan (*ABD
*Rusya Çin İngiltere ve Fransa) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne
sürekli çağrıda bulundular:
“/*Dünya beş'ten büyüktür. Kararlarınızı ona göre alın haaa!. . Yoksa
bizden korkun bu düzeni değiştiririz!”*/
Zannettiler ki Birleşmiş Milletler korkacak /*“Aman Tayyip Bey'i daha
fazla kızdırmayalım”*/ deyip üye ülkeler yapısını değiştirecektir!
Ne oldu ne değişti?
Hiçbir şey! Feryatları boşa gitti.
★★★
Çeşitli zamanlarda *ABD'*ye de çıkışlar yaptılar…
“/*F-35 uçaklarımızı ver aksi halde biz de kendi önlemlerimizi alırız. ”*/
Ne uçaklar verildi ne de önlem almaları mümkün oldu!
İki milyar dolar trink para ödeyip Rusya'dan *S-400* füzeleri satın
aldılar. Amaç belli uluslararası konularda
Rusya ile birlikte Putin'i de yanımıza çekmekti.
Füzeler Türkiye'ye getirildi rivayete göre de kuruldu. (Aman dikkat
burada askeri sırları açıklayıp suç işlemiyorum. Bu haberler medyada
çıktı. Hakkımda yeni bir dava daha açılmasını istemem!)
Ama böylesine büyük bir bedel karşılığında satın aldığımız bu füzelerin
ne amaçla alındığı kimlere ve hangi ülkelere karşı kullanılacağı
bilinmiyor.
★★★
Suçladıkları posta koydukları ülke ve uluslararası kuruluşların en
başında doğal olarak *AB *Yunanistan ve *ABD* vardı.
(O kadar çok ki diğerlerini burada hiç saymıyorum. )
En başta *AB* geliyordu…
“/*Siz bizi almazsanız biz de kendi başımızın çaresine bakar ve gereğini
yaparız. ”*/
Neler söylediler neler!
“/*Siz kim oluyorsunuz da bizim işimize karışıyorsunuz…”*/
“/*Bize vize alma hakkını verin…”*/
Ancak kafaları en önemli bir konuyu almıyor almak istemiyordu.
*AB* ülkeleri Türkiye'de gerçek bir basın özgürlüğü demokrasi fikir ve
ifade özgürlüğü istiyordu. *AB* ülkelerinde terör çağrısı olmadığı
sürece gazeteciler siyasetçiler ve sıradan vatandaşlar çeşitli
bahanelerle hapishaneye tıkılmıyor haklarında anormal miktarlara ulaşan
yüklü tazminat davaları açılmıyordu.
★★★
Yıllar boyu sert çıktıkça çıktılar posta koydukça koydular tehdit
ettikçe ettiler…
Baktılar ki olmuyor sonunda geleneksel taktiklerine dönmek zorunda kaldılar…
“/*Olmuyor adamlara geri adım attıramıyoruz. Ekonomide ayvayı yemiş
durumdayız. O halde bu gavurlara dostluk elimizi uzatıp barış çubuğu
yakalım. Başka çare yok. ”*/
★★★
Partili cumhurbaşkanı derseniz çareyi birkaç gün önce buldu:
“/*Ben AB ülkelerinin Ankara'daki büyükelçilerini toplayıp bir yemek
vereyim ortamı biraz yumuşatmaya çalışayım. Bakarsınız ikna etmeyi
kafakola almayı başarırım!”*/
Büyükelçiler uzun süreden beri kullanılmayan Çankaya Köşkü'ne davet edildi…
Yemekler Saray'ın seçkin mutfak kadrosu tarafından hazırlanmıştı
gerçekten muhteşemdi.
Ortam son derece özgür ve demokratik idi!.*. *
O kadar ki büyükelçilere/*“Acaba içki alır mıydınız”*/ diye soruldu!
★★★
Ve Recep Tayyip onlara hitaben uzun bir konuşma yaptı…
○“/*Nihai hedefimiz AB'ye tam üyeliktir. AB'nin refahında Türkiye'nin de
payı olduğunu unutmayın. Çıkarlarımız örtüşüyor. Demokrasiden hukuka
kadar her alanda büyük reformlar yaptık. (?) Geleceğimiz Avrupa'dadır.
(Yani Katar'da değilmiş!) Sizinle yeni bir sayfa açalım şu bizim serbest
vize işini de çözelim. ”*/
★★★
Büyükelçiler beyefendinin bu tatlı sözlerini sessizce dinlediler. Bir
basın toplantısı olmadığı için soru sormaları falan zaten mümkün değildi.
Ama olsaydı ve büyükelçilerden biri şunu sorsaydı Recep Bey acaba nasıl
yanıt verirdi:
“/*Geçmişteki onca tehditleriniz ve hakaretlerinizden sonra şimdi
yumuşamış ve geri adım atmış görünüyorsunuz. Ne oldu da değiştiniz?
Yoksa siz hep böyle mi yaparsınız?”*/
İyi ki sormamış yoksa partili cumhurbaşkanı zora düşerdi!
★★★
Emin Çölaşan'ın notu: Büyükelçiler yemeğinde bir hükümet
üyesinden/*“Dışişleri Bakanım”*/ diye söz etti. Dil sürçmesi falan değil
bunu hep yapıyor:
“/*Benim bakanım benim valim benim genel müdürüm…”*/
Yok böyle bir şey bu sözler geçersizdir.
Türkiye Cumhuriyeti krallık padişahlık sultanlık hanedanlık değildir. O
devirler çoktan geçti bayım…
Doğrusu bakanımız valimiz genel müdürümüz olmak zorundadır.
Onlar devletin atanmış bürokratlarıdır.
Bu ülkede kimse kimsenin kulu değildir ve olamaz.
Bu anlamsız ve yakışıksız ağız alışkanlığını da artık değiştirmesini
dilerim.
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/emin-colasan/once-sert-cikacaksin-sonra-cark-edeceksin-6214434/
*/
================================
AYTUNÇ *ERKİN* : AMERİKA ŞİMDİ BUNU KONUŞUYOR
*17 Ocak 2021*
“/*Donald Trump'ın pahalı mirası…”*/ Bu başlığı *ABD* ‘derin devletinin'
düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi (*CFR*) attı… *CFR'*nin Başkanı
Richard N. Haass Trump'ın tarih sayfalarına nasıl yazılacağını anlatan
bir başyazı kaleme almış… Önemli mi? Evet önemli! Çünkü… Trump'ın nerede
hata yaptığını anlatan Haass yeni başkan Joe Biden'ı da uyarıyor. *CFR*
Başkanı Cumhuriyetçi Başkan Trump'ın üç konuda hata yaptığının altını
çizmiş.
Tespit*1*: Amerikan demokrasisine verdiği zarar
“/*6 Ocak 2021 olayları Trump destekçilerinin ABD Kongre Binası'nı
kuşatıp işgal ettiği olaylar başkanın medyayı şeytanlaştırma yerleşik
normları ihlal etme yalanları teşvik etme mahkemelerin otoritesini
sorgulama ve reddetme çabalarının bir sonucuydu. Trump'ın yasadışı
faaliyet ve şiddeti kışkırtması ve kışkırtması bardağı taşıran son damla
oldu. ”*/
Tespit*2*: İkinci tanımlayıcı konu *COVID-19*
“… /*ABD'nin kusurlu tepkisi aynı za manda milyonlarca iş ve işyerinin
(bazıları kalıcı olarak) ortadan kaybolmasına milyonlarca öğrencinin
geride kalmasına ve dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin ve
insanların Amerika'ya olan saygısını kaybetmesine neden oldu. ”*/
Tespit*3*: Amerika'nın dünyadaki konumunu baltalayan bir dış politika
“… /*Kuzey Kore Trump'ın Kim Jong-un ile kişisel diplomasisine rağmen
nükleer stokuna daha fazla ve daha iyi füzeler inşa etti. İran Trump
yönetiminin 2015 nükleer paktından (Ortak Kapsamlı Eylem Planı) tek
taraflı çıkışını takiben nükleer silah geliştirmek için ihtiyaç duyacağı
zamanı azalttı. Venezuela diktatörlüğü daha sağlamlaştı. Rusya Suriye ve
İran Amerika'nın askerlerini çekmesi ve yerel ortaklara destek
vermesinin ardından Ortadoğu'daki nüfuzlarını artırdı. ”*/
Peki… Biz bu tespitlerden ne anlamalıyız? Özellikle üçüncü maddeyi yani
‘başarısız dış politika'yı masaya yatıralım.
Biden ne yapacak?
Amerika'da etkin bir güce sahip olan *CFR *Trump döneminde/*“ABD'nin
etkisinin azaldığına”*/ dikkat çekti.
Bu demek ki… Biden'la birlikte eski günlere dönülmeli!
Yani… Venezuela'da yeniden ‘demokrasi' rüzgarları estirilmeli!
Yani… ‘Arap Baharı ihracı' bir kez daha hayata geçmeli!
*CFR'*ye göre ‘dünya kargaşa içinde ve *ABD'*nin etkisi azalmış' durumda:
Tespit*4*:/*“… Trump her iki eğilimi de (kargaşa ve etki) dramatik bir
şekilde hızlandırdı. Sonuç olarak miras aldığından çok daha kötü durumda
olan bir ülkeyi ve bir dünyayı teslim ediyor olmasıdır. Bu onun üzücü
mirası…”*/
Peki… Türkiye'yi ilgilendiren ne?
*SONUÇ*: *ABD'*li birçok analiste ve Biden'a yakın isimlere göre… *AKP*
iktidarı Joe Biden ile iyi bir ilişki kurmaya çalışacak ve çalışıyor.
*ABD* yönetiminde de Washington'un Türkiye'yi kendi tarafında tutmak
için ne gerekiyorsa yapması gerektiği konusunda bir fikir birliği olduğu
konuşuluyor. Esasa gerekçe de Türkiye'nin Rusya'ya daha fazla
yanaşmasını engellemek!
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/aytunc-erkin/amerika-simdi-bunu-konusuyor-6211889/
*/
================================
ALP TUFAN : *AMERİKAYA* *BİRLEŞİK* *DEVLETLER. *
*17 Ocak 2021*
İyi pazarlar sevgili okuyucularım evet yazımın başlığı *AMERİKA*
*BİRLEŞİK* *DEVLETLERİ* değil.
*AMERİKAYA* *BİRLEŞİK* *DEVLETLER *neden böyle bir başlık attım.
Şundan! Aylardır dünyada bir çok şimdiye kadar görmediğimiz sıkıntılar
varken bizde en önemli haber tüm gazatelerde sosyal medyada yazarlar
uzmanlar hepsinin köşelerinde ağızlarında *TURUMP* gidermi yerine
*BİDEN* gelirmi amerikada ne olur bizle ilişkileri ne olur her kafadan
bir ayrı yorum.
Çocukluğum gençliğim her gün *ABD* ordusu ile geçti sarısı çinlisi
beyazı latin hispaniği zencisi hepsini tanıdık.
Hatta *BAY* *ALKOLÜ* *TAKTİMİMDİRİN* romanı kahramanı gazeteci merhum
*HALİT* *ÇAPIN* ağabeyin anılarındaki subay amerikalı arkadaşı jim ile
viskinin rakı ile savaşının geçtiği rahmetli *SALİH* ağbinin mekanı
*BETON* *SALİH* restorantta bu amerikalılar ile yer içer dostluk yapardık.
Bizim savaş uçağının *RUS* hava kuvvetlerinin *SU-24* savaş uçağını
düşürdüklerinde ben moskova’da yaşıyordum o zaman derin istihbarat
blogspot.com adresinde *ZEKİ* *ARSLAN* rumuzlu yazılarımda bu şekilde
uçak düşürmenin tekniğini *BETON* *SALİH* *ASKERİ* *İLİMLER* *AKADEMİSİ*
isimli yazımla anlatmıştım uzun uzun.
Gelelim *ABD* devletine şu andaki görüntüsü bir gerileme dönemine
girsede şunu kabul etmek lazım her zaman son yüzyılın iki süper gücünden
bir tane.
Dünyanın geldiği şu yozlaşmış halinde maddenin herşeyin üstünde geçerli
olduğu maneviyatın bitmiş olduğu bir gezegende *ABD* devletinin
sıkıntılı olmasının hiç bir önemide kalmıyor.
Çünkü dünyayı bu maddesel sistemde ve yoğun kirlenmeden çıkarmak için
her yeri yakabilecek kudrette olan dünyayı yöneten güçler için artık
insanlığı fazla düşünecek bir durumda değilller.
Türkiye *AMERİKA* ilişkilerinde gelinen noktada dünya büyük bir kargaşa
içine gireceğinde Türlkiye ile hasmane tutumundan vazgeçmeyecektir.
Sonuna kadar bu coğrafya’yı gelecek için şekillendirmenin uğraşısı
içinde olucaktır.
*ABD* bunun startını*4 temmuz 2003 tarihinde* *SÜLEYMANİYE*’de *TÜRK*
*ÖZEL* *KUVVETLERİNİ* esir alarak başladı.
*2005* yılından sonrada ülke içinden yetiştirdiği insan kaynakları ile
bizi bugünlere taşıyan istediği yöne götüren bir seyir defteri yazdı.
Bundan sonrada ülke içinde kullandığı taşoron insan yapılarının onlar
için fazla bir önemi kalmadı onları kendi haline bırakacaktır.
Yıllar önce soğuk savaş döneminde avrupa’da kullandığı *LİBERTE* örgütü
içindeki kişilikleri*1980 li* yılların ortasında bıraktığı gibi.
Başkan *TURUMP*’un gidişi ile yeni başkan *BİDEN*’nin gelişi ile aslında
*ABD* dış politikasında hiç bir değişiklik olmayacak stratejik
planlanmış *ABD* politikası ne ise o uygulanacak.
Aslında bizim çok bilmiş uzmanlarımıza ve stratejiistlerimize bunun ne
kadar doğru olduğunu şurdan söyleyebilirim başkan yardımcısı *MİKE*
*PENCE*’nin hemen yeni başkan şeçilen *JONH* *BİDEN* yanında tutum
alması ve *ABD* menfatlerinin herşeyin üstünde olduğu ile ilgili
açıklaması.
Değerli dostlarıma bir yıl evvel sayın *MİKE* *PENCE* ankara’ya resmi
ziyaret için
geldiğinde uyarmıştım bu insana dikkat edin *ABD* için dünyayı yakar diye.
Gelelim bizim topluma anadolu insanı gençliğinde *ABD* o muhteşem
zenginliği ile tanışınca hepsi *ABD* bir hayranlık duymuş. *ABD* akıllı
bunu daha*1830 lu* yıllarda başlatmış.
Amerika’yı bizden daha çok hiç kimse sevemez. Kurtlar Vadisi dizisinin
baş rol karakteri sayın *NECATİ* *ŞAŞMAZ* bey bile amerikada’ki
anılarını anlatırken gözündeki neşeyi algılayabiliyorsun.
Ama dizide hep *AMERİKALILAR* ile çarpışıyordu.
Şimdi herkes başkan *BİDEN* ve ekibi ile iyi ilişkileri nasıl kurarız
onun peşinde ona göre gazetelerde yazı yazanlardan tut politikada sıcak
mesajlar geçenler hepsi var.
*2000* li yıllarda *TÜRKİYE*’de roman olarak yayınlanan *METAL*
*FIRTINA* aslında *ABD* ordu karargahı *PENTAGONUN* bir harp plan
tatbikatı.
Bu plan tatbikatındaki tüm senaryo üç aşşağı beş yukarı doğru.
Türk orduduna balyoz isimli kitabı yazan em.orgeneral *ERGUN* *SAYGUN*
paşanın *ABD* yaşadıklarını bu kitapta okuyun daha iyi anlarsınız.
Bazı kişilikler vardı *NETEKİM* paşa ile yemek yerken paşam siz bugünün
*ATATÜRKÜ* oldunuz bahçelerde enginar en güzel *MÜJDE* *AR* diye espiri
yapan vatandaşlarımız
bu mahir yetenekleri ile o günden bugüne gelen tüm liderlere aynı
şekilde yaklaştılar işte o güncen bugünede *ABD* ile geldiğimiz nokta
ortada.
Karekterli nesiller yetiştirme imkanımız olucakmı artık bilemiyorum en
önemlisi *REŞAT* *ÇİĞİLTEPE* gibi söz verdiği saatte alamadığı tepe için
kendini vuran koskoca ingiliz ordusunu *KUTUL* *AMAREDE* yenip esir alan
*OSMANLI* ordusu kumandanı *HALİL* *KUT* paşa gibi komutanlarımız ilerki
nesillerde olucakmı.
Dünya çok farklı bir yere gidiyor!
*SANA* *DÜŞMAN BANA* *DÜŞMAN*
*DÜŞÜNEN* *İNSANA* *DÜŞMAN*
*VATANKİ*;*BU* *İNSANLARI* *EVİDİR. *
*SEVGİLİM* *ONLAR* *VATANA* *DÜŞMAN. *
*NAZIM* *HİKMET* *RAN. *
*İYİ* *PAZARLAR *
*ALP* *TUFAN. *
/*
http://www.ngazete.com/amerikaya-birlesik-devletler-65166h.htm */
================================
*AKP'L*İ METİN KÜLÜNK DURAN EKONOMİDEN BİLİM İNSANLARINI SORUMLU TUTTU
/*'MİLLETİN EKMEĞİNDEN ELİNİZİ ÇEKİN'*/ DEDİ
*16 Ocak 2021*
*AKP'*li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen işadamı ve
*AKP* İstanbul eski Milletvekili Metin Külünk salgın tedbirleriyle
birlikte derinleşen ekonomideki krizden bilim insanlarını sorumlu tuttu.
Koronavirüs salgınıyla birlikte ekonomik krizi daha yakıcı biçimde
yaşayan milyonlarca yoksul yurttaş destek beklerken *AKP'*den ise mevcut
tablo karşısında bilim insanlarını sorumlu tutan bir çıkış geldi.
*AKP'*li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen *AKP*
İstanbul eski Milletvekili Metin Külünk konuyla ilgili sosyal medya
hesabından yaptığı paylaşımlarında Bilim Kurulu'nun ülke ekonomisi ve
siyaset üzerinde/*"vesayet odağı"*/ haline geldiğini öne sürüp
tedbirlerin gevşetilmesi çağrısında bulundu.
İşadamı kimliğiyle de bilinen Külünk bilim insanlarının/*"Ekran ekran
dolaşıp korku tellallığı yaparak ekonominin çarklarını durdurduğunu"*/
savundu salgından en ağır şekilde etkilenen sektörleri sıralayıp
durumun/*"sosyal boyut"*/una dikkat çekti.
Bilim insanlarına/*"Yarın tıbben bu virüsün tüm gerçekleri ortaya
çıktığında millete bugün söylediklerinizin gerçeğini öğrenildiğinde ne
anlatacaksınız?"*/ diye seslenen Külünk sözlerinin sonunda da/*"Bilim
adamı kimliği taşıyan bir kısmı isimler Yeter milletin ekmeğinden
elinizi ve dilinizi çekin"*/ ifadelerini kullandı.
/*
http://www.ngazete.com/akpli-metin-kulunk-duran-ekonomiden-bilim-insanlarini-sorumlu-tuttu-milletin-ekmegind-65156h.htm
*/
================================
İRAN DİPLOMATLARINA YÖNELİK TAVRI NEDENİYLE *ABD'Y*İ UYARDI:
ULUSLARARASI ADALET DİVANINA GİDERİZ
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü. /*"ABD'nin İranlı diplomatlara yönelik
yasa dışı eylemlerini durdurmaması halinde"*/ Uluslararası Adalet
Divanına şikayette bulunacağını belirten bir uyarı notunun Washington'a
iletildiğini bildirdi.
*16 Ocak 2021 Cumartesi 22*:*41*
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade ülkesinin /*"ABD'nin
uluslararası kurumlardaki İranlı diplomatlara yönelik yasa dışı
eylemlerini durdurmaması halinde"*/ Uluslararası Adalet Divanına
şikayette bulunacağını belirten bir uyarı notunun Washington yönetimine
iletildiğini bildirdi.
İran resmi haber ajansı *IRNA'*ya göre Hatibzade yaptığı açıklamada İran
Dışişleri Bakanlığının İsviçre'nin Tahran Büyükelçisi aracılığıyla
Washington yönetimine bir uyarı notu gönderdiğini belirtti.
Hatibzade notta Washington yönetiminin Birleşmiş Milletler Dünya Bankası
ve Uluslararası Para Fonu (*IMF*) gibi merkezleri *ABD'*de olan
uluslararası kurumlardaki İranlı diplomatlara yönelik yasa dışı
eylemlerini durdurmadığı takdirde merkezi Hollanda'nın Lahey kentinde
bulunan Uluslararası Adalet Divanına başvuracaklarının ifade edildiğini
bildirdi.
*ABD* yönetiminin söz konusu kurumlardaki İranlı diplomatlara yönelik
uzun süredir uluslararası yasalara aykırı olarak zorluk çıkardığını
belirten Hatibzade bu durumun diplomatların çalışmalarını aksattığını
kaydetti.
Kaynak: *AA*
/*
https://www.dikgazete.com/dunya/iran-diplomatlarina-yonelik-tavri-nedeniyle-abd-yi-uyardi-h590490.html
*/
================================
RUSYA'DAN *AB'Y*E İRİNİ TEPKİSİ
Rusya bayraklı bir kargo gemisinin İrini Operasyonu kapsamında Doğu
Akdeniz'de Yunan donanması tarafından durdurulmasına Kremlin'den sert
tepki geldi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova gemide
arama yapılmadan önce bayrak devletinin onayının alınması gerektiğini
vurguladı.
*16.01.2021 22*:*25*
/*"Adler"*/ isimli Rus kargo gemisi Akdeniz'de Avrupa Birliği'nin İrini
Operasyonu kapsamında Yunan donanması tarafından arandı.
Konuyla ilgili Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova
açıklama yaptı. Zaharova olaya tepki gösterdi.
Zaharova gemilerde arama yapılmadan önce bayrak devletinin onayının
alınması gerektiğini söyledi.
Rus sözcü Yunan makamlarıyla yaşanan hadisenin ayrıntılarını açıklığa
kavuşturmaya çalıştıklarını belirtti.
Zaharova İrini Operasyonu'nun şeffaf olmadığını da vurguladı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü /*"Bazı*//*'kuralları'*//*kendilerince
yeniden biçimlendiremeyeceğini söylemeye gerek yok. "*/ dedi.
Akdeniz'de Türk ticaret gemisi de uluslararası hukuka aykırı bir şekilde
durdurulmuş ve aranmıştı. Yunan komutanın kontrolündeki Alman
fırkateyninin silahlı ve teçhizatlı arama timi helikopterle gemiye
çıkmıştı.
/*
https://www.ulusal.com.tr/dunya/rusya-dan-ab-ye-irini-tepkisi-h274487.html
*/
================================
İSRAİL'DEKİ OKULLARDA KÜÇÜCÜK ÇOCUKLARA NELER ÖĞRETİYORLAR. KANINIZ
DONACAK
*17.01.2021 21*:*29*
İsraillilerin okulda çocuklara öğrettiklerine ilişkin bir video sosyal
medyada çok sayıda etkileşim aldı. İsrailli öğrencilere soru soran
öğretmenler /*“Mescid-i Aksa yıkılacak Arapları öldürmek istiyoruz”*/
gibi yanıtlar alıyor.
İsrail ve Filistin arasında sert gelişmeler yaşanmaya devam ederken
İsrail’deki okullarda öğrenim gören çocukların söyledikleri de şok
etkisi yarattı. Sosyal medyada çok kez paylaşılan ve etkileşim alan bir
videoda İsrailli çocukların Mescid-i Aksa ve Arap yaşıtlarına ilişkin
ifadeleri yer alıyor.
İsrailli çocuklar kendilerine yönetilen soruları birer birer cevaplarken
/*“Küdüs bizim için Kutsal Şehir anlamına geliyor Mescid-i Aksa çökecek
yıkılacak. Arap bir çocukla karşılaştığımız zaman içimizden öfke
geliyor. Öldürmek istiyoruz”*/ gibi ifadeler kullanıyorlar.
“AFERİN TÜM BİLGİLERİ ÖĞRENMİŞSİNİZ”
Söz konusu videonun sonunda konuşan kişi ise çocuklara dönerek /*“Aferin
bütün bilgileri öğrenmişsiniz umarım bu okuldaki başarılarınız devam
eder”*/ ifadelerini kullanıyor.
İZLEYİN
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/d/media/video.20210117213020.mp4 */
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/israildeki-okullarda-kucucuk-cocuklara-neler-ogretiyorlar-kaniniz-donacak-329246h.htm
*/
================================
HOLLANDA'DA TANRI AŞIYI YASAKLADI DEDİLER SALGIN HASTALIĞIN PENÇESİNE
DÜŞTÜLER
*17.01.2021 21*:*17*
Hollanda'nın bir köyünde anne ve babalar dini sebeplerle çocuklarına aşı
yaptırmadı. Bu durumun sonucunda da ülkede salgın hastalık olan kızamık
git gide yayılmaya başladı.
Protestan bir balıkçı köyü olan Urk’ta*9 çocuk* ve bir yetişkine kızamık
teşhisi kondu.
Aşılama oranları ulusal ortalamaya göre düşük olan köy halkının
ortalama*yüzde 61’i *kızamık aşısı yaptırmış durumda. Bu oran ülke
genelinde*yüzde 92 9* civarında.
Hollanda merkezli De Telegraaf’ta yer alan habere göre Hollanda Ulusal
Sağlık Hizmeti hastalarla temasta bulunmuş kişiler için nasıl bir tedavi
yöntemi uygulanacağını araştırıyor.
Gazeteye göre köydeki birçok kişi sadece Tanrı'nın yaşam ve ölüm
üzerinde hükmü olduğuna ve bu nedenle aşı yapmaya izin verilmemesi
gerektiğine inanıyor. Hollanda Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre
Enstitüsü’nden bir sözcü kızamık hastalığına yakalanan kişilerin
birbiriyle yakın ilişkileri bulunan iki ayrı aileden olduğunu belirterek
vakaların tecrit edilmiş durumda olduğuna dikkat çekti.
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/hollandada-tanri-asiyi-yasakladi-dediler-salgin-hastaligin-pencesine-dustuler-329237h.htm
*/
================================
*17.01.2021 20*:*11*
Diyanetten Yunanistan Başpiskoposuna yanıt
Diyanetten Yunanistan Başpiskoposuna yanıt
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Yunanistan Başpiskoposu
İeronimos'un/*"İslam'ın din olmadığı"*/ ve/*"Müslümanların savaş yanlısı
insanlar olduğu"*/ şeklindeki sözleri üzerine /*"Barış ve huzurun hakim
kılınması için gayret sarf etmesi gereken din adamlarının en önemli
vazifesi bir arada yaşama kültürüne katkı sağlamak olmalıdır. "*/
değerlendirmesinde bulundu.
Erbaş yaptığı yazılı açıklamada Yunanistan Başpiskoposu İeronimos'un
*OPEN* *TV* kanalında katıldığı Yunanistan'ın kurtuluş savaşıyla ilgili
programdaki sözlerine tepki gösterdi.
/*"İeronimos'un İslam'ı ve Müslümanları hedef alan iftiralarla dolu
mesnetsiz sözlerini"*/ şiddetle kınadığını söyleyen Erbaş söz konusu
ifadelerin toplumu kışkırtıp insanları İslam'a karşı kin düşmanlık ve
şiddete sevk ettiğini ifade etti.
detay
Nefret saçana değil Baro’ya soruşturma
/*
https://www.birgun.net/haber/nefret-sacana-degil-baro-ya-sorusturma-330596
*/
Bir dinin temsilcilerinin barış birlikte yaşama ve hoşgörü içeren
mesajlarla insanları kavga ve çatışmadan uzak barış içerisinde insanlık
ortak paydasında birlikte yaşamayı teşvik eden bir söylem üretmesi
gerekirken üstlendiği misyona yakışmayan açıklamalarda bulunmasının çok
talihsiz ve kabul edilemez olduğunu söyleyen Erbaş şunları kaydetti:
/*"Ayrıca Hristiyan dünyasının bu hastalıklı bakış açısına karşı gelmesi
gerektiğini de ifade etmek istiyorum. Müslümanları ötekileştirmeyi
hedefleyen bu tarz söylemler Müslümanlara karşı ırkçı bakış açısını
beslemekte canlarına ve ibadethanelerine saldırılara dönüşmektedir.
Barış ve huzurun hakim kılınması için gayret sarf etmesi gereken din
adamlarının en önemli vazifesi bir arada yaşama kültürüne katkı sağlamak
olmalıdır. "*/
detay
Adalet Bakanlığı izin verdi: Diyaneti eleştiren Ankara Barosu soruşturulacak
/*
https://www.birgun.net/haber/adalet-bakanligi-izin-verdi-diyaneti-elestiren-ankara-barosu-sorusturulacak-330516
*/
Erbaş /*"İnsanlığa barış̧ huzur esenlik merhamet şefkat adalet ve
fazilet aşılamanın yolu çatışmak değil birlikte yaşama ahlakını yeniden
yaşanır hale getirmekten geçmektedir. İslam medeniyeti her zaman farklı
dinlerden kültürlerden insanların asırlar boyunca bir arada yaşamasına
imkan vermiş ve herkese inancına göre yaşama hakkını sağlamış büyük bir
medeniyettir. Bu vesilesiyle bir kez daha hatırlatıyorum ki İslam dini
insanlığın ahlak merhamet adalet barış esenlik gibi ulvi değerlerle
buluşmasını amaç edinen bir barış dinidir. "*/ ifadelerini kullandı.
/*
https://www.birgun.net/haber/diyanetten-yunanistan-baspiskoposuna-yanit-330758
*/
================================
================================
Türk askerine/*“eşek*/*”*diyen Akit’çi isimden bu kez
sağlıkçılara*“*/*rüşvetçi”*/ iması
Akit *TV'*de yayınlanan bir programda Yeni Akit gazetesi haber müdürü
Murat Alan sağlıkçıların tepkisini çeken ifadeler kullandı...
*17.01.2021 19*:*53*
Akit *TV'*de yayınlanan bir programda Yeni Akit gazetesi haber müdürü
Murat Alan sağlıkçıların tepkisini çeken ifadeler kullandı.*6 bin
*liradan aşağı maaş alan hemşire olmadığını söyleyen Alan sağlıkçıların
sürekli/*'özlük hakları'*/ meselesini getirmesinden şikayet etti.
Sağlıkçıların yaşanılan kriz ortamında özlük hakları gibi konuları
açmamaları gerektiğini söyleyen Alan şunları söyledi:
“/*Afrin’e ordumuz gideceği zaman subaylarımızın ‘bizim özlük
haklarımızı verin’ demesi gibi. Yahu biz bunu mu konuşuyoruz? TSK’nın
oraya nasıl gireceğini mi konuşacağız yoksa sizin özlük hakları konusunu
mu? (…) Bu ne biliyor musunuz? ‘Rüşvetimi ver susayım’ mantığı gibi bir
şey. ”*/
Sağlık Çalışanları Hak ve Mücadele Derneği Twitter hesabından yaptığı
paylaşımda suç duyurusunda bulunacağını açıkladı. Dernek tarafından
yapılan paylaşımda/*"Sağlık Çalışanlarını rüşvet almakla itham eden ve
toplumu kin ve düşmanlığa sevk edici açıklamalar yapan Yeni Akit
Gazetesi Haber Müdürü Murat ALAN hakkında Savcılığa suç duyurusunda
bulunulacaktır. Hiç kimse vatanseverliğimizi sorgulayamaz!"*/ denildi.
Ankara Tabip Odası da yaptığı paylaşımda /*“#COVID19 pandemisine karşı
özveriyle mücadele eden sağlık çalışanlarına
*//*‘rüşvetçi’*//*karalamasında bulunan kamuoyunu yalan beyanla
yönlendirerek sağlık emekçilerine karşı kin ve düşmanlığa sevk edici
açıklamalar yapan @yeniakit Gazetesi Haber Müdürü
#MuratAlanHaddiniBil!”*/ ifadelerini kullandı.
Twitter’da #MuratAlanHaddiniBil etiketiyle altında yorumlar yapıldı.
Yayın esnasında seyircilerden tepkilere ise Murat Alan/*“kanalı
değiştirsinler o zaman”*/ diye cevap verdi.
İşte o sözler:
/*
https://odatv4.com/vid_video.php?id=90H6C */
Öte yandan Murat Alan geçen yıllarda katıldığı aynı programda Türk
ordusuna hakaret etmiş ve büyük tepki çekmişti. Akit'çi Murat Alan /*“O
hizaya gelmeyen apoletli Generalleriniz hepsi Erdoğan'ın arkasında saf
tutuyor. Oynaya oynaya eşşek gibi saf tutacaklar. Bu ülkede demokrasi
varsa bunu AK Parti iktidarı oturttu”*/ ifadelerini kullanmıştı.
Odatv.com
/*
https://odatv4.com/turk-askerine-esek-diyen-akitci-isimden-bu-kez-saglikcilara-rusvetci-imasi-17012155.html
*/
================================
MİCROSOFT'TAN YENİ PATENT: VERİLER SOHBET BOTUNA DÖNÜŞTÜREBİLECEK
Teknoloji devi Microsoft'un ortaya çıkan yeni patenti bir kişinin
verilerinin kullanımıyla sohbet botu oluşturulacağına işaret ediyor.*1
Aralık'ta* alınan patentteki teknoloji sohbet botunun baz alınan kişi
gibi yanıtlar vermesini sağlayacak.
*17 Ocak 2021 Pazar 16*:*34*
Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Ticari Marka Ofisi internet
sitesinde ortaya çıkan patente göre Microsoft bir kişinin kişiliğini
temel alan sohbet botu geliştirme üzerinde çalışıyor.
Belgede yer alan bilgiye göre teknoloji devi bu patenti*1 Aralık 2020
gününde* aldı.*21 sayfadan* oluşan belge sohbet botunun nasıl
çalışacağını bir kişinin kişiliğini nasıl kullanacağını ve hangi
verilerden yararlanacağını anlatıyor. Şirket patentinde sunduğu bu
yöntemle seçili bir kişinin veya varlığın sohbet edilebilir bir botunun
yapılabileceğini ifade ediyor.
*SOHBET* *ROBOTU* *HANGİ* *VERİLERDEN* *YARARLANIYOR*?
Microsoft'un patentinde gösterdiği teknoloji bir kişinin kişiliğini
benimseyebilmek için o kişinin sosyal verisine başvuruyor. Patentte
sosyal veriler arasında sosyal medya paylaşımları dijital resimler ses
kayıtları elektronik mesajlar yazılı mektupların ve benzer bilgilerin
yer aldığı belirtiliyor.
Bu bilgilerin alınmasıyla birlikte şirket patentte gösterilen adımlara
göre sohbet botunu eğitmek ve bir kişinin bakış açısıyla etkileşimde
bulunabilmek için kullanılabilecek bir/*'kişilik endeksi'*/ oluşturacak.
Bu endeksle birlikte sohbet botu eğitilecek ve bot baz aldığı kişiye
oldukça benzer şekilde sohbet edebilecek.
Kaynak: Webtekno
/*
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/microsofttan-yeni-patent-veriler-sohbet-botuna-donusturebilecek-1806738
*/
================================
GÜNER YİĞİTBAŞI : BAŞINIZA*65 TON* TAŞ DÜŞSÜN SİZLERİN
Bu ülkede*65 yaş* üstü insanlara yargısız infaz yapıyorlar yargı kararı
olmadan genelgelerle*65 yaş* ve üzerini evlere kapatarak özgürlüklerini
engelliyorlar.
Bunlar arasında geçinemeyip hala kayıt dışı çalışmak ek iş yapmak
zorunda olan bir sürü insan var iş yapıp para kazanacaklar ve evlerine
ekmek getirecekler.
Bunlara sokağa çıkamazsınız sadece saat*10. 00 *ile*13. 00 *arasında
yaya olarak sokağa çıkıp hava alabilirsiniz toplu taşıma araçlarına da
binmeniz yasak diyorlar.
Peki bu yasak ve kısıtlamalar karşılığında siyasal iktidar onlara ne
veriyor?
Kocaman bir hiç.
Kendisi vermediği gibi *CHP'*li belediyelerin onlara yapmak istedikleri
yardımları da engelliyorlar insafsızca.
*CHP* belediyeler üzerinden halk nezdinde itibar kazanmasın ve biz
seçimleri kaybetmeyelim diye sadece kendi koltuklarını düşünüyorlar.
Bunlar insanlıklarını kaybetmişler.
Sen*65 yaş* ve üzerini gözden çıkardıysan açıkça ve erkekçe söyle.
Devletin itibarı saraylarla uçaklarla sağlanmaz.
Devletin itibarı yaşlı insanlarına verilen değerle ölçülür batı
toplumlarında.
Siz; sarayınız uçaklarınız zevk ve safahatınız lüksünüz yandaş
müteahhitlerinizin ve oradan aldığınız ve yandaş vakıflara aktardığınız
komisyonlarınız için hazinenin içini boşaltınız ondan sonra da sokağa
çıkma yasağı getirdiğiniz insanlara işyerlerini zorla kapattırdığınız
esnafa bir kuruş devlet yardımı yapmayınız.
Sanki babanızın parasını vereceksiniz. Vereceğiniz para vatandaşın
vergilerinden oluşan kendi parası kendi parasıyla rezil olan insanların
yaşadıkları bizden başka bir ülke yok sanırım.
Bu ülkenin nüfusu yaklaşık*90 milyon *olmuştur.
Siyasal iktidar olarak böbürleniyorsunuz ve*18 seneye* rağmen hala iş
başında kalmaya devam etmek istiyorsunuz ama etkinliği bile tartışmalı
olan Çin aşısını bile insanlara özellikle yasaklar koyduğunuz eve
hapsettiğiniz*65 yaş* üstü insanlara hala tedarik edip uygulayamadınız.
Topu topu*3 milyon *doz aşı alabildiniz büyük bir gecikmeyle.
Her insana iki doz vurulacağına göre;*3 milyon *aşı ancak*1. 5 milyon
*insana yetecek bir aşı.
*90* milyon insana karşılık*1. 5 milyon *insana yetecek bir aşı.
Siz; acz içindeki insanlarına dandik Çin aşısı bile tedarik edemeyen bu
ülkeye itibarlı ülke mi demektesiniz? Sevsinler sizin itibarınızı.
Size bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Türkiye Cumhuriyetinin itibarı
ile siyasal iktidar olarak kendi itibarınızı birbirine karıştırmayınız
lütfen.
Siz içte ve dışta itibarını yitirmiş ülkeyi yönetemeyen hiç kimseye
güven veremeyen bir iktidar konumuna düşmüş bulunuyorsunuz.
*ATATÜRK'*ün kurduğu sizin şu anda tanınmaz ve itibarsız hale getirmeye
çalıştığınız T. C. Devletinin itibarı; *ATATÜRK* gibi Dünya'nın bir
numaralı asker ve devlet adamının başarıları ve itibarından sizden
önceki dönemlerdeki devlet geleneklerinden gelmektedir. Size rağmen T.
C. Devleti olarak itibarımız içeride ve dışarıda hala çok güçlüdür.
Devletin itibarı için sizin saraylarınızın ve uçaklarınızın katkısına
hiç gerek yoktur. Bilakis sizin saray ve uçaklarınız mevcut itibarımızı
da alıp götürmektedir.
Neymiş efendim siyasal iktidarın ileri gelenleri milletvekilleri siyasi
parti liderleri tanınmış politikacılar sıra harici ve öncelikle aşı
olmalılarmış ki; aşı karşıtı insanlarımız da onları örnek alarak
çekinmeden ve korkmadan aşı olmalılarmış.
Hadi oradan sen de.
Aşı olma sırasını torpillemenin mazeretidir bu aymazlığınız.
Madem öyle bu aşının*3. faz *çalışmasında niçin denek olmadınız?
Yok öyle yağma siz bu milleti enayi mi zannediyorsunuz?
Seçim olursa şayet sandıkta göreceksiniz bu milletin özellikle*65 yaş*
üzerindeki insanların uyanışını ve tokatını.
Ben *71 yaşındayım *bu ülkeye üç beş evraktan ibaret dosyası olan basit
it uğursuz adi hırsız yargılayarak değil klasörlerle ifade edilen önemli
dosyaların savcı ve hakimi olarak*25 sene* hizmet ettim ama daha ne grip
ne zatürreye ve ne de korona aşısı olamadım.
*65* Yaş üzeri insanları anayasaya ve yasalara aykırı olarak evlerine
hapseden ve suç işleyen toplu taşım araçlarını dahi yasaklayanlar bu
yasakların bir an önce kalkması için bu insanlara acilen aşı bulup
onların yargısız infazlarını sonlandırmak zorundadırlar.
Tabi gerçekten itibarınız ve insanlığınız varsa.
*17/01/2021*
Güner *YİĞİTBAŞI*
Hukukçu
/*
https://haberguncel.blogspot.com/2021/01/basiniza-65-ton-tas-dussun-sizlerin.html
*/
================================
GEERT WİLDERS’İN SEÇİM VAADİ TEPKİ TOPLUYOR
Hollanda'da*17 Mart'ta* yapılacak genel seçimlere ilişkin programını
açıklayan aşırı sağcı Özgürlük Partisi (*PVV*) öncelikli hedef olarak
yine/*"müslümanlarla mücadeleyi"*/ seçti. Tepki toplayan programın
ardından aşırı sağcı lider Wilders iktidara gelirse/*'Göçmenlik ve
İslamiyet'*/ten Kurtulma Bakanlığı' kuracağını camileri kapatacağını ve
Kur'an-ı Kerim'i ülkede yasaklayacağını açıkladı.
Güncellenme:*18*:*05 17*/*01*/*2021*
Özgürlük Partisi (*PVV*) lideri Geert Wilders’in iktidar olması
durumunda önceliklerinden birisi ülkesindeki Suriyeli sığınmacıları
derhal sınır dışı etmek ve Hollanda’ya Müslüman ülkelerden gelen göçü
engellemek olacak. Ana muhalefetteki aşırı sağcı partinin genel seçimde
yine sağcı seçmenlerin öncelikli tercihi olması bekleniyor.
Hollanda’da son yerel seçimlerde büyük sıçrama kaydeden diğer aşırı
sağcı Demokratik Forum Partisi’ndeki (FvD) bölünme seçmenlerin yeniden
Wilders’e yönelmesine neden oldu. Seçime*50 kişilik* bir aday listesi
ile giren *PVV*’nin ilk sırasında yine Geert Wilders yer alıyor. Seçim
bildirgesi ise yine İslam karşıtı görüşler içeriyor.
“GÖÇMENLİK VE İSLAMİYET’TEN KURTULMA BAKANLIĞI”
Hollanda medyasına göre aşırı sağcı partinin seçim programı/*“anti –
demokratik ve popülist. ”*/ *PVV *iktidara gelmesi halinde /*‘İslam
ideolojisinin yayılmasını’*/ yasaklamak istiyor.
Bu amaçla /*“Göçmenlik ve İslamiyet’ten Kurtulma Bakanlığı”*/ kurulacak.
Çifte vatandaşlığa sahip kişilerin oy kullanması yasaklanacak. İslam
okulları ile camiler kapatılacak Kur’an-ı Kerim de Hollanda’da
yasaklanacak.
Aşırı sağcı lider Wilders’in en önemli vaatlerinden biri de Suriyeli
sığınmacıları ülkelerine geri göndermek. *PVV*’nin iktidara gelmesi
durumunda Suriyelilerin geçici sığınma izinleri derhal iptal edilecek.
Aşırı sağcı parti Müslüman ülkelerden Hollanda’ya gelen göçmenlere de
kapıları kapatma vaadinde bulunuyor. *PVV* seçim bildirgesinde okullarda
her gün Hollanda bayrağının göndere çekileceği ve İslami eğitimin de
yasaklanacağı vurgulanıyor.
*25* *SANDALYE* *ALMALARI* *BEKLENİYOR*
*BBC* Türkçe’de yer alan habere göre aşırı sağcı parti yeni*10 bin
*polis memuru istihdam edilmesini /*“Hollanda sokaklarını geri almak
için”*/ gerektiğinde ordunun ihtiyaç duyulan yerlere konuşlandırılmasını
savunuyor.
Hollanda ürünlerinin kullanımının teşvik edilmesini Avrupa Birliği’nden
(*AB*) çıkılmasını savunan Wilders’in bir başka vaadi de eski Hollanda
parası guldene geri dönmek.
“/*Göçmen sokak teröristleri ve İslami tehlike*/*”*söylemini sıkça dile
getiren aşırı sağcı parti *“*/*ırkçılık suçlamalarına*/*”*kulak
tıkayarak *“*/*Başörtüsü olmayan geleneksel Hollanda rahatlığı olan bir
ülkeye dönmeyi”*/ vadediyor.
Şu anda*150 sandalyeli* temsilciler meclisinde*20 milletvekili* ile
ikinci büyük parti olan *PVV *son anketlere göre*17 Mart
*seçimlerinde*25 civarında* milletvekilliği kazanacak.
Anketlerde Wilders’in eski üyesi olduğu Mark Rutte liderliğindeki
liberal sağcı Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi (*VVD*) önde
gidiyor. *VVD*’nin*40 civarında* sandalye kazanacağı tahmin ediliyor.
Hollanda'da kriz büyüyor: Hükümet istifa etti
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/dunya/hollandada-kriz-buyuyor-hukumet-istifa-ediyor-6212675/?utm_source=ilgili_haber&utm_medium=free&utm_campaign=ilgilihaber
*/
İslam karşıtı *PEGIDA* hareketinden çirkin provokasyon
/*
https://www.sozcu.com.tr/2020/dunya/islam-karsiti-pegida-hareketinden-cirkin-provokasyon-6188828/?utm_source=ilgili_haber&utm_medium=free&utm_campaign=ilgilihaber
*/
Geert Wilders'in Erdoğan paylaşımına sert tepki
/*
https://www.sozcu.com.tr/2020/dunya/geert-wildersin-erdogan-paylasimina-sert-tepki-6097247/?utm_source=ilgili_haber&utm_medium=free&utm_campaign=ilgilihaber
*/
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/dunya/geert-wildersin-secim-vaadi-tepki-topluyor-6215328/
*/
================================
*CHP'L*İLER SOSYAL MEDYADA BU VİDEOYU PAYLAŞIYOR!/*'NEREYE GİTTİ BU
PARALAR?'*/
*CHP'*liler sosyal medya hesaplarından Erdoğan'ın ekonomiye dair
açıklamalarının olduğu videoyu Kılıçdaroğlu'nun/*"Nereye gitti bu
paralar?"*/ sözleri ile birleştirerek paylaştı.
*17 Ocak 2021 17*:*18* / Siyaset
*CHP'*liler sosyal medya hesaplarından *AKP* Genel Başkanı ve
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomiye dair açıklamalarının
olduğu videoyu *CHP* Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun/*"Nereye gitti
bu paralar?"*/ sözleri ile birleştirerek paylaşmaya başladı.
*CHP* İstanbul Gençlik Kolları'nın sosyal medya hesabından/*"Sen milyar
sen para çekmişsin sen bu parayı ne yaptın?"*/ notuyla paylaşılan video
şöyle:
/*
https://cdn.webeyo.com/c/5/3/1/chp-liler-sosyal-medyada-bu-videoyu-paylasiyor-nereye-gitti-bu-paralar/chp-liler-sosyal-medyada-bu-videoyu-paylasiyor-nereye-gitti-bu-paralar-480p.mp4
*/
/*
https://www.gercekgundem.com/siyaset/244688/chpliler-sosyal-medyada-bu-videoyu-paylasiyor-nereye-gitti-bu-paralar
*/
================================
*MÜESSER* Y*ILDIZ* : MAHKEMEDE/*"BU NASIL OLUR"*/ DEDİRTEN OLAY
Godot'yu bekler gibi /*"Hukukta reform"*/ paketi beklenedursun
mahkemelerimizde neler yaşanıyor onu anlatayım...
*17.01.2021 15*:*09*
Erdoğan hukukta yeni reform müjdesini ilk olarak*13 Kasım'da* partisinin
Tekirdağ İl Kongresi'nde şu sözlerle duyurdu:
“/*Bakanlıklarımız ve kurumlarımız yanında ilgili tüm kesimlerle yakın
diyalog ve iş birliği halinde ülkemizde ekonomide ve hukukta yeni bir
reform dönemi başlatıyoruz. ”*/
Benzer ifadeleri sonrasında da birkaç kez tekrarladı.
Nihayetinde*27 Kasım'da* iktidarı destekleyen Yeni Şafak Gazetesi
/*“Reform paketinin 10 Aralık İnsan Hakları Günü'nde açıklanmasının
beklendiğini*/*”*yazdı. Söz konusu haberde paketin ayrıntıları da
aktarılıp *“*/*Özgürlük ve güvenlik hakkı adil yargılanma hakkı ifade
özgürlüğü kadın ve engelli haklarının geliştirilmesi ile bürokraside
yaşanan sıkıntıların giderilmesi gibi başlıklar var”*/ denildi.
*10* Aralık geçti ancak ortada hâlâ bir şey yok.
Erdoğan son olarak*5 gün *önce *AB* Büyükelçileri ile yaptığı toplantıda
hukuk ve ekonomi alanında yeni reformların hazırlıkları içinde
olduklarını tekrarlayıp şunu söyledi:
“/*Son aşamasına gelen çalışmaları inşallah yakında kamuoyumuzla
paylaşacağız. Bu çerçevede Reform Eylem Grubu'nu da toplayarak kapsamlı
bir değerlendirme yapacağız. ”*/
Godot'yu bekler gibi hukukta reform paketi beklenedursun
mahkemelerimizde neler yaşanıyor onu anlatayım.
*DEVLET* *ÖDÜNÇ* *MADALYALI*/*“FETÖ'CÜ”*/
Ankesörden arandığı iddiasıyla yargılanan sanık bir Güneydoğu gazisi.
Hikâyesi ise özetle şöyle:
*1997'*de Üsteğmen iken tuzaklı mayın patlaması sonucu bir gözünü
kaybetti. Devlet övünç madalyası verildi.
Emekliye ayrılmadı *TSK'*da görev yapmaya devam etti.
*15* Temmuz darbe teşebbüsü yaşandığında evindeydi. Silahını alıp
doğruca Genelkurmay'a gitti. Kimliğini gösterip /*“Siz ne
yapıyorsunuz?”*/ diye tepki gösterdi. Görevliler belindeki silahı alıp
onu oradan uzaklaştırdı. Yaşadıkları hakkında Pazartesi günü amirlerine
yazılı bilgi verdi. Soruşturma geçirdi.*2 gün *gözaltında kaldıktan
sonra yurtdışına çıkma yasağıyla serbest bırakıldı. Bu soruşturma*2017
yılında *takipsizlikle sonuçlandı.
Artık kıdemli albaydı ve*1 yıl *sonra bu defa ankesörlü telefon
soruşturmasıyla karşılaştı. İddialara göre *2011-2014* yılları arasında
mahrem imamlar tarafından aranmıştı. Gözaltına alındı yine yurtdışı
çıkış yasağıyla serbest bırakıldı.
Ancak soruşturma geçirdiği için*2018 yılında *kadrosuzluktan emekli
edildi. Yaş haddi gelmediği ve çalışma süresi dolmadığı için emekli
maaşı bağlanmadı sadece gazilik maaşı alabildi.
*İDDİANAMESİ* *İADE* *EDİLDİ*
Hakkında*2018 Haziran'ında* hazırlanan iddianameye gelelim.
Mahkeme söz konusu iddianameyi oybirliğiyle Cumhuriyet Savcılığına iade
etti. İade gerekçeleri dikkat çekiciydi.
Özetle;/*“İddianamenin delil toplanmadan hazırlandığı sadece polisin
araştırma tutanağı ve HTS raporuna dayandırıldığı hiçbir araştırma
yapılmadığı”*/ bildirildi.
Söz konusu eksikliklerin giderilmesi istenirken şunlar da vurgulandı:
“/*İddianın şüpheye yer vermeyecek şekilde olması için bu hususta
bilirkişi görevlendirilip rapor tanzim edilmesi yoluna gidilmesi
gerekirken doğrudan dava açıldığı... İddianın ortaya konulmasının
bilirkişi incelemesine bağlı olduğu durumlarda bilirkişi incelemesinin
mahkemece yapılması gerektiği yönündeki kabulün soruşturma işlemlerinin
mahkemelerce yerine getirilmesi anlamına geleceği...”*/
Sonrasında neler mi oldu?
Cumhuriyet Başsavcılığı iade kararına itiraz etti. Bir üst mahkeme bu
itirazı kabul edip iade kararını kaldırdı.
Neticede ilk duruşma iddianamenin kabulünden*5 ay *sonra yapıldı. Ancak
iade kararı yüzünden midir bilinmez mahkeme başkanı çoktan başka bir
yere tayin edilmiştir.
*DURUŞMALARDA* *NELER* *OLDU*
Bu dosyada şu ana kadar*8 celse* yapıldığını ve neredeyse her duruşmaya
farklı heyetin çıktığını belirtip devam edelim.
Mahkemenin yazdığı müzekkerelere cevap gelmediği ve dosyada bir yığın
eksiklik olduğu halde daha üçüncü celsede Savcı esas hakkındaki
mütalaasını vermeye hazır olduğunu söyledi.
Ancak aynı savcı sonraki celselerde dosyadaki eksikliklerin giderilmesi
yönünde görüş bildirdi.
Yedinci celsede heyetin yanı sıra savcının da değiştiği görüldü.
Celselerde alınan ara kararlar uyarınca sanık Gazi'nin çalıştığı tüm
illere yazı yazılıp ankesör kayıtları istendi... Hakkında itirafçı
beyanı bulunup bulunmadığı soruldu... Bank Asya hesabı sorgulandı...*312
kodlu* aramaların şifreleme olup olmadığı araştırıldı. Bilgi
Teknolojileri Kurumu (*BTK*) bunun o dönemde yaşanan bir/*“Sistem
hatasından”*/ kaynaklandığı cevabını verdi... Hasılı tüm araştırma
sonuçları sanığın lehineydi.
Son olarak sanığın *HTS* kayıtlarının Mahkeme tarafından resen seçilecek
bir bilirkişiye incelettirilip analiz raporu alınması kararlaştırıldı.
*SON* *CELSEDE* *GÖRDÜKLERİM*
Dosyayı yargılanan kişinin bir Gazi olması sebebiyle dikkat çekici
bulmuştum. Bu yüzden /*“Bir de duruşmayı izleyeyim”*/ diyerek son
celseye gittim.
Neler mi oldu?
Salonda sadece sanık Gazi ve avukatı vardı. Tabii üç hakim ve katip de...
Savcı mı? Yoktu cübbesi koltuğunun üzerindeydi.
Mahkeme Başkanı Gazi'nin avukatına bilirkişi raporunu görüp
görmediklerini sordu.
Avukat raporun gece saat*23.00'te UYAP'*a yüklendiğini bu yüzden*29
sayfanın* ancak*15 sayfasını* okuyabildiğini söyledi.
Başkan tutanağa yazdırmaya başladı. Avukat istenen diğer belgelerle
ilgili açıklamalar yaptı. Bunlar da kayda geçirildi.
Bu arada Savcı yerini aldı.
Avukat konuşmasını sürdürürken gözü önündeki ekrana kaydı. Gördüğü
karşısında şaşkınlıkla /*“Savcı mütalaasını vermiş. Bu nasıl olur?
Bilirkişi raporu daha dün gece geldi? Rapor üzerinde konuşmadan Savcı
nasıl mütalaa verebilir?”*/ diye tepki gösterdi.
Savcı'dan şu cevap geldi:
“/*Flash bellekle kaydettirdim...”*/
Avukat bir kez daha bilirkişi raporunu dikkate alıp almayacağını sorunca
Mahkeme Başkanı /*“Niyet okumaya gerek yok”*/ diyerek müdahale etti.
Sonrasında şu diyaloglar yaşandı:
Avukat: Karşınızda *TSK'*nın gazi bir subayı var.
Başkan: O zaman siz yerine geçin mütalaayı siz verin.
Savcı: Ben raporu incelemişim bildirmişim.
Avukat: Benim savunmam bitmeden mütalaa vermek usulde var mı? Mütalaada
bilirkişi raporunun gözetilmesini istiyorum. Dün akşam gelen raporu ne
zaman okudunuz?
Başkan: Dün gördük bilirkişi raporunu.
Avukat: Bilirkişi raporu okunmadan mütalaa verildiğini kayda geçirin.
Elbette ki bu yaşananlar kelimesi kelimesine kayda geçmedi ancak Avukata
atfen şu ifadeler tutanakta yer aldı:
“/*Biz savunma yaparken zabıtta mütalaaya ilişkin kısmı da görmüş
bulunmaktayız. Dolayısıyla bizim savunmamız gözetilmeksizin mütalaanın
hazırlandığı kanaatindeyiz. Bu hususun da mahkemenizce gözetilmesini
talep ediyoruz. ”*/
Sonrası mı?
Mahkeme Başkanı Savcıya/*“Tevsii tahkikat”*/ (kovuşturmanın
genişletilmesi) talebi olup olmadığını sordu.
Savcı /*“Dosya bilirkişi raporu ile birlikte tarafıma fiziken teslim
edilmiş olup ona göre de dosyayı bir kül halinde inceleyerek yalnızca
bilirkişi raporuna bağlı kalmaksızın esas hakkındaki mütalaamızı
hazırladık tevsii tahkikat talebimiz yoktur. ”*/ dedikten sonra şu
mütalaayı verdi:
“/*Yapılan soruşturma ve kovuşturma sonucu toplanan delillerden sanığın
kullanımındaki .... nolu GSM hattından 2011-2014 yılları arasında sayıca
çokça arama/aranma ve ardışık aranmalarının olduğunun tespit edildiği
tüm dosya kapsamında sanığın TSK askeri yapılanma içerisinde FETÖ/PDY
silahlı terör örgütü mahrem imamına bağlı olduğu organik ve hiyerarşik
yapı içerisinde yer aldığı ve üzerine atılı FETÖ/PDY örgüt üyeliği
suçunu işlediği anlaşılmakla; Sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi
kamu adına talep ve mütalaa olunur. ”*/
Avukat dayanamadı bilirkişi raporunu göstererek /*“Bakın ardışık arama
yok yazıyor”*/ diye bağırdı.
Mahkeme Başkanı /*“Esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapacaksanız
dinleyelim”*/ karşılığını verdi.
Peki bizzat Mahkemenin tayin ettiği bilirkişi tarafından hazırlanan*29
sayfalık* raporun sonuç ve kanaat bölümünde ne mi yazıyordu? Şunlar:
“/*Sanığın sabit aramaları ve irtibatlı kişiler olan görüşmeleri
incelendiğinde; sabit aramalar sonrasında periyodik ya da ardışık
belirli kişi ya da grup araması yapmadığı irtibatlı kişiler ile
görüşmelerinde belirli bir düzen olmadığı ardışık ya da periyodik olarak
belirli kişi ya da grup aramasına rastlanmamıştır ve aramalarında
şifreleme (alan kodu çevirerek arama) yapmadığı görülmüştür. ”*/
Sonuç mu? Sanık ve avukatının talebi üzerine Mahkeme esas hakkındaki
mütalaaya karşı savunmalarını yapmaları için duruşmayı ileri bir tarihe
erteledi.
Salondan çıkarken Mahkeme Başkanı ve Savcının bu peşin mütalaa yüzünden
tartışmaya başladığını duydum!.*. *
Evet /*“Hukukta yeni reform”*/ mu demiştiniz?
Müyesser Yıldız
Odatv.com
/*
https://odatv4.com/mahkemede-bu-nasil-olur-dedirten-olay--17012111.html
*/
================================
ALP KIRIKKANAT : İSTİKŞAF FARKI
*15*:*4417 Ocak 2021*
Dünyada ve çevremizde yaşanan ve sürekli değişkenlik gösteren olayları
anlamak; eskisine oranla daha zorlaşmaya başladı. Olaylar çok hızlı
gelişiyor ve ezberleri zorluyor. Bilinen klasik yöntemlerin kimi zaman
bir işe yaramadığı görülüyor. Hele bir de geçmişte gösterilmesi gereken
tavırlarda atalet içinde kalındıysa; sorunlar daha da ağırlaşıyor. Ancak
uygulanabilir yöntemlere ve çıkarlarımızı gözeten yaklaşımlara
ihtiyacımız olduğu kesin. Bölgemizde çizilen zikzaklar başımızı sonradan
daha büyük belalara sokabilir. Örneğin Yunanistan’la aramızda başlayacak
olan istikşafi (*) görüşmeler birçok haklı tepkiyi beraberinde getirdi.
Karşı taraf istikşafi görüşmelerde iki ülke arasındaki kıta
sahanlıklarının belirlenmesinden başka hiçbir konuyu görüşmeye niyeti
olmadığını sürekli beyan ediyor. Yani işgal ettiği adaların hesabını
bile soramayacağım. Bu anlamda şimdiye kadarki tezlerimizle ve
denizlerde yapılan faaliyetlerimizle örtüşmeyeceği düşünülen bu tip
görüşmelerden ne sonuç çıkacağı şüpheli. Her iki tarafın açıklamalarına
baktığınızda bu görüşmelerin ön koşullu ya da ön koşulsuz mu olacağı da
tam olarak anlaşılmıyor. Bizi bu görüşmelere ikna eden hususların ne
olduğu da çok açık değil. Durum böyle olunca da daha fazla bilginin
ortaya çıkmasını beklemekten başka çare kalmıyor.
Ancak karşı taraf çılgınca silahlanma yarışına hazırlanır bir görüntü
çizmeye başladı. *ABD *Alman ve Fransız menşeili silahların peşinde
koşuyorlar. Milyar dolarlık borçlanmaları göze alıyorlar. Baştan beri
iddia ettiğim konu şu oldu: Doğu Akdeniz’deki konsantrasyonumuzu bozmak
üzere bizi Ege’deki sorunlara çekiyorlar. Ancak baktılar olmuyor; Doğu
Akdeniz’i de işin içine katan bir tutum sergilediler. Bunu Yunanistan’ı
silahlanma yarışına sokan ülkeler istiyor. Savaş istediklerinden değil
zamana oynadıklarından… Bu durum Yunanistan’ın da işine yarıyor.
Ekonomik durumumuzun iyi olmaması da işin cabası. Ama Yunan tarafında da
ekonomi çökmüş bir görünüm içinde. Geçen yılın son çeyreğinde
ekonomisi*yüzde 14 küçüldü. *İki ülkenin de anlaşması çok uzun zaman
alacak. Her iki tarafın da bir çizgide dengeye getirilmesinin ve
sorunların özellikle Doğu Akdeniz’de mümkünse şimdilik dondurulmasının
ya da görüşmeler yoluyla zamana yayılmasının istendiğini düşünüyorum.
ÇÜNKÜ ORTA DOĞU’DA VE DİĞER FARKLI BÖLGELERDE YENİ GELİŞMELER SÖZ
KONUSU. ÇÜNKÜ ORTA DOĞU’DA VE DİĞER FARKLI BÖLGELERDE YENİ
GELİŞMELER SÖZ KONUSU.
Trump yönetimi giderayak *ABD* Merkez Komutanlığı’nın (*CENTCOM*)
faaliyet alanının genişletilmesi kararını aldı. *ABD* Avrupa Komutanlığı
görev alanında yer alan İsrail İran'a karşı iş birliğini teşvik etmek
maksadıyla; Ortadoğu ülkeleriyle birlikte *CENTCOM*’un sorumluluk alanı
içine dahil edilmiş oldu. Bu yeni durum aslında bir sürpriz değil. Geçen
yıl içinde İsrail’in bir kısım Arap ülkeleriyle yakınlaşması
gündemdeydi. Şimdi İsrail’le birlikte tüm Orta Doğu için bir güvenlik
mimarisi tasarlanıyor. Geçtiğimiz kasım ayında İranlı üst düzey kişilere
yapılan suikastler ve aralık ayında bir İsrail denizaltısının Hürmüz
Boğazı açıklarında görülmesi mücadele mikyasının artacağını gösteren
emarelerdi.
*CENTCOM*’un faaliyet alanının genişlemesinin sadece İran’a karşı olduğu
söylenebilir mi? Şahsi kanaatim: hayır. Rusya ve Çin’in de son dönemdeki
Orta Doğu faaliyetleri Batı için oldukça rahatsızlık verici boyutlara
ulaştı. Bu faaliyetlerin İran’la entegre bir hal alma olasılığı ise
endişeleri artıran daha farklı bir durumu ortaya koyuyor.
Suriye ve Libya’dan başlayarak konum almaya çalışan Ruslar; Mısır’ın
Port Said limanının doğusuna bir sanayi kompleksi inşasına hazırlanırken
diğer yandan Sudan’da bir deniz üssü açmayı hedefliyorlar. Bazı açık
kaynaklarda Sudan’daki üssün lojistik ağırlıklı bir üs olacağı
belirtiliyor. Kızıldeniz’in kuzeyi ve ortasındaki batı kıyı şeridinde
hal böyleyken; güneyinde ise Bab el*-M*andeb geçidinin doğu kıyısında
bulunan Yemen’deki İran destekli grupların yarattığı tehditler de bir
başka durum olarak görülüyor. Bab el*-M*andeb’in batı kıyısındaki
Cibuti’de ise sürekli gelişen bir Çin deniz üssü mevcut.
Görüldüğü üzere Suriye’nin Lazkiye ve Tartus kıyılarından başlayan;
Süveyş’den devam ederek Kızıldeniz’in güneyine kadar ulaşan enteresan
bir şerit oluşmuş durumda. Arap yarımadasının batısını Batı’nın gözüyle
bir kuşatma altında olduğunu düşündürecek bir durum söz konusu. Peki ya
doğusu? Orada da İran var. Daha doğuda ise Pakistan kıyılarına yavaş
yavaş Çin sokuluyor. Gwadar limanının işletmesini*40 yıllığına *üstlenen
Çin’in burada bir deniz üssü kurmayı planlayabileceği yönünde tahminler
yapılıyor.
Bütün bunlar olurken Yunanistan’ın arkasında olduğu görülen bazı
ülkeler; geçen yıl Orta Doğu’nun yanı sıra Pasifik’te de zor anlar
yaşadılar. Çin’e karşı Pasifik’te kuvvet yapısını oluşturmakta zorlanan
bir *ABD* var. Donanmasındaki personel ve materyal sorunları devam
ediyor. Diğer yandan Pasifik’te kolonilerini elinde tutmakta zorlanan
bir Fransa söz konusu. Avustralya’nın doğusundaki Yeni Kaledonya’da
geçen yıl yapılan referandumda ada kıl payı bir oy oranıyla Fransa’da
kaldı.*2022’de *yeni bir bağımsızlık referandumunun yapılması
bekleniyor. Sadece iki gemiden müteşekkil Jeanne d’Arc isimli bir deniz
görev grubu şimdiden bu sularda dolaşmaya başladı.
Bütün bu olan bitenlerin arka yüzünde ekonomik sebepler bulunmakta ve
her aktör askeri gücü nispetinde konum almaya çalışmaktadır. Batı
açısından sıkıntılar büyük ancak herkes kendi çıkarı için çalışıyor.
Yunanla uğraşırken bizi yaptırımlarla tehdit eden gerçek rakiplerin;
hangi bölgelerde ve ne anlamda sıkıştıklarını da dikkate almamız
gerekiyor. O nedenle bizden uzak coğrafyalarda olsalar bile /*‘‘bizi ne
ilgilendirir?’*/’ diyemeyeceğimiz bir durum söz konusu.
Netice itibarıyla Orta Doğu ve Pasifik’te türlü problemlerle uğraşan bir
kısım Batılı ülkelerin Ege Denizi ya da Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın
bizle çatışmasını isteyebileceğini düşünmüyorum. O nedenle olsa gerek
kendilerine üs ve kolaylık sağlayan Yunanistan’ın hezeyanlarını bir
kısım silah satışlarıyla gidermeye çalışırlarken; bizi de yaptırım
tehditleriyle baskı altına alarak olası bir uzlaşı için masaya çekmeye
çalıyorlar.
Ortaya koymaya çalıştığım bu fotoğraf içinde şimdilik içeriğinin ne
olduğu tam olarak belli olmayan ön koşullu ya da ön koşulsuz deniz yetki
alanlarımızın geleceğini etkileyebilecek görüşmelere razı olmak biraz
tuhaf kaçıyor. Açık kaynaklara bakarak görüşmelere dair gerçeğe yakın
bir yorum yapabilmek için resmin en azından bir kısmının ortaya
çıkmasını beklemek gerekiyor. Ancak madem görüşmeye karar verdik o
takdirde; görüşmelerin başka bir seyirde cereyan etmesini sağlayacak
önerilere de kulak vermek gerekiyor. Örneğin şimdilik ekonomi sanayi
denizcilik ve turizm gibi iş birliğine açık konulardan başlanabilir.
Ancak siyasi ekonomik ve askeri yönlerden kaderini bu kadar dışa bağımlı
bir hale getirmiş bir ülkeden bunu beklemek çok doğru olur mu? İhtimal
çok az ama denenebilir. Bu kapsamda farklı bir istikşafa gereksinimimiz
olduğunu düşünüyorum. Dibini görmediğimiz kuyuya inmekten iyidir.
(*) Türk Dil Kurumuna göre istikşafın anlamı; tanıma açınsama. Ancak
diplomatik bir terim olan istikşafi görüşmeler keşif tanıma amaçlı
görüşme anlamına geliyor.
Kaynaklar:
Berberakis Stelyo /*‘‘Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias: Türkiye eski
Türkiye değil’*/’ *BBC* News*10 Ocak 2021 *
/*
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55611192 */**(*17 Ocak 2021*)
‘‘/*Yunanistan ekonomisi çöküşte’*/’ Deutsche Welle*03 Eylül 2020
*/*
https://www.dw.com/tr/yunanistan-ekonomisi */çöküşte/a*-54804460
*(*17 Ocak 2021*)
‘‘/*Son Dakika: O tarihte Türkiye'ye karşı savaşa hazır olacak!
Manşetten duyurdular...’*/’ Milliyet Gazetesi*17 Aralık 2020
*/*
https://www.milliyet.com.tr/galeri/son-dakika-haberleri-turkiyeye-karsi-savasa-hazir-olacagi-tarihi-mansetten-verdiler-6382034/15
*/**(*17 Ocak 2021*)
Vandiver John /*‘‘CENTCOM mission expands to include Israel’*/’ Stars
and Stripes*15 Ocak 2021 *
/*
https://www.stripes.com/news/middle-east/centcom-mission-expands-to-include-israel-1.658602
*/**(*17 Ocak 2021*)
Nadimi Farzin /*‘‘Submarine Movements on Iran’*/s Doorstep: Military and
Legal Implications’’ The Washington Institute for Near East Policy*29
Aralık 2020
*/*
https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/submarine-movements-irans-doorstep-military-and-legal-implications
*/ (*17 Ocak 2021*)
Kırıkkanat Alp /*‘‘Rusya-Mısır Ortaklığının Düşündürdükleri’*/’ Alp
Kırıkkanat Seyir Defteri*17 Ekim 2020
*/*
http://www.alpkirikkanat.com/makale-detay/103/rusya-misir-ortakliginin-dusundurdukleri
*/ (*17 Ocak 2021*)
Lokeren Van /*‘‘A Russian logistic support base in Sudan?’*/’ Russian
Fleet Analysis Blog*12 Kasım 2020 *
/*
https://russianfleetanalysis.blogspot.com/2020/11/a-russian-logistic-support-base-in-sudan.html
*/ (*17 Ocak 2021*)
‘‘/*Putin Sudan'da Rus donanma üssü kurulmasına yönelik kararı
onayladı’*/’ Euro News*17 Kasım 2020
*/*
https://tr.euronews.com/2020/11/17/putin-sudan-da-rus-donanma-ussu-kurulmas-na-yonelik-karar-onaylad
*/ (*17 Kasım 2021*)
Cabestan Jean*-P*ierre /*‘‘China’*/s Djibouti naval base increasing its
power’’ EastAsia Forum*16 Mayıs 2020
*/*
https://www.eastasiaforum.org/2020/05/16/chinas-djibouti-naval-base-increasing-its-power/
*/ (*17 Ocak 2021*)
Hergünşen İsmet (E) Dz. Kur. Alb. /*‘‘Türk-Yunan İstikşafi
Görüşmeleri’*/’ Veryansın Tv*13 Ocak 2021
*/*
https://www.veryansintv.com/turk-yunan-istiksafi-gorusmeleri */ (*17
Ocak 2021*)
‘‘/*İstikşafi kelimesi ne anlama geliyor? (İstikşafi görüşme ne
demek?)’*/’ *NTV 12 Ocak 2021
*/*
https://www.ntv.com.tr/turkiye/istiksafi-kelimesi-ne-anlama-geliyor-istiksafi-gorusme-ne-demek
*/ D_hgRrse2kKrf*EBT5OSE-*w (*17 Ocak 2021*)
/*
http://www.ngazete.com/istiksaf-farki-65221h.htm */
================================
OSMAN *AYDOĞAN*: TEMCİT FÜZELERİ
*17 Ocak 2021*
/*"TEMCİT’’ VE "TEMCİT PİLAVI""TEMCİT’’ VE "T*/EMCİT PİLAVI"
/*"Temcit"*/; tazim sena ve dua etmek anlamında kullanılan Arapça
kökenli bir sözcüktür. Temcit aynı zamanda kutsal üç aylar olan Recep
Şaban ve Ramazan ayları süresince sabah ezanından sonra minarelerden
belli makamlarda okunan bir ilahidir.
Temcidin Ramazan ayında ayrıca şöyle bir işlevi de vardır: Temcit
Ramazan ayında sabah ezanından yaklaşık on – onbeş dakika önce okunarak
sahura kalkamayanların sahura kalkmasına yardımcı olur. Daha önce sahura
kalkmayı kaçırmış ancak temcidi duyarak sahura kalkanlar –yeni yemek
yapmak için vakit kalmadığından- akşamdan kalma yemeklerini alelacele
ısıtıp sahurlarını eda ederler. Bu yemeklerin de başında pilav gelir.
İşte bu şekilde ikinci kez ısıtılarak sahur sofrasına konulan akşamdan
kalma pilava da/*"temcit pilavı"*/ denir. Yani/*"temcit pilavı"*/ ayrı
farkı ve özel bir pilav değildir.
/*"Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp öne sürmek"*/ deyimi de buradan
gelir. Bu deyim aynı zamanda bir olayın veya durumun bıktırırcasına
(akşam yemeğini sahurda ısıtarak yemek gibi) tekrar tekrar gündeme
getirilmesini eleştirmekte kullanılan bir deyiştir.
*S-400 FÜZELERİS-400* FÜZELERİ
Biliyorsunuz aylardır *S-400* ile yatıp *S-400* ile kalkıyoruz.
Dolaysıyla da yazımın başlığını da hoş göresiniz. *S-400* füzeleri oldu
artık Temcit füzeleri…
Son üç güne bir geri gidelim…
Günlerden*14 Ocak 2021 *Perşembe günü. Bir grup gazetecinin sorularını
yanıtlayan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar gazetecilere şu demeci
veriyor: (Demecin ana hatları)
/*"ABD ve Avrupalılarla görüştük. Maliyet teknoloji transferi ödeme
şartları teslimat üretim gibi konularda maalesef uygun cevaplar
alamadık. Buna olumlu cevap veren Rusya'dan bunu ülkemiz için temin
etmemiz gerekti. Halen (birinci paket için) kontrol ve muayeneler kabul
testleri var bunlar sürüyor... Ortada S-400 ile F-35'in çalışmasından
çıkacak problemler olduğu iddiası var. 'Beraber çalışalım' dedik ABD'li
müttefiklerimiz S-400 olduğu sürece ortak çalışma olmayacağı
görüşündeler... ABD tarafı çözüm isterse teknik düzeyde çalışmalarla
buna çözüm bulunabilir... ABD ile ortak yapabileceğimiz işler var hem
iki ülkenin hem NATO hem bölge ve dünya yararına... ABD'li
müttefiklerimizin durumu anlamasını bekliyoruz. Öbür türlü ısrar inat
olduğu sürece olay sürüncemede kalıyor. Müttefikliğe uygun olmayan
tehdit dili yaptırımların kabulü mümkün değil. F-35 için ciddi zaman ve
enerji harcandı. Bunun durdurulması ciddi sorun... Biz şimdi hasım
mıyız? Biden döneminde ABD'nin bu kararını gözden geçirmesini ve
normalleşmeye geçmeyi bekliyoruz. Bu toplantının (Patriot – S-400 uyumu
ile ilgili) yeniden başlatılmasını bekliyoruz. Ama konuşma cevap olmadan
yaptırımlarla tehdit diliyle bir yere varmak mümkün değil. Diyalogla
ancak çözüm bulabiliriz. İki ülkenin askerî alanda işbirliği ve
müttefikliği varken CAATSA yaptırımlarını yanlış buluyorum. "*/
Günlerden*15 Ocak 2021 *Cuma günü. Cuma namazı çıkışışında Cumhurbaşkanı
Erdoğan *S400* konusu hakkında gazetecilere şu açıklamayı yapıyor:
/*"Bizim savunma sanayine yönelik atacağımız adımları hiçbir ülke
belirleyemez. Bu tamamıyla bizim alacağımız karara bağlıdır. Biz Rusya
ile S400 için birinci paketi halletmiştik şimdi de ikinci paket devam
ediyor. Ay sonu Rusya ile görüşmelerimiz olacak. Biden yönetiminin bu
noktada ne diyeceğini bilmeyiz. Bileceğimiz tek şey Trump döneminde
olduğu gibi kendi savunma noktasında adımları bir yerden izin alarak
atamayız. Biz bir NATO ülkesiyiz. NATO'da birlikte olduğumuz ülkelerin
bize yön vermesini kabul edemeyiz. Çok ciddi bir parayı ödediğimiz halde
F-35'ler ne yazık ki hala verilmedi. Bu tabii bizim uluslararası
diplomaside Amerika'nın bir müttefik ülke olarak bize yaptığı çok ciddi
bir yanlıştır. Temenni ederim ki Sayın Biden'ın görevi üstlenmesiyle
birlikte görüşmelerimizi yaptıktan sonra çok daha olumlu adımları atar
ve bunları da yoluna koyarız. "*/
Şimdilik bu demeçler burada kalsın. Şöyle bir yakın tarihe gidelim…
TÜRKİYE’NİN UZUN MENZİLLİ HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ ARAYIŞI VE İHALE
SÜRECİTÜRKİYE’NİN UZUN MENZİLLİ HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ ARAYIŞI VE
İHALE SÜRECİ
Türkiye uzun menzilli hava savunma sistemleri alımı için ihaleye çıkarak
dört ülke ile görüşmeler yapıyor. Bu ülkelerden *ABD*; Patriot Çin; *FD
2000 *Rusya; Antey*2500 ve* Fransız*-İ*talyan ortaklığı; Samp*-T*
füzeleri ile ihaleye katılıyor. Bu ülkelerle uzun süre görüşmeler
yapılıyor.
Bu konu Türkiye’de yanlış ve eksik bilindiği için bu konuyu biraz açarak
uzun uzun anlatmam gerekiyor.
Bu görüşmelerde Türkiye hep/*"yerli katkı ve offset"*/ şartını koyuyor.
Hiçbir ülke bu görüşmelerde füze teknolojisini vermese de araç taşıt ve
rampa gibi parçaların Türkiye’de üretilmesine hayır demiyor… Bu konuda
Çin yaklaşık %*28* oranında yerli üretim katkısına onay veriyor. *ABD*
de Patriot füze sisteminde araç taşıt ve rampa gibi parçaların
Türkiye’de üretilmesine %8 gibi yerli katkı payı sunuyor. Ancak Rusya
yerli katkı konusuna hiç sıcak bakmıyor ve sıfır yerli üretimle
teklifinde ısrarcı oluyor…
Bu ihalede*2013 yılında *sonuçlanıyor. Rusya’nın teklifi olan Antey*2500
füzeleri* için yerli katkı payı sunmadığı ve fiyatı en yüksek olduğu
için Rusya ihaleden eleniyor. İhalede firmaların verdikleri fiyat
teklifleri de şu şekilde oluyor: Çin *FD 2000 için*:*3.5 milyar *dolar
Fransa*-İ*talya ortaklığı Samp*-T* için:*4.4 milyar *dolar ve *ABD
*Patriot için:*4.5 milyar *dolar fiyat veriyorlar. Dolaysıyla yerli
katkı ve fiyat açısından uygun olduğu için ihaleden Çin birinci sıradan
çıkıyor. Rusya ihaleden elenmesine rağmen Putin işin peşini bırakmıyor
ve başlangıçta verdiği*9.9 milyar *dolar olan teklifini fiyat konusunda
yenileyerek*5.2 milyar *dolardan aşağıya çekiyor… Ancak Rusya’nın bu
teklifi de dikkate alınmıyor.
Ancak ihale de sonuçlanmıyor. Savunma Sanayii Müsteşarlığı *ABD*;
Patriot Çin; *FD 2000 ve* Fransız*-İ*talyan ortaklığı; Samp*-T* füzeleri
ile ihaleye katılan üç firmaya tekliflerini yenileyerek*31 Ocak 2014
tarihine* kadar vermelerini istiyor.
*31 Ocak 2014 tarihli* İcra Komitesi Toplantısı'nda ihaleye katılan
firmaların teklifleri değerlendiriliyor. Bu tekliflerde Çin ortak üretim
ve*yüzde 30 yerli* katkı oranı ile birinci sırada kalıyor.
Fransız*-İ*talyan ortaklığı yerli katkı oranını yüzde*10-12* arasında
tutarak ikinci sırada kalıyor. *ABD* ise Patriot için ilk teklifinde %8
olarak sunduğu yerli katkı oranını %*30* civarına çıkarıyor ancak üçüncü
sırada kalıyor.
İhaleyi*3.5 milyar *dolar fiyat önerisi ve*80 puanla* birinci sırada
tamamlayan Çin ortak üretim ve*1.1 milyar *dolarlık iş payı sunuyor.
Türkiye*-Ç*in ortak üretimi *FD 2000 tipi* Uzun Menzilli Füzelerin
üretimi Ankara'da yapılması düşünülüyor. *ROKETSAN ASELSAN* ve *AYESAŞ*
füze üretiminde*1.1 milyar *dolarlık bir iş hacmiyle Çinlilerle ortak
üretimi planlanıyor. Türkiye'de üretilecek olan *FD 2000 tipi* Uzun
Menzilli Füze savunma sistemlerinin taşınması ve havaya fırlatılması
için*250 adet* *BMC* kamyonu füze rampalarının taşıyıcı özelliğine göre
modifiye edilerek yararlanılması öngörülüyor. Ayrıca Türk mühendisleri
tarafından tasarlanacak olan Yüksek İrtifa Gelişmiş Hava ve Füze Savunma
Sistemi'nin üretilmesinde Çin'in Türkiye'ye teknik destek sağlaması da
öngörülüyor.
Ancak ihale sonuçsuz kalıyor. Türkiye ihalede birinci çıkan Çin ile bir
sözleşme imzalamıyor.
İhaleden ikinci sırada kalan Fransız*-İ*talyan ortaklığı; Samp*-T*
füzeleri için Fransa İtalya ve Türkiye’nin savunma bakanları*8 Kasım
2017 tarihinde* *NATO* sistemleriyle uyumlu ortak hava savunma sistemi
üretimi için niyet beyanı imzalıyorlar. Bunun ardından Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın Paris ziyareti esnasında*05 Ocak 2018 tarihinde* Eurosam’ın
(Eurosam; Fransa ve İtalya ortaklığında kurulan özel bir savunma sanayi
şirketidir) Türk savunma sanayi şirketleri *ASELSAN* ve *ROKETSAN*’la
Samp*-T* hava savunma sisteminin geliştirilerek ortak üretimini
konusunda bir anlaşma imzalanıyor… Bu anlaşmaya göre
İtalya*-F*ransa*-T*ürkiye'nin ortak olduğu hava savunma sistemi*2020’li
*yılların ortalarında üretilmesi öngörülüyor… Ancak anlaşma yürümüyor….
Bu arada*24 Kasım 2015 tarihinde* sınır ihlâli nedeniyle
Suriye*-T*ürkiye sınırında bir Rus uçağı Türkiye tarafından düşürülüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan*12 Eylül 2017 tarihinde* Rus yapımı *S-400* füze
savunma sisteminin satın alınması konusunda imzaların atıldığını ve
Türkiye'nin kapora ödemesini Moskova'ya gönderdiğini açıklıyor. O günkü
Hürriyet gazetesinin haberine göre Kazakistan'dan Türkiye'ye dönerken
uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan
/*"S-400 ile ilgili arkadaşlarımız imzalarını attılar. Bildiğim
kadarıyla kaporayı da verdiler"*/ diyor…
Bir başka anlatımla; Türkiye Antey*2500 füzeleri* ile ihaleye katılıp
ihaleden elenen Rusya’dan ihale olmaksızın anlaşarak*2.5 milyar *dolar
tutarında hiçbir yerli katkı olmaksızın *S-400* füze sistemleri satın
alıyor….
/*"ABD Türkiye'ye Patriot satmak istemedi"*/ diye basında bir söylem
bulunuyor. Anlattığım gibi bu söylem doğru değildir. *ABD *Türkiye'ye
Patriot satmak istediği gibi hatta füze teknolojisi hariç araç taşıt ve
rampa gibi Patriot parçalarının Türkiye’de üretilerek %*30* civarında
bir yerli katkı imkânı bile sunuyor…
Uzun menzilli hava sistemleri üretiminde hiçbir ülke füze teknolojisini
bir başka ülkeye vermediğini burada tekrar aktarmak istiyorum…
Türkiye uzun menzilli hava savunma sistemlerinden hangisini alacağına
karar verme sürecindeyken *ABD* bir yasa çıkarıyor…
*CAATSACAATSA*
*2 Ağustos 2017 tarihinde* Başkan Trump *CAATSA* (Amerika’nın
Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) yasasını imzalıyor…
*CAATSA “R*usya Federasyonu’nun savunma ya da istihbarat sektörleriyle
ya da bunlar adına çalışan kurum ve kişilerle önemli düzeyde alışverişte
bulunan kişi ve kurumlara yaptırım uygulanmasını" öngören ve İran Kuzey
Kore ve Rusya’ya uygulanan yaptırımların da dayanağı olan bir yasa idi....
*ABD* Başkanı Trump*70 sayfalık* *CAATSA* metninde listelenen*12
yaptırım* kaleminden en az beşini bu yaptırımları delen ülkeye karşı bu
yasa gereği uygulamak zorunda kalıyor…
İNSAN SORMADAN EDEMİYORİNSAN SORMADAN EDEMİYOR
Bu yasanın Trump tarafından imzalandığı tarih girişte bahsettiğim gibi*2
Ağustos 2017. *
Türkiye’nin ise Rusya’dan *S-400* alımı ile ilgili olarak karar verdiği
tarih ise yukarıda anlattığım gibi*12 Eylül 2017*… Yani *ABD*’de *CAASTA
2 Ağustos 2017 tarihinde* Başkan Trump tarafından imzalanıyor ve bu
tarihten*40 gün *sonra da Türkiye Rus yapımı *S-400* almak için Rusya
ile anlaşma imzalıyor.
Yani insan sormadan edemiyor; *CAASTA*’nın öngördüğü yaptırımları bile
bile Rusya ile nasıl oluyor da *S-400* anlaşması imzalanıyor? Ülkenin
yetkililerini uyaracak hiç mi bir hariciyecisi yoktu hiç mi bir
askeriyesi hiç mi bir aklıselimi yoktu?
*ABD* tarafı *S-400*’ler imzalandıktan sonra da Trump tarafından
imzalanan *CAASTA* yürürlüğe girmeden önce Türkiye’ye göreceği zararlar
doğrultusunda uyarı üstüne uyarı yapıyorlar.
*CAASTA TÜRKİYE’YE KARŞI UYGULANIYORCAASTA* TÜRKİYE’YE KARŞI UYGULANIYOR
*CAATSA 2 Ağustos 2017 tarihinde* imzalanmasından sonra yasa bürokratik
süreci izleyip *ABD* Başkanı Trump tarafından*14 Aralık 2020 tarihinde*
onaylanıyor.
Bu şekilde *NATO* tarihinde ilk kez *ABD *bir *NATO* müttefikine
Türkiye’ye /*“ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele
Yasası”*/ (*CAATSA*) bağlamında yaptırım uygulamış oluyor…
*CAASTA YAPTIRIMLARI NELER GETİRİYORCAASTA* YAPTIRIMLARI NELER GETİRİYOR
Bu *CAATSA* yaptırımları ilk kez bir *NATO* üyesine uygulanıyor. Her ne
kadar *ABD*’li yetkililer yatıştırıcı açıklamalar yapsalar de bu
yaptırımlarla Türkiye bir nevi *ABD'*nin düşmanı olarak kabul ediliyor…
Yaptırımların içeriğini ve neler öngördüğünü bu sitemde*19 Aralık 2020
tarihinde*/*"S-400 ve ABD CAATSA yaptırımları"*/ başlığı ile
anlatmıştım. Bu yazımda *CAASTA*’nın ne getirip ne götürdüğünü detaylıca
izah etmiştim.
Ancak yine de *CAASTA*’nın ne getirdiğini çok özetle şunları söyleyebilirim:
Türkiye *F-35* programından çıkarılıyor Türkiye önceden parasını ödediği
(1.2*5* milyar dolar) *F-35* savaş uçaklarını alamıyor... *ABD 2021 yılı
*Savunma Bütçesinde bu paranın Türkiye’ye geri ödenmesi öngörülüyor.
*ABD F-35* üretim programı kapsamında Türkiye’nin üreteceği*11.5 milyar
*Dolarlık ileri teknoloji *F-35* parça siparişini de iptal ediliyor.
Ancak Kale Alp Havacılık ve *TAİ* gibi şirketlerde üretimi başlamış olan
parçalar*2022 yılına *kadar azalarak üretimlerine devam edip bu tarihte
üretimleri sona eriyor. Türkiye ile *ABD* savunma kuruluşları arasındaki
ilişkiler donduruluyor… *SSB *artık *ABD*’den teknoloji alamıyor.
*CAATSA* yaptırımlarının Türkiye’ye yönelik en büyük etkisi Türkiye'nin
savunma alanında işbirliği yaptığı diğer ülkelerle olan ilişkilerine
yansıyacağı ve *CAATSA* yaptırımlarının bu ülkeleri de etkileyerek baskı
altına alacağı değerlendiriliyor… Artık bu ülkeler Türkiye ile
yapacakları Savunma Sanayi işbirliğinde *ABD*’nin ağırlığını
hissedecekleri değerlendiriliyor…
Bu kapsamda *ATAK* Saldırı Helikopteri Projesi Altay Tankı Projesi Milli
Muharip Uçak Projesi ve Hava Savunma Sistemleri projelerinin olumsuz
olarak etkileneceği değerlendiriliyor.
Türkiye bu yasanın öngördüğü daha büyük yaptırımlar nedeniyle*2 5 milyar
*Dolar ödeyip Rusya’dan satın aldığı *S-400* füzelerini*2019 yılı *Eylül
ayından beri aktif hale getiremiyor…
Türkiye *S-400* nedeniyle motoru *ABD* menşeli olmasından dolayı *ABD*
ihraç lisansı vermediği için Pakistan’a satışını yaptığı*1.5 milyar
*Dolarlık *ATAK* Saldırı Helikopterini üretip teslim edemiyor…
Almanya izin vermediği için Altay Tankı Projesi Fransa izin vermediği
için Eurasam ile anlaşması yapıldığı halde Samp*-T* hava savunma
sistemini projesi ilerlemiyor.
Özellikle *CAATSA* yaptırımlarının devreye girmesi *ABD*’de devam eden
Halkbank davası Zarraf davası gibi henüz sonuçlanmamış davaları da menfi
yönde etkileyeceği değerlendiriliyor…
Ayrıca *ABD* Dışişleri Bakanı Pompeo *S-400'*ler Türkiye'de kaldığı veya
Türkiye *S-400* konusunda *ABD'*yle uzlaşmadığı sürece yaptırımların
artarak devam edeceği anlamında açıklamalarda bulunuyor...
Türkiye *S-400* le yatıp *S-400* ile kalkarken ve bu nedenle de *ABD*
ile papaz olmuşken *F-35 *Altay Tankı *ATAK* projelerinde sorun yaşarken
Türkiye’de bakın neler oluyor?
3. ASRİCA ULUSLARARASI ASSAM İSLAM BİRLİĞİ KONGRESİ3. *ASRİCA*
ULUSLARARASI *ASSAM* İSLAM BİRLİĞİ KONGRESİ
Cumhurbaşkanlığı Askerî Danışmanı Em. Tuğg. Adnan Tanrıverdi
liderliğinde*2017 yılından *bu yana da her yıl/*"ASRİCA Uluslararası
ASSAM İslâm Birliği Kongreleri"*/ düzenleniyor. (*ASRİKA*/*"ASYA-AFRİKA"*/)
Bu kongrelerin amacı; *“İ*slâm Ülkeleri Konfederasyonu" kurarak ortak
yargı ortak savunma ortak dış politika ve ortak icra organlarının
kurulması olarak öngörülüyor.
Bu maksatla da bir taslak/*"anayasa"*/ hazırlanıyor. Bu taslak anayasada
bu devletin başkenti İstanbul resmi dili Arapça olarak ifade ediliyor.
Bayrak ise /*“şekli kanunla belirlenen kırmızı-yeşil zemin üzerine beyaz
ay ve milli devlet sayısı kadar yıldızlı bayrak”*/ olarak ifade ediliyor.
Bu kongrelerin üçüncüsü*19-20 Aralık 2019 tarihinde*/*“İslâm Birliği
İçin Ortak Savunma Sanayi Üretiminin Usul ve Esaslarının
Tespiti*/*”*başlığında *“*/*ASRİKA Ortak Savunma Sanayi Üretimi”*/ ana
temasında*45 İslâm* ülkesinden temsilcilerin katılımıyla icra ediliyor…
*ASRİKA* İslam Devletleri Konfederasyonu kabinesinde Savunma Sanayi
Bakanlığı beş bakanlıktan birisi olarak teşkil ediliyor ve Savunma
Sanayi Bakanlığı’na bağlı olarak İslam devletlerinde Savunma Sanayi
Ürünü ile ilgili olarak; ortak üretim *AR-GE *standardizasyon
sertifikasyon akreditasyon kodifikasyon ve bakım onarım merkezlerinin
teşkil edilmesi öngörülüyor…
Bu kongre Cumhurbaşkanlığı Askerî Danışmanı liderliğinde ve devlet
kurumlarının ve *AKP*’li belediyelerin sponsorluğunda yapılıyor…
Tabii ki bu kongrelerden ne *ABD*’nin ne de Almanya’nın haberi oluyor!…
Basına açık bu kongreleri kimsecikler duymuyor. Sonra da *ABD* bize niye
*F-35* programından çıkarıyor niye *ATAK* motoru ihracına izin vermiyor
niye Patriot teknolojisi vermiyor Almanya bize niye Altay Tankı için
tank motoru vermiyor diye kafa yoruyoruz…
*NATO VE AB LİDERLER ZİRVESİNATO* VE *AB* LİDERLER ZİRVESİ
*ABD*’de Joe Biden*20 Ocak 2021 tarihinde* göreve başlıyor. Önümüzde*17
Şubat 2021 tarihinde* *NATO* Liderler Zirvesi*25 Mart 2021 tarihinde*
ise *AB* Liderler Zirvesi bulunuyor…
Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve hem de Milli
Savunma Bakanı Akar tarafından son aylarda yaptıkları açıklamalarda
*ABD* ve *AB*’ye ılımlı mesajlar veriliyor.
Bu açıklamalarda; Türkiye’nin yerinin ve geleceğinin Avrupa’da olduğu
Türk milletinin *AB*’ye tam üyeliği arzu ettiği *AB* ile müzakerelerde
yeni bir beyaz sayfa açmak istedikleri ülkede hukuk ve ekonomi
reformları yapacakları mesajlarını veriyorlar. Bu çerçevede
Cumhurbaşkanı Erdoğan*12 Ocak 2021 tarihinde* *AB* ülkeleri
büyükelçileriyle yaptığı toplantıda onlara şöyle sesleniyor.
/*“2021-2023 arası AB Ulusal Eylem Planımızı güncelledik. Bu süreçte
sizden gerek Brüksel’e gerek başkentlerinize yapacağınız
yönlendirmelerle Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasına
destek vermenizi bekliyoruz. ”*/
Bu açıklamaların hem*17 Şubat 2021 tarihinde* yapılacak olan *NATO*
Liderler Zirvesine hem de*25 Mart 2021 tarihinde* yapılacak olan *AB*
Liderler zirvesine dönük olduğu değerlendiriliyor.
SONUÇSONUÇ
Bir taraftan *ABD*’ye bizi niye *F-35* programından çıkardı niye bize
Patriot teknolojisi vermiyor diye sitem ediliyor. Diğer taraftan
Rusya’dan *S-400* alınıyor. Hatta ikinci parti *S-400*’lerin satın
alınmasından bahsediliyor. Bir diğer taraftan ise Cumhurbaşkanlığı
Askerî Danışmanı liderliğinde devlet kurumlarının sponsorluğunda
kongreler düzenleyip bu kongrede *“İ*slâm Ülkeleri Konfederasyonu/*"
kurarak ortak yargı ortak savunma ortak dış politika ortak icra
organlarının kurulmasının yanında "*/ortak savunma sanayi" kurulması
planlanıyor…
Bu arada da her daim *S-400* füzeleri temcit pilavı gibi habire gündeme
getiriliyor. Ülkenin acil güvenlik ihtiyacı için *S-400* uzun menzilli
hava savunma sistemi alınıyor ancak bu silahlar bir buçuk yıldır aktif
hale getirilemiyor. *S-400*’le sorun oluyorsa eğer iade de edilmiyor
veya bir üçüncü ülkeye hibe de edilmiyor… Tam tersi ikinci parti *S-400*
alımından bahsediliyor…
*17 Şubat 2021 tarihinde CAASTA* gölgesinde yapılacak olan *NATO*
Liderler Zirvesine ve*25 Mart 2021 tarihinde 11-12 Aralık 2020
tarihindeki* *AB* Liderler Zirvesinde alınan yaptırımlar gölgesinde
yapılacak olan *AB* Liderler Zirvesine kadar bu soruna bir çözüm
bulunması gerekiyor ancak bu yönde söylem dışında bir eylem de gözükmüyor…
Aylardır diyeceğim ama yıllara döndü. Eylül*2019 tarihinde* beri *S-400*
ile yatıp *S-400* ile kalkıyoruz.*. S-400* füzeleri oldu artık temcit
füzeleri…
Arz ederim…
Osman *AYDOĞAN*
/*
http://www.sehriyar.info/?pnum=948&fbclid=
*/Iw*AR3*e*Y5DHF3W*cWtiu*2V*l*1D*u*SSP*_*DAGJ*m*9MZ*i0d*T-H*u8uxZj*AC*b*-I-*uh*NM*x*KA*
================================
*MİLLİ* *MÜCADELE*’*DE 7 DÜVELE* *KARŞI* *SAVAŞTIK* *MASALI!*
*İTÜ* Öğretim Üyesi Ali Yayla’nın facebook sayfasında*9 Ocak 2021
tarihli* bir paylaşımına gözüm ilişti. Paylaşım*26 Haziran 2012
tarihinde* *TTK* Başkanı olarak atanan ve tam iki yıl sonra Haziran*2014
ayı *içinde/*“TTK’nın bağlı bulunduğu Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Başkanlığıyla ihtilafa düştüğü gerekçesiyle*/*”*istifaen görevden
ayrılan(1) Prof. Dr. M. Metin Hülagü’nün bir ifadesine ilişkindi. Ali
Yayla’nın aktardığına göre; Metin Hülagü *“*/*Milli Mücadele’de biz 7
düvelle falan savaşmadık. Bu tür masalları çocukken dinlemiştik ama
anladık yalanmış. Tek savaştığımız devlet Yunanistan ve kısmen
Fransa’dır. ”*/ şeklinde bir iddiada bulunmuş.
Prof. Dr. Metin Hülagü’nün twitter hesabına baktım aynı paylaşım orada
da var. Hülagü tarih Profesörü sıfatıyla*8 Ocak’ta* resmen böyle
demiş(2). Gelen tenkitlerden hatasını anlamış olmalı ki; aynı
gün/*“Milli Mücadele’de İngiltere ile savaşmadık. İtalya ile savaşmadık
ki yenmiş olalım. İngiltere ile bizim tarihte de savaşımız yoktur. 1 DS
Hariç*/*”*(3) ve*“*/*Milli Mücadele’de biz İngiltere ve Fransa’nın
kandırdıkları ile savaştık. Bunların başında da aç gözlü Yunanlılar
gelmekteydi. */*”*(4) şeklindeki paylaşımlara yer vermiş ve*“*/*Vakit
sabah namazı. Hayırlı günler. ”*/(5) diyerek konuyu kapatmış.
Ali Yayla Metin Hülagü’nün geçmişte (*1 Temmuz 2020*) Habertürk *TV*’de
yayınlanan ve *II. *Abdülhamid’in konu edildiği *TEKETEK* programına
konuk olan Metin Hülagü’nün /*“II. Abdülhamid donanmayı
çürüttü*/*”*iddiası hakkında*“*/*Abdülhamid düşmanlarıyla denizlerde
mücadele etmiyordu ki. Ne yapacaktı donanmayı?”*/ şeklindeki sözlerini
de hatırlatmış aynı paylaşımında. (6)
Özgeçmişine bakıldığında Prof. Dr. Metin Hülagü’nün*1962 tarihinde*
Adana’ya bağlı Ceyhan ilçesinin Erenler Köyü’nde doğduğu ilkokulu
köyünde ortaokulu ise Ceyhan’da okuduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla;*19
Aralık 1918’de *(o tarihlerde Adana’ya bağlı Dörtyol ilçesinde) olmak
üzere; Milli Mücadele’de düşmana ilk kurşunu atan Adanalılar
hemşerilerinin bu çıkışı karşısında ne derler bilinmez ama biz bu konuda
bir iki söz söylemek isteriz tabiatıyla…
Öncelikle söylemem gerekirse; ben bir tarihçi değilim ama/*“Milli
Mücadele’de biz 7 düvelle falan savaşmadık. Bu tür masalları çocukken
dinlemiştik ama anladık yalanmış. Tek savaştığımız devlet Yunanistan ve
kısmen Fransa’dır… Abdülhamid düşmanlarıyla denizlerde mücadele
etmiyordu ki. Ne yapacaktı donanmayı?”*/ şeklindeki ifadeleri okuyunca
tarihçiler ve tarih yazarlığı adına bir miktar utandığımı söylemek isterim.
Öyle ya; madem Milli Mücadele’de*7 düvele* karşı savaşmadık da*11 Ekim
1922’deki *Mudanya Mütarekesi’ni neden Yunanistan temsilcisi ile değil
de sadece*7 düveli* değil o an için dünyanın güneş batmayan
imparatorluğu kabul edilen İngiltere Fransa ve İtalya temsilcileriyle
imzaladık biz? Bakın o masada İsmet Paşa’nın karşısında İngiltere adına
General Harrington Fransa adına General Charpy İtalya adına General
Mombelli var ama Yunan orduları Başkumandanı Hacı Anesti yok mesela! O
tıpkı Karabağ Savaşı’ndaki Paşinyan iti gibi muhtemelen inine
saklanmıştı o sırada! Yunan ordusunun önde gelen komutanlarından N.
Trikupis ise Türk Ordusu’nun elinde tutsaktı.
ABDÜLHAMİD’İN DONANMAYA İHTİYACI YOKTU ÖYLE Mİ?ABDÜLHAMİD’İN
DONANMAYA İHTİYACI YOKTU ÖYLE Mİ?
Osmanlıya ve tabiatıyla *II. *Abdülhamid’e karşı oldukça iyi gözle bakan
tarihçi yazar Murat Bardakçı ve Prof. Dr. Erhan Afyoncu’ya göre bile*33
yıllık *iktidarı süresince bugünkü Türkiye’nin iki katından fazla olmak
üzere kaybettiğimiz yaklaşık*1.6 milyon *(1.5*92.806*) km. kare
toprağın(7) tamamı kara parçası değildi ki. Bu toprakların arasında
Mısır Tunus Kıbrıs Karadağ Bosna*-H*ersek Bulgaristan ve Romanya gibi
direk denizden de savunulabilecek topraklar da vardı. Mesela
Balkanlardaki topraklar Karadeniz’den ve Adriyatik’ten Kıbrıs Mısır ve
Tunus ise Akdeniz’den güçlü bir donanma ile de savunulabilirdi. Ayrıca
denize kıyısı olmayan topraklardaki cephelere denizden donanma ile de
yardım gönderilebilirdi.*1877 yılında *yaşanan Plevne Savunması
sırasında Gazi Osman Paşa kumandasındaki kuvvetlerimize Tuna nehri
yoluyla yardım gönderilebilirdi mesela. İngilizlerin Arap yarımadasına
ve Irak’a Fransızların Suriye ve Lübnan’a Yahudilerin Filistin’e
yerleşmelerini engellemek için Akdeniz Kızıldeniz Hind Okyanusu ve Basra
Körfezi’ne gönderilecek güçlü bir donanma ile savunma ve engelleme
savaşları yapılabilirdi örneğin.
Mesela Cidde açıklarına gönderilecek bir donanma ile Hicaz Emiri Şerif
Hüseyin’in ayrılıkçı hareketleri kontrol altına alınabilirdi. Şerif
Hüseyin’in ihanetini önlemek bir yana Hain Şerif Hüseyin’i*1908’de
*Hicaz Emiri olarak atayan kişi *II. *Abdülhamid’dir.
*II. *Abdülhamid donanmayı güçlendirmek ve denizden savunulacak
topraklara göndermek yerine /*“Abdülaziz döneminde dünyanın 3. büyük
donanması durumundaki Osmanlı donanması Abdülhamit döneminde Bahriye
Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa yönetiminde Haliç’te çürümeye terk
edilmiştir. */*”*Tarihçi*“*/*Orhan Koloğlu*//*‘na göre donanmanın
Haliç’*//*te çürütülmesinin iki temel nedeni vardı: 1. Abdülhamit’in
donanmanın kendisini tahttan indirebileceği korkusu… 2. Abdülhamit’in
dışarıya karşı silahlı direnç göstermeme kışkırtıcı duruma düşmeme
barışçı görünme ilkesi… *//*‘Bu tutum sonunda bütün Doğu Akdeniz’*//*e
Kızıldeniz’e Karadeniz’in yarı kıyılarına sahip olan Osmanlı Devleti
deniz gücünden yoksun bırakıldı…”*/(8)
Evet bunlar doğrudur. *II. *Abdülhamid Prof. Dr. Metin Hülagü’nün*01
Temmuz 2020 tarihinde* yayınlanan *TEKETEK* programında/*“Abdülhamit
savaşarak kaybetmektense toprak vermeyi tercih ederdi”*/(9) şeklinde
isabetli bir şekilde dile getirdiği üzere; savaşarak kaybetmektense
savaşmadan toprak vermeyi tercih eden bir politika izlemiştir! Bu
sebeple tam*1.6 milyon *kilometrekare vatan toprağını (gereği gibi)
savaşmadan teslim etmiştir düşmana.
Öyle ki; *II. *Abdülhamid’in*1908 yılında *Yemen Valisi yapacak derecede
gözdesi olan Arnavut kökenli paşası Hasan Tahsin Paşa geçici olarak
atandığı Selanik’teki*8. Kolordu *Komutanlığı sırasında patlak veren
Birinci Balkan Savaşı’nda Selanik’i savunmak yerine emrindeki*26.000
*kişilik tam teçhizatlı kolordusuyla birlikte Yunan ordusuna teslim
etmiş bir haindi. (*10*) Abdülhamid eğer komutanlarını toprak vermeye
alıştırmasaydı ve arkasında güçlü bir donanma bıraksaydı Selanik donanma
ile denizden de savunulur şehir ve*26.000 *kişilik kolordumuz Yunan
ordusuna teslim edilmezdi. Bazı iddialara göre;/*“Yunanlılar 26 bin Türk
askerini öldürmeyeceklerine dair söz vermelerine rağmen 3 gün içerisinde
bütün Türk askerlerini katlettiler. Ama yalnız Hasan Tahsin paşaya
dokunmadılar. Pasa Yunanistan sayesinde refah içinde yasadı ve öldü.
Günümüzde Yunan ordusu bu paşanın mezarına her yıl çelenk bırakıp tören
yapmaktadır. ”*/(*11*)
MİLLİ MÜCADELE’YE BAĞLI OLARAK YAPILAN ANLAŞMALAR BİLE 7 DÜVELE
KARŞI SAVAŞTIĞIMIZIN BELGESİDİRMİLLİ MÜCADELE’YE BAĞLI OLARAK
YAPILAN ANLAŞMALAR BİLE*7 DÜVELE* KARŞI SAVAŞTIĞIMIZIN BELGESİDİR
*03 Aralık 1920*: Gümrü Anlaşması*-E*rmenistan Demokratik Cumhuriyeti ile.
*13 Ekim 1921*: Kars Anlaşması*-A*zerbaycan Gürcistan Ermenistan ile.
*20 Ekim 1921*: Ankara Antlaşması*-F*ransa ile.
*11 Ekim 1922*: Mudanya Ateşkes Antlaşması*-İ*ngiltere Fransa İtalya ile.
*24 Temmuz 1923*: Lozan Antlaşması*-İ*ngiltere İtalya Fransa S. S. C. B
Yugoslavya Belçika Portekiz Romanya Yunanistan Japonya ve İtalya ile.
*20 Temmuz 1936*: Montrö Boğazlar Sözleşmesi*-B*ulgaristan Fransa Büyük
Britanya Avustralya Yunanistan Japonya Romanya Sovyetler Birliği
Yugoslavya ile
*6 Ekim 1923*: İstanbul’un Düşman İşgalinden Kurtuluşu*-İ*stanbul’u
tahliye edenler; İngiltere Fransa İtalya.
*19 Mayıs 1924*: İstanbul Konferansı*-T*ürkiye ile İngiltere arasında
Musul Sorunu’nu konu alan konferans.
MİLLİ MÜCADELEMİLLİ MÜCADELE
Milli Mücadele’yi sadece*1919-1922* arasında verilen mücadele olarak
algılamak son derece yanlıştır ve eksik kalır. Çanakkale Sarıkamış ve
hatta*1. Dünya *Savaşı kapsamında*1916 yılında *Mustafa Kemal Paşa’nın
Tuğgeneral rütbesiyle Ruslar’a karşı verdiği ve Bitlis ve Muş’un
Ruslardan temizlenmesiyle sonuçlanan mücadelesini de Milli Mücadele
kapsamında değerlendirmek gerekir. Karadeniz bölgesinde Pontus
çetelerine karşı Anzavur Ahmet Kuvvetlerine ve Hilafet Ordusu’na karşı
verilen mücadeleleri Düzce Bolu Gerede Beypazarı Yozgat ve Konya’da
çıkan gerici isyanları bastırma hareketlerini de bu kapsamda zikretmek
gerekmektedir. Bütün bu ayaklanmaların arkasında emperyalist güçlerin
olmadıklarını kim iddia edebilir?
Tarih Profesörü Metin Hülagü’ye göre;/*“Milli Mücadele’de sadece
Yunanistan ve kısmen Fransa ile savaştıysak” */Doğu Cephesinde General
Kâzım Karabekir’in*15. Kolordu *ile Ermenilere karşı yürüttüğü
mücadeleyi nereye koyacağız? Böyle bir kabul Karabekir Paşa’nın ve
emrindeki Mehmetçiklerin manevi hatıralarına hakaret ve onların hukukunu
inkâr anlamına gelmez mi?
Ayrıca unutmamak gerekir ki; savaş sadece cephede silahla yapılan savaş
değildir. Diplomatik ekonomik ve siyasi tarafları da vardır savaşın ki;
Mersin’den başlayıp Konya Antalya ve Muğla taraflarını işgal eden
İtalyanların silahlı çatışmaya girmeden çekilmesi bile savaşın bir
parçasıdır aslında.
Yine unutulmamalıdır ki; Milli Mücadeleyi sevk ve idare eden kumandanlar
aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı’nın ateş çemberinden geçmiş
kumandanlardır. Mustafa Kemal Paşa Fevzi Paşa(Çakmak) İsmet Paşa Kazım
Karabekir Paşa Refet Paşa Ali Fuat Paşa Nurettin Paşa Yakup Şevki Paşa
Cafer Tayyar Paşa Fahrettin Paşa(Altay) Selahattin Adil Paşa Cevat
Paşa(Çobanlı) Ali İhsan Sabis Paşa Kâzım Paşa (Dirik) Kâzım Paşa (Özalp)
Bekir Sami Bey(Günsav) Yusuf İzzet Paşa (Met) vd. Bana kalırsa Türk
Milli Milli Mücadelesi*1915 yılındaki *Çanakkale Savaşı ile
başlamış*1939 yılında *İskenderun ve Hatay’ın anavatana bağlanmasıyla
sona ermiştir.
TÜRK-İNGİLİZ SAVAŞITÜRK*-İN*GİLİZ SAVAŞI
Tarih Profesörü Metin Hülagü’nün /*“İngiltere ile bizim tarihte de
savaşımız yoktur. 1 DS Hariç” */ifadesi de kökünden yanlıştır! Mesela
İngiltere*1807 yılında *Osmanlı’ya savaş ilan etmiş;*19 Şubat 1807’de
*Sör John Duckworth komutası altındaki Britanya Donanması Çanakkale’yi
ve Gelibolu’yu işgal etmiş bunu takiben Büyük Britanya İstanbul’a
yönelmiş Marmara Denizi’nde Osmanlı Donanması’nı yenerek İstanbul
Boğazı’na kadar ilerlemiştir. (*12*)
İngiliz Kralı Aslan Yürekli Richard’ın*3. Haçlı *seferinde Haçlı
ordularının başında*7 Eylül 1191’de *yapılan Arsuf Savaşı’nda Türk soylu
(olmasa bile ordusunda Türkler ağırlıktaydı) Selahattin Eyyubi
kumandasındaki İslam ordusunu yendiğini de unutmamak gerekir.
(*13*)*1396 yılında *Haçlı ordularına karşı verilen Niğbolu Savaşı’nda
Haçlı Ordusu’nun içinde İngiliz kuvvetleri de vardı. (*14*)
Ayrıca unutulmamalıdır ki; İngiltere Osmanlı’ya karşı tıpkı bugün
*ABD*’nin yaptığı gibi ağırlıklı olarak/*“Vekalet Savaşı”*/ yapmıştır.
Yunanistan’ın bağımsızlığını desteklemiş Ermenileri ve Kürtleri sürekli
Osmanlı’ya karşı tahrik etmiştir ki; bunun en bariz örneği ise yeni
kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı gerici Şeyh Sait ayaklanmasını
desteklemesi olmuştur. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nden tutun İslam Teâli
Cemiyeti ve Kürt Teâli Cemiyeti gibi Milli Mücadele karşıtı muzır
cemiyetlerin teşkilinde de başat rolü yine İngiltere oynamıştır.
Şu kadarını da söyleyelim ki; İngiliz kuvvetleri*16 Mart 1920 günü*
Meclis-i Mebusan’ı basarak Milli Mücadele ve bağımsızlık yanlısı
mebusları ve bazı Türk aydınlarını Malta’ya sürgün etmiş böylece Türk
Milli Mücadelesi’ni lider kadrosundan yoksun bırakmaya çalışmıştır ki;
İngilizlerce Malta’ya sürülenlerin sayısı*109 kişidir. *Bu düpedüz üstü
örtülü bir savaştır aslında. Buna karşılık Ankara hükümetinin emriyle
başta Yarbay Rawlinson ve Yüzbaşı Chamfyelf başta olmak üzere*22
İngiliz* subay ve sair İngiliz görevlisi tutsak alınmıştır. Yunan
kuvvetlerinin İnönü’de ikinci kez yenilmesi üzerine İngilizler Malta
tutsaklarından kendilerine göre ılımlı gördükleri*41 kişiyi* serbest
bırakmıştır. Malta Sürgünleri ile Ankara hükümetinin elinde bulunun*22
İngiliz* tutsak*1 Kasım 1921 günü* İnebolu’da karşılıklı olarak
değiştirilmişlerdir. (*15*) İngiliz resmi kaynaklarının tespitlerine
göre ise Ankara’nın elinde*29 kişi* tutsak bulunuyordu ve*1 Temmuz’da 9
kişi* serbest bırakılmışlardır. (*16*)
Netice olarak şunu demek istiyoruz; madem Milli Mücadele’de sadece
Yunanistan’a karşı savaştık ve*7 düvele* karşı savaştığımız birer masal
peki Mustafa Kemal ve Cumhuriyeti kuranlarla bunca mücadele neden? Şu
Mahatma Gandhi diyorum acaba/*“Ben Mustafa Kemal Yunanlıları yenene
kadar Tanrıyı da Yunanlıların yanında sanıyordum*/*”*demiş de bizim
hain(!) Kemalist tarihçiler Yunanlıları küçük gördükleri için sırf
Mustafa Kemal’in şanını yüceltmek için Gandhi’nin
ifadesindeki*“*/*Yunanlıları*/*”*kelimesini*“*/*İngilizleri”*/ mi yaptılar?
*14.01.2021*
KAYNAKÇA:KAYNAKÇA:
*1-*/*
https://www.trthaber.com/haber/gundem/ttk-baskani-metin-hulagu-istifa-etti-132246.html
*/
*2-* /*
https://twitter.com/MetinHulagu/status/1347310219374845959 */
*3-*/*
https://twitter.com/MetinHulagu/status/1347311270173794307 */
*4-* /*
https://twitter.com/MetinHulagu/status/1347311615662764032 */
*5-* /*
https://twitter.com/MetinHulagu/status/1347401830725201920 */
*6-* /*
https://www.facebook.com/ali.yayla.5667/posts/10159239335466177 */
*7-*
/*
https://www.birgun.net/haber/bardakci-dan-abdulhamid-tek-karis-toprak-kaybetmedi-diyenlere-belgeli-cevap-152598
*/ & /*
https://www.youtube.com/watch?v=S5npo9teqUY */
*8-*/*
https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/sinan-meydan/abdulhamitin-curuttugu-donanma-6057031/
*/
*9-* /*
https://www.facebook.com/ali.yayla.5667/posts/10159239335466177 */
*10-*/*
https://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Tahsin_Pa%C5%9Fa */ &
/*
https://twitter.com/naimbaburoglu/status/1287809705260318726 */ &
*11-A*dnan Güllü /*“Hasan Tahsin Paşa Ve Selanik Şehrinin Yunanlılara
Teslimi”*/ başlıklı yazısı
/*
https://www.marasgundem.com.tr/makale/hasan-tahsin-pasa-ve-selanik-sehrinin-yunanlilara-teslimi-17392
. */Karşılaştırma için bakınız Yorgo Kırbaki /*“Selanik’te Bir Mezar”*/
başlıklı makalesi
/*
https://www.hurriyet.com.tr/selanik-te-bir-mezar-20987030 */
*12-*
/*
https://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1-%C4%B0ngiliz_Sava%C5%9F%C4%B1
*/
*13-* /*
https://tr.wikipedia.org/wiki/ */I. _Richard
*14-* Prof. Dr. Taha Niyazi Karaca ” Dostluktan Çatışmaya: Osmanlı
Dönemi Türk*-İ*ngiliz İlişkileri” başlıklı makalesi
/*
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/937534 */
*15-* B. Şimşir Malta Surgunleri s*347 366. *
*16-* B. Şimşir Sakarya’dan İzmir’e*2. Baskı *Bilgi Yayınevi
İstanbul*1989 *s.*85. *
================================
VAKIFLAR DOSYASINDAN DUDAK UÇUKLATAN RAKAMLAR ÇIKTI
*AKP* döneminde *İBB*’nin bazı dernek ve vakıflara yaptığı*164 milyon
*liralık harcama usulsüz bulundu. *İBB* Ensar ve *TÜRGEV*’in aralarında
bulunduğu bazı vakıfların kullandığı*29 taşınmazın* kira ve faturalarını
ödemiş.
Özlem *GÜVEMLİ*
Güncellenme:*12*:*46 17*/*01*/*2021*
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (*İBB*) *AKP* yönetimindeyken en çok
tartışılan konusu olan bazı dernek ve vakıflara yapılan harcamalar yeni
yönetim tarafından araştırıldı. Araştırmada Sayıştay'ın*2019 denetim*
raporunda vakıf ve derneklerle yapılan tahsislerle ilgili getirdiği
eleştiriler ile *İBB'*nin*2018 yılında *hazırladığı *STK* faaliyet
raporu baz alındı.
*İBB* müfettişleri;*2014-2018* arasında bazı vakıf ve dernek malzeme
yeme-içme teşrifat bakım onarım yer tahsisi konaklama kiralama adı
altında yapılan toplam*847 milyon 592 bin 858 TL'lik* harcamayı
inceleyerek raporunu tamamladı. Raporda harcamaların*164 milyon 945 bin
792 TL'lik* kısmı mevzuata aykırı bulundu. *İBB'*nin verdiği hizmetlerin
ayni yardım şeklinde olduğu nakit yardıma ilişkin bilgiye rastlanamadığı
da belirtildi.
Rapor mülkiye müfettişleri yolsuzluk dosyalarına el koymadan kısa süre
önce eski *İBB* Başkanları Kadir Topbaş Mevlüt Uysal ve ilgili meclis
kararlarında isimleri bulunan meclis üyeleri hakkında soruşturma izni
için İçişleri Bakanlığı'na gönderildi. Rapor Sayıştay Başkanlığına da
iletildi. Dernek ve vakıflara yapılan yeme-içme harcamalarının
yerindeliği hakkındaki müfettiş incelemesi devam ederken dosyanın bu
kısmı İçişleri Bakanlığı'nın müfettişleri tarafından devralındı.
*64* *MİLYON* *LİRA* *KİRA* *ÖDENDİ*
Raporda *İBB* Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun göreve geldiği*2019 yılında
*/*“derneklere vakıflara cemaatlere hizmet dönemi bitti”*/ diyerek iptal
ettiği protokol ve kira sözleşmeleri ile *AKP* döneminde dernek ve
vakıflara yapılan mevzuata aykırı harcamalar kalem kalem çıkarıldı.
Rapora göre ortak hizmet projeleri kapsamında yurt binası ve vakıf
temsilciliği olarak kullanılan*29 adet* taşınmaza*2014 yılından
*itibaren *İBB *toplam*64 milyon 27 bin 585 TL* kira ödedi. Bu
taşınmazların*19 adedi* yurt binasıydı. Yurtların*7'si *Ensar Vakfı*5'i
*Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı*4'ü TÜRGEV 1'i *Asitane Kültür Sanat Eğitim
Vakfı*1'i *İstanbul Darülfünun İlahiyat Vakfı*1'i *de *TÜGVA* tarafından
kullanılıyordu.
*TÜGVA'NIN* *TEMSİLCİLİKLERİNİN* *KİRASI* *DA* *İBB'DEN*
Geri kalan*10 taşınmazın* da *TÜGVA'*nın ilçe temsilcilik birimleri
olarak kullanıldığını belirlendi. Toplam*64 milyon 27 bin 585 TL*
liralık kira ödemesinin*3 milyon 72 bin* lirasının da *TÜGVA'*nın*10
ilçedeki* temsilcilik birimleri için ödendiği tespit edildi. *2017
yılından *itibaren Beşiktaş Bakırköy Silivri Avcılar Sarıyer Çatalca
Şişli Kadıköy Beylikdüzü ve Büyükcekmece'deki *TÜGVA* temsilcilikleri
için kira ödemesi yapılmış.
*152* *BİN* *LİRALIK* *FATURA* *ÖDENDİ*
*İBB'*nin ortak proje kapsamında kirasını ödediği taşınmazlar için
gerçekleştirdiği tefrişat (malzeme) harcamaları*46 milyon 643 bin 864
TL* olarak hesaplandı. Raporda*15 Temmuz *Derneği ve *TÜGVA'*nın
toplam*152 bin 203 liralık *su elektrik ve doğalgaz faturasının da *İBB*
tarafından ödendiği belirlendi. Bakım onarım işleri için de *İBB*
kasasından*54 milyon 122 bin 139 TL* harcama yapıldı.
*ORTAK* *PROJE* *OLMADAN* *TAHSİS* *YAPILDI*
Raporda *İBB* mülkiyetindeki bazı taşınmazların da ortak bir proje
olmadan meclis kararları ile uzun süreli tahsis edildiği kaydedildi.
İlim Yayma Vakfı'na Pendik'teki bir *İBB* taşınmazı*2017 yılında 25
yıllığına *Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'ne de*2019
yılında *Zeytinburnu'ndaki bir taşınmaz*10 yıllığına *tahsis edildi.
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/vakiflar-dosyasindan-dudak-ucuklatan-rakamlar-cikti-6214584/
*/
================================
MERKEZ BANKASI ALTIN REZERVLERİ KASIMDA*20.9 T*ON DÜŞTÜ
*17.01.2021* -*09*:*37*
Güncelleme:*17.01.2021 *-*16*:*40*
İç talepteki artış *TCMB* ile bankalar arasındaki altın alışverişini
artırdı. Bunun sonucunda *TCMB'*nin altın rezervinde kasım ayında*20.9
*ton düşüş yaşandı. *TCMB* kasım ayında altın rezervi en çok düşen
merkez bankası olurken Ocak*-K*asım*2020 döneminde* ise*134.6 *ton net
alımla açık ara dünyanın altın rezervini en çok artıran merkez bankası oldu
Selim Karahan
/*
skar...@haberturk.com */
Dünya Altın Konseyi (*WGC*) kasım ayına ilişkin resmi altın rezervleri
verilerini açıkladı. Buna göre Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası
(*TCMB*) geçtiğimiz kasım ayında*20.9 *tonla dünyada en çok altın
rezervi en çok düşen merkez bankası oldu.
*WGC* konuyla ilgili değerlendirmesinde Türkiye'de iç talebin artması
sebebiyle bankalarla *TCMB* arasındaki altın alışverişinin arttığını
bunun da rezervlerde düşüşe neden olduğunu belirtti. Moğolistan Merkez
Bankası*2.4 *tonla kasım ayında *TCMB'*nin ardından altın rezervi en çok
düşen merkez bankası oldu.
Buna karşılık Özbekistan*8.4 *tonla altın rezervini en çok artıran ülke
olurken bu ülkeyi*3.1 *tonla Katar*2.8 *tonla Hindistan ve*1.7 *tonluk
alımla Kazakistan takip etti. Dünya genelinde kasım ayında altın
rezervlerinde*6.5 *tonluk düşüş yaşandı.
*İLK 11 AYDA* *ALIMLARDA* *AÇIK* *ARA* *LİDER*
Kasım ayındaki satışa rağmen *TCMB 2020'nin *ilk*11 ayında *altın
rezervlerini*134.6 *altın ton artırdı.*11 ayın 9'unda *net artış
yaşandı. İlk*11 ayda *böylece açık ara dünyanın altın rezervlerini en
çok artıran merkez bankası oldu. Ocak*-K*asım*2020 döneminde*
Türkiye'nin ardından resmi altın rezervlerini en çok artıran ülkeler*38
tonla* Hindistan*27.4 *tonla Rusya*23.9 *tonla Birleşik Arap
Emirlikleri*14.5 *tonla Katar ve*6.8 *tonla Arjantin oldu.
Bu gelişmelerle beraber Türkiye*547 tonla* kasım itibarıyla dünyada en
çok resmi altın rezervi bulunan*11. ülke *oldu.
*DÜNYADA* *EN* *ÇOK* *RESMİ* *ALTIN* *REZERVİ* *BULUNAN* *ÜLKELER*:
Sıra Ülke Altın rezervi (ton)
1 *ABD* 8 *134*
2 Almanya 3 *362*
3 İtalya 2 *452*
4 Fransa 2 *436*
5 Rusya 2 *299*
6 Çin 1 *948*
7 İsviçre 1 *040*
8 Japonya *765.2*
9 Hindistan *672.9*
*10* Hollanda *612.5*
*11* Türkiye *547*
*12* Tayvan *423.6*
*13* Kazakistan *386.3*
*14* Portekiz *382.6*
*15* Özbekistan *324.1*
*16* Suudi Arabistan *323.1*
*17* Birleşik Krallık *310.3*
*18* Lübnan *286.8*
*19* İspanya *281.6*
*20* Avusturya *280*
*ABD 8.134 *tonla dünyadaki en büyük resmi altın rezervine sahip.
*ABD'*yi*3.362 *tonla Almanya ve*2452 tonla* İtalya takip ediyor.
/*
https://www.haberturk.com/merkez-bankasi-kasimda-209-ton-altin-satti-2939492-ekonomi
*/
================================
YUNANİSTAN BAŞPİSPOKOSU'NDAN HADDİNİ AŞAN SÖZLER!
Yunanistan Başpiskoposu İeronimos katıldığı bir televizyon programında
İslam dini ve Müslümanlar için haddini aşan ifadeler kullandı.
Yunanistan Başpiskoposu İeronimos *OPEN* *TV* kanalında katıldığı
Yunanistan’ın kurtuluş savaşı ile ilgili bir programa katıldı.
"İSLAM BİR DİN DEĞİL"
İeronimos katıldığı programda/*"İslam’ın bir din olmadığını"*/
ve/*"Müslümanların savaş yanlısı insanlar olduğunu"*/ söyledi.
Elinde kurtuluş savaşından kalma olduğunu söylediği bir silah ve bazı
kutsal emanetlerle kamera karşısına geçen İeronimos/*"İslam onun
insanları din değil siyasi bir parti siyasi bir arzu ve savaş insanları
yayılmacılığın insanlarıdır. İslam'ın özelliği bu. Muhammed'in
öğretileri de bunu söylüyor. "*/ ifadesini kullandı.
/*
http://www.ngazete.com/yunanistan-baspispokosundan-haddini-asan-sozler-65178h.htm
*/
================================
DİYANET BU SORUYA CEVAP VERDİ. AŞI OLMAMANIN VEBALİ VAR MI?
*17.01.2021 10*:*09*
Vatandaşların dini bilgi almak için aradığı/*'Alo 190 Dini Danışma'*/
hattına korona virüsle ilgili gelen çağrı sayısında artış yaşandı. Son
dönemde en çok konuşulan konulardan biri de korona virüs aşısı.
Diyanet'in fetva hattı/*'Aşı olmamanın vebali var mı?'*/ sorusuna da
cevap verdi.
Son aylarda en sık sorulan sorular ‘Koronavirüsten kurtulmanın ya da
virüsün bulaşmaması için dua var mı?' ve/*'Aşı olmamanın vebali var
mı?'*/ oldu.
Antalya Müftüsü Osman Artan aşı konusunda *"T*ereddüt edip aşı olmak
istemeyenler korkanlar çevresine yakınına hastalık bulaştırıp zarar
görürse sorumluluğunun olduğunu bilmesi gerekir. Devletimiz gerekli
tedbirleri aldı.
Müslüman olarak dinen bu aşıları olmamız lazım ve başkalarının bizden
dolayı zarar görmemesi lazım" dedi.
Müftü Artan son günlerde hatta korona virüse karşı aşı olmamayı düşünen
ya da aşı olma konusunda tereddüt edenlerin/*'Aşı olmamanın vebali var
mı?'*/ şeklinde soru yönelttiğini söyledi.
Müftü Osman Artan *"T*ereddüt edip aşı olmak istemeyenlerin aşı
olmamaktan dolayı çevresine yakınına herhangi bir şekilde hastalık
bulaştırıp zarar görürse sorumluluğunun olduğunu bilmesi gerekir.
Devletimiz gerekli tedbirleri aldı.
Bir Müslüman olarak dinen bu aşıları olmamız lazım ve başkalarının
bizden dolayı zarar görmemesi lazım" dedi.
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/diyanet-bu-soruya-cevap-verdi-asi-olmamanin-vebali-var-mi-329095h.htm
*/
================================
ATAMAYI YAPANLAR DA İSTİFA ETMELİ
*17.01.2021 09*:*54*
Mustafa M. Bildircin
*ABD*’de bir çocuğa cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklanan
Abdüssamet Köse Marmara Üniversitesi’nden istifa etti. Üniversite
yönetiminden yapılan açıklamada /*“Üniversitemiz Fen-Edebiyat Fakültesi
Psikoloji Bölümü öğretim elemanlarından Doç. Dr. Abdüssamed Köse öğretim
üyeliğinden istifa etmiştir”*/ ifadesi kullanıldı.
Çocuk istismarı suçlamasıyla tutuklanan Köse’nin Türkiye’de nasıl göreve
geldiğiyse merak konusu.*2547 Sayılı* Yükseköğretim Kanunu’na göre bölüm
başkanı dekan tarafından önerilirken rektör tarafından atanıyor. Fakat
üniversiteden yapılan açıklamada bu konuya ilişkin tek bir cümle dahi
kullanılmadı. Birçok akademisyen sebepsiz yere ihraç edilirken Köse’nin
hangi standartlara göre bölüm başkanı seçildiği açıklanmadı.
*BU* *ATAMALAR* *SIRADANLAŞTI*
Bu yapılan atamadan dolayı rektör ve dekanın istifa etmesi gerektiğini
belirten Eğitim Sen Ankara*5 No’lu* Üniversiteler Şubesi Başkanı Mutlu
Arslan /*“Rektörlerden başlayarak tüm kademelerdeki görevliler kendi
alanlarında sınırsız biçimde yetki kullanıyorlar. Kişiye özel kadro
ilanları kişiye özel görevlendirmeler üniversiteler için sıradan vakalar
haline geldi”*/ dedi.
*AKADEMİ* *İÇİN* *UTANÇ* *VERİCİ*
Arslan üniversitelerdeki atama yükselme ve görevlendirmeler kişiye özel
yapıldığı için kurumsal bir özdenetim kalmadığının altını çizerek
şunları söyledi:/*“ABD’de kız çocuğuna yönelik cinsel istismar nedeniyle
Tıp lisansını kaybeden Abdüssamed Köse’nin hiçbir şey olmamış gibi
Türkiye’de bir üniversitede kadro alması dahası bölüm başkanı yapılması
yaşanan bu çürümenin göstergesi. Sosyal medyaya yansımamış olsa eminim
hiçbir şey olmamış gibi makamında oturmaya devam edecekti. Bir basın
açıklamasına katıldığı ya da akrabalarından birisi belirli bir siyasi
yapı üyesi diye güvenlik soruşturması gerekçesiyle ataması yapılmayan
binlerce kişi varken böylesi bir olayın yaşanması akademi için utanç
verici. ”*/
/*
https://www.birgun.net/haber/atamayi-yapanlar-da-istifa-etmeli-330712 */
================================
WUSHU FEDERASYONU’NUN SORUMLUSUYLA İLGİLİ ÇARPICI GERÇEK ORTAYA ÇIKTI
Wushu Federasyonu’nun Doğu ve Güneydoğu Genel Koordinatörü ve Üst
İstişare Kurulu Üyesi Abdülaziz Velioğlu’nun Hizbullah’tan hapis yattığı
ortaya çıktı. Velioğlu’nun spor etkinliği adı altında örgütün
propagandasını yaptığı ve örgüte adam kazandırma çalışmalarını yürüttüğü
belirtildi.
cumhuriyet.com.tr
*17 Ocak 2021 Pazar 09*:*32*
Skandallarla gündemden düşmeyen Türkiye Wushu Federasyonu’yla (*TWF*)
ilgili bir çarpıcı gerçek daha açığa çıktı. Federasyonun Doğu ve
Güneydoğu Genel Koordinatörü Üst İstişare Kurulu Üyesi Abdülaziz
Velioğlu’nun Hizbullah operasyonları kapsamında tutuklandığı öğrenildi.
Velioğlu ayrıca örgütün Türkiye’deki kurucusu olarak görülen Hüseyin
Velioğlu’nun da yeğeni.
‘SPOR ETKİNLİĞİ ADI ALTINDA ÖRGÜT PROPAGANDASI YAPMAK’
Birgün’den Eren Tutel’in haberine göre; İstanbul Beykoz'daki bir
villaya*17 Ocak 2000'de *polisin düzenlediği baskında öldürülen Hüseyin
Velioğlu’na yakınlığıyla bilinen Abdülaziz Velioğlu amcasının
öldürülmesinden kısa bir süre sonra Antalya’da tutuklanarak cezaevine
gönderildi. O dönem çıkan bir haberde Hüseyin Velioğlu’nun Hizbullah’la
olan ilişkisi şu ifadelerle anlatıldı:/*“Savcılık tarafından hazırlanan
iddianamede Hüseyin Velioğlu’nun 1998 yılında örgütün Batman’daki lideri
konumundaki Edip Gümüş ile irtibata geçerek İstanbul’da tekvando
okulunda eğitim gördüğü spor etkinliği adı altında örgütün
propagandasını yaptığı ve örgüte adam kazandırma çalışmalarını yürüttüğü
belirtildi. Velioğlu’nun *//*‘Hizbullah terör örgütüne üye olmak’*//*ve
faaliyetlerini yürütmek suçundan TCK’nin 168/2 maddesi gereğince 12 yıl
6 ay hapis istemiyle cezalandırılması istendi. ”*/
*SAHTE* *KİMLİKLE* *YAKALANMIŞTI*
Antalya’nın Kumluca ilçesinde tutuklanan Abdülaziz Velioğlu’nun evinde
yapılan aramada bir pompalı tüfek bir tabanca mermiler ve örgütsel
doküman ele geçirilmişti. Velioğlu /*‘Eşref Kan’*/ adına düzenlenmiş
sahte bir kimlikle yakalanmıştı.
‘/*CİHATSIZ OLMAZ’*/ *PAYLAŞIMI*
Aktif olarak *TWF*’nin üst düzey yöneticilerinden biri olan Hüseyin
Velioğlu skandalların odağında yer alan federasyonun başkanvekili
Abdurrahman Akyüz’e de bir hayli yakın ve sosyal medyada şeriat vurgulu
paylaşımlar yapıyor. Velioğlu Instagram hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan
ve Necmettin Erdoğan’ın olduğu bir fotoğrafı paylaşarak/*“Üç çiviyi
kafamıza çıkacağız! 1: İslamsız saadet olmaz 2: Şuursuz Müslüman olmaz
3: Cihatsız İslam olmaz”*/ ifadelerini kullanıyor. Bu ve benzeri birçok
paylaşımda bulunan Hüseyin Velioğlu yıllardır *TWF*’de üst düzey
yöneticilik yapıyor.
Ayrıca kadın sporculara erkek erkek sporculara kadın antrenör izni
vermeyen federasyonun birçok gerici ve şeriat yanlısı uygulaması
bulunuyor. Birçok usulsüzlüğü de imza atan Wushu Federasyonu hakkında
Spor Bakanlığı hâlâ bir soruşturma başlatmadı.
*YÖNETİM* *KURULU* *AKP* *LİSTESİ* *GİBİ*
Aralarında *RTÜK* Başkanı Ebubekir Şahin Basın İlan Kurumu Genel Müdürü
Rıdvan Duran’ın bulunduğu Türkiye Wushu Federasyonu’nun Yönetim
Kurulu’nda birçok tanıdık isim de yer alıyor. Federasyonun *AKP*’ye
yakınlığıyla dikkat çeken yönetim kurulu üyeleri şunlar:
○ Mücahit Demirtaş*-Ç*evre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Yardımcısı
○ Muhammet Çapoğlu- *AKP* Sakarya İl Yönetim Kurulu Üyesi
○ Enver Tok*-AKP* Sakarya İl Başkan Yardımcısı
○ Sami Er*-F*atih Belediyesi Başkan Yardımcısı
○ Ömer Ayberk Cengiz*-AKP* İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi
○ Abdurrahman Dursun*-AKP*’li Sultangazi Belediye Başkanı
○ Muhammet Talha Enis*-E*ski *AKP* Beykoz İlçe Başkan Yardımcısı
/*
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/wushu-federasyonunun-sorumlusuyla-ilgili-carpici-gercek-ortaya-cikti-1806641
*/
================================
BORSA YATIRIMCILARININ SAYISI*2 MİLYON K*İŞİYİ AŞTI: TEHLİKELİ OYUN
*17.01.2021 09*:*45*
Yurttaşlar sağlıklı beslenmekte zorlanırken borsadaki yatırımcı sayısı
ilk kez*2 milyonun *üzerine çıktı. Son*1 yılda *Borsa İstanbul’da*786
bin *kişi yeni yatırımcı oldu. Borsadaki servet dağılımı ise giderek
bozuluyor.*10 bin TL*’den küçük portföy sahiplerinin sayısı*1 milyon
TL*’den büyük portföy sahiplerinin*43 katı* ama yönettikleri toplam para
binde*3. *
*OZAN* *GÜNDOĞDU*
Türkiye ekonomisi gelecek yıllarda sosyologların da inceleyeceği özel
bir dönem yaşıyor. Bir yanda yoksulluk toplumsallaşıyor toplumun tüm
katmanları yoksullaşıyor bir yandan da borsadaki yatırımcı sayısı rekor
kırıyor. Borsa İstanbul’a bağlı çalışan Merkezi Kayıt Kuruluşu (*MKK*)
verilerine göre*15 Ocak *itibariyle Borsa İstanbul’daki hisse senedi
yatırımcılarının sayısı tarihte ilk kez*2 milyonun *üzerine çıktı. Son
aylardaki artış ise rekor seviyede. Üstelik hisse senedi yatırımcıları
zannedildiği gibi büyük sermayedarlardan oluşmuyor. Orta ve hatta düşük
gelir grupları dahi dişinden tırnağından kıstığı parasıyla yabancı
oldukları Borsa’da yatırımcı oluyorlar. Bu tehlikeli oyun milyonların
umudu haline gelmiş durumda.
*MKK* verilerine göre*2020’nin *Ocak ayında Borsa İstanbul’daki
yatırımcı sayısı*1 milyon 215 bin* kişiden oluşuyordu. Geçen yıl her ay
bu sayı on binleri bulan yeni yatırımcılarla arttı. Yıl sonunda
yatırımcı sayısı*1 milyon 957 bine* kadar çıktı. *MKK *dün sosyal medya
hesabından bir/*“müjde”*/ diyerek toplam yatırımcı sayısının*2 milyon 2
bin 873 kişiye* ulaştığını duyurdu.*1 yıl *içinde*786 bin *kişi borsa
yatırımcısı oldu.
KÜÇÜKLERİN SAYISI BÜYÜKLERİN 43 KATIKÜÇÜKLERİN SAYISI BÜYÜKLERİN*43
KATI*
Peki bu bir zenginleşme göstergesi mi? Borsadaki yatırımcıların portföy
büyüklükleri ne?
*MKK* verilerine göre aralık ayı itibariyle borsadaki hisse senedi
yatırımcılarının*1 milyon 60 bininin* yani yaklaşık olarak yarısının
portföy büyüklüğü*10 bin TL*’den az. Bu kişilerin borsadaki toplam
portföyünün değeri ise*1 milyar 935 milyon* *TL. *Bu kişiler içinde kimi
borsaya*1000 TL* ile girmiş kimi*5 bin TL* ile…
Buna karşılık söz konusu bu küçük yatırımcıların hepsi aynı anda hareket
etse dahi *BİST100* grafiğini etkileyecek büyüklükte bir fonu
yönetmiyorlar. Buna karşılık büyük yatırımcıların sayısına ve portföy
büyüklükleri ise küçük yatırımcıların tam tersi.
KÜÇÜKLERİN PARASI BÜYÜKLERİN BİNDE 3’ÜKÜÇÜKLERİN PARASI BÜYÜKLERİN
BİNDE*3’Ü*
*MKK* verilerine göre*1 milyon TL*’den daha fazla bir büyüklükle borsa
yatırımcısı olan kişi sayısı sadece*24 bin 208. Yani 10 bin TL*’den daha
az parayla yatırım yapanların sayısı*1 milyon TL*’den fazla parayla
yatırım yapanların sayısının tam*43 katı. *Buna karşılık*1 milyon
TL*’den daha fazla parayla yatırım yapanların yönettikleri toplam
portföy büyüklüğü*651 4 milyar *lira.
Özetlemek gerekirse sayıları*1 milyon TL*’den daha fazla parayla yatırım
yapanların*43 katı* olan küçük yatırımcıların yönettiği toplam portföy*1
milyon TL*’den daha fazla parayla yatırım yapanların toplam portföyünün
binde*3’üne *denk geliyor.
/*
https://www.birgun.net/haber/borsa-yatirimcilarinin-sayisi-2-milyon-kisiyi-asti-tehlikeli-oyun-330710
*/
================================
*TANER* *TİMUR* : NEOLİBERALİZM ÇILGIN TRUMP VE FAŞİST KOMPLO
/*
taner...@superonline.com */
*2021.01.17 08*:*53*
*2012* seçimlerinde Cumhuriyetçi aday Mitt Romney liberal bir kampanya
yürütmüş bu yüzden de parti yandaşlarından bir kısmı seçim sandığına
gitmemişti. Oysa -tarihin cilvesi- dört yıl sonra buna isyan etmek büyük
bir iş adamına düşecekti. Gerçekten de*2016 yılında ABD* politikasında
dünyayı da sarsacak bir dönüşüm yaşandı.
Neoliberalizm çılgın Trump ve faşist komplo
Ayaklanma? Darbe? Faşizm?*6 Ocak 2021’de *Amerika’da Kongre binasına
yapılan saldırı hâlâ tartışılıyor ve belli ki daha uzun süre de
tartışılacak!
Gerçekten de*6 Ocak’ta* Washington’da neler yaşandı?
Aslında ilk işaretler*19 Aralık 2020’de *gelmişti. O gün Trump
yandaşlarına bir tweet atmış ve/*“6 Ocak’ta Washington’da büyük bir
protesto yapılacak; orada ol; vahşi olacak!*/*”*demişti. Anlaşılan seçim
yenilgisini bir türlü hazmedemeyen narsist Başkan Beyaz Saray'ı terk
etmemek için her şeye kararlıydı. Nitekim binlerce kişi çağrısına uydu
ve*“*/*orada”*/ oldular! Gerisi de geldi.
*ABD* kamuoyunda/*“MAGA kalabalığı*/*”*(Make America Great Again Mob)
olarak adlandırılan güruhun saldırısı çıldırmış bir başkanın
kışkırtmasıyla başlamıştı. Şimdi de herkes yaşanan*“*/*vahşet”*/in
toplumsal nedenlerini ve olası sonuçlarını konuşuyor. Oysa ortalık hâlâ
yatışmadı ve en büyük korku da*20 Ocak *devir töreninin daha da vahim
bir kalkışmaya yol açma olasılığı?*6 Ocak *skandalını Cumhuriyetci
çoğunluk da kınamış olsa bile alarm zilleri çalmaya devam ediyor. YouGov
anketine göre parti seçmenlerinin yarısına yakını da (yüzde*43’ü*)
işgali onaylamıştı!
○**
Aslında yaşadığımız dünyada Amerika Amerika’dan çok fazla şeyler ifade
ediyor ve Washington’da olanlar da hepimizi yakından ilgilendiriyor.
Böylece*6 Ocak’taki* saldırı karşımıza bir çeşit/*“üç bilinmeyenli bir
denklem”*/ çıkardı. Bilinmeyen ve yanıt aranan sorular da sırasıyla şunlar:
►*2021* yılında uluslararası kapitalizm nasıl bir tablo sergiliyor?
Yoksa emperyalizmin dönüşüme uğradığı yeni bir aşamaya geçtiği
sarsıntıları mı yaşıyoruz? Yoksa/*“neoliberal*/*”*dönem kapanıyor da
*“*/*neoemperyal”*/ çağ mı başlıyor?
►Eğer öyleyse bu dönüşümde *ABD* nasıl bir yer işgal ediyor? Yoksa
Uzakdoğu’daki gelişmeler giderek bu ülkeyi/*“emperyal zincirin zayıf
halkası”*/ konumuna mı sürüklüyor?
►*ABD*’de/*“Trumpizm”*/ neyi ifade ediyor? Bu mitoman başkanın bunca
skandaldan sonra hâlâ arkasında milyonlarca Amerikalıyı toplamasının
sosyal karşılığı ne olabilir?
İşte ilk emperyalizm analizlerinden yüz yıl kadar sonra günümüz
sorunlarına -ve zihinleri kurcalayan/*“ne yapmalı?”*/ sorusuna- yanıt
aramaya yol açabilecek bazı sorular! İzleyen satırlarda -aynı sırayla-
bu yanıtlara ipucu teşkil edebilecek bazı bilgiler vermeye çalışacağım.
○**
*2019* Kasım’ında ünlü iktisatçı Joseph E. Stiglitz dikkat çekici bir
yazı yazdı. /*“Neoliberalizmin sonu ve tarihin doğuşu*/*”*başlığını
taşıyan bu yazı bir bakıma Fukuyama’nın otuz yıl önce*“*/*liberalizmin
zaferi*/*”*ni ve*“*/*tarihin sonu*/*”*nu ilan eden eserine yanıt teşkil
ediyordu. (Global Thought;*4 Kasım 2019*). Columbialı profesöre göre
*“*/*neoliberalizm kırk yıl boyunca demokrasiyi tahrip etmiş*/*”*ve tüm
uluslara refah ilerleme ve özgürlük vadeden bu sistem çöküş sürecine
girmişti. Neoliberal uygulamanın ortaya koyduğu tablo Karl Popper ve
yandaşlarının yıllarca avukatlığını yaptığı*“*/*açık toplum*/*”*a hiç
benzemiyordu. Aksine nüfusunun büyük çoğunluğu*“*/*demagoglar ve
otokratik liderler*/*”*tarafından yönetilen bir dünyada yaşıyorduk ve bu
dünyada -sosyal himaye vergi ve ücret politikaları finans düzeni vb- tüm
uygulamalar tek bir ilkeye bağlanmıştı: Kapitalist rekabet! Zengin
ülkelerde bile sıradan vatandaşlara*“*/*İstediğiniz politikalar
uygulanamaz; çünkü bu durumda ülke rekabetçi olmaktan çıkar; çok iş
kaybı olur ve siz de ıstırap çekersiniz!*/*”*deniyordu. Bu yüzden de
geleceğe seçkinlere ve ekonomi bilimine güven kalmamıştı. Özellikle
makro-iktisat analizleri*“*/*2008’dekine benzer krizleri dışlayan
modellerin uygulandığı*/*”*her yerde tüm itibarını kaybetmişti. Şimdi
de*“*/*bu büyük düşkırıklığından doğan siyasal sonuçları*/*”*yaşıyorduk.
Belli bir tarih sona eriyor yeni bir tarih başlıyordu. Stiglitz’e göre
bu yeni dönemde*“*/*Aydınlanmayı yeniden canlandırmak ve onun özgürlük
bilime saygı ve demokrasi değerlerine tekrar bağlanmak zorunda”*/ idik.
○**
*2020* arifesinde Stiglitz’in temel düşünceleri bunlardı ve bu tezleri
Nobel ödüllü bir iktisatçıdan duymak ilk bakışta şaşırtıcı görünebilir.
Oysa bu düşünceler yaygındır ve günümüzde -pandemik salgınla da
katlanarak- karamsarlık ve manevi çöküntüye yol açıyorlar.
Aslında neoliberalizm büyük sermayeyi sınırlayan kuralları kaldırmış
uluslararası planda sermaye akışını hızlandırmıştı. Böylece yatırım
fonları emeğin ucuz çalışma koşullarının elverişli olduğu ülkelere doğru
akmaya başladılar ve bundan da en çok -başta Çin- Uzak Doğu ülkeleri
yararlandılar. Üstelik sadece fonlar akmıyor bir takım fabrikalar da
sökülerek bu ülkelere taşınıyordu. Batı’da/*“sanayisizleşme*/*”*yaratan
bu süreç kalkınmakta olan ülkeler arasında da*“*/*yükselen pazarlar”*/
ayrışmasına yol açtı.
Oysa aynı yıllarda *ABD*’de kapitalizm de kabuk değiştiriyor J. Haskel
ve S. Westlake’nin/*“Kapitalsiz Kapitalizm*/*”*(Princeton Uni.
Press;*2017*) adını verdikleri bir yapılanmaya yol açıyordu. Bu
kapitalizmde maddi yatırımların yerini hızla yazılım marka tasarım
Ar*-G*e vb gibi alanlara yapılan*“*/*gayri-maddi”*/ (intangible)
yatırımlar alıyordu. Örneğin Microsft’ta maddi sermaye şirketin piyasa
değerinin ancak*yüzde 1’i *kadardı. Üretimde fizikî emeğin yeri giderek
azalıyordu; örneğin toplam borsa değeri*5 trilyon* doları aşan beş dev
şirketin (*GAFAM*: Google Apple Facebook Amazon Microsoft)
çalıştırdıkları işçi sayısı ancak*1 2 milyon *kadardı. Bu gelişme gelir
dağılımındaki eşitsizliği de hızla artırıyor sınıf çelişkilerini
keskinleştiriyordu.
Aynı süreç uluslararası planda da giderek yeni bir kutuplaşmaya yol
açtı: Çin Halk Cumhuriyeti imalatta/*“dünya atölyesi*/*”*haline gelirken
*“*/*soyut sermaye*/*”*de *ABD*’de yeni bir işsizler ordusu yaratıyordu.
Üstelik Çin büyük ölçüde*“*/*montajcı”*/ bir imalatla yetinmiyor ileri
teknolojide de öne geçme hesapları yapıyordu.*2015’te *ilan
ettiği/*'Made in China 2025'*/ planına göre dijital teknolojide on yıl
içinde iç pazarın*yüzde 80’ini *dünya pazarının da*yüzde 40’ını *ele
geçirmeyi hedeflemişti. (Le Monde*7 Ocak 2020*).*2021 yılına
*gelindiğinde artık küresel elektronik ürün ihracatının yarısına yakını
Çin tarafından yapılıyordu.
Gerçi bu ürünlerde Çin’in katma değer payı azdı ve*yüzde 22’yi
*aşmıyordu. Yine de bu ülke dev pazarı ve üretimde kullandığı/*“vahşi
kapitalizm*/*”*yöntemleriyle *ABD*üstünlüğünü tehdit eder hale gelmişti.
Steven Bognar ve Julia Richard’ın Çinlilerle işbirliği içinde
gerçekleştirdikleri dokümanter filimde (American Factory;*2019*)
görüldüğü gibi bir Çinli milyarderin *ABD*Ohio’da kurduğu cam fabrikası
(Fuyao Glass America) sendika düşmanlığı düşük ücretler fazla mesai ve
tatil kısıntıları ile *-2021*’de*yüzde 8 büyümesi*ve*2028’de *de
*ABD*’nin *GSYH*’sını geçmesi beklenen-*“*/*Çin mucizesi*/*”*nin
anahtarını da veriyordu. Bu yüzden dünya bu*“*/*mucize”*/ karşısında
büyülenirken madalyonun öteki tarafı da unutulmamalıydı.
○**
“/*Madalyonun öteki tarafı*/*”*en çok Amerika’da hissedildi ve halk
tabakalarında iki türlü düşmanlığa yol açtı: Beyaz emekçilerin işlerini
çalan*“*/*renkli*/*”*göçmenler ve buna uygun bir politika izleyen
neoliberal*“*/*seçkinler”*/*! 2012 seçimlerinde* Cumhuriyetçi aday Mitt
Romney liberal bir kampanya yürütmüş bu yüzden de parti yandaşlarından
bir kısmı seçim sandığına gitmemişti. Oysa -tarihin cilvesi- dört yıl
sonra buna isyan etmek büyük bir iş adamına düşecekti. Gerçekten de*2016
yılında ABD* politikasında dünyayı da sarsacak bir dönüşüm yaşandı.
Donald Trump’ın adaylığı başlangıçta kendi partisinde bile ciddiye
alınmamış kaygı ve ironi dolu yorumlara yol açmıştı. İlginçtir bugün
yapılan faşizm tartışmaları da aslında*2016’da *başladı. Bakınız o
tarihte henüz seçim bile yapılmamışken muhafazakâr yazar Robert Kagan
/*“Amerika’ya faşizm nasıl gelir?*/*”*başlığı altında neler
yazıyordu:*“*/*Faşizm Amerika’ya çizmelerle özel selamlarla gelmeyecek;
bir televizyon madrabazı bir sahte milyarder ve ders kitaplarına geçecek
bir ego-manyağın halktaki nefret ve güvensizlik duygularını
kışkırtmasıyla ve kör parti yandaşlığı dava yokluğu ya da sadece basit
bir korku gibi nedenlerle koca bir ulusal partiyi peşine takmasıyla
gelecek”. */(*WP*ost*18 Mayıs 2016*).
Bu kaygılar Trump’ın başkan seçilmesiyle bitmedi; aksine daha da
şiddetlendi. Demagog iş adamı Beyaz Saray’a oturalı henüz dört ay bile
olmamıştı ki Yale Harvard ve New York üniversitelerinden*27 psikiyatr*
bir araya geliyor ve ruh sağlığı olmayan bir
başkanın/*“tehlikelerine*/*”*dikkati çekiyorlardı. Düzenledikleri
konferansta (*20 Nisan 2017*) Amerikan Psikoloji Derneği’nin özel bir
muayene yapılmadan kamu yöneticileri hakkında tanı konmasını
yasaklamasına rağmen (Goldwater Rule) bu yasağı çiğniyor ve Hitler
iktidara gelirken Alman aydınlarının ve psikiyatri derneğinin
sessizliğini ibretle hatırlatıyorlardı. Bununla da kalmadılar Trump
tehlikesi hakkında bir de kitap yayımladılar. (The Dangerous Case of
Donald Trump; Macmillan *2017*). Haklıydılar; dikkat
çektikleri*“*/*tehlike”*/ dört yıl sonra Capitol Hill’in işgaliyle çok
daha vahim bir şekilde ortaya çıkacaktı.
○**
Aslında her faşizmin bir/*“çılgın*/*”*a ihtiyacı vardır ve Amerika’da da
bu işlev -kısmen fıtrat ve yetişme tarzı kısmen de rol icabı- Donald
Trump’a düştü. Ne var ki bu milyarder iş adamı reel dünyadan hiç de
kopuk değildi ve iş kaybına uğramış*“*/*derin Amerika*/*”*daki iki
düşmanlığı çok iyi yakalamıştı. Küreselleşme Amerika’nın aleyhine
işliyordu ve içerde göçmen işçiler dışarda da Çin Amerika’nın en büyük
düşmanlarıydı. Politikasını da bu düşmanlığa dayandırdı. Bir yandan
Meksika sınırına büyük bir duvar ördürüyor öte yandan da Çin’le
ticaretteki dengesizliğe son vermeye çalışıyordu. Çin *“*/*MAGA”*/ya
karşı en büyük tehlikeydi; gümrük savaşı teknoloji savaşıyla beraber
yürütülmeliydi. Bu korkuyla*5-G*’de tehlikeli atılımlar yapan Çin
elektronik devi Huawei’ye yasaklar kondu; hatta bir ara şirketin mali
direktörü de tutuklandı.
Ne var ki Trump yasaklarla yetinemezdi. İçerde de şirketleri teşvik
ediyor büyümelerine yardımcı olmaya çalışıyordu. Buna karşılık üretimi
dışarı taşıyanlara da şiddetle karşıydı. Kongre’ye ilk seslenişinde bunu
söylemiş tweet’lerinde buna uymayanları tehdit etmişti. Aynı konuşmada
aralarında Lockheed General Motors Fiat*-C*hrysler İntel gibi devler
bulunan on şirketi yatırıma teşvik etmiş bu yönde de büyük bir vergi
indirimi yapmıştı. Onlar da gerçekten milyarlarca dolarlık yatırım
yaptılar. Ne var ki durum değişmiyor üç yıl sonra da bunların toplam
istihdamı eski düzeyi (Reuters araştırmasına göre*2 milyon *işçi)
geçmiyordu. Trump yönetiminin övündüğü borsa rekorları ise hisselerin
yarısının nüfusun*yüzde 1’inin *elinde olduğu düşünülürse
kandırdığı/*“mağdur”*/larla alay etme gibiydi.
Mali durum da farklı değildi. Obama’dan devir alınan*300 milyar
*dolarlık bütçe açığı bir trilyon dolara çıkmış üstelik aradaki fark da
vaat edilen altyapı yatırımlarından değil zenginlere yapılan vergi
indirimlerinden doğmuştu. Kısaca çılgın Başkan*2020 seçimlerine*
ekonomik planda başarıyla değil kötü bir karneyle girdi ve.*. *Kaybetti.
○**
Aslında*2020 seçimlerinde* şaşırtıcı olan seçimi Trump’ın kaybetmesi
değil*74 milyon *kadar oy almasıydı. O tam bir faşistti ve/*“Bu terim
hafiflikle kullanılmamalı*/*”*diyen iktisatçı Paul Krugman (Nobel*2008*)
Kongre baskını üzerine Trump’ın*“*/*milliyetçi-ırkçı hedeflerine ulaşmak
için şiddet kullanan gerçek bir faşist”*/ olduğunu yazdı. (*NY* Times*7
Ocak 2021*).
Ne var ki neoliberal uygulamalarla birçok ülkede yoksul kitleler çaresiz
kalmış ve demagog politikacıların peşine takılmıştı. En tehlikeli
senaryo da Washington’da sahneye kondu.*6 Ocak’ta* Kongre’yi basanlar
aslında/*“Trumpist galeri*/*”*nin küçük bir modelini teşkil ediyordu.
*QA*non komplocuları *“*/*Proud Boys*/*”*temsilcileri acayip kılıklı
provokatörler /*‘molotof kokteyl’*/li suikastçılar herkes oradaydı.
Hatta emlakçı bir milyoner randevuya yetişebilmek için Teksas’ta özel
bir uçak kiralamıştı. Şimdi ise tüm *ABD 20 Ocak’ta*yapılacak Başkanlık
töreni vesilesiyle daha da vahim bir senaryonun sahnelenmesinden
korkuyor ve bunu önlemek için de*20 binden *fazla ulusal muhafız
görevlendirildi. Bu da bir*“*/*ABD mucizesi!”*/ ve dünyayı kontrol eden
*ABD* emperyalizmi yurtdışında bulunan askerlerinden çok daha fazlasını
(*NY* Times’e göre üç katını) seferber ederek artık kendi Meclis’ini
korumaya hazırlanıyor!
○**
Bazı Amerikalı yorumculara göre Trump*6 Ocak’ta* demokratları da sokağa
dökerek iç çatışma çıkarmak ve bunu bahane ederek sıkıyönetim ilan etmek
istemişti. Bu bir darbe girişimiydi. Oysa olaylar kontrolünden çıktı ve
Trump rezil oldu. Öyle ya da böyle şimdi kendisi de korku içinde
ve/*“çok sevdiği”*/ yandaşlarını yatıştırmaya çalışıyor. Artık tweet de
atamıyor ve siyasal hayatını tamamen söndürecek ikinci bir azil
girişimiyle karşı karşıya bulunuyor!
Yine de anlaşıldı ki Trump bitse bile /*“Trumpizm*/*”*bir süre daha
yaşayacak ve zaten bugünlerde de başta Ted Cruz birçok senatör bu*“*/*74
milyon”*/luk mirasa konmaya çalışıyor. Oysa karşılarında bir türlü
kandıramadıkları ve özlemleri de Joe Biden’dan çok Bernie Sanders
tarafından dillendirilen bir mazlumlar ordusu var. Bu da demektir ki
neoliberalizm çöker ve yeni bir tarih sayfası açılırken Trumpist büyücü
çırakları kirli oyunlarında bunların beklenti ve direnişlerini de hesaba
katmak zorunda kalacaklar!
/*
https://www.birgun.net/haber/neoliberalizm-cilgin-trump-ve-fasist-komplo-330699
*/
================================
AFRİKA’DA REKOR GÖÇ
*17.01.2021 08*:*53*
Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluşlar Afrika kıtasında son günlerde
büyük göç akışı yaşandığını duyurdu. Orta Afrika Cumhuriyeti Etiyopya
Nijerya Somali Kamerun Çad ve Mozambik’ten silahlı çatışmalar ve temel
ihtiyaçlara erişim krizi nedeniyle yaklaşık*1 5 milyon *kişinin göç
ettiği belirlendi.
*DIŞ* *HABERLER* *SERVİSİ*
Küresel güçlerin yoksulluğa mahkûm ettiği Afrika ülkelerinde birkaç
haftadır ciddi bir göç akışı söz konusu. Temel gıdaya ve temiz suya
erişim güçlüğü çeken ve bölgelerdeki çatışmalardan kaçan yaklaşık*1 5
milyon *kişinin ülke içinde veya kıta ülkelerine göç ettiği Birleşmiş
Milletler’e bağlı kuruluşların raporları ve açıklamalarıyla ortaya konuldu.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (*BMMYK*) Orta Afrika
Cumhuriyeti’nde seçim süreciyle tırmanan siyasi kriz sonucu*120 bini
*aşkın kişinin göç ettiğini duyurdu. Başkanlık seçimi öncesi Anayasa
Mahkemesi’nin devrik lider François Bozize’yi/*“insanlığa karşı suç ve
soykırıma teşebbüs”*/ ile suçlayarak adaylığını kabul etmemesi üzerine
Bozize’yi destekleyen silahlı gruplarla hükümet güçleri arasında
çatışmalar yaşanıyor.*27 Aralık’ta* yapılan seçimleri devlet başkanı
Faustin Archange Touadera oyların*yüzde 53 92’sini *alarak tekrar
kazanırken *BM*’ye bağlı barış gücü askerleri de seçim güvenliğini
sağlamak gerekçesiyle bölgede faaliyet yürütüyor.
*GÖÇMEN* *SAYISI* *İKİYE* *KATLANDI*
*BMMYK* sözcüsü Boris Cheshirkov ülkede aralık ayından bu yana iki *BM*
barış gücü askerinin hayatını kaybettiğini ve çatışmalar nedeniyle*120
bini *aşkın kişinin göç ettiğini ifade ederek /*“Durum çok kötü. Göçmen
sayısının sadece bir haftada ikiye katlandığını gördük. Geçen hafta
yaklaşık 30 bin bu hafta 60 bin kişinin göç ettiğini rapor ettik.
Çarşamba günü yaklaşık 10 bin kişi iki ülkeyi ayıran Ubangui nehrini
geçti. İnsanlar evlerinden taşınmaya zorlanıyor ve durum şu an için
sakinleşmiyor. Tarafların itidale kavuşmasını umuyoruz”*/ dedi.
*HALKLAR* *KORKU* *VE* *PANİK* *İÇİNDE*
Cheshirkov ülkedeki çatışma bölgelerinden göçün çoğunun Demokratik Kongo
Cumhuriyeti’ne yapıldığını belirterek/*“Bu ülkeye geçen ay giden 50 bin
göçmene ek Kamerun ve Çad’dan da 9 bin kişinin ulaştığını tespit ettik.
Yerlerinden edilmiş Orta Afrikalıların ihtiyaçları artıyor yakında
önemli bir fon sıkıntısıyla karşı karşıya kalacağız*/*”*açıklaması
yaptı. *BM*İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin Orta Afrika Cumhuriyeti
sözcüsü Yao Agbetse de çatışmalardan ötürü ülke halkının korku ve dehşet
içinde yaşadığını ifade ederek *“*/*Başkent Bangui dışında diğer
kentlerde çalışmalar nedeniyle okullar kapalı. Çiftçiler korkudan
faaliyet yapamıyor yakında ciddi bir gıda krizinin yaşanmasını
bekliyoruz. Nüfusun yarısından fazlasının hayati derecede insani yardıma
ihtiyacı var”*/ uyarısında bulundu.
*BM*’nin göçmen akışına yönelik bir diğer uyarıda bulunduğu ülke
Etiyopya. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (*TPLF*) kontrolündeki Tigray
bölgesini Nobel Barış Ödüllü Başbakan Abiy Ahmed hükümetine bağlı
güçlerin işgal etmesi sonucu Sudan ve Eritre’ye ciddi bir göç akışı
yaşanıyor. *BM* Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi sınırdaki
Shimelba ve Hitsats mülteci kamplarına göçün*50 bini *aştığını ve
kamplara erişim için hükümet yetkilileriyle görüşmelerin sürdüğünü
belirterek/*“Buradaki göçmenlerin güvenliği ve refahı için çok
endişeliyim. Haftalardır hiçbir yardım alamadılar*/*”*dedi. Etiyopya’nın
başkenti Addis Ababa’ya ulaşan Tigraylıların zorla geri gönderildiğini
ifade eden Grandi *“*/*Risk altındaki binlerce hayatı kurtarmak için
artık güvenli erişim ve hızlı eyleme ihtiyaç var. Etiyopya hükümetini
yurttaşlarının güvenliğini sağlamaya çağırıyoruz”*/ açıklaması yaptı.
○**
*SİLAHLI* *GRUPLAR* *GÖÇE* *ZORLUYOR*
Nijerya Somali Kamerun Mozambik’ten ise çoğunluğu cihatçı grupların
saldırıları nedeniyle göç akışı yaşanıyor. Boko Haram Eş Şebab Ensar’ul
Sunna gibi El Kaide ya da *IŞİD* destekçisi cihatçı grupların
saldırıları sonrası geçen ay yaklaşık bir milyon kişinin evini terk
ettiği tahmin ediliyor. Mozambik’in Tanzanya sınırındaki Cabo Delgado’da
üç yıl önce ortaya çıkan Ensar’ul Sunna grubuyla hükümet güçleri
arasında yaşanan çatışmalar sonucu geçen ay yaklaşık*560 bin *kişi ülke
içinde ya da sınır ülkelere göç etti. *BM* İnsani İşler Koordinasyon
Ofisi’nin verilerine göre Somali’den de ekim ayından bu yana*341 bin 884
kişi* göç yolculuğuna çıktı. *BM* raporlarına göre Kamerun’un kuzeyi ile
Nijerya sınırında faaliyet yürüten Boko Haram’ın saldırıları nedeniyle
bölgeden geçen ay*120 bin *kişinin göç ettiği belirlendi.
/*
https://www.birgun.net/haber/afrika-da-rekor-goc-330698 */
================================
OĞUZ OYAN : PARAYA EGEMEN OLMAK
*17.01.2021 08*:*50*
/*
oguz...@birgun.net */
*2021.01.17 08*:*50*
*2018'*den itibaren yeni olan yürütmenin başının artık kamu yönetimini
tam tekeline alması Maliye Bakanlığı'na Hazine'yi de katarak paranın tam
kontrolünün sağlanabileceği bir alan oluşturması ve başına da damadını
getirmesiydi. Bununla da yetinmiyor Ağustos*2016'da *oluşturulmuş ama
atıl kalmış Türkiye Varlık Fonu'nun yönetim yapısını*2018'de
*değiştiriyor başkanlığına kendisini vekilliğine de damadını getiriyordu.
*AKP'*nin iktidara egemen olmasının*19. yılındayız. *Bunun ilk beş
yılında gerek Cumhurbaşkanı A. N. Sezer'in (bazı yasaları Meclis'e iade
etmesi veya *AYM'*ye bizzat başvurusu) gerekse anamuhalefetin *AYM'*ye
sıkça gitmesi üzerinden bir denetim düzeneği çalışmaktaydı. Diğer
denetim kurumları da henüz tasfiye edilememiş veya tamamen
edilgenleştirilememişti.
*2007* sonrasındaki A. Gül'ün döneminde Cumhurbaşkanlığı anayasal
denetimi gözeten bir kurum olarak çalışmadı. Ancak Erdoğan da henüz
yürütmenin tümüne egemen olamamıştı;*2014'ten *itibaren kendi
Cumhurbaşkanlığıyla bu yol açılmış oldu.*2017 Anayasası* ve
Temmuz*2018'de *yeni Anayasa'nın mevzuata yansıtılması sonucunda
merkezileştirilmiş ve kişiselleştirilmiş uygulama araçları da artık
yürütmenin emrine sunulmuş oldu.
/*"DEVLET BENİM"*/ *DÖNEMİ*
*2014'*ten itibaren başlayan/*"devlet benim"*/ dönemi*2018 dönüşümüyle*
birlikte artık perçinlenmişti. Cumhurbaşkanı zaten kamu alanında önemli
gördüğü bütün para trafiğini ihale düzenini imar kararlarını
şirketlere/vakıflara/derneklere kamu varlıkları transferlerini tepeden
yönetiyordu.*2018'den *itibaren yeni olan yürütmenin başının artık kamu
yönetimini tam tekeline alması Maliye Bakanlığı'na Hazine'yi de katarak
paranın tam kontrolünün sağlanabileceği bir alan oluşturması ve başına
da damadını getirmesiydi.
Bununla da yetinmiyor Ağustos*2016'da *oluşturulmuş ama atıl kalmış
Türkiye Varlık Fonu'nun (*TVF*) yönetim yapısını*2018'de *-dünyada
benzeri bulunmayan bir biçimde- değiştiriyor başkanlığına kendisini
vekilliğine de damadını getiriyordu. Adeta bir/*"kamu iktisadi
holdingi"*/ niteliğindeki bu fonun yönetiminden damadının Kasım*2020'de
*istifasının da birşeyi değiştirmesi beklenmemeli. Çünkü Cumhurbaşkanı
kendisi dahil *TVF'*nun *YK* üyelerini Fon'un kurabileceği diğer
şirketlerin ve alt fonların yönetimlerini; Fon bünyesine katılan *KİT*
ve diğer kamusal kuruluşların yöneticilerinin tek belirleyicisi
konumundadır.
Esasen Temmuz*2018'de *çıkardığı Cumhurbaşkanlığı kararnameleri (*CBK*)
ile kendini tüm kamu kurumlarında kariyer ve özlük haklarının tek
belirleyicisi olarak tanımlayan Cumhurbaşkanı'nın gözetiminden kaçacak
hiçbir makam ve işlem kalmamış gibidir. Bu arada son torba yasalara
sıkıştırılmış maddelerle yeni yetkilerle donatılmayı da ihmal etmemekte
malvarlıklarını dondurma yetkisi ormanları ve kıyıları imara açma
yetkisi gibi inanılmaz boyutlarda yeni yetkilere sahip olmaktadır. Bu
arada polise ve *MİT'*e *TSK'*nin her türlü silah donanımına istediği
zaman erişebilme yetkisinin tanınması da herhalde süper güçlü olduğu
kadar süper zaaflı ve iktidarını yitirmeyi bir tehdit olarak algılayan
bir yürütmenin güvenlik ihtiyacına karşılık gelmektedir.
*MALİYE-HAZİNE-TVF* *ÜÇGENİ*: *DAHA* *NE* *OLSUN*?
Kamu ekonomisinin kapsamı yalnızca merkezi yönetim bütçesinin temsil
ettiği alanla sınırlı değildir. Daha geniş ölçekte/*"Genel Devlet"*/
denilen çerçeve bulunur. Genel Devlet kapsamı içine giren
kurumlar/bütçeler şöyledir:
n Merkezi Yönetim Bütçesi
n Mahalli İdareler
n Bütçe Dışı Fonlar
n İşsizlik Sigortası Fonu
n Sosyal Güvenlik Kuruluşları
n Genel Sağlık Sigortası ve
n Döner Sermayeler.
Önce Merkezi Yönetim Bütçesi‘ni ele alalım. Bütçenin birçok harcama
kalemi katılaşmıştır; üzerinde kolayca oynanamaz. Örneğin bütçenin
yaklaşık*yüzde 24'ünü *oluşturan personel ödeneklerine personel için
devletin prim giderleri de eklenirse personelin bütçedeki payı*yüzde
28'e *varır. İkinci büyük harcama kalemi*yüzde 40 boyutundaki*/*"cari
transferlerdir"*/ ve büyük bölümü *SGK'*ye transferlerden oluşur. Cari
transferler içinde sosyal yardımlar tarımsal desteklemeler gibi
transferler de bulunur ama bunlar hem küçük boyutlu hem de tepeden
baskılandıkları için esnek sayılamazlar. Buna karşılık yandaş
vakıflara/derneklere yapılan ve ayrıntıları gösterilmeyen transferler
her türlü esnekliğe ve şaibeye açıktır ama bunların boyutu da bütçenin
yüzde birini geçmez.*2021 bütçesinin yüzde 13 3'ünü *bulacak faiz
transferleri de hem artan hem esnekliği azalan kalemlerdendir. Görüldüğü
gibi bu üç kalemin toplamı*yüzde 81'i *bulmaktadır.
Bütçenin/*"esnek"*/ sayılabilecek yani ödenekleri sınırlandırılabilecek
ve ihale düzenekleriyle kısmen istismara konu olabilecek kalemleri
ikilidir: Yatırım harcamaları ile mal ve hizmet alımları. Bu iki kalemin
bütçedeki birlikte payı*2020'de yüzde 15 8*;*2021'de yüzde 14 3'*tür.
(*2021* Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı s.*64 *t. I:*42*). Bütçe
açıkları büyüdükçe üzerlerinde ödenek azaltma baskısı yapılan
kalemlerdir bunlar aynı zamanda.
Bir başka açıdan Merkezi Yönetim Bütçesi üzerinden yandaş şirketlere ve
siyasal alana rant aktarma olanakları sınırlıdır. Bu sınırlar birkaç
biçimde aşılır: (i) Bütçe satın almaları ve yatırımları üzerinden
beslenecek büyük şirket sayısı asgari düzeye düşürülür (bir milyon
liranın altındaki küçük ihalelerde kuşkusuz binlercesi olacaktır); (ii)
Yıllara sari büyük yatırımlar Yap*-İ*şlet*-D*evret ve Kamu Özel
İşbirliği modelleriyle merkezi bütçe ve Genel Devlet dışına çıkarılır;
(iii) Şirketlerin ilgisi diğer Genel Devlet kurumlarına ve *KİT'*lere
uzanır; *TVF* kurulur; (iv) Kentsel/ kırsal imar ve taşınmaz rantları
daha büyük hacimlerde kullanılır. (v) Milli Emlak ve Vakıflar Genel
Müdürlüğü gibi geniş kamusal taşınmaz patrimuanına sahip kurumlar özel
olarak izlenir/yönetilir.
Genel Devlet içinde Merkezi Yönetim Bütçesi'nden sonra gelen en önemli
bütçeler yerel yönetim bütçeleridir. İktidar bloku İstanbul Ankara
Antalya Adana Mersin gibi çok önemli büyükşehir belediyeleri elinden
kaçırmış olmanın sancılarını yaşamaktadır. *İBB'*de *AKP* dönemi
yolsuzluklarına ilişkin soruşturmaların haberleştirilmesine dahi yasak
getirilmesi bununla ilgilidir. Ama iktidarın asıl aşması gereken şey
tıkanmış büyük rant kanallarının yeniden açılabilmesidir. Bunun yolu
yerel yönetimlerin imar yetkilerinin kısmen merkezi yönetime
(Cumhurbaşkanlığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı *TOKİ* gibi)
aktarılmasında bulunmaktadır. Kayyum ataması yoluyla belediyelere
doğrudan el koyma tehdidi de elden bırakılmış değildir.
Merkezi ve yerel yönetim bütçeleri dışındaki Genel Devlet kurumlarının/
bütçelerinin Merkezi Yönetim Bütçesi ile doğrudan/dolaylı ilişkileri
vardır. Bunlar daha çok (karşılıklı) transferler biçimini alır.
Genel devletin toplam büyüklüğü nedir? Merkezi Yönetim Bütçesi'nin
*GSYH'*ya oranla büyüklüğü*2020'de yüzde 25 iken 2021 öngörüsü yüzde 23
8'*dir. /*"Genel Devlet"*/in *GSYH'*ya oranı*2020'de yüzde 38 6*
iken*2021 öngörüsü yüzde 36 3'*tür. (*2021* Yılı Programı s. *56-57
*tablo I:*39 40*). Demek ki Merkezi Yönetim Bütçesi dışında önemli bir
kamu ekonomisi alanı bulunmaktadır ve yürütmenin dikkatini sadece
merkezi bütçeyle sınırlaması beklenmemelidir.
Genel Devlet dışında Kamu Kesimi Genel Dengesi'ne ulaşmak için
*KİT'*lerin de hesaba katılması gerekmektedir. Bunların sayısı çok
azalmış ve artık birikimli bilançoları*2019-2022* için olumsuz sonuç
veriyor olmakla birlikte önemli işlem hacimlerine ve yatırım
büyüklüklerine sahiplerdir. *KİT'*lerin önemli bölümünün *TVF* içine
aktarıldığını *TVF'*ninse/*"Genel Devlet"*/ içinde bile gösterilmediğini
ayrıca hesaba katmak gerekir.
*TÜRKİYE* *VARLIK* *FONU*: *FARKI* *NEREDE*?
*TVF *dünya örneklerine bakıldığında kuruluşu bakımından bir anomalidir.
Dolayısıyla işleyişinin de bir anomali olması kaçınılmazdır. *TVF
*kamusal varlıklardan (cari fazlalardan veya hidrokarbür kaynaklarından)
elde edilen dönemsel gelir fazlalarının biriktirilmesi ve işletilmesi
esasına değil de gelir fazlaları olmayan birtakım kamu kurumlarının bir
sepette toplanıp onların aktifleri üzerinden borçlanma tarzı finansman
olanakları yaratılmasına dayandığından akıntıya karşı kurulmuş bir yapıdır.
Bünyesine katılan kuruluşların birbirine benzemezliğine bakıldığında da
elmalarla armutların toplandığı bir yamalı bohçadır. Finansal
şirketlerin ve özellikle de kamu bankalarının da bu yapıda yer alması
Fon'a ilişkin her türlü bilanço sermaye kâr ciro büyüklüğü ve diğer
değer takdirlerini anlamsız veya tartışılır kılmaktadır. Ağustos*2016'da
*kurulan *TVF'*nun aktif büyüklüğü Hazine Müsteşarı Osman Çelik'e göre
(*25 Şubat 2017 demeci*)*160 milyar *dolar öz kaynak büyüklüğü de*35
milyar *dolardır. *TVF'*nun şimdiki Genel Müdürü Zafer Sönmez'e göre
(Bloomberg söyleşisi*1 Aralık 2020*) ise *TVF'*nun bilanço büyüklüğü*245
milyar *dolarken /*"kabaca atfedilen bir 33 milyar dolarlık da sermaye
büyüklüğü söz konusudur". 2019 yılı */itibarıyla/*"Fon'un 26 milyar
dolarlık bir toplam satış hasılatı bulunurken 8-9 milyar TL'lik kabaca
net kârı bulunmaktadır". */Şimdi en yetkili yöneticinin bile/*"kabaca"*/
ifadesi arkasına sığınarak konuşabilmesindeki tuhaflığa dikkati çekelim.
Kârın *TL* cinsinden verilmesine de dikkat edilmeli; çünkü sonuçta
bu*2019 itibariyle 1 5 milyar *dolarlık bir kâr yakıştırmasından
ibarettir ve eğer bilanço büyüklüğü gerçekten*245 milyar *dolarsa
anlamsız bir büyüklüktür.
*TVF *bir borçlanma fonudur.*6741 sayılı* Yasa'nın*4*/3. maddesine
göre/*"Finansman sağlanırken Türkiye Varlık Fonu portföyü üzerinde
teminat rehin kefalet ve ipotek tesis edilebilir". */Oysa Fon'un
finansman sağlayabilmek için bünyesinde topladığı kamusal varlıkları
teminat olarak göstermek durumunda kalması bir ülke zaafiyetidir.
Zaafiyettir çünkü Hazine halen hiçbir teminat göstermeden
borçlanabilmektedir. Üstelik teminata rağmen *TVF'*nin bazı dış
borçlanma girişimlerinin başarısız olması ders alınması gereken bir
durumdur.
Ama ders alınmayacağı anlaşılmaktadır. İlk bono ihracı denemesindeki
fiyaskoya rağmen *TVF'*nin*18-24* ayda bir bono ihraç etmesinin;
*BİST'*in*yüzde 10'luk *hissesinin Katar şirketine satılmasıyla
yetinilmeyip iki yıl içinde *TVF* payı*yüzde 51'e *düşene kadar halka
arz edilmesinin; değer oluştuktan sonra *TPAO* ve *BOTAŞ'*ın halka
arzının planlanması (Bloomberg söyleşisi) *TVF'*nin hangi mantıkla
kaynak sağlamak peşinde olduğunu göstermektedir. Ama bunlar Özelleştirme
İdaresi'nin yapamayacağı şeyler değildi.
Peki bu Fon gerçekte neden kuruldu? Birkaç ilave neden sayabiliriz:
Birincisi bu yazının başlığındaki ana gerekçedir. Yürütmenin başı hiçbir
büyük para ve varlık hareketinin kendi kontrolü dışında gerçekleşmesini
istememektedir. Fon bünyesindeki şirketlerin kullanılabilir nakit
varlıkları fazla olmayabilir ama bunlar bazıları uluslararası olan
devasa ihalelere girişmekte önemli taşınmaz varlıklara sahip
olabilmektedirler.
İkincisi *TVF* yönetimi iktidara yakın bazı şirketlerin fonlanmasında
iktidarın peşinde olduğu bazı özel projelerin finansmanında (İstanbul
Finans Merkezi Kanal İstanbul gibi) gerektiğinde dış borçlanmaya dahi
giderek kaynak yaratmak istemektedir. Mustafa Sönmez (*13 Ocak 2021 *Al
Monitor) batık durumdaki İstanbul Finans Merkezi projesinin üstlenici üç
inşaat firmasından Fon tarafından/*“yükümlülük”*/ satın alınarak
kurtarılmasının altını çizmektedir.
Üçüncüsü Fon bünyesindeki şirketlerin çoğu bakımından geçerli olan
Sayıştay denetimi Varlık Fonu Yönetimi *AŞ* (kısaca Şirket) ve onun
kuracağı şirketler ve alt fonlar bakımından geçerli değildir. Bunlar
bağımsız denetime tabidir. Gerçi bu denetimin raporlarının *TBMM* Plan
ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülerek denetlenmesi (*6741* sayılı Yasa/m.6)
öngörülmüştür. Ama bu görüşmeler biçimseldir; raporlar yeterli ayrıntıya
sahip değildir; üstelik bu raporlar bile zamanında iletilmemektedir.
*TBMM'*nin denetim hakkı hukuken ve fiilen elinden alınmaktadır. Demek
ki yürütme denetimsiz mali/ekonomik yapılara önemli bir ihtiyaç
duymaktadır.
Bunlar o denli önemli ihtiyaçlar olmalıdır ki yürütmenin başı kendi
kendini *TVF* başkanı olarak atamak konusunda herhangi bir hukuki
sakatlık veya etik sorun görmemektedir.*6741'in 2*/7. maddesindeki tanım
şöyledir:/*"... yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile genel müdür
Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile
genel müdürün ekonomi finans hukuk maliye ve bankacılık alanlarından en
az birinde beş yıldan az olmamak üzere tecrübe sahibi olmaları aranır".
*/Gerçi yürütmenin başının böyle bir tecrübeye sahip olmadığını iddia
etmek bugün artık cüret işidir.
SONUÇ
*AKP* döneminin ayırt edici bir özelliği kamu kaynaklarının kullanımında
bürokrasinin rolünün asgariye indirilmesidir. Cumhuriyet tarihinin
hiçbir döneminde Özal dönemi dahil bu denli siyasetçi merkezli bir rant
dağıtım mekanizması kurulabilmiş değildi. Siyasetin merkezinde de çoklu
bir oligarşiden ziyade monarşiye daha yakın bir güç merkezileşmesi
bulunmaktadır.
Böylesine süper yetkili bir/*"başkan"*/ figürü bugünkü dünyada -emsal
alınabilecek ülkelerde- hiçbir fâniye nasip olmuş gözükmüyor. Bu
Türkiye'nin tarihsel olarak*1 5 yüzyıldır *edindiği tüm
anayasal/yönetsel birikimin tarihin çöp sepetine atıldığı bir sürece
işaret etmektedir. Cumhuriyet döneminin kurucu değerleri de
*-A*nayasa'da varlığını koruyan hükümlere rağmen- fiilen ilga edilmiş
durumdadır. Ama bu durumun sürdürülebilir olduğunu sanmak da bir gaflettir.
/*
https://www.birgun.net/haber/paraya-egemen-olmak-330696 */
================================
AŞKIM TAN :*996*
*17 Ocak 2021*
Çin en kalabalık nüfusu ile küresel ekonomide yıllardır ucuz işgücünün
kaynağı olarak dünyanın cazibe merkezi haline gelmiştir.
Oysa Mao dönemi boyunca tüm işçilerin becerileri doğrultusunda devletin
sahip olduğu istihdam birimlerine katkı yapmaları beklenirdi.
Bu birimler aynı zamanda ücretleri belirlemekte sağlık barınma
çocukların eğitimi hatta evlendirme hizmetlerini sunmakta idi.
*1980*’lerdeki De facto devlet başkanı Deng Xiaoping’in reformları ile
kamu sahipliğindeki bu kuruluşlar özel işletmelere dönüştürüldü.
Küresel ekonominin atölyesi ve ihracat üssü haline gelen Çin’de bu
paralelde toplumsal yapı ve demografik yapıda önemli dönüşümler
yaşanmıştır.
Ülkedeki iktisadi büyüme söz konusu olduğunda emeklerini ve işgüçlerini
satarak yaşamlarını sürdüren geniş kitleler asgari düzeydeki maddi
artışa razı olmak zorunda kaldılar.
Kısacası Çin Komünist Partisi (Ç. K. P. ) rejimi demir pirinç kâsesini
kendi eli ile kırmış temsil etme iddiasında olduğu işçi sınıfını büyüme
tanrısına kurban etmiştir.
Emeğin hızla metalaştığı sosyal güvenlik hizmetlerinin kolektif bir hak
olmaktan çıktığı günümüz Çin’i fırsatlar kadar eşitsizliğin de arttığı
bir toplum görünümündedir.
Toplumsal kutuplaşma refahın belirli ellerde yoğunlaşmasına koşut olarak
günden güne artmakta iken ülkenin kalkınma süreci Doğu Asyalı
komşularından çok Latin Amerika’yı andırır hale gelmiştir.
Çin’in gelişmiş ülke pazarlarının taleplerine bağımlı/*“iktisadi
mucizesi”*/ yüzlerce milyon yeni emekçilerin yoğun sömürüsü üzerinde
yükselmektedir.
Her ne kadar/*“sömürgeciliğin”*/ tarihte kaldığı iddia edilse de*1960’lı
*yıllardan itibaren bu defa da borçlar üzerinden modern bir sömürgecilik
düzeni kurulmuştur ve borç karın tokluğuna sınırsız çalışmayı sınırsız
çalışmak ise ölümleri beraberinde getirmiştir.
Dünyanın en büyük ihracatçısı olan Çin üretimde ucuz iş gücünün de
merkezi konumundadır.*1.5 milyarı *aşkın nüfusun önemli bir kesimi
fabrikalarda ve üretim tesislerinde gece gündüz demeden çalışmaktadır.
Bu çılgın üretim sisteminin tökezlememesini ve Çin’in dünyanın dört bir
yanının ihtiyacını karşılamasını sağlayan düzende insanlar sabah*9’dan
*akşam*9’a *haftanın*6 günü *büyük oranda karın tokluğuna çalışıyorlar
ve/*“fazla çalışma ölümleri”*/ meydana gelmektedir.
“/*996”*/ da sabah*9 *akşam*9 ve* haftada*6 günü *temsil ediyor.
*996*’nın sadece Çin’i vurduğunu mu sanıyorsunuz?
Bu Asya devine ucuz işgücünde meydan okuyan Bangladeş Dominik
Cumhuriyeti Endonezya Etiyopya Filipinler Kamboçya Kenya Laos Meksika
Myanmar Nikaragua Peru Srilanka Tanzanya Uganda Vietnam gibi ülkelerdeki
çalışma koşulları Çin’den geri kalmayacak ölçüde.
Diğer yanda ise Euro bazında *AB* ülkeleri arasında asgari ücretin en
düşük olduğu ülkeler arasında bulunan Türkiye’de/*“996”*/ kurbanlarının
olduğu da yadsınamayacak bir gerçektir.
KAROSHİ GERÇEĞİKAROSHİ GERÇEĞİ
Sanayi inkılabı binlerce yıllık insanlık serüvenini bambaşka bir boyuta
taşımıştır.
İnkılap sonrası ziraat ve ticaret faaliyetlerine dayalı imparatorluklar
yerini sanayi üretiminin ön plana çıktığı modern ulus devletlerine bıraktı.
Her anlamda güçlenmek isteyen ülkeler yeni coğrafyaları sömürürken
sadece ülkeleri değil insan emeğini de vahşice tüketmeye başladı.
Japon iş dünyasındaki problemlerden biri olan ve Japonların/*“milli
katil”*/ olarak adlandırdığı aşırı çalışmaya bağlı ölüm yani dünya
dillerine de yerleşen tanımı ”karoshi”dir.
Karoshi terimi kullanımı ve literatürdeki yeri itibarı ile yeni olsa da
kadim Japon kültürünün mühim bir unsurudur.
Terim ilk olarak*1990’larda *uluslararası makalelerde varlığını
duyurmuştur.
Kelime /*“gönüllü olarak aşırı çalışmak*/*”*anlamına gelen
/*‘karo’*/sözcüğü ile*“*/*ölmek”*/ anlamına gelen /*‘shinimasu’*/
kelimesinin birleşmesinden ortaya çıkmıştır.
Uluslararası yayınlarda ilk olarak*1990’larda *kendinden söz ettirse de
Japonya’da karoshi durumu*1970’lerden *beri işverenlerin ve hükumet
yetkililerinin gündemini meşgul etmektedir. Japon çalışan hakları
savunucuları karoshiyi milli çapta bir katil olarak görmekteler.
Zira resmi olmayan istatistiklere göre Japonya’da her yıl*10.000’e
*yakın kişi karoshi olarak tarif edilebilecek durumdan dolayı hayatını
kaybetmektedir.
Karoshi ölümlerindeki en büyük tıbbi nedenlerin başında stres açlığa
bağlı kalp krizi ve inme gelmektedir.
Uzak Doğu'da yaygın olan bu olguya Güney Kore'de /*“gwarosa*/*” *Çin'de
ise*“*/*guolaosi”*/ denmektedir.
Ç. K. P. ’nin yeni kuşak liderliğinin daha kaç kuşağı büyüme tanrısına
kurban edeceği bununla bağlantılı olarak proleterleşme aşamasını
tamamlamak üzere olan emekçilerin kapitalist restorasyon programına
karşı hangi mücadele biçimlerini geliştirecekleri çok da uzun olmayan
bir geleceğin yanıt bekleyen sorularıdır.
/*
http://www.ngazete.com/996-65164h.htm */
================================
*NESLİ* *ZAĞLI* : YORGUN MERMİ
*17.01.2021 08*:*44*
“*H*erkes gibi günlük sevinçlerin heyecanların akışına kapılıp gidemez
miyim?
Neden olaylar benim üzerimde silinmez izler bırakıyor?”
Bu sene benim için yeni yıl heyecanımı canlandırmak da senenin ilk
haftasına denk gelen doğum günüm için enerji bulmak da pek kolay olmadı.
Artık*43 yaşına* girmiş bir kadın olarak düşündüm bunun tek nedeni acaba
pandemiyle beraber gelen izolasyon ve tükenmişlik miydi? Bu elbette bir
etkendi ama üstüne düşününce anladım ki bu ruhsal yorgunluğumun sebebi
dönemlik değildi. Ve yine farkettim ki benim kendi sakin ve stabil özel
yaşantım akıp giderken beni her gün damla damla eriten şey içinde
yaşadığım bu ülkeydi. Yine geçen hafta gencecik bir kızın/*“yorgun bir
maganda kurşunuyla*/*”*öldüğü haberini okudum. Meğer havaya ateş
açıldığında hedef gözetmeksizin sürüklenen ve rastgele birisine saplanan
mermiye*“*/*yorgun mermi*/*”*denirmiş. Bilmiyordum ve aslına bakarsanız
bilmek de istemezdim. Ama beni öyle etkiledi ki…*“*/*Evet” */dedim işte
biz bu ülkede hedef alınmayacak kadar şanslı isek havaya saçılmış
kurşunların talihsiz hedefiyiz. Fiziksel olarak olmasa da ruhsal olarak.
Öyle ya biz karşı çıkma oranı üzerinden hesaplandığında en yüksek sayıda
teröristi barındıran ülkeyiz. Biz erke tapmayanı ilk fırsat bulduğunda
çıplak arayan işkenceyle sorgulayan zindanlarda susturan ülkeyiz. Biz
yorgun mermilerin arasından sıyrılıp insanca yaşamanın yolunu yordamını
hatırlamaya çalışan bir ülkeyiz.
Elbette ülkeye dair tüm iç bulantım kaygılarım ve yürek çarpıntım*2021
itibari* ile malum olmadı bana. Aslına bakarsanız ülke gündemiyle günlük
dozlar halinde zehirleniyorum. Bu kadar acı çeke çeke bu gündemi takip
etmeyi biraz mazoşistçe çokça obsesifçe buluyorum. Obsesifçe olan tarafı
şu; sanki ben ne olup bittiğinden haberdar olmazsam herşey rayından
çıkacakmış gibi hissediyorum. Bu biraz da sanrısal bir belirti öyle
değil mi? İnanın ben böyle değildim. Hatta emin olun oldukça apolitik
bir gençlik de yaşadım. Düşünün ki *ODTÜ* gibi kafası biraz çalışan
herkesin belli bir sol örgütlenme içinde olduğu bir yerde bir iki küçük
yemekhane eylemi dışında solculuk yapmadım. Neticede o yemekhanede hiç
yemek yemiyordum ve bu bile benim gibi İzmirli bir beyaz Türk için fena
bir duruş sayılmazdı. Şuna eminim ki son*20 yılımızı *zapteden bu
iktidar başta olsaydı kendime mutlaka bir fraksiyon bulur sokulur ve
isyanımı haykırırdım. Çünkü o isyan o öfke içimde şu yaşımda öyle çok
büyüyor ki yaşımdan başımdan mesleğimden utanmasam cama çıkıp haykıracağım.
İktidarın yalanına talanına bağnazlığına akıl bilim hukuk dışılığına
koca koca yetişkinler olarak isyan etme şansı bulalı yedi yıl olmuş
bile. Evet evet kurumuş bedenlerimize can suyu gibi gelen yeşillendiren
çiçeklendiren Gezi Direnişi'ni kastediyorum. Yaşadığımız ruhsal zulüm
karşısında tek yürek ve tek ses olabildiğimiz birbirimizin seslerini
duyabildiğimiz ötekileştirmelere meydan okuduğumuz biricik halk
masalımız rüyamız. Ne kadar da iyi gelmişti hepimize samimiyetiyle
mizahıyla. Ama işte onu da bize çok gördüler o bahar çok çocuk
öldürdüler. Acımızı ve kursağımızı örttük ayağımızı sürüye sürüye devam
ettik bir ukteyle. Erk sahibi yargıladı erk sahibi hedef gösterdi emir
verdi hüküm verdi ama bir tek gün bile unutamadı. Hem bilirsiniz insan
kabus görecekse*1000 odalı* sarayda da görecektir. Keşke diyorum iyiliğe
güzelliiğe doğruluğa inanan bizler o korkulu rüyalardan muaf olsaydık.
Ama belli ki onların başı kabustan kurtulmadıkça bize de musallat oluyor
huzursuz uykular.
*HARAMİLERİN* *SALTANATI*
Bizim huzursuzluğumuz yoksunluktan ve yoksulluktan. Ülkenin yarısından
fazlasının yoksulluk sınırı altında yaşadığını bilirken /*“Yoksulluk bir
sorun olmaktan çıktı”*/ diyen haramilerin saltanatında yaşıyoruz.
İşlerine gelen her rakamla oynuyorlar; enflasyon rakamları işsizlik
rakamları… Sosyal medyayı açtığınızda üniversite mezunu ve ne iş olsa
yaparım noktasına çekilmiş insanların yakarışlarını duyuyorsunuz. Her
alışveriş yaptığımda poşetlere bakıyorum inanır mısınız bunu benden
başka kimler alabiliyor diye. Bu sızıyı yaşayan tek kişi olmadığımı
insanların başkalarını düşünmekten geri kalmadığını ama kimsenin elinden
bir şey gelmediğine körü körü inandırıldığımıza eminim. Herkesin artık
ezbere bildiği Maslow’un o meşhur piramidinde yeme içme barınma temel
değil midir? Bu ülke için asgari ücret en büyük faşizmdir. Peki ya
güvenlik? Tacizin tecavüzün şiddetin cinayetlerin intiharların bu kadar
hortladığı bu kadar pervasızlaştığı bir tek dönemi daha var mı bu
ülkenin? Sendeki duyarlılık da biraz patolojikmiş diye düşününler varsa
kusura bakmasın ama telefonu elime aldığımda aynı sayfada üç kadın
cinayeti görünce güne esneme hareketleriyle başlayamıyorum. Aslına
bakarsanız ben bu ülkede kendi yeşil kasalarını tıka basa doldurmak
uğruna kadını işçiyi sağlık çalışanını doğayı hayvanı peşkeş çeken erk
sahiplerinin vahşi egemenliğini tümüyle reddediyorum. Artık bir rutin
haline gelen bu haksızlık ve usulsüzlüklere ek olarak şefafflıktan
tamamen uzak sayısı aşısı şaibeli pandemi dönemi ekranımı tamamen
kararttı. Binlerce kayıp için yas tutarken bir yandan da tükenircesine
çalışan sağlıkçıların heba oluşuna tanık olduk. Bunun üzerine gelen
İzmir depreminin acısı ise bu ülkede rantın her daim insan canından ve
sağlığından önce geleceğinin bir örneği daha oldu. Bense bu ülkede
yaşamak zorunda kalan bahtsız insanlarla çalışıyor ve günlük akışı
olanca normalliğinde sürdürmekten başka bir şey yapamıyorum.
Yeni yaşımla en az yirmi yaş daha yaşlı ve yorgun hissetmemin sebebi bu
ülkedir. Her gün duyduğum her türlü haksızlık ve gammazlıkla biraz daha
kırılganlaşıyorum. Başta ailem ve sevdiklerim olmak üzere danışanlarıma
yardımcı olmaya çalıştığım tüm insanlara karşı sorumluyum. Bu nedenle
bazı günler ülke gündemiyle un ufak hissetsem de silkelenip aynada
kendime çekidüzen veriyorum. Umut bedavadan giyinilen bir giysi değil
çabalamak gerekir. Bu yazıyı okuyan sizlerin de bu ülkede yel
değirmenlerine karşı Don Kişot'luk yapabildiğini duymaya ihtiyacım var.
Herkesin karnının insanca doyduğu barındığı eşit ve adil muamele gördüğü
kabuslarla uyuyup uyanmadığı insanca yaşayıp insanca ürettiği bir
memleketi hayal etmek istiyorum. Bu düzenden canı yanan herkesin tek
yürek tek ses olabileceği bir geleceğe inanmak istiyorum. Tıpkı şiirdeki
gibi:
“/*Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya/Sessizce birleşip sessizce
ayrılıyoruz ya/Anamız çay demliyor ya güzel günlere/Sevgilimizse
çiçekler koyuyor ya bardağa/Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz
sedasız/Bu böyle gidecek demek değil bu işler/Biz şimdi yan yana
geliyoruz ve çoğalıyoruz/Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün
havasını/İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz. ”*/
/*
https://www.birgun.net/haber/yorgun-mermi-330695 */
================================
‘/*DİNDAR-KİNDAR NESİL’*/ HAYALİ ÖĞRENCİLERE NEFES ALDIRMIYOR!
*17.01.2021 08*:*37*
Bu coğrafyada laik eğitim mücadelesi ile kamusal eğitim mücadelesi iç
içe geçmekte birbirinin güvencesi ve koşulu haline gelmektedir. Tam da
bu nedenle öğrencileri hem dinsel sömürünün hem de piyasa sömürüsünün
hedefi haline getiren ve onların yaşamları üzerinde bir tahakküm aracına
dönüşen bu eğitim sistemini dönüştürmek bugünün en önemli görevidir.
*NEJLA* *DOĞAN*
*AKP*’nin kamusal alanı bütünüyle laiklikten arındırma
politikası*2002’den *bu yana çok mesafe kat etti. Bugün artık kalan
kırıntılar da yok edilmeye dinsel kuşatmada bir boşluk bırakılmamaya
çalışılıyor. Bu bağlamda laik ve bilimsel eğitime ilişkin çember de her
geçen gün daralıyor. Son birkaç yıldır haklı bir gündem
yaratan/*“seçmeli dersleri seçememe”*/ konusu da bu çemberin ne kadar
daraldığı ve gelecekte ne kadar daralabileceği konusunda bir fikir
veriyor. Ayrıca çok basit bir mesele gibi görünen ders seçme hakkının
kullanılması konusunda çıkarılan engeller iktidar ve ortaklarının hukuk
tanımazlığının nerelere kadar uzandığını ve nasıl bir ideolojik
kararlılığa sahip olduklarını gösteriyor.
Zorunlu din dersleri müfredat ve ders kitaplarının dinselleştirilmesi
gerici vakıf ve derneklerle imzalanan protokoller okullardaki dini
etkinlikler devlet yurtlarının yerini alan tarikat yurtları… Bunların
her biri *MEB*’i bağlayan yasa ve yönetmeliklere rağmen hayata
geçirildi. Benzer bir süreç bir süredir seçmeli derslerle ilgili de
işletiliyor ve bu dersler fiili olarak din dersleriyle sınırlanmak
isteniyor. *MEB-D*iyanet-tarikatlar üçgeninde yürütülen seçmeli ders
kampanyaları ile aileler zorla bu derslere yönlendiriliyor; okul
idarelerine bu derslerin seçtirilmesi için baskı yapılıyor. Hatta bazı
*MEB* bürokratları bu yıl pandeminin de yarattığı fırsatla seçmeli din
derslerinin zorunlu-seçmeli hale getirilebileceğini öğütlüyor. Camilerde
din derslerinin seçilmesi için hutbeler okunuyor.
*OKULLAR* *BİLİMİ* *DEĞİL* *CEHALETİ* *KİTLESELLEŞTİRİYOR!*
Tüm okulları imam hatibe dönüştürmek isteyen dönüştüremediği okulların
programını da zorunlu ve seçmeli derslerle büyük oranda imam
hatipleştiren bu zihniyet öğrencilere dinden azade seçimler yapma ve
nefes alma şansı tanımıyor. Öğrencilerin okul ortamında bilimle sanatla
felsefeyle sporla buluşma olanağı gittikçe azalırken; akıl yürütme
sorgulama eleştirme yetenekleri köreltiliyor. Bugünün dünyası ve bilme
ihtiyaçlarıyla örtüşmeyen/*“dindar-kindar nesil”*/ hayali kamu
okullarını cehaleti kitleselleştiren mekânlar haline getiriyor. Nitekim
tüm kademlerde temel bilimlerdeki başarı düzeyinin her geçen gün
düştüğüne öğrencilere okuduğunu anlama becerisinin bile
kazandırılamadığına tanıklık ediyoruz.
Eğitimin bilimsel ideal ve amaçlarını yitirmiş olması ve cehaletin okul
ortamında sistematik bir biçimde üretilmesi politik bir tercih elbette.
Hatta mevcut rejimin devamlılığını sağlayabilmesi için politik bir
zorunluluk. Bugün gençlere ucuz işgücü olmak dışında bir seçenek
sunmayan hatta artık bir iş olanağı bile sunamayan iktidar bol miktarda
din vaat ediyor. Yoksulluk artıp sömürü derinleştikçe dinselleşmenin ve
/*‘şükür pedagojisi’*/nin şiddeti de artıyor. Bu dünyadaki geleceksizlik
adaletsizlik eşitsizlik ve umutsuzluklar bilinmez bir öte dünyanın
mutluluk vaatleriyle katlanılır hale getirilmeye çalışılıyor. Seçmeli
derslere kadar varan bir dayatmayla din bir kez daha/*“kalpsiz bir
dünyanın kalbi”*/ olarak çocukların gençlerin önüne sürülüyor.
Kendi çocuklarına imam hatip eğitimini layık görmeyenler kendi özel
okullarını imam hatibe dönüştürmeyi aklından bile geçirmeyenler
nitelikli eğitimi satın alma gücüne sahip olmayan yoksul çocukları dini
disiplin ve baskıyla terbiye edip itaatkâr emekçilere dönüştürmek
istiyorlar. İktidarın politik ve ekonomik çıkarlarının öğrencilerin
gelişimsel çıkarlarının önüne geçtiği bu düzende milyonlarca çocuk ve
genç akademik ilgi ve beklentileri bir kez bile sorulmadan kapasiteleri
umursanmadan potansiyelleri keşfedilmeden istemedikleri okullarda
istemedikleri dersleri alarak eğitim-öğretim yaşamlarını tamamlıyorlar.
Bu kendi eğitimine dair hiçbir şeyi seçememe hali bir süre sonra kendi
yaşamına dair hiçbir şeyi seçememeye dönüşüyor.
*BASİT* *BİR* *SEÇİM* *MESELESİ* *DEĞİL* *LAİKLİK* *MESELESİ!*
Dar bir politik-ekonomik-dini çıkar grubunun ayrıcalıklarını sürdürmek
üzerine inşa edilmiş bu eğitim sisteminin bugün ne toplumsal ne de
pedagojik bir karşılığı var. Öyle ki; bu çıkar grubunun kendi tabanı
saydığı toplumsal kesimler bile her yanı dinle kuşatılmış bu eğitime
ikna olmuyor; seçme şansı olduğunda çocuklarının geleceği için nitelikli
bilimsel eğitimi tercih etmek din dersi yerine akademik gelişimi
destekleyecek dersler seçmek istiyor. Çünkü yoksul halk kitleleri her
şeye rağmen eğitimi hâlâ sınıf atlamanın yoksulluktan kurtulmanın tek
yolu olarak görüyor.
Tam da bu nedenle bu coğrafyada laik eğitim mücadelesi ile kamusal
eğitim mücadelesi iç içe geçmekte birbirinin güvencesi ve koşulu haline
gelmektedir. Tam da bu nedenle öğrencileri hem dinsel sömürünün hem de
piyasa sömürüsünün hedefi haline getiren ve onların yaşamları üzerinde
bir tahakküm aracına dönüşen bu eğitim sistemini dönüştürmek bugünün en
önemli görevidir. Bu görev sadece velilerin eğitimcilerin öğrencilerin
değil tüm ilerici ve aydınlanmacı güçlerin sahiplenmesi gereken bir
sorumluluktur. Çünkü bu aynı zamanda bu ülkenin geleceğinin
sahiplenilmesi sorumluluğudur.
Evet karşımızda ideolojik bir kararlılık ve saldırganlık varsa bizim de
eğmeden bükmeden ideolojik bir kesinlikle yanıt üretmemiz gerekiyor: Her
uygulaması din istismarına dönüşen bir eğitim değil laik bilimsel
kamusal eğitim istiyoruz. Tarikatların cemaatlerin tüm eğitim-öğretim
süreçlerinden ayıklanmasını istiyoruz. Görev ve yetkilerini dini
grupların ve sermayenin beklentileri için değil halkın beklentileri için
kullanan bir eğitim bakanlığı istiyoruz. Daha fazla hamaset değil eşit
adil sömürüsüz bir eğitim ve yaşam istiyoruz. En önemlisi /*“Artık
kuracak bir hayalim de hayattan bir beklentim de kalmadı”*/ diyerek
intihara sürüklenen gençler için aydınlık bir geleceğe temel olacak
aydınlık bir eğitim istiyoruz.
/*
https://www.birgun.net/haber/dindar-kindar-nesil-hayali-ogrencilere-nefes-aldirmiyor-330693
*/
================================
*YAKUP* *KEPENEKABD*’DE DEMOKRASİYE SALDIRI
*2021.01.17 08*:*34*
Kapitol baskınının *ABD* iç ve dış politikasını etkilemesi kaçınılmaz.
Trump’ın girişimi asıl zararı kendi partisine verdi. Seçimlerden önce
Trump’ı desteklemiş olan Erdoğan’ın baskın konusundaki suskunluğu dikkat
çekici.
Geçen yıl başlayan görülmedik *COVID-19* salgınıyla hâlâ sarsılmakta
olan dünya*2021’e *de yine hiç beklenmedik bir olayla giriyor.
“/*Sağlam ve sarsılmaz*/*”*sanılan *ABD*siyasal düzeni*6 Ocak’ta
“*/*uçurumun kıyısı”*/ denilen çok tehlikeli bir durumla karşılaştı.
Senato ve Temsilciler Meclisi’nin ortak toplantısı Başkan Trump’ın
destekçileri tarafından basıldı.
Türkiye’nin de içlerinde bulunduğu pek çok ülkede kanlı darbeler
yaptırmış olan *ABD* bu kez kendisi üstelik kendi Başkanı’nın
eliyle/*“asla akla gelmez”*/ denilen bir darbe ile karşılaştı.
*SİYASİ* *DEPREM*
6 Ocak günü Başkan Yardımcısı Pence’in başkanlığındaki toplantıda*3
Kasım’da* yapılan Başkanlık seçiminin sonuçları resmen kesinleştirilecekti.
Başkanlık seçimlerinin geçersiz sayılması için yaptığı tüm girişimlerden
sonuç alamayan Başkan Trump için*6 Ocak *gerçek anlamda bir/*“son
şans”*/tı.
Sürekli olarak kendisini eleştirenleri suçlayan ve/*“nefret*/*”*söylemi
kullanan Trump’ın açıkça*“*/*kahramanca savaşın ülkenize sahip çıkın”*/
kışkırtmalarıyla binlerce insan seçim sonuçlarıyla ilgili ortak
toplantının yapıldığı Kongre binası Kapitol’ü dört saat işgal etti.
Senatör ve milletvekilleri sığınaklara kaçıştı. Olaylarda biri kadın
biri de polis olmak üzere beş kişi yaşamını yitirdi.
Bu arada belirtelim. Eski Roma’da en büyük Tanrı Jüpiter için yapılan
tapınaktan gelen Kapitol adı yasama organının göreli önemi nedeniyle
yalnız Washington D. C’deki değil eyaletlerdeki yasama meclisi binaları
için de kullanılıyor.
6 Ocak olayı *ABD*’yi gerçekten sarstı.
Şöyle ki seçilmiş Başkan Biden’in/*“yerli teröristler*/*”*dediği
saldırganlar Trump’ın başkan olarak kalması
için*“*/*savaşmaya*/*”*geldiklerini saklamayan; Trump gibi*“*/*beyaz
ırkın üstünlüğüne inanan aşırı sağcı milliyetçi ve dinci
(Evangelist)*/*”*kesimlerden geliyordu. Saldıranlardan birinin
üzerindeki*“*/*Camp Auschwitz*/*”*yazısı milyonların öldürüldüğü ünlü
Nazi kampını anımsatmasıyla; bir başkasının taşıdığı “köleliğin
kaldırılmasına karşı çıkarların simgesi olan Konfederasyon bayrağı
yaptığı iç savaş ve kölecilik çağrışımıyla ve Meclis Başkanının odasının
işgali de halkın oylarına saldırı sayılarak ayrıca büyük tepki topladı.
Gerçekte*6 Ocak’a* giden yolun taşları yıl boyu birçok eyalette aşırı
sağcıların eyalet ve yerel yönetim merkezlerine yaptıkları baskınlarla
döşenmişti.
Çok daha önemli olarak soruşturmalarda
saldırganların/*“içeriden*/*”*yardım aldığının saptanmış olması ve
güvenliği sağlaması gereken sivil-asker güvenlik güçlerinin zamanında
olay yerine gelmemiş olması; dahası eğer Kapitol’e
saldıranlar*“*/*siyahlar olsaydı*/*”*güvenlik güçlerinin karşılığı nasıl
olurdu sorusu yoğun bir biçimde tartışılıyor. Asıl bu*“*/*kurumsal
işleyiş ve önleme yetersizlikleri”*/ nedeniyle *ABD*’nin kurulu düzeni
uygun deyimiyle çok yüksek ölçekli deprem gibi sarsıntı geçiriyor.
*GÖREVDEN* *ALMA* *SÜRECİ*
Yürütmenin başındaki Trump’ın yasama organını/*“toplumsal şiddeti
kışkırtarak”*/ çalışamaz duruma getirmesi Anayasa’ya göre ettiği yemini
bile açıkça çiğnemesi *ABD* siyasetinde görülmedik bir durumdu.
Doğal olarak *ABD* kamuoyu ayağa kalktı;*20 Ocak’ta* görevi devretmesine
sayılı günler kalmış olmasına karşın Trump’ın görevini/*“bir an
önce*/*”*bırakması başta olayı*“*/*leke*/*”*olarak niteleyen özgür ve
etkili basın-yayın olmak üzere aşırı sağcıların dışında kalan tüm
çevrelerce çok kararlı bir biçimde istendi. Temsilciler Meclisi
Başkanı’nın Genelkurmay Başkanı’nı telefonla arayarak*“*/*başkomutan
Trump’ın nükleer silahları kullanma*/*”*olasılığına karşı uyarması
aslında toplumsallaşan*“*/*korku”*/nun kanıtıydı.
Trump elbette istifaya yanaşmadı. Görevden uzaklaştırılmasının ikinci
yolu bakanlar kurulu kararıyla uzaklaştırma süreci de yardımcısı Pence
tarafından işletilmeyince Temsilciler Meclis’i /*“şiddetli isyanı
ateşlediği*/*”*gerekçesiyle*13 Ocak *günü Trump’ı*197’ye *karşı*10
Cumhuriyetçi*Parti milletvekilinin de katılımıyla*232 oyla “*/*suçlu”*/
buldu.
Görevden almanın kesinleşmesi için kararın Senato’ya gönderilmesi
Trump’ın orada yargılanması ve*2*/3 çoğunlukla onaylanması gerekiyor.
*ABD-U*krayna ilişkileri bağlamında*2019 sonlarında* Meclis’in
yine/*“suçlu bulduğu*/*”*Trump Senato’da*2*/3 çoğunluk sağlanamadığından
görevinde kalabilmişti. Trump şimdiye dek*45 başkanın*görev yaptığı
*ABD*tarihinde Kongre tarafından suçlu bulunan üçüncü ancak *“*/*iki
kez”*/ suçlu bulunan ilk başkan oldu.
Trump’ın ”benim gerçek destekçilerim şiddete başvurmaz” açıklamasını
yapmış olması Senato’da yargılanmasını engellemeye yetmeyecek gibi
görünüyor. Ancak görevden alma kararının kesinleşmesi için
Senato’da*2*/3 çoğunlukla onaylanması bunun için de en az*17
Cumhuriyetçi* Parti senatörünün karara destek vermesi gerekiyor.
abd-de-demokrasiye-saldiri*-830088-1. *
*İLK* *SONUÇLARI*
*1K*apitol baskınının *ABD* dış politikasını etkilemesi kaçınılmazdır.
Bu hafta ortasında işbaşına geçecek olan Biden*-H*arris ikilisi ülke
içinde/*“barışçı ve birleştirici*/*”*bir politika izleyeceklerini
vurgularken daha önce de dış siyaseti *ABD*’nin*“*/*demokratik
değerlerine*/*”*göre yürüteceklerini özenle açıklamışlardı. Son olayın
bu dış siyaset yaklaşımını*“*/*ırkçı ve dinci”*/ terörün ulusal ve
küresel düzeylerde önlenmesi amacıyla daha da güçlendireceğine kesin
gözüyle bakılıyor. Dünya kapitalizminin bu en güçlü ülkesinde temel
insan hak ve özgürlüklerinin yeniden güçlenme sürecine girmesinin olası
küresel etkileri tek sözcükle büyük önem taşıyor.
*2T*rump’ın darbe girişimi asıl zararı kendi partisine verdi.
Cumhuriyetçi Parti /*“Trump destekçileri*/*”*ve*“*/*diğerleri*/*”*olarak
ikiye bölündü. Dahası geleneksel olarak Cumhuriyetçi Parti’nin kalesi
olan Georgia Eyaletinde senato seçimlerinin ikisini de biri*“*/*ilk
kez”*/ bir siyah diğeri de Yahudi olmak üzere Demokrat Parti adayları
kazandı. İki partinin senatör sayıları eşitlendiyse de Başkan Yardımcısı
Harris Senato Başkanı da olacağından Demokrat Parti Senato’da da
çoğunluğu elde etti.
Ancak *ABD* ekonomisini ithalata ve dışarıdan gelecek işçilere kapatarak
güçlendirmeye çalışan Trump’ın nesnel bir toplumsal tabanı olduğu ve
yaklaşımının varlığını sürdüreceği de bir gerçektir. Biden yönetimi
biraz da Trump’ın seçmen tabanını eritmek için ekonomiyi canlandırmaya
ayrı bir önem veriyor.
*3ABD*’de/*“siyasetin finansmanı*/*”*esas olarak büyük sermaye
şirketlerinin açık*“*/*bağışlarına*/*”*dayanır. Kapitol baskınından
sonra önde gelen şirketler Trump ve ve onu destekleyen
siyasetçilere*“*/*bağış yapmayacaklarını”*/ açıkladılar.
*ABD* kapitalizminin Trump ve siyasi izleyicilerini dışlaması
kapitalizmin bunalıma girdikçe faşizme sarıldığı düşünülürse başlı
başına olumlu bir gelişme sayılabilir (mi?).
*4T*rump /*“sanal iletişimi*/*” *özellikle de twitter’ı çok etkin
kullanıyordu. Baskından sonra başta Twitter olmak üzere sanal iletişim
kanallarının tamamı kapılarını Trump’a sürekli olarak kapattı. Bu
gelişme ile sanal iletişimin kullanımının hem *ABD*’de hem de küresel
düzeyde*“*/*düşünce ve ifade özgürlüğünü koruyarak”*/ yeniden
düzenlenmesi çözümü gerekli bir büyük ve önemli uluslararası sorun
özelliği kazanmış bulunuyor.
○**
Olayın ek/*“küresel yansımaları”*/ da kaçınılmaz
*5ABD* ve Avrupa basın-yayını dikkatleri Trump’a yakınlıklarıyla da
bilinen Rusya’nın Putin’i; Macaristan’ın Orban’ı; Türkiye’nin Erdoğan’ı
ve Hindistan’ın Modi’si gibi liderlere çekti. Birçok ülkenin lideri
Kongre baskını nedeniyle Trump’ı doğrudan hedef almadan demokrasiye
sahip çıktı.
İlginç nokta İsrail Başbakanı Netenyahu’nun büyük destekçisi Trump’ı
Kapitol baskınının sorumlusu olarak açıkça suçlamasıydı. Oysa Trump
Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımış; Mısır Ürdün *BAE *Bahreyn
Sudan ve Fas’tan sonra Erdoğan Türkiye’sinin büyük aşkı Katar’ın da
İsrail ile barış yapmak üzere sıraya girmesini sağlamıştı.
Bu süreçte seçimlerden önce Trump’ı desteklemiş olan Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın Kapitol baskını konusundaki suskunluğu ve bu ülkenin
gerçekten/*“sözde”*/ kamuoyunun durumu dikkat çekicidir.
Dünya yeni yıla yeni ve daha/*“özgürlükçü!”*/ bir *ABD* yönetimi ile
giriyor.
/*
https://www.birgun.net/haber/abd-de-demokrasiye-saldiri-330692 */
================================
DİYANET'TEN KİRACILARINA HEM ZAM HEM TEHDİT
Bingöl il merkezinde Türkiye Diyanet Vakfı (*TDV*) kiracısı olan esnaf
pandemi döneminde kiralarını ödemekte zorluk çekiyor.
*17 Ocak 2021 07*:*39*
Bingöl il merkezinde Türkiye Diyanet Vakfı (*TDV*) kiracısı olan esnaf
pandemi döneminde kiralarını ödemekte zorluk çekiyor. Uzun süre kepenk
kapattıkları için maddi sıkıntı çeken esnaf yaşadıkları maddi
sıkıntıları *TDV*’ye bildirmelerine rağmen sonuç almamışlardı.
Cumhuriyet'ten Zehra Özdilek'in haberine göre son çare olarak
Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (*CİMER*) başvuran esnaf
/*“Doğrudan vakfa müracaat etmeniz gerekmektedir”*/ yanıtını almıştı.
Vakıf ise esnafın derdine kulak vermek yerine yeni yılda kiralara*yüzde
12 zam* yaptı. Esnaf bu kez tek gelir kaynakları olan dükkânlarından
atılma tehlikesiyle karşı karşıya.
‘SUS SUS İŞARETİ’
Bingöl Merkez’de bir dükkân işleten esnaf /*“Kiramı ödeyemediğim için
vakıf yöneticilerinden biri tarafından dükkândan atılmakla tehdit
edildim. Kapalı dükkânın kirasını ben nasıl ödeyeyim. Bizim
sorunlarımıza kulakları tıkalı herkesin. Kimse gelip derdiniz ne diye
sormuyor. Vali bir gün esnaf ziyareti yapıyordu. Bir esnaf kira
meselesini söylemek istedi ama valinin yanındaki bazı yetkililer
*//*‘sus sus’*//*işareti yaptı. Biz ne kadar üstlerine gidersek gidelim
hep onların dediği oluyor. Bizim pasajda 54 tane dükkân var. Sadece
birkaçımızın sesi çıkıyor. Devir onların devri. Çoğu insan ekmeğinden
olur diye sesini çıkaramıyor”*/ dedi.
Başka bir esnaf ise/*“Sözlü olarak resmen tehdit ettiler ama dükkanı
boşaltın diye yazılı bir şey vermediler henüz”*/ ifadelerini kullandı.
/*
https://www.gercekgundem.com/guncel/244570/diyanetten-kiracilarina-hem-zam-hem-tehdit
*/
================================
DÜNYA BİRİNCİSİYİZ AMA BAKIN NEYDE
Tarımda dışa bağımlılığı her geçen gün artan Türkiye gıda fiyatlarında
yıllık*yüzde 20.6’ya *ulaşan artışla *OECD* ülkeleri arasında şampiyon
oldu.
*17.01.2021 08*:*25*
Tüm dünyada salgının ekonomileri tahrip etmesi nedeniyle sıfıra yakın
enflasyonun yaşandığı bir ortamda Türkiye tüketici ve gıda
fiyatlarındaki artışla şampiyon olmayı başardı. Aralık*2020 itibarıyla*
yılda*yüzde 14.6'ya *ulaşan tüketici ve*yüzde 20.6'ya *ulaşan gıda
fiyatları artışıyla Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında Arjantin'in
ardından ikinci sıraya yerleşirken Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma
Teşkilatı (*OECD*) ülkeleri arasında lider konumuna yükseldi.
*OECD* verilerine göre tüm dünyada enflasyon şampiyonu ise Arjantin.
Sözcü'den Nuray Tarhan'ın aktardığına göre Arjantin'de*2020 Aralık
*itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu*yüzde 35.8 gıda* fiyatlarındaki
artış oranı ise*yüzde 40.4'e *ulaşıyor.
*CHP* Tarım Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı ve Bursa
Milletvekili Orhan Sarıbal Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün
verilerine göre dünya gıda fiyatlarının pandemi nedeniyle son*7 aydır
*yükseldiğini belirterek /*“Dünyada gıda fiyatları 2011 yılındaki tarihi
zirveye rağmen son 10 yılda yüzde 17 düşerken bizde yüzde 225 arttı”*/
dedi.
"DIŞA BAĞIMLI OLDUK"
Şu anda dünyada tarımsal ürünleri stoklamaya doğru bir gidiş olduğuna
dikkat çeken Sarıbal şunları söyledi:
“*B*unun iki önemli nedeni var: Kuraklık ve salgın. Kuraklık nedeniyle
verim kayıplarının yaşanacağını öngören ve dışa bağımlı olan devletlerin
ithalata yönelmesiyle tarımsal emtia fiyatları artmaya devam ediyor. Bu
artışın yukarı yönlü olmaya devam edeceği gözükmektedir. Çünkü biz
yeterli üretmiyoruz ve üretim için tohum gübre zirai ilaç akaryakıtta
dışa bağımlıyız. Girdileri biz belirlemeyince çıktı fiyatlarını da
kontrol edemiyoruz.
Ülke içinde yeterli üretim olmayınca dışa bağımlı kalıyorsunuz. Dünyada
tarımsal girdiler ve tarımsal ürünlerde fiyatlar yükseldikçe içeride
üreticiye pahalı girdi ve tüketiciye de pahalı gıda olarak dönüyor. Tüm
bunların nedeni *AKP'*nin*18 yıl *boyunca uyguladığı ithalata dayalı
tarım politikalarıdır. ”
*KUYRUK* *KAPIDA*
Ekonomist Dr. Murat Kubilay Türkiye'nin tarım ve hayvancılık alanında
kapsamlı ve planlı yatırımlar yapmaması sonucunda döviz kurlarındaki
artışa dayalı olarak yükselen maliyetler çerçevesinde temel gıda
ürünlerine erişimin gittikçe zorlaştığına dikkat çekti. Kubilay
/*“Gıdada üretimden başlayarak yeni bir planlama yapılmazsa tanzim satış
kuyruklarına yeniden yol açacak fiyat artışları mümkün”*/ dedi.
Odatv.com
/*
https://odatv4.com/dunya-birincisiyiz-ama-bakin-neyde-17012125.html */
================================
*SMA* KAMPANYALARI DURDU HAKARET MESAJLARI BAŞLADI
*17.01.2021 08*:*19*
Berkay *SAĞOL*
*SMA* hastası çocuklar için ailelerin kendi çabalarıyla sosyal medya
üzerinden sürdürmeye çalıştıkları bağış kampanyaları Sağlık Bakanı
Koca'nın/*"Kirli kampanya"*/ demesinin ardından durma noktasına geldi.
Bakan Koca’nın açıklamalarından sonra ailelerin yaşadığı sorunlardan
biri de aldıkları hakaret içerikli mesajlar. Bakanın açıklamalarıyla
farklı bir algı yaratıldığını söyleyen aileler her gün çok sayıda hem
destek mesajı hem de hakaret içerikli mesaj aldıklarını ifade etti.
Bu ailelerden biri de *SMA* Tip*1 hastası* olan*14 aylık *Miran'ın
ailesi. Ablası Peyruze Duman Zolgensma tedavisi için yaklaşık*3 ay *önce
sosyal medya üzerinden kampanya başlattıklarını dile getirerek şunları
söyledi: *“S*ağlık Bakanı'nın yaptığı eksik ve hatalı açıklamadan dolayı
kampanyamız durdu. Açıklamaların ardından bugüne kadar bağış yapan bazı
kişilerde bize geri dönüş yapmaya başladı. Bazı kişiler durumu anlamak
için soru soruyor ancak bazıları ise/*'Ülkemizde tedavisi varmış neden
bu parayı topluyorsunuz? Tedavinin sonucu da kesin değilmiş. Amacınız
ne?'*/ şeklinde mesajlar atıyor. Biz canlarımız için savaşırken bir de
şimdi bu algıyı kırmak için uğraşıyoruz. Ben bir öğretmenim ve kardeşim
için bir şey yapamazsam geleceğe dair umudum kalmayacak. Miran'ın tek
suçu Duman ailesinin çocuğu olması mı? Bakan veya bir milletvekilinin
çocuğu olsa eminim şimdiye kadar bu tedaviyi almış bile olurdu"
ifadelerini kullandı.
Yasaklar aileleri çaresiz bıraktı
/*
https://www.birgun.net/haber/yasaklar-aileleri-caresiz-birakti-330454 */
Türkiye’de *SMA* hastalığı gerçekleri
/*
https://www.birgun.net/haber/turkiye-de-sma-hastaligi-gercekleri-329918
*/
Zamana karşı yarışılıyor
/*
https://www.birgun.net/haber/zamana-karsi-yarisiliyor-329916 */
/*
https://www.birgun.net/haber/sma-kampanyalari-durdu-hakaret-mesajlari-basladi-330688
*/
================================
‘/*MAĞDUR DEĞİLSİN’*/ DEDİLER GEREKÇESİYLE ŞİKAYETE RET
*17.01.2021 08*:*14*
*HABER* *MERKEZİ*
*CHP* Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın açıklamasına göre
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatı Mustafa Doğan İnal’ın bir dosya
hakkında yargıyı etkilediği iddiasıyla yapılan suç duyurusuna
mahkeme/*“Şikâyetçinin suçun mağduru olmadığı kanaatine varıldı”*/
diyerek ret kararı verdi.
*CHP*’li Başarır*2018 yılı *şubat ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın
avukatı Mustafa Doğan İnal’ın bir davada yargıyı etkilemeye teşebbüs
ettiğini ve bunun tape kayıtlarının olduğunu açıkladı.
Başarır yaptığı yazılı açıklamada müdahale edilmek istenilen dosyada
nedeniyle karşı taraf avukatının İnal’in hakkında/*“adli yargılamayı
etkilemeye teşebbüs”*/ suçlamasıyla suç duyurusunda bulunduğunu ancak
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturmaya yer olmadığı
kararı verdiğini hatırlattı. Başarır savcılığı verdiği karara yapılan
itirazın da İstanbul*11. Sulh *Ceza Hâkimliği’nce reddedildiğini
duyurarak şunları belirtti:
‘KARAR UTANÇ VERİCİ’
“/*İstinaf Mahkemesi Başkanı odasında yapılan görüşmeler davayı doğrudan
etkileme amacını taşıdığı açıkça ortadayken ve ilgili mahkemenin yapılan
itiraza adil yargılamayı etkilemeyi teşebbüs suçu olarak görmesi ve
davalı tarafın mağdur edilmediğinin belirtilmesi utanç verici bir
karardır. ”*/
“/*Bu olayda Cumhurbaşkanı avukatının söz konusu kişilerle bir istinaf
mahkemesi başkanının odasında görüşme sağlamasının amacı ne olabilir?
Her ne kadar Cumhurbaşkanı avukatı Mustafa Doğan İnal dönemin Ekonomi
Bakanı Nihat Zeybekçi ve Fransız Büyükelçisi’nin ricası ile sadece
istinaf incelemesinin hızlanması talebiyle görüşmenin sağlandığını
uyuşmazlık konusunda bir etkisinin olmadığını belirtse de tapelerden bu
durumun böyle olmadığı anlaşılmaktadır. ”*/
/*
https://www.birgun.net/haber/magdur-degilsin-dediler-gerekcesiyle-sikayete-ret-330686
*/
================================
*ÜMİT* *ALAN* : SOSYAL MEDYANIN /*‘TEKSAS ÇAĞI’*/ BİTERKEN BİZİ NE
BEKLİYOR?
/*
umit...@me.com */
*2021.01.17 07*:*55*
*ABD*’de Kongre baskınının faturası yine büyük ölçüde sosyal medyaya
çıkarıldı. Nitekim*2016 seçimlerini* Trump’ın kazanmasının en büyük
nedenlerinden biri olarak da (Cambridge Analytica bağlamında) sosyal
medya görüldü. Kuşkusuz büyük etkisi var ancak sosyal medyanın
etkilerinin abartılmasını zincirinden boşalmış kapitalizmin ve *ABD*
demokrasisindeki sorunlarını görememekten kaynaklanabileceğini de
düşünüyorum. Her neyse bugünlerde başta eski Başkan Trump olmak üzere
binlerce aşırılık yanlısı taraftarı ve *QA*non komplo teorisi
destekçileri sosyal medya platformlarından uzaklaştırılıyor. Hatta geçen
haftaki yazıda bahsettiğim Parler platformu da Amazon tarafından
sağlanan barındırma hizmeti sonlandırılınca belirsiz bir süre kapanma
kararı aldı. Amerika’da Trump ve aşırılıkçı taraftarlarının sosyal
medyadan uzaklaştırılmasına hemen bir isim bile kondu: Büyük
Platformsuzlaştırma (The Great Deplatforming).
Geçen hafta yaygın sosyal medyadan kovulanların yeni platformlara
yöneleceğinden ve bunun tehlikelerinden söz açmıştık. Bu haftaki Köşe
Vuruşu’nda hem kaldığımız yerden devam edelim hem de sosyal medyanın
/*‘Teksas Çağı’*/ diyebileceğimiz özgürlükler döneminin bitişinin
özellikle Amerika dışında yaşayanlar için ne ifade ettiği üzerine biraz
düşünelim istiyorum.
*GELENEKSEL* *AMERİKAN* *KÖRLÜĞÜ*
*ABD* kamuoyunda her şey *ABD*’de olunca ilk olmuş gibi karşılanıyor.
Örneğin; Trump ve aşırılıkçı yanlılarının platformlar tarafından
yasaklanmasının bir politik hareket için ilk olduğunu düşünüyorlar. Oysa
yazar ve aktivist Jillian C. York’un (
jilliancyork.com) kendi blokundaki
isabetli tespitlerine göre bu bir ilk değil. Lübnanlı politikacılardan
Burmalı generallere hatta yine *ABD*’deki sağcı politikacılara kadar
daha önce benzer nedenlerle yasaklananlar var. İran’la ilgili terimler
yanlış analiz edilmiş gerekçelerle Filistinli konuşmacılar platformlarda
sık sık engellerle karşılanıyor. *QA*non komplocularının tasfiyesi bir
grup olarak ilk değerlendiriliyor ama iddiaya göre bir milyondan fazla
*IŞİD*’çi de platformlardan tasfiye edilmişti. Parler’a uygulanan
yaptırım Wikileaks’e de uygulanmıştı. *ABD* kamuoyunda son tasfiyeyi
/*‘komünizm geldi’*/ diye değerlendiren görüşler var. Jillian C. York’un
bu konudaki yorumu çok net:/*“Hayır bu kapitalizmdir. Platformlar bu
güce sahip. Çünkü dizginlenmemiş kapitalizm hepimizin istediği bir
şeydi. ”*/
*NEDEN* *MODERASYON* *GEREKLİ*?
İnternetin ilk yıllarında sembolize ettiği şey özgürlüktü. İdealler
vardı. Sonra platformlar geldi. Hepsi aynı zamanda kâr maksimizasyonu
temelli çalışan birer şirket olan platformların özgürlük vaat etmesi biz
içeriğe karışmayız demesi ironikti. Oysa insanlar platformda bir saniye
daha fazla kalsın diye şiddeti kışkırtan görüşleri yukarı taşımaları
aslında pekâlâ içeriğe karışmaktı. Bu son yıllarda iyice anlaşılmıştı ve
platformlar büyük olaylarda (aşı karşıtlığı ırkçılık *ABD* seçim
dönemleri vb. ) moderasyon etkinliklerini artırdılar ama hâlâ çok
eksikler. Çünkü dünya *ABD*’den ibaret değil ve diğer ülkelerde de ciddi
sorunlar var.
Bugün /*‘sosyal medya düzenlemesiyle’*/ platformların Türkiye’de
temsilci atayıp atamaması tartışılıyor. Facebook (ve şirketleri) ve
Twitter henüz atamadığı için de reklam yasağı ve bant daraltması
riskiyle karşı karşıya. Türkiye’nin mevcut hukuki durumu yüzünden
platformların temsilcilik açması durumunda karşılaşılacak engellemelerle
ilgili haklı endişeler var. Bence yasal olarak zapturapt altına almaktan
daha önemlisi Türkiye’deki şiddet kışkırtıcılığı başta zararlı içeriği
modere ederken bu ülkenin bağlamını nasıl yakalayacaklar? Tüm bu
moderasyonu Türkiye’deki hukuk sisteminin mi sağlamasını bekliyorlar?
Ona ne kadar güveneceğiz?*2020 ABD* Seçimi için bir sürü önlem alındı
yeni özellikler eklendi. Türkiye’de olası bir erken seçimde veya*2023
seçiminde* neler olacak? Sansüre elbette karşıyız. Ancak topluluk
standartları iyi belirlenmemiş ve bu doğrultuda yönetilemeyen her yerde
iş sonunda sansüre gidiyor ve sansür herkesi vuruyor. Platformlar
standartlar konusunda bir şeyler tebliğ etse de uygulamada başarısızlar.
Sosyal medya platformlarını özgürlükler temelinde tartışırken onların
birer ticari şirket olduğunu asla unutmamamız gerekiyor. İçeriğin
moderasyonu konusunda tarafsız olmaları tröstler oluşturmamaları
trollerle mücadele ve kullanıcıların veri haklarını korumaları yönünde
daha fazla kamuoyu baskısıyla karşılaşmaları gerekiyor. Sadece *ABD*
sınırlarında değil faaliyet gösterdikleri her yerde.
/*
https://www.birgun.net/haber/sosyal-medyanin-teksas-cagi-biterken-bizi-ne-bekliyor-330684
*/
================================
KANAL İSTANBUL İÇİN BELİRLENEN BİLİRKİŞİLERE İTİRAZ: TARAFSIZLIKTAN
ÇOK UZAK
*17.01.2021 07*:*37*
Rant ve talanın projesi Kanal İstanbul’a karşı açılan davada belirlenen
bilirkişi heyetine *TMMOB* itiraz etti. Heyetteki bazı isimlerin
değişmesi gerektiğini belirten *TMMOB *mahkemeye verdiği dilekçede
tarafsız ve objektiflik vurgusu yaptı.
Gökay *BAŞCAN*
İktidarın /*‘çılgın proje’*/ olarak adlandırdığı Kanal İstanbul’a karşı
açılan davada mahkemenin belirlediği bilirkişilere Türk Mühendis ve
Mimar Odaları Birliği (*TMMOB*) itiraz etti. Davanın görüldüğü
İstanbul*10. İdare *Mahkemesi Başkanlığı’na itiraz dilekçesi veren
*TMMOB *heyette yer alan bazı isimlerin tarafsız ve objektif olmadığına
dikkat çekti.
Mahkemenin belirlediği*15 kişilik* heyette iktidara yakınlığıyla bilinen
siyanüre evet diyen öğrenciyi tehdit ettiği iddia edilen akademisyenler
bulunuyor.
*TMMOB* verdiği dilekçede; heyetin Kanal İstanbul Projesi’nin çevresel
etki değerlendirmesi (*ÇED*) raporu için danışmanlık hizmeti sunan
İstanbul Teknik Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi kadrosunda bulunan
öğretim üyelerinden tayin edilmesine vurgu yaptı.
Mahkemenin bilirkişinin tarafsızlığını sağlamak adına gerekli tedbirleri
alması zorunluluğu olduğuna dikkat çekilen dilekçede /*“Açıklanan
sebepler bakımından seçilen bilirkişilerin tarafsız bir rapor tanzim
edemeyecekleri görüldüğünden; belirtilen bilirkişilerin öncelikle bu
nedenle görevden alınmaları ve yerlerine yeni bilirkişi
görevlendirmelerinin yapılması gerekmektedir”*/ dendi.
Öte yandan dilekçede bilirkişi heyetinde yer alan Prof. Dr. Abdullah
Karahan ile Doç. Dr. Halit Özen’in de dava konusu projeye ilişkin
görüşlerini açıklayarak tarafsızlıklarını kaybettikleri vurgulandı.
/*
https://www.birgun.net/haber/kanal-istanbul-icin-belirlenen-bilirkisilere-itiraz-tarafsizliktan-cok-uzak-330682
*/
================================
SARAY İTTİFAKINDA SEÇİM SİSTEMİ MESAİSİ: İŞTE KULİSLERDE KONUŞULANLAR
*17 Ocak 2021 07*:*13* / Siyaset
*MHP* Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet
Sistemi’nin uygulanmasına yönelik önerileri bu kapsamda değiştirilmesi
planlanan seçim sistemi tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Cumhuriyet'ten Selda Güneysu'nun haberine göre Cumhur İttifakı kanadı
mevcut seçim sistemi yerine/*“dar ve daraltılmış bölge*/*”*formüllerinin
uygulanması sonrasında muhalefetin parlamentoda daha fazla sandalye
kazanması ihtimali nedeniyle mevcut sistemden yana tavır alırken her ne
kadar seçim barajının düşürülmesi tartışılsa da*“*/*barajın
düşürülmesinin de özellikle muhalefet partilerine yarayabileceği”*/
ifade ediliyor.
“/*Dar bölge”*/ diye adlandırılan seçim sistemi bugün İngiltere ve
*ABD*’de uygulanıyor. Sistemin Türkiye’ye uyarlanması halinde*600 olan*
milletvekili sayısının seçim çevrelerine göre ayrılması gerekiyor.
Oylar ise coğrafi çevrelere göre değil nüfusun bölünmesine göre
dağıtılıyor. Partiler de her bölgede bir aday gösterebiliyor.
/*“Daraltılmış bölge”*/ sisteminde ise her il*5 milletvekili* çıkaracak
şekilde seçim çevrelerine ayrılıyor.
Ancak bu sistemlere göre bir seçim yapıldığında *HDP*’nin Doğu ve
Güneydoğu bölgelerinden *CHP*’nin de kıyı bölgelerden parlamentoya
göndereceği milletvekili sayısında mevcut sisteme göre artış yaşanması
durumu ortaya çıkabiliyor.
Cumhur İttifakı da bu nedenle bölgelerdeki oy oranlarını konsolide etmek
amacıyla bu iki sistemin uygulanması yerine mevcut seçim sisteminin
uygulanması yönünde tavır alıyor.
*BARAJ* *DA* *GÜNDEMDE*
Öte yandan seçim barajının düşürülmesinin de uzun vadede/*“muhalefet
partilerini ön plana çıkaracağı muhalefetin parlamentoya yine çok sayıda
milletvekili gönderebileceği*/*”*gerekçesiyle*2023 yılı
*seçimlerinde*“*/*uygulanmasını doğru bulmuyor. */*”*Bu nedenle*2023
yılı *seçimlerinde de*“*/*yüzde 10’luk seçim barajının varlığını
koruyacağı*/*”*düşünülürken *“*/*ittifaklara yönelik baraj sistemleri”*/
üzerinde de duruluyor.
/*
https://www.gercekgundem.com/siyaset/244565/saray-ittifakinda-secim-sistemi-mesaisi-iste-kulislerde-konusulanlar
*/
================================
YAZLIK SARAYIN MALİYETİ*640 MİLYON TL!*
*17.01.2021 07*:*20*
*2021* Yılı Yatırım Programı'na göre Okluk Koyu'nda*130 futbol* sahası
büyüklüğündeki alanın yapılaşmaya açıldığı*300 odalı* yazlık saray için
bu yıl da Cumhurbaşkanlığı bütçesinden*20 milyon TL*’lik kaynak ayrıldı.
Yapımı devam eden yazlık sarayın toplam maliyeti ise*640 milyon 500 bin*
*TL* olarak açıklandı.
Y
İsmail *ARI*
*AKP'*li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete’de
yayımlanan/*"2021 Yılı Yatırım Programı’nda"*/*M*uğla'nın Marmaris
İlçesindeki Okluk Koyu’na yaptırılan*300 odalı* yazlık saray için
Cumhurbaşkanlığı bütçesinden bu yıl da milyonlarca lira harcanacağı
ifade edildi.
Yatırım Programı’nda Cumhurbaşkanlığı bütçesinden Okluk Devlet Konuk Evi
olarak adlandırılan /*‘yazlık saray’*/ için*2018 ve 2020 yılları
*arasından*620 milyon 500 bin* *TL* harcandığı belirtildi.
Yazlık saray için*2021 yılında *da*20 milyon TL*’lik kaynak ayrıldığı ve
Okluk Koyu’na inşa edilen yazlık sarayın*640 milyon 500 bin* *TL*’ye mal
olacağı ifade edildi. Milyonlarca liralık harcamanın /*“Donanım etüt
proje makine teçhizat peyzaj ve sosyal tesis yapımı”*/ için harcandığı
da aktarıldı.
*130* *FUTBOL* *SAHASI* *BÜYÜKLÜĞÜNDE*
Okluk Koyu’nda yaptırılan*300 odalı* yazlık sarayın olduğu yerleşke ve
çevresindeki tahribat büyüyor. Bölgede yüzme havuzlu küçük saraycıklar*3
helikopter* pisti ve güvenlik alanı için imara açılan*65 hektarın*
ardından*27 hektarlık* alanın daha statüsünde değişiklik yapıldı.
Böylece toplamda*130 futbol* sahasına yakın alan yapılaşmaya açıldı.
/*
https://www.birgun.net/haber/yazlik-sarayin-maliyeti-640-milyon-tl-330680
*/
================================
YANDAŞ VAKIFLARA/*'KİPTAŞ'*/ ARACILIĞIYLA SATIŞ!
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (*İBB*) şirketi *KİPTAŞ*’ın *AKP*
döneminde bazı gayrimenkulleri *AKP*’ye yakınlığıyla bilinen dernek ve
vakıflara sattığı ortaya çıktı.
*17 Ocak 2021 07*:*07*
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (*İBB*) şirketi *KİPTAŞ*’ın *AKP*
döneminde bazı gayrimenkulleri *AKP*’ye yakınlığıyla bilinen dernek ve
vakıflara sattığı ortaya çıktı.
Cumhuriyet’ten Hazal Ocak'ın haberine göre satış listesinde arazi
alanlar arasında *AKP*’ye yakın dernek ve vakıflardan Önder İmam
Hatipliler Derneği Türkiye Diyanet Vakfı İlim Yayma Vakfı ve *TÜGVA* da
var. *İBB* *CHP* Grup Sözcüsü Tarık Balyalı /*“TÜRGEV ve TÜGVA başta
olmak üzere 18 ayrı gayrimenkul yine aynı vakıf ve derneklere satılmış.
Bu arsaların satıldığı günkü toplam bedeli 98 milyon lira”*/ dedi.
Cumhuriyet’in ulaştığı listeye göre *KİPTAŞ 2010-2020* arasında*18
gayrimenkulü* toplam*98 milyon 630 bin 699 liraya *sattı. Gayrimenkul
satış tablosunda *TÜRGEV*’in*2012 2016 ve 2019 yıllarında *Arnuvutköy
Başakşehir ve Fatih’te*7 gayrimenkul* aldığı görünüyor. Vakfın aldığı
gayrimenkuller arasında öğrenci yurdu da var. Vakıf*7 gayrimenkule*
toplam*27 milyon 655 bin* lira ödemiş. Vakfın Arnavutköy’de aldığı konut
ve ticaret ile hizmet alanı daha sonra sosyal tesis alanına dönüşmüş.
Başakşehir’de aldığı bir gayrimenkul de idari tesis ve park alanıyken
satışın ardından özel eğitim alanı olmuş.
‘HÜLLE YAPILMIŞ’
*İBB* Meclisi’nin ocak ayı son oturumunda konuyu ve listeyi gündeme
getiren *İBB* *CHP* Grup Sözcüsü Tarık Balyalı /*“Bu satışı yapılan
arsaların çoğu İBB’den satın alınmış. Yani araya KİPTAŞ konularak hülle
yapılmış. Arsalar ihaleyle satılmış ama ihalelere katılanlar hep tanıdık
isimler olmuş. Yani *//*‘al gülüm ver gülüm’*//*olmuş”*/ ifadelerini
kullandı.
*PARSEL* *PARSEL* *YANDAŞ* *VAKIFLARA*
İlim Yayma Vakfı Fatih’te*2 gayrimenkulü 2016’da *toplam*1 milyon 850
bin 847 liraya *almış. Türkiye Diyanet Vakfı da Fatih’te*360
metrekarelik *bir konut alanına*2018 yılında 2 milyon 570 bin* lira
ödemiş. Önder İmam Hatipliler Derneği ise Fatih’te*446 metrekarelik *bir
ticaret alanını*18 milyon 500 bin* liraya*2018’de *satın almış. *TÜGVA
*Eyüp’te*2 bin 143 metrekarelik* sosyal ve kültürel tesisler
fonksiyonundaki boş arsayı*2019’da 29 milyon 990 bin* liraya satın
almış. *ENSAR* Vakfı da Başakşehir’de*12 bin 559 metrekarelik* özel
ilköğretim tesisleri alanını*2013’te 4 milyon 652 bin* liraya edinmiş.
Arsa üzerinde şu an *ENSAR* Koleji görünüyor. Listede diğer gayrimenkul
alanlar ise Azaklıoğlu Necati Bay Eğitim Kültür ve Sosyal Yardım Vakfı
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezun ve Mensup Derneği Merve
Eğitim ve Kültür Vakfı ile Safa Eğitim Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı.
/*
https://www.gercekgundem.com/siyaset/244564/yandas-vakiflara-kiptas-araciligiyla-satis
*/
================================
ARSLAN *TEKİN* : *HDP* KAPATILSA NE OLUR KAPATILMASA NE OLUR?.*. *
/*
arslan...@yahoo.com */
*17 Ocak 2021*
*HDP'*nin kapatılacak mı? Tartışma alevlendi.
Anayasa'da partilerin hangi şartlarda kapatılacağı yazılı. /*"Suç
işlenmesini teşvik edemez. "*/ diyor. (*68. *ve*69. maddelere *dikkat!)
*AİHM *İspanya'da yüksek mahkemenin/*"Batasuna"*/yı kapatma kararını
doğru bulmuştur.
Şu satırlar *HDP* deyince içi kıpır kıpır olan *AİHM* eski üyesi Rıza
Türmen'in makalesinden:
/*"Kapatma gerekçeleri arasında Herri Batasuna Partisi'nin terör örgütü
ETA ve onun alt kuruluşlarıyla organik bağı bulunduğu değişik tarihlerde
gerçekleştirilen terör eylemlerini kınamaktan kaçındığı parti
sözcüsünün*//*'yasal olan ya da olmayan her yoldan mücadelemizi
sürdüreceğiz'*//*gibi beyanları terörizmi destekleyen afişler asmaları
halkı devlete karşı mücadele etmeye tahrik etmeleri gibi gerekçeler
var..."*/ (Milliyet*3 Temmuz 2009*).
*HDP'*nin kapatılması söz konusu olunca sağdan soldan aklıevveller
hemen/*"demokrasi"*/den dem vurmaya başlıyorlar. Bunlar ya zekâ
özürlüler ya da *HDP*/*PKK'*nın kuyruğuna takılanlar.
Bir kanunî partiye tavrımız olabilir ama kastımız olamaz. *HDP
*kanunları aştığı için kapatılması gerekir diyoruz.
Çocuklarını *PKK* kapmış analardan *HDP'*nin çocuklarını nasıl
devşirdiğini bir dinleyin. Yakalanan veya teslim olan *PKK*
militanlarının ifadelerine bakın... *HDP*/*"askerlik şubesi"*/ gibi.
Sadece ve sadece*6-8 Ekim 2014 olayları* göz önüne getirin *HDP'*yi
kapatmak için harekete geçmeyen yetkililerin suç işlediğini
anlarsınız.*50'ye *yakın insanı katleden*300'den *fazlasını
yaralayan*200 okulu *devlet dairesini Diyarbakır'da müze hâline
getirilen Ziya Gökalp'ın evini tahrip eden *PKK* artıklarını kim kışkırttı?
Vikipedi'de bile*6-7 Ekim 2014 olayları* suç duyurusu gibi:
/*"IŞİD'in Kobani'yi kuşatmasına karşılık YPG militanlarının Türkiye
sınırları üzerinden silah nakli yapmasına izin vermeyen 62. Türkiye
Hükûmeti'ne tepki olarak HDP Merkez Yürütme Kurulu'nun 6 Ekim'de aldığı
kararla ve sokağa çıkma çağrısıyla başlayan protesto eylemleri ve
silahlı çatışmalar bütünü. "*/
Ya/*"Çözüm=Çözülme"*/ döneminde hendekler kuşatmalar
çatışmalar.../*"Özerklik"*/ ilânına kalkışmalar... Kimin eseri?
*HDP* Merkez Yürütme Kurulu'nun*6 Ekim 2014 günü*
bildirisinde/*"Kobani'de yaşanan katliam girişimine karşı 7'den 70'e
bütün halklarımızı sokağa alan tutmaya ve harekete geçmeye
çağırıyoruz... Bundan böyle her yer Kobani'dir. Kobani'deki kuşatma ve
vahşi saldırganlık son bulana kadar süresiz direnişe çağırıyoruz. "*/
denildikten sonra işin nereye vardığını gördük.
Herkes*6 Ekim *bildirisine bakıyor. Bir de*27 Ekim 2014 bildirisi* var.
Bu bildiri bile *HDP'*nin kapatılma vetiresine başlatmaya yeter. Birkaç
cümle alacağım:
/*"AKP Hükümeti... PYD ile IŞİD'i bir tutma ve PYD'yi'terör örgütü' ilan
etme aymazlığına kadar varmıştır..."*/
*PYD PKK'*nın Suriye koludur. Devam edelim:
/*"6-8 Ekim günlerinde Kobani'den yükselen "*/*H*awar/*" (İmdat)
çığlığına yanıt olmak için sokaklara çıkan polis tarafından infaz edilen
ya da polisin denetimi ve gözetiminde gerçekleştirilen linç
saldırılarında öldürülen onlarca insanımızın..."*/ //*"İmralı'da Sayın
Öcalan'ın müzakereleri yürütmesini kolaylaştıracak bir sekretarya
kurulması bile krize dönüştürülmekte..."*/ //*"Asker polis gerilla
hiçbir gencimizin ölmeyeceği bir barış ikliminin yaratılması..."*/
*PKK* başı/*"Sayın Öcalan" */militanlar/*"gerilla"*/*!*
*HDP'*liler bir kere olsun *PKK* vahşetinden söz etmediler.
Madem yüzümüz Avrupa'ya dönük... Avrupa'da parti kapatma/*"Şiddet
kullanılmasını savunmaları veya bir siyasî araç olarak şiddet
kullanmaları durumunda meşrudur. "*/
Daha ne demek gerekir!
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/hdp-kapatilsa-ne-olur-kapatilmasa-ne-olur-57998yy.htm
*/
================================
ESFENDER *KORKMAZ* : CARİ AÇIK VEREN ÜLKELER FAKİRLEŞTİ
/*
esfe...@esfenderkorkmaz.com */
*17 Ocak 2021*
İkinci Dünya savaşından sonra gelişmekte olan ülkeler için kalkınma
ekonomisi alanında çok çalışma yapıldı.*1980 sonrası* küreselleşme ile
birlikte bu çalışmalar para politikaları ve büyüme alanına yöneldi.
Ancak global ekonomi anlayışı cari fazla eren bazı ülkelerin
zenginleşmesine ve cari açık veren bazı ülkelerinde daha fakir kalmasına
neden oldu.
*ABD* için cari açık söz konusu değildir çünkü dolar dünya parasıdır.
Aynı paralelde kürselleşme döneminde aynı ülke içinde de spekülasyon
arttığı için zengin bir sınıf türemiş ve yoksullar sayısı da arttı. Son
yıllarda aşırı yoksullaşan ülkeler siyasi ve ekonomik olarak dünya
düzenini bozmaya başladığı için bu defa yeniden kalkınma ekonomisi ön
plana çıkmaya başladı.
Kalkınmada doğru politika üretmek için doğru tespit yapmak gerekir.
Bunun içinde /*"herşeyden önce neden bazı ülkeler zengin bazı ülkeler
yoksuldur?"*/ sorusuna cevap aramak gerekir.
Kalkınmanın anahtarı doğal zenginlikler midir? Hayır… Çünkü dünyanın en
yüksek petrol rezervlerine sahip ülkesi Venezuela'dır. Venzuela'da
insanlar ilaç bulamıyor.*2 milyon *insan Venezule'yı terk etti. İkinci
petrol ülkesi suudi Arabistan'dır. Suudi Arabistan'ın*34 milyonluk
*nüfusunun*yüzde 30'u *gecekondularda oturuyor.
Sosyo ekonomik sistem mi? Değil... Sosyalist anlayışta gelir dağılımında
eşitlik ön plandadır. Bu gün eski Sovyetlere mensup olan ülkelerden
Avrupa'da kalanlar daha zengindir. Ama Avrupa'da kalanlar arasında da
gelir farkı yüksektir. Söz gelimi fert başına gelir Çekya ve
Slovanya'da*25 bin *dolar üstü Macaristan'da*20 bin *dolar ve
Bulgaristan'da on bin dolar dolayındadır. Buna karşılık yine Sovyetlere
dahil olmuş Türkmenistan'da*7 bin *dolar ve Özbekistan 'da*2 bin *dolar
kadardır.
Avrupa'da kalan eski Sovyet ülkeleri arasında sovyetler döneminde de bu
gün olduğu gibi kalkınmışlık farkı vardı.
*1985* yazında; uluslararası Maliye Sempozyumu için iki akademisyen
olarak Karayolu ile Macaristan'a gittik. Romanya'da her duvarda Nikolay
Çavuşesku'nun resimleri vardı. Ama halk çok zor durumda idi. Pazara
gittik. Karpuz geldi. Satıcı dilimleyerek sattı. Kuyrukta bir dilim
karpuz almadan dönenler oldu. Resim çektim. Polis filmi çıkardı.
Aynı Sovyetlere dahil Macaristan'da Amerikan pazarı vardı. Batı malları
satılıyordu. Halkın refahı daha yüksekti. Halktan isteyene devlet yarım
dönüm özel arazi tahsis etmişti. Özel arazilerde buğday yarım metre idi.
Kolhozlara dahil olanlarda bir karıştı. O zaman özel mülkiyetin ne kadar
doğal ve önemli olduğunu anladım.
Özetle sosyo - ekonomik sistemlerde gelir ve serveti eşit dağıtamadı
halkın refahını artıramadı ve dağıldı.
Kakınmayı kapsayıcı kurumsal yapılara bağlayanlar da sonucu sebep gibi
göstermiş oluyorlar. Gerçekte ülkeler kalkındıkça kapsayıcı kurumlar da
gelişir. Kapsayıcı kurumlar geliştikçe ülkeler de kalkınır. Yani
birbirini etkiler. Biri sebep diğeri sonuç değildir.
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/cari-acik-veren-ulkeler-fakirlesti-57999yy.htm
*/
================================
NECATİ DOĞRU : DÖVDÜREN!
*17 Ocak 2021*
Daha önce bu köşede yazıp okumanızı önermiştim. Tekrar yazıyorum:
Bir paket gönderildi.
İçinde kitaplar vardı.
Bahriye!
Paketi açacaktı.
Bir an durdu.
“/*Kumru”*/ dedi.
Kumru kızıydı.
“/*Sen uzak dur kızım”*/
Bir iple bağlıydı paket.
İpi kesmesiyle sanayiler içinde büyük bir patlama sesi duyuldu.*1990
yılının *Ekim ayıydı. Öldürülen tarihçi siyaset bilimci Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin ilk kadın akademisyeni Doç. Dr.
Bahriye Üçok'tu. Yazar Elfin Tataroğlu /*“Bahriye*/*” *adlı biyografik
romanında böyle anlatmıştı. O yıllarda muhalif görüşte insanlar
öldürülüyordu. Uğur Mumcu Ahmet Taner Kışlalı Muammer Aksoy Çetin Emeç
ve onlarca isim postayla gönderilen paket ile evinde ya evinden çıkıp
otomobiline binerken ya işinden evine dönerken peş peşe*“*/*vuranı ve
vurduranı bulunmayan bulunamayan yakalanmayan*/*”*suikast sonucu
canlarını verdiler. Elfin Tataroğlu *“*/*Bahriye*/*”*romanında o
yıllarda iktidarların yarattığı*“*/*düşmanlaştırma- şeytanlaştırma-
kutuplaştırma”*/
ortamında toplumun sağırlaştırıldığını ve vicdansızlık ile hukuksuzluğa
göz yummaya itildiğini de anlatıyor.
★★★
*1990. *
*2020. *
*30* yıl geçti.
Benzerini yaşıyoruz.
Gizlenen saklanan yalanla algıyla saptırılanları bulup yazmayı çizgi
edinmiş; bu nedenle de muhalif duran gazete yazarları tıpkı*1990'larda
*olduğu gibi yine evlerinin önünde yine sabah vakti saldırıya uğruyorlar.
Gelişme var.
Öldürülmüyorlar.
Taşla sopayla…
Tabanca kabzası ile…
Dövülüyorlar.
Unutmadık. Gazeticiler Sabahattin Önkibar Yavuz Selim Demirağ Murat İde
Ahmet Takan evlerinin önünde saldırıya uğramışlardı. Ana muhalefet
partisi *CHP'*nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu şehit cenazesinde linç
edilmek istendi. Türkiye İşçi Partisi (*TİP*) Hatay Milletvekili Barış
Atay saldırıya uğradı.
Gazeteci dövenler.
Lideri linç edenler.
Milletvekiline saldıranlar.
Korundu.
Övüldü.
Eli öpüldü.
Vatansever ilan edildi.
Serbestler.
Dolaşıyorlar.
Saldırganların arkasında kimler vardı araştırılmadı bulunmadı. Toplum
tıpkı*1990'da *olduğu gibi/*“sağırlaştırma- korkutup sindirme”*/
vicdansızlık ve hukuksuzluğa göz yummaya itildi.
★★★
Ve önceki gün de gazeteci yazar Orhan Uğuroğlu ve iktidar partisinde
siyaset yaparken ayrılıp Gelecek Partisi'ni kurarak iktidarı ve iktidar
ortağı partinin liderini eleştiren Selçuk Özdağ ve gazeteci Afşin
Hatipoğlu evlerinin kapısında saldırıya uğradılar.
Yine taş sopa!
Tabanca gösterme.
Aynı küfür.
Aynı korkutma.
Kafalarında*15 dikiş *kollarında kırık bırakıp gittiler. Saldırganlar
güçlerini ve cüretlerini Orhan Uğuroğlu ile Selçuk Özdağ'ı evlerinin
önünde dövmeye yollayanlardan alıyorlar.
Saldıran belli!
Saldırtan kim?
Saldırtanlar; hukuksuz adaletsiz vicdansız seçimsiz /*“ben ne söylersem
sen onu yapacaksın”*/ emrine itirazsız boyun eğen bir Türkiye
hazırladılar buna uyulmasını istiyorlar.
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/necati-dogru/dovduren-6214363/ */
================================
YILMAZ ÖZDİL : E HANİ HEPİMİZ AYNI GEMİDEYDİK?
*17 Ocak 2021*
Asrın liderimiz diplomalı imam.
Aynı zamanda futbolcu.
Stili çok benzediği için Beckenbauer lakabıyla tanındığı Fenerbahçe'nin
kendisini transfer etmek istediği yazıldı.
Simitçilik yaptı.
Bizzat anlattı /*“simit on kuruştu akşamdan 2.5 kuruşa bayat simit
alırdım annem buhara yatırırdı 5 kuruşa satardım”*/ dedi.
İktisatçı.
“/*Tobb'un 1 milyon 300 bin üyesi var her üye bir kişi alsa işsizlik 1
milyon 300 bin azalır”*/ teorisinin sahibi.
Şair.
Şiir kasedi var.
Tiyatrocu.
Mas Kom Yah isimli oyunun hem yönetmenliğini yaptı hem başrolünü üstlendi.
Bisküvi distribütörüydü.
Ülker ürünlerini dağıtıyordu.
Sonra işi büyüttü /*“ben ülkemi pazarlamakla mükellefim”*/ dedi.
Sucukçuydu.
İşler kesat diye ağlayan işadamlarına kendisinden örnek verdi /*“eti
doğudan al batıda sat ben Kars'tan Erzurum'dan karkas et getirip sucuk
yapıp satmış adamım bu işleri iyi bilirim”*/ dedi.
İett'ciydi.
Belediyeye temizlik işçisi olarak geçici kadroyla girdi basamakları
yükseldi otobüs garajında kantinci oldu.
Sendikacıydı.
Darphane işçilerinin eylemine katılmıştı grev gözcüsü önlüğüyle hatıra
fotoğrafı var.
Bir nevi pilot.
Pilot montu giydi uçmayan pırpır uçağın kokpitinde başparmağıyla okey
işareti yaparak poz verdi.
Kaptan.
Vapur dümeninde kaptan şapkasıyla fotoğrafı var.
Vatman.
“/*Demokrasi tramvaydır amaç değil araçtır gittiğimiz yere kadar gider
ineriz”*/ lafı pek meşhur.
Sosyolog.
“/*Bir çocuk iflastır iki çocuk iflastır üç çocuk ehh işte anca yerinde
saymaktır patinajdır bize dört lazım beş lazım marketten bezi al temizle
çöpe at bitti gitti tablo bu”*/ teoremiyle tanınıyor.
Psikolog.
“/*Hamdolsun ekonomik kriz yoktur olay psikolojiktir”*/ teşhisinde
bulunmuştu.
Fahri savcı.
Ergenekon davasına bakıyordu hukuk alanında fahri doktoraları var.
Kuyumcu.
İstanbul kuyumcular odasına üye olduğu*1993 yılında *Hasköy'de kuyumcu
dükkanı işlettiği ortaya çıktı.
Muhasebeci.
Belediye başkanı olmadan önce Coşkun et şirketi'nin muhasebe
defterlerini tuttuğu açıklandı.
Fahri profesör.
Hem de iki defa profesör bu unvanını hem Kazakistan'dan aldı hem
Türkmenistan'da aldı uluslararası ilişkiler fahri profesörü.
Fahri jokey.
Fena düştü ama olsun.
Sanat eleştirmeni.
Hangisi ucubedir hangisi edebe aykırıdır hangisi sanatçı müsveddesidir
bir bakışta anlar.
Yazar.
“/*Küresel Barış Vizyonu”*/ ismiyle kitabı var.
Nükleer fizikçi.
“/*Ha memlekete nükleer santral kurmuşsun ha evine aygaz tüpü
bağlatmışsın ikisinin de riski aynı”*/ diyor.
Tüccar.
Almanya başbakanına kaç para maaş aldığını sordu sonra da kendi durumunu
izah etti /*“sizin maaşlar iyi benim ticaretten kazancım olmasa
milletvekili artı başbakan maaşımla geçinemem”*/ dedi.
Çevreci.
Hem de/*“daniskasıyım”*/ dedi.
Armatörcük.
Çocuklarının gemicikleri var.
Gassal.
“/*İmam hatipte okurken bir kısım öğretmenlerimiz bize ‘ölü yıkayıcısı
mı olacaksınız' diyordu evet biz gassalız bizim için şereftir”*/ diyor.
Tarihçi.
Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfetmediğini dünya ondan öğrendi.
Başkomutan.
Askerliğini kantin asteğmeni olarak yaptı ama Harp Akademileri
Komutanlığı'nda konuştu /*“başkomutan benim”*/ dedi.
Başpehlivan.
Hayatı boyunca hiç güreşmediği halde Kırkpınar'da altın kemer taktılar.
Başmuhtar.
Muhtar bile olamaz diyorlardı muhtarlara hitaben konuştu /*“ben
Türkiye'nin tamamını kontrol eden başmuhtarım”*/ dedi.
Çoban.
“/*Bunlara iki koyun verin güdemezler kaybedip gelirler çobanlığın
felsefesini anlamayan insan yönetemez ben çobanım”*/ dedi.
En son…
Ekonomist olduğunu açıkladı.
“/*Ben tıp mensubu değilim benim alanım ekonomi”*/ dedi.
★
Yani?
Hayatı boyunca ilk kez bir mesleğe mensup olmadığını söyledi.
“/*Tıp mensubu değilim”*/ dedi.
★
Ve gitti tıp mensuplarıyla beraber aşı oldu!
★
○ İngiltere aşı icat etti Astrazeneca bütün vatandaşlarına yetecek kadar
aşı satın aldı İngiltere Kraliçesi aşı olmak için sırasını bekledi
İngiltere başbakanı henüz olmadı sırasını bekliyor.
○ Almanya aşı icat etti Biontech bütün vatandaşlarına yetecek kadar aşı
satın aldı Almanya cumhurbaşkanı Steinmeir sırasını bekliyor Almanya
başbakanı Merkel aşı olmak için sırasını bekliyor.
○ Alman yasaları Biontech gibi ilaç-aşı araştırması yapan şirketlerin
çalışanlarının klinik denemelere katılmasına izin vermiyor bu nedenle
Biontech aşısını icat eden Profesör Uğur Şahin'le Özlem Türeci bile
henüz aşı olmadılar sıralarını bekliyorlar.
○ Rusya aşı icat etti Sputnik bütün vatandaşlarına yetecek kadar
üretebiliyor devlet başkanı Putin aşı olmak için sırasını bekliyor.
○ Fransa bütün vatandaşlarına yetecek kadar Biontech Moderna ve
Astrazeneca satın aldı Fransa cumhurbaşkanı sırasını bekliyor Fransa
sağlık bakanı ise hekim olmasına rağmen*50 yaş* altında olduğu için aşı
olmadı yaş sırasını bekliyor.
★
Bizimki sırasını beklemedi tıp mensubu olmadığı halde önceliğe sahip tıp
mensuplarıyla beraber aşı oldu.
★
Vatandaşı teşvik etmek için oldu deniyor…
Herkese yetecek kadar aşı olsa teşvik etmeyi anlarız ortada aşı yokken
istediğimiz halde aşı olamıyorken kimi teşvik ediyorsun?
★
Farzedelim teşvik olduk hani nerede aşı?
★
Aşı olmasaydı aşıya karşı güvensizlik oluşurdu deniyor…
Grip aşısını olmadı boykot etti mesela.
Asrın liderimiz olmadı diye Türkiye grip aşısı olmaktan vazgeçti mi?
★
Bütün gelişmiş ülkelerin siyasetçileri sırasını bekleyerek topluma örnek
oluyor… Herkesin önüne geçerek başkasının hakkını kullanarak topluma
örnek olunur mu?
★
“/*Hepimiz aynı gemideyiz”*/ filan diyorlar ama benim bildiğim gemiyi en
son kaptan terkeder.
Burada filikaya en önce kaptan bindi.
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/yilmaz-ozdil/e-hani-hepimiz-ayni-gemideydik-6214662/
*/
================================
EGE CANSEN : GİRİŞİMCİLİK KAPIKULLUĞU VE DEMOKRASİ
*17 Ocak 2021*
Pazartesi günkü gazetede/*“40 bin kişi mezun oldu sadece 277'si
atandı*/*”*başlıklı bir haber vardı. Habere göre*109 üniversitenin
“*/*yaşlı bakım teknikerliği”*/ bölümlerinden*2006 yılından *bu yana*40
bin *kişi mezun olmuş. Ancak*14 yılda *sadece*277'sinin *ataması
yapılmış. Diğerleri mezun olduklarıyla kalmışlar.
Haberin devamında bu halden memnun olmayan/*“Yaşlı Bakım Teknikerleri
Platformu”*/nun Sağlık Bakanlığı'ndan talepleri sıralanıyordu. Ayrıca bu
talepleri *CHP* Niğde milletvekili Ömer Fethi Gürer'in meclis gündemine
taşıdığına yer verilmişti.
Haberi yazan arkadaşımızın/*“ataması yapılmayan yaşlı bakım teknikerleri
mezun olduklarıyla kaldılar*/*”*ifadesini çok tanıdık buldum. Yani
liseyi bitirdikten sonra yaşlı insanlara bakma alanında yüksek eğitim
almış bilgi ve beceri kazanmış*40 bin *kişi*“*/*atamaları yapılmadığı
için”*/ (devlet memuru olamadıkları diye okuyun) mezun olduklarıyla yani
işsiz kalmışlar.
Birden hatırladım. Bir süre önce de ataması yapılmayan ziraat
mühendisleri gündemdeydi. Onlar da devlet kendilerine iş vermediği için
işsiz kaldıklarını söylüyordu. Ama nedense bu ziraat mühendislerinin
tercihleri arasında bilfiil ziraatla iştigal yoktu.
*YAŞLILARA* *VE* *HASTALARA* *BAKIM* *SEKTÖRÜ*
Geleceğin meslekleri nelerdir diye bir sıralama yapılsa herhalde/*“yaşlı
ve hasta insanlara bakma*/*”*birinci sırada yer alır. Bütün dünyada
toplam nüfus içindeki yaşlıların oranı artmaktadır. Ayrıca*65
yaşından*sonraki*“*/*beklenen ömür”*/ de uzamaktadır.
Evliler eşleriyle birlikte yaşlanmakta ve ikisi birden bakıma muhtaç
hale gelmektedir. Eşlerini kaybedenlerin durumu daha müşküldür. Bakıma
muhtaç bir yaşlının evladıyla birlikte oturması koca insan olmuş aile
kurmuş çoluk çocuğa karışmış evlat için de zordur. İster bakım evlerinde
ister kendi evlerinde olsun varlıklı hatta orta halli insanlar bile
ciddi paralar ödeyerek kendilerine bakacak birini bulma peşindedir.
Birinci elden söylüyorum piyasada bu işi doğru dürüst yapacak yeterli
sayıda/*“yerli ve milli”*/ bakıcı da yoktur. Tahmin ediyorum sadece
İstanbul'da şu an başta Moldovalılar olmak üzere Türkmen Özbek Azeri
veya Ermeni (Türk Ermeni'si değil Ermenistanlı) on binlerce yabancı
uyruklu bakıcı var.
*MEMURUN* *DİRİSİ* *DE* *ÖLÜSÜ* *DE* *MAMURDUR*
Eskiden kızlara/*“memurla evlen memurun ölüsü de dirisi de
mamurdur*/*”*diye akıl verilirdi. Çünkü devletin kapısına kul olanlar
işini kaybetmez ölünce de karısına emekli maaşı kalırdı. Avusturyalı
iktisatçı Schumpeter'e göre kapitalizmin doğru adı*“*/*özgür girişim
düzeni”*/dir.
İktisadi gelişmeyi de girişimciler (enterprenör) sağlar. Bizim ülkemizde
egemen olan iktisadi inanç ise devletçiliktir. Özgür sanılan
girişimcilerimizin çoğunluğu devlete göbekten bağlı kapıkullarıdır.
Bağlı değilse devlet ne yapar yapar onu bağlı hale getirir.
Özgür girişim ortamı özgür siyasetin yeşerdiği tarladır. Kapıkulu olma
hevesi azalmadan özgürlükler genişletilemez.
Son söz: Diploma ekmek karnesi değildir.
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/ege-cansen/girisimcilik-kapikullugu-ve-demokrasi-6214445/
*/
================================
EMİN ÇÖLAŞANÖNCE SERT ÇIKACAKSIN SONRA ÇARK EDECEKSİN!
*17 Ocak 2021*
Sevgili okurlarım bir zamanlar dünyanın saygın ülkelerinden biri olan
koskoca Türkiye Cumhuriyeti bunların elinde ne durumlara düştü görüyorsunuz!
Bu iktidarın başta partili cumhurbaşkanı olmak üzere muhteşem (!) bir
taktiği var…
Bu oyunu özellikle dış politikada oynamaya çalışıyorlar.
Önce sert çıkacaksın.
Gerekirse tehdit edeceksin.
Baktın ki sonuç olumlu sertliğini sürdüreceksin.
Olmuyorsa anında geri adım atıp yumuşayacaksın!
Hesapları şöyle:
Seçmenin aklında sert çıkışlarımız kalır ama geri adım atışımız kalmaz!
Böylece bizim oylarda fazla bir düşüş yaşanmaz.
★★★
Her yerde her fırsatta bir sürü ülkeye ve uluslararası kuruluşlara
sürekli posta koydular tehdit ettiler. Yıllardan beri böyle (idi).
Bazı sert çıkışların amacının ne olduğunu kendileri de bilmiyordu.
Örneğin kuruluş ilkelerine göre beş daimi ve değişmez üyesi olan (*ABD
*Rusya Çin İngiltere ve Fransa) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne
sürekli çağrıda bulundular:
“/*Dünya beş'ten büyüktür. Kararlarınızı ona göre alın haaa!. . Yoksa
bizden korkun bu düzeni değiştiririz!”*/
Zannettiler ki Birleşmiş Milletler korkacak /*“Aman Tayyip Bey'i daha
fazla kızdırmayalım”*/ deyip üye ülkeler yapısını değiştirecektir!
Ne oldu ne değişti?
Hiçbir şey! Feryatları boşa gitti.
★★★
Çeşitli zamanlarda *ABD'*ye de çıkışlar yaptılar…
“/*F-35 uçaklarımızı ver aksi halde biz de kendi önlemlerimizi alırız. ”*/
Ne uçaklar verildi ne de önlem almaları mümkün oldu!
İki milyar dolar trink para ödeyip Rusya'dan *S-400* füzeleri satın
aldılar. Amaç belli uluslararası konularda
Rusya ile birlikte Putin'i de yanımıza çekmekti.
Füzeler Türkiye'ye getirildi rivayete göre de kuruldu. (Aman dikkat
burada askeri sırları açıklayıp suç işlemiyorum. Bu haberler medyada
çıktı. Hakkımda yeni bir dava daha açılmasını istemem!)
Ama böylesine büyük bir bedel karşılığında satın aldığımız bu füzelerin
ne amaçla alındığı kimlere ve hangi ülkelere karşı kullanılacağı
bilinmiyor.
★★★
Suçladıkları posta koydukları ülke ve uluslararası kuruluşların en
başında doğal olarak *AB *Yunanistan ve *ABD* vardı.
(O kadar çok ki diğerlerini burada hiç saymıyorum. )
En başta *AB* geliyordu…
“/*Siz bizi almazsanız biz de kendi başımızın çaresine bakar ve gereğini
yaparız. ”*/
Neler söylediler neler!
“/*Siz kim oluyorsunuz da bizim işimize karışıyorsunuz…”*/
“/*Bize vize alma hakkını verin…”*/
Ancak kafaları en önemli bir konuyu almıyor almak istemiyordu.
*AB* ülkeleri Türkiye'de gerçek bir basın özgürlüğü demokrasi fikir ve
ifade özgürlüğü istiyordu. *AB* ülkelerinde terör çağrısı olmadığı
sürece gazeteciler siyasetçiler ve sıradan vatandaşlar çeşitli
bahanelerle hapishaneye tıkılmıyor haklarında anormal miktarlara ulaşan
yüklü tazminat davaları açılmıyordu.
★★★
Yıllar boyu sert çıktıkça çıktılar posta koydukça koydular tehdit
ettikçe ettiler…
Baktılar ki olmuyor sonunda geleneksel taktiklerine dönmek zorunda kaldılar…
“/*Olmuyor adamlara geri adım attıramıyoruz. Ekonomide ayvayı yemiş
durumdayız. O halde bu gavurlara dostluk elimizi uzatıp barış çubuğu
yakalım. Başka çare yok. ”*/
★★★
Partili cumhurbaşkanı derseniz çareyi birkaç gün önce buldu:
“/*Ben AB ülkelerinin Ankara'daki büyükelçilerini toplayıp bir yemek
vereyim ortamı biraz yumuşatmaya çalışayım. Bakarsınız ikna etmeyi
kafakola almayı başarırım!”*/
Büyükelçiler uzun süreden beri kullanılmayan Çankaya Köşkü'ne davet edildi…
Yemekler Saray'ın seçkin mutfak kadrosu tarafından hazırlanmıştı
gerçekten muhteşemdi.
Ortam son derece özgür ve demokratik idi!.*. *
O kadar ki büyükelçilere/*“Acaba içki alır mıydınız”*/ diye soruldu!
★★★
Ve Recep Tayyip onlara hitaben uzun bir konuşma yaptı…
○“/*Nihai hedefimiz AB'ye tam üyeliktir. AB'nin refahında Türkiye'nin de
payı olduğunu unutmayın. Çıkarlarımız örtüşüyor. Demokrasiden hukuka
kadar her alanda büyük reformlar yaptık. (?) Geleceğimiz Avrupa'dadır.
(Yani Katar'da değilmiş!) Sizinle yeni bir sayfa açalım şu bizim serbest
vize işini de çözelim. ”*/
★★★
Büyükelçiler beyefendinin bu tatlı sözlerini sessizce dinlediler. Bir
basın toplantısı olmadığı için soru sormaları falan zaten mümkün değildi.
Ama olsaydı ve büyükelçilerden biri şunu sorsaydı Recep Bey acaba nasıl
yanıt verirdi:
“/*Geçmişteki onca tehditleriniz ve hakaretlerinizden sonra şimdi
yumuşamış ve geri adım atmış görünüyorsunuz. Ne oldu da değiştiniz?
Yoksa siz hep böyle mi yaparsınız?”*/
İyi ki sormamış yoksa partili cumhurbaşkanı zora düşerdi!
★★★
Emin Çölaşan'ın notu: Büyükelçiler yemeğinde bir hükümet
üyesinden/*“Dışişleri Bakanım”*/ diye söz etti. Dil sürçmesi falan değil
bunu hep yapıyor:
“/*Benim bakanım benim valim benim genel müdürüm…”*/
Yok böyle bir şey bu sözler geçersizdir.
Türkiye Cumhuriyeti krallık padişahlık sultanlık hanedanlık değildir. O
devirler çoktan geçti bayım…
Doğrusu bakanımız valimiz genel müdürümüz olmak zorundadır.
Onlar devletin atanmış bürokratlarıdır.
Bu ülkede kimse kimsenin kulu değildir ve olamaz.
Bu anlamsız ve yakışıksız ağız alışkanlığını da artık değiştirmesini
dilerim.
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/emin-colasan/once-sert-cikacaksin-sonra-cark-edeceksin-6214434/
*/
================================
AYTUNÇ *ERKİN* : AMERİKA ŞİMDİ BUNU KONUŞUYOR
*17 Ocak 2021*
“/*Donald Trump'ın pahalı mirası…”*/ Bu başlığı *ABD* ‘derin devletinin'
düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi (*CFR*) attı… *CFR'*nin Başkanı
Richard N. Haass Trump'ın tarih sayfalarına nasıl yazılacağını anlatan
bir başyazı kaleme almış… Önemli mi? Evet önemli! Çünkü… Trump'ın nerede
hata yaptığını anlatan Haass yeni başkan Joe Biden'ı da uyarıyor. *CFR*
Başkanı Cumhuriyetçi Başkan Trump'ın üç konuda hata yaptığının altını
çizmiş.
Tespit*1*: Amerikan demokrasisine verdiği zarar
“/*6 Ocak 2021 olayları Trump destekçilerinin ABD Kongre Binası'nı
kuşatıp işgal ettiği olaylar başkanın medyayı şeytanlaştırma yerleşik
normları ihlal etme yalanları teşvik etme mahkemelerin otoritesini
sorgulama ve reddetme çabalarının bir sonucuydu. Trump'ın yasadışı
faaliyet ve şiddeti kışkırtması ve kışkırtması bardağı taşıran son damla
oldu. ”*/
Tespit*2*: İkinci tanımlayıcı konu *COVID-19*
“… /*ABD'nin kusurlu tepkisi aynı za manda milyonlarca iş ve işyerinin
(bazıları kalıcı olarak) ortadan kaybolmasına milyonlarca öğrencinin
geride kalmasına ve dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin ve
insanların Amerika'ya olan saygısını kaybetmesine neden oldu. ”*/
Tespit*3*: Amerika'nın dünyadaki konumunu baltalayan bir dış politika
“… /*Kuzey Kore Trump'ın Kim Jong-un ile kişisel diplomasisine rağmen
nükleer stokuna daha fazla ve daha iyi füzeler inşa etti. İran Trump
yönetiminin 2015 nükleer paktından (Ortak Kapsamlı Eylem Planı) tek
taraflı çıkışını takiben nükleer silah geliştirmek için ihtiyaç duyacağı
zamanı azalttı. Venezuela diktatörlüğü daha sağlamlaştı. Rusya Suriye ve
İran Amerika'nın askerlerini çekmesi ve yerel ortaklara destek
vermesinin ardından Ortadoğu'daki nüfuzlarını artırdı. ”*/
Peki… Biz bu tespitlerden ne anlamalıyız? Özellikle üçüncü maddeyi yani
‘başarısız dış politika'yı masaya yatıralım.
Biden ne yapacak?
Amerika'da etkin bir güce sahip olan *CFR *Trump döneminde/*“ABD'nin
etkisinin azaldığına”*/ dikkat çekti.
Bu demek ki… Biden'la birlikte eski günlere dönülmeli!
Yani… Venezuela'da yeniden ‘demokrasi' rüzgarları estirilmeli!
Yani… ‘Arap Baharı ihracı' bir kez daha hayata geçmeli!
*CFR'*ye göre ‘dünya kargaşa içinde ve *ABD'*nin etkisi azalmış' durumda:
Tespit*4*:/*“… Trump her iki eğilimi de (kargaşa ve etki) dramatik bir
şekilde hızlandırdı. Sonuç olarak miras aldığından çok daha kötü durumda
olan bir ülkeyi ve bir dünyayı teslim ediyor olmasıdır. Bu onun üzücü
mirası…”*/
Peki… Türkiye'yi ilgilendiren ne?
*SONUÇ*: *ABD'*li birçok analiste ve Biden'a yakın isimlere göre… *AKP*
iktidarı Joe Biden ile iyi bir ilişki kurmaya çalışacak ve çalışıyor.
*ABD* yönetiminde de Washington'un Türkiye'yi kendi tarafında tutmak
için ne gerekiyorsa yapması gerektiği konusunda bir fikir birliği olduğu
konuşuluyor. Esasa gerekçe de Türkiye'nin Rusya'ya daha fazla
yanaşmasını engellemek!
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/aytunc-erkin/amerika-simdi-bunu-konusuyor-6211889/
*/
================================
ALP TUFAN : *AMERİKAYA* *BİRLEŞİK* *DEVLETLER. *
*17 Ocak 2021*
İyi pazarlar sevgili okuyucularım evet yazımın başlığı *AMERİKA*
*BİRLEŞİK* *DEVLETLERİ* değil.
*AMERİKAYA* *BİRLEŞİK* *DEVLETLER *neden böyle bir başlık attım.
Şundan! Aylardır dünyada bir çok şimdiye kadar görmediğimiz sıkıntılar
varken bizde en önemli haber tüm gazatelerde sosyal medyada yazarlar
uzmanlar hepsinin köşelerinde ağızlarında *TURUMP* gidermi yerine
*BİDEN* gelirmi amerikada ne olur bizle ilişkileri ne olur her kafadan
bir ayrı yorum.
Çocukluğum gençliğim her gün *ABD* ordusu ile geçti sarısı çinlisi
beyazı latin hispaniği zencisi hepsini tanıdık.
Hatta *BAY* *ALKOLÜ* *TAKTİMİMDİRİN* romanı kahramanı gazeteci merhum
*HALİT* *ÇAPIN* ağabeyin anılarındaki subay amerikalı arkadaşı jim ile
viskinin rakı ile savaşının geçtiği rahmetli *SALİH* ağbinin mekanı
*BETON* *SALİH* restorantta bu amerikalılar ile yer içer dostluk yapardık.
Bizim savaş uçağının *RUS* hava kuvvetlerinin *SU-24* savaş uçağını
düşürdüklerinde ben moskova’da yaşıyordum o zaman derin istihbarat
blogspot.com adresinde *ZEKİ* *ARSLAN* rumuzlu yazılarımda bu şekilde
uçak düşürmenin tekniğini *BETON* *SALİH* *ASKERİ* *İLİMLER* *AKADEMİSİ*
isimli yazımla anlatmıştım uzun uzun.
Gelelim *ABD* devletine şu andaki görüntüsü bir gerileme dönemine
girsede şunu kabul etmek lazım her zaman son yüzyılın iki süper gücünden
bir tane.
Dünyanın geldiği şu yozlaşmış halinde maddenin herşeyin üstünde geçerli
olduğu maneviyatın bitmiş olduğu bir gezegende *ABD* devletinin
sıkıntılı olmasının hiç bir önemide kalmıyor.
Çünkü dünyayı bu maddesel sistemde ve yoğun kirlenmeden çıkarmak için
her yeri yakabilecek kudrette olan dünyayı yöneten güçler için artık
insanlığı fazla düşünecek bir durumda değilller.
Türkiye *AMERİKA* ilişkilerinde gelinen noktada dünya büyük bir kargaşa
içine gireceğinde Türlkiye ile hasmane tutumundan vazgeçmeyecektir.
Sonuna kadar bu coğrafya’yı gelecek için şekillendirmenin uğraşısı
içinde olucaktır.
*ABD* bunun startını*4 temmuz 2003 tarihinde* *SÜLEYMANİYE*’de *TÜRK*
*ÖZEL* *KUVVETLERİNİ* esir alarak başladı.
*2005* yılından sonrada ülke içinden yetiştirdiği insan kaynakları ile
bizi bugünlere taşıyan istediği yöne götüren bir seyir defteri yazdı.
Bundan sonrada ülke içinde kullandığı taşoron insan yapılarının onlar
için fazla bir önemi kalmadı onları kendi haline bırakacaktır.
Yıllar önce soğuk savaş döneminde avrupa’da kullandığı *LİBERTE* örgütü
içindeki kişilikleri*1980 li* yılların ortasında bıraktığı gibi.
Başkan *TURUMP*’un gidişi ile yeni başkan *BİDEN*’nin gelişi ile aslında
*ABD* dış politikasında hiç bir değişiklik olmayacak stratejik
planlanmış *ABD* politikası ne ise o uygulanacak.
Aslında bizim çok bilmiş uzmanlarımıza ve stratejiistlerimize bunun ne
kadar doğru olduğunu şurdan söyleyebilirim başkan yardımcısı *MİKE*
*PENCE*’nin hemen yeni başkan şeçilen *JONH* *BİDEN* yanında tutum
alması ve *ABD* menfatlerinin herşeyin üstünde olduğu ile ilgili
açıklaması.
Değerli dostlarıma bir yıl evvel sayın *MİKE* *PENCE* ankara’ya resmi
ziyaret için
geldiğinde uyarmıştım bu insana dikkat edin *ABD* için dünyayı yakar diye.
Gelelim bizim topluma anadolu insanı gençliğinde *ABD* o muhteşem
zenginliği ile tanışınca hepsi *ABD* bir hayranlık duymuş. *ABD* akıllı
bunu daha*1830 lu* yıllarda başlatmış.
Amerika’yı bizden daha çok hiç kimse sevemez. Kurtlar Vadisi dizisinin
baş rol karakteri sayın *NECATİ* *ŞAŞMAZ* bey bile amerikada’ki
anılarını anlatırken gözündeki neşeyi algılayabiliyorsun.
Ama dizide hep *AMERİKALILAR* ile çarpışıyordu.
Şimdi herkes başkan *BİDEN* ve ekibi ile iyi ilişkileri nasıl kurarız
onun peşinde ona göre gazetelerde yazı yazanlardan tut politikada sıcak
mesajlar geçenler hepsi var.
*2000* li yıllarda *TÜRKİYE*’de roman olarak yayınlanan *METAL*
*FIRTINA* aslında *ABD* ordu karargahı *PENTAGONUN* bir harp plan
tatbikatı.
Bu plan tatbikatındaki tüm senaryo üç aşşağı beş yukarı doğru.
Türk orduduna balyoz isimli kitabı yazan em.orgeneral *ERGUN* *SAYGUN*
paşanın *ABD* yaşadıklarını bu kitapta okuyun daha iyi anlarsınız.
Bazı kişilikler vardı *NETEKİM* paşa ile yemek yerken paşam siz bugünün
*ATATÜRKÜ* oldunuz bahçelerde enginar en güzel *MÜJDE* *AR* diye espiri
yapan vatandaşlarımız
bu mahir yetenekleri ile o günden bugüne gelen tüm liderlere aynı
şekilde yaklaştılar işte o güncen bugünede *ABD* ile geldiğimiz nokta
ortada.
Karekterli nesiller yetiştirme imkanımız olucakmı artık bilemiyorum en
önemlisi *REŞAT* *ÇİĞİLTEPE* gibi söz verdiği saatte alamadığı tepe için
kendini vuran koskoca ingiliz ordusunu *KUTUL* *AMAREDE* yenip esir alan
*OSMANLI* ordusu kumandanı *HALİL* *KUT* paşa gibi komutanlarımız ilerki
nesillerde olucakmı.
Dünya çok farklı bir yere gidiyor!
*SANA* *DÜŞMAN BANA* *DÜŞMAN*
*DÜŞÜNEN* *İNSANA* *DÜŞMAN*
*VATANKİ*;*BU* *İNSANLARI* *EVİDİR. *
*SEVGİLİM* *ONLAR* *VATANA* *DÜŞMAN. *
*NAZIM* *HİKMET* *RAN. *
*İYİ* *PAZARLAR *
*ALP* *TUFAN. *
/*
http://www.ngazete.com/amerikaya-birlesik-devletler-65166h.htm */
================================
*AKP'L*İ METİN KÜLÜNK DURAN EKONOMİDEN BİLİM İNSANLARINI SORUMLU TUTTU
/*'MİLLETİN EKMEĞİNDEN ELİNİZİ ÇEKİN'*/ DEDİ
*16 Ocak 2021*
*AKP'*li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen işadamı ve
*AKP* İstanbul eski Milletvekili Metin Külünk salgın tedbirleriyle
birlikte derinleşen ekonomideki krizden bilim insanlarını sorumlu tuttu.
Koronavirüs salgınıyla birlikte ekonomik krizi daha yakıcı biçimde
yaşayan milyonlarca yoksul yurttaş destek beklerken *AKP'*den ise mevcut
tablo karşısında bilim insanlarını sorumlu tutan bir çıkış geldi.
*AKP'*li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen *AKP*
İstanbul eski Milletvekili Metin Külünk konuyla ilgili sosyal medya
hesabından yaptığı paylaşımlarında Bilim Kurulu'nun ülke ekonomisi ve
siyaset üzerinde/*"vesayet odağı"*/ haline geldiğini öne sürüp
tedbirlerin gevşetilmesi çağrısında bulundu.
İşadamı kimliğiyle de bilinen Külünk bilim insanlarının/*"Ekran ekran
dolaşıp korku tellallığı yaparak ekonominin çarklarını durdurduğunu"*/
savundu salgından en ağır şekilde etkilenen sektörleri sıralayıp
durumun/*"sosyal boyut"*/una dikkat çekti.
Bilim insanlarına/*"Yarın tıbben bu virüsün tüm gerçekleri ortaya
çıktığında millete bugün söylediklerinizin gerçeğini öğrenildiğinde ne
anlatacaksınız?"*/ diye seslenen Külünk sözlerinin sonunda da/*"Bilim
adamı kimliği taşıyan bir kısmı isimler Yeter milletin ekmeğinden
elinizi ve dilinizi çekin"*/ ifadelerini kullandı.
/*
http://www.ngazete.com/akpli-metin-kulunk-duran-ekonomiden-bilim-insanlarini-sorumlu-tuttu-milletin-ekmegind-65156h.htm
*/
================================
İRAN DİPLOMATLARINA YÖNELİK TAVRI NEDENİYLE *ABD'Y*İ UYARDI:
ULUSLARARASI ADALET DİVANINA GİDERİZ
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü. /*"ABD'nin İranlı diplomatlara yönelik
yasa dışı eylemlerini durdurmaması halinde"*/ Uluslararası Adalet
Divanına şikayette bulunacağını belirten bir uyarı notunun Washington'a
iletildiğini bildirdi.
*16 Ocak 2021 Cumartesi 22*:*41*
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade ülkesinin /*"ABD'nin
uluslararası kurumlardaki İranlı diplomatlara yönelik yasa dışı
eylemlerini durdurmaması halinde"*/ Uluslararası Adalet Divanına
şikayette bulunacağını belirten bir uyarı notunun Washington yönetimine
iletildiğini bildirdi.
İran resmi haber ajansı *IRNA'*ya göre Hatibzade yaptığı açıklamada İran
Dışişleri Bakanlığının İsviçre'nin Tahran Büyükelçisi aracılığıyla
Washington yönetimine bir uyarı notu gönderdiğini belirtti.
Hatibzade notta Washington yönetiminin Birleşmiş Milletler Dünya Bankası
ve Uluslararası Para Fonu (*IMF*) gibi merkezleri *ABD'*de olan
uluslararası kurumlardaki İranlı diplomatlara yönelik yasa dışı
eylemlerini durdurmadığı takdirde merkezi Hollanda'nın Lahey kentinde
bulunan Uluslararası Adalet Divanına başvuracaklarının ifade edildiğini
bildirdi.
*ABD* yönetiminin söz konusu kurumlardaki İranlı diplomatlara yönelik
uzun süredir uluslararası yasalara aykırı olarak zorluk çıkardığını
belirten Hatibzade bu durumun diplomatların çalışmalarını aksattığını
kaydetti.
Kaynak: *AA*
/*
https://www.dikgazete.com/dunya/iran-diplomatlarina-yonelik-tavri-nedeniyle-abd-yi-uyardi-h590490.html
*/
================================
RUSYA'DAN *AB'Y*E İRİNİ TEPKİSİ
Rusya bayraklı bir kargo gemisinin İrini Operasyonu kapsamında Doğu
Akdeniz'de Yunan donanması tarafından durdurulmasına Kremlin'den sert
tepki geldi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova gemide
arama yapılmadan önce bayrak devletinin onayının alınması gerektiğini
vurguladı.
*16.01.2021 22*:*25*
/*"Adler"*/ isimli Rus kargo gemisi Akdeniz'de Avrupa Birliği'nin İrini
Operasyonu kapsamında Yunan donanması tarafından arandı.
Konuyla ilgili Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova
açıklama yaptı. Zaharova olaya tepki gösterdi.
Zaharova gemilerde arama yapılmadan önce bayrak devletinin onayının
alınması gerektiğini söyledi.
Rus sözcü Yunan makamlarıyla yaşanan hadisenin ayrıntılarını açıklığa
kavuşturmaya çalıştıklarını belirtti.
Zaharova İrini Operasyonu'nun şeffaf olmadığını da vurguladı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü /*"Bazı*//*'kuralları'*//*kendilerince
yeniden biçimlendiremeyeceğini söylemeye gerek yok. "*/ dedi.
Akdeniz'de Türk ticaret gemisi de uluslararası hukuka aykırı bir şekilde
durdurulmuş ve aranmıştı. Yunan komutanın kontrolündeki Alman
fırkateyninin silahlı ve teçhizatlı arama timi helikopterle gemiye
çıkmıştı.
/*
https://www.ulusal.com.tr/dunya/rusya-dan-ab-ye-irini-tepkisi-h274487.html
*/
================================
İSRAİL'DEKİ OKULLARDA KÜÇÜCÜK ÇOCUKLARA NELER ÖĞRETİYORLAR. KANINIZ
DONACAK
*17.01.2021 21*:*29*
İsraillilerin okulda çocuklara öğrettiklerine ilişkin bir video sosyal
medyada çok sayıda etkileşim aldı. İsrailli öğrencilere soru soran
öğretmenler /*“Mescid-i Aksa yıkılacak Arapları öldürmek istiyoruz”*/
gibi yanıtlar alıyor.
İsrail ve Filistin arasında sert gelişmeler yaşanmaya devam ederken
İsrail’deki okullarda öğrenim gören çocukların söyledikleri de şok
etkisi yarattı. Sosyal medyada çok kez paylaşılan ve etkileşim alan bir
videoda İsrailli çocukların Mescid-i Aksa ve Arap yaşıtlarına ilişkin
ifadeleri yer alıyor.
İsrailli çocuklar kendilerine yönetilen soruları birer birer cevaplarken
/*“Küdüs bizim için Kutsal Şehir anlamına geliyor Mescid-i Aksa çökecek
yıkılacak. Arap bir çocukla karşılaştığımız zaman içimizden öfke
geliyor. Öldürmek istiyoruz”*/ gibi ifadeler kullanıyorlar.
“AFERİN TÜM BİLGİLERİ ÖĞRENMİŞSİNİZ”
Söz konusu videonun sonunda konuşan kişi ise çocuklara dönerek /*“Aferin
bütün bilgileri öğrenmişsiniz umarım bu okuldaki başarılarınız devam
eder”*/ ifadelerini kullanıyor.
İZLEYİN
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/d/media/video.20210117213020.mp4 */
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/israildeki-okullarda-kucucuk-cocuklara-neler-ogretiyorlar-kaniniz-donacak-329246h.htm
*/
================================
HOLLANDA'DA TANRI AŞIYI YASAKLADI DEDİLER SALGIN HASTALIĞIN PENÇESİNE
DÜŞTÜLER
*17.01.2021 21*:*17*
Hollanda'nın bir köyünde anne ve babalar dini sebeplerle çocuklarına aşı
yaptırmadı. Bu durumun sonucunda da ülkede salgın hastalık olan kızamık
git gide yayılmaya başladı.
Protestan bir balıkçı köyü olan Urk’ta*9 çocuk* ve bir yetişkine kızamık
teşhisi kondu.
Aşılama oranları ulusal ortalamaya göre düşük olan köy halkının
ortalama*yüzde 61’i *kızamık aşısı yaptırmış durumda. Bu oran ülke
genelinde*yüzde 92 9* civarında.
Hollanda merkezli De Telegraaf’ta yer alan habere göre Hollanda Ulusal
Sağlık Hizmeti hastalarla temasta bulunmuş kişiler için nasıl bir tedavi
yöntemi uygulanacağını araştırıyor.
Gazeteye göre köydeki birçok kişi sadece Tanrı'nın yaşam ve ölüm
üzerinde hükmü olduğuna ve bu nedenle aşı yapmaya izin verilmemesi
gerektiğine inanıyor. Hollanda Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre
Enstitüsü’nden bir sözcü kızamık hastalığına yakalanan kişilerin
birbiriyle yakın ilişkileri bulunan iki ayrı aileden olduğunu belirterek
vakaların tecrit edilmiş durumda olduğuna dikkat çekti.
/*
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/hollandada-tanri-asiyi-yasakladi-dediler-salgin-hastaligin-pencesine-dustuler-329237h.htm
*/
================================
*17.01.2021 20*:*11*
Diyanetten Yunanistan Başpiskoposuna yanıt
Diyanetten Yunanistan Başpiskoposuna yanıt
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Yunanistan Başpiskoposu
İeronimos'un/*"İslam'ın din olmadığı"*/ ve/*"Müslümanların savaş yanlısı
insanlar olduğu"*/ şeklindeki sözleri üzerine /*"Barış ve huzurun hakim
kılınması için gayret sarf etmesi gereken din adamlarının en önemli
vazifesi bir arada yaşama kültürüne katkı sağlamak olmalıdır. "*/
değerlendirmesinde bulundu.
Erbaş yaptığı yazılı açıklamada Yunanistan Başpiskoposu İeronimos'un
*OPEN* *TV* kanalında katıldığı Yunanistan'ın kurtuluş savaşıyla ilgili
programdaki sözlerine tepki gösterdi.
/*"İeronimos'un İslam'ı ve Müslümanları hedef alan iftiralarla dolu
mesnetsiz sözlerini"*/ şiddetle kınadığını söyleyen Erbaş söz konusu
ifadelerin toplumu kışkırtıp insanları İslam'a karşı kin düşmanlık ve
şiddete sevk ettiğini ifade etti.
detay
Nefret saçana değil Baro’ya soruşturma
/*
https://www.birgun.net/haber/nefret-sacana-degil-baro-ya-sorusturma-330596
*/
Bir dinin temsilcilerinin barış birlikte yaşama ve hoşgörü içeren
mesajlarla insanları kavga ve çatışmadan uzak barış içerisinde insanlık
ortak paydasında birlikte yaşamayı teşvik eden bir söylem üretmesi
gerekirken üstlendiği misyona yakışmayan açıklamalarda bulunmasının çok
talihsiz ve kabul edilemez olduğunu söyleyen Erbaş şunları kaydetti:
/*"Ayrıca Hristiyan dünyasının bu hastalıklı bakış açısına karşı gelmesi
gerektiğini de ifade etmek istiyorum. Müslümanları ötekileştirmeyi
hedefleyen bu tarz söylemler Müslümanlara karşı ırkçı bakış açısını
beslemekte canlarına ve ibadethanelerine saldırılara dönüşmektedir.
Barış ve huzurun hakim kılınması için gayret sarf etmesi gereken din
adamlarının en önemli vazifesi bir arada yaşama kültürüne katkı sağlamak
olmalıdır. "*/
detay
Adalet Bakanlığı izin verdi: Diyaneti eleştiren Ankara Barosu soruşturulacak
/*
https://www.birgun.net/haber/adalet-bakanligi-izin-verdi-diyaneti-elestiren-ankara-barosu-sorusturulacak-330516
*/
Erbaş /*"İnsanlığa barış̧ huzur esenlik merhamet şefkat adalet ve
fazilet aşılamanın yolu çatışmak değil birlikte yaşama ahlakını yeniden
yaşanır hale getirmekten geçmektedir. İslam medeniyeti her zaman farklı
dinlerden kültürlerden insanların asırlar boyunca bir arada yaşamasına
imkan vermiş ve herkese inancına göre yaşama hakkını sağlamış büyük bir
medeniyettir. Bu vesilesiyle bir kez daha hatırlatıyorum ki İslam dini
insanlığın ahlak merhamet adalet barış esenlik gibi ulvi değerlerle
buluşmasını amaç edinen bir barış dinidir. "*/ ifadelerini kullandı.
/*
https://www.birgun.net/haber/diyanetten-yunanistan-baspiskoposuna-yanit-330758
*/
================================
================================
Türk askerine/*“eşek*/*”*diyen Akit’çi isimden bu kez
sağlıkçılara*“*/*rüşvetçi”*/ iması
Akit *TV'*de yayınlanan bir programda Yeni Akit gazetesi haber müdürü
Murat Alan sağlıkçıların tepkisini çeken ifadeler kullandı...
*17.01.2021 19*:*53*
Akit *TV'*de yayınlanan bir programda Yeni Akit gazetesi haber müdürü
Murat Alan sağlıkçıların tepkisini çeken ifadeler kullandı.*6 bin
*liradan aşağı maaş alan hemşire olmadığını söyleyen Alan sağlıkçıların
sürekli/*'özlük hakları'*/ meselesini getirmesinden şikayet etti.
Sağlıkçıların yaşanılan kriz ortamında özlük hakları gibi konuları
açmamaları gerektiğini söyleyen Alan şunları söyledi:
“/*Afrin’e ordumuz gideceği zaman subaylarımızın ‘bizim özlük
haklarımızı verin’ demesi gibi. Yahu biz bunu mu konuşuyoruz? TSK’nın
oraya nasıl gireceğini mi konuşacağız yoksa sizin özlük hakları konusunu
mu? (…) Bu ne biliyor musunuz? ‘Rüşvetimi ver susayım’ mantığı gibi bir
şey. ”*/
Sağlık Çalışanları Hak ve Mücadele Derneği Twitter hesabından yaptığı
paylaşımda suç duyurusunda bulunacağını açıkladı. Dernek tarafından
yapılan paylaşımda/*"Sağlık Çalışanlarını rüşvet almakla itham eden ve
toplumu kin ve düşmanlığa sevk edici açıklamalar yapan Yeni Akit
Gazetesi Haber Müdürü Murat ALAN hakkında Savcılığa suç duyurusunda
bulunulacaktır. Hiç kimse vatanseverliğimizi sorgulayamaz!"*/ denildi.
Ankara Tabip Odası da yaptığı paylaşımda /*“#COVID19 pandemisine karşı
özveriyle mücadele eden sağlık çalışanlarına
*//*‘rüşvetçi’*//*karalamasında bulunan kamuoyunu yalan beyanla
yönlendirerek sağlık emekçilerine karşı kin ve düşmanlığa sevk edici
açıklamalar yapan @yeniakit Gazetesi Haber Müdürü
#MuratAlanHaddiniBil!”*/ ifadelerini kullandı.
Twitter’da #MuratAlanHaddiniBil etiketiyle altında yorumlar yapıldı.
Yayın esnasında seyircilerden tepkilere ise Murat Alan/*“kanalı
değiştirsinler o zaman”*/ diye cevap verdi.
İşte o sözler:
/*
https://odatv4.com/vid_video.php?id=90H6C */
Öte yandan Murat Alan geçen yıllarda katıldığı aynı programda Türk
ordusuna hakaret etmiş ve büyük tepki çekmişti. Akit'çi Murat Alan /*“O
hizaya gelmeyen apoletli Generalleriniz hepsi Erdoğan'ın arkasında saf
tutuyor. Oynaya oynaya eşşek gibi saf tutacaklar. Bu ülkede demokrasi
varsa bunu AK Parti iktidarı oturttu”*/ ifadelerini kullanmıştı.
Odatv.com
/*
https://odatv4.com/turk-askerine-esek-diyen-akitci-isimden-bu-kez-saglikcilara-rusvetci-imasi-17012155.html
*/
================================
MİCROSOFT'TAN YENİ PATENT: VERİLER SOHBET BOTUNA DÖNÜŞTÜREBİLECEK
Teknoloji devi Microsoft'un ortaya çıkan yeni patenti bir kişinin
verilerinin kullanımıyla sohbet botu oluşturulacağına işaret ediyor.*1
Aralık'ta* alınan patentteki teknoloji sohbet botunun baz alınan kişi
gibi yanıtlar vermesini sağlayacak.
*17 Ocak 2021 Pazar 16*:*34*
Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Ticari Marka Ofisi internet
sitesinde ortaya çıkan patente göre Microsoft bir kişinin kişiliğini
temel alan sohbet botu geliştirme üzerinde çalışıyor.
Belgede yer alan bilgiye göre teknoloji devi bu patenti*1 Aralık 2020
gününde* aldı.*21 sayfadan* oluşan belge sohbet botunun nasıl
çalışacağını bir kişinin kişiliğini nasıl kullanacağını ve hangi
verilerden yararlanacağını anlatıyor. Şirket patentinde sunduğu bu
yöntemle seçili bir kişinin veya varlığın sohbet edilebilir bir botunun
yapılabileceğini ifade ediyor.
*SOHBET* *ROBOTU* *HANGİ* *VERİLERDEN* *YARARLANIYOR*?
Microsoft'un patentinde gösterdiği teknoloji bir kişinin kişiliğini
benimseyebilmek için o kişinin sosyal verisine başvuruyor. Patentte
sosyal veriler arasında sosyal medya paylaşımları dijital resimler ses
kayıtları elektronik mesajlar yazılı mektupların ve benzer bilgilerin
yer aldığı belirtiliyor.
Bu bilgilerin alınmasıyla birlikte şirket patentte gösterilen adımlara
göre sohbet botunu eğitmek ve bir kişinin bakış açısıyla etkileşimde
bulunabilmek için kullanılabilecek bir/*'kişilik endeksi'*/ oluşturacak.
Bu endeksle birlikte sohbet botu eğitilecek ve bot baz aldığı kişiye
oldukça benzer şekilde sohbet edebilecek.
Kaynak: Webtekno
/*
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/microsofttan-yeni-patent-veriler-sohbet-botuna-donusturebilecek-1806738
*/
================================
GÜNER YİĞİTBAŞI : BAŞINIZA*65 TON* TAŞ DÜŞSÜN SİZLERİN
Bu ülkede*65 yaş* üstü insanlara yargısız infaz yapıyorlar yargı kararı
olmadan genelgelerle*65 yaş* ve üzerini evlere kapatarak özgürlüklerini
engelliyorlar.
Bunlar arasında geçinemeyip hala kayıt dışı çalışmak ek iş yapmak
zorunda olan bir sürü insan var iş yapıp para kazanacaklar ve evlerine
ekmek getirecekler.
Bunlara sokağa çıkamazsınız sadece saat*10. 00 *ile*13. 00 *arasında
yaya olarak sokağa çıkıp hava alabilirsiniz toplu taşıma araçlarına da
binmeniz yasak diyorlar.
Peki bu yasak ve kısıtlamalar karşılığında siyasal iktidar onlara ne
veriyor?
Kocaman bir hiç.
Kendisi vermediği gibi *CHP'*li belediyelerin onlara yapmak istedikleri
yardımları da engelliyorlar insafsızca.
*CHP* belediyeler üzerinden halk nezdinde itibar kazanmasın ve biz
seçimleri kaybetmeyelim diye sadece kendi koltuklarını düşünüyorlar.
Bunlar insanlıklarını kaybetmişler.
Sen*65 yaş* ve üzerini gözden çıkardıysan açıkça ve erkekçe söyle.
Devletin itibarı saraylarla uçaklarla sağlanmaz.
Devletin itibarı yaşlı insanlarına verilen değerle ölçülür batı
toplumlarında.
Siz; sarayınız uçaklarınız zevk ve safahatınız lüksünüz yandaş
müteahhitlerinizin ve oradan aldığınız ve yandaş vakıflara aktardığınız
komisyonlarınız için hazinenin içini boşaltınız ondan sonra da sokağa
çıkma yasağı getirdiğiniz insanlara işyerlerini zorla kapattırdığınız
esnafa bir kuruş devlet yardımı yapmayınız.
Sanki babanızın parasını vereceksiniz. Vereceğiniz para vatandaşın
vergilerinden oluşan kendi parası kendi parasıyla rezil olan insanların
yaşadıkları bizden başka bir ülke yok sanırım.
Bu ülkenin nüfusu yaklaşık*90 milyon *olmuştur.
Siyasal iktidar olarak böbürleniyorsunuz ve*18 seneye* rağmen hala iş
başında kalmaya devam etmek istiyorsunuz ama etkinliği bile tartışmalı
olan Çin aşısını bile insanlara özellikle yasaklar koyduğunuz eve
hapsettiğiniz*65 yaş* üstü insanlara hala tedarik edip uygulayamadınız.
Topu topu*3 milyon *doz aşı alabildiniz büyük bir gecikmeyle.
Her insana iki doz vurulacağına göre;*3 milyon *aşı ancak*1. 5 milyon
*insana yetecek bir aşı.
*90* milyon insana karşılık*1. 5 milyon *insana yetecek bir aşı.
Siz; acz içindeki insanlarına dandik Çin aşısı bile tedarik edemeyen bu
ülkeye itibarlı ülke mi demektesiniz? Sevsinler sizin itibarınızı.
Size bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Türkiye Cumhuriyetinin itibarı
ile siyasal iktidar olarak kendi itibarınızı birbirine karıştırmayınız
lütfen.
Siz içte ve dışta itibarını yitirmiş ülkeyi yönetemeyen hiç kimseye
güven veremeyen bir iktidar konumuna düşmüş bulunuyorsunuz.
*ATATÜRK'*ün kurduğu sizin şu anda tanınmaz ve itibarsız hale getirmeye
çalıştığınız T. C. Devletinin itibarı; *ATATÜRK* gibi Dünya'nın bir
numaralı asker ve devlet adamının başarıları ve itibarından sizden
önceki dönemlerdeki devlet geleneklerinden gelmektedir. Size rağmen T.
C. Devleti olarak itibarımız içeride ve dışarıda hala çok güçlüdür.
Devletin itibarı için sizin saraylarınızın ve uçaklarınızın katkısına
hiç gerek yoktur. Bilakis sizin saray ve uçaklarınız mevcut itibarımızı
da alıp götürmektedir.
Neymiş efendim siyasal iktidarın ileri gelenleri milletvekilleri siyasi
parti liderleri tanınmış politikacılar sıra harici ve öncelikle aşı
olmalılarmış ki; aşı karşıtı insanlarımız da onları örnek alarak
çekinmeden ve korkmadan aşı olmalılarmış.
Hadi oradan sen de.
Aşı olma sırasını torpillemenin mazeretidir bu aymazlığınız.
Madem öyle bu aşının*3. faz *çalışmasında niçin denek olmadınız?
Yok öyle yağma siz bu milleti enayi mi zannediyorsunuz?
Seçim olursa şayet sandıkta göreceksiniz bu milletin özellikle*65 yaş*
üzerindeki insanların uyanışını ve tokatını.
Ben *71 yaşındayım *bu ülkeye üç beş evraktan ibaret dosyası olan basit
it uğursuz adi hırsız yargılayarak değil klasörlerle ifade edilen önemli
dosyaların savcı ve hakimi olarak*25 sene* hizmet ettim ama daha ne grip
ne zatürreye ve ne de korona aşısı olamadım.
*65* Yaş üzeri insanları anayasaya ve yasalara aykırı olarak evlerine
hapseden ve suç işleyen toplu taşım araçlarını dahi yasaklayanlar bu
yasakların bir an önce kalkması için bu insanlara acilen aşı bulup
onların yargısız infazlarını sonlandırmak zorundadırlar.
Tabi gerçekten itibarınız ve insanlığınız varsa.
*17/01/2021*
Güner *YİĞİTBAŞI*
Hukukçu
/*
https://haberguncel.blogspot.com/2021/01/basiniza-65-ton-tas-dussun-sizlerin.html
*/
================================
GEERT WİLDERS’İN SEÇİM VAADİ TEPKİ TOPLUYOR
Hollanda'da*17 Mart'ta* yapılacak genel seçimlere ilişkin programını
açıklayan aşırı sağcı Özgürlük Partisi (*PVV*) öncelikli hedef olarak
yine/*"müslümanlarla mücadeleyi"*/ seçti. Tepki toplayan programın
ardından aşırı sağcı lider Wilders iktidara gelirse/*'Göçmenlik ve
İslamiyet'*/ten Kurtulma Bakanlığı' kuracağını camileri kapatacağını ve
Kur'an-ı Kerim'i ülkede yasaklayacağını açıkladı.
Güncellenme:*18*:*05 17*/*01*/*2021*
Özgürlük Partisi (*PVV*) lideri Geert Wilders’in iktidar olması
durumunda önceliklerinden birisi ülkesindeki Suriyeli sığınmacıları
derhal sınır dışı etmek ve Hollanda’ya Müslüman ülkelerden gelen göçü
engellemek olacak. Ana muhalefetteki aşırı sağcı partinin genel seçimde
yine sağcı seçmenlerin öncelikli tercihi olması bekleniyor.
Hollanda’da son yerel seçimlerde büyük sıçrama kaydeden diğer aşırı
sağcı Demokratik Forum Partisi’ndeki (FvD) bölünme seçmenlerin yeniden
Wilders’e yönelmesine neden oldu. Seçime*50 kişilik* bir aday listesi
ile giren *PVV*’nin ilk sırasında yine Geert Wilders yer alıyor. Seçim
bildirgesi ise yine İslam karşıtı görüşler içeriyor.
“GÖÇMENLİK VE İSLAMİYET’TEN KURTULMA BAKANLIĞI”
Hollanda medyasına göre aşırı sağcı partinin seçim programı/*“anti –
demokratik ve popülist. ”*/ *PVV *iktidara gelmesi halinde /*‘İslam
ideolojisinin yayılmasını’*/ yasaklamak istiyor.
Bu amaçla /*“Göçmenlik ve İslamiyet’ten Kurtulma Bakanlığı”*/ kurulacak.
Çifte vatandaşlığa sahip kişilerin oy kullanması yasaklanacak. İslam
okulları ile camiler kapatılacak Kur’an-ı Kerim de Hollanda’da
yasaklanacak.
Aşırı sağcı lider Wilders’in en önemli vaatlerinden biri de Suriyeli
sığınmacıları ülkelerine geri göndermek. *PVV*’nin iktidara gelmesi
durumunda Suriyelilerin geçici sığınma izinleri derhal iptal edilecek.
Aşırı sağcı parti Müslüman ülkelerden Hollanda’ya gelen göçmenlere de
kapıları kapatma vaadinde bulunuyor. *PVV* seçim bildirgesinde okullarda
her gün Hollanda bayrağının göndere çekileceği ve İslami eğitimin de
yasaklanacağı vurgulanıyor.
*25* *SANDALYE* *ALMALARI* *BEKLENİYOR*
*BBC* Türkçe’de yer alan habere göre aşırı sağcı parti yeni*10 bin
*polis memuru istihdam edilmesini /*“Hollanda sokaklarını geri almak
için”*/ gerektiğinde ordunun ihtiyaç duyulan yerlere konuşlandırılmasını
savunuyor.
Hollanda ürünlerinin kullanımının teşvik edilmesini Avrupa Birliği’nden
(*AB*) çıkılmasını savunan Wilders’in bir başka vaadi de eski Hollanda
parası guldene geri dönmek.
“/*Göçmen sokak teröristleri ve İslami tehlike*/*”*söylemini sıkça dile
getiren aşırı sağcı parti *“*/*ırkçılık suçlamalarına*/*”*kulak
tıkayarak *“*/*Başörtüsü olmayan geleneksel Hollanda rahatlığı olan bir
ülkeye dönmeyi”*/ vadediyor.
Şu anda*150 sandalyeli* temsilciler meclisinde*20 milletvekili* ile
ikinci büyük parti olan *PVV *son anketlere göre*17 Mart
*seçimlerinde*25 civarında* milletvekilliği kazanacak.
Anketlerde Wilders’in eski üyesi olduğu Mark Rutte liderliğindeki
liberal sağcı Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi (*VVD*) önde
gidiyor. *VVD*’nin*40 civarında* sandalye kazanacağı tahmin ediliyor.
Hollanda'da kriz büyüyor: Hükümet istifa etti
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/dunya/hollandada-kriz-buyuyor-hukumet-istifa-ediyor-6212675/?utm_source=ilgili_haber&utm_medium=free&utm_campaign=ilgilihaber
*/
İslam karşıtı *PEGIDA* hareketinden çirkin provokasyon
/*
https://www.sozcu.com.tr/2020/dunya/islam-karsiti-pegida-hareketinden-cirkin-provokasyon-6188828/?utm_source=ilgili_haber&utm_medium=free&utm_campaign=ilgilihaber
*/
Geert Wilders'in Erdoğan paylaşımına sert tepki
/*
https://www.sozcu.com.tr/2020/dunya/geert-wildersin-erdogan-paylasimina-sert-tepki-6097247/?utm_source=ilgili_haber&utm_medium=free&utm_campaign=ilgilihaber
*/
/*
https://www.sozcu.com.tr/2021/dunya/geert-wildersin-secim-vaadi-tepki-topluyor-6215328/
*/
================================
*CHP'L*İLER SOSYAL MEDYADA BU VİDEOYU PAYLAŞIYOR!/*'NEREYE GİTTİ BU
PARALAR?'*/
*CHP'*liler sosyal medya hesaplarından Erdoğan'ın ekonomiye dair
açıklamalarının olduğu videoyu Kılıçdaroğlu'nun/*"Nereye gitti bu
paralar?"*/ sözleri ile birleştirerek paylaştı.
*17 Ocak 2021 17*:*18* / Siyaset
*CHP'*liler sosyal medya hesaplarından *AKP* Genel Başkanı ve
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomiye dair açıklamalarının
olduğu videoyu *CHP* Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun/*"Nereye gitti
bu paralar?"*/ sözleri ile birleştirerek paylaşmaya başladı.
*CHP* İstanbul Gençlik Kolları'nın sosyal medya hesabından/*"Sen milyar
sen para çekmişsin sen bu parayı ne yaptın?"*/ notuyla paylaşılan video
şöyle:
/*
https://cdn.webeyo.com/c/5/3/1/chp-liler-sosyal-medyada-bu-videoyu-paylasiyor-nereye-gitti-bu-paralar/chp-liler-sosyal-medyada-bu-videoyu-paylasiyor-nereye-gitti-bu-paralar-480p.mp4
*/
/*
https://www.gercekgundem.com/siyaset/244688/chpliler-sosyal-medyada-bu-videoyu-paylasiyor-nereye-gitti-bu-paralar
*/
================================
*MÜESSER* Y*ILDIZ* : MAHKEMEDE/*"BU NASIL OLUR"*/ DEDİRTEN OLAY
Godot'yu bekler gibi /*"Hukukta reform"*/ paketi beklenedursun
mahkemelerimizde neler yaşanıyor onu anlatayım...
*17.01.2021 15*:*09*
Erdoğan hukukta yeni reform müjdesini ilk olarak*13 Kasım'da* partisinin
Tekirdağ İl Kongresi'nde şu sözlerle duyurdu:
“/*Bakanlıklarımız ve kurumlarımız yanında ilgili tüm kesimlerle yakın
diyalog ve iş birliği halinde ülkemizde ekonomide ve hukukta yeni bir
reform dönemi başlatıyoruz. ”*/
Benzer ifadeleri sonrasında da birkaç kez tekrarladı.
Nihayetinde*27 Kasım'da* iktidarı destekleyen Yeni Şafak Gazetesi
/*“Reform paketinin 10 Aralık İnsan Hakları Günü'nde açıklanmasının
beklendiğini*/*”*yazdı. Söz konusu haberde paketin ayrıntıları da
aktarılıp *“*/*Özgürlük ve güvenlik hakkı adil yargılanma hakkı ifade
özgürlüğü kadın ve engelli haklarının geliştirilmesi ile bürokraside
yaşanan sıkıntıların giderilmesi gibi başlıklar var”*/ denildi.
*10* Aralık geçti ancak ortada hâlâ bir şey yok.
Erdoğan son olarak*5 gün *önce *AB* Büyükelçileri ile yaptığı toplantıda
hukuk ve ekonomi alanında yeni reformların hazırlıkları içinde
olduklarını tekrarlayıp şunu söyledi:
“/*Son aşamasına gelen çalışmaları inşallah yakında kamuoyumuzla
paylaşacağız. Bu çerçevede Reform Eylem Grubu'nu da toplayarak kapsamlı
bir değerlendirme yapacağız. ”*/
Godot'yu bekler gibi hukukta reform paketi beklenedursun
mahkemelerimizde neler yaşanıyor onu anlatayım.
*DEVLET* *ÖDÜNÇ* *MADALYALI*/*“FETÖ'CÜ”*/
Ankesörden arandığı iddiasıyla yargılanan sanık bir Güneydoğu gazisi.
Hikâyesi ise özetle şöyle:
*1997'*de Üsteğmen iken tuzaklı mayın patlaması sonucu bir gözünü
kaybetti. Devlet övünç madalyası verildi.
Emekliye ayrılmadı *TSK'*da görev yapmaya devam etti.
*15* Temmuz darbe teşebbüsü yaşandığında evindeydi. Silahını alıp
doğruca Genelkurmay'a gitti. Kimliğini gösterip /*“Siz ne
yapıyorsunuz?”*/ diye tepki gösterdi. Görevliler belindeki silahı alıp
onu oradan uzaklaştırdı. Yaşadıkları hakkında Pazartesi günü amirlerine
yazılı bilgi verdi. Soruşturma geçirdi.*2 gün *gözaltında kaldıktan
sonra yurtdışına çıkma yasağıyla serbest bırakıldı. Bu soruşturma*2017
yılında *takipsizlikle sonuçlandı.
Artık kıdemli albaydı ve*1 yıl *sonra bu defa ankesörlü telefon
soruşturmasıyla karşılaştı. İddialara göre *2011-2014* yılları arasında
mahrem imamlar tarafından aranmıştı. Gözaltına alındı yine yurtdışı
çıkış yasağıyla serbest bırakıldı.
Ancak soruşturma geçirdiği için*2018 yılında *kadrosuzluktan emekli
edildi. Yaş haddi gelmediği ve çalışma süresi dolmadığı için emekli
maaşı bağlanmadı sadece gazilik maaşı alabildi.
*İDDİANAMESİ* *İADE* *EDİLDİ*
Hakkında*2018 Haziran'ında* hazırlanan iddianameye gelelim.
Mahkeme söz konusu iddianameyi oybirliğiyle Cumhuriyet Savcılığına iade
etti. İade gerekçeleri dikkat çekiciydi.
Özetle;/*“İddianamenin delil toplanmadan hazırlandığı sadece polisin
araştırma tutanağı ve HTS raporuna dayandırıldığı hiçbir araştırma
yapılmadığı”*/ bildirildi.
Söz konusu eksikliklerin giderilmesi istenirken şunlar da vurgulandı:
“/*İddianın şüpheye yer vermeyecek şekilde olması için bu hususta
bilirkişi görevlendirilip rapor tanzim edilmesi yoluna gidilmesi
gerekirken doğrudan dava açıldığı... İddianın ortaya konulmasının
bilirkişi incelemesine bağlı olduğu durumlarda bilirkişi incelemesinin
mahkemece yapılması gerektiği yönündeki kabulün soruşturma işlemlerinin
mahkemelerce yerine getirilmesi anlamına geleceği...”*/
Sonrasında neler mi oldu?
Cumhuriyet Başsavcılığı iade kararına itiraz etti. Bir üst mahkeme bu
itirazı kabul edip iade kararını kaldırdı.
Neticede ilk duruşma iddianamenin kabulünden*5 ay *sonra yapıldı. Ancak
iade kararı yüzünden midir bilinmez mahkeme başkanı çoktan başka bir
yere tayin edilmiştir.
*DURUŞMALARDA* *NELER* *OLDU*
Bu dosyada şu ana kadar*8 celse* yapıldığını ve neredeyse her duruşmaya
farklı heyetin çıktığını belirtip devam edelim.
Mahkemenin yazdığı müzekkerelere cevap gelmediği ve dosyada bir yığın
eksiklik olduğu halde daha üçüncü celsede Savcı esas hakkındaki
mütalaasını vermeye hazır olduğunu söyledi.
Ancak aynı savcı sonraki celselerde dosyadaki eksikliklerin giderilmesi
yönünde görüş bildirdi.
Yedinci celsede heyetin yanı sıra savcının da değiştiği görüldü.
Celselerde alınan ara kararlar uyarınca sanık Gazi'nin çalıştığı tüm
illere yazı yazılıp ankesör kayıtları istendi... Hakkında itirafçı
beyanı bulunup bulunmadığı soruldu... Bank Asya hesabı sorgulandı...*312
kodlu* aramaların şifreleme olup olmadığı araştırıldı. Bilgi
Teknolojileri Kurumu (*BTK*) bunun o dönemde yaşanan bir/*“Sistem
hatasından”*/ kaynaklandığı cevabını verdi... Hasılı tüm araştırma
sonuçları sanığın lehineydi.
Son olarak sanığın *HTS* kayıtlarının Mahkeme tarafından resen seçilecek
bir bilirkişiye incelettirilip analiz raporu alınması kararlaştırıldı.
*SON* *CELSEDE* *GÖRDÜKLERİM*
Dosyayı yargılanan kişinin bir Gazi olması sebebiyle dikkat çekici
bulmuştum. Bu yüzden /*“Bir de duruşmayı izleyeyim”*/ diyerek son
celseye gittim.
Neler mi oldu?
Salonda sadece sanık Gazi ve avukatı vardı. Tabii üç hakim ve katip de...
Savcı mı? Yoktu cübbesi koltuğunun üzerindeydi.
Mahkeme Başkanı Gazi'nin avukatına bilirkişi raporunu görüp
görmediklerini sordu.
Avukat raporun gece saat*23.00'te UYAP'*a yüklendiğini bu yüzden*29
sayfanın* ancak*15 sayfasını* okuyabildiğini söyledi.
Başkan tutanağa yazdırmaya başladı. Avukat istenen diğer belgelerle
ilgili açıklamalar yaptı. Bunlar da kayda geçirildi.
Bu arada Savcı yerini aldı.
Avukat konuşmasını sürdürürken gözü önündeki ekrana kaydı. Gördüğü
karşısında şaşkınlıkla /*“Savcı mütalaasını vermiş. Bu nasıl olur?
Bilirkişi raporu daha dün gece geldi? Rapor üzerinde konuşmadan Savcı
nasıl mütalaa verebilir?”*/ diye tepki gösterdi.
Savcı'dan şu cevap geldi:
“/*Flash bellekle kaydettirdim...”*/
Avukat bir kez daha bilirkişi raporunu dikkate alıp almayacağını sorunca
Mahkeme Başkanı /*“Niyet okumaya gerek yok”*/ diyerek müdahale etti.
Sonrasında şu diyaloglar yaşandı:
Avukat: Karşınızda *TSK'*nın gazi bir subayı var.
Başkan: O zaman siz yerine geçin mütalaayı siz verin.
Savcı: Ben raporu incelemişim bildirmişim.
Avukat: Benim savunmam bitmeden mütalaa vermek usulde var mı? Mütalaada
bilirkişi raporunun gözetilmesini istiyorum. Dün akşam gelen raporu ne
zaman okudunuz?
Başkan: Dün gördük bilirkişi raporunu.
Avukat: Bilirkişi raporu okunmadan mütalaa verildiğini kayda geçirin.
Elbette ki bu yaşananlar kelimesi kelimesine kayda geçmedi ancak Avukata
atfen şu ifadeler tutanakta yer aldı:
“/*Biz savunma yaparken zabıtta mütalaaya ilişkin kısmı da görmüş
bulunmaktayız. Dolayısıyla bizim savunmamız gözetilmeksizin mütalaanın
hazırlandığı kanaatindeyiz. Bu hususun da mahkemenizce gözetilmesini
talep ediyoruz. ”*/
Sonrası mı?
Mahkeme Başkanı Savcıya/*“Tevsii tahkikat”*/ (kovuşturmanın
genişletilmesi) talebi olup olmadığını sordu.
Savcı /*“Dosya bilirkişi raporu ile birlikte tarafıma fiziken teslim
edilmiş olup ona göre de dosyayı bir kül halinde inceleyerek yalnızca
bilirkişi raporuna bağlı kalmaksızın esas hakkındaki mütalaamızı
hazırladık tevsii tahkikat talebimiz yoktur. ”*/ dedikten sonra şu
mütalaayı verdi:
“/*Yapılan soruşturma ve kovuşturma sonucu toplanan delillerden sanığın
kullanımındaki .... nolu GSM hattından 2011-2014 yılları arasında sayıca
çokça arama/aranma ve ardışık aranmalarının olduğunun tespit edildiği
tüm dosya kapsamında sanığın TSK askeri yapılanma içerisinde FETÖ/PDY
silahlı terör örgütü mahrem imamına bağlı olduğu organik ve hiyerarşik
yapı içerisinde yer aldığı ve üzerine atılı FETÖ/PDY örgüt üyeliği
suçunu işlediği anlaşılmakla; Sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi
kamu adına talep ve mütalaa olunur. ”*/
Avukat dayanamadı bilirkişi raporunu göstererek /*“Bakın ardışık arama
yok yazıyor”*/ diye bağırdı.
Mahkeme Başkanı /*“Esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapacaksanız
dinleyelim”*/ karşılığını verdi.
Peki bizzat Mahkemenin tayin ettiği bilirkişi tarafından hazırlanan*29
sayfalık* raporun sonuç ve kanaat bölümünde ne mi yazıyordu? Şunlar:
“/*Sanığın sabit aramaları ve irtibatlı kişiler olan görüşmeleri
incelendiğinde; sabit aramalar sonrasında periyodik ya da ardışık
belirli kişi ya da grup araması yapmadığı irtibatlı kişiler ile
görüşmelerinde belirli bir düzen olmadığı ardışık ya da periyodik olarak
belirli kişi ya da grup aramasına rastlanmamıştır ve aramalarında
şifreleme (alan kodu çevirerek arama) yapmadığı görülmüştür. ”*/
Sonuç mu? Sanık ve avukatının talebi üzerine Mahkeme esas hakkındaki
mütalaaya karşı savunmalarını yapmaları için duruşmayı ileri bir tarihe
erteledi.
Salondan çıkarken Mahkeme Başkanı ve Savcının bu peşin mütalaa yüzünden
tartışmaya başladığını duydum!.*. *
Evet /*“Hukukta yeni reform”*/ mu demiştiniz?
Müyesser Yıldız
Odatv.com
/*
https://odatv4.com/mahkemede-bu-nasil-olur-dedirten-olay--17012111.html
*/
================================
ALP KIRIKKANAT : İSTİKŞAF FARKI
*15*:*4417 Ocak 2021*
Dünyada ve çevremizde yaşanan ve sürekli değişkenlik gösteren olayları
anlamak; eskisine oranla daha zorlaşmaya başladı. Olaylar çok hızlı
gelişiyor ve ezberleri zorluyor. Bilinen klasik yöntemlerin kimi zaman
bir işe yaramadığı görülüyor. Hele bir de geçmişte gösterilmesi gereken
tavırlarda atalet içinde kalındıysa; sorunlar daha da ağırlaşıyor. Ancak
uygulanabilir yöntemlere ve çıkarlarımızı gözeten yaklaşımlara
ihtiyacımız olduğu kesin. Bölgemizde çizilen zikzaklar başımızı sonradan
daha büyük belalara sokabilir. Örneğin Yunanistan’la aramızda başlayacak
olan istikşafi (*) görüşmeler birçok haklı tepkiyi beraberinde getirdi.
Karşı taraf istikşafi görüşmelerde iki ülke arasındaki kıta
sahanlıklarının belirlenmesinden başka hiçbir konuyu görüşmeye niyeti
olmadığını sürekli beyan ediyor. Yani işgal ettiği adaların hesabını
bile soramayacağım. Bu anlamda şimdiye kadarki tezlerimizle ve
denizlerde yapılan faaliyetlerimizle örtüşmeyeceği düşünülen bu tip
görüşmelerden ne sonuç çıkacağı şüpheli. Her iki tarafın açıklamalarına
baktığınızda bu görüşmelerin ön koşullu ya da ön koşulsuz mu olacağı da
tam olarak anlaşılmıyor. Bizi bu görüşmelere ikna eden hususların ne
olduğu da çok açık değil. Durum böyle olunca da daha fazla bilginin
ortaya çıkmasını beklemekten başka çare kalmıyor.
Ancak karşı taraf çılgınca silahlanma yarışına hazırlanır bir görüntü
çizmeye başladı. *ABD *Alman ve Fransız menşeili silahların peşinde
koşuyorlar. Milyar dolarlık borçlanmaları göze alıyorlar. Baştan beri
iddia ettiğim konu şu oldu: Doğu Akdeniz’deki konsantrasyonumuzu bozmak
üzere bizi Ege’deki sorunlara çekiyorlar. Ancak baktılar olmuyor; Doğu
Akdeniz’i de işin içine katan bir tutum sergilediler. Bunu Yunanistan’ı
silahlanma yarışına sokan ülkeler istiyor. Savaş istediklerinden değil
zamana oynadıklarından… Bu durum Yunanistan’ın da işine yarıyor.
Ekonomik durumumuzun iyi olmaması da işin cabası. Ama Yunan tarafında da
ekonomi çökmüş bir görünüm içinde. Geçen yılın son çeyreğinde
ekonomisi*yüzde 14 küçüldü. *İki ülkenin de anlaşması çok uzun zaman
alacak. Her iki tarafın da bir çizgide dengeye getirilmesinin ve
sorunların özellikle Doğu Akdeniz’de mümkünse şimdilik dondurulmasının
ya da görüşmeler yoluyla zamana yayılmasının istendiğini düşünüyorum.
ÇÜNKÜ ORTA DOĞU’DA VE DİĞER FARKLI BÖLGELERDE YENİ GELİŞMELER SÖZ
KONUSU. ÇÜNKÜ ORTA DOĞU’DA VE DİĞER FARKLI BÖLGELERDE YENİ
GELİŞMELER SÖZ KONUSU.
Trump yönetimi giderayak *ABD* Merkez Komutanlığı’nın (*CENTCOM*)
faaliyet alanının genişletilmesi kararını aldı. *ABD* Avrupa Komutanlığı
görev alanında yer alan İsrail İran'a karşı iş birliğini teşvik etmek
maksadıyla; Ortadoğu ülkeleriyle birlikte *CENTCOM*’un sorumluluk alanı
içine dahil edilmiş oldu. Bu yeni durum aslında bir sürpriz değil. Geçen
yıl içinde İsrail’in bir kısım Arap ülkeleriyle yakınlaşması
gündemdeydi. Şimdi İsrail’le birlikte tüm Orta Doğu için bir güvenlik
mimarisi tasarlanıyor. Geçtiğimiz kasım ayında İranlı üst düzey kişilere
yapılan suikastler ve aralık ayında bir İsrail denizaltısının Hürmüz
Boğazı açıklarında görülmesi mücadele mikyasının artacağını gösteren
emarelerdi.
*CENTCOM*’un faaliyet alanının genişlemesinin sadece İran’a karşı olduğu
söylenebilir mi? Şahsi kanaatim: hayır. Rusya ve Çin’in de son dönemdeki
Orta Doğu faaliyetleri Batı için oldukça rahatsızlık verici boyutlara
ulaştı. Bu faaliyetlerin İran’la entegre bir hal alma olasılığı ise
endişeleri artıran daha farklı bir durumu ortaya koyuyor.
Suriye ve Libya’dan başlayarak konum almaya çalışan Ruslar; Mısır’ın
Port Said limanının doğusuna bir sanayi kompleksi inşasına hazırlanırken
diğer yandan Sudan’da bir deniz üssü açmayı hedefliyorlar. Bazı açık
kaynaklarda Sudan’daki üssün lojistik ağırlıklı bir üs olacağı
belirtiliyor. Kızıldeniz’in kuzeyi ve ortasındaki batı kıyı şeridinde
hal böyleyken; güneyinde ise Bab el*-M*andeb geçidinin doğu kıyısında
bulunan Yemen’deki İran destekli grupların yarattığı tehditler de bir
başka durum olarak görülüyor. Bab el*-M*andeb’in batı kıyısındaki
Cibuti’de ise sürekli gelişen bir Çin deniz üssü mevcut.
Görüldüğü üzere Suriye’nin Lazkiye ve Tartus kıyılarından başlayan;
Süveyş’den devam ederek Kızıldeniz’in güneyine kadar ulaşan enteresan
bir şerit oluşmuş durumda. Arap yarımadasının batısını Batı’nın gözüyle
bir kuşatma altında olduğunu düşündürecek bir durum söz konusu. Peki ya
doğusu? Orada da İran var. Daha doğuda ise Pakistan kıyılarına yavaş
yavaş Çin sokuluyor. Gwadar limanının işletmesini*40 yıllığına *üstlenen
Çin’in burada bir deniz üssü kurmayı planlayabileceği yönünde tahminler
yapılıyor.
Bütün bunlar olurken Yunanistan’ın arkasında olduğu görülen bazı
ülkeler; geçen yıl Orta Doğu’nun yanı sıra Pasifik’te de zor anlar
yaşadılar. Çin’e karşı Pasifik’te kuvvet yapısını oluşturmakta zorlanan
bir *ABD* var. Donanmasındaki personel ve materyal sorunları devam
ediyor. Diğer yandan Pasifik’te kolonilerini elinde tutmakta zorlanan
bir Fransa söz konusu. Avustralya’nın doğusundaki Yeni Kaledonya’da
geçen yıl yapılan referandumda ada kıl payı bir oy oranıyla Fransa’da
kaldı.*2022’de *yeni bir bağımsızlık referandumunun yapılması
bekleniyor. Sadece iki gemiden müteşekkil Jeanne d’Arc isimli bir deniz
görev grubu şimdiden bu sularda dolaşmaya başladı.
Bütün bu olan bitenlerin arka yüzünde ekonomik sebepler bulunmakta ve
her aktör askeri gücü nispetinde konum almaya çalışmaktadır. Batı
açısından sıkıntılar büyük ancak herkes kendi çıkarı için çalışıyor.
Yunanla uğraşırken bizi yaptırımlarla tehdit eden gerçek rakiplerin;
hangi bölgelerde ve ne anlamda sıkıştıklarını da dikkate almamız
gerekiyor. O nedenle bizden uzak coğrafyalarda olsalar bile /*‘‘bizi ne
ilgilendirir?’*/’ diyemeyeceğimiz bir durum söz konusu.
Netice itibarıyla Orta Doğu ve Pasifik’te türlü problemlerle uğraşan bir
kısım Batılı ülkelerin Ege Denizi ya da Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın
bizle çatışmasını isteyebileceğini düşünmüyorum. O nedenle olsa gerek
kendilerine üs ve kolaylık sağlayan Yunanistan’ın hezeyanlarını bir
kısım silah satışlarıyla gidermeye çalışırlarken; bizi de yaptırım
tehditleriyle baskı altına alarak olası bir uzlaşı için masaya çekmeye
çalıyorlar.
Ortaya koymaya çalıştığım bu fotoğraf içinde şimdilik içeriğinin ne
olduğu tam olarak belli olmayan ön koşullu ya da ön koşulsuz deniz yetki
alanlarımızın geleceğini etkileyebilecek görüşmelere razı olmak biraz
tuhaf kaçıyor. Açık kaynaklara bakarak görüşmelere dair gerçeğe yakın
bir yorum yapabilmek için resmin en azından bir kısmının ortaya
çıkmasını beklemek gerekiyor. Ancak madem görüşmeye karar verdik o
takdirde; görüşmelerin başka bir seyirde cereyan etmesini sağlayacak
önerilere de kulak vermek gerekiyor. Örneğin şimdilik ekonomi sanayi
denizcilik ve turizm gibi iş birliğine açık konulardan başlanabilir.
Ancak siyasi ekonomik ve askeri yönlerden kaderini bu kadar dışa bağımlı
bir hale getirmiş bir ülkeden bunu beklemek çok doğru olur mu? İhtimal
çok az ama denenebilir. Bu kapsamda farklı bir istikşafa gereksinimimiz
olduğunu düşünüyorum. Dibini görmediğimiz kuyuya inmekten iyidir.
(*) Türk Dil Kurumuna göre istikşafın anlamı; tanıma açınsama. Ancak
diplomatik bir terim olan istikşafi görüşmeler keşif tanıma amaçlı
görüşme anlamına geliyor.
Kaynaklar:
Berberakis Stelyo /*‘‘Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias: Türkiye eski
Türkiye değil’*/’ *BBC* News*10 Ocak 2021 *
/*
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55611192 */**(*17 Ocak 2021*)
‘‘/*Yunanistan ekonomisi çöküşte’*/’ Deutsche Welle*03 Eylül 2020
*/*
https://www.dw.com/tr/yunanistan-ekonomisi */çöküşte/a*-54804460
*(*17 Ocak 2021*)
‘‘/*Son Dakika: O tarihte Türkiye'ye karşı savaşa hazır olacak!
Manşetten duyurdular...’*/’ Milliyet Gazetesi*17 Aralık 2020
*/*
https://www.milliyet.com.tr/galeri/son-dakika-haberleri-turkiyeye-karsi-savasa-hazir-olacagi-tarihi-mansetten-verdiler-6382034/15
*/**(*17 Ocak 2021*)
Vandiver John /*‘‘CENTCOM mission expands to include Israel’*/’ Stars
and Stripes*15 Ocak 2021 *
/*
https://www.stripes.com/news/middle-east/centcom-mission-expands-to-include-israel-1.658602
*/**(*17 Ocak 2021*)
Nadimi Farzin /*‘‘Submarine Movements on Iran’*/s Doorstep: Military and
Legal Implications’’ The Washington Institute for Near East Policy*29
Aralık 2020
*/*
https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/submarine-movements-irans-doorstep-military-and-legal-implications
*/ (*17 Ocak 2021*)
Kırıkkanat Alp /*‘‘Rusya-Mısır Ortaklığının Düşündürdükleri’*/’ Alp
Kırıkkanat Seyir Defteri*17 Ekim 2020
*/*
http://www.alpkirikkanat.com/makale-detay/103/rusya-misir-ortakliginin-dusundurdukleri
*/ (*17 Ocak 2021*)
Lokeren Van /*‘‘A Russian logistic support base in Sudan?’*/’ Russian
Fleet Analysis Blog*12 Kasım 2020 *
/*
https://russianfleetanalysis.blogspot.com/2020/11/a-russian-logistic-support-base-in-sudan.html
*/ (*17 Ocak 2021*)
‘‘/*Putin Sudan'da Rus donanma üssü kurulmasına yönelik kararı
onayladı’*/’ Euro News*17 Kasım 2020
*/*
https://tr.euronews.com/2020/11/17/putin-sudan-da-rus-donanma-ussu-kurulmas-na-yonelik-karar-onaylad
*/ (*17 Kasım 2021*)
Cabestan Jean*-P*ierre /*‘‘China’*/s Djibouti naval base increasing its
power’’ EastAsia Forum*16 Mayıs 2020
*/*
https://www.eastasiaforum.org/2020/05/16/chinas-djibouti-naval-base-increasing-its-power/
*/ (*17 Ocak 2021*)
Hergünşen İsmet (E) Dz. Kur. Alb. /*‘‘Türk-Yunan İstikşafi
Görüşmeleri’*/’ Veryansın Tv*13 Ocak 2021
*/*
https://www.veryansintv.com/turk-yunan-istiksafi-gorusmeleri */ (*17
Ocak 2021*)
‘‘/*İstikşafi kelimesi ne anlama geliyor? (İstikşafi görüşme ne
demek?)’*/’ *NTV 12 Ocak 2021
*/*
https://www.ntv.com.tr/turkiye/istiksafi-kelimesi-ne-anlama-geliyor-istiksafi-gorusme-ne-demek
*/ D_hgRrse2kKrf*EBT5OSE-*w (*17 Ocak 2021*)
/*
http://www.ngazete.com/istiksaf-farki-65221h.htm */
================================
== == == == == == == == == == == ==
== == == == == == == == == == == ==
== ==
/*↑* Arkadaşlar bu kitabimiz tam da bu doga katliamini anlatiyor./
//
/Kazdaglari, Erzincan Kemah, Ordu/Fatsa altin madenlerinin yedikleri
herzeler detaylandiriliyor.//
/
//
/Kitap protestolarsa sessiz okuma eylemlerinde de okunuyor.../
-- -- -- -- -- -- --
-- -- -- -- -- -- --
-- -- -- -- -- -- --
<
https://www.odakitap.com/metastaz-kitabi-baris-pehlivan>
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
Tarihi yasadigimiz gibi yazdik fakat gelecegi cumhuriyete inananlara onu
koruyanlara ve yasatacaklara emanet etmek lazimdir.
Gazi Mustafa Kemal ATATURK
- - - - - - - - - - - - -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI
18. RUHANIYET BIR HAM HAYALDIR
Vahsi, bir "ruh"tan soz ettiginde, hic olmazsa bu kelimeye bazi anlamlar
yukler. Bununla, yururlukte olmayan, ancak hissedilen eserler meydana
getiren havaya, ruzgara, guzel kokuya, esintiye benzeyen bir etkeni
amaclar. Yeni ilahiyatci meseleyi incelte incelte, kendisi icin oldugu
kadar baskalari icin de az anlasilir oluyor. Ona "ruh" kelimesinin neyi
ifade ettigini sorunuz; size hemen, "Bilinmeyen bir cevherdir, tumuyle
basittir, bir mekana sahip degildir; maddeyle hicbir ilgisi ve iliskisi
yoktur" karsiligini verecektir. Dogrusunu soyleyelim, boyle bir "cevher"
hakkinda en kucuk bir fikir olusturacak bir insan var midir? Ilahiyat
dilinde "ruh", anlamsiz bir laftan, bir dusunce yoklugundan baska bir
sey midir?
Ruhaniyet dusuncesi de modelsiz bir fikirdir.
- - - - - - - - - - - - -
Ozgurluk iki kere ikinin dort ettigini soyleyebilmektir.
Eger buna izin verilirse gerisi kendiliginden gelir.
George Orwell1984
- - - - - - - - - - - - -
Ben bir ateistim, bu kadar.
Birbirimize sevgiyle yaklasmaktan ve oteki insanlar icin yapilacak her
seyi yapmaktan baska bir sey bilmemiz gerektigine inanmiyorum.
HEPBURN,KATHARINE (1907-2003) ABD'li aktris.
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner
- - - - - - - - - - - - -
TCK Madde 115 Inanc dusunce ve kanaat hurriyetinin kullanilmasini engelleme
1) Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi dini siyasi sosyal felsefi
inanc dusunce ve kanaatlerini aciklamaya veya degistirmeye zorlayan ya
da bunlari aciklamaktan yaymaktan meneden kisi bir yildan uc yila kadar
hapis cezasi ile cezalandirilir.
2) Degisik 2 3 2014-6529 14 md. Dini inancin gereginin yerine
getirilmesinin veya dini ibadet veya ayinlerin bireysel ya da toplu
olarak yapilmasinin cebir veya tehdit kullanilarak ya da hukuka aykiri
baska bir davranisla engellenmesi halinde fail hakkinda birinci fikraya
gore cezaya hukmolunur.
3) Ek 2 3 2014-6529 14 md. Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka
aykiri baska bir davranisla bir kimsenin inanc dusunce veya
kanaatlerinden kaynaklanan yasam tarzina iliskin tercihlerine mudahale
eden veya bunlari degistirmeye zorlayan kisiye birinci fikra hukmune
gore ceza verilir.
- - - - - - - - - - - - -
*/Grup eposta komutlari ve adresleri /* */: /* */
/*
*/Gruba mesaj gondermek icin /* */: /* */
ozgur-...@googlegroups.com
<mailto:
ozgur-...@googlegroups.com>/*
*/Gruba uye olmak icin /* */: /*
*/
ozgur-gunde...@googlegroups.com/*
*/Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* */
0raj....@neomailbox.net
<mailto:
0raj....@neomailbox.net> /
oraj....@openmail.cc
<mailto:
oraj....@openmail.cc>/*
*/Grup Sayfamiz /* */: /* */
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem//*
*/Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz /* */: /*
*/
http://orajpoyraz.blogspot.com//*
*//*/Özgürlük adam, henüz yeni kurdum.
Siyasi iktidarın sürekli yasakladığı, polisiye önlemler ile gizlemeye
çalıştığı şeyleri burada biriktireceğim.
Videolar, resimler, makaleler falan.
/*//* */:
/* */
http://insulaelibertatis.com/ <
http://insulaelibertatis.com/>
/*